Av.Yasin GİRGİN tarafından yazılmış tüm yazılar

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 1999 yılında mezun olan Avukat Yasin GİRGİN'in boşanma, nafaka, velayet ve mal paylaşımı konularında yazdığı 2 kitabı bulunmakta, yine Hürriyet Gazetesi ve superhaber.tv'de köşe yazmaktadır. Randevu ve iletişim için: 0212 909 3742 - 0312 911 3742

Ortak Velayette Nafaka İnecek mi?

Hayatın sorularını ele aldığımız köşemizde sizlerden gelen soruları cevaplamaya çalışacağız. Bu hafta ağırlıklı olarak boşanma ve velayete ilişkin sorulara yer verdik:

S: Ortak velayet kanunun sorunda ülkemizde de çıktığını öğrendik. Oğlum yaklaşık 2 yıl kadar önce boşanmıştı. Çocukların velayeti anneye verilmişti. Anneye her ay 1200 TL nafaka ödüyoruz, ama anne bu parayı çocuklar için kullanmıyor. Ortak velayet çıktığı için nafakanın yarısını onun karşılaması gerekmiyor mu? Ortak velayet için dava açsak çocuklar için ödediğimiz nafaka yarıya düşmez mi? Serap G. / İstanbul Ortak Velayette Nafaka İnecek mi? yazısına devam et

Ortak Velayet Yargıtay Kararı

Ortak Velayet Yargıtay Kararı

Ortak velayet yargıtay kararı, 6684 sayılı Kanun ile, 14 Mart 1985 tarihinde imzalanan “11 Nolu Protokol ile Değişik İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Ek 7 Nolu Protokol”,   25.03.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe girmiştir.

Bu yayınlamadan itibaren anılan uluslararası sözleşme iç hukukumuz halini almıştır.

Ek 7 Nolu Protokol’ün 5. maddesine göre, “Eşler, evlilik bakımından, evlilik süresince ve evliliğin bitmesi halinde, kendi aralarındaki ve çocuklarıyla olan ilişkilerinde, özel hukuk niteliği taşıyan hak ve sorumluluklar açısından eşittir. Bu madde, devletlerin çocuklar yararına gereken tedbirleri almalarına engel değildir”.

Bu hüküm gereğince evliliğin sona ermesi durumunda çocuğun velayetinin her iki ebeveynde kalabilmesinin yani ortak velayet yargıtay kararı kurulmasının önü açılmıştır. Bu konuda ortak velayet nedir başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz.

Buna göre de Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, aile mahkemelerininortak velayet yargıtay kararı doğrultusunda karar verebilmeleri için takdir haklarını kullanabileceğine dair aşağıdaki emsal niteliğindeki kararı almıştır:


T.C. Y A R G I TA Y
2. Hukuk Dairesi
ESAS NO: KARAR NO: 2016/15771 2017/1737

Y A R G I T A Y İ L A M I
İNCELENEN KARARIN:
MAHKEMESİ : Didim(Yenihisar) 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
TARİHİ : 09/02/2016
NUMARASI : 2012/371-2016/46
DAVACI : G
DAVALI : K
DAVA TÜRÜ : Velayet
TEMYİZ EDEN : Davacı
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı baba tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Taraflar İngiliz vatandaşıdır. Davacı baba, evlilik dışı doğan 24/10/2003 doğumlu ortak çocuk Chelsea Lynsey Boyd’un velayetinin anne ve babaya verilmek suretiyle, velayetin ortak düzenlenmesini istemiştir.
Mahkemece özetle; tarafların milli hukukuna göre evlilik dışı doğan çocuklar açısından ortak velayet düzenlemesi mümkün ise de ortak velayet düzenlenmesinin Türk kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Soybağının hükümleri, soybağını kuran hukuka tâbidir. Ancak ana, baba ve çocuğun müşterek millî hukuku bulunuyorsa, soybağının hükümlerine o hukuk, bulunmadığı takdirde müşterek mutad mesken hukuku uygulanır(MÖHUK m. 17/1).
Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hâllerde, Türk hukuku uygulanır.(MÖHUK m.5/1).
Somut olayda çözülmesi gereken uyuşmazlık, “ortak velayet” düzenlenmesinin Türk kamu düzenine açıkça aykırı olup olmadığının belirlenmesine yöneliktir.
Bu bağlamda öncelikle iç hukukumuzdaki yasal düzenlemelere bakmak gerekir. İç hukukumuzda konumuzla ilgili yasal düzenlemeler aşağıdaki gibidir.
Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.
Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır(TMK m. 182/1-2).
Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz.
Hâkim vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın velayeti altında kalırlar(TMK m. 335).
Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velâyeti birlikte kullanırlar.
Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine verebilir.
Velâyet, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir”(TMK m.336).
Ana ve baba evli değilse velâyet anaya aittir.
Ana küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velâyet kendisinden alınmışsa hâkim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velâyeti babaya verir(TMK m.337).
Türkiye Cumhuriyeti adına 14 Mart 1985 tarihinde imzalanan “11 Nolu Protokol ile Değişik İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Ek 7 Nolu Protokol”, 6684 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunarak, 25.03.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe girmiş ve iç hukukumuz halini almıştır. Ek 7 Nolu Protokol’ün 5. maddesine göre, “Eşler, evlilik bakımından, evlilik süresince ve evliliğin bitmesi halinde, kendi aralarındaki ve çocuklarıyla olan ilişkilerinde, özel hukuk niteliği taşıyan hak ve sorumluluklar açısından eşittir. Bu madde, devletlerin çocuklar yararına gereken tedbirleri almalarına engel değildir”.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin Milletlerarası Andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda Milletlerarası Andlaşma hükümleri esas alınır. (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.90/son).
İç hukukla ilgili yasal düzenlemeye baktıktan sonra “kamu düzeni” (ordre puplic) kavramı üzerinde durmak uyuşmazlığın çözümü için yararlı olacaktır.
Kamu düzeninin bütün özelliklerini ifade edecek tam bir tarifini yapmak kolay değildir. Genel bir tanımla; “Kamu düzeni kuralları, bir memlekettte kamu hizmetlerinin iyi yapılmasını, devletin emniyet ve asayişini ve fertler arasındaki münasebetlerde huzur ve ahlak kaidelerine uygunluğu temine yarayan müessese ve kaidelerin tümüdür”. Bu genel çerçeve içerisinde kamu düzeni kuralları bir toplumun temel yapısı ve temel çıkarlarını koruyan kurallar olarak açıklanabilir. (Prof. Dr.Aysel Çelikel-Prof.Dr. B. Bahadır Erdem, Milletlerarası Özel Hukuk 1l.bası-sayfa:149 ).
Genel olarak; hukuk sisteminin toplumsal kalkınmayı hedefleyen ve kişisel hak ve özgürlükleri koruyan temel prensipleri, anayasanın temel ilkeleri ve toplumda cari olan örf-âdet ve ahlk telakkileri, kamu düzenini temsil eden değerler olarak ifade edilebilir ve bu değerlerle açık bir şekilde uyuşmayan yabancı hukukun veya yabancı hukuk hükmünün kamu düzenine aykırı sayılarak uygulanmayacağı söylenebilir. Yabancı hukukun veya yabancı hukuk hükmünün somut olayda tatbiki ile ortaya çıkaracağı sonuç, yukarıda belirtilen temel ilke ve değerler karşısında da tahammül edilmez bir durum yaratmakta ise, yabancı hukukun kamu düzenini açıkça ihlal ettiğinden bahisle yabancı hukuk uygulanmaz. Burada, yabancı hukukun tatbikini engelleyen kamu düzeninin “menfî etkisi”nden bahsedilir. Kamu düzeni kavramı geniş, muğlâk, izafî ve değişkendir(Prof.Dr.Cemal Şanlı-Doç.Dr.Emre Esen- Yrd.Doç.İnci Ataman-Figanmeşe, Milletlerarası Özel Hukuk-4.Bası-sayfa: 72-73-78).
Türk hukukunda kamu düzeni (ordre puplic, amme intizamı) yabancı hukukun tatbikini önleyen istisnaî bir göreve sahiptir. Kanunlar ihtilâfı kaidelerimizce yetkilendirilen yabancı hukuk ülkenin kamu düzenine “açıkça” aykırılık teşkil etmemesi şartıyla tatbik olunma imkânına sahiptir(MÖHUK m.5). Şu halde, kamu düzeni bizim için kanunlar ihtilâfı hukukuna ait tek taraflı bir “bağlanma kaidesi” değildir. Aksine kanunlar ihtilâfı kaidemizin gösterdiği yabancı hukuk nizamının tatbiki prensibinin bir istisnasıdır(Prof.Ergin Nomer-Prof.Cemal Şanlı, Devletler Hususî Hukuk, 18.bası-sayfa:l59)
“…Esasa uygulanan hukukun Türk Hukukunda farklı olması ya da Türk Hukukunun emredici kurallarına aykırı olması gibi nedenlerle yabancı kararın tenfizi reddedilemez. Burada esas alınması gereken kıstas, yabancı ilamın Türk Hukukunda bir veya birden çok kanun hükümlerine aykırı bulunmasından çok, Türk Hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına ve hukuk siyasetine, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklere milletlerarası alanda geçerli ortak ve kabul görmüş hukuk prensiplerine, ikili anlaşmalara, gelişmiş toplumların ortak benimsedikleri ahlak ve adalet anlayışına, medeniyet seviyesine siyasi ve ekonomik rejimine bakmak olmalıdır” (10.02.2012 tarih ve 2010/1 E, 2012/1 K.saylı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı).
Yukarıda değinilen iç hukukumuz ve kamu düzeni kavramı ile ilgili açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde “ORTAK VELAYET” DÜZENLENMESİNİN, TÜRK KAMU DÜZENİNE “AÇIKÇA” AYKIRI OLDUĞUNU YA DA TÜRK TOPLUMUNUN TEMEL YAPISI VE TEMEL ÇIKARLARINI İHLAL ETTİĞİNİ SÖYLEMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR.
O halde mahkemece, MÖHUK m. 17/1 gereğince, İngiliz vatandaşı olan tarafların müşterek milli hukuklarındaki velayete ilişkin düzenlemeler dikkate alınarak, işin esasına girilip tüm deliller birlikte değerlendirilerek “ortak velayet” istemine ilişkin davayla ilgili bir karar vermek gerekirken, istemin Türk kamu düzenine aykırı olduğu belirtilmek suretiyle, yazılı şekilde hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 20.02.2017

ortak velayet yargıtay kararı

Boşanma Oranları 2016

boşanma oranları, türkiye’de boşanma oranı yüzde kaç, türkiye’de boşanma sebepleri istatistikleri, boşanma oranları illere göre, dünyada boşanma oranları, boşanma oranları neden arttı, en çok boşanan il 2016, boşanma oranları grafik, türkiye’de boşanma oranı en yüksek il,


Evlenen Çift Sayısı 2016 yılında azaldı

Türkiye’de 2016 yılında evlenen çift sayısı, 2015 yılına göre %1,4 azalarak 594 bin 493 oldu. Evlenen çift sayısı 2015 yılında 602 bin 982 idi.

En az evlilik Tunceli’de en çok Kilis’te gerçekleşti

Kaba evlenme hızı 2016 yılında Tunceli’de binde 5,59 oldu. Buna karşılık evlenme hızının en yüksek olduğu il binde 10,19 ile Kilis oldu.

Türkiye ortalaması ise binde 7,5 olarak hesaplandı.

suriyeli_gelin
Suriyeli gelin sayısı Alman gelin sayısını geçti

Gelinler Suriyelilerden damatlar Almanlardan seçildi

2016 yılında 22 bin 583 olan yabancı gelinlerin sayısı  toplam gelinlerin %3,8’ini oluşturdu.Yabancı gelinler uyruklarına göre incelendiğinde ise, Suriyeli gelinler (6 bin 495 kişi) %28,8 ile birinci sırada yer aldı. Suriyeli gelinleri %11,7 ile Alman gelinler (2 bin 644 kişi) ve %9,6 ile Azerbaycanlı gelinler (2 bin 170 kişi) izledi.

Yabancı damatların sayısı 2016 yılında 3 bin 777 olup toplam damatların %0,6’sını oluşturdu. Yabancı damatlar uyruklara göre incelendiğinde, Alman damatlar (bin 338 kişi) %35,4 ile birinci sırada yer aldı. Alman damatları %10 ile Suriyeli damatlar (377 kişi) ve %7,7 ile Avusturyalı damatlar (291 kişi) izledi.

Boşanma hızında İzmir birinci

Kaba boşanma hızının 2016 yılında en yüksek olduğu il, binde 2,63 ile İzmir oldu. Bu ili binde 2,55 ile Muğla, binde 2,46 ile Antalya izledi. Kaba boşanma hızının en düşük olduğu iller ise binde 0,15 ile Hakkari ve Şırnak oldu. Bu illeri binde 0,23 ile Siirt, binde 0,25 ile Muş izledi.

Boşanmaların %40’a yakını evliliğin ilk 5 yılında gerçekleşti

Boşanmaların 2016 yılında %39,1’i evliliğin ilk 5 yılı, %21’i ise evliliğin 6-10 yılı içinde gerçekleşti.

Boşanmada İhtiyati Tedbir

boşanmada ihtiyati tedbir, boşanmada ihtiyati tedbir dilekçesi,  boşanmalarda ihtiyati tedbir,  boşanmadan önce ihtiyati tedbir, boşanmada ihtiyati tedbir, boşanmada ihtiyati tedbir kararı nasıl alınır


Sadece Uyuşmazlık Konusu Mal İçin İhtiyati Tedbir Kararı Verilebileceği: 

Davacı kadın dava dilekçesinde ayrıca cins, nev’i ve miktarlarını bildirdiği ziynet eşyalarının bedelini talep etmiş, ziynet eşyalarının davalı erkekte kaldığını beyan etmiş, davalı erkek ise ziynet eşyalarının kadının ailesi tarafından alındığını savunmuştur. Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre sadece uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir (HMK m.389/1). Uyuşmazlık konusu olmayan ve davalı erkek adına kayıtlı bulunan araç üzerine ihtiyati tedbir konulması doğru değildir. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2016/14961 K. 2017/129 T. 10.1.2017

Davacının boşanma davasındaki boşanmaya karar verilmesi halinde hükmedilmesi mümkün olan boşanmaya bağlı tazminat ve nafaka haklarının elde edilmesini temin etmek için de olsa dava konusu olmayan ve davalı-davacı kadın adına kayıtlı bulunan taşınmaz üzerine tedbir konulamaz. Bu husus nazara alınmadan davalı-davacı kadın üzerine kayıtlı bulunan taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulması da doğru değildir. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2015/7077 K. 2015/24027 T. 15.12.2015

Davacının boşanma davasındaki boşanmaya karar verilmesi halinde hükmedilmesi mümkün olan boşanmaya bağlı tazminat ve nafaka haklarının elde edilmesini temin etmek için de olsa davaya konu olmayan davalı erkeğin emekli ikramiyesi üzerine tedbir konulamaz. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2014/28472 K. 2015/13674 T. 26.6.2015

…davacının daire ve araçla ilgili herhangi bir alacak isteğinin bulunmadığı, bunlarla ilgili tek talebinin ihtiyati tedbir konulması olduğu anlaşılmaktadır. O halde herhangi bir talep olmadan Mahkemece kendiliğinden ortada bir alacak talebi olduğu kabul edilemez. Böyle bir talebin Mahkemenin tefrik kararı vermesi sonunda ayrı esasa kaydedilerek devam eden yargılamadan dolayı kabul edilmesi de mümkün değildir. Boşanma talebini de içeren dava dilekçesi sebebiyle yatırılan maktu harç, aynı dava dilekçesindeki diğer talepler için de yatırıldığı kabul edilebilir ise de, olmayan bir alacak talebi bakımından da yatırılmış bir harç olarak kabul edilemez. Olayları anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak ise, HMK’nun 25, 26, 31 ve 33. maddeleri (1086 Sayılı HUMK’nun 74, 75 ve 76. maddeler) gereğince, Hakime aittir. Ancak HMK’nun 26. (HUMK. m. 74) maddesine göre hakim tarafların talep sonucu ile bağlı olup, talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. HMK’nun 119.maddesinde de dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar içinde (ğ) bendinde açık bir şekilde talep sonucunun bulunması gerektiği yazılıdır. Bu açıklamalar karşısında davacı tarafından ortada usulüne uygun şekilde açılmış bir katkı payı alacağı talebi bulunmadığına, Mahkemece tarafların talebi olmadan dava açıldığı da kabul edilemeyeceğine göre, yazılı şekilde esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2012/8372 K. 2013/229 T. 15.1.2013

İhtiyati Tedbir Kararları Aleyhine Başvuru Yolu

Davalı asılın ihtiyati tedbire yönelik temyiz itirazları incelendiğinde; Mahkemece davaya konu meskenin tapu kaydına 30.07.2013 tarihli tensip tutanağı 13 numaralı ara karar ile ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmiştir. 6100 Sayılı HMK’nun 394/1. maddesi hükmüne göre; “Karşı taraf dinlenmeden verilmiş olan ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edilebilir.” Aynı maddenin 4. fıkrasına göre “itiraz dilekçeyle yapılır, itiraz eden itiraz sebeplerini açıkça göstermek ve itirazının dayanağı olan tüm delilleri dilekçesine eklemek zorundadır. Mahkeme, ilgilileri dinlemek üzere davet eder; gelmedikleri takdirde dosya üzerinden inceleme yaparak kararını verir. İtiraz üzerine mahkeme, tedbir kararını değiştirebilir veya kaldırabilir” aynı maddenin 5. fıkrasında ise; “İtiraz hakkında verilen karara karşı kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır…” denilmiştir. 6100 Sayılı HMK’nun 341/1. fıkrasında, ilk dereceli mahkemelerden verilen ihtiyati tedbir taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir. İhtiyati tedbire dair ara kararının temyizi kabil olmadığından davalı asılın temyiz istemi yerinde görülmemiştir. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2015/6058 K. 2016/15247 T. 8.11.2016

Davanın Esasını Çözer Şekilde Tedbir Kararı Verilemeyeceği

Davanın esasını çözer şekilde ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği gibi, şartları oluşmadığı halde ve yeterli gerekçe de gösterilmeden velayetleri annede bulunan ortak çocukların velayetlerinin tensip kararı ile tedbiren davacı babaya verilmesi de usul ve kanuna aykırı olup, hükmün bu sebeple de bozulması gerekmiştir. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2016/6974 K. 2016/13807 T. 17.10.2016

Tedbir Nafakasının İhtiyati Tedbir Niteliğinde Olmadığı: 

Diğer yandan, TMK’nın 169. maddesi gereğince mahkemenin ara kararıyla hükmedilen tedbir nafakası kendine özgü bir önlem niteliğinde olup; HMK 389 vd. maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbirlerden değildir. Verdiği ara kararla tedbir nafakasına hükmedilen Aile Mahkemesi, daha sonra verebileceği yeni bir ara kararı veya nihai hükümle bu ara kararını kaldırma veya üzerinde değişiklik yapma hakkına sahip isede böyle bir değişiklik yapılmadan mevcut tedbir nafakasının icra takibine konu edilmesi durumunda, her türlü ödeme ve bedelsizlikle ilgili itirazların artık icra hukuk mahkemesine yapılması ve bu mahkeme tarafından bir karar verilmesi gerekir. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2014/20996 K. 2016/2570 T. 17.2.2016

Tedbir Talebinin Kabulü Gereği

..somut olaya bakıldığında; davacı tarafın dava ile elde edebileceği alacağı güvence altına alma amacı ile ihtiyati tedbir talebinde bulunulduğu, tapu kayıtları üzerine konacak olan tedbir sebebiyle davalı taraf mağdur olmayacağı gibi tedbir istenen taşınmazın dava sırasında devredilmesi halinde hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşabileceği yada tamamen imkansız hale gelebileceği veya gecikme sebebiyle bir sakınca yahut ciddi bir zarar da doğabileceği endişesi de gözetilerek, mahkeme gerekçesinde belirtildiğinin aksine tedbire konu taşınmazın dava konusu olması karşısında tarafların menfaat dengesi ve ihtiyati tedbirin amacı birlikte düşünüldüğünde davacının ihtiyati tedbir talebinin HMK.nun 389 ve devamı maddeleri dikkate alınarak 391/3.maddesi gereğince kabulü ile isteğin taşınmazın tapu kaydına başkasına devrinin önlenmesi yönünden davalı olduğu bildirilerek geçici hukuki koruma niteliğindeki ihtiyati tedbir kararı konulması gerekirken yazılı şekilde reddedilmiş olması doğru olmamıştır. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2013/23852 K. 2014/979 T. 23.1.2014

Kararların Gerekçeli Olması Gereği

T.C. Anayasası’nın 141/3. maddesi hükmüne göre, bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmalıdır. 6100 sayılı HMK.nun 297. maddesinde ( HUMK 388 ) mahkeme hükmünde bulunması gereken hususlar bentler ve fıkralar halinde açıklanmıştır. Maddenin gerekçeyi düzenleyen “c” bendinde, tarafların, iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin bulunmasının gerektiği düzenlenmiştir. Aynı Kanunun ihtiyati tedbiri düzenleyen 391/2 f. b bendinde de, tedbirin, açık ve somut olarak hangi sebebe ve delillere dayandığının açıklanmasının gerektiği belirtilmiştir. Aynı düzenleme, itiraz üzerine verilen ihtiyati tedbirin kaldırılması kararları için de geçerlidir. Somut olayda; davacı taraf mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak isteğine ilişkin olarak dava konusu malvarlığında tespit edilecek katılma alacağının tahsilini talep etmiş; dava dilekçesi 20.000 TL’den harçlandırılmıştır. Mahkemece, davalı S.’nın banka hesaplarına konulan ihtiyati tedbir kararı itiraz üzerine kaldırılmıştır. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2012/14087 K. 2013/7383 T. 16.5.2013

Tedbir Konulacak Miktar

Mahkemece, öncelikle davacı tarafın görülmekte olan davada tespitini talep ettiği alacak miktarı da gözönünde bulundurularak, hakkında ihtiyati tedbir talep edilen banka hesapları ile temyiz incelemesine konu bulunmayan ve üzerindeki ihtiyati tedbir devam eden taşınmaz payına ilişkin değerin gerekirse uzman bilirkişiye tespit ettirilerek, davanın lehine sonuçlanması durumunda davacı lehine hükmedilecek muhtemel talep miktarını ve faizini karşılayıp karşılamayacağı da dikkate alınarak, temyize konu banka hesaplarına dair tedbirin hesabın tamamına veya bir kısmına yönelik devam etmesi gerekip, gerekmediği değerlendirilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, soyut gerekçe ve eksik incelemeyle banka hesapları üzerine konulan ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmesi doğru değildir. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2012/14087 K. 2013/7383 T. 16.5.2013

Tedbir Kararının Teminatsız Olarak Verilmesi

Mahkemece, 22.01.2013 tarihli ara kararı ile davacı tarafın ihtiyati tedbirin teminatsız olarak verilmesi talebinin, davanın evlilik birliği içinde alınan taşınmazlara yapılan katkı talebine ilişkin olup, davacının kesin delile dayanmadığı ve davacının yabancı uyruklu olması nedeniyle teminat gösterme zorunluluğu bulunduğundan reddine, davalı tarafın tedbir kararının tamamen kaldırılması talebinin ise taşınmazların elden çıkarılması halinde davacı tarafın hakkını elde etmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı veya imkansız hale geleceği ihtimali bulunduğundan reddine karar verilmiştir. Mahkemenin ara kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı ihtiyati tedbir isteminin teminatsız olarak kabulüne karar verilmesini talep ettiğinden teminat konusundaki yasal düzenlemelerinde açıklanması gerekmiştir. Hangi hallerde teminat gösterilmesi gerektiği çeşitli kanun hükümlerinde düzenlenmiştir.

6100 sayılı HMK’nın 392/1 maddesinde ihtiyati tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır. Talep, resmi belgeye, başkaca kesin bir delile dayanıyor veya durum ve koşullar gerektiriyorsa mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un “Teminat” başlıklı 48/1 maddesinde “Türk Mahkemesi’nde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanı karşılamak üzere Mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır,” şeklinde düzenleme getirilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise kuralın istisnası olup “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar,” düzenlemesi getirilmiştir. Mevcut yasal düzenlemelerden anlaşılacağı üzere davacının yabancılık sıfatına bağlı olan teminat gösterme zorunluluğu karşılıklılık ( mütekabiliyet ) mevcut ise, teminattan muaf tutmak mecburiyetini gerektirmektedir. Burada mahkemenin takdir hakkı bulunmamaktadır. Türkiye ile davacının ( veya davaya katılanın veya icra takibinde bulunanın ) mensup olduğu Devlet arasında teminat konusunda karşılıklılık bulunması halinde, teminat gösterme yükümlülüğü ortadan kalkar.

İki taraflı veya çok taraflı milletlerarası sözleşmeler ile karşılıklılık şartı bertaraf edilerek akit Devlet vatandaşlarının teminat gösterme zorunluluğu kaldırılmaktadır. Türkiye’nin de katılmış olduğu bazı iki ve çok taraflı sözleşmelerde de teminata ilişkin hükümler yer almaktadır.

Açıklanan yasal düzenlemeler ve uygulamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davacının mal rejiminden kaynaklanan alacağı ile ilgili olarak açtığı bu davada alacağını güvence altına almak amacıyla ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu, davacının yabancı uyruklu olması nedeniyle ve açıklanan diğer nedenlerle %15 teminat yatırılması koşuluyla ihtiyati tedbir kararı verildiği, teminatın kaldırılması isteminin de aynı gerekçelerle reddedildiği tartışmasızdır. MÖHUK m. 48/2 fıkrasındaki düzenlemeye göre karşılıklılık esasına göre davacının teminattan muaf tutulabileceği, davacı Alman uyruklu ve Almanya’da ikamet etmekte olup Türkiye Cumhuriyeti ile Alman Devleti arasında Hukuki ve Ticari Mevaddı Adliyeye Müteallik Münasebatı Mütekabileye Dair Mukavelenin ( Bu anlaşma 15.05.1930 gün ve 1622 sayılı Kanunu ile onaylanmıştır. ) 2. maddesine göre “Akit Devletlerden biri Mahakiminde Müddei veya dahili dava olan bu devletlerden birinin tebası bunlardan birinin arazisi dahilinde ikametgah sahibi olmak şartıyla gerek ecnebilik sıfatlarından gerek mahkemesine müracaat ettiği memlekette ikametgahı veya meskeni bulunmamasından naşi her ne nam ile olursa olsun bir güna kefalet itası veya teminat akçesi tevdii ile mükellef tutulmayacaklardır,” düzenlemesine göre teminattan muaftır. Kaldı ki, dava konusu taşınmazların tapu kaydı üzerine uygulanacak olan tedbir sebebiyle davalı mağdur olmayacak ve taşınmazlardan yine yararlanacaktır.

Sonuç olarak; Alman Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasındaki sözleşmede düzenlenen karşılıklılık esası ve tedbire konu taşınmazların dava konusu olması karşısında tarafların menfaat dengesi ve ihtiyati tedbirin amacı birlikte düşünüldüğünde, davacının teminatsız olarak tedbir talebinin kabulü ile HMK’nın 389. ve devamı maddeleri ile 391/3. maddesi gereğince taşınmazların tapu kaydına başkasına devrinin önlenmesi yönünden davalı oldukları bildirilerek geçici hukuki koruma niteliğindeki ihtiyati tedbir kararı uygulanması gerekirken yukarıda açıklanan nedenlerle ret kararı verilmiş olması doğru olmamıştır. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2013/6173 K. 2013/6983 T. 13.5.2013

İhtiyati Tedbir Konulacak Miktarın Hesabı

…davacı vekili evlilik birliği içinde edinilen taşınmaz ve bankada bulunan para nedeniyle katkı payı ve katılma alacağı talebinde bulunmuş olup mahkemece davacının talebi üzerine tensip kararı ile birlikte tedbir konulmuş, ihtiyati tedbire yönelik davalı vekilinin itirazı üzerine 25.09.2012 tarihli ara kararı ile itirazın reddine karar verilmiştir. Kural olarak, ihtiyati tedbir kararı; davacının yaklaşık olarak alabileceği katkı, katılma alacağı, değer artış payı alacağı ve faiz gibi fer’ilerinin toplam miktarı gözetilerek verilir. Karşı tarafı riskle karşı karşıya bırakacak veya onun ticari hayatını ya da yaşantısını zora sokacak nitelikte verilecek tedbir kararının amacına uygun düştüğü söylenemez. Her ne kadar tedbire yönelik itiraz reddedilmiş ise de, davacının talebine konu alacaklar bakımından davalı adına kayıtlı bulunan taşınmazların tamamı üzerinde ve bankada bulunan paranın 1/2’sini aşacak şekilde tedbir kararı verilmiş olup, davacının varsa katkı payı alacağı ile katılma alacağının tahsili garanti altına alınmış olmakla, HMK 389. maddedeki davacının hakkını tehlikeye düşürecek bir durumdan söz etmek mümkün olmadığından davalı vekilinin itirazının kabulü ile banka hesabında bulunan paranın 1/2’si üzerindeki tedbirin kaldırılmasına karar vermek gerekirken, davalının ekonomik durumunu tehlikeye düşürecek ve telafisi mümkün olmayacak sonuçlar doğuracak biçimde reddine karar vermek usul ve yasaya uygun olmadığından… YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2012/12527 K. 2012/11374 T. 25.9.2012

6100 sayılı HMK.nun 389. maddenin birinci fıkrasında “mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir” hükmüne yer verildikten sonra devam eden maddelerde bu konudaki talep, verilecek karar ve içereceği hususlar, teminat, kararın uygulanması gibi sair hususlarda yapılması gerekli usul ve prosedür açıklanmıştır.

Anılan yasal düzenlemeler ışığında; mahkemece, öncelikle haklarındaki ihtiyati tedbir talep edilen üç adet taşınmaz ile iki adet aracın rayiç değerleri konusunun uzmanı bilirkişi ya da bilirkişilere tespit ettirilerek, bu mal varlığındaki davalının payı ve davacı tarafın görülmekte olan davada talep ettiği alacak miktarı da gözönünde bulundurularak, davanın lehine sonuçlanması durumunda davacının talep miktarını karşılayıp karşılamayacağı da dikkate alınarak talep hakkında bir karar verilmesi gerekirken; bu husus gözardı edildiği gibi gerekçe de belirtmeksizin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2012/6702 K. 2012/6573 T. 29.6.2012

İhtiyati tedbir kararının kaldırılmasına ilişkin kararın esasına ilişkin temyiz itirazlarına gelince; davacı yan, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan öncelikle iptal ve tescil isteğinde bulunmuş, bu isteklerinin yerinde görülmemesi durumunda ise fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 300.000 TL’nin tahsilini talep etmiştir. Mahkemece, dava konusu toplam 22 adet taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir kararı konulmuş ve bu karar Tapu Müdürlüğü’nce yerine getirilmiştir. Davalı vekilinin ve davalı ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapan üçüncü kişi durumundaki D…-Ş… İnşaat Taahhüt Ltd. Ş. Vekilinin, bir kısım taşınmazlar üzerindeki ihtiyati tedbirin kaldırılması itirazında bulunmaları üzerine az yukarıda belirtilen taşınmazlar üzerindeki ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmiştir.

Anılan yasal düzenlemeler ışığında; mahkemece, öncelikle haklarındaki ihtiyati tedbir devam eden 19 adet dava konusu taşınmazların rayiç değerleri konusunun uzmanı bilirkişi ya da bilirkişilere tespit ettirilerek, bu parsellerdeki davalının payı ve davacı tarafın görülmekte olan davada talep ettiği alacak miktarı da gözönünde bulundurularak, ihtiyati tedbir devam eden taşınmazların, davanın lehine sonuçlanması durumunda davacının talep miktarını karşılayıp karşılamayacağı da dikkate alınarak itiraz hakkında bir karar verilmesi gerekirken; bu husus göz ardı edildiği gibi gerekçe de belirtmeksizin bir kısım taşınmazlar hakkındaki ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesi doğru olmamıştır. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2012/4765 K. 2012/6010 T. 21.6.2012

Ankaranın Boşanma İstatistikleri 2016

Boşanma davaları sürekli olarak gündemde olan bir dava türü. Bunun en temel nedeni, halk arasında boşanma oranlarının çok arttığı şeklinde düşünülse de aslında gerçek hiç de böyle değil. Aşağıda TÜİK’den aldığım istatistik verilerine göre Ankara’da 2016 yılında gerçekleşen boşanma sayılarını veriyorum. (Bu sayılar, erkeğin ikametgah adresine göre hesaplanmıştır)

Toplam 37040 evlenme ile 10560 boşanmanın ilçe ilçe dağılımı şu şekilde olmuş:

Evlenme SayısıBoşanma Sayısı
Akyurt21262
Altındağ2496680
Ayaş7616
Bala14033
Beypazarı32162
Elmadağ31668
Etimesgut38131174
Evren233
Gölbaşı1298188
Güdül4213
Haymana26142
Kahramankazan39483
Kalecik5024
Keçiören65091702
Kızılcahamam16630
Mamak38011326
Nallıhan16249
Polatlı991252
Pursaklar1079217
Sincan3197985
Yenimahalle43831265
Çamlıdere406
Çankaya64082057
Çubuk615154
Şereflikoçhisar24769

 

Nafaka Artış Oranı

Yazı son güncelleme: 09.04.2017

nafaka artış oranı, nafaka hesaplama, nafaka hesaplama 2017, nafaka artırım davası, nafaka artış oranı 2017, nafaka artırım davası süre, nafaka artırım oranı, nafaka artışı, nafaka artırım davası vekalet ücreti kesinleşme, nafaka bedeli, nafaka en fazla ne kadar olur, nafaka en fazla ne kadar olabilir, nafaka gelirin yüzde kaçı, nafaka güncelleme, nafaka kanunu 2017, nafaka kaç para, nafaka kaç lira, nafaka kaç liradır, nafaka kaç lira olur, nafaka miktarı 2017, nafaka miktarının belirlenmesi, nafaka nasıl hesaplanır, nafaka oranı, nafaka oranı neye göre belirlenir, nafaka otomatik artar mı, nafaka ücreti ne kadar, nafaka ücretleri, nafaka uyarlama dilekçesi, nafaka ücreti neye göre belirlenir, nafaka uyarlama davası, nafaka ücretleri 2017, nafaka üfe hesaplama, nafaka ücreti nasıl hesaplanır, nafaka ücreti ne kadardır, nafaka ücretleri ne kadar, nafaka üst sınırı, 


Nafakanın Artırım Oranları

Boşanma davasında çocukların velayeti bir tarafa bırakılınca diğer tarafa da ödemesi için iştirak nafakası belirleniyor. Yine boşanma halinde yoksulluğa düşecek olan eşe ise yoksulluk nafakası verilmektedir.

Anlaşmalı boşanma davası ile sona eren evliliklerde bu nafakaların miktarı taraflarca belirlenir. Çekişmeli olarak açılan dava yoluyla sona eren evliliklerde ise iştirak ve yoksulluk nafakalarının miktarı (dava süresince tedbir nafakaları) hakim tarafından tespit edilir.

İster anlaşmalı boşanma davası isterse çekişmeli boşanma davası ile kararlaştırılmış olsun, belirlenmiş olan bu nafaka miktarı tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda nafakanın arttırılmasına ya da nafakanın azaltılmasına ve hatta nafakanın kaldırılmasına karar verilebilir.

Nafaka artış oranı ise, anlaşmalı yahut çekişmeli boşanma davası sonucunda mahkemenin gerekçeli kararına göre, nafakanın ÜFE oranında artırılarak karar verilmiş olmasını ifade eder.

Taraflar, anlaşmalı boşanma davasında hazırladıkları protokolde yahut çekişmeli boşanma davasındaki dilekçeleri ile takdir edilecek nafakanın, sonraki yıllarda ÜFE oranında artırılarak uygulanmasını talep etmiş olabilirler.

Bilindiği üzere, paranın satın alma gücü her yıl azalmaktadır. Paranın satın alma gücünün önceki yıla göre ne kadar azaldığı ise ülkemizde TÜİK yani Türkiye İstatistik Kurumu tarafından araştırılarak ilan edilmektedir. TÜİK’in açıkladığı bu verilere göre kira artış oranı ve nafaka artış oranı belirlenmektedir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin yerleşen uygulamasına göre; nafaka alacaklısının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsünün gelir durumunda, nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik olmadığı takdirde; yoksulluk nafakası TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranında artırılmalı ve böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan denge korunmalıdır.

Daha yüksek ya da farklı bir şekilde artış yapılması halinde mahkeme kararının bozulması gerekir.

Nafaka Artış Oranı

Yurt içi üretici fiyat endeksi ve değişim oranı, 2003=100, Mart 2017
Yıl Ocak Şubat Mart Nisan Mayıs Haziran Temmuz Ağustos Eylül Ekim Kasım Aralık
Year Jan. Feb. March April May June July August Sep. Oct. Nov. Dec.
Endeks-Index
2006 123,51 123,83 124,14 126,54 130,05 135,28 136,45 135,43 135,11 135,73 135,33 135,16
2007 135,09 136,37 137,70 138,80 139,34 139,19 139,28 140,47 141,90 141,71 142,98 143,19
2008 143,80 147,48 152,16 159,00 162,37 162,90 164,93 161,07 159,63 160,54 160,49 154,80
2009 155,16 156,97 157,43 158,45 158,37 159,86 158,74 159,40 160,38 160,84 162,92 163,98
2010 164,94 167,68 170,94 174,96 172,95 172,08 171,81 173,79 174,67 176,78 176,23 178,54
2011 182,75 185,90 188,17 189,32 189,61 189,62 189,57 192,91 195,89 199,03 200,32 202,33
2012 203,10 202,91 203,64 203,81 204,89 201,83 201,20 201,71 203,79 204,15 207,54 207,29
2013 206,91 206,65 208,33 207,27 209,34 212,39 214,50 214,59 216,48 217,97 219,31 221,74
2014 229,10 232,27 233,98 234,18 232,96 233,09 234,79 235,78 237,79 239,97 237,65 235,84
2015 236,61 239,46 241,97 245,42 248,15 248,78 247,99 250,43 254,25 253,74 250,13 249,31
2016 250,67 250,16 251,17 252,47 256,21 257,27 257,81 258,01 258,77 260,94 266,16 274,09
2017 284,99 288,59 291,58
Bir önceki aya göre değişim oranı (%)-Monthly change (%)
2006 1,96 0,26 0,25 1,94 2,77 4,02 0,86 -0,75 -0,23 0,45 -0,29 -0,12
2007 -0,05 0,95 0,97 0,80 0,39 -0,11 0,06 0,85 1,02 -0,13 0,89 0,15
2008 0,42 2,56 3,17 4,50 2,12 0,32 1,25 -2,34 -0,90 0,57 -0,03 -3,54
2009 0,23 1,17 0,29 0,65 -0,05 0,94 -0,71 0,42 0,62 0,28 1,29 0,66
2010 0,58 1,66 1,94 2,35 -1,15 -0,50 -0,16 1,15 0,51 1,21 -0,31 1,31
2011 2,36 1,72 1,22 0,61 0,15 0,01 -0,03 1,76 1,55 1,60 0,65 1,00
2012 0,38 -0,09 0,36 0,08 0,53 -1,49 -0,31 0,26 1,03 0,17 1,66 -0,12
2013 -0,18 -0,13 0,81 -0,51 1,00 1,46 0,99 0,04 0,88 0,69 0,62 1,11
2014 3,32 1,38 0,74 0,09 -0,52 0,06 0,73 0,42 0,85 0,92 -0,97 -0,76
2015 0,33 1,20 1,05 1,43 1,11 0,25 -0,32 0,98 1,53 -0,20 -1,42 -0,33
2016 0,55 -0,20 0,40 0,52 1,48 0,41 0,21 0,08 0,29 0,84 2,00 2,98
2017 3,98 1,26 1,04
Bir önceki yılın Aralık ayına göre değişim oranı (%)-Rate of change on December of the previous year (%)
2006 1,96 2,22 2,48 4,46 7,36 11,68 12,64 11,80 11,54 12,04 11,72 11,58
2007 -0,05 0,89 1,88 2,69 3,09 2,98 3,05 3,93 4,98 4,84 5,78 5,94
2008 0,42 3,00 6,26 11,04 13,39 13,76 15,18 12,49 11,48 12,11 12,08 8,11
2009 0,23 1,40 1,70 2,35 2,30 3,27 2,54 2,97 3,60 3,90 5,24 5,93
2010 0,58 2,25 4,24 6,69 5,47 4,93 4,77 5,98 6,52 7,80 7,47 8,87
2011 2,36 4,13 5,40 6,04 6,20 6,21 6,18 8,05 9,72 11,48 12,20 13,33
2012 0,38 0,29 0,65 0,73 1,27 -0,24 -0,56 -0,30 0,72 0,90 2,58 2,45
2013 -0,18 -0,31 0,50 -0,01 0,99 2,46 3,48 3,52 4,43 5,15 5,80 6,97
2014 3,32 4,75 5,52 5,61 5,06 5,12 5,89 6,33 7,24 8,22 7,18 6,36
2015 0,33 1,53 2,60 4,06 5,22 5,49 5,15 6,19 7,81 7,59 6,06 5,71
2016 0,55 0,34 0,75 1,27 2,77 3,19 3,41 3,49 3,79 4,66 6,76 9,94
2017 3,98 5,29 6,38
Yıllık değişim (bir önceki yılın aynı ayına göre değişim) (%)-Annual change (%)
2006 5,11 5,26 4,21 4,96 7,66 12,52 14,34 12,32 11,19 10,94 11,67 11,58
2007 9,37 10,13 10,92 9,68 7,14 2,89 2,08 3,72 5,02 4,41 5,65 5,94
2008 6,44 8,15 10,50 14,56 16,53 17,03 18,41 14,67 12,49 13,29 12,25 8,11
2009 7,90 6,43 3,46 -0,35 -2,46 -1,86 -3,75 -1,04 0,47 0,19 1,51 5,93
2010 6,30 6,82 8,58 10,42 9,21 7,64 8,24 9,03 8,91 9,92 8,17 8,87
2011 10,80 10,87 10,08 8,21 9,63 10,19 10,34 11,00 12,15 12,58 13,67 13,33
2012 11,13 9,15 8,22 7,65 8,06 6,44 6,13 4,56 4,03 2,57 3,60 2,45
2013 1,88 1,84 2,30 1,70 2,17 5,23 6,61 6,38 6,23 6,77 5,67 6,97
2014 10,72 12,40 12,31 12,98 11,28 9,75 9,46 9,88 9,84 10,10 8,36 6,36
2015 3,28 3,10 3,41 4,80 6,52 6,73 5,62 6,21 6,92 5,74 5,25 5,71
2016 5,94 4,47 3,80 2,87 3,25 3,41 3,96 3,03 1,78 2,84 6,41 9,94
2017 13,69 15,36 16,09
On iki aylık ortalamalara göre değişim oranı (%)-Rate of change in twelve months moving averages (%)
2006 5,45 5,04 4,49 4,09 4,27 4,97 5,82 6,49 7,06 7,76 8,60 9,34
2007 9,68 10,08 10,63 11,01 10,95 10,09 9,03 8,29 7,77 7,23 6,75 6,31
2008 6,08 5,94 5,95 6,39 7,20 8,39 9,76 10,68 11,29 12,03 12,56 12,72
2009 12,81 12,63 11,99 10,65 8,96 7,34 5,47 4,19 3,22 2,20 1,37 1,23
2010 1,14 1,20 1,63 2,52 3,50 4,30 5,33 6,18 6,89 7,71 8,27 8,52
2011 8,89 9,23 9,36 9,17 9,21 9,42 9,59 9,76 10,03 10,26 10,72 11,09
2012 11,11 10,96 10,79 10,72 10,57 10,24 9,88 9,33 8,65 7,80 6,98 6,09
2013 5,33 4,72 4,23 3,74 3,27 3,18 3,23 3,39 3,58 3,93 4,10 4,48
2014 5,22 6,11 6,95 7,89 8,66 9,03 9,26 9,55 9,84 10,11 10,32 10,25
2015 9,59 8,79 8,03 7,36 6,98 6,74 6,43 6,14 5,92 5,58 5,33 5,28
2016 5,50 5,61 5,64 5,47 5,19 4,91 4,77 4,51 4,07 3,83 3,93 4,30
2017 4,96 5,87 6,89
TÜİK, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi, Mart 2017
TurkStat, Domestic Producer Price Index, March 2017

Ölüm Halinde Mal Paylaşımı

Ölüm halinde mal paylaşımı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 499. maddesi ve devamı hükümleri ile belirlenmiştir.

Ölüm halinde mal paylaşımının nasıl olacağını öngören kanun şu şekilde bir belirleme yapmıştır:

Türk Medeni Kanunu madde 499:

Sağ kalan eş, birlikte bulunduğu zümreye göre mirasbırakana aşağıdaki oranlarda mirasçı olur:

1. Mirasbırakanın altsoyu ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte biri,

2. Mirasbırakanın ana ve baba zümresi ile birlikte mirasçı olursa, mirasın yarısı,

3. Mirasbırakanın büyük ana ve büyük babaları ve onların çocukları ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte üçü, bunlar da yoksa mirasın tamamı eşe kalır.”

Ölenin Çocuğu yahut Torunu Varsa Eşin Miras Hakkı

Ölüm halinde mal paylaşımında, ölen eşin çocukları veya torunları birinci zümre mirasçıları oluşturur. Bu zümre ile birlikte mirasçı olan sağ kalan eşin yasal miras payı, kanunun 499. maddesine göre 1/4 olarak belirlenmiştir; yani sağ kalan eş, miras payı olarak, mirasın tamamının 1/4’ünü alma hakkına sahiptir.

Ölenin Çocuğu yahut Torunu Yoksa Eşin Miras Hakkı

Ölüm halinde mal paylaşımı, ölen eşin alt soyu yoksa, yani çocukları ya da torunları yoksa, bu takdirde, sağ kalan eş miras payı olarak, eşinden kalan mirasın 2/4’ünü alır. Geri kalan pay, ikinci zümre mirasçılar arasında garameten, yani eşit olarak paylaştırılır.

Ölen eşin, ikinci zümre mirasçıları yoksa, üçüncü zümre mirasçılarına miras kalması söz konusu olabilir. Üçüncü zümre mirasçılar yani ölenin amcası, halası, dayı ve teyzesi ile sağ kalan eş birlikte mirasçı olurlar. Bu durumda sağ kalan eşe düşen yasal miras payı, mirasın 3/4’üdür.

Ölüm Halinde Mal Paylaşımı – Sağ Kalan Eşin Katılma Alacağı Hakkı

Ölüm halinde mal paylaşımı söz konusu olduğunda, sağ kalan eşin, yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi ve/veya değer artış payı ile katkı payı alacağı hakları da bulunabilir. (Bu haklar için boşanmada mal paylaşımı yazımı okuyunuz)

Sağ kalan eşin evlilik nedeniyle hakkı olan alacağı, mirasın paylaşılmasından önceliklidir. Miras davası, bu davanın sonucunu bekler.

Eşlerin mal rejiminin tasfiyesi davası aile mahkemesinde, mirasın tasfiyesi ise sulh hukuk mahkemesinde açılacak dava ile görülür.

Sağ kalan eşin katkı payı ve katılma alacağı hakkı, parasal bir alacak hakkıdır.

Ölüm halinde mal paylaşımı ile ilgili daha önce verilmiş emsal niteliğindeki bazı yargı kararlarını da burada paylaşmakta yarar görüyorum:

“Mahkemece dava konusu 260 ada 34 nolu parselin tarafların miras bırakanı Huriye’den kaldığı kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de, mahkemenin kabulü dosya içeriği ve toplanan delillere uygun düşmemektedir. Çekişmeli parselin tarafların annelerinden değil babaları Rasim A.’dan intikal ettiği dosya içeriği ile sabittir. Bu durumda senet mümzisi olan satıcı Huriye ancak kocasından kendisine intikal eden miras payını mirasçı olan oğlu Osman’a satabilir. Kaldıki davacılar miras bırakanların ölüm tarihinden sonra terekenin paylaşıldığını, paylaşıma bu taşınmazında dahil edildiğini ileri sürmüşlerdir. Davacılara bu iddialarını kanıtlamak üzere olanak tanınmalı, miras bırakan Rasim’in terekesinin paylaşılıp paylaşılmadığı, paylaşılmış ise paylaşımın hangi tarihte yapıldığı, paylaşıma bütün mirasçıların katılıp katılmadığı veya usulen temsil edilip edilmediği araştırılmalıdır. Paylaşımın yapılması halinde Mahkemece paylaşım doğrultusunda paylaşıma uygun olarak aksi takdirde satıma konu olan Huriye payı Osman K. payına eklenmek sureti ile payları oranında mirasçılar adına tescile karar verilmesi gerekir.” YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ E. 2002/1495 K. 2002/1541 T. 20.2.2002


“Müteveffa Burak ( 1992 doğ. ) annesi Gönül, babası Ali ve kardeşi Buğra ile 18.1.1999 tarihinde vefat etmiştir. Kimin önce öldüğü tesbit edilemediğinden hepsi aynı anda ölmüş sayılırlar.

Davalılar Uğur ve Ayşegül müteveffa Burak’ın baba bir kardeşleridir. Baba bir kardeşler olan davalılar varken dayısı olan Coşkun mirasçı olamaz. Bu yön gözetilmeden müteveffanın baba bir kardeşler davalıların mirasçı olamayacağının kabulü ile veraset ilamının iptaline karar vermek doğru bulunmamıştır.” YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2003/3982 K. 2003/8097 T. 2.6.2003


“Davacı ( 3 ) numaralı bağımsız bölümü davalı Jale Tekli’nin de miras bırakını olan Çetin Tekli’den adi yazılı sözleşmeyle satın almıştır. Türk Medeni Kanunun 499.maddesi hükmünce sağ kalan eş birlikte bulunduğu zümreye göre ölen eşin mirasçısıdır. Dolayısıyla adi yazılı sözleşme davalı Jale’yi bağlayacaktır. Davacı ( 3 ) numaralı bağımsız bölümü bu sözleşmeye dayanarak kullandığından kullanım haksız sayılmaz. Böyle olunca, davalı ve karşı davacı Jale’nin haksız işgal tazminatı isteminin reddi yerine bu talep de hüküm altına alındığından karar açıklanan nedenle bozulmalıdır.” YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ E. 2005/1013 K. 2005/2688 T. 31.3.2005


“Dava sağ kalan eşe Türk Medeni Kanununun 240. maddesi gereği, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedelde eklemek sureti ile konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınmasına ilişkindir.

Dava davacının istemi doğrultusunda kabul edilmiş, davacının taşınmazın 2/3’lük kısmına 1/2 oranında katıldığı kabul edilerek taşınmazın davacının katkısı oranında alacağı mahsup edildikten sonra 2/3’lük kısmına ilişkin bedelin murisin diğer yasal mirasçısı olan davalıya ödenmesine karar verilmiş, davacı 2/3’lük kısmın bedelini yatırmıştır.

Davacı sağ kalan eşin Türk Medeni Kanununun 499. maddesi gereği birinci zümre mirasçılarla birlikte 1/4 oranındaki yasal miras payı mahsup edilecek bedele dahil edilmemiştir.

Davacı sağ kalan eşin Türk Medeni Kanununun 499. madde gereğince 1/4 oranındaki yasal miras payı nazara alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.” YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2006/20076 K. 2007/17542 T. 13.12.2007


“sağ eşinin mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak hakkı terekeye ait ödenmesi gereken borçtur. Buna göre; öncelikle terekeye ait bu borcun sağ eşe ödenmesi, daha sonra kalan miktar üzerinden yine sağ eşin TMK’nın 499. maddesine göre oluşan miras payının belirlenerek hem mal rejiminin tasfiyesinden, hem de miras payından kaynaklanan alacak miktarlarının toplamı belirlenerek davacının isteği hakkında bir karar verilmesi gerekirken; davacının miras hakkı gözardı edilerek, sadece davacı sağ eşin katılma alacağının gözönünde bulundurulup yazılı miktara hükmedilmesi doğru görülmemiştir.” YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2011/1293 K. 2011/1521 T. 11.3.2011

Boşanmada Mal Paylaşımı Davaları ve Uygulamadaki Sorunlar

1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile önceki 743 sayılı Kanun’un mal rejimine ilişkin sistemi değişmiştir.

Eşler arasındaki mal rejimine ilişkin kurallar 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 202-281. maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Genellikle, kamuoyunda boşanma davasının açılması ile birlikte, mahkemenin eşlerin mal varlığını da bölüştüreceği, paylaştıracağı gibi bir düşünce yaygındır. Ancak kanuna göre, boşanma davasının sonucunda hakim bu konuda bir karar vermez. Eşlerin mal varlığının paylaşılması (mal rejiminin tasfiyesi) için usulüne uygun bir dava açılmadığı takdirde hakim, dilekçede yer alsa dahi bu talepleri inceleyemez, bu konuda bir karar veremez.

Boşanma halinde mal varlığının paylaşılmasını isteyen eşin bunun için ayrıca bir dava açılması gereklidir. Açılması gereken bu davaya “mal rejiminin tasfiyesi talepli dava” adı verilmektedir.

Bununla birlikte, bir eşin açmış olduğu bir tasfiye davası var ise, diğer eşin karşı taraftan olan alacakları için takas-mahsup talebi ayrıca bir dava açmasına gerek olmaksızın incelenebilmektedir:

“Davalı vekilinin takas-mahsuba dair temyiz itirazlarına gelince, davalı taraf cevap dilekçesinde Mahkemece yapılacak hesaplamada gözetilmesi gerektiğini belirterek taleplerini sıralamış, bu talepler arasında … plakalı araçta yer almaktadır.Söz konusu araca dair olarak dosyada yer alan fatura bilgilerine göre araç evlilik birliği içerisinde 02.08.2010 tarihinde davacı eş adına satın alınmıştır. Davalı taraf, aracın evlilik birliği içerisinde edinilmiş olması sebebiyle mal rejiminin tasfiyesinde göz önünde bulundurulmasını talep etmiş, fakat mahkemece ilgili talep yönünden aracın evlilik birliği içerisinde edinilmediği ve davalı tarafça harcı yatırılarak usulüne uygun açılmış bir dava olmadığı gerekçesiyle hüküm tesis edilmemiştir. Söz konusu talep TMK 236/1 maddesi uyarınca takas talebi olarak değerlendirilip talep doğrultusunda hüküm kurulması gerekirken davacının alacak miktarı belirlenirken bu hususun göz ardı edilmesi doğru değildir. ” YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2016/200 K. 2016/10417 T. 14.6.2016 (1)

Mal rejiminin tasfiyesi davasında eşler, katkı payı alacağı, değer artış payı alacağı ve artık değere katılma alacağı talep edebilirler.

Bu talepler, kişisel hakka dayalı, para alacağına yönelik, nisbi harca tabidir. Dilekçeler düzenlenirken talep edilen değerin fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak harca esas değer olarak gösterilmesi yerinde olacaktır.

Mal rejiminin tasfiyesi davasının açılabilmesi kural olarak eşler arasındaki mevcut mal rejiminin sona ermesine bağlı tutulmuştur.

Eşler arasındaki mal rejiminin sona erdiği tarih TMK 225’e göre evliliğin iptal, boşanma davalarının açıldığı ya da eşlerden birinin ölümü ile sona erdiği veya başka bir mal rejiminin seçildiği tarihtir.

Mal rejiminin tasfiyesi için dava, iptal yahut boşanma davasının açılmasından sonra görülebilir hale gelirse de bu davada esastan hüküm kurulabilmesi için evlilik birliğinin sona erdiğine dair verilen hükmün kesinleşmesi de gereklidir. Bunun sonucunda, açılmış bulunan tasfiye davasında örneğin boşanma davasının sonucu beklenecektir; boşanma davasının ret edilmesi halinde tasfiye davası esastan incelenmeksizin usulden ret edilecektir.

Ziynet eşyalarının aynen iadesi yahut bedelinin tahsili için açılan davalar ise tasfiye davalarından farklı olarak mal rejiminin sona ermesi ön koşuluna bağlı tutulmamıştır. Mal rejimi sona ermeden de bu davalar açılarak esas hakkında karara bağlanabilir. Bu tür eşyalarla ilgili dava, boşanmanın eki niteliğinde de değildir.

Anlaşmalı boşanma davalarından sonra da kimi durumlarda mal rejiminin tasfiyesinin istenebilmesi mümkündür. Bilindiği üzere, anlaşmalı boşanma davalarında karar verilebilmesi için tarafların boşanma, maddi ve manevi tazminat, nafaka ile velayet ve kişisel ilişki konularında anlaşmış olmaları yeterlidir. Tarafların boşanmasına karar verilebilmesi için ayrıca eşyalar ve mal rejiminin tasfiyesine yönelik diğer konularda da anlaşmaya varmaları zorunlu değildir.

Bu nedenle anlaşmalı boşanma davasında eşyalar veya mal rejiminin tasfiyesine yönelik konularda da bir anlaşma mevcut değilse sonrasında bu mallara ilişkin dava açılması mümkündür. Ancak mahkeme içi ikrar halinde, tarafların bu beyanları tasfiye davasında kesin delil olarak kabul edilmektedir.

Mal rejiminin tasfiyesi davalarında, taraflar arasında sözleşme ile seçilmiş bir mal rejimi varsa o mal rejimine ilişkin kurallar, mal rejimi sözleşmesi ile belirlenmiş bir mal rejimi türü yoksa kanun uyarınca zorunlu olarak tabi oldukları mal rejimi kuralları uygulanır.

Buna göre, 1 Ocak 2002’den önceki dönemde, yani önceki Kanun döneminde, edinilmiş bir mal varlığına yönelik tasfiye talebi o dönemde yasal mal rejimi olan mal ayrılığı rejimi“ne göre; 1 Ocak 2002’den sonra edinilmiş bir mal varlığına yönelik talep ise edinilmiş mallara katılma rejimine göre davanın esası çözülecektir. Eşlerin daha sonraki bir tarihte kanunda gösterilen başka bir rejimi seçmeleri durumunda aralarındaki mal rejimi bu tarihte sona ermiş olacak ve yeni seçimlik mal rejimine tabi olunacaktır.

Örneğin 1 Temmuz 2009 tarihinde evlenmiş eşler için yasal mal rejimi edinilmiş mal rejimi olacaktır; yine örneğin 1 Temmuz 1997 tarihinde evlenmiş eşler için 1 Ocak 2002 tarihine kadar mal ayrılığı rejimi, 1 Ocak 2002 tarihinden sonra ise edinilmiş mal rejimi uygulanacaktır.

Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin olarak taraflar, yukarıda da belirtildiği üzere 3 tür dava açma hakkına sahiptir. Bunlar, katkı payı alacağı davası, değer artış payı alacağı davası (TMK 227) ve artık değere katılma alacağı davasıdır.(TMK 231-236)

Katkı Payı Alacağı Davası

Katkı payı alacağı davası, 1 Ocak 2002’den önceki dönemde eşlerin edindikleri taşınmaz mallar, kooperatif hisseleri, arsa, bağ ve bahçeler, araçlar ve sair mal varlıkları için açılan alacak davasıdır.

Bu dava, malik olmayan eşin, tapunun adına kayıtlı olduğu eş aleyhine açılır.

Malik olmayan eşin malik olan eş aleyhine açtığı bu davada davacı; davalının mülkiyetinde olan malın edinilmesinde, iyileştirilmesinde veya korunmasında kendisinin de katkısı bulunduğunu ileri sürerek alacak hakkı talep eder.

Bu dava da ayni bir dava olmayıp kişisel hak doğuran bir davadır, bu nedenle kişisel hak niteliğindeki para alacağına yönelik olarak açılır. Bunun sonucunda örneğin, dairenin tapusunun 1/2’sinin iptali ile davacı taraf adına tescili istenemez.

Katkı iddiasının dayanağı; dava konusu malın alınması, onarılması, iyileştirilmesi, korunması ve benzer amaçlar için harcanan para, emek, malzeme olabilir. Bu katkı; eşin maaşını, emekli ikramiyesini, ücretini, serbest meslek kazancını davalıya vermesi, banka borcunu, kooperatif üyeliği aidat ve taksitlerini ödemesi, ziynet eşyalarını vermesi ve benzer bir çok değişik şekilde olabilir.

Katkı payı alacağı davasının hukuki dayanağını ise Yargıtay’ın bu dönemde verdiği kararlar oluşturmaktadır.

Davacı eş, yaptığı katkının nasıl ve ne şekilde olduğu, miktarı, tanık dahil her tür delille kanıtlayabilir. Mal rejiminin başladığı tarihten, dava konusu malın edinildiği tarihe kadar tarafların gelirleri de dikkate alınmak suretiyle tüm deliler toplandıktan sonra eşin katkısı belirlenir. Bu katkı miktarı, %50 -%70 gibi bir oran olarak ifade edilir. Bu oran ile dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değeri ile çarpılarak davacı eşin katkı payı alacağı miktarı belirlenir.

Katkı payı alacağı davası, aile mahkemesinde açılır. Yetkili mahkeme ise davalının ikametgah mahkemesidir.

Dava nispi harç ve nispi vekalet ücretine tabi olup talep olması halinde dava tarihinden itibaren faize hükmedilir.

Katkı payı alacağı davasında zamanaşımı süresi 10 yıl olarak kabul edilmektedir.

Değer Artış Payı Davası

Değer artış payı olarak ifade edilen bu davanın hukuki dayanağı TMK 227. maddesidir. Davacı eş değer artış payı davasında davalı eşin mülkiyetinde bulunan bir malın edinilmesi, iyileştirmesi veya korunmasında hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunduğunu ileri sürerek katkıya dayalı para alacağı talebinde bulunmaktadır.

Katkı payı alacağı davasında olduğu gibi değer artış payı davasında da öncelikle davacının katkısını kanıtlanması ve daha sonra katkı oranının hesaplanması gerekir. Bu yönleriyle iki dava türü uygulamada hukukçular tarafından sıkça birbirine karıştırılmaktadır.

Ancak, katkı payı alacağı davasında malın dava tarihindeki sürüm (rayiç) değeri üzerinden katkı payı hesaplanırken; değer artış payı alacağı davasında ise bu katkı miktarı malın tasfiye tarihindeki (karara en yakın tarih) sürüm değeri çarpılmak suretiyle bulunur.

Bunun yanında, değer artış payı davasında katkıda bulunulan malda bir değer kaynı oldu ise, katkının başlangıcındaki değeri esas alınacaktır. Örneğin, yangın, deprem veya heyelan nedeniyle zarar gören taşınmaz söz konusu olduğunda bu şekilde hesaplama yapılmaktadır. Katkıda bulunulan malın daha önce elden çıkartılmış olması halinde ise davacı eşin alacağı hakkaniyete uygun olarak belirlenir.

Artık Değere Katılma Alacağı Davası

Artık Değere Katılma Alacağı Davasının hukuksal dayanağını 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun edinilmiş mallara katılma rejimi düzenleyen maddeleri(m.218-241), özellikle de 231-236. maddeleri ve Yargıtay kararları oluşturmaktadır.

Kısaca “katılma alacağı” davası, mal rejimi sona erdiğinde eşlerin birbirlerinden talep edebilecekleri kişisel hakka dayalı bir para alacağı davasıdır.

Katılma alacağı davasında, katkı payı ve değer artış payı davalarından farklı olarak, davacı eşin malvarlığının edinilmesine yaptığı katkıyı ispat etmesine gerek bulunmamasıdır.

Davacı eşin somut bir katkısı bulunmasa da davalıya ait “artık değer”in (TMK m. 231) kural olarak yarısını” artık değere katılma alacağı olarak isteyebilir.

Bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir(TMK m. 222/3).

Artık değer şu şekilde hesap olunur:

  1. Mal rejiminin sona erdiği tarihte mevcut olan davalıya ait edinilmiş mallar bulunacak,
  2. Şayet mevcut ise (ileri sürülüp kanıtlandı ise) “eklenecek değerler” (TMK m. 229) bulunup bunların değerleri edinilmiş mallara eklenecek,
  3. Şayet mevcut ise (ileri sürülmüş ve kanıtlanmış ise) “denkleştirme” işlemi TMK m. 230) yapılarak edinilmiş mal hesabına dahil edilecek,
  4. Sonuçta davalı eşe ait bulunan edinilmiş malların toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkartıldıktan sonra kalan miktar “artık değer” olarak bulunacaktır.

Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranını hakkaniyete uygun olarak azaltabilecek veya kaldırabilecektir ( TMK m. 236 / 2 ).

Yine eşler mal rejimi sözleşmesi ile; değer artış payı veya artık değere katılma ile ilgili başka bir esas da kararlaştırabilirler (TMK m. 227-237).

Değer artış payı davası ile artık değere katılma alacağı davasında da görevli mahkeme aile mahkemesi olup yetkili mahkeme TMK 214. maddede gösterilmiştir.

Buna göre;

  1. Mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim
    yeri mahkemesi,
  2. Boşanmaya, evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda bu davalarda yetkili olan mahkeme,
  3. Diğer durumlarda ise davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.

Artık değere katılma alacağı ancak para olarak talep edilebilir. Şayet borçlu dilerse para dışında “ayın” olarak da ödeme hakkına sahiptir (TMK m. 239)

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nda mal rejiminin tasfiyesi davaları için her hangi bir zamanaşımı düzenlemesi getirilmemiştir.

Bu durumda, aynı kanunun 5. maddesi yollamasıyla 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu uygulanmalıdır.

Zira, TBK’nun 646.maddesine göre, Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir.

TBK’nun 146.maddesine göre, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin uygulamalarında da, mal rejiminin tasfiyesi davalarında on yıllık genel zamanaşımı süresi kabul edilmektedir.

Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ( 17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 E. 2013/520 K. sayılı kararı ) kabulü de bu yöndedir.

Her ne kadar, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin önceki uygulamalarında edinilmiş mallara katılma rejiminin boşanmayla sona ermesi durumunda, TMK’nun 178. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresini kabul etmişse de, Yargıtay HGK’nun yukarıda açıklanan içtihadı doğrultusunda görüş değişikliğine gidilmiştir. ( YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2016/16582 K. 2016/15089 T. 7.11.2016)

TBK’nun 149/1.maddesine göre, zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Aynı Kanunun 153/3.maddesine göre de, evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa da durur.

Mal rejiminin ölümle sona ermesi ve sağ kalan eşin miras hakkı yanında ayrıca edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan değer artış payı alacağı veya artık değere katılma alacağının da bulunması halinde,  sağ eşin mal rejiminden kaynaklanan alacak hakkı terekenin borcu olduğundan öncelikle bu borcun ödenmesi gerekir.

Sağ eşin miras payı daha sonra kalan tereke miktarı üzerinden belirlenecektir.

 

 

 

 


(1) Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, bu konudaki önceki kararından dönmüştür. Önceden Daire, “takasın olabilmesi için harcı yatırılarak açılmış bir davanın bulunması gerekir” görüşünde idi- Y.8.HD 10/953 E. – 2148 K. – Yargıtay Kararları Dergisi C:37 Sayı:1

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu md 202 – 281

EŞLER ARASINDAKİ MAL REJİMİ

BİRİNCİ AYIRIM

GENEL HÜKÜMLER

A. Yasal mal rejimi

MADDE 202.- Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır.

Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler.

B. Mal rejimi sözleşmesi

I. Sözleşmenin içeriği

MADDE 203.- Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Taraflar, istedikleri mal rejimini ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir, kaldırabilir veya değiştirebilirler.

II. Sözleşme ehliyeti

MADDE 204.- Mal rejimi sözleşmesi, ancak ayırt etme gücüne sahip olanlar tarafından yapılabilir.

Küçükler ile kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızasını almak zorundadırlar.

III. Sözleşmenin şekli

MADDE 205.- Mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır. Ancak, taraflar evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak da bildirebilirler.

Mal rejimi sözleşmesinin taraflarca ve gerektiğinde yasal temsilcilerince imzalanması zorunludur.

C. Olağanüstü mal rejimi

I. Eşlerden birinin istemi ile

1. Karar

MADDE 206.- Haklı bir sebep varsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine, mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüşmesine karar verebilir.

Özellikle aşağıdaki hallerde haklı bir sebebin varlığı kabul edilir:

1. Diğer eşe ait malvarlığının borca batık veya ortaklıktaki payının haczedilmiş olması,

2. Diğer eşin, istemde bulunanın veya ortaklığın menfaatlerini tehlikeye düşürmüş olması,

3. Diğer eşin, ortaklığın malları üzerinde bir tasarruf işleminin yapılması için gereken rızasını haklı bir sebep olmadan esirgemesi,

4. Diğer eşin, istemde bulunan eşe malvarlığı, geliri, borçları veya ortaklık malları hakkında bilgi vermekten kaçınması,

5. Diğer eşin sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması.

Eşlerden biri ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun ise, onun yasal temsilcisi de bu sebebe dayanarak mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir.

2. Yetki

MADDE 207.- Yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir.

3. Mal ayrılığına geçişten dönme

MADDE 208.- Eşler, her zaman yeni bir mal rejimi sözleşmesiyle önceki veya başka bir mal rejimini kabul edebilirler.

Mal ayrılığına geçici gerektiren sebebin ortadan kalkması halinde hakim, eşlerden birinin istemi üzerine eski mal rejimine dönülmesine karar verebilir.

II. Cebri icra halinde

1. İflasta

MADDE 209.- Mal ortaklığını kabul etmiş olan eşlerden birinin iflasına karar verildiği takdirde, ortaklık kendiliğinden mal ayrılığına dönüşür.

2. Hacizde

MADDE 210.- Mal ortaklığını kabul etmiş eşlerden birine karşı icra takibinde bulunan alacaklı, haczin uygulanmasında zarara uğrarsa, hakimden mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir.

Alacaklının istemi her iki eşe yöneltilir.

Yetkili mahkeme, borçlunun yerleşim yeri mahkemesidir.

3. Eski rejime dönme

MADDE 211.- Alacaklı tatmin edildiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine hakim, mal ortaklığının yeniden kurulmasına karar verebilir.

Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle edinilmiş mallara katılma rejimini kabul edebilirler.

III. Önceki rejimin tasfiyesi

MADDE 212.- Mal ayrılığına geçildiği takdirde, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşler arasında önceki mal rejiminin tasfiyesi, bu rejime ilişkin hükümlere göre yapılır.

D. Alacaklıların korunması

MADDE 213.- Mal rejiminin kurulması, değiştirilmesi veya önceki rejimin tasfiyesi, eşlerden birinin veya ortaklığın alacaklılarının, üzerinden haklarını alabilecekleri malları sorumluluk dışında bırakamaz.

Kendisine böyle mallar geçmiş olan eş, borçlardan kişisel olarak sorumludur; ancak, söz konusu malların borcu ödemeye yetmediğini ispat ettiği takdirde, bu ölçüde kendisini sorumluluktan kurtarabilir.

E. Mal rejiminin tasfiyesi davalarında yetki

MADDE 214.- Eşler veya mirasçılar arasında bir mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda, aşağıdaki mahkemeler yetkilidir:

1. Mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim yeri mahkemesi,

2. Boşanmaya, evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda, bu davalarda yetkili olan mahkeme,

3. Diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi.

F. Bir eşin mallarının diğeri tarafından yönetimi

MADDE 215.- Eşlerden birinin açık veya örtülü olarak mallarının yönetimini diğer eşe bırakması halinde, aksi kararlaştırılmış olmadıkça vekalet hükümleri uygulanır.

G. Envanter

MADDE 216.- Eşlerden her biri, diğerinden her zaman mallarının envanterinin resmi senetle yapılmasını isteyebilir.

Bu envanter, malların getirilmesinden başlayarak bir yıl içinde yapılmışsa, aksi ispatlanmış olmadıkça bu envanterin doğru olduğu kabul edilir.

H. Eşler arasındaki borçlar

MADDE 217.- Mal rejimi, eşler arasındaki borçların muaccel olmasını önlemez. Bununla beraber bir borcun yerine getirilmesi, borçlu eşi evlilik birliğini tehlikeye düşürecek derecede önemli güçlüklere sokacaksa, bu eş ödeme için süre isteyebilir. Durum ve koşullar gerektiriyorsa, hakim istemde bulunan eşi güvence göstermekle yükümlü tutar.

İKİNCİ AYIRIM

EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA

A. Mülkiyet

I. Kapsamı

MADDE 218.- Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar.

II. Edinilmiş mallar

MADDE 219.- Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir.

Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır:

1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler,

2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,

3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,

4. Kişisel mallarının gelirleri,

5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler.

III. Kişisel mallar

1. Kanuna göre

MADDE 220.- Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:

1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,

2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,

3. Manevi tazminat alacakları,

4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.

2. Sözleşmeye göre

MADDE 221.- Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler.

Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını da kararlaştırabilirler.

IV. İspat

MADDE 222.- Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.

Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır.

Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir.

B. Yönetim, yararlanma ve tasarruf

MADDE 223.- Her eş, yasal sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.

Aksine anlaşma olmadıkça, eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz.

C. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk

MADDE 224.- Eşlerden her biri kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur.

D. Mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye

I. Sona erme anı

MADDE 225.- Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer.

Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.

II. Malların geri alınması ve borçlar

1. Genel olarak

MADDE 226.- Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır.

Tasfiye sırasında, paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri kanunda öngörülen diğer olanaklardan yararlanabileceği gibi, daha üstün bir yararı olduğunu ispat etmek ve diğerinin payını ödemek suretiyle o malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir.

Eşler karşılıklı borçları ile ilgili düzenleme yapabilirler.

2. Değer artış payı

MADDE 227.- Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır.

Böyle bir malın daha önce elden çıkarılmış olması halinde hakim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler.

Eşler, yazılı bir anlaşmayla değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri gibi, pay oranını da değiştirebilirler.

III. Eşlerin paylarının hesaplanması

1. Kişisel malların ve edinilmiş malların ayrılması

MADDE 228.- Eşlerin kişisel malları ile edinilmiş malları, mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre ayrılır.

Eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan tazminat, toptan ödeme veya tazminat yerine ilgili sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, tasfiyede o miktarda kişisel mal olarak hesaba katılır.

2. Eklenecek değerler

MADDE 229.- Aşağıda sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak eklenir:

1. Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar,

2. Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler.

Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.

3. Kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme

MADDE 230.- Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları edinilmiş mallardan veya edinilmiş mallara ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise, tasfiye sırasında denkleştirme istenebilir.

Her borç, ilişkin bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokar. Hangi kesime ait olduğu anlaşılamayan borç, edinilmiş mallara ilişkin sayılır.

Bir mal kesiminden diğer kesimdeki malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına katkıda bulunulmuşsa, değer artması veya azalması durumunda denkleştirme, katkı oranına ve malın tasfiye zamanındaki değerine veya mal daha önce elden çıkarılmışsa hakkaniyete göre yapılır.

4. Artık değer

MADDE 231.- Artık değer, eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır.

Değer eksilmesi göz önüne alınmaz.

IV. Değerin belirlenmesi

1. Sürüm değeri

MADDE 232.- Mal rejiminin tasfiyesinde malların sürüm değerleri esas alınır.

2. Gelir değeri

a. Genel olarak

MADDE 233.- Bir eşin malik olarak bizzat işletmeye devam ettiği veya sağ kalan eş ya da altsoyundan birinin kendisine bir bütün olarak özgülenmesini istemeye haklı olduğu bir tarımsal işletme için değer artışından alacağı pay ve katılma alacağı, bunların gelir değeri göz önünde tutularak hesaplanır.

Tarımsal işletmenin maliki veya mirasçıları, diğer eşe karşı ileri sürebilecekleri değer artışı payının veya katılma alacağının, işletmenin sadece sürüm değeri üzerinden hesaplanmasını isteyebilir.

Değerlendirmeye ve işletmenin kazancından mirasçılara pay ödenmesine ilişkin miras hukuku hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.

b. Özel haller

MADDE 234.- Özel haller gerektirdiği takdirde hesaplanan değer, uygun bir miktarda artırılabilir.

Özellikle sağ kalan eşin geçim koşulları, tarımsal işletmenin alım değeri, ayrıca tarımsal işletme kendisine ait olan eşin yaptığı yatırımlar veya mali durumu özel hallerden sayılır.

3. Değerlendirme anı

MADDE 235.- Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar.

Edinilmiş mallara hesapta eklenecek olanların değeri, malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır.

V. Artık değere katılma

1. Kanuna göre

MADDE 236.- Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir.

Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.

2. Sözleşmeye göre

a. Genel olarak

MADDE 237.- Artık değere katılmada mal rejimi sözleşmesiyle başka bir esas kabul edilebilir.

Bu tür anlaşmalar, eşlerin ortak olmayan çocuklarının ve onların altsoylarının saklı paylarını zedeleyemez.

b. İptal, boşanma veya mahkeme kararıyla mal ayrılığında

MADDE 238.- Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde, kanundaki artık değere katılmaya ilişkin düzenlemeden farklı anlaşmalar, ancak mal rejimi sözleşmesinde bunun açıkça öngörülmüş olması halinde geçerlidir.

VI. Katılma alacağının ve değer artış payının ödenmesi

1. Ödeme ve ertelenmesi

MADDE 239.- Katılma alacağı ve değer artış payı ayın veya para olarak ödenebilir. Ayni ödemede malların sürüm değeri esas alınır; bir mesleğin icrasına ayrılmış birimler ile işletmelerin ekonomik bütünlüğü gözetilir.

Katılma alacağının ve değer artış payının derhal ödenmesi kendisi için ciddi güçlükler doğuracaksa, borçlu eş ödemelerinin uygun bir süre ertelenmesini isteyebilir.

Aksine anlaşma yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak katılma alacağına ve değer artış payına faiz yürütülür; durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca borçludan güvence istenebilir.

2. Aile konutu ve ev eşyası

MADDE 240.- Sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir; mal rejimi sözleşmesiyle kabul edilen başka düzenlemeler saklıdır.

Sağ kalan eş, aynı koşullar altında ev eşyası üzerinde kendisine mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.

Haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan eşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının istemiyle intifa veya oturma hakkı yerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınabilir.

Sağ kalan eş, mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde bu hakları kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri saklıdır.

3. Üçüncü kişilere karşı dava

MADDE 241.- Tasfiye sırasında, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi, katılma alacağını karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçıları, edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir.

Dava hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her halde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.

Yukarıdaki fıkra hükümleri ve yetki kuralları dışında mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.

ÜÇÜNCÜ AYIRIM

MAL AYRILIĞI

A. Yönetim, yararlanma ve tasarruf

MADDE 242.- Mal ayrılığı rejiminde eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur.

B. Diğer hükümler

MADDE 243.- İspat, borçlardan sorumluluk ve paylı mülkün özgülenmesi konularında paylaşmalı mal ayrılığı rejimine ilişkin hükümler uygulanır.

DÖRDÜNCÜ AYIRIM

PAYLAŞMALI MAL AYRILIĞI

A. Yönetim, yararlanma ve tasarruf

I. Genel olarak

MADDE 244.- Eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur.

II. İspat

MADDE 245.- Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.

Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır.

B. Borçlardan sorumluluk

MADDE 246.- Eşlerden her biri, kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur.

C. Mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye

I. Sona erme anı

MADDE 247.- Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer.

Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde de, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.

II. Malların geri alınması ve paylı malın verilmesi

1. Genel olarak

MADDE 248.- Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır.

Paylaşmalı mal ayrılığı rejimi sona erdiğinde, üstün yararı olduğunu ispat eden eş, diğer önlemler yanında, eşine payının ödeme günündeki karşılığını vermek suretiyle paylı mülkiyetteki malın kendisine verilmesini isteyebilir.

2. Katkıdan doğan hak

MADDE 249.- Eşlerden biri diğerine ait olup, paylaştırma dışı kalan bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa; mal rejiminin sona ermesi halinde, katkısı oranında hakkaniyete uygun bir bedel ödenmesini isteyebilir.

Aynı istem, paylaştırma dışı kalan malın yerine geçen değerler için de geçerlidir.

III. Aileye özgülenen mallar

1. Kural

MADDE 250.- Eşlerden biri tarafından paylaşmalı mal ayrılığı rejiminin kurulmasından sonra edinilmiş olup ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenmiş mallar ile ailenin ekonomik geleceğini güvence altına almaya yönelik yatırımlar veya bunların yerine geçen değerler, mal rejiminin sona ermesi halinde eşler arasında eşit olarak paylaşılır. Paylaştırmada işletmelerin ekonomik bütünlüğü gözetilir.

Manevi tazminat alacakları, miras yoluyla edinilen mallar ile karşılıksız kazandırmada bulunanın açık iradesinden aksi anlaşılmadıkça, sağlararası veya ölüme bağlı tasarruflarla edinilen mallar hakkında bu hüküm uygulanmaz.

2. Paylaşmaya aykırı davranışlar

MADDE 251.- Eşlerden biri, diğer eşin payını azaltmak kastıyla paylaşmadan önce bir malı karşılıksız olarak elden çıkardığı takdirde hakim, diğer eşin alacağı denkleştirme bedelini hakkaniyete uygun olarak belirler.

Mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan olağan hediyeler dışında yapılan karşılıksız kazandırmaların bu eşin payını azaltmak kastıyla yapıldığı varsayılır.

Bu tür kazandırmalara ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırmadan yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.

3. Paylaştırma isteminin reddi

MADDE 252.- Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakim, kusurlu eşin payının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.

4. Paylaştırma yöntemi

MADDE 253.- Paylaştırmanın ayın olarak yapılması asıldır. Buna olanak yoksa bedel eklemek suretiyle paylar denkleştirilir. Eşlerden birinin diğerine ödeyeceği bedel, malların tasfiye anındaki sürüm değerlerine göre hesaplanır. Bu hesaplamada paylaşım konusu malların edinilmesinden doğan borçlar indirilir.

Denkleştirme bedelinin derhal ödenmesi kendisi için ciddi güçlükler doğuracaksa, borçlu eş ödemelerin uygun bir süre ertelenmesini isteyebilir.

Aksine anlaşma yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak denkleştirme bedeline faiz yürütülür; durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca borçludan güvence istenebilir.

IV. Aile konutu ve ev eşyası

1. İptal veya boşanma halinde

MADDE 254.- Evliliğin iptal veya boşanma kararıyla sona erdirilmesi halinde, ailenin ortak kullanımına özgülenmiş ve eşler arasında eşit olarak paylaşma konusu olan konutta kalmaya ve ev eşyasını kullanmaya hangisinin devam edeceği konusunda eşler anlaşabilirler. Konutta kalma hakkını elde eden eş, bu hakkın tapu kütüğüne şerh edilmesini isteyebilir.

Eşlerin aile konutunda kimin kalmaya ve ev eşyasını kimin kullanmaya devam edeceği konusunda anlaşamamaları halinde, hakkaniyet gerektiriyorsa hakim, olayın özelliklerini, eşlerin ekonomik ve sosyal durumlarını ve varsa çocukların menfaatlerini göz önünde bulundurarak bu hakka hangisinin sahip olacağına iptal veya boşanma kararıyla birlikte re’sen karar verir; bu kararında kalma ve kullanma süresini belirleyerek tapu kütüğüne şerhi için tapu memurluğuna bildirir.

Hakim aksine karar vermedikçe hak, belirlenen sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer. Ancak, bu süre sona ermeden yararlanan tarafın durumunda değişiklik olması halinde, diğer taraf hakimden, kararın gözden geçirilmesini isteyebilir.

Eşler konutta kira ile oturuyorlarsa hakim, gerektiğinde konutta kiracı sıfatı taşımayan eşin kalmasına karar verebilir. Bu durumda, kiralayanın sözleşmeden doğan haklarını güvenceye almak için gerekli düzenleme yapılmasına iptal veya boşanma kararıyla birlikte re’sen karar verilir.

2. Ölüm halinde

MADDE 255.- Eşlerden birinin ölümü halinde, paylaşma konusu olan mallar arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras ve paylaşmadan doğan hakkına mahsup edilmek ve yetmezse bir bedel eklenmek suretiyle mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.

Haklı sebeplerin varlığı halinde sağ kalan eşin veya ölenin diğer yasal mirasçılardan birinin istemi üzerine, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınmasına da karar verilebilir.

Sağ kalan eş, mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde bu hakları kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hükümleri saklıdır.

BEŞİNCİ AYIRIM

MAL ORTAKLIĞI

A. Mülkiyet

I. Kapsamı

MADDE 256.- Mal ortaklığı rejimi, ortaklık malları ile eşlerin kişisel mallarını kapsar.

II. Ortaklık malları

1. Genel mal ortaklığı

MADDE 257.- Genel mal ortaklığında eşlerin kanun gereğince kişisel mal sayılanlar dışındaki malları ile gelirleri ortaklık mallarını oluşturur.

Eşler, ortaklık mallarına bölünmemiş bir bütün olarak sahip olurlar.

Hiçbir eş, ortaklık payı üzerinde tek başına tasarruf hakkına sahip değildir.

2. Sınırlı mal ortaklığı

a. Edinilmiş mallarda ortaklık

MADDE 258.- Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle sadece edinilmiş mallardan oluşan bir ortaklık kabul edebilirler.

Kişisel malların gelirleri de bu ortaklığa dahildir.

b. Diğer mal ortaklıkları

MADDE 259.- Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle belirli malvarlığı değerlerini veya türlerini, özellikle taşınmaz malları, bir eşin kazancını, bir meslek veya sanat icrası için kullandığı malları ortaklık dışında tutabilirler.

Aksi sözleşmede öngörülmedikçe bu malların gelirleri ortaklığa dahil değildir.

III. Kişisel mallar

MADDE 260.- Kişisel mallar, mal rejimi sözleşmesi, üçüncü kişinin karşılıksız kazandırması veya kanunla belirlenir.

Eşlerden her birinin sadece kişisel kullanımına ayrılmış olan eşyası ile manevi tazminat alacakları kanundan dolayı kişisel malıdır.

Bir eşin saklı pay olarak isteyebileceği malvarlığı değerleri, mal rejimi sözleşmesiyle ortaklığa dahil edildiği ölçüde, mirasbırakanları tarafından kendisine kişisel mal olarak kazandırılamaz.

IV. İspat

MADDE 261.- Bir eşin kişisel malı olduğu ispatlanmadıkça tüm malvarlığı değerleri ortaklık malı sayılır.

B. Yönetim ve tasarruf

I. Ortaklık mallarında

1. Olağan yönetim

MADDE 262.- Eşler, ortaklık mallarını evlilik birliğinin yararına uygun olarak yönetirler.

Olağan yönetim sınırları içinde her eş, ortaklığı yükümlülük altına sokabilir ve ortak mallarda tasarrufta bulunabilir.

2. Olağanüstü yönetim

MADDE 263.- Olağan yönetim dışında kalan konularda eşler, ancak birlikte veya biri diğerinin rızasını almak suretiyle ortaklığı yükümlülük altına sokabilir veya mallarda tasarrufta bulunabilir.

Rızanın bulunmadığını bilmeyen veya bilecek durumda olmayan üçüncü kişiler için bu rıza var sayılır.

Evlilik birliğinin temsiline ilişkin hükümler saklıdır.

3. Ortaklık malları ile meslek veya sanat icrası

MADDE 264.- Eşlerden biri, diğerinin rızasıyla ortaklık mallarını kullanarak, tek başına bir meslek veya sanat icra ederse, bu meslek veya sanata ilişkin bütün hukuki işlemleri yapabilir.

4. Mirasın kabulü veya reddi

MADDE 265.- Eşlerden biri, diğerinin rızası olmaksızın ortaklık mallarına girecek olan bir mirası reddemeyeceği gibi, tereke borca batıksa mirası kabul de edemez.

Diğer eşin rızasının alınmasına olanak bulunmazsa veya bu konudaki istem onun tarafından haklı sebep olmaksızın reddedilirse, istem sahibi eş kendi yerleşim yeri mahkemesine başvurabilir.

5. Sorumluluk ve yönetim giderleri

MADDE 266.- Mal ortaklığının sona ermesi halinde, eşlerden her biri ortaklık malıyla ilgili işlemlerden dolayı vekil gibi sorumludur.

Yönetim giderleri ortaklık mallarından karşılanır.

II. Kişisel mallar

MADDE 267.- Eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi kişisel mallarını yönetme ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.

Kişisel mallara giren gelirler varsa, yönetim giderleri bu gelirlerden karşılanır.

C. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk

I. Ortaklık borçları

MADDE 268.- Eşlerden her biri, aşağıdaki borçlardan kişisel malları ve ortaklık mallarıyla sorumludur:

1. Evlilik birliğini temsil veya ortaklık mallarını yönetme yetkisine dayanarak yapılan borçlardan,

2. Ortaklık mallarını veya ortaklık mallarına giren gelirleri kullanarak bir meslek veya sanatın icra edilmesi nedeniyle yapılan borçlardan,

3. Diğer eş için de kişisel sorumluluk doğuran borçlardan,

4. Kişisel mal yanında ortaklık mallarının da sorumlu olacağı hususunda eşlerin üçüncü kişilerle anlaşarak yaptığı borçlardan.

II. Kişisel borçlar

MADDE 269.- Her eş, diğer bütün borçlardan kendi kişisel mallarıyla ve ortaklık mallarının değerinin yarısı kadarıyla sorumlu tutulur.

Ortaklığın zenginleşmesinden kaynaklanan istemler saklıdır.

D. Eşler arasındaki borçlar

MADDE 270.- Mal rejimi eşler arasındaki borçların muaccel olmasını önlemez. Bununla beraber bir borcun yerine getirilmesi borçlu eşi, evlilik birliğini tehlikeye düşürecek derecede önemli güçlüklere sokacaksa, bu eş ödeme için süre isteyebilir. Durum ve koşullar gerektiriyorsa hakim, istemde bulunan eşi güvence göstermekle yükümlü tutar.

E. Mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye

I. Sona erme anı

MADDE 271.- Mal rejimi eşlerden birinin ölümü, diğer bir mal rejiminin kabul edilmesi veya eşlerden biri hakkında iflasın açılmasıyla son bulur.

Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.

Ortaklık mallarıyla kişisel malların kapsamının belirlenmesinde mal ortaklığının sona erdiği tarih esas alınır.

II. Kişisel mala ekleme

MADDE 272.- Eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan tazminat, toptan ödeme veya tazminat yerine ilgili sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, tasfiyede o miktarda kişisel mal olarak hesaba katılır.

III. Kişisel mal ile ortaklık malı arasındaki denkleştirme

MADDE 273.- Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları, ortaklık mallarından veya ortaklık mallarına ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise; tasfiye sırasında denkleştirme istenebilir.

Her borç, ilişkin bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokar. Hangi kesime ait olduğu anlaşılamayan borç ortaklık mallarına ilişkin sayılır.

IV. Değer artış payı

MADDE 274.- Bir eşin kişisel malı veya ortaklık malıyla bir başka mal kesimine giren malvarlığı değerinin edinilmesi, iyileştirilmesi veya korunmasına katkıda bulunulmuşsa, edinilmiş mallara katılma rejiminde değer artış payına ilişkin hükümler uygulanır.

V. Değer belirlenmesi

MADDE 275.- Mal rejimi sona erince, mevcut ortaklık mallarının değerlendirilmesinde tasfiye anı esas alınır.

VI. Paylaşma

1. Ölüm veya diğer bir mal rejiminin kabulü halinde

MADDE 276.- Eşlerden birinin ölümü veya diğer bir mal rejiminin kabulü sebebiyle mal ortaklığının sona ermesi halinde, her eşe veya mirasçılarına ortaklık mallarının yarısı verilir.

Mal rejimi sözleşmesiyle başka bir paylaşma oranı kararlaştırılabilir.

Bu tür anlaşmalar altsoyun saklı paylarını zedeleyemez.

2. Diğer hallerde

MADDE 277.- Boşanma veya evliliğin iptali sebebiyle ya da kanun veya mahkeme kararı gereğince mal ayrılığına geçiş hallerinde, her eş edinilmiş mallara katılma rejiminde kendi kişisel malı sayılacak olanları ortaklık mallarından geri alır.

Geri kalan ortaklık malları eşler arasında yarı yarıya paylaşılır.

Yasal paylaşmanın değiştirilmesine ilişkin anlaşmalar, ancak mal rejimi sözleşmesinde bunun açıkça öngörülmüş olması halinde geçerlidir.

VII. Paylaşma usulü

1. Kişisel mallar

MADDE 278.- Mal ortaklığının eşlerden birinin ölümüyle sona ermesi halinde sağ kalan eş, edinilmiş mallara katılma rejiminde kişisel malı sayılabilecek olanların payına mahsuben kendisine verilmesini isteyebilir.

2. Aile konutu ve ev eşyası

MADDE 279.- Eşlerin birlikte yaşadıkları konut veya ev eşyası ortaklık mallarına dahil ise, sağ kalan eş, payına mahsuben bunların mülkiyetinin kendisine verilmesini isteyebilir.

Haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan eş veya ölenin diğer yasal mirasçılarının istemiyle bunlar üzerinde mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınabilir.

Mal ortaklığı rejiminin ölüm dışındaki bir sebeple son bulması halinde, eşlerden her biri, üstün bir yararının varlığını ispat etmek suretiyle aynı istemleri ileri sürebilir.

3. Diğer malvarlığı değerleri

MADDE 280.- Bir eş, üstün bir yararının varlığını ispat etmek suretiyle diğer malvarlığı değerlerinin de payına mahsuben kendisine verilmesini isteyebilir.

4. Diğer paylaşma kuralları

MADDE 281.- Diğer hallerde paylı mülkiyet ve mirasın paylaşılmasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.

İKİNCİ KISIM

Ortak Velayet Nedir?

Velayet Ne Anlama Gelir?

Velâyet, çocukların bakım, koruma ve çeşitli yönlerden yetiştirilmelerini sağlamak amacıyla ana babanın, çocukların, şahısları ve malları üzerinde haiz oldukları hak, yetki ve ödevlerdir. (Hukuk Genel Kurulu’nun 16.10.1991 gün ve 360-502 sayılı kararı)

Velayet hakkı kullanılır iken çocuğun bedeni, fikri ve özellikle psikolojik gelişmesine özen gösterilmesi ve gerek bedeni, gerek ruh sağlığı açısından çocuk üzerinde olumsuz etki bırakılacak söz ve davranışlardan sakınılması gerekir.

Çağdaş hukukta, velayet öncelikle görevdir. Ana baba, velayet nedeniyle kendilerine yüklenen ödevleri yerine getirmekle yükümlüdürler. Velayet, çocuğun menfaatine kullanılması gereken bir yetkiler yumağıdır. Bu nedenle, velayetin kapsadığı yetkiler, kötüye kullanmaya karşı çok duyarlıdır.

Velayet Neye Göre Belirlenir?

Ayrılık ve boşanma durumunda velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük yararlarıdır. Buna göre, velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır.

Velayet, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle bu konuda ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.

Evlilik Dışı Çocukların Velayeti Kime Aittir?

Ana ve baba evli değilse velayet anaya aittir.

Ana, küçük kısıtlı veya ölmüş ya da velayet kendisinden alınmışsa hakim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velayeti babaya verir. (TMK.337/1-2)

Evlilik Devam Ederken Velayet Kime Aittir?

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 336. maddesi uyarınca “Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırlar. Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine verebilir.”

Boşanmada Velayet Kime Bırakılır?

Boşanma durumunda 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 336 f. III hükmüne göre velâyet hakkının kime verileceğini aile mahkemesi hâkimi belirler.

Velâyet kamu düzenine ilişkin olduğundan yargılamanın her aşamasında dikkate alınması gerekir. Velayetin düzenlenmesi kamu düzenine ilişkin olduğundan velayet hakkına sahip olanın davayı kabul açıklaması bu tür davalarda tek başına sonuç doğurmaz

Velâyetin kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle, aile mahkemesi hakimi, velayet konusunda karar vermeden önce kendiliğinden araştırma yapar.  Çocukla ilgili koruma ve tedbirleri hakim kendiliğinden gözetir.

Boşanma davasında velâyetin düzenlenmesinin kamu düzenine ilişkin olmasının bir sonucu olarak velâyet hakkının ana babadan birine verilmesi zorunlu bir kural değildir. 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun m. 348 hükmünde öngörülen durumlar gerçekleşmişse hâkim 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun m. 182 maddesinin kendisine tanıdığı takdir hakkını kullanarak velâyeti hem anadan hem de babadan alınmasına ve çocuğun üçüncü kişiye verilmesine veya bir kuruma yerleştirilmesine karar verebilir.

Velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğuracağı onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır.

Bu kapsamda, çocuğun cinsiyeti, doğum tarihi, eğitim durumu, kimin yanında okumakta olduğu, talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenmediği, sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği gibi özel durumuna ilişkin hususlar göz önünde tutulmalıdır.

Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır. Bu nedenle, mahkemece çocuğu başkasına bırakma, ihmal etme, kaçırma, iradi olarak terk etme, yönlendirme hususları ile tarafın velayet talebinin olup olmaması, şiddet uygulaması, sadakatsizliği, ekonomik durumu, mesleği, yaşadığı ortam, kötü davranışı, alkol bağımlılığı, sağlığı, dengesiz davranışları dikkate alınmalıdır. (YHGK, 22.01.2014, E. 2013/2-2085, K. 2014/30)

Ana-Babanın Velayeti İstememesi Halinde Çocuğun Durumu

Hem ana hem babanın velâyeti istememesi durumunda 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun m. 347 maddesi ve 2828 sayılı hükümlerine göre karar verilir.

Ortak velayet nedir, ortak velayet nasıl düzenlenir
Ortak velayet nedir, ortak velayet nasıl düzenlenir

Boşanma Halinde Ortak Velayet

Türkiye Cumhuriyeti adına 14 Mart 1985 tarihinde imzalanan “11 No’lu Protokol ile Değişik İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’ye Ek 7 No’lu Protokol”ün onaylanması 25 Mart 2016 Tarihli ve 29664 Sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan 6684 sayılı kanunla uygun bulunmuştur.

Ek 7 No’lu Protokol”ün 5. maddesi hükmüne göre; “Eşler evliliğin sona ermesi durumunda, çocukları ile ilişkilerinde medeni haklar ve sorumluluklardan eşit şekilde yararlanırlar.”

Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar “kanun” hükmündedir. usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası “andlaşma” hükümlerine göre karar verilmesi zorunludur.

Çocuğun güvenliğine ve üstün yararına aykırı olduğuna dair dava dosyasında yeterli olgu ve delil bulunmadığı anlaşıldığı takdirde aile mahkemesi tarafından ortak velayete hükmedilmesi artık mümkündür.

Ortak Velayet Nasıl Düzenlenir?

  • Kabul edilen yeni kanunla birlikte, evliliğin boşanmayla sonlanması halinde ortak velayet asıl olup velayetin eşlerden birine verilmesi istisna olmuştur.
  • Ortak velayet verilmesi zorunlu değildir. Tarafların ortak velayet talebi çocuğun güvenliği ve üstün yararına aykırı ise yahut ortak velayetin çekişmeye yol açacağı ortaya konulursa önceden olduğu gibi çocuğun velayeti eşlerden birine bırakılmalıdır.  Ebeveynlerin her ikisi de velayeti yürütmeye elverişli değilse vasi atanması için vesayet makamına ihbarda bulunulur.
  • İdrak çağındaki çocuk, velâyeti konusunda mutlaka dinlendikten sonra çocuğun istekleri koşulları uygunsa göz önüne alınır.
  • Çocuğun giderlerine taraflar kural olarak eşit şekilde katılırlar. Ortak velayet düzenlemesi yapılmışsa talep halinde her bir eşin yapacağı katkı miktarı, yani iştirak nafakası mahkemece belirlenir.
  • Ortak velayet konusunda verilen karar kesin hüküm oluşturmaz. Verilmiş olan ortak velayet hükmü aleyhine aile mahkemesinde her zaman dava açılarak değiştirilmesi talep edilebilir.

Şahsi Görüşüm

Ortak velayet, ülkemiz uygulaması için çok yeni, henüz üzerinde düşünülmemiş ve konuşulmamış problemleri de beraberinde getirecek. Bugün için bir yenilik gibi sunulan ortak velayet kavramı, belki de eskiden olduğundan daha fazla sorunlara ve davalara yol açacak.

Ortak velayet şekliyle karar verilmiş hükümlerin en geç 1-2 yıl içinde şiddetli çekişmelere yol açacağını ve eski sistemdekine uydurulmak üzere tekrar tekrar mahkemeye başvurulacağını öngörmek bu nedenle zor değil.

Hukuk sistemleri, elbetteki günün koşullarına uygun olarak değişmeli ve yenilikleri takip etmeli. Ancak insan doğasının değişmediği, değişenin sadece teknolojik aparatlar olduğu da gözönünde tutularak işe yarayan, yılların bilgi birikimi, tecrübesini içeren kurallar korunmalı.

Her yenilik, iyiye doğru atılmış bir adım olmayabilir.


ORTAK VELAYET İLE İLGİLİ GEREKÇELİ KARARIN TAMAMI*
T.C.
Y A R G I TA Y
2. Hukuk Dairesi
ESAS NO: KARAR NO:
2016/15771 2017/1737
Y A R G I T A Y İ L A M I
İNCELENEN KARARIN:
MAHKEMESİ : Didim(Yenihisar) 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
TARİHİ : 09/02/2016
NUMARASI : 2012/371-2016/46
DAVACI : G
DAVALI : K
DAVA TÜRÜ : Velayet
TEMYİZ EDEN : Davacı
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı baba tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Taraflar İngiliz vatandaşıdır. Davacı baba, evlilik dışı doğan 24/10/2003 doğumlu ortak çocuk Chelsea Lynsey Boyd’un velayetinin anne ve babaya verilmek suretiyle, velayetin ortak düzenlenmesini istemiştir.

Ortak velayet yargıtay kararı, 6684 sayılı yasa ile onaylanarak Resmi Gazetede yayınlanan 1985 tarihli uluslararası sözleşmeye dayanarak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin ortak velayetin düzenlenebileceğine dair aile mahkemelerine takdir hakkı tanıyan emsal niteliğinde karardır.
Ortak velayet yargıtay kararı, 6684 sayılı yasa ile onaylanarak Resmi Gazetede yayınlanan 1985 tarihli uluslararası sözleşmeye dayanarak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin ortak velayetin düzenlenebileceğine dair aile mahkemelerine takdir hakkı tanıyan emsal niteliğinde karardır.

Mahkemece özetle; tarafların milli hukukuna göre evlilik dışı doğan çocuklar açısından ortak velayet düzenlemesi mümkün ise de ortak velayet düzenlenmesinin Türk kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Soybağının hükümleri, soybağını kuran hukuka tâbidir. Ancak ana, baba ve çocuğun müşterek millî hukuku bulunuyorsa, soybağının hükümlerine o hukuk, bulunmadığı takdirde müşterek mutad mesken hukuku uygulanır(MÖHUK m. 17/1).
Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hâllerde, Türk hukuku uygulanır.(MÖHUK m.5/1).
Somut olayda çözülmesi gereken uyuşmazlık, “ortak velayet” düzenlenmesinin Türk kamu düzenine açıkça aykırı olup olmadığının belirlenmesine yöneliktir.
Bu bağlamda öncelikle iç hukukumuzdaki yasal düzenlemelere bakmak gerekir. İç hukukumuzda konumuzla ilgili yasal düzenlemeler aşağıdaki gibidir.
Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.
Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır(TMK m. 182/1-2).
Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz.
Hâkim vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın velayeti altında kalırlar(TMK m. 335).
Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velâyeti birlikte kullanırlar.
Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine verebilir.
Velâyet, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir”(TMK m.336).
Ana ve baba evli değilse velâyet anaya aittir.
Ana küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velâyet kendisinden alınmışsa hâkim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velâyeti babaya verir(TMK m.337).
Türkiye Cumhuriyeti adına 14 Mart 1985 tarihinde imzalanan “11 Nolu Protokol ile Değişik İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Ek 7 Nolu Protokol”, 6684 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunarak, 25.03.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe girmiş ve iç hukukumuz halini almıştır. Ek 7 Nolu Protokol’ün 5. maddesine göre, “Eşler, evlilik bakımından, evlilik süresince ve evliliğin bitmesi halinde, kendi aralarındaki ve çocuklarıyla olan ilişkilerinde, özel hukuk niteliği taşıyan hak ve sorumluluklar açısından eşittir. Bu madde, devletlerin çocuklar yararına gereken tedbirleri almalarına engel değildir”.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin Milletlerarası Andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda Milletlerarası Andlaşma hükümleri esas alınır. (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.90/son).
İç hukukla ilgili yasal düzenlemeye baktıktan sonra “kamu düzeni” (ordre puplic) kavramı üzerinde durmak uyuşmazlığın çözümü için yararlı olacaktır.
Kamu düzeninin bütün özelliklerini ifade edecek tam bir tarifini yapmak kolay değildir. Genel bir tanımla; “Kamu düzeni kuralları, bir memlekettte kamu hizmetlerinin iyi yapılmasını, devletin emniyet ve asayişini ve fertler arasındaki münasebetlerde huzur ve ahlak kaidelerine uygunluğu temine yarayan müessese ve kaidelerin tümüdür”. Bu genel çerçeve içerisinde kamu düzeni kuralları bir toplumun temel yapısı ve temel çıkarlarını koruyan kurallar olarak açıklanabilir. (Prof. Dr.Aysel Çelikel-Prof.Dr. B. Bahadır Erdem, Milletlerarası Özel Hukuk 1l.bası-sayfa:149 ).
Genel olarak; hukuk sisteminin toplumsal kalkınmayı hedefleyen ve kişisel hak ve özgürlükleri koruyan temel prensipleri, anayasanın temel ilkeleri ve toplumda cari olan örf-âdet ve ahlk telakkileri, kamu düzenini temsil eden değerler olarak ifade edilebilir ve bu değerlerle açık bir şekilde uyuşmayan yabancı hukukun veya yabancı hukuk hükmünün kamu düzenine aykırı sayılarak uygulanmayacağı söylenebilir. Yabancı hukukun veya yabancı hukuk hükmünün somut olayda tatbiki ile ortaya çıkaracağı sonuç, yukarıda belirtilen temel ilke ve değerler karşısında da tahammül edilmez bir durum yaratmakta ise, yabancı hukukun kamu düzenini açıkça ihlal ettiğinden bahisle yabancı hukuk uygulanmaz. Burada, yabancı hukukun tatbikini engelleyen kamu düzeninin “menfî etkisi”nden bahsedilir. Kamu düzeni kavramı geniş, muğlâk, izafî ve değişkendir(Prof.Dr.Cemal Şanlı-Doç.Dr.Emre Esen- Yrd.Doç.İnci Ataman-Figanmeşe, Milletlerarası Özel Hukuk-4.Bası-sayfa: 72-73-78).
Türk hukukunda kamu düzeni (ordre puplic, amme intizamı) yabancı hukukun tatbikini önleyen istisnaî bir göreve sahiptir. Kanunlar ihtilâfı kaidelerimizce yetkilendirilen yabancı hukuk ülkenin kamu düzenine “açıkça” aykırılık teşkil etmemesi şartıyla tatbik olunma imkânına sahiptir(MÖHUK m.5). Şu halde, kamu düzeni bizim için kanunlar ihtilâfı hukukuna ait tek taraflı bir “bağlanma kaidesi” değildir. Aksine kanunlar ihtilâfı kaidemizin gösterdiği yabancı hukuk nizamının tatbiki prensibinin bir istisnasıdır(Prof.Ergin Nomer-Prof.Cemal Şanlı, Devletler Hususî Hukuk, 18.bası-sayfa:l59)
“…Esasa uygulanan hukukun Türk Hukukunda farklı olması ya da Türk Hukukunun emredici kurallarına aykırı olması gibi nedenlerle yabancı kararın tenfizi reddedilemez. Burada esas alınması gereken kıstas, yabancı ilamın Türk Hukukunda bir veya birden çok kanun hükümlerine aykırı bulunmasından çok, Türk Hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına ve hukuk siyasetine, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklere milletlerarası alanda geçerli ortak ve kabul görmüş hukuk prensiplerine, ikili anlaşmalara, gelişmiş toplumların ortak benimsedikleri ahlak ve adalet anlayışına, medeniyet seviyesine siyasi ve ekonomik rejimine bakmak olmalıdır” (10.02.2012 tarih ve 2010/1 E, 2012/1 K.saylı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı).
Yukarıda değinilen iç hukukumuz ve kamu düzeni kavramı ile ilgili açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde “ORTAK VELAYET” DÜZENLENMESİNİN, TÜRK KAMU DÜZENİNE “AÇIKÇA” AYKIRI OLDUĞUNU YA DA TÜRK TOPLUMUNUN TEMEL YAPISI VE TEMEL ÇIKARLARINI İHLAL ETTİĞİNİ SÖYLEMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR.
O halde mahkemece, MÖHUK m. 17/1 gereğince, İngiliz vatandaşı olan tarafların müşterek milli hukuklarındaki velayete ilişkin düzenlemeler dikkate alınarak, işin esasına girilip tüm deliller birlikte değerlendirilerek “ortak velayet” istemine ilişkin davayla ilgili bir karar vermek gerekirken, istemin Türk kamu düzenine aykırı olduğu belirtilmek suretiyle, yazılı şekilde hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 20.02.2017

*Karar metni Ömer Uğur Gençcan’dan alınmıştır.