Av.Yasin GİRGİN tarafından yazılmış tüm yazılar

1999 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olan Av.Yasin GİRGİN yaklaşık 1 yıl hakimlik döneminin dışında 2000 yılından bu yana boşanma, velayet, nafaka ve mal paylaşımı gibi aile hukuku alanında avukatlık yapmaktadır. 120 köşe yazısı Hürriyet Gazetesi'nde de yayınlanan Yasin GİRGİN'in "Boşanma Davaları El Kitabı" ve "Evlilik Birliğinin Sona Ermesi" isimli iki kitabı da bulunmaktadır.

Edinilmiş Mal Şirket Hissesi

Edinilmiş Mal Şirket Hissesi

boşanmada şirket ortaklığı, aile şirketlerinde mal paylaşımı, boşanmada şirket üzerine alınan mallar, boşanma durumunda şirket paylaşımı, boşanmada mal paylaşımı 2017, şirket hissesine ilişkin katılma alacağı, evlilik öncesi şirket,

Boşanmada Şirket Ortaklığı

Türkiye’de 2017 yılında toplamda 30 bini aşkın şirket, 388 kooperatif ve 22.321 gerçek kişi ticari işletme ekonomiye dahil oldu.

2016 yılında Ankara’da her 100 bin nüfusa düşen net açılan şirket sayısı 91 seviyesinde. İstanbul ve Antalya, Ankara’yı takip ediyorlar.

Bilindiği üzere, limited yahut anonim şirketlerin tüzel kişilikleri bulunuyor. Yani kurulmasını takiben bir limited şirket, sözleşme imzalayabiliyor, bankalardan kredi kullanabiliyor, gayrimenkullerini satıp parasını bankaya yatırabiliyor.

İnsanoğlunun diğer canlı türlerinden en büyük farklarından biri olan hayal gücü sayesinde gerçekte olmayan, elle tutulamayan şirketler işveren olabiliyor, maaş ödeyebiliyor.

Boşanma davalarında da mal paylaşımında en fazla sorunlardan biri, bu şirketlerin paylaşılmasında karşımıza çıkıyor.

Boşanma davalarında eşlerin edinilmiş mallara dair alacak hakları içinde eşin ortak olduğu şirketler de giriyor.

Ancak, şirketlerin paylaşılmasında şöyle önemli bir nokta var: Şirket ortakları şirketin kendisine sahip değiller, sadece hisselerini ellerinde bulunduran kişiler. Bu nedenle paylaşıma tabi olacak olan değer, şirket değil şirketin hisse değeri.

Yani, şirketin tüm gayrimenkulleri, araçları, know-how’ı, akitleri ile birlikte değer biçilerek şirketin hisse değeri ve eşin hissesine düşen değer bulunurak paylaşıma tabi tutuluyor.

Aile Şirketlerinde Mal Paylaşımı

Aile şirketi, ailenin geçimini sağlamak ve/veya mirasın dağılmasını önlemek amacıyla kurulan, ailenin geçimini sağlayan kişi tarafından yönetilen, yönetim kademelerinin önemli bir bölümü aile üyelerince doldurulan, kararların alınmasında büyük ölçüde aile üyelerinin etkili olduğu ve aileden en az iki jenerasyonun kurumda istihdam edildiği şirket olarak tanımlandığına rastladım.

Aile şirketlerinde genellikle eş, sahip olduğu şirket hissesini karşılıksız olarak yani bir çalışmasının karşılığı olmadan sadece o aileye mensup olması dolayısıyla alır.

Örneğin, Türkiye’nin en köklü holdinglerinden olan Sabancı Holding’de Sabancı ailesinden bir çok kişinin hissesi bulunuyor. Bu kişiler zaman zaman bu hisselerini 3. şahıslara satarak paraya çeviriyor ve başka bir alanda yatırıma dönüştürüyorlar.

Aile şirketlerinde bu şekilde, dededen torunlara bile geçebilen hisseler kişinin kendi şahsi malvarlığına dahil kabul edilir, yani kişisel malıdır, edinilmiş malı değildir. Bu nedenle aile şirketlerinde sahip olunan hisselerin karşılığı verilerek mi yoksa karşılıksız olarak mı iktisap edildiği araştırılmalı, bundan sonra kişisel mal mı yoksa edinilmiş mal mı olduğuna karar verilerek tasfiyeye tabi tutulmalıdır.

Boşanmada Şirket Üzerine Alınan Mallar

Şirket üzerine alınan mallar, boşanma davalarında en çok kafa karıştıran husus. Şirketin bir çok gayrimenkulü, bir çok aracı, bankada nakdi bulunabiliyor. Hatta genelde kadınlara şirkete kayıtlı bir araç tahsis ediliyor ve kadın, evlilik süresince şirkete ait bu aracı kullanıyor.

Boşanma davası açıldığı zaman, şirketin bu aracının boşanma süresince de kendisine tahsisini istiyor ancak mevcut kanunlara göre bunun mümkün olamadığını görünce hayal kırıklığı yaşanabiliyor.

Boşanmada şirket üzerine alınan mallar konusunda kısaca belirtelim ki, şirketin mallarına tedbir konulmaz, ancak şirket hissesinin değerinin tespitinde bu mal varlığı önem taşır.

Boşanma Durumunda Şirket Paylaşımı

Yukarıda belirttiğimiz gibi, davalı eş, ister şirketin küçük ortağı olsun isterse şirket hisselerinin %100’üne sahip olsun, şirketler paylaşıma tabi değildir. Şirket hissesinin değeri paylaşıma tabidir.

Şirketin hisse değerinin tespiti, bir takım incelemeler ve dava yoluyla mümkün olabilmektedir.

Şirket Hissesine İlişkin Katılma Alacağı

Şirket hissesinin beher değeri ile davalı eşin elinde bulundurduğu şirket hissesinin toplam değeri bulunduktan sonra, bu değer üzerinden davacı eşin katılma alacağı hesap edilir.

Ancak davacı eşin katılma alacağı yanında, bazı durumlarda katkı payı alacağı da olabilir. Bu nedenle, şirketin nasıl kurulduğu, kuruluş sermayesinin nasıl ve kim tarafından kurulduğu, şirketin ne işler yaptığı incelenerek katkı/katılma alacağı bulunup bulunmadığı tespit edilir.

Evlilik Öncesi Şirket

Aile şirketlerine benzer olarak, çalışma hayatına evlilikten önce atılmış olan eşin kurduğu şirketlerde de kişisel mal ile birlikte edinilmiş mallar söz konusu olabilir.

Bunun için şirket ana sözleşmesi ile Ticaret odasında yayınlanmış tüm kararları, açılan-kapanan şubeler, mümkünse karar defteri de incelenmelidir.

Şirketin davalı eş tarafından evlilik öncesi kurulmuş olması, davacı eşin alacak hakkı olmadığının kesin delili değildir. Davacı eşin, şirket hisse değeri dışında da şirketle ilgili edinilen bir çok gelirde katılama alacağı hakkı bulunabilir.

 

Haksız Tedbir Nafakası Geri Alınabilir mi?

Haksız tedbir nafakası geri alınabilir mi sorusu boşanma davalarında mahkemelerin TMK 169.madde çerçevesinde almış olduğu tedbir nafakasının iadesi ile ilgilidir. Haksız tedbir nafakası için bir boşanma davası olmalı, boşanma davasında tedbir nafakasına hükmedilmiş olmalı, bu nafaka tahsil edilmiş olmalı ve verilen tedbir nafakası miktar veya saik yönünden hakkaniyete aykırı olmalıdır. Haksız Tedbir Nafakası Geri Alınabilir mi? yazısına devam et

Velayet Görevinin Kötüye Kullanılması

velayetin kötüye kullanılması davası, velayeti annede olan çocuğun babasının hakları, velayeti kötüye kullanmanın cezası var mıdır, velayet hakkının kullanılması

VELAYET GÖREVİNİN KÖTÜYE KULLANILMASI

Velayet görevinin kötüye kullanılması konusundaki incelemeye öncelikle velayet hak ve görevinin neleri kapsadığını anlatmakla başlamak gerekir. 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre velayet görevleri, çocukların bakım, öğretim ve korunması ile temsil görevlerini kapsamaktadır.

Velayet görevi, aynı zamanda ana-babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına ilişkin hakları, ödevleri yetkileri ve yükümlülükleri de içermektedir.

Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocukların şahıslarına bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir.

Bu bağlamda ana-babanın sağlayacağı eğitim ile istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır.

Bununla birlikte ayrılık ve boşanma durumlarında velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük yararlarıdır.

Yani velayetin düzenlenmesinde asıl amaç, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır.

Velayet, kamu düzenine ilişkin olup bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.

Bununla birlikte velayetin kaldırılması ve değiştirilmesi şartları gerçekleşmedikçe, ana ve babanın velayet görevlerine müdahale olunamaz.

YHGK 15-4-1992 T 1992-2-140 E 1992-248 K. ile 22.01.2014 gün ve 2013/2-2085 E. 2014/30 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, boşanma ile düzenlenen velayetin değiştirilebilmesi için velayet kendisine verilen tarafın ya da velayete konu çocuğun durumunda boşanma hükmünden sonra esaslı değişikliklerin olması şarttır. Bunun yanında ayrıca esaslı değişikliğin önemli ve sürekli olması da gerekmektedir.

4721 sayılı TMK’nun konuya ilişkin 324. maddesi şu düzenlemeyi içermektedir:

“Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür. Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir.”

Bu maddeye göre velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğuracağı onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalı ve velayet görevinin kötüye kullanılması iddiası araştırılmalıdır.

Bu kapsamda:

  • çocuğun cinsiyeti,
  • doğum tarihi,
  • eğitim durumu,
  • kimin yanında okumakta olduğu,
  • talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenmediği,
  • sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği

gibi özel durumuna ilişkin hususlar göz önünde tutulmalıdır.

Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır:

Bu nedenle, mahkemece velayet görevinin kötüye kullanılması iddiası araştırılırken:

  • çocuğu başkasına bırakma,
  • ihmal etme,
  • kaçırma,
  • iradi olarak terk etme,
  • yönlendirme hususları ile

tarafın

  • velayet talebinin olup olmaması,
  • şiddet uygulaması,
  • sadakatsizliği,
  • ekonomik durumu,
  • mesleği,
  • yaşadığı ortam,
  • kötü davranışı,
  • alkol bağımlılığı,
  • sağlığı,
  • dengesiz davranışları

dikkate alınmalıdır.

Velayet görevinin kötüye kullanılması yukarıda belirtilen çerçevede somut olaylara göre tespit edilir ve sonuçta velayet görevinin kötüye kullanılması varsa çocuğun velayetinin değiştirilmesine ya da kaldırılmasına karar verilebilir.

Boşanmada Eşi Affetmiş Sayılma

boşanma affetmiş sayılma, boşanma affetmiş sayılma yargıtay, boşanmada affetmiş sayılma, boşanma davası affetmiş sayılma, boşanma davasında affetmiş sayılma

BOŞANMA AFFETMİŞ SAYILMA

Boşanma davasında affetmiş sayılma, boşanma davasının nedenini oluşturan eylemlerin kusur olarak kabul edilmediği hallerdir.

Türk Hukuk Sistemi’nde diğer bazı hukuk sistemlerinden farklı olarak bir eşin açtığı boşanma davasının kabul edilebilmesi için diğer eşin evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açacak derecede bir kusurunun varlığının ispat edilmiş olması gerekir.

Boşanma davaları esas itibariyle kusurun ispatı üzerine temellendirilmiştir. Bunun istisnası olarak özel boşanma sebepleri sayılabilir. Örneğin eşin akıl hastalığı nedeniyle açılan boşanma davasında akıl hastası eşe atfedilebilecek bir kusur yoktur. Buna karşın evlilik birliği diğer eş yönünden çekilmez hale gelmiştir. Diğer eş, akıl hastalığı nedeniyle evlilik birliğini artık sürdürmesinin kendisinden beklenmemesi gerektiğini mahkemeye sunar ve bunun üzerine boşanma kararı verilir.

Bunun gibi anlaşmalı boşanma davalarında da ispatlanması gereken bir kusur bulunmamaktadır. Her iki eşin evlilik birliğini sonlandırmak üzere anlaşarak mahkemeye başvurmuş olmaları halinde evlilik birliği teorik olarak temelinden sarsılmış kabul edilmekte ve hakimin takdir hakkı olmaksızın boşanmaya karar verilmektedir.

Buna karşın karşı tarafın kusuruna dayalı olarak açılan boşanma davalarında, davalı eşin kusurunun ispatı gerekir. Diğer eşin de karşı dava açarak boşanma talebi ile mahkemeye başvurmuş olması ise kanunun hatalı yazımı neticesinde boşanma kararı ile sonuçlanmayabilmekte ve kusurun ispatı istenmektedir.

Oysa, anlaşmalı boşanmada olduğu gibi her iki eşin de iradesi boşanma yönünde olmakla hakim ara bir kararla boşanmaya karar vermeli ve kusur ve tazminat yönünden davaya devam edilmeliydi.

Boşanma davasında, eşin kusurunun ispatlanması çok önemli olmakla birlikte davacı eşin bazı davranışları da eşin bu kusurlu davranışlarının affedildiği anlamına gelebilmektedir. Bu konuda Yargıtayca verilmiş bazı kararlardan özetleri almak yararlı olacaktır:

“Davacı-karşı davalı erkek boşanma davasından feragat etmiş olmakla artık kadına atfedilen kusurlu eylemleri affetmiş sayılır. Boşanma davasında erkeğin feragatinden sonra kadına kusur atfedilemez”

“Tarafların 19.03.2014 tarihli celsedeki beyanları ile tanık anlatımlarından, yargılama esnasında tarafların anlaşarak 29.01.2014 tarihli duruşmadan itibaren 35 gün kadar bir süreyle birlikte yaşadıkları anlaşılmaktadır. Taraflar bu davranışlarıyla birbirlerinden kaynaklanan ve boşanmaya yol açan kusurlu eylemleri affetmiş sayılırlar. Artık iddia edilen bu kusurlu eylemlere dayanılarak boşanma kararı verilmesi mümkün değilken mahkemece boşanma kararı verilmesi doğru olmamıştır.”

” Davacı erkek, eve dönmesi için eşine ihtar göndermekle ihtar tarihinden önceki olayları affetmiş, en azından hoşgörü ile karşılamıştır. Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar boşanma sebebi yapılamaz.”

“Davacı-davalı kadının eşine barışmayı teklif etmesi, barışma müzakeresi niteliğinde olup, kocadan kaynaklanan kusurların affedildiği ya da hoşgörü ile karşılandığını gösterecek nitelikte de değildir.”

“Yapılan yargılama ve toplanan delillerden davalı-davacı koca 8.3.2012 tarihinde davacı-davalı kadına eve dönmesi için noter vasıtasıyla ihtarname gönderdiğinden önceki olayları affetmiş sayılır. Bu tarihten sonraki döneme dair davacı-davalı kadının bir kusuru kanıtlanamamıştır.”

“Tarafların boşanma davasının açılmasından sonra bir araya gelip birlikte yaşadıkları dikkate alındığında, bu davranışlarıyla birbirlerinin önceki kusurlu davranışlarını affetmiş en azından hoşgörüyle karşılamışlardır. Affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olaylar boşanma sebebi kabul edilemez ve bunlara dayalı olarak da boşanma kararı verilmez.”

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle, davalının boşanma davası açıldıktan sonra barışıp biraraya geldiklerini ileri sürmesine ve bu hususun sunduğu fotoğraflarla doğrulanmış olmasına; bu durumda tarafların birbirlerinin kusurlarını affetmiş veya hoşgörmüş sayılmalarının gerekmesine; affedilmiş veya hoşgörülmüş olaylara göre boşanma kararı verilemeyeceği halde verilen boşanma kararının taraflarca temyiz edilmediğinden bu hususun bozma sebebi yapılmayıp…”