Av.Yasin GİRGİN tarafından yazılmış tüm yazılar

1999 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olan Av.Yasin GİRGİN yaklaşık 1 yıl hakimlik döneminin dışında 2000 yılından bu yana boşanma, velayet, nafaka ve mal paylaşımı gibi aile hukuku alanında avukatlık yapmaktadır. 120 köşe yazısı Hürriyet Gazetesi'nde de yayınlanan Yasin GİRGİN'in "Boşanma Davaları El Kitabı" ve "Evlilik Birliğinin Sona Ermesi" isimli iki kitabı da bulunmaktadır.

Nafaka Artırım Davası Görevli Mahkeme

Nafakanın artırım davası görevli mahkeme genel olarak Türk Medeni Kanunu’nun 176/3 ve 331. maddeleri çerçevesinde düşünülmesi gereken bir davadır.

Türk Medeni Kanunun 176/3.maddesine göre; İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Nafaka Artırım Davası Görevli Mahkeme yazısına devam et

Sosyal Medyanın Boşanmaya Etkisi

sosyal medya boşanma, sosyal medya boşanma nedeni, sosyal medyanın boşanmaya etkisi, sosyal medyanın boşanmalar üzerindeki etkisi, sosyal medyanın boşanma, sosyal medya ve boşanmalar, sosyal medya yüzünden boşanmalar, sosyal medya yüzünden boşanma, sosyal medya aldatma ve boşanmaları artırdı, boşanma davalarında sosyal medya, boşanma nedenleri sosyal medya, sosyal medya boşanma sebebi, sosyal medya ve boşanma


Sosyal Medyadaki Paylaşımlara Dikkat

Sosyal medya paylaşımları, hemen parmağımızın ucundaki, düşüncelerimizi kızgınlıkla, filtre etmeden, hızlıca paylaşabilme imkanını sunuyor. Üzerinde çok fazla düşünmeden, sonuçları nereye varır hesap etmeden yapılan bu paylaşımlar çeşitli sonuçlara neden olabiliyor.

Örneğin güzellik kraliçesinin tacı geri alınıyor, stadta çalışan bir güvenlik görevlisinin iş akdi feshediliyor, bir başkası ise hem ceza hem de tazminat davalarıyla karşılaşabiliyor.

Üç beş cümle ve sınırlı karakterle anlatılmaya çalışılan tam anlatılamıyor. Yüz yüze iletişimdeki vurgulama, jest ve mimikler de olmadığı için alegorik, metaforlu ya da sarkastik ifadeler hiç akla gelmeyen yerlere çekilebiliyor.

Eskilerin dediği gibi, hayvan yularından, insan sözünden tutulurmuş!

Boşanma davalarında da bu durum sıkça karşımıza çıkabiliyor. Örnek bir davada, kadın facebookta yaptığı eski eşine özlem içeren paylaşımları nedeniyle güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu tespit edilerek kusurlu bulunmuştu.

Yine bir başka dosyada da dosyaya sunmuş oldumuz “facebook yazışmaları dikkate alınarak” denilmek suretiyle “davacının bu evlilik birliğinden ve davalıdan daha kusurlu olduğu”, belirlenerek davanın kabulüne karar verilmişti.

Sosyal Medyada Eşin Soyadını Kullanmamak Boşanma Nedeni Olur mu?

Artık evlilik yaşı malumunuz ilerledi. Eskiden daha geç yaşlarda tanışan ve evlenen, çocuk sahibi olan insanlar görüyoruz. Ancak bu sadece bizde böyle değil: Geçen gün Arirang’da (Güney Kore televizyon kanalı) izlediğim bir programda, gençlerle yapılan röportajlarda evlenmek istedikleri yaş sorulduğunda %90’ının 28-20 yaş aralığı cevabını vermesi dikkatimi çekmişti.

Anne ve babalar, artık bin bir zahmetle çocuk okutuyorlar. En ucuz okulun yıllık ücreti ortalama 15 bin lira. Lisesi, üniversitesi, erkekler için askerliği, iş bulması derken zaten yaş 24’ü buluyor.

Bu yaşa gelene kadar da insan çeşitli sosyal ağlara giriyor, bir şekilde tanınıyor, kendi karakteri ve kimliği ile bilinmeye başlıyor. Facebook, twitter, instagram’da aldığı kullanıcı adını evlilikten sonra da aynen kullanmak isteyebiliyor.

Hangi nedenle olursa olsun, sosyal medyada kadının evlilik soyadı yerine kızlık soyadını kullanması kusur olarak kabul edilebilir mi?

Bununla ilgili bir dava karşımıza gelmişti. Yargıtay boşanma davasında, kadının facebookta kızlık soyadını kullanmasının kusur olarak yüklenemeyeceğine karar vermişti.

Sosyal Medya Üzerinden Başkalarıyla Görüşmek Kusur Olarak Kabul Edilir mi?

Sosyal medyanın chatleşme özelliği, kolay ulaşılabilir olma ve basit bir tık hareketiyle beğeniyi sergileyebilme bir noktadan sonra insan beyninde değişimlere yol açmaya başlıyor.

Bir paylaşımın yapılması farklı uyaranları ortaya çıkarıyor ve kişi her bir beğeniden sonra salgıladığı hormonların tutsağı olmaya başlıyor.

Bu bağımlılık çeşitli seviyelerde gerçekleşebiliyor, örneğin Sırbistan’da yaklaşık 7 kadar önce yaptığı paylaşıma 20 dakika boyunca “like” alamayan bir kişi bileklerini keserek intihar girişiminde bulunmuştu. Hatta belki de benzeri durumların çokluğu nedeniyle Sırbistan’ın Novi Sad kentinde sosyal paylaşım sitesi Facebook’un ”like” (beğen) butonuna bağımlı olanlar için rehabilitasyon kliniği açılmıştı.

Beğeni hormonlarına bağımlı olan eşler, bir süre sonra kendilerini “beğenen” kişilerle konuşmaya da başlıyor ve hormonal salgı seviyelerini bu şekilde sürdürmeye çalışıyorlar. İnsan beyni için nihayetinde sanal ya da gerçek ayrımı yok. Gerçek dünya ya da sanal dünya olsun haz duyusu aynı şekilde çalışıyor.

Sonuçta, eşin -sanalda kalmış bile olsa- arkadaşlığı, boşanma davalarında kusur olarak kabul ediliyor. Ancak burada asıl gözlemim şu: Bana gelen dosyaların büyük kısmında, sosyal medya yoluyla arkadaş edinenlerin tek bir tane arkadaşlığı yok, bir çok kişiyle aynı anda görüşüyorlar.

Bir dava dosyasında da bu durum tespit edilmiş ve aynen şu cümlelerle mahkeme kararına yansımıştı:

“Mahkemece boşanmaya sebep olan olaylarda, davacı kadının internetten facebook üzerinden başka erkeklerle görüştüğü ve buluştuğu böylelikle sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği kabul edilerek ağır kusurlu bulunmuştur.”

Facebook’ta Arkadaş Sayısının Çokluğu Boşanma Davasına Yol Açabilir mi?

Öncelikle şunu kabul edelim: Mahkemeler farklı bir dünyada yaşıyor!

Yukarıda bahsettiğim facebookta kızlık soyadını kullanmak gerçekte nasıl bir huzursuzluk nedeni ise, yine kim olduğu belli olmayan, paylaştığı yazı ve fotoğraflarla hiç de benimsenmeyecek kişilerle arkadaş olması da o denli huzursuzluk verici değil mi? Yani eşinizin facebook’ta kimlerle arkadaş olduğu sizi ilgilendirmez mi?

Elbette ilgilendirir, ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’ne göre çok da üzerinize vazife değil anlaşılan:

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle bir kişinin köyde yaşaması ve facebook profilindeki arkadaş sayısının çokluğu bu kişinin sadakatsiz davrandığının kanıtı olarak kabul edilemiyeceği gibi, güven sarsıcı davranış olarak da nitelendirilemeyeceğinden…”

Tabi bunda iddia ve ispat arasındaki farklar üzerinde de durulması gerektiğini hatırlatmak gerekir. Örneğin eşin sürekli bilgisayarda gezinmesi ve facebook gibi sosyal medya kullanması -yanlış olarak- bir boşanma sebebi olarak kabul edilmiştir:

“Davalının hem mobil telefonundan, hem de bilgisayardan sürekli olarak internete girdiği ve facebook isimli sosyal paylaşım sitesini kullandığı, bu şekilde kuşku çeken tutum ve davranışlarda bulunduğu”

Sosyal Medya Üzerinden Eşi Direkt Hedef Alan Mesajlar Boşanma Sebebidir

Yukarıdaki dolaylı olaylar yanında bir de doğrudan mesajlar da var: Örneğin whatsapp ve facebooktaki durum bildirimleri. Bunun gibi iletilerle direkt eşi hedef alan paylaşımların içeriği boşanmaya ve boşanmada kusurlu bulunmaya neden olabilir:

“davacı-karşı davalı kadın ve annesinin facebook isimli sosyal paylaşım sitesi üzerinden eşine yönelik ağır hakaretler içeren paylaşımlarda bulundukları anlaşılmaktadır”

” davacı-karşı davalı erkeğin facebook isimli sosyal paylaşım sitesi üzerinden eşine yönelik hakaretlerde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Gerçekleşen olaylar karşısında davalı-karşı davacı kadın dava açmakta haklıdır.”

 

Bağımsız Konut Sağlamamak Nedeniyle Boşanma

Bağımsız konut sağlamama konusunda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu şu şekilde bir düzenlemede bulunmuştur:

“Madde 186- Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler.”

Yargıtay uygulamasında bağımsız konut sağlamama, kusur olarak kabul edilmiştir:

“Mahkemece boşanmaya sebep olan olaylarda davalı kadın davacı erkeğe nazaran daha fazla kusurlu kabul edilerek boşanmalarına karar verilmiş ise de;yapılan yargılama ve toplanan delillerden davalı kadının mahkemece belirlenen kusurlu davranışları yanında erkeğin de eşine ara ara fiziksel şiddet uyguladığı, ailesinin müdahalesine sessiz kaldığı manevi anlamda bağımsız konut sağlamadığı, birlik görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya neden olan olaylarda davalı kadına oranla davacı erkeğin daha ziyade kusurlu olduğunun kabulü gerekmektedir.”

“Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davalı erkeğin kadına fiziksel şiddet uyguladığı ve manevi anlamda bağımsız konut sağlamadığı anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır.”

“Mahkemece, boşanmaya sebep olan olaylarda her iki tarafın da kusurlu oldukları gerekçesiyle kadının maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174/1-2) taleplerinin reddine karar verilmiş ise de, yapılan yargılama ve toplanan delillerden davalı erkeğin bağımsız konut sağlamadığı ve ailesiyle birlikte yaşamaya zorladığı, davacı kadının ise eşinin askerde olduğu sırada ortak konuttan ayrılıp ailesinin yanına gitmesinin kendisine kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre, davacı erkeğin boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu, kadının kusursuz olduğunun kabulü gerekir.”

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davalı erkek tarafından usulünce ileri sürülmeyen ve dayanılmayan vakıaların davacı kadına kusur olarak yüklenemeyeceğinin tabi bulunmasına göre eşine hakaret eden, baskı uygulayan ve manevi yönden tam bağımsız konut sağlamayan davalı erkeğin boşanmaya sebep olan olaylarda tamamen kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre davalının tüm, davacı kadının ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.”

“Mahkemece, boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları gerekçesiyle kadının maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174/1-2) taleplerinin reddine karar verilmiş ise de, yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davacı kadının annesinin evlilik birliğine müdahalesine sessiz kaldığı ve kayınvalidesine hakaretler ve beddua ettiği, buna karşılık davalı erkeğin ise bağımsız konut sağlamadığı, birlikte yaşadıkları annesinin kadına yönelik baskılarına ve kadının akrabalarına yönelik olumsuz tutum ve davranışlarına destek olduğu, erkeğin annesinin kadın hakkında “defolsun gitsin, istemiyorum, alın gidin, oğlumu yeniden evlendireceğim” şeklinde sözler söylediği, erkeğin de “annem istemiyorsa bende istemiyorum” diyerek eşini evden kovduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu olaylara göre, davalı erkeğin boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir.”

Görüldüğü üzere, bağımsız konut temin edilmemesi, evlilik birliği içinde bir huzursuzluk kaynağı olarak tespit edildiği vakit kocanın kusuru olarak kabul edilmekte ve kadının boşanma davası açmakta haklı olduğuna karar verilmektedir.

Kadının bu şekildeki bir konutta oturmayı kabul ederek evlenmesi halinde dahi, koca ve onun ailesinden kaynaklanan bir geçimsizlik varsa ya da başlamışsa kadının artık bu konutta oturmaya zorlanamayacağı ve erkeğin bağımsız konut temin etmesi gerektiği yönünde kararlar alınmaktadır.

Asgari Ücretli Nafaka Öder mi?

Asgari ücret ve nafaka hakkı konusu aslında oldukça tartışmalı bir konu. Bir yanda yargıtay hukuk genel kurulunun asgari ücretin yoksulluktan kurtaracak bir miktar olmadığı, bu nedenle asgari ücret alan kadının nafaka almaya devam edebileceğine dair kararı varken, öte yandan asgari ücretle çalışan erkeğin nafaka ödemeye mahkum edilmesi oldukça çelişkili değil mi?

Asgari Ücretli Nafaka Öder mi? yazısına devam et

Boşanmada Güven Sarsıcı Davranışlar

güven sarsıcı davranışlar nelerdir, güven sarsıcı davranış nedeniyle boşanma yargıtay, güven sarsıcı davranış nedeniyle boşanma dilekçesi örneği, güven sarsıcı davranış yargıtay kararı, boşanmada güven sarsıcı davranış, boşanmada güven sarsıcı davranışlar, güven sarsıcı davranış nedeniyle boşanma, güven sarsıcı davranışlar

BOŞANMADA GÜVEN SARSICI DAVRANIŞLAR

“Davacı erkek tarafından zina (TMK m. 161) ve evlilik birliğinin sarsılması (TMK166/l) hukuki sebeplerine dayanılarak boşanma isteminde bulunulmuş, mahkemece tarafların zina (TMK m.161) nedeniyle boşanmalarına karar verilmiştir. Zina olayının mevcut sayılabilmesi için en önemli koşul, “cinsel ilişkinin” varlığının kesin veya güçlü karineyle kanıtlanmış olmasıdır. Davalı kadının bir başka erkekle cinsel ilişkiye girdiği kesin veya güçlü karineyle kanıtlanmış değildir. Davalı kadının bir başka erkekle telefonda konuştuğu anlaşılmakla beraber, evlilik sırasında, bir başka erkekle cinsel birleşmenin gerçekleştiği dosya kapsamı ve tanık beyanlarından anlaşılamamaktadır. Bu nedenle davalı kadının bu davranışları zina değil, “boşanmada güven sarsıcı davranışlar” niteliğinde olup; Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi gereğince boşanmayı gerektiren kusurlu davranıştır. Bu durumda, zina hukuki sebebine dayanılarak açılmış boşanma davasının reddi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulü doğru bulunmamıştır.”

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davacı-karşı davalı erkeğe kusur olarak yüklenen sadakat yükümlülüğünü yerine getirmediği vakıasının “boşanmada güven sarsıcı davranışlar” niteliğinde olduğunun anlaşılmasına göre davacı-karşı davalı erkeğin tüm, davalı-kaşı davacı kadının ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.”

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen erkeğin kusurlu davranışlarının yanında, mahkemece sadakatsizlik olarak değerlendirilen eylemin bu boyuta ulaşmayan güven sarsıcı davranış olduğu, yinede erkeğin tamamen kusurlu bulunduğunun anlaşılmış bulunmasına göre aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.”

“Mahkemece işbu davada erkeğe kusur olarak yüklenen erkeğin kadına “seni artık sevmiyorum, başka kadını seviyorum dediği, bu sebeple “boşanmada güven sarsıcı davranışlar”da bulunduğuna dair eylem reddedilen boşanma davasının gerekçesinde davalı-karşı davacı erkeğe kusur olarak yüklenmediği için bu davada da erkeğe kusur olarak yüklenemez.”

“Mahkemece davalı-karşı davacı erkeğin boşanma davasının kabulüne, davacı-karşı davalı kadının boşanma davasının ise reddine karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davalı-karşı davacı erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı, eşini tek başına dışarıya göndermediği; davacı-karşı davalı kadının ise “boşanmada güven sarsıcı davranışlar”da bulunduğu, elindeki telefonu ve ilaçları eşinin yüzüne fırlattığı anlaşılmaktadır. Bu halde, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikle bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı-karşı davalı kadın dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, kadının boşanma davasının da kabulü ile boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile reddi doğru bulunmamıştır.”

“Mahkemece, davalı-karşı davacı erkek ağır kusurlu kabul edilerek boşanmalarına karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden, erkeğin “boşanmada güven sarsıcı davranışlar”da bulunduğu ispat edilemediğinden davalı erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği, tarafların mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışları yanında davacı-karşı davalı kadının da müşterek çocuklara şiddet uyguladığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen duruma göre boşanmaya neden olan olaylarda taraflar eşit kusurludur. Eşit kusurlu eş yararına tazminat verilemez.”

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle mahkemece davalı – karşı davacı kadına kusur olarak yüklenen “boşanmada güven sarsıcı davranışlar”da bulunduğu vakıasının ispatlanamadığı ve bu sebeple kadına kusur olarak yüklenemeyeceği, buna karşın mahkemece taraflara yüklenen ve gerçekleşen diğer kusurlu davranışlarına göre kadının boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu olduğu anlaşılmakla, davalı – karşı davacı kadının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.”

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davacı- karşı davalı erkeğin birlik görevlerini ihmal ettiği, “boşanmada güven sarsıcı davranışlar”da bulunduğu, davalı-karşı davacı kadının ise eşine “Sen kimsin, senden koca olmaz” dediği, eşini tehdit ettiği, netice itibariyle boşanmaya sebep olan olaylarda davacı-davalı erkeğin ağır kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre davacı-davalı erkeğin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir”

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davalı erkeğin mahkemece kabul edilen kusurlarına karşılık davacı kadının da “boşanmada güven sarsıcı davranışlar”da bulunduğu, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkeğin ağır kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre davacı kadının tüm,davalı erkeğin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.”

 

BOŞANMA DAVALARINDA TAZMİNAT FAİZ BAŞLANGICI

boşanma tazminat faiz başlangıcı, boşanma tazminat faiz hesaplama, boşanma tazminat faiz, boşanma tazminat faiz başlangıç tarihi, boşanma davalarında tazminat faiz, boşanma davalarında tazminat faiz başlangıcı, boşanmada maddi tazminat faiz oranı, boşanma maddi manevi tazminat faiz başlangıç tarihi, boşanma maddi manevi tazminat faiz, boşanma davası manevi tazminat faiz, boşanma davasında manevi tazminat faiz başlangıcı, boşanma davası tazminat faiz başlangıcı, boşanma maddi tazminat faiz başlangıcı, boşanma manevi tazminat faiz başlangıç tarihi, boşanma maddi ve manevi tazminat faiz

BOŞANMA DAVALARINDA TAZMİNAT FAİZ BAŞLANGICI

YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2016/23820
Karar Numarası: 2017/7464
Karar Tarihi: 14.06.2017

“Boşanmanın fer’i niteliğinde olan maddi ve manevi tazminatlar boşanma kararının kesinleşmesi ile birlikte muaccel hale gelir, faize de bu tarihten hükmedilmesi gerekir. O halde, davalı kadın yararına hükmolunan maddi ve manevi tazminata boşanma hükmünün kesinleşme tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken, dava tarihinden itibaren faize karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.”

YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2015/24844
Karar Numarası: 2017/4418
Karar Tarihi: 17.04.2017

“Davacı-karşı davalı kadın, maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden faize hükmedilmesini talep etmiştir. Hüküm altına alınan tazminatlar için boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren yasal faiz yürütülmesine karar verilmesi gerekirken; bu husus nazara alınmadan faiz talebini de kapsar şekilde “fazlaya ilişkin talebin reddine” karar verilmesi doğru bulunmamıştır.”

YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2015/26744
Karar Numarası: 2017/4412
Karar Tarihi: 17.04.2017

“Boşanma kararıyla birlikte hüküm altına alınan boşanmanın fer’isi niteliğindeki manevi tazminat, ancak boşanma hükmünün kesinleşmesiyle muaccel hale gelir. Muaccel hale gelmeden de tazminatlara faiz yürütülemez. Bu husus nazara alınmadan hüküm altına alınan manevi tazminata “dava tarihinden itibaren” yasal faiz yürütülmesine karar verilmesi doğru bulunmamıştır.”

YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2015/24838
Karar Numarası: 2017/3583
Karar Tarihi: 30.03.2017

“Davalı-karşı davacı kadının tazminat ve nafakalar için faiz istemi olmadığı halde talep aşılarak kadın lehine takdir edilen maddi tazminat ve nafakalara faiz yürütülmesi doğru olmamıştır.”

YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2015/23271
Karar Numarası: 2017/2713
Karar Tarihi: 14.03.2017

“Boşanmanın fer’i niteliğinde olan maddi ve manevi tazminatlar boşanma kararının kesinleşmesi ile birlikte muaccel hale gelir, faize de bu tarihten hükmedilmesi gerekir. O halde, davalı kadın yararına hükmolunan manevi tazminata boşanma hükmünün kesinleşme tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken, dava tarihinden itibaren faize karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerekmiştir.”

YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2015/22906
Karar Numarası: 2017/1972
Karar Tarihi: 27.02.2017

“Boşanma kararıyla birlikte hüküm altına alınan boşanmanın fer’isi niteliğindeki maddi ve manevi tazminat, ancak boşanma hükmünün kesinleşmesiyle muaccel hale gelir. Muaccel hale gelmeden de tazminatlara faiz yürütülemez. Bu husus nazara alınmadan hüküm altına alınan maddi ve manevi tazminata “Dava tarihinden itibaren” yasal faiz yürütülmesine karar verilmesi doğru bulunmamıştır.”

3 YIL BİR ARAYA GELMEME NEDENİYLE BOŞANMA

3 yıl boşanma süresi, 3 yıl boşanma davası, 3 yıl boşanma dilekçesi, 3 yıl sonunda boşanma, 3 yıl beklemeden boşanma, 3 yıl sonra boşanma davası, 3 yil ayrilik boşanma, 3 yıl sonra boşanma dilekçesi, 3 yıl bekleme boşanma, 3 yıl dolunca boşanma, 3 yıl süren boşanma davası, 3 yıl geçmeden boşanma davası, 3 yıl ayrılık nedeniyle boşanma dilekçesi, 3 yıl fiili ayrılık boşanma, boşanma feragat 3 yıl, 3 yıl geçmeden boşanma davası açılabilir mi, 3 yıl bir araya gelmeme nedeniyle boşanma, 3 yıl bir araya gelmeme nedeniyle boşanma dilekçesi, 3 yıl içinde boşanma, 3 yıl ayrılık nedeniyle boşanma, 3 yıl ayrı yaşama nedeniyle boşanma, boşanma reddi 3 yıl, 3 yıl ayrılıktan sonra boşanma, 3 yıl ayrı yaşamak boşanma sebebimi, boşanma davasında 3 yıl bekleme süresi, 3 yıl ayrı yaşama boşanma, 3 yıl ayrı yaşamak boşanma

Fiili ayrılık (eylemli ayrılık) nedeniyle boşanma aynı zamanda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu2nun düzenlediği mutlak boşanma sebeplerindendir.

3 YIL BİR ARAYA GELMEME NEDENİYLE BOŞANMA

Fiili ayrılık (eylemli ayrılık) nedeniyle boşanma aynı zamanda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu2nun düzenlediği mutlak boşanma sebeplerindendir.

Eylemli ayrılık sebebiyle boşanma, aynı zamanda Türk Medeni Kanunu’nun genel boşanma sebeplerindendir.

Önceki Medeni Kanun olan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 134. maddesinde boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış olan boşanma davasının reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun müşterek hayat yeniden kurulamamışsa eşlerden birinin talebi üzerine boşanmaya karar verilir, kuralı bulunuyordu.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde ise boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir, hükmüne yer verilmiştir:

“Dava, eylemli ayrılık sebebiyle boşanma (TMK m. 166/son) istemine ilişkindir. İlk boşanma davası 25.02.2007 tarihinde açılmış, davanın reddine dair karar 23.07.2010 tarihinde kesinleşmiştir. Türk Medeni Kanununun 166/son maddesine dayalı eldeki dava ise ilk boşanma davasının reddinden sonra süresi içerisinde açılmıştır. İlk boşanma davasının reddinden sonra tarafların farklı evlerde yaşadıkları kısa süreli bir araya gelmelerinin ortak hayatı yeniden kurmaya yönelik olmadığı, tarafların ve dinlenen tanıkların anlatımları ile toplanan diğer delillerden anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 166/son maddesi koşulları oluşmuştur. O halde davanın kabulü gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.”

Fiili ayrılığa dayalı olarak boşanma kararı verilebilmesi için öncelikle reddedilmiş bir boşanma davasının bulunması gerekir.

Bu boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren 3 yıl geçmesi halinde boşanma davası açılabilir.

“Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden: davacı erkek tarafından… 1. Aile Mahkemesinde açılan boşanma davasının reddedilip, 14.04.2011 tarihinde kesinleştiği, kararın kesinleşmesinden itibaren 3 yıllık sürede ortak hayatın yeniden kurulamadığı, davalı kadın tanıklarının tarafların 5-10 gün kadar birlikte yaşadıklarına dair beyanlarının soyut nitelikte olduğu, kadının kabul edilen nafaka davaları nedeniyle nafaka almaya devam ettiği, tarafların evlilik birliğinin devamı amacıyla bir araya geldiklerinin yeterli delillerle kanıtlanamadığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında erkeğin fiili ayrılık (TMK m. 166/son) sebebine dayalı boşanma davasının kabulü gerekirken, yazılı şekilde reddi usul ve yasaya aykırıdır.”

Ret kararı feragat üzerine de verilmiş olabilir. Bu takdirde üç yıllık bekleme süresi feragat tarihinde başlar. Feragat üzerine verilen ret kararında feragat kararının kesinleşmesinin beklenmesine gerek yoktur. Feragat talebinin mahkemeye ulaşması yeterlidir.

3 YIL BİR ARAYA GELMEME HALİNDE OTOMATİK BOŞANILIR MI?

Fiili ayrılık nedeniyle boşanma kararının verilebilmesi için ilk koşul reddedilmiş bir boşanma davasının bulunmasıdır. Böyle bir davanın olmaması halinde, eşler ne kadar uzun süredir ayrı yaşarlarsa yaşasınlar bu maddeye dayalı olarak boşanma kararı verilemez.

Böyle bir reddedilmiş boşanma davası varsa, bu durumda yine bir boşanma davası açılır. Eşlerin reddedilen boşanma davasında verilen karardan itibaren en az 3 yıldır bir araya gelememiş olmaları halinde otomatik olarak boşanma kararı verilecektir. Zira yukarıda belirttiğim üzere, bu kural, mutlak boşanma sebebi olarak kabul edilmiştir.

 

Evi Terk Edip Boşanma Davası Açmak

evi terk etmek boşanma sebebi midir, evi terk etmek boşanma, terk eden eşin boşanma davası açması, evi terk edip boşanma davası açmak, evi terk edip boşanma, eşim evi terk etti boşanma davası, karım evi terk etti boşanma davası, boşanma evi terk ettim

EVİ TERK ETMEK BOŞANMA SEBEBİ MİDİR?

Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesine göre eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir.

Buna göre,

  • eşin, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek için evi terk etmiş olması ya da haklı sebep olmamasına karşın ortak konuta dönmemesi,
  • bu terk edişin en az 6 ay sürmüş olması halinde
  • ve terk eden eşin eve dönmesi için ihtar yapılmasına rağmen eş eve dönmemişse terk nedeniyle boşanma davası açılabilir.

Yani, ancak yukarıdaki şartların varlığı halinde evi terk etmek bir boşanma sebebi olarak kabul edilmiştir.

TERK EDEN EŞİN BOŞANMA DAVASI AÇMASI

Yukarıda belirtilen teknik konunun dışında, eşin evden ayrılışı da terk olarak ifade edilmektedir. Ancak hukuken terk, sadece yukarıda belirttiğim 164. madde çerçevesinde söz konusu olabilir. Bunun dışındaki evden ayrılmalar “terk” olarak tanımlanmazlar.

Ancak müşterek konuttan ayrılıp başka bir yere yerleşen eşin dava açtığı oldukça sıkça rastlanan bir durumdur.

Bu aslında kanuni bir durumdur. Çünkü boşanma davasının açılması ile eşler ayrı yerde yaşama hakkına kavuşurlar.Yine Medeni Kanun’un 197.maddesine göre de; eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir.

Bu nedenle boşanma davası açacak eşin evden ayrılmasında sakınca yoktur.

Öte yandan diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır

Evden Uzaklaştırma Cezası

evden uzaklaştırma, evden uzaklaştırma cezası, evden uzaklaştırma dilekçesi, evden uzaklaştırma cezası sicile işler mi, evden uzaklaştırma kararını kim verir, evden uzaklaştırma kararına itiraz, evden uzaklaştırma ihlali, evden uzaklaştırma kararına itiraz dilekçesi örneği, evden uzaklaştırma kararı kaç günde çıkar, evden uzaklaştırma kararı bitince, evden uzaklaştırma kararı, evden uzaklaştırma aldım, evden uzaklaştırma almak, evden uzaklaştırma nasıl alınır, evden uzaklaştırma cezası nasıl alınır, 

Evden Uzaklaştırma Hangi Kanunda Yer Almaktadır?

Evden uzaklaştırma, 20.03.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’la düzenlenmiştir.

Evden Uzaklaştırma Kanununun Amacı Nedir?

6284 sayılı Kanun, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan

  • kadınların,
  • çocukların,
  • aile bireylerinin ve
  • tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve
  • bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Şiddet mağdurlarına verilecek destek ve hizmetlerin sunulmasında temel insan haklarına dayalı, kadın erkek eşitliğine duyarlı, sosyal devlet ilkesine uygun, adil, etkili ve süratli bir usul izlenir.

Ev İçi Şiddet Ne Anlama Gelir?

Ev içi şiddet, şiddet mağduru ve şiddet uygulayanla aynı haneyi paylaşmasa da aile veya hanede ya da aile mensubu sayılan diğer kişiler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddeti ifade eder.

Kişinin,

  • fiziksel,
  • cinsel,
  • psikolojik
  • ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel
  • hareketleri,
  • buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da
  • özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranış şiddet olarak kabul edilir.

Evden Uzaklaştırma Kararını Kim Verebilir?

6284 sayılı Kanun kapsamında, şiddet mağdurları ve şiddet uygulayanlar hakkında hâkim, kolluk görevlileri ve mülkî amirler tarafından, istem üzerine veya resen verilecek tedbir kararları vermeye yetkilidir.

Aile Mahkemesi Hangi Tedbirleri Alabilir?

Mahkeme aşağıdaki tedbirleri almaya yetkilidir:

a) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması.
b) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi.
c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması.
ç) Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması.
d) Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması.
e) Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi.
f) Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi.
g) Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi.
ğ) Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi.
h) Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması.
ı) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması.

“Evden uzaklaştırma ev içi her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddete uğrayan mağdurun korunması için mahkemece alınan tedbir kararıdır.”

Evden Uzaklaştırma Süresi ve Uzatılması

Tedbir kararı ilk defasında en çok altı ay için verilebilir.

Ancak şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin devam edeceğinin anlaşıldığı hâllerde, resen, korunan kişinin ya da Bakanlık veya kolluk görevlilerinin talebi üzerine tedbirlerin süresinin veya şeklinin değiştirilmesine, bu tedbirlerin kaldırılmasına veya aynen devam etmesine karar verilebilir.

Evden Uzaklaştırma Kararına İtiraz

6284 sayılı Kanun hükümlerine göre verilen kararlara karşı tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ilgililer tarafından aile mahkemesine itiraz edilebilir.

Evden Uzaklaştırma Kararına Yapılan İtirazı Kim İnceler?

Hâkim tarafından verilen tedbir kararlarına itiraz üzerine dosya, o yerde aile mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde aile mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde asliye hukuk mahkemesine, aile mahkemesi hâkimi ile asliye hukuk mahkemesi hâkiminin aynı hâkim olması hâlinde ise en yakın asliye hukuk mahkemesine gecikmeksizin gönderilir.

İtiraz mercii kararını bir hafta içinde verir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir.

Evden Uzaklaştırma Kararı Nasıl Uygulanır?

Korunan kişinin geçici koruma altına alınmasına ilişkin koruyucu tedbir kararı ile şiddet uygulayan hakkında verilen önleyici tedbir kararlarının yerine getirilmesinden, hakkında koruyucu veya önleyici tedbir kararı verilen kişilerin yerleşim yeri veya bulunduğu ya da tedbirin uygulanacağı yer kolluk birimi görevli ve yetkilidir.

Kararın Uygulanması İçin Tebliğ Edilmiş Olması Şart mıdır?

Tedbir kararının ilgililere tefhim veya tebliğ edilmemesi, kararın uygulanmasına engel teşkil etmez.

Evden Uzaklaştırma Kararına Uymamanın Cezası Nedir?

Hakkında tedbir kararı verilen şiddet uygulayan, bu kararın gereklerine aykırı hareket etmesi hâlinde, fiili bir suç oluştursa bile ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre hâkim kararıyla üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulur.

Tedbir kararının gereklerine aykırılığın her tekrarında, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre zorlama hapsinin süresi onbeş günden otuz güne kadardır.

Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez.

Evden Uzaklaştırmaya Dair Yargıtay Kararları

“Dosya kapsamına göre, 6284 sayılı Kanunun 9. maddesinde, “(1) Bu Kanun hükümlerine göre verilen kararlara karşı tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ilgililer tarafından aile mahkemesine itiraz edilebilir. (2) Hakim tarafından verilen tedbir kararlarına itiraz üzerine dosya, o yerde aile mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması halinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde aile mahkemesinin tek dairesi bulunması halinde asliye hukuk mahkemesine, aile mahkemesi hakimi ile asliye hukuk mahkemesi hakiminin aynı hakim olması halinde ise en yakın asliye hukuk mahkemesine gecikmeksizin gönderilir, (3.) İtiraz mercii kararım bir hafta içinde verir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir” ve 5725 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanununun 4. maddesindeki “Mahkumiyet hükümleri kesinleşmedikçe infaz olunamaz” şeklindeki hükümleri karşısında, Mersin 2. Aile Mahkemesi tarafından verilen zorlama hapsi kararının itiraza tabi olduğu, kesinleşme işleminin bu aşamadan sonra yapılması gerektiği, bu nedenle itirazın bu yönden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.”

“4320 Sayılı Yasaya muhalefet suçunda, hükümden sonra, 20.3.2012 tarih ve 28239 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve aynı gün yürürlüğe giren 8.3.2012 gün ve 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 23/1. maddesiyle 14.1.1998 tarihli ve 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’un tümüyle yürürlükten kaldırıldığı, anılan Kanun’un, 13/1. maddesinde “Bu Kanun hükümlerine göre hakkında tedbir kararı verilen şiddet uygulayan, bu kararın gereklerine aykırı hareket etmesi halinde, fiili bir suç oluştursa bile ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre hakim kararıyla üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulur.” şeklindeki düzenleme ile tedbire muhalefet eyleminin yaptırımının yeniden düzenlendiği, tanımlar başlıklı 2. maddesinin ( c ) bendinde ise hakim tanımının Aile Mahkemesi hakimini ifade edeceği düzenlemesi karşısında tedbir kararlarına aykırılık halinde görevli mahkemenin Aile Mahkemesi olduğu ve bu sebeple görevli mahkemenin yeniden düzenlendiği anlaşıldığından, sanık hakkında 4320 Sayılı Yasaya aykırılık suçundan açılan davanın bu dosyadan ayrılarak, Aile Mahkemesine gönderilmek üzere görevsizlik kararı verilmesinin gerekmesi,”

Evden Uzaklaştırma Kararı Kaç Günde Çıkar

Tedbir kararı mahkemelerin yoğunluğuna göre 1-3 gün içinde çıkmaktadır.

Boşanma Davasında Yetkili Mahkeme

boşanma davasında yetkili mahkeme, boşanma davasında yetkili mahkeme yargıtay kararı, boşanma davasında yetkili mahkeme neresidir, boşanma davasında yetkili mahkeme 2018, boşanma davası yetkili mahkeme hmk, boşanma davası yetkili mahkeme 2018, boşanma davasında görevli mahkeme, anlaşmalı boşanma davasında yetkili mahkeme, boşanma davasında yetkili yer mahkemesi, boşanma davasında yetkili ve görevli mahkeme

Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

BOŞANMA DAVASINDA YETKİLİ MAHKEME

Boşanma davasında yetkili mahkeme diğer davaların aksine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda özel olarak düzenlenmiştir.

Madde 168- Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

Oysa HMK’nın 9. maddesinde düzenlenen genel kurala göre her dava açıldığı tarihte davalının yerleşim yeri olan yer mahkemesinde açılır.

HMk’da yer alan bu genel kurala rağmen Türk Medeni Kanunu, boşanma davalarına özel olarak ayrı bir düzenleme öngörmüştür.

Türk Medeni Kanunu, boşanma veya ayrılık davasının açılmasını çeşitli nedenlerle kolaylaştırmak istemiş ve bu nedenle genel kuraldan ayrılarak 3 ayrı yer mahkemesinde davanın açılabilmesini mümkün kılmıştır.

Görev ve yetki itirazı aynı anda ileri sürülürse öncelikle mahkemenin görev konusu çözümlenir. Bu problem çözüldükten sonra mahkemenin yetkili olup olmadığı konusu incelenecektir.

Davacı eş, boşanma davasını kendi yerleşim yeri mahkemesinde veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesinde açabilir. Bu hüküm dava açmak isteyen eşe kolaylık sağlamak amacı güder.

Uygulamada sıkça rastlanıldığı üzere, dava açmak isteyen eş (genellikle kadın) eşinin iş, çalışma nedeniyle bulunduğu şehirden ayrılarak kendisine bu süreç içerisinde maddi ve manevi destek sağlayacağını umduğu ailesinin yanına dönmektedir. Bu aile şehrinde boşanma davasının açılması imkanı bulunmaktadır.

Davacı eşin kendi yararına konulmuş olan yukarıda belirtilen kurala rağmen diğer eşin yerleşim yeri mahkemesinde de dava açması olanaklıdır.

İkametgah ise, yerleşmek niyetiyle oturulan yer olarak tanımlansa da boşanma davaları açısından daha esnek olarak uygulanmaktadır. Nüfusta kayıtlı olunan yer kural olarak yerleşim yeridir. Ancak bu bir karinedir ve karinelerin aksi her türlü kanıtla ispat olunabilir. Yerleşmek niyeti konusunda tanık da dinlenebilir.

Ayrı ev açma olanağı bulunmayan kadının yerleşim yeri baba evinin bulunduğu yer kabul edilir. Hayatın olağan akışı gereğince sığınabileceği ve yerleşebileceği tek yerin baba evi olduğu, ayrı ev açıp orada hayatını idame ettirmesi mevcut şartlarda mümkün bulunmayan kadının sürekli kalma niyeti ile baba evine gittiğinin ve hayatını burada devam ettireceğinin kabulünde zorunluluk bulunduğu Hukuk Genel Kurulu tarafından benimsenmiştir.

BOŞANMA DAVASINDA YETKİLİ MAHKEME YARGITAY KARARI

“Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle dava, Medeni Kanunun 1341. maddesinden kaynaklanan boşanma istemine ilişkin olarak Elazığ Asliye 2.Hukuk Mahkemesinde açılmıştır.
Davalı, süresinde nüfusa kayıtlı oldukları yerin Mazgirt, ve son altı ay süre ile oturdukları yerin ise Hozat ilçesi olduğunu belirterek yetki itirazında bulunmuştur.
Hemen belirtmek gerekir ki; bir davanın görülmesinden birden fazla yer mahkemesinin yasa gereği yetkili bulunması halinde seçim hakkının davacıya ait bulunduğu duraksamaya yer bırakmayacak kadar açık bir keyfiyettir. Nitekim Hukuk Genel Kurulu’nun 22.9.1976 gün ve 19572554, 27.5.1987 gün 5061103 sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiş olduğuna göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”

“Dava 05.12.2011 tarihinde açılmış olup, dosya içerisinde bulunan 06.12.2011 tarihli nüfus kaydında davacının yerleşim yerinin Adana olduğu görülmektedir. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 50/2. ve bu Kanuna dayanılarak çıkartılan 15.8.2007 tarihinde yürürlüğe konulmuş bulunan Adres Kayıt Sistemi Yönetmeliğinin 13/1. maddesi gereğince yerleşim yeri adreslerinin tutulmasında kişilerin yazılı beyanı esas alınır. Adres beyan formundaki bildirimler aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir. Davalı bunun aksini ispatlayamamıştır.
O halde yetkisizlik itirazının reddiyle işin esasının incelenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.”

“Nüfus yasasının 4. maddesi herkesin yasal ikametgahının bulunduğu yerde nüfusa kayıt edilmesini ön görerek doğum kaydının bulunduğu yerin aynı zamanda yasal ikametgah olduğu konusunda yasal karine koymuştur. Davalının bu kurallara uygun olarak, yetki seçimlik hakkı davacıya ait olmak üzere, birden fazla yetkili mahkemenin bulunduğunu belirtmesi de mümkündür.”

“Yetki itirazının da cevap süresi içersinde ileri sürülmesi de zorunludur. (HUMK.md.187, 195) Dava dilekçesi davalıya 11.03.2003’te tebliği edilmiş, yetki itirazını ihtiva eden 21.03.2003 günlü cevap lahiyası, dilekçenin verildiği Şişli Hakimliğince havale kaydı konulmadan 31.03.2003’te Isparta’ya intikal etmiştir. Mahkemece öncelikle yetki itirazının süresinde yapılıp yapılmadığının araştırılması süresinde yapıldığının belirlenmesi halinde yetki itirazının hadise şeklinde incelemesi (HUMK. md. 222 – 225) tarafların delilleri toplanıp, birlikte değerlendirilmesi ve sonucu uyarınca karar verilmesi gerekir.”

BOŞANMA DAVASINI HANGİ YER MAHKEMESİNDE AÇMAK DAHA AVANTAJLI OLUR?

Boşanma davaları uzmanlık isteyen davalardır. Bu sadece avukatlar yönünden değil hakimler yönünden de böyledir.

Ülkemizde hakimler arasında sınıf (derece) farklılığı bulunmaktadır. En üst dereceye yükselmiş hakimler, bulundukları şehirde ve atandıkları mahkemede daha fazla kalabiliyorlar. Örneğin Ankara adliyesindeki bir çok hakim 10 yıldan daha uzun bir süredir aile mahkemesinde görev yapıyor.

Hakimin daha uzun süredir aile mahkemesinde görev alması hem dezavantaj hem de avantaj olabiliyor: Boşanma davaları, diğer davalardan çok daha farklı usullere tabi olduğu için tanıklarının dinlenmesi, delillerinin incelenmesi, tarafların talepleri de diğer davalardan oldukça farklı.

Örneğin nasıl bir icra takipleriyle ilgilenen avukat ya da ticari davalarla ilgilenen bir avukat boşanma davasından anlamıyor ve yetersiz kalıyorsa aile mahkemesine yeni atanan bir hakim de yapılacak işler, değerlendirilecek deliller yönünden yetersiz kalabiliyor.

Daha az iş yükünün olduğu bir yerde dava açmak davanın süresi yönünden bir avantajmış gibi görünse de hakimin dosyayı ele alışı, nafaka, velayet ve kusur yönünden itirazları cevaplandırması yönünden dezavantaja dönüşebiliyor.

Bu nedenle, uzman aile mahkemelerinin bulunduğu yerlerde görülen davalardan daha adaletli kararlar çıkabiliyor.