Av.Yasin GİRGİN tarafından yazılmış tüm yazılar

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 1999 yılında mezun olan Avukat Yasin GİRGİN'in boşanma, nafaka, velayet ve mal paylaşımı konularında yazdığı 2 kitabı bulunmakta, yine Hürriyet Gazetesi ve superhaber.tv'de köşe yazmaktadır.

İhanet Nedeniyle Boşanma

İhanet Nedeniyle Boşanma

ihanet nedeniyle boşanma, ihanet boşanma dilekçesi, ihanet boşanma sebebi midir, boşanma ihanet tazminat, ihanet ve boşanma, ihanet durumunda boşanma, boşanma davalarında ihanet, boşanmada ihanet belgeleri, ihanet nedeniyle boşanma dilekçesi, ihanet yüzünden boşanma

İhanet Nedeniyle Boşanma

İhanet, aldatma yerine kullanılan bir söz. Ancak hukuki literatürde karşılığı eşin, eşine karşı olan sadakat yükümüne uygun davranmaması, karşı cinsten biriyle birlikte olması yani zina olarak bulunuyor.

İhanet etmeme kuralı Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesinde şu şekilde açıkça yazılmış:

TMK 185/3: “Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.”

Bu maddede açıkça yazıldığı üzere, evlilik birliği süresince eşler birbirlerine sadık olmak zorundadırlar. Ancak, ihanet kelimesinin anlamında olduğu gibi burada da eşin sadakat yükümü sadece cinsel sadakatle sınırlı tutulmamıştır. Kanun yapıcı, bunu kastetmiş olsa idi, şüphesiz kanun metnini şu şekilde yazardı:

“Eşler birlikte yaşamak, birbirine cinsel olarak sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.”

Görüldüğü gibi, kanunda, eşlerin birbirine karşı olan sadakat yükümü en geniş manada kullanılmıştır. Bu madde gereğince eşler birbirlerine yalan söylememeli, herhangi bir kişi ve olay karşısında diğerinin çıkarını gözetmektedir.

Hatta başka kanunlarda da eşin sadakati korunmuştur:

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 248. maddesi şöyledir:

“Kişisel nedenlerle tanıklıktan çekinme
Madde 248- (1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilirler:
a) İki taraftan birinin nişanlısı.
b) Evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi iki taraftan birinin eşi.
c) Kendisi veya eşinin altsoy veya üstsoyu.
ç) Taraflardan biri ile arasında evlatlık bağı bulunanlar.
d) Üçüncü derece de dâhil olmak üzere kan veya kendisini oluşturan evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi kayın hısımları.
e) Koruyucu aile ve onların çocukları ile koruma altına alınan çocuk.”

Görüldüğü üzere, evlilik birliğinin sona ermiş olması halinde dahi, sadakat yükümünün devamını arzulayan eş, eski eşi söz konusu olduğunda tanıklık yapmama hakkına sahip olabiliyor.

İhanet Boşanma Sebebi midir?

İhanet etmeme, görüldüğü üzere, kanunda açıkça sayılmış vazifelerdendir. Bu nedenle bunun aksine davranışın bir sonucunun da bulunması gerekir.

İhanetin şekli eğer yukarıda bahsettiğimiz birbirlerinin çıkarına uygun davranma çerçevesinde gerçekleşmişse bu takdirde evlilik birliği temelinden sarsılmış olur.

Arkasından konuşulan, çıkarları korunmayan, kendisine karşı başkalarıyla birlikte hareket eden eşe karşı boşanma davası açmak, onunla kurulmuş bulunan evlilik birliğini sona erdirmek için mahkemeye başvurmak hakkı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde tanınmıştır.

Bu şekilde bir ihanete uğradığını düşünen eş, mahkemeye başvurarak boşanma davası açabilir.

Bunun yanında, kanun, cinsel yönden ihanete uğrayan eşe bir başka maddede daha hak tanımıştır. Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesine göre eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.

Ancak bu dava açma hakkı sonsuza kadar sürmez. Eş bu ihaneti öğrendiği andan itibaren 6 ay içinde boşanma davası açmak için başvurmak zorundadır. Bu olayın çok eskide kalması da zinadan dava açma hakkını düşürür: Kanuna göre, 5 yıldan daha önce gerçekleşmiş olaylar çok eski kabul edilir. Bu olaylara dayanarak 161. maddeye göre dava açılamaz.

Yine kanun, ihanet eden eşi de bir başka şekilde cezalandırır: TMK 174’e göre, ihanete uğrayan eş, manevi tazminat isteyebilir.

Bunun dışında ihanet etmenin bir mühim sonucu da edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan alacak haklarının kaldırılabilir yahut azaltılabilir olmasıdır. Bunun için ihanet nedeniyle boşanma dilekçesi ile boşanma davası açılmış olması gereklidir.

Edinilmiş Mal Şirket Hissesi

Edinilmiş Mal Şirket Hissesi

boşanmada şirket ortaklığı, aile şirketlerinde mal paylaşımı, boşanmada şirket üzerine alınan mallar, boşanma durumunda şirket paylaşımı, boşanmada mal paylaşımı 2017, şirket hissesine ilişkin katılma alacağı, evlilik öncesi şirket,

Boşanmada Şirket Ortaklığı

Türkiye’de 2017 yılında toplamda 30 bini aşkın şirket, 388 kooperatif ve 22.321 gerçek kişi ticari işletme ekonomiye dahil oldu.

2016 yılında Ankara’da her 100 bin nüfusa düşen net açılan şirket sayısı 91 seviyesinde. İstanbul ve Antalya, Ankara’yı takip ediyorlar.

Bilindiği üzere, limited yahut anonim şirketlerin tüzel kişilikleri bulunuyor. Yani kurulmasını takiben bir limited şirket, sözleşme imzalayabiliyor, bankalardan kredi kullanabiliyor, gayrimenkullerini satıp parasını bankaya yatırabiliyor.

İnsanoğlunun diğer canlı türlerinden en büyük farklarından biri olan hayal gücü sayesinde gerçekte olmayan, elle tutulamayan şirketler işveren olabiliyor, maaş ödeyebiliyor.

Boşanma davalarında da mal paylaşımında en fazla sorunlardan biri, bu şirketlerin paylaşılmasında karşımıza çıkıyor.

Boşanma davalarında eşlerin edinilmiş mallara dair alacak hakları içinde eşin ortak olduğu şirketler de giriyor.

Ancak, şirketlerin paylaşılmasında şöyle önemli bir nokta var: Şirket ortakları şirketin kendisine sahip değiller, sadece hisselerini ellerinde bulunduran kişiler. Bu nedenle paylaşıma tabi olacak olan değer, şirket değil şirketin hisse değeri.

Yani, şirketin tüm gayrimenkulleri, araçları, know-how’ı, akitleri ile birlikte değer biçilerek şirketin hisse değeri ve eşin hissesine düşen değer bulunurak paylaşıma tabi tutuluyor.

Aile Şirketlerinde Mal Paylaşımı

Aile şirketi, ailenin geçimini sağlamak ve/veya mirasın dağılmasını önlemek amacıyla kurulan, ailenin geçimini sağlayan kişi tarafından yönetilen, yönetim kademelerinin önemli bir bölümü aile üyelerince doldurulan, kararların alınmasında büyük ölçüde aile üyelerinin etkili olduğu ve aileden en az iki jenerasyonun kurumda istihdam edildiği şirket olarak tanımlandığına rastladım.

Aile şirketlerinde genellikle eş, sahip olduğu şirket hissesini karşılıksız olarak yani bir çalışmasının karşılığı olmadan sadece o aileye mensup olması dolayısıyla alır.

Örneğin, Türkiye’nin en köklü holdinglerinden olan Sabancı Holding’de Sabancı ailesinden bir çok kişinin hissesi bulunuyor. Bu kişiler zaman zaman bu hisselerini 3. şahıslara satarak paraya çeviriyor ve başka bir alanda yatırıma dönüştürüyorlar.

Aile şirketlerinde bu şekilde, dededen torunlara bile geçebilen hisseler kişinin kendi şahsi malvarlığına dahil kabul edilir, yani kişisel malıdır, edinilmiş malı değildir. Bu nedenle aile şirketlerinde sahip olunan hisselerin karşılığı verilerek mi yoksa karşılıksız olarak mı iktisap edildiği araştırılmalı, bundan sonra kişisel mal mı yoksa edinilmiş mal mı olduğuna karar verilerek tasfiyeye tabi tutulmalıdır.

Boşanmada Şirket Üzerine Alınan Mallar

Şirket üzerine alınan mallar, boşanma davalarında en çok kafa karıştıran husus. Şirketin bir çok gayrimenkulü, bir çok aracı, bankada nakdi bulunabiliyor. Hatta genelde kadınlara şirkete kayıtlı bir araç tahsis ediliyor ve kadın, evlilik süresince şirkete ait bu aracı kullanıyor.

Boşanma davası açıldığı zaman, şirketin bu aracının boşanma süresince de kendisine tahsisini istiyor ancak mevcut kanunlara göre bunun mümkün olamadığını görünce hayal kırıklığı yaşanabiliyor.

Boşanmada şirket üzerine alınan mallar konusunda kısaca belirtelim ki, şirketin mallarına tedbir konulmaz, ancak şirket hissesinin değerinin tespitinde bu mal varlığı önem taşır.

Boşanma Durumunda Şirket Paylaşımı

Yukarıda belirttiğimiz gibi, davalı eş, ister şirketin küçük ortağı olsun isterse şirket hisselerinin %100’üne sahip olsun, şirketler paylaşıma tabi değildir. Şirket hissesinin değeri paylaşıma tabidir.

Şirketin hisse değerinin tespiti, bir takım incelemeler ve dava yoluyla mümkün olabilmektedir.

Şirket Hissesine İlişkin Katılma Alacağı

Şirket hissesinin beher değeri ile davalı eşin elinde bulundurduğu şirket hissesinin toplam değeri bulunduktan sonra, bu değer üzerinden davacı eşin katılma alacağı hesap edilir.

Ancak davacı eşin katılma alacağı yanında, bazı durumlarda katkı payı alacağı da olabilir. Bu nedenle, şirketin nasıl kurulduğu, kuruluş sermayesinin nasıl ve kim tarafından kurulduğu, şirketin ne işler yaptığı incelenerek katkı/katılma alacağı bulunup bulunmadığı tespit edilir.

Evlilik Öncesi Şirket

Aile şirketlerine benzer olarak, çalışma hayatına evlilikten önce atılmış olan eşin kurduğu şirketlerde de kişisel mal ile birlikte edinilmiş mallar söz konusu olabilir.

Bunun için şirket ana sözleşmesi ile Ticaret odasında yayınlanmış tüm kararları, açılan-kapanan şubeler, mümkünse karar defteri de incelenmelidir.

Şirketin davalı eş tarafından evlilik öncesi kurulmuş olması, davacı eşin alacak hakkı olmadığının kesin delili değildir. Davacı eşin, şirket hisse değeri dışında da şirketle ilgili edinilen bir çok gelirde katılama alacağı hakkı bulunabilir.

 

Haksız Tedbir Nafakası Geri Alınabilir mi?

tedbir nafakası geri alınabilir mi, tedbir nafakası geriye dönük, tedbir nafakası geri alınır mı, tedbir nafakası geri ödenir mi, tedbir nafakasının geri alınması, tedbir nafakasının geri ödenmesi, tedbir nafakası sebepsiz zenginleşme


HAKSIZ TEDBİR NAFAKASI GERİ ALINABİLİR Mİ?

Medeni Kanun’un 169. maddesinde bir hüküm var. Burada deniyor ki boşanma veya ayrılık davası açıldığında hakim, eşlerin barınmasına, geçimine, malların yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin önlemleri kendiliğinden almak zorundadır.

Burada kanun yapanların amacı, davanın açılmasıyla birlikte çoluk çocuk sıkıntıya düşmesin, geçimlerini nasıl sağlayacakları konusunda endişeleri olmasın olmuş anlaşılan. Bunun için de en üst düzey kamu görevlisini yani bağımsız ve tarafsızlıkla görev yapan, tokmağı vururken de millet adına karar verme gücü ve yetkisi olan hakimi görevlendirmiş.

Tabi ülkemizde maalesef hiç bir şey kitapta yazıldığı gibi uygulanmıyor, uygulanamıyor.

Öncelikle, TMK 169. maddesinin kendiliğinden uygulandığına ben henüz hiç şahit olmadım: Tedbir ve barınma konusundaki talepler için talep olmadıkça hakim karar vermez. Yani, TMK’nın 169. maddesi ancak ve ancak talep varsa çalışır.

Örneğin koca boşanma davası açtı, diyelim. Boşanma davasının açılması taraflar arasındaki geçimsizliğin son noktasıdır. Her zaman boşanma davasının açılmasının bir önceki aşaması vardır. Aralarında tartışma, münakaşa, gerilim yahut çekişme muhakkak olur. Bunun istisnası olsa olsa aldatma olaylarında görülebilir. Bu durumda boşanma davasının açılmasına neden olan olaya kadar hemen hiç bir çekişme mevcut olmayabilir.

Yani boşanma davasında Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli olur.

Geçimsizliğin son noktaya varıp bardağın taşmasıyla eşler birbirlerine kin ve nefret gütmeye başlar. Birbirine kin güden, baktığı zaman göz bebeklerinden ateş çıkan insanların birbirlerinin ihtiyaçlarını, nasıl geçineceklerini düşünmeleri de pek olası değildir: Ne hali varsa görsün, denildiği duyulması en muhtemel cümlelerden olur.

****

Ülkemizde nüfusun kadın-erkek oranı yaklaşık yarı yarıya. (%49,8 kadına %50,2 erkek nüfus) Buna karşın okuma yazma bilmeyen kadınların oranı erkeklerden tam 5 kat fazla.

Yine önemli bir başka istatistik: 15 yaşın üzerindeki erkeklerin %67,5’i istihdama katılıyor yani çalışabiliyorken bu oran kadınlarda sadece %27,5.**

Yani çalışan her 1 kadına karşı 3 kadın çalışmıyor. Ya çalışmıyor ya da çalışamıyor.

Bu arada, kadın istihdamı en yüksek olan İsviçre’de %74, Avrupa’nın en düşüğü Yunanistan’da bile %42.5.

Hal böyle olunca, genel olarak boşanma davası açıldığında her 4 kadından yalnızca 1’inin çalıştığını istatistiksel olarak görebiliyoruz.

Yani diğer 3 kadının geçimini, boşanma davası açtığı ya da boşanma davasını açan kocası sağlıyor. Hayatını idame ettirebilmek için ona dava açan eşine bağımlı.

İşte tam da bu nedenle, kocanın istemeye istemeye kazancının bir bölümünün eşe özgülenmesi için kanun kuvvetine ihtiyaç duyuluyor.

****

Ancak her şey buraya kadar mantıklı bir biçimde ilerlerken, olay tabi ülkemizde geçtiği için bir noktada mantıksızlık da olmak zorunda 🙂

Boşanma davası açılmış, boşanma davasının her iki tarafı da devlet memuru statüsünde, yani standart ve güvenceli bir gelirleri var ve her iki tarafın da gelirleri birbirlerine yakın hatta kadının ki bir miktar daha fazla. Her iki eş de 35 yaş üstü. Yani bilgili ve birikimliler. Kadın bir kaç yaş daha genç

Ortak oturulan konut tapuda davacı koca adına kayıtlı. Mahkeme, ilk önce ortak oturulan konutu, kocaya tahsis ediyor. Sonrasında ise kocadan alıp kadına veriyor. İtirazlar filan, mahkeme dilekçeleri tınlamıyor.

Koca, çaresiz, evden eşyalarını alıyor, yeni bir ev kiralıyor, taşınma, ev eşyası masrafları için borçlanıyor.

Sonrasında tanıklar dinleniyor, deliller ortaya konuyor, bu arada yaklaşık 30 ay geçmiş oluyor;

Nihayet karar günü gelip çatıyor ve mahkeme kararını açıklıyor,:her iki tarafın da eşit kusurlu olduğunu söyleyip dava başından itibaren kadın lehine tedbir nafakası veriyor!

Şaka değil. Yani tam 36 ay önce açılan dava nedeniyle davanın en başından itibaren geçerli olmak üzere 36 ay tutarında tedbir nafakası.

Koca, bu süre içinde ev tutmuş, kira ödemiş, yeni eşya almış. Aslında maddi olarak mağdur olan taraf koca olmuş. Üstelik kadının maaşı kocanınkinden daha yüksek.

Ama mahkeme, dava başından itibaren nafaka vermiş. Aylık 500 TL tutarındaki nafaka 36 ayda tamı tamına 18 bin TL tutuyor.

Uzun lafın kısası, bu adam, bu haksızlığı çözebilir miyim diye bana başvurunca işin özünü anlattım ona:

+Mahkeme, dedim, sizi cezalandırmak istemiş.

-Nasıl yani diye şaşırdı.

+Sizi eşit kusurlu bulmuş, maddi ve manevi tazminat taleplerinizi reddetmiş. Oysa, sizi daha ağır kusurlu bulsa, dosyadaki delillere göre Yargıtay kararı bozacaktı ve kadın, tazminat filan alamayacaktı. Ancak mahkemenin haksız verdiği tedbir nafakası kararı yargıtay tarafından incelemeye bile alınmıyor maalesef.

-Nasıl olur, dedi. Bu haksızlık değil mi? Ödediğim haksız tedbir nafakasını geri alamayacak mıyım?

Sustum. Karşılıklı sustuk. Bir bardak soğuk su ikram ettim. Müesseseden.


** Kaynak: İstatistiklerle_Kadın_07.03.2017

 

Velayet Görevinin Kötüye Kullanılması

velayetin kötüye kullanılması davası, velayeti annede olan çocuğun babasının hakları, velayeti kötüye kullanmanın cezası var mıdır, velayet hakkının kullanılması

VELAYET GÖREVİNİN KÖTÜYE KULLANILMASI

Velayet görevinin kötüye kullanılması konusundaki incelemeye öncelikle velayet hak ve görevinin neleri kapsadığını anlatmakla başlamak gerekir. 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre velayet görevleri, çocukların bakım, öğretim ve korunması ile temsil görevlerini kapsamaktadır.

Velayet görevi, aynı zamanda ana-babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına ilişkin hakları, ödevleri yetkileri ve yükümlülükleri de içermektedir.

Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocukların şahıslarına bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir.

Bu bağlamda ana-babanın sağlayacağı eğitim ile istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır.

Bununla birlikte ayrılık ve boşanma durumlarında velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük yararlarıdır.

Yani velayetin düzenlenmesinde asıl amaç, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır.

Velayet, kamu düzenine ilişkin olup bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.

Bununla birlikte velayetin kaldırılması ve değiştirilmesi şartları gerçekleşmedikçe, ana ve babanın velayet görevlerine müdahale olunamaz.

YHGK 15-4-1992 T 1992-2-140 E 1992-248 K. ile 22.01.2014 gün ve 2013/2-2085 E. 2014/30 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, boşanma ile düzenlenen velayetin değiştirilebilmesi için velayet kendisine verilen tarafın ya da velayete konu çocuğun durumunda boşanma hükmünden sonra esaslı değişikliklerin olması şarttır. Bunun yanında ayrıca esaslı değişikliğin önemli ve sürekli olması da gerekmektedir.

4721 sayılı TMK’nun konuya ilişkin 324. maddesi şu düzenlemeyi içermektedir:

“Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür. Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir.”

Bu maddeye göre velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğuracağı onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalı ve velayet görevinin kötüye kullanılması iddiası araştırılmalıdır.

Bu kapsamda:

  • çocuğun cinsiyeti,
  • doğum tarihi,
  • eğitim durumu,
  • kimin yanında okumakta olduğu,
  • talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenmediği,
  • sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği

gibi özel durumuna ilişkin hususlar göz önünde tutulmalıdır.

Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır:

Bu nedenle, mahkemece velayet görevinin kötüye kullanılması iddiası araştırılırken:

  • çocuğu başkasına bırakma,
  • ihmal etme,
  • kaçırma,
  • iradi olarak terk etme,
  • yönlendirme hususları ile

tarafın

  • velayet talebinin olup olmaması,
  • şiddet uygulaması,
  • sadakatsizliği,
  • ekonomik durumu,
  • mesleği,
  • yaşadığı ortam,
  • kötü davranışı,
  • alkol bağımlılığı,
  • sağlığı,
  • dengesiz davranışları

dikkate alınmalıdır.

Velayet görevinin kötüye kullanılması yukarıda belirtilen çerçevede somut olaylara göre tespit edilir ve sonuçta velayet görevinin kötüye kullanılması varsa çocuğun velayetinin değiştirilmesine ya da kaldırılmasına karar verilebilir.

Boşanmada Eşi Affetmiş Sayılma

boşanma affetmiş sayılma, boşanma affetmiş sayılma yargıtay, boşanmada affetmiş sayılma, boşanma davası affetmiş sayılma, boşanma davasında affetmiş sayılma

BOŞANMA AFFETMİŞ SAYILMA

Boşanma davasında affetmiş sayılma, boşanma davasının nedenini oluşturan eylemlerin kusur olarak kabul edilmediği hallerdir.

Türk Hukuk Sistemi’nde diğer bazı hukuk sistemlerinden farklı olarak bir eşin açtığı boşanma davasının kabul edilebilmesi için diğer eşin evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açacak derecede bir kusurunun varlığının ispat edilmiş olması gerekir.

Boşanma davaları esas itibariyle kusurun ispatı üzerine temellendirilmiştir. Bunun istisnası olarak özel boşanma sebepleri sayılabilir. Örneğin eşin akıl hastalığı nedeniyle açılan boşanma davasında akıl hastası eşe atfedilebilecek bir kusur yoktur. Buna karşın evlilik birliği diğer eş yönünden çekilmez hale gelmiştir. Diğer eş, akıl hastalığı nedeniyle evlilik birliğini artık sürdürmesinin kendisinden beklenmemesi gerektiğini mahkemeye sunar ve bunun üzerine boşanma kararı verilir.

Bunun gibi anlaşmalı boşanma davalarında da ispatlanması gereken bir kusur bulunmamaktadır. Her iki eşin evlilik birliğini sonlandırmak üzere anlaşarak mahkemeye başvurmuş olmaları halinde evlilik birliği teorik olarak temelinden sarsılmış kabul edilmekte ve hakimin takdir hakkı olmaksızın boşanmaya karar verilmektedir.

Buna karşın karşı tarafın kusuruna dayalı olarak açılan boşanma davalarında, davalı eşin kusurunun ispatı gerekir. Diğer eşin de karşı dava açarak boşanma talebi ile mahkemeye başvurmuş olması ise kanunun hatalı yazımı neticesinde boşanma kararı ile sonuçlanmayabilmekte ve kusurun ispatı istenmektedir.

Oysa, anlaşmalı boşanmada olduğu gibi her iki eşin de iradesi boşanma yönünde olmakla hakim ara bir kararla boşanmaya karar vermeli ve kusur ve tazminat yönünden davaya devam edilmeliydi.

Boşanma davasında, eşin kusurunun ispatlanması çok önemli olmakla birlikte davacı eşin bazı davranışları da eşin bu kusurlu davranışlarının affedildiği anlamına gelebilmektedir. Bu konuda Yargıtayca verilmiş bazı kararlardan özetleri almak yararlı olacaktır:

“Davacı-karşı davalı erkek boşanma davasından feragat etmiş olmakla artık kadına atfedilen kusurlu eylemleri affetmiş sayılır. Boşanma davasında erkeğin feragatinden sonra kadına kusur atfedilemez”

“Tarafların 19.03.2014 tarihli celsedeki beyanları ile tanık anlatımlarından, yargılama esnasında tarafların anlaşarak 29.01.2014 tarihli duruşmadan itibaren 35 gün kadar bir süreyle birlikte yaşadıkları anlaşılmaktadır. Taraflar bu davranışlarıyla birbirlerinden kaynaklanan ve boşanmaya yol açan kusurlu eylemleri affetmiş sayılırlar. Artık iddia edilen bu kusurlu eylemlere dayanılarak boşanma kararı verilmesi mümkün değilken mahkemece boşanma kararı verilmesi doğru olmamıştır.”

” Davacı erkek, eve dönmesi için eşine ihtar göndermekle ihtar tarihinden önceki olayları affetmiş, en azından hoşgörü ile karşılamıştır. Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar boşanma sebebi yapılamaz.”

“Davacı-davalı kadının eşine barışmayı teklif etmesi, barışma müzakeresi niteliğinde olup, kocadan kaynaklanan kusurların affedildiği ya da hoşgörü ile karşılandığını gösterecek nitelikte de değildir.”

“Yapılan yargılama ve toplanan delillerden davalı-davacı koca 8.3.2012 tarihinde davacı-davalı kadına eve dönmesi için noter vasıtasıyla ihtarname gönderdiğinden önceki olayları affetmiş sayılır. Bu tarihten sonraki döneme dair davacı-davalı kadının bir kusuru kanıtlanamamıştır.”

“Tarafların boşanma davasının açılmasından sonra bir araya gelip birlikte yaşadıkları dikkate alındığında, bu davranışlarıyla birbirlerinin önceki kusurlu davranışlarını affetmiş en azından hoşgörüyle karşılamışlardır. Affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olaylar boşanma sebebi kabul edilemez ve bunlara dayalı olarak da boşanma kararı verilmez.”

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle, davalının boşanma davası açıldıktan sonra barışıp biraraya geldiklerini ileri sürmesine ve bu hususun sunduğu fotoğraflarla doğrulanmış olmasına; bu durumda tarafların birbirlerinin kusurlarını affetmiş veya hoşgörmüş sayılmalarının gerekmesine; affedilmiş veya hoşgörülmüş olaylara göre boşanma kararı verilemeyeceği halde verilen boşanma kararının taraflarca temyiz edilmediğinden bu hususun bozma sebebi yapılmayıp…”

Boşanma ve Mal Paylaşımı Davası Birlikte Açılır mı?

boşanma ve mal paylaşımı davası birlikte açılır mı boşanma ve mal paylaşımı davası birlikte açılır mı, boşanma durumunda mal paylaşımı boşanma durumunda mal paylaşımı, boşanmada mal paylasimi boşanmada mal paylasimi, boşanma sırasında mal paylaşımı boşanma sırasında mal paylaşımı, boşanma halinde mal paylaşımı, boşanma davasında mal paylaşımı istenebilir mi boşanma davasında mal paylaşımı istenebilir mi, boşanma ile mal paylaşımı boşanma ile mal paylaşımı

Boşanma ve Mal Paylaşımı Davası Birlikte Açılır mı?

Boşanma ve mal paylaşımı davası birlikte açılır mı sorusunun cevabı için öncelikle her iki davanın hukuki niteliğinin tespit edilmesi gerekir.

Öncelikle her iki dava da yani hem boşanma davası hem de mal paylaşımı davası 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Aile Hukuku Kitabı içinde yer almaktadır.

Mal paylaşımı davasının açılması için evlilik birliğinin sona ermiş olması zorunlu olmadığı gibi boşanmaya karar verilmiş olması halinde tarafların mal varlığının paylaşımına karar verilmesi de gerekmez.

Boşanma davasının ferileri olarak velayet, nafaka ve tazminat gösterilmektedir. Boşanma davasında davanın açılması ile birlikte hakim, TMK 169. maddeye göre bir takım önlemleri kendiliğinden almakla yükümlü tutulmuştur. Bu önlemler kamu hukukundan kaynaklanan yani kamusal yarar gözetilerek düşünülmüş kurallardır.

TMK 169’a göre hakim boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.

Görüldüğü üzere, malların yönetimine ilişkin olarak hakimin re’sen yani kendiliğinden karar vermesi gerekliliği öngörülmüşse de malların aidiyetinin belirlenmesi kanunlaştırılmamıştır.

Boşanma ve mal paylaşımı davası birlikte açılır mı sorusunun teorik incelemesinden çok pratik bir önemi vardır: Eşin malları kaçırması.

Edinilmiş malların paylaşılabilmesi için mal rejiminin sona ermesi gereklidir. Bu sona erme, dava şartıdır, yani mal rejiminin sona ermesinden önce, bir eş diğer eşten edinilmiş mallara katılma rejimi nedeniyle hakkı olan malvarlığına tekabül eden değeri talep edemez. Bunun için öncelikle mal rejiminin sona ermiş olması gerekir. Edinilmiş mallara katılma rejimi boşanma halinde sona ereceği tabiidir.

Ancak, boşanma davasının kabul edilmesi şartına bağlı olarak edinilmiş mallara katılma rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiş sayılmaktadır.

Buna göre bir eş, diğerinden olan alacak hakkını boşanma davasının açılması ile birlikte talep edebilecektir.

Boşanma davasının açıldığı dilekçe ile birlikte mal paylaşımı da talep edilmiş olabilir. Bu durumda mahkeme, boşanma talebi ile birlikte mal paylaşımı taleplerini birbirinden ayıracak yani tek bir dilekçe ile açılan iki ayrı dava olduğunu kabul edecek ve mal paylaşımı davasını ayrı bir esas numarasına kaydederek talepleri inceleyecektir.

Yani Boşanma ve mal paylaşımı davası birlikte açılır mı sorusunun cevabı olumludur, açılabilir. Mal paylaşımı davasının açılması için boşanma davasının kesinleşmesinin beklenmeyebilir.

Bu durumda, boşanma davası ile birlikte yahut hemen sonra açılmış olan mal paylaşımı davası için boşanma davası bekletici mesele olarak kabul edilir. Boşanma davasının sona ermesi beklenecektir.

Boşanma davasının kabul edilmesi halinde, bekletici mesele yerine gelmiş olur ve mal paylaşımına devam edilir.

Ancak boşanma davasının reddedilmesi halinde açılmış olan mal paylaşımı davası reddedilir.

Erkek Çocuğun Velayeti

erkek çocuğun velayeti anneden nasıl alınır, erkek çocuğun velayetini baba nasıl alır, erkek çocuğun velayetinin babaya verilmesi, erkek çocuğun velayeti kaç yaşında babaya verilir, erkek çocuğun velayeti hangi durumlarda babaya verilir, erkek çocuğun velayeti kime verilir, erkek çocuğu velayeti kime verilir, 3 yaşındaki erkek çocuğun velayeti kime verilir, 6 yaşındaki erkek çocuğun velayeti kime verilir, 10 yaşındaki erkek çocuğun velayeti kime verilir, 7 yaşındaki erkek çocuğun velayeti kime verilir, anlaşmalı boşanmada erkek çocuğun velayeti kime verilir

Erkek Çocuğun Velayeti Hangi Durumlarda Babaya Verilir

Velayet düzenlemesinde; çocukla ana ve baba yararının çatışması halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gereklidir. Çocuğun yararı ise; çocuğun bedensel, fikri ve ahlaki bakımdan en iyi şekilde gelişebilmesi ve böyle bir gelişmenin gerçekleştirilmesi için, çocuğa sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmış olmasıdır.

Çocuğun bu konulardaki üstün yararını belirlerken; çocuk yetişkin biri olmuş olsaydı, kendisini ilgilendiren bir olayda, kendi yararı için ne gibi bir karar verebilecekti ise çocuk için karar verme makamındaki kişinin de aynı yönde vermesi gerekir; yani çocuğun farazi düşüncesi esas alınmalıdır.

Velayet kamu düzenine ilişkin olup, re’sen araştırma ilkesi geçerlidir. Bu nedenle yargılama sırasında meydana gelen gelişmelerin bile göz önünde tutulması gerekir.

10 yaşındaki erkek çocuğun velayeti kime verilir

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. maddesi ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin 3. ve 6. maddeleri iç hukuk tarafından yeterli idrake sahip olduğu kabul edilen çocuklara, kendilerini ilgilendiren davalarda görüşlerini ifade etmeye olanak tanınmasını ve görüşlerine gereken önemin verilmesi gerektiğini öngörmektedir.

Bu bakımdan idrak çağında olduğu kabul edilecek çocuğun mahkemece veya istinabe suretiyle eğitim, kültür, yaşam olanakları bakımından nerede yaşamak istediği konusunda bilgilendirilmesi gerekir.

Bu bilgilendirmeden sonra idrak çağındaki çocuğa velayet hakkındaki tercihinin kendisinden sorulması, çocuğun halen nerede ve kiminle yaşağı tespit edilerek, psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı niteliğindeki uzman veya uzmanlardan 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5, maddesi uyarınca sosyal inceleme raporu istenerek, tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucu uyarınca karar verilmesi gereklidir.

Yargıtay uygulamasına göre 8 yaş ve üzeri çocuklar idrak çağında kabul edilmektedir. Yani çocuğun idrak yaşı 8 yaş ve üzeridir. Bu yaştan itibaren velayete ilişkin karar verilmeden önce çocuğun görüşü alınmalı ve yukarıda belirtilen incelemeler yapılmalıdır.

Velayet hususu, çocukları ilgilendiren konuların en başında gelir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür.

Ancak, yargıtay bu şekilde verilen bir yerel mahkeme kararını aşağıdaki gerekçelerle bozmuştur:

“Mahkemece; “yaşı nedeniyle idrak çağında bulunan ortak çocuk velayet tercihini baba yönünde kullanması ve sosyal inceleme raporunda da velayetin babaya verilmesi yönünde görüş bildirilmesine rağmen, babanın ortak çocuğu kendi ailesinin yanına bıraktığı, bakım ve ihtiyaçlarıyla babanın anne ve babasının ilgilendiği, babanın velayet görevini yerine getirmediği ve annenin velayet görevini yerine getirebilecek yeterliliğe sahip olduğu” gerekçesiyle ortak çocuğun velayeti davalı-karşı davacı anneye bırakılmış ise de; davacı-karşı davalı baba iş bulamadığı için yaşadığı çocuğun ve ailesinin bulunduğu bir süre dönemediğini, sonrasında yerleştiğini beyan etmiş olup, ortak çocuğun velayet konusunda görüşlerine başvurulduğu tarih dikkate alındığında 13.09.2013 günlü beyanı sonrası yaşadığı veya yaşamak istediği ortamı değerlendirmesine imkan verecek, dolayısıyla velayeti konusunda görüşünün yeniden alınmasını gerektirecek ölçüde uzun süre geçtiği de gözetilerek, ortak çocuğun yeniden bizzat ya da istinabe yoluyla eğitim, kültür, yaşam olanakları bakımından nerede yaşamak istediği konusunda bilgilendirilerek, velayet hakkındaki tercihinin hakim tarafından kendisinden sorulması () ve babanın yaşam koşullarının değiştiğine ilişkin beyanları bakımından yeniden psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı niteliğindeki uzman veya uzmanlardan (4787 sayılı Kanun m.5) ortak çocuğun anne ve baba yanındaki barınma ve yaşama koşullarını da değerlendirir içerikte sosyal inceleme raporu alınması ve tüm deliller birlikte değerlendirilip, ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuğun menfaatine olacağı tespit edilip sonucuna göre karar verilmesi amacıyla hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.”

Boşanmada Ev Eşyası Paylaşımı

ev eşyaları boşanma, ev eşyalarının iadesi boşanma davası, boşanmada ev eşyası paylaşımı, boşanmada ev eşyası, boşanma ev eşyası, boşanma ev eşyası paylaşımı, boşanma davasında ev eşyası

Boşanmada ev eşyası paylaşımı boşanma davalarında mal varlığının paylaşılması konusunda önemli sorunları teşkil etmektedir. Boşanma davalarının büyük çoğunluğunun evliliğin henüz ilk 5 yılı içinde, bunların önemli bir kısmının da henüz evlilik 1 yılı doldurmamışken açıldığı göz önüne alındığında ev eşyaları nedeniyle istenebilecek parasal talepler söz konusu olabilir.

Boşanmada Ev Eşyası Paylaşımı

Boşanmada ev eşyası paylaşımı söz konusu olduğunda bir kaç ihtimal gündeme gelebilir:

1.İhtimal: Ev eşyaları evlilik birliğinin kurulmasından önce taraflardan biri yahut onun ailesi tarafından alınmıştır.

2.İhtimal: Ev eşyaları evlilikten önce alınmış ancak ödemeleri evlilik içinde yapılmıştır:

3.İhtimal: Ev eşyaları evlilik birliği içinde alınmıştır ancak ödemeleri boşanma davasının açılmasından sonra da devam etmektedir:

Şimdi bu ihtimaller üzerinde sırayla duralım:

Birinci ihtimalde ev eşyalarının evlilik birliğinin kurulmasından önce taraflardan birinin yahut onun ailesi tarafından alınmış olması ihtimalini inceleyeceğiz.

Bu ihtimalde, eşlerin nikah tarihi itibariyle başka bir mal rejimi sözleşmesi yapmadıkları için edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olduklarını varsayabiliriz ki bu rejim yasal olan mal rejimidir, ülkemizde evlenen kişilerin çok büyük bir oranı bu yasal mal rejimine tabidir.

Bunun nedeni evlilik sözleşmesi – mal rejimi sözleşmesinin yapılmasına ihtiyaç duyulmaması değil bunun nasıl yapılacağının bilinmemesi ve/veya yapılmak istense dahi karşı tarafı incitmeden/kızdırmadan söylemenin bir yolunun bulunamamasıdır. Bu evlilik sözleşmesinin yapılmak istenmesi nedeniyle sona eren bir çok nişanlılık mevcuttur.

Evlilik sözleşmesinin yapılmak istenmesi en başından itibaren boşanma ihtimalini çağrıştırmakta ve bu nedenle taraflar arasında güven problemine neden olmaktadır.

Eşyaların evlilikten önce alınmış olması halinde bu eşyalar, ödemeyi yapan tarafın kişisel mal varlığına dahil olur. Bu nedenle kişisel mal varlığı çerçevesinde geri istenebilir. Aynen iadesi yahut değeri karşı taraftan talep edilebilir.

Bu eşyanın ödemelerinin davacı eş yahut ailesi tarafından yapılmış olmasının önemi yoktur. Ödemelerin diğer bir kişi tarafından yapılmış olması halinde de davacı eş adına yapılmış kabul edilir.

İkinci ihtimal ise eşyaların evlilikten önce, yani nikah tarihinden önce satın alınıp ödemelerinin ise evlilik süresi içinde yapılmış olmasıdır.

Bir çok durumda, eşlerin düğün tarihinden önce ev tuttukları, ev eşyası aldıkları ve yaşayacakları evi çok önceden hazır ettikleri görülmektedir. Ancak, özellikle çalışan genç kesim, ev eşyası ödemesini kendi başlarına yapmakta ve bunun için genellikle kredi kartlarına taksit uygulamasından yararlanmaktadırlar. Bu durumda şöyle bir ayrım söz konusu olacaktır: Ev eşyaları için nikah tarihinden önce ödenen miktar tarafların kişisel mal varlığına dahil olacak, nikah tarihinden sonra maaş-ücret ve sair gelirleriyle karşıladıkları taksitlere tekabül eden kısım ise edinilmiş mal varlığı değeri olarak kabul edilecektir.

Üçüncü ihtimal olarak ise ev eşyalarının evlilik içinde alınmış olması ancak ödemelerine boşanma davası açıldıktan sonra devam edilmesidir.

Bu durum genellikle evliliğin süresi boyunca yıpranan ev eşyalarının kullanım nedeni ile yenilenmesi gerektiğinde söz konusu olmaktadır.

Yenilenen ev eşyaları bu nedenle evlilik içerisinde tarafların maaş ve sair kazançları ile ödenmiştir.

Bu eşyalar için bu şekilde yapılan ödemeler kimin tarafından yapılmış olursa olsun her iki eşe de eşit olarak ait olmaktadır. Ancak boşanma davasının açılması ile, davanın kabul edilmesi şartına bağlı olarak, eşler arasındaki edinilmiş mal rejimi sona erer ve yerine mal ayrılığı rejimi cari olur. Mal ayrılığı rejiminin boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren yürürlüğe girmesi nedeniyle, ev eşyaları için bu tarihten sonra yapılan ödemeler ödemeyi yapan eşin kişisel mal varlığına dahil olur.

Boşanmada ev eşyası paylaşımı talebi üzerine hesaplama yapılırken yukarıda anlatılan nedenlerle eşyaların alındığı tarih kadar nikah tarihi, boşanma davasının açıldığı tarih ve eşyalar için yapılan ödemelerin tarihi ve miktarları da önem tutar.

Hesap bilirkişileri bu deliller üzerinden giderek talep edilebilecek alacak miktarını hesaplar.

Boşanmada ev eşyası paylaşımı davasında ev eşyasının kime ait olduğu ispatlanamamışsa bu durumda TMK 222. madde çerçevesinde hesaplama yapılarak sonuca ulaşılacaktır.

Bir İntikam Aracı Olarak “Çocuk”

Bundan yaklaşık 25-26 yıl kadar önceydi. Babamın ortağı olduğu işyerinin geniş ve nispeten korunmasız bir bahçesi vardı. Buranın güvenliğini sağlamak için bekçi köpeği besliyorduk.

*****

Bir gün, hangi aklı evvele uyduk hatırlamıyorum ama, babamın ortağının oğlu 2 aylık olduğunu söylediği bir yavru getirdi. Sarı-siyah tüylü, henüz çok küçük, sevimli mi sevimli bir yavru. Bıraksalar bütün gün oynayabileceğiniz inanılmaz tatlı bir yaratık 🙂

*****

Ama bir sorun vardı: Yavru köpek hiç bir şey yemiyordu ve sürekli olarak mırıl mırıl, bazen de yakarışı andıran sesler çıkarıyordu. Hayır, düpedüz ağlıyordu.

Yavru köpekçik ağladı. Köpek türünün huylarını bilenler bir kaç güne alışır dediler. Alışmadı. Gün ve gece boyunca, kulübesinin önünde, küçücük tasması boynunda, Ankara yazının sıcağında bile neredeyse hiç dokunmadığı su ve yemek kabı önünde, ağladı.

*****

Sonunda yavruyu getirendi sanırım, sorunun nedenini itiraf etmişti: Gelen yavru henüz daha iki aylık bile değildi. Annesinden belki de 20-30 günlükken ayırmışlar ve para için bize satmışlardı.

Neticede zamanından önce ayrıldığı yuvası için gözümün önünde günlerce yaş döktü, insan evladı gibi ağıt yaktı.

İnsan evladı gibi dedim ama gibisi fazla.

*****

Bugün, bir kadın müvekkilemin, çocuğu babaya teslimi sırasında çektiği videoyu izledim. Kadınla koca arasında uzun zamandan beri geçimsizlik söz konusu. Yollar ayrılmış ama nasılsa olan biri 4, diğeri 5,5 yaşındaki iki çocuk için yaşam aynı evde devam etmiş.

Sonunda adam aldatıldığını öğrenmiş ve hatta kadının cep telefonunda bir takım görüntüler de bulmuş.

Boşanma için mahkemeye başvurup elindeki görüntüleri de dosyaya sununca, bu görüntülerden etkilenen mahkeme çocukların velayetini babaya bırakmış.

Senden anne olmaz, demiş.

Velayet babaya bırakılınca anneyle de çocuklar arasında kişisel ilişki kuruluyor tabi: Hafta sonu bir gün, o da saat 10’dan akşam 18’e kadar.

Kadın da çalışıyor adam da. Dolayısıyla çocuklara zaten bir başkası bakacak hafta içi. Bu kişi de bulunmuş: Kocanın annesi. Önce oğluna bakmış yıllarca, büyütmüş; şimdi de oğlunun çocuklarına bakıyor.

Beni de babaannem büyütmemiş olsa belki anlamazdım o kadıncağzı da.

*****

Anne, çocukları her haftasonu alıyor ve saatleri geldiğinde teslim için geri götürüyor. Özellikle küçük olanın, babasının evine yaklaşırken ki davranışları değişiyor.Son durağa doğru, yavaş yavaş gözlerinden yaş gelmeye başlıyor. Arka koltukta yanında oturan ablasına doğru istemsizce sokuluyor. O küçük omuzlarını yukarı aşağı silkiyor, kendi kendine konuşur gibi gitmiycem işte gitmiycem derken minicik dudaklarını büzüyor.

*****

Anne, evin önüne gelince arabayı durduruyor, arka kapıyı açıyor ve çocuklar anne uzanamasın diye öbür kapıya doğru yanaşmaya çalışırken aynı anda “anne, anne” diye ağlaşıyorlar.

Gitmemek için minik elleriyle annenin ellerini itekliyor, arabanın içinde minik gövdeleriyle olabildiğince direnmeye çalışıyorlar. Anne, çocukları götürmek zorunda. Götürmese, teslim etmese hakkında ceza davası açılacak ve belki de zaten sınırlı olan bu görme hakkı bile tamamen elinden alınacak.

*****

Arabadaki bu direniş, aparman merdivenlerinde de koridorlarda da devam ediyor. Babaanneye teslim edilen çocuk, kurtulup kurtulup annesine koşuyor tam anneye kavuştum derken babaanne belinden kavrayıp eve çekiştiriyor. Daha tam dönmeyen diliyle “anneme gidicem, anneme gidicem” diye anlatmaya çalışıyor meramını.

Neden gidemeyeceğini anlayamayarak.

Neden annesiyle kalamayacağını anlayamayarak.

Mahkeme, karar, hüküm, icra, kişisel ilişki süresi onun bu somut dünyasından çok ama çok uzak, onun küçük dünyasına hiç de ait olmayan, anlamsız kavramlar.

Büyüklerin saçma sapan dünyasının kendi duygularını tatminine yarayan kurallar. Bir intikam aracı sadece.

Başka bir şey değil.

*****

Yukarıda yavru köpekçiğe insan evladı gibi dedim ama.

Acaba insan olmayı bırakıp biraz da hayvan mı olsak…

Boşanmada Manevi Tazminat Miktarı Nasıl Belirlenir?

Boşanma davalarında eşlerin mal rejiminin tasfiyesi nedeniyle parasal olarak bir alacak haklarından başka bir de maddi ve manevi tazminat hakları bulunabilmektedir.

Maddi ve manevi tazminat hakkı Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında şu şekilde anlatılmıştır:

Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.

Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.

Boşanmada Manevi Tazminatın Amacı

Boşanmada manevi tazminatın amacı, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, bozulan ruhsal dengesini telafi etmek, manevi değerlerindeki eksilmeyi karşılamaktır.

Bu nedenle kişilik haklarını ihlal eden fiille, tazminat miktarı arasında makul bir oranın bulunması gerekir.

Boşanmada Manevi Tazminat Miktarının Belirlenmesinde Dikkat Edilecek Hususlar

Bir tarafın zenginleşmesine yol açacak sonuçlar doğurur miktarda manevi tazminat takdiri, müesseseyi amacından saptırır.

Hakim, tazminat miktarını saptarken:

a.kişilik hakları zedelenen tarafın ,

  • ekonomik durumunu
  • sosyal durumunu
  • boşanmada kusuru bulunup bulunmadığını
  • varsa kusur derecesini,
  • fiilin ağırlığını;

b.kişilik haklarına saldırıda bulunanın

  • kusur derecesini,
  • ekonomik durumunu
  • sosyal durumunu göz önünde bulundurmak zorundadır.

Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alınarak maddi ve manevi tazminat miktarı belirlenir.