Av.Yasin GİRGİN tarafından yazılmış tüm yazılar

1999 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olan Av.Yasin GİRGİN yaklaşık 1 yıl hakimlik döneminin dışında 2000 yılından bu yana boşanma, velayet, nafaka ve mal paylaşımı gibi aile hukuku alanında avukatlık yapmaktadır. 120 köşe yazısı Hürriyet Gazetesi'nde de yayınlanan Yasin GİRGİN'in "Boşanma Davaları El Kitabı" ve "Evlilik Birliğinin Sona Ermesi" isimli iki kitabı da bulunmaktadır.

Ses Sanatçısı Kadın, Kocasından Tazminat İstedi

Boşanma davalarında eşlerin boşanma kararı ile birlikte manevi şahsiyetlerine yönelik saldırılar nedeniyle tazminat isteme hakları olduğunu daha önce bir çok yazımda açıklamıştım.

Bununla birlikte Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin 1. fıkrasında şöyle bir hüküm daha bulunuyor:

“Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir.”

Acaba bu hüküm hangi anlama geliyor?

Maddi tazminat istenebileceğine yönelik olan bu madde, konuyla ilgisi bulunan herkesin hatta bazen hukukçuların dahi kafasını karıştırıyor. Çoğunlukla bana da sorulan bir örnek, örneğin ve özellikle kısa süren evliliklerden sonra düğün masraflarının istenip istenemeyeceği oluyor.

Benzer bir konu, aile mahkemesinin önüne şu şekilde geldi: Ünlü bir ses sanatçısı kadın, evliliği sırasında eşinin çok kıskanç olduğunu bu nedenle bazı ekstraları alamadığını, bu nedenle maddi olarak zarara uğradığını, maddi zararının ileride hesap edilmek kaydıyla şimdilik 50 bin TL’sinin tazmini için mahkemeye başvurdu.

Yargıtay, kadının bu talebini yerinde görmeyerek, TMK 17. maddedeki maddi tazminat kavramını da açıklayarak aşağıdaki kararı verdi. Kararın tam metnini aşağıda sunuyorum:


T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2013/22538 K. 2013/26812 T. 18.11.2013

DAVA : Yukarıda tarihi, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; kısmen bozulmasına, kısmen onanmasına dair Dairemizin 9.7.2013 gün ve 6980 – 19594 sayılı ilamıyla ilgili karar düzeltme isteminde bulunulmakla, evrak okundu, gereği düşünüldü;

KARAR : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, bu Kanuna 6217 sayılı Kanunla ilave edilen geçici 3. maddenin (1.) bendinde, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun kanun yollarına ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı hükme bağlandığından, karar düzeltme talebinin incelenmesi gerekmiştir.

Davacı kadın “ses sanatçısı olduğunu, popüler bir kişi olmasının ve mesleğini icra etmesinin eşini hep rahatsız ettiğini, kendisine gelen iş tekliflerini davalının anlamsız kapris ve karşı çıkmaları sebebiyle reddettiğini, bazılarını ise davalının tehditleri sonucu kabul etmediğini, bu yüzden maddi zarara uğradığını” ileri sürerek davalıdan 50.000 TL. maddi tazminat istemiştir. Mahkemece bu isteğin Türk Medeni Kanununun 174/1. maddesi kapsamında kalmadığı, genel hükümler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek bu istek yönünden görevsizlik kararı verilmiştir.

Davacı kadının temyizi üzerine yapılan temyiz incelemesinde, bu isteğin “mevcut menfaatin zedelenmesi” anlamında olduğu belirtilerek maddi tazminat istemi yönünden mahkemece verilen görevsizlik kararı bozulmuştur.

Davacı kadının maddi tazminata ilişkin istemi Türk Medeni Kanunun 174/1. maddesi kapsamında kalan ve mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan isteyebileceği maddi tazminat, niteliğinde olmayıp, çalışamamaktan yani davalı koca ile evli kalınması nedeniyle uğranılan kazanç kaybından kaynaklanmaktadır.

Bu istek Türk Medeni Kanununun 174/1. maddesi kapsamında olmayıp, Türk Borçlar Kanunu kapsamındadır.

Gerçekleşen bu durum karşısında bu istek yönünden genel mahkemelerin görevli olduğunun kabulu gereklidir. Ne var ki bu hususun temyiz incelemesi esnasında gözden kaçırıldığı anlaşılmakla davalı kocanın karar düzeltme isteminin kabulüyle dairemizin 9.7.2013 tarih 2013/6980 esas 2013/19594 karar sayılı ilamının maddi tazminata ilişkin bozma kararının kaldırılmasına, hükmün bu bölümünün de onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440/I-4. maddesi uyarınca, davalı kocanın karar düzeltme isteğinin kabulüyle, Dairemizin 16.7.2008 tarihli 9.7.2013 tarih 2013/6980 esas 2013/19594 karar sayılı ilamının maddi tazminata ilişkin 2. bendindeki bozma sebebinin kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün yukarıda gösterilen sebeple maddi tazminat yönünden de ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının davacıya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna, istek halinde karar düzeltme harcının yatıran davalıya geri verilmesine oybirliğiyle karar verildi. 18.11.2013 (Pzt.)

Kadın Boşanmak İstemezse

kadın boşanmayı kabul etmezse, kadın boşanmak istemezse dava ne kadar uzar, kadının boşanmak istememesi, boşanmak isteyen erkek ne yapmalı, erkek boşanma davası açarsa kadın istemezse, kadın boşanmak ister erkek istemezse, kadın boşanmak isterse ne yapmalı, eşlerden biri boşanmak istemiyorsa dava nasıl ilerler, çekişmeli boşanmada davalı gelmezse


KADIN BOŞANMAK İSTEMEZSE

Değişen kanunlarla eski bir söylem olan “nikahını vermemek” çok geride kalmıştır. Bugünkü kanunlar, davalı kadın boşanmak istemezse dahi evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açacak davranışlarının olması halinde boşanma davasının kabulüne karar verilmesini mümkün kılmaktadır.

Evlilik birliği her iki eşin kanun koyucunun belirlediği yetkililer önünde evlenme iradelerini açıklamaları ile kurulur. Bu nedenle evlilik birliğinin sona ermesinde de aynı usule uyulması gerekir.

Evlilik birliğini çoğu zaman her iki eş de sona erdirmek isteyebilir, ancak bazı durumlarda eşlerden birinin boşanmayı istememesi söz konusu olabilir.

Boşanma davaları davacı, davalı ile birlikte üçüncü taraf olarak çocuk, geniş aile, arkadaşlar ve hatta toplumu da ilgilendiren davalardandır.

Bu nedenle boşanma davalarındaki bir çok konu hakkında mahkeme (hakim) re’sen düşünülmek ve karar vermek üzere kanun koyucular tarafından yetki ve görevlendirilmiştir.

Örneğin boşanma davasının açılmasıyla TMK 169. maddeye göre eşlerin barınma ve nafaka konuları hakkında mahkeme kendiliğinden bir karar vermekle yükümlü tutulmuştur.

Boşanma davalarında her iki eşin de boşanmayı istemesi halinde çekişmeli boşanma yanında anlaşmalı boşanma da söz konusu olabilir; ancak kadın boşanmak istemezse (ya da erkek) halinde ise anlaşmalı boşanma mümkün olmaz. Kadın boşanmak istemezse bu durumda erkek çekişmeli boşanma davası açmak zorundadır.

Kadın boşanmak istemezse boşanmanın gerçekleşmeyeceği yahut uzayacağı düşüncesi ise kamuoyunda yanlış bilinen konuların başında gelmektedir. Tazminat ya da nafaka istenmediğinde olduğu gibi (eşlerden birinin) kadın boşanmak istemezse de boşanma davası uzamaz:

Boşanma davası süreçleri, davanın açılması, dilekçeler aşaması, ön inceleme duruşması, tahkikat duruşması aşamalarıyla, tazminat talebi, nafaka talebi olsun olmasın aynı zaman aralığında ilerler. Bunun gibi taraflardan birinin elinde çok sağlam (!) delillerinin olduğu davalarda da süreç kısalmaz, bu süreler tebligat ve mahkemenin iş yoğunluğuna bağlıdır.

Bazı mahkemelerde sonraki duruşma günü (celse) bir ay sonrasına verilebilmekteyken kimi mahkemelerde iki duruşma arası 4 aya kadar uzayabilmektedir.

Kadın boşanmak istemezse, davayı açan erkek açısından değişen hiç bir şey olmaz. Yine davayı açan iddia sahibi – ister erkek isterse kadın olsun- iddiasını ispat etmek yani evlilik birliğinin karşı tarafın davranışları nedeniyle temelinden sarsıldığını ve bu nedenle kendisinden evlilik birliğini sürdürmesinin istenemeyeceğini ispat etmek zorundadır.

Kadın boşanmak istemezse, kadın mahkemeye gelmezse de bu süreçler değişmemektedir. Çünkü artık tarafların MERNİS adresine yapılan tebligat geçerli sayılmakta ve cevap verme hakkını kullanmayan, bunu ihmal eden, süresinde cevap vermeyen kadın hakkında gıyabında (yokluğunda) dahi karar verilebilmektedir.

Nafaka Artırım Davası Görevli Mahkeme

Nafakanın artırım davası görevli mahkeme genel olarak Türk Medeni Kanunu’nun 176/3 ve 331. maddeleri çerçevesinde düşünülmesi gereken bir davadır.

Türk Medeni Kanunun 176/3.maddesine göre; İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Nafaka Artırım Davası Görevli Mahkeme yazısına devam et

Sosyal Medyanın Boşanmaya Etkisi

sosyal medya boşanma, sosyal medya boşanma nedeni, sosyal medyanın boşanmaya etkisi, sosyal medyanın boşanmalar üzerindeki etkisi, sosyal medyanın boşanma, sosyal medya ve boşanmalar, sosyal medya yüzünden boşanmalar, sosyal medya yüzünden boşanma, sosyal medya aldatma ve boşanmaları artırdı, boşanma davalarında sosyal medya, boşanma nedenleri sosyal medya, sosyal medya boşanma sebebi, sosyal medya ve boşanma


Sosyal Medyadaki Paylaşımlara Dikkat

Sosyal medya paylaşımları, hemen parmağımızın ucundaki, düşüncelerimizi kızgınlıkla, filtre etmeden, hızlıca paylaşabilme imkanını sunuyor. Üzerinde çok fazla düşünmeden, sonuçları nereye varır hesap etmeden yapılan bu paylaşımlar çeşitli sonuçlara neden olabiliyor.

Örneğin güzellik kraliçesinin tacı geri alınıyor, stadta çalışan bir güvenlik görevlisinin iş akdi feshediliyor, bir başkası ise hem ceza hem de tazminat davalarıyla karşılaşabiliyor.

Üç beş cümle ve sınırlı karakterle anlatılmaya çalışılan tam anlatılamıyor. Yüz yüze iletişimdeki vurgulama, jest ve mimikler de olmadığı için alegorik, metaforlu ya da sarkastik ifadeler hiç akla gelmeyen yerlere çekilebiliyor.

Eskilerin dediği gibi, hayvan yularından, insan sözünden tutulurmuş!

Boşanma davalarında da bu durum sıkça karşımıza çıkabiliyor. Örnek bir davada, kadın facebookta yaptığı eski eşine özlem içeren paylaşımları nedeniyle güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu tespit edilerek kusurlu bulunmuştu.

Yine bir başka dosyada da dosyaya sunmuş oldumuz “facebook yazışmaları dikkate alınarak” denilmek suretiyle “davacının bu evlilik birliğinden ve davalıdan daha kusurlu olduğu”, belirlenerek davanın kabulüne karar verilmişti.

Sosyal Medyada Eşin Soyadını Kullanmamak Boşanma Nedeni Olur mu?

Artık evlilik yaşı malumunuz ilerledi. Eskiden daha geç yaşlarda tanışan ve evlenen, çocuk sahibi olan insanlar görüyoruz. Ancak bu sadece bizde böyle değil: Geçen gün Arirang’da (Güney Kore televizyon kanalı) izlediğim bir programda, gençlerle yapılan röportajlarda evlenmek istedikleri yaş sorulduğunda %90’ının 28-20 yaş aralığı cevabını vermesi dikkatimi çekmişti.

Anne ve babalar, artık bin bir zahmetle çocuk okutuyorlar. En ucuz okulun yıllık ücreti ortalama 15 bin lira. Lisesi, üniversitesi, erkekler için askerliği, iş bulması derken zaten yaş 24’ü buluyor.

Bu yaşa gelene kadar da insan çeşitli sosyal ağlara giriyor, bir şekilde tanınıyor, kendi karakteri ve kimliği ile bilinmeye başlıyor. Facebook, twitter, instagram’da aldığı kullanıcı adını evlilikten sonra da aynen kullanmak isteyebiliyor.

Hangi nedenle olursa olsun, sosyal medyada kadının evlilik soyadı yerine kızlık soyadını kullanması kusur olarak kabul edilebilir mi?

Bununla ilgili bir dava karşımıza gelmişti. Yargıtay boşanma davasında, kadının facebookta kızlık soyadını kullanmasının kusur olarak yüklenemeyeceğine karar vermişti.

Sosyal Medya Üzerinden Başkalarıyla Görüşmek Kusur Olarak Kabul Edilir mi?

Sosyal medyanın chatleşme özelliği, kolay ulaşılabilir olma ve basit bir tık hareketiyle beğeniyi sergileyebilme bir noktadan sonra insan beyninde değişimlere yol açmaya başlıyor.

Bir paylaşımın yapılması farklı uyaranları ortaya çıkarıyor ve kişi her bir beğeniden sonra salgıladığı hormonların tutsağı olmaya başlıyor.

Bu bağımlılık çeşitli seviyelerde gerçekleşebiliyor, örneğin Sırbistan’da yaklaşık 7 kadar önce yaptığı paylaşıma 20 dakika boyunca “like” alamayan bir kişi bileklerini keserek intihar girişiminde bulunmuştu. Hatta belki de benzeri durumların çokluğu nedeniyle Sırbistan’ın Novi Sad kentinde sosyal paylaşım sitesi Facebook’un ”like” (beğen) butonuna bağımlı olanlar için rehabilitasyon kliniği açılmıştı.

Beğeni hormonlarına bağımlı olan eşler, bir süre sonra kendilerini “beğenen” kişilerle konuşmaya da başlıyor ve hormonal salgı seviyelerini bu şekilde sürdürmeye çalışıyorlar. İnsan beyni için nihayetinde sanal ya da gerçek ayrımı yok. Gerçek dünya ya da sanal dünya olsun haz duyusu aynı şekilde çalışıyor.

Sonuçta, eşin -sanalda kalmış bile olsa- arkadaşlığı, boşanma davalarında kusur olarak kabul ediliyor. Ancak burada asıl gözlemim şu: Bana gelen dosyaların büyük kısmında, sosyal medya yoluyla arkadaş edinenlerin tek bir tane arkadaşlığı yok, bir çok kişiyle aynı anda görüşüyorlar.

Bir dava dosyasında da bu durum tespit edilmiş ve aynen şu cümlelerle mahkeme kararına yansımıştı:

“Mahkemece boşanmaya sebep olan olaylarda, davacı kadının internetten facebook üzerinden başka erkeklerle görüştüğü ve buluştuğu böylelikle sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği kabul edilerek ağır kusurlu bulunmuştur.”

Facebook’ta Arkadaş Sayısının Çokluğu Boşanma Davasına Yol Açabilir mi?

Öncelikle şunu kabul edelim: Mahkemeler farklı bir dünyada yaşıyor!

Yukarıda bahsettiğim facebookta kızlık soyadını kullanmak gerçekte nasıl bir huzursuzluk nedeni ise, yine kim olduğu belli olmayan, paylaştığı yazı ve fotoğraflarla hiç de benimsenmeyecek kişilerle arkadaş olması da o denli huzursuzluk verici değil mi? Yani eşinizin facebook’ta kimlerle arkadaş olduğu sizi ilgilendirmez mi?

Elbette ilgilendirir, ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’ne göre çok da üzerinize vazife değil anlaşılan:

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle bir kişinin köyde yaşaması ve facebook profilindeki arkadaş sayısının çokluğu bu kişinin sadakatsiz davrandığının kanıtı olarak kabul edilemiyeceği gibi, güven sarsıcı davranış olarak da nitelendirilemeyeceğinden…”

Tabi bunda iddia ve ispat arasındaki farklar üzerinde de durulması gerektiğini hatırlatmak gerekir. Örneğin eşin sürekli bilgisayarda gezinmesi ve facebook gibi sosyal medya kullanması -yanlış olarak- bir boşanma sebebi olarak kabul edilmiştir:

“Davalının hem mobil telefonundan, hem de bilgisayardan sürekli olarak internete girdiği ve facebook isimli sosyal paylaşım sitesini kullandığı, bu şekilde kuşku çeken tutum ve davranışlarda bulunduğu”

Sosyal Medya Üzerinden Eşi Direkt Hedef Alan Mesajlar Boşanma Sebebidir

Yukarıdaki dolaylı olaylar yanında bir de doğrudan mesajlar da var: Örneğin whatsapp ve facebooktaki durum bildirimleri. Bunun gibi iletilerle direkt eşi hedef alan paylaşımların içeriği boşanmaya ve boşanmada kusurlu bulunmaya neden olabilir:

“davacı-karşı davalı kadın ve annesinin facebook isimli sosyal paylaşım sitesi üzerinden eşine yönelik ağır hakaretler içeren paylaşımlarda bulundukları anlaşılmaktadır”

” davacı-karşı davalı erkeğin facebook isimli sosyal paylaşım sitesi üzerinden eşine yönelik hakaretlerde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Gerçekleşen olaylar karşısında davalı-karşı davacı kadın dava açmakta haklıdır.”