Av.Yasin GİRGİN tarafından yazılmış tüm yazılar

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 1999 yılında mezun olan Avukat Yasin GİRGİN'in boşanma, nafaka, velayet ve mal paylaşımı konularında yazdığı 2 kitabı bulunmakta, yine Hürriyet Gazetesi ve superhaber.tv'de köşe yazmaktadır.

İnsan ömrü 5 yıllık bir boşanma davası için çok kısa değil mi?

İnsan ömrü 5 yıllık bir boşanma davası için çok kısa değil mi?*

Adalet Bakanlığı her yıl, önceki yılın istatistiklerini derlediği bir kitap yayınlıyor. Bu yıl ki kitap da Mayıs ayında elimize ulaştı.

İstatistikler, ne oluyor ne bitiyor anlamak, büyük resmi görmek için oldukça önemli. Ve bu rakamlara baktığımızda ülkede inanılmaz olayların yaşandığını, sosyal yapının son derece hızlı bir şekilde değişikliğe uğradığını görmemek mümkün değil. Örneğin tüketici davaları istatistiklere göre patlamış durumda: 2016 yılında 160 bin dava dosyası mahkemelerin önüne gelmiş. Yani, tüketiciler aldıkları üründen-hizmetten bu denli yoğun bir şekilde memnuniyetsiz kalmışlar.

Bir davanın açılmasının, yürütülmesinin hem zaman hem de parasal yükü düşünüldüğünde memnuniyetsizliğin dava açacak kadar büyük olması gerekir. Demek ki, ürettiğimiz ürün ve hizmetler, tüketici tarafından bir şekilde vaadini karşılamaktan uzak bulunuyor. Ya hatalı, ya eksik ya da bir başka nedenle alıcı ile satıcı mahkemelerde karşı karşıya gelmiş.

Tüketici mahkemelerinde durum böyleyken aile mahkemelerindeki durum da bundan hiç farklı değil: 2015 yılında açılan 205 bin 871 davanın üzerine 2016 yılında 212 bin 945 dava dosyası daha eklenmiş. İki yılda açılan boşanma dava sayısı neredeyse yarım milyon. Bir davanın iki tarafı olduğuna göre en az 1 milyon kişi, son 2 yılda boşanma nedeniyle adliyeye uğramış. Bu 1 milyonun üzerine tanıklarını, çocuklarını eklemedim daha.

Bir de Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı kitapçıkta, boşanma davalarının ortalama karar verilme süresi 2006 yılında 153 iken 2016 yılında 166 güne yükselmiş görünüyor.

166 gün yani yaklaşık 5,5 ayda bir boşanma davasının sonuçlandırıldığı iddiasında Bakanlık görevlileri.

Ancak gerçekte durum hiç de böyle değil: Gerçekte açılan 212 bin 945 davanın 94 bin 662’si anlaşmalı boşanma davası.

Anlaşmalı boşanma davaları mahkemenin dosya durumuna göre 15-30 günde karara bağlanabiliyor. Oysa çekişmeli olarak açılan kalan 118 bin 283 dosyada tarafların ilk duruşmaya çıkabilmesi ortalama 5 aylık bir süreç istiyor.

Şu anda Ankara Adliyesi’nde 11 mahkeme bulunuyor. Bu mahkemelerin iş yükü o kadar ağır ki, bir sonraki duruşmayı 5 ay sonrasına verebiliyor. örneğin Temmuz ayında duruşmaya çıktınız. Bir tanığınız gelmedi, ya da bir evrak eksik. Geçmiş olsun, sonraki duruşmanız Aralık ayında.

Bir boşanma davasında yerel mahkemede karar verilmesi, istatistiklere göre 166 gün sürse de gerçek hayatta en erken 1,5 yılı buluyor.

Yerel mahkemenin kararından sonra, kararın yazılması, taraflara tebliği, tarafların istinaf yoluna başvurması, istinaf yolunda incelenmesi de yaklaşık 6-8 aylık bir süreyi alıyor maalesef.

Sonrasında da tarafların temyiz yoluna başvurabilme hakkının bulunduğu, yerel mahkemece verilen kararın bozulması halinde sürecin daha da uzayacağı herkesin malumu.

Bu nedenlerle, bugün boşanmaya karar veren bir kişi, anlaşmalı boşanma olmadığı takdirde, yeni bir hayata başlayabilmek için en az 1,5 – 2 yılı gözden çıkarmak zorunda.

Bu şekilde, evlilikleri örneğin 6 ay sürmüş insanların 2-3 yıl daha evli kalmaları sıkça görülen bir durum haline geldi.

Tabi, eşlerin anlaşamayıp çekişmesinin en önemli sebeplerinden biri de evlilik içinde edinilen mal varlıklarının paylaşılmasında uzlaşılamaması. Mal paylaşımı davası, boşanma kararının kesinleşmesinden önce karara bağlanamadığı için, bu dava da boşanmadan sonra en az 2 yıl daha devam ediyor.

Oysa, kanun maddesi değişse ve iki tarafın da boşanma istediği durumlarda, mahkeme ilk celsede boşanmaya karar verse ve sonra davaya kusurun kimde olduğu, tazminatlar, malların paylaşılması yönünden devam edilse sorun çözülebilecek.

İnsan ömrünü düşündüğümüzde bu ömrün 4-5 yılını boşanmaya çalışarak geçirilmeye mahkum etmek haksızlık değil mi?

*superhaber.com yazılarımdan

Almanya’da boşananların sayısı 2016’da azaldı

Alman İstatistik Dairesi’nin açıkladığı rakamlara göre Almanya’da boşanmalar geçen yıl, bir önceki yıla oranla yüzde 0.6 oranında azaldı. En çok kadınlar boşanma davası açtı.

İstatistiklere göre, 2016’da 162 bin 397 çift boşandı.Buna göre bir önceki yıla oranla bin çift daha az boşandı.

Boşanma oranı yüzde 0.6 oranında azaldı. Almanya’da açılan davalarda boşanma başvurusu en çok kadınlardan geldi. İstatistiklere göre boşanma başvurusu yapanların yüzde 51.3’ü kadın, yüzde 40.9’u erkek.

Boşananların yarıdan fazlası (yüzde 50.5) çocuklu. Boşanmalardan 18 yaş altı 132 bin çocuk etkilendi. Boşanan çiftlerin yüzde 82.6’sı boşanmadan önce bir yıl ayrı yaşadı.

Boşanan çiftlerin büyük çoğunluğu 15 yıl evli çiftlerden oluşuyor. Yüzde 15.6’sı ise 25 yıldan daha uzun evli çiftler.

2016’da boşanan erkeklerin ortalama yaşı 46, kadınların 43. 1991 yılındaki boşanmalara kıyasla Almanya’da evlilikler daha uzun sürüyor. 1991’de boşananların büyük çoğunluğu 11 yıl 9 ay evli çiftlerden oluşuyordu.

*hurriyet.com.tr / 11.7.2017

Sorun kadına şiddet değil insana şiddet

Ülkemizde maalesef, her yaş ve cinsiyetten insana; her türden canlıya karşı inanılmaz ve artık görmezden gelinen bir itibarsızlaştırma eylemi var: Örneğin sabahleyin Ankara Adliye’sine gidiyorsunuz, vatandaşın arabasını otoparka bırakması yasaklanmış, avukat olduğunuz için bırakabiliyorsunuz; ama ertesi gün avukatların da araç park etmesi yasaklanıyor.

4 aydır beklediğiniz duruşmaya gireceksiniz, tanıklarınızı hazır etmişsiniz, hakim gelmemiş, duruşma 4 ay sonraya erteleniyor.

Kimsenin zamanı kıymetli değilmiş, herkesin bir 4 ay daha sorgusuz sualsiz beklemeye sabrı varmış gibi davranılıyor.

Hakimler kendini savcılardan, savcılar avukatlardan ve avukatlar da kendilerini vatandaştan üstün görüyor. Bir uçtan diğer uca kadar adı konmayan bir kast sistemi etrafında dönüyor ülke.

Medya ise insana yönelen bu şiddeti, sadece bir yönünden ele alıp, hemen her olayda sorunu “kadına şiddet” üzerinden tarif ediyor, çözümün kadının korunmasından geçtiğini dillendiriyor.

Mutsuzluk Ülkesinde Avukat Olmak

Önceki gün, Bursa Gemlik’te akıl sağlığından yoksun biri, çocuklarına ödemediği nafaka için aleyhine icra takibi başlatan avukatın ve adliye önündeki polis memurunun canını aldı; yetinmedi çocuklarının annesini de yaraladı.

Geride kendisinin 2; avukatın 2 ve polis memurunun 3 çocuğu kaldı. Tam 7 çocuğu babasız bıraktı.

Ana akım medya, hemen hemen her olayda olduğu gibi bu olayda da cinayeti işleyen meczubun yaraladığı kadının 3 yıl önce boşandığı eşi olması üzerinden haberi hikayeleştirerek, kadına karşı şiddeti öne çıkardı.

Ancak, olayla hiç bir ilgisi bulunmayan polis memuru ve avukattan sanki basit bir detaymış gibi bahsetti. Ulusal medyanın haber başlıkları genel olarak “eski eş dehşeti yine can aldı” şeklindeydi.

Artık, bu ve benzer olaylarda kadının cinsiyeti üzerinden değil zarar gören bir insan oluşu yönünden olaya yaklaşmamız gerekmiyor mu?

Zarar gören, kadın olmuş, erkek olmuş ya da bir başka canlı olmuş ne farkeder? Hepimiz bir şekilde insan olarak hakettiğimiz değeri göremiyoruz. Hakettiğimiz gibi yaşayamıyor, onurumuzu hakettiğimiz gibi koruyamıyoruz.

Sorunun çözümü kadına karşı şiddeti önlemek olarak görüldüğü için toplum kadın ve erkek olarak iki kutba ayrılıyor. Mahkeme önünde eşit olmadığına, maça 1-0 geride başladığına inanan erkek, karşısındaki kadına daha da kin duyuyor, içinde yenemediği nefreti hem kadına hem de olayla hiç ilgisi bulunmayan insanlara da zarar vermeye başlıyor. Bu olayda olduğu gibi suçu sadece adliye önünde bulunmak olan polis memurunu, icra takibi yapmak olan avukatı vurarak ilahi adaleti kendi bildiği yolla sağlamaya çalışıyor.

Lütfen artık insanları, cinsiyeti, cinsel tercihi üzerinden yargılamaktan vazgeçelim. Her haliyle her canlıyı olduğu gibi kabul edip yaşam hakkına saygı duyalım. Ancak bu halde, şiddeti önleyebilir, mutlu bir ülke yaratabiliriz.

Genç yaşında hakkın rahmetine kavuşan meslektaşım avukat Özgür AKSOY ve polis memuru İdris BÜYÜKDÖNMEZ’e rahmet, geride kalanlara sabır diliyorum.

Ziynet Eşyasında Yemin Delili

Davacı-karşı davalı kadın ziynet alacağı davasını gösterdiği delillerle kanıtlayamamıştır.

Ancak, dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayandığı halde, kadına yemin teklif etme hakkı hatırlatılmamıştır.

Bu nedenle, mahkemece ziynet alacağı istemiyle ilgili olarak yemine ilişkin yargılama işlemlerinin yerine getirilmesi ve gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2015/25313
Karar Numarası: 2017/5145
Karar Tarihi: 02.05.2017


Davacı kadın ziynet alacağı davasını gösterdiği delillerle kanıtlayamamıştır. Ancak, dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayandığı halde, kadına yemin teklif etme hakkı hatırlatılmamıştır. Bu nedenle, mahkemece ziynet alacağı istemiyle ilgili olarak yemine ilişkin yargılama işlemlerinin yerine getirilmesi ve gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2015/25316
Karar Numarası: 2017/5146
Karar Tarihi: 02.05.2017

Uzman Raporundaki Beyanlar

Mahkemece, davalı erkek boşanmaya sebep olan olaylarda kusurlu kabul edilerek açılan boşanma davasının kabulüne karar verilmiş ise de; uzman raporunda yer alan beyanlar dikkate alınarak taraflara kusur izafe edilemeyeceği gibi boşanma davalarında ikrar da hakimi bağlamaz ( TMK m.184).

Açıklanan sebeple boşanma davasının reddi gerekirken, kabulü doğru görülmemiştir. Ne var ki, hükmün bu bölümü temyizin kapsamı dışında bırakıldığından bu husus bozma sebebi yapılmamış, tenkit edilmekle yetinilmiştir.

YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2015/25294
Karar Numarası: 2017/5148
Karar Tarihi: 02.05.2017

Velayetin değiştirilmesi davasında rapor alınması

Mahkemece, davacı anne tarafından ikame edilen, ortak çocuklar 2002 doğumlu Gizem Aslıhan ve 2007 doğumlu Yusuf’un velayetlerinin değiştirilmesi davasının reddine karar verilmiştir.

Velayetin düzenlenmesinde asıl olan çocukların üstün yararı ve menfaatidir.

4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5. maddesi gereğince Aile Mahkemesi bünyesinde bulunan psikolog, pedegog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlardan, her iki ebeveyn ve çocuklarla görüşmek suretiyle inceleme ve rapor istenip, tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarına göre çocukların sağlıklı gelişimi için velayeti üstlenmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığı araştırıldıktan sonra, velayet hakkında bir karar verilmesi gerekir.

Somut olayda, mahkemece davalı baba ve müşterek çocuklar yönünden rapor tanzim ettirilmiştir.

Ancak, davacı anne hakkında psikolog, pedegog ve sosyal çalışmacı bilirkişi tarafından velayete ilişkin sosyal inceleme raporu alınmamıştır.

O halde mahkemece, yukarıda belirtilen kıstaslar dikkate alınarak psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan bir heyetten anne ile de ilgili rapor alınarak diğer delillerle birlikle değerlendirildikten sonra, gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.

YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2017/773
Karar Numarası: 2017/5299
Karar Tarihi: 03.05.2017

Tebligatın usulsüzlüğü hukuki dinlenilme hakkının ihlalidir

Davalıya dava dilekçesi Tebligat Kanunu’nun 21/1 maddesi gereğince tebliğ edilmiştir.

Tebligat Kanunu’nun 21/1 maddesinde “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştınldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” denilmektedir.

Davalıya bu madde gereğince yapılan tebligat mazbatasında beyanda bulunan kişinin imzadan imtina edip etmediğine dair bir şerh bulunmamaktadır (Tebligat Kanunu m. 23/7).

Ayrıca tebligattan haberdar edilen bu kişinin de ismi tebligat mazbatasında yazılmamıştır.

Bu nedenlerle davalıya dava dilekçesinin tebliği usulsüz olup, davalının savunma hakkı kısıtlanmıştır.

O halde, mahkemece yapılacak iş; davalıya usulüne uygun şekilde dava dilekçesinin tebliği, cevap dilekçesi sunma hakkı tanınması, dilekçelerin karşılık verilmesi aşaması tamamlandıktan sonra ön inceleme duruşma gününün tebliği, bundan sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların tespiti (HMK m.140) taraflarca üzerinde anlaşılamayan ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar için usulüne uygun şekilde delil gösterildiği taktirde tahkikat aşamasına geçilerek gösterilen deliller toplanıp, birlikte değerlendirilerek bir sonuca ulaşmaktan ibarettir.

Açıklanan bu hususlara riayet edilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi hukuki dinlenilme hakkının (HMK m. 27) ihlali niteliğinde olup, bozmayı gerektirmiştir.

YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2017/1970
Karar Numarası: 2017/5466
Karar Tarihi: 04.05.2017

Mahkeme Kararları Nasıl Olmalıdır?

Anayasanın 141/3. maddesi “bütün mahkemelerin her türlü kararlan gerekçeli olarak yazılır” buyurucu hükmünü içermektedir.

Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinde de kararın kapsayacağı hususlar ayrıntılı biçimde belirtilmiş olup, bu maddenin 3. bendine göre mahkeme kararlarında

  • iki tarafın sav ve savunmalarının özeti,
  • anlaştıkları ve anlaşmadıkları hususlar,
  • çekişmeli konular hakkında toplanan deliller,
  • delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma nedenleri,
  • şahit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebebin açıkça gösterilmesi zorunludur.

Mahkemenin, tarafların açıklamalarını dikkate alarak değerlendirmesi ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesi hukuki dinlenilme hakkının da (HMK m. 27) gereğidir.

Yargı organları her iki tarafın iddia ve savunmaları ile delillerini değerlendirilip, sabit görülen maddi vakıaları ve bunlardan çıkardıkları sonuç ve hukuki sebepleri gerekçelerine yansıtmalıdırlar.

Yerel mahkemece, tarafların boşanma davalarının kabulüne ilişkin, tarafların usulüne uygun olarak dayandıkları vakıalardan hangilerinin ispatlandığı belirtilmemiş, toplanan delillerden hangilerine üstünlük tanındığı konusu gerekçede tartışılmamıştır.

Bu haliyle her iki dava yönünden verilen karar, yeterli gerekçeden yoksun olup, Yargıtay denetimine elverişli olmadığı gibi. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297/1-e maddesindeki unsurlarını da içermemektedir. Gerekçesiz şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bu sebeple bozulması usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.

Yargıtay: Erkeğin düzenli çalışmaması boşanma nedeni

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davalı erkeğin düzenli olarak çalışmadığı, birlik görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır.

Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.

Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 09.05.2017 (Salı)

YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2016/338
Karar Numarası: 2017/5636
Karar Tarihi: 09.05.2017

1-2 yaşındaki çocuğun anneden uzun süre alınmaması gerekir

Velayeti davacı anneye bırakılan ortak çocuk 15.07.2015 doğumlu olup, yaşı itibariyle anne bakım ve şefkatine muhtaçtır.

Müşterek çocuğun yaşı gereği uzun süreli olarak anne yanından ayrılmasının gelişimini olumsuz yönde etkileyeceği dikkate alınarak çocuk ile davalı baba arasında daha kısa süreli ve yatılı olmayacak şekilde kişisel ilişki kurulması gerekir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından ortak çocukla baba arasında kurulan kişisel ilişki yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Velayeti davacı anneye bırakılan ortak çocuk 15.07.2015 doğumlu olup, yaşı itibariyle anne bakım ve şefkatine muhtaçtır. Müşterek çocuğun yaşı gereği uzun süreli olarak anne yanından ayrılmasının gelişimini olumsuz yönde etkileyeceği dikkate alınarak çocuk ile davalı baba arasında daha kısa süreli ve yatılı olmayacak şekilde kişisel ilişki kurulması gerekirken, bu yönün gözetilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2016/480 Karar Numarası: 2017/5640 Karar Tarihi: 09.05.2017