Av.Yasin GİRGİN tarafından yazılmış tüm yazılar

1999 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olan Av.Yasin GİRGİN yaklaşık 1 yıl hakimlik döneminin dışında 2000 yılından bu yana boşanma, velayet, nafaka ve mal paylaşımı gibi aile hukuku alanında avukatlık yapmaktadır. 120 köşe yazısı Hürriyet Gazetesi'nde de yayınlanan Yasin GİRGİN'in "Boşanma Davaları El Kitabı" ve "Evlilik Birliğinin Sona Ermesi" isimli iki kitabı da bulunmaktadır.

Boşanma Davalarında Delil

boşanma aldatma delil, boşanma delil dilekçesi örneği, boşanma delil dilekçesi, boşanma davasında delil listesi örneği, boşanma davasında delil bildirme süresi, boşanma davası delil listesi, boşanma davasında delil, boşanma davalarında delil sunma süresi, boşanma davası delil, boşanma davasında delil yetersizliği, boşanma davalarında delil, delil ile boşanma, boşanma delil listesi, boşanma delil listesi dilekçe örneği, boşanma delil listesi örneği, boşanma delilleri nelerdir, temyizde yeni delil sunma boşanma, boşanma delil tespiti

BOŞANMA DAVALARINDA DELİL

Boşanma veya ayrılık davasında taraf teşkilinin usulüne uygun olarak sağlanmasından sonra delillerin toplanması işlemine geçilir.

Dava dilekçesinde sözü edilen ve davasının elinde bulunan belgelerin asıllarıyla birlikte davalı sayısından bir fazla düzenlenmiş örnekleri mahkemeye sunulur ve bir tanesi de karşı tarafa tebliğe çıkarılır.

Ancak bu kesinlik, davacının elinde bulunan yazılı belgeler açısından zorunludur, tanık listesi ise yazılı belge olarak kabul edilemeyeceği için sunulması zorunluluğundan söz edilmez.

Boşanma Davalarında Delil Bildirme Süresi

Uygulamada aile mahkemelerinin tensip kararı ile birlikte delillerin bildirilmesi için kesin süre verildiği görülmektedir. Ancak bu durum Yargıtayca usulüne aykırı bulunmuştur:

“Dava 27.08.2014 tarihinde açılmıştır. Davalı davaya süresinde cevap vermiş ve tanık deliline dayanmıştır. Mahkemece ön inceleme tensip tutanağı ile taraflara delil ve tanıklarını bildirmeleri için iki haftalık kesin süre verilmiştir. 26.02.2015 tarihinde ön inceleme duruşması yapılmış, tarafların anlaşamadıkları hususlar tespit edilmiş, tahkikate geçilerek tanık dinlenmiş ve taraflara dilekçelerinde bildirdikleri belgeleri sunmaları için iki haftalık kesin süre verilmiştir. Aynı duruşmada davalı taraf hakkında ise “süresinde tanık bildirilmediği” gerekçesiyle tanık dinletme ve bildirme talebinin reddine karar verilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 140/5. maddesinde yer alan hüküm; “tarafların dilekçelerinde gösterdikleri ancak henüz sunmadıkları belge niteliğindeki delillerin ve başka yerden getirtilecek belgelerin, bulundukları yerlerle ilgili açıklama yapmaları için, ön inceleme duruşmasında iki haftalık kesin süre verilmesine” ilişkindir. Ön inceleme duruşması yapılmadan, tensiple taraflara, dilekçelerinde göstermiş oldukları ve belge niteliğindeki delilleri sunmaları veya bulundukları yerlerle ilgili açıklamada bulunmaları ve tanık bildirmeleri için süre verilmesi sonuç doğurmaz. Öte yandan; delil, çekişmeli vakıaların ispatı için gösterilir. (HMK. m. 187/1) Ön inceleme duruşması yapılmadan, tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar belirlenmeden, taraflardan tanıklarının isim ve adreslerini göstermeleri de beklenemez.
Bu sebeple ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, tahkikat aşamasına geçilerek davalıya cevap dilekçesinde açıkladığı savunma delilleri ile ön inceleme aşamasında Hukuk Muhakemeleri Kanununun 140/5. maddesi hükmüne göre başka yerden getirileceğini belirttiği belgeler ile delillerini ve tanıklarını (HMK m. l29/l-e) bildirmesi için süre verilmesi, gösterildiği takdirde davalı delillerinin toplanması ve tanıkların usulunce çağrılarak (HMK m. 243) dinlenmeleri ile gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.”

“Davalı, davaya süresinde cevap vermiş, cevap dilekçesinde dayandıkları delillerini bildirmiştir. Tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları “belge” niteliğindeki delilleri ile tanık isim ve adreslerini sunmaları için ön inceleme duruşmasında iki haftalık kesin süre verilmesi yasal olarak mümkün (HMK. md. 140/5) iken, uyuştukları ve ayrıştıkları hususlar henüz belirlenmeden tarafların, ön inceleme duruşmasından önce davanın daha başında (tensiple) ” dayandıkları belge niteliğindeki delilleri ve tanık isim ve adreslerini bildirmelerini, tanıkların isim ve adreslerinin bildirilmemesi durumunda ön inceleme duruşmasında hazır bulundurmasını” beklemek doğru olmadığı gibi, bu yönde tensiple kesin mehil verilse bile, bu mehilin hukuki sonuç doğurmayacağı da açıktır. Çünkü delil çekişmeli vakıalar için gösterilir (HMK m. 187/1). Taraflar arasındaki çelişmeli hususlar ise ön inceleme duruşmasında belirlenir (HMK 140/1). Tahkikat tespit edilen çekişmeli hususların çözümü için yürütülür. O halde davalının dayandıkları “belge” niteliğindeki delilleri ile tanık isim ve adreslerini sunmaları için iki haftalık kesin süre verilmesi, tanıkların isim ve adreslerinin bildirilmesi durumunda, davalı tanıkları savunması çerçevesinde dinlenmeli ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucu uyarınca karar verilmelidir. Bu yapılmadan, eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.”

Delillerin toplanması işlemi tam olarak gerçekleştirilmeden işin esası hakkında karar verilemez:

“Hukuk Muhakemeleri Kanununun 137. maddesinde, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılacağı, ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilmeyeceği ve tahkikat için duruşma günü verilemeyeceği hükme bağlanmış, Kanunun 139. ve 140. maddelerinde ise dilekçeler teatisi tamamlandıktan sonra yapılacak ön inceleme duruşmasına davet ve ön inceleme duruşmalarının usulü ve yapılacak işlemler gösterilmiştir. Somut olayda, 26.01.2015 tarihli ön inceleme duruşmasında sadece asıl dosya ile ilgili ön inceleme yapılarak uyuşmazlık konuları tespit edilmiş,birleşen 2015/48 esas sayılı dosya yönünden ön inceleme yapılıp,tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları vakıalar tesbit edilmemiştir. Davalı-karşı davacı erkek tarafından açılan birleşen davada, dilekçeler teatisi ve ön inceleme duruşması yapılmadan dosya birleştirilmiş, birleştirme kararı ile dosyanın gelmesinden sonra da, bu eksiklik tamamlanmadığı gibi, taraflara birleşen davaya ilişkin olmak üzere delil sunma imkanı tanınmadan davalı- karşı davacı erkek tarafından açılan boşanma davasının kabulüne karar verilmiştir.
Açıklanan bu husus davacı- davalı kadının savunma hakkını kısıtlayan ve adil yargılanma hakkını etkileyen önemli bir usul hatası olup, hükmün bu nedenle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.”

“Mahkemece, davalı erkeğe dava dilekçesi doğrudan davalının mernis adresine tebligat zarfının üstüne mernis adresi olduğu belirtilerek Tebligat Kanunun 21/2. maddesi uyarınca tebliğ edilmiştir. Bu durumda dava dilekçesinin tebliği usulsüz olup, davalının savunma hakkı kısıtlanmıştır. (HGK. 17.12.2014 tarih, 2013/1372 esas, 2014/1065 karar). O halde, mahkemece yapılacak iş; davalıya usulüne uygun şekilde dava dilekçesinin tebliği, cevap dilekçesi sunma hakkı tanınması, dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra ön inceleme duruşma gününün tebliği, bundan sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların tespiti (HMK m. 140) taraflarca üzerinde anlaşılamayan ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar için usulüne uygun şekilde delil gösterildiği taktirde tahkikat aşamasına geçilerek gösterilen deliller toplanıp, birlikte değerlendirerek bir sonuca ulaşmaktan ibarettir. Açıklanan bu hususlara riayet edilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi hukuki dinlenilme hakkının (HMK m. 27) ihlali niteliğinde olup, bozmayı gerektirmiştir.”

Nafaka Davası 18 Yaş

Üniversite öğrencisi 18 yaşını bitirdikten sonra da nafaka alabilir mi?

Eğitim ve eğitimin sürdürülebilmesi için Türk Medeni Kanunu özel hükümler koymuş. Medeni Kanunu’muza göre 18 yaşını dolduran bir kişi istediği gibi evlenme, ev alma, borçlanma hakkına sahip ancak 18 yaşını dolduran bir kişi kendi yaşamını idame ettirmekten aciz kabul ediliyor.

Nafaka Davası 18 Yaş yazısına devam et

İhanet Nedeniyle Boşanma

İhanet Nedeniyle Boşanma

ihanet nedeniyle boşanma, ihanet boşanma dilekçesi, ihanet boşanma sebebi midir, boşanma ihanet tazminat, ihanet ve boşanma, ihanet durumunda boşanma, boşanma davalarında ihanet, boşanmada ihanet belgeleri, ihanet nedeniyle boşanma dilekçesi, ihanet yüzünden boşanma

İhanet Nedeniyle Boşanma

İhanet, aldatma yerine kullanılan bir söz. Ancak hukuki literatürde karşılığı eşin, eşine karşı olan sadakat yükümüne uygun davranmaması, karşı cinsten biriyle birlikte olması yani zina olarak bulunuyor.

İhanet etmeme kuralı Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesinde şu şekilde açıkça yazılmış:

TMK 185/3: “Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.”

Bu maddede açıkça yazıldığı üzere, evlilik birliği süresince eşler birbirlerine sadık olmak zorundadırlar. Ancak, ihanet kelimesinin anlamında olduğu gibi burada da eşin sadakat yükümü sadece cinsel sadakatle sınırlı tutulmamıştır. Kanun yapıcı, bunu kastetmiş olsa idi, şüphesiz kanun metnini şu şekilde yazardı:

“Eşler birlikte yaşamak, birbirine cinsel olarak sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.”

Görüldüğü gibi, kanunda, eşlerin birbirine karşı olan sadakat yükümü en geniş manada kullanılmıştır. Bu madde gereğince eşler birbirlerine yalan söylememeli, herhangi bir kişi ve olay karşısında diğerinin çıkarını gözetmektedir.

Hatta başka kanunlarda da eşin sadakati korunmuştur:

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 248. maddesi şöyledir:

“Kişisel nedenlerle tanıklıktan çekinme
Madde 248- (1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilirler:
a) İki taraftan birinin nişanlısı.
b) Evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi iki taraftan birinin eşi.
c) Kendisi veya eşinin altsoy veya üstsoyu.
ç) Taraflardan biri ile arasında evlatlık bağı bulunanlar.
d) Üçüncü derece de dâhil olmak üzere kan veya kendisini oluşturan evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi kayın hısımları.
e) Koruyucu aile ve onların çocukları ile koruma altına alınan çocuk.”

Görüldüğü üzere, evlilik birliğinin sona ermiş olması halinde dahi, sadakat yükümünün devamını arzulayan eş, eski eşi söz konusu olduğunda tanıklık yapmama hakkına sahip olabiliyor.

İhanet Boşanma Sebebi midir?

İhanet etmeme, görüldüğü üzere, kanunda açıkça sayılmış vazifelerdendir. Bu nedenle bunun aksine davranışın bir sonucunun da bulunması gerekir.

İhanetin şekli eğer yukarıda bahsettiğimiz birbirlerinin çıkarına uygun davranma çerçevesinde gerçekleşmişse bu takdirde evlilik birliği temelinden sarsılmış olur.

Arkasından konuşulan, çıkarları korunmayan, kendisine karşı başkalarıyla birlikte hareket eden eşe karşı boşanma davası açmak, onunla kurulmuş bulunan evlilik birliğini sona erdirmek için mahkemeye başvurmak hakkı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde tanınmıştır.

Bu şekilde bir ihanete uğradığını düşünen eş, mahkemeye başvurarak boşanma davası açabilir.

Bunun yanında, kanun, cinsel yönden ihanete uğrayan eşe bir başka maddede daha hak tanımıştır. Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesine göre eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.

Ancak bu dava açma hakkı sonsuza kadar sürmez. Eş bu ihaneti öğrendiği andan itibaren 6 ay içinde boşanma davası açmak için başvurmak zorundadır. Bu olayın çok eskide kalması da zinadan dava açma hakkını düşürür: Kanuna göre, 5 yıldan daha önce gerçekleşmiş olaylar çok eski kabul edilir. Bu olaylara dayanarak 161. maddeye göre dava açılamaz.

Yine kanun, ihanet eden eşi de bir başka şekilde cezalandırır: TMK 174’e göre, ihanete uğrayan eş, manevi tazminat isteyebilir.

Bunun dışında ihanet etmenin bir mühim sonucu da edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan alacak haklarının kaldırılabilir yahut azaltılabilir olmasıdır. Bunun için ihanet nedeniyle boşanma dilekçesi ile boşanma davası açılmış olması gereklidir.

Edinilmiş Mal Şirket Hissesi

Edinilmiş Mal Şirket Hissesi

boşanmada şirket ortaklığı, aile şirketlerinde mal paylaşımı, boşanmada şirket üzerine alınan mallar, boşanma durumunda şirket paylaşımı, boşanmada mal paylaşımı 2017, şirket hissesine ilişkin katılma alacağı, evlilik öncesi şirket,

Boşanmada Şirket Ortaklığı

Türkiye’de 2017 yılında toplamda 30 bini aşkın şirket, 388 kooperatif ve 22.321 gerçek kişi ticari işletme ekonomiye dahil oldu.

2016 yılında Ankara’da her 100 bin nüfusa düşen net açılan şirket sayısı 91 seviyesinde. İstanbul ve Antalya, Ankara’yı takip ediyorlar.

Bilindiği üzere, limited yahut anonim şirketlerin tüzel kişilikleri bulunuyor. Yani kurulmasını takiben bir limited şirket, sözleşme imzalayabiliyor, bankalardan kredi kullanabiliyor, gayrimenkullerini satıp parasını bankaya yatırabiliyor.

İnsanoğlunun diğer canlı türlerinden en büyük farklarından biri olan hayal gücü sayesinde gerçekte olmayan, elle tutulamayan şirketler işveren olabiliyor, maaş ödeyebiliyor.

Boşanma davalarında da mal paylaşımında en fazla sorunlardan biri, bu şirketlerin paylaşılmasında karşımıza çıkıyor.

Boşanma davalarında eşlerin edinilmiş mallara dair alacak hakları içinde eşin ortak olduğu şirketler de giriyor.

Ancak, şirketlerin paylaşılmasında şöyle önemli bir nokta var: Şirket ortakları şirketin kendisine sahip değiller, sadece hisselerini ellerinde bulunduran kişiler. Bu nedenle paylaşıma tabi olacak olan değer, şirket değil şirketin hisse değeri.

Yani, şirketin tüm gayrimenkulleri, araçları, know-how’ı, akitleri ile birlikte değer biçilerek şirketin hisse değeri ve eşin hissesine düşen değer bulunurak paylaşıma tabi tutuluyor.

Aile Şirketlerinde Mal Paylaşımı

Aile şirketi, ailenin geçimini sağlamak ve/veya mirasın dağılmasını önlemek amacıyla kurulan, ailenin geçimini sağlayan kişi tarafından yönetilen, yönetim kademelerinin önemli bir bölümü aile üyelerince doldurulan, kararların alınmasında büyük ölçüde aile üyelerinin etkili olduğu ve aileden en az iki jenerasyonun kurumda istihdam edildiği şirket olarak tanımlandığına rastladım.

Aile şirketlerinde genellikle eş, sahip olduğu şirket hissesini karşılıksız olarak yani bir çalışmasının karşılığı olmadan sadece o aileye mensup olması dolayısıyla alır.

Örneğin, Türkiye’nin en köklü holdinglerinden olan Sabancı Holding’de Sabancı ailesinden bir çok kişinin hissesi bulunuyor. Bu kişiler zaman zaman bu hisselerini 3. şahıslara satarak paraya çeviriyor ve başka bir alanda yatırıma dönüştürüyorlar.

Aile şirketlerinde bu şekilde, dededen torunlara bile geçebilen hisseler kişinin kendi şahsi malvarlığına dahil kabul edilir, yani kişisel malıdır, edinilmiş malı değildir. Bu nedenle aile şirketlerinde sahip olunan hisselerin karşılığı verilerek mi yoksa karşılıksız olarak mı iktisap edildiği araştırılmalı, bundan sonra kişisel mal mı yoksa edinilmiş mal mı olduğuna karar verilerek tasfiyeye tabi tutulmalıdır.

Boşanmada Şirket Üzerine Alınan Mallar

Şirket üzerine alınan mallar, boşanma davalarında en çok kafa karıştıran husus. Şirketin bir çok gayrimenkulü, bir çok aracı, bankada nakdi bulunabiliyor. Hatta genelde kadınlara şirkete kayıtlı bir araç tahsis ediliyor ve kadın, evlilik süresince şirkete ait bu aracı kullanıyor.

Boşanma davası açıldığı zaman, şirketin bu aracının boşanma süresince de kendisine tahsisini istiyor ancak mevcut kanunlara göre bunun mümkün olamadığını görünce hayal kırıklığı yaşanabiliyor.

Boşanmada şirket üzerine alınan mallar konusunda kısaca belirtelim ki, şirketin mallarına tedbir konulmaz, ancak şirket hissesinin değerinin tespitinde bu mal varlığı önem taşır.

Boşanma Durumunda Şirket Paylaşımı

Yukarıda belirttiğimiz gibi, davalı eş, ister şirketin küçük ortağı olsun isterse şirket hisselerinin %100’üne sahip olsun, şirketler paylaşıma tabi değildir. Şirket hissesinin değeri paylaşıma tabidir.

Şirketin hisse değerinin tespiti, bir takım incelemeler ve dava yoluyla mümkün olabilmektedir.

Şirket Hissesine İlişkin Katılma Alacağı

Şirket hissesinin beher değeri ile davalı eşin elinde bulundurduğu şirket hissesinin toplam değeri bulunduktan sonra, bu değer üzerinden davacı eşin katılma alacağı hesap edilir.

Ancak davacı eşin katılma alacağı yanında, bazı durumlarda katkı payı alacağı da olabilir. Bu nedenle, şirketin nasıl kurulduğu, kuruluş sermayesinin nasıl ve kim tarafından kurulduğu, şirketin ne işler yaptığı incelenerek katkı/katılma alacağı bulunup bulunmadığı tespit edilir.

Evlilik Öncesi Şirket

Aile şirketlerine benzer olarak, çalışma hayatına evlilikten önce atılmış olan eşin kurduğu şirketlerde de kişisel mal ile birlikte edinilmiş mallar söz konusu olabilir.

Bunun için şirket ana sözleşmesi ile Ticaret odasında yayınlanmış tüm kararları, açılan-kapanan şubeler, mümkünse karar defteri de incelenmelidir.

Şirketin davalı eş tarafından evlilik öncesi kurulmuş olması, davacı eşin alacak hakkı olmadığının kesin delili değildir. Davacı eşin, şirket hisse değeri dışında da şirketle ilgili edinilen bir çok gelirde katılama alacağı hakkı bulunabilir.