Av.Yasin GİRGİN tarafından yazılmış tüm yazılar

1999 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olan Av.Yasin GİRGİN yaklaşık 1 yıl hakimlik döneminin dışında 2000 yılından bu yana boşanma, velayet, nafaka ve mal paylaşımı gibi aile hukuku alanında avukatlık yapmaktadır. 120 köşe yazısı Hürriyet Gazetesi'nde de yayınlanan Yasin GİRGİN'in "Boşanma Davaları El Kitabı" ve "Evlilik Birliğinin Sona Ermesi" isimli iki kitabı da bulunmaktadır.

İhanet Nedeniyle Boşanma

İhanet Nedeniyle Boşanma

ihanet nedeniyle boşanma, ihanet boşanma dilekçesi, ihanet boşanma sebebi midir, boşanma ihanet tazminat, ihanet ve boşanma, ihanet durumunda boşanma, boşanma davalarında ihanet, boşanmada ihanet belgeleri, ihanet nedeniyle boşanma dilekçesi, ihanet yüzünden boşanma

İhanet Nedeniyle Boşanma

İhanet, aldatma yerine kullanılan bir söz. Ancak hukuki literatürde karşılığı eşin, eşine karşı olan sadakat yükümüne uygun davranmaması, karşı cinsten biriyle birlikte olması yani zina olarak bulunuyor.

İhanet etmeme kuralı Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesinde şu şekilde açıkça yazılmış:

TMK 185/3: “Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.”

Bu maddede açıkça yazıldığı üzere, evlilik birliği süresince eşler birbirlerine sadık olmak zorundadırlar. Ancak, ihanet kelimesinin anlamında olduğu gibi burada da eşin sadakat yükümü sadece cinsel sadakatle sınırlı tutulmamıştır. Kanun yapıcı, bunu kastetmiş olsa idi, şüphesiz kanun metnini şu şekilde yazardı:

“Eşler birlikte yaşamak, birbirine cinsel olarak sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.”

Görüldüğü gibi, kanunda, eşlerin birbirine karşı olan sadakat yükümü en geniş manada kullanılmıştır. Bu madde gereğince eşler birbirlerine yalan söylememeli, herhangi bir kişi ve olay karşısında diğerinin çıkarını gözetmektedir.

Hatta başka kanunlarda da eşin sadakati korunmuştur:

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 248. maddesi şöyledir:

“Kişisel nedenlerle tanıklıktan çekinme
Madde 248- (1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilirler:
a) İki taraftan birinin nişanlısı.
b) Evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi iki taraftan birinin eşi.
c) Kendisi veya eşinin altsoy veya üstsoyu.
ç) Taraflardan biri ile arasında evlatlık bağı bulunanlar.
d) Üçüncü derece de dâhil olmak üzere kan veya kendisini oluşturan evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi kayın hısımları.
e) Koruyucu aile ve onların çocukları ile koruma altına alınan çocuk.”

Görüldüğü üzere, evlilik birliğinin sona ermiş olması halinde dahi, sadakat yükümünün devamını arzulayan eş, eski eşi söz konusu olduğunda tanıklık yapmama hakkına sahip olabiliyor.

İhanet Boşanma Sebebi midir?

İhanet etmeme, görüldüğü üzere, kanunda açıkça sayılmış vazifelerdendir. Bu nedenle bunun aksine davranışın bir sonucunun da bulunması gerekir.

İhanetin şekli eğer yukarıda bahsettiğimiz birbirlerinin çıkarına uygun davranma çerçevesinde gerçekleşmişse bu takdirde evlilik birliği temelinden sarsılmış olur.

Arkasından konuşulan, çıkarları korunmayan, kendisine karşı başkalarıyla birlikte hareket eden eşe karşı boşanma davası açmak, onunla kurulmuş bulunan evlilik birliğini sona erdirmek için mahkemeye başvurmak hakkı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde tanınmıştır.

Bu şekilde bir ihanete uğradığını düşünen eş, mahkemeye başvurarak boşanma davası açabilir.

Bunun yanında, kanun, cinsel yönden ihanete uğrayan eşe bir başka maddede daha hak tanımıştır. Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesine göre eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.

Ancak bu dava açma hakkı sonsuza kadar sürmez. Eş bu ihaneti öğrendiği andan itibaren 6 ay içinde boşanma davası açmak için başvurmak zorundadır. Bu olayın çok eskide kalması da zinadan dava açma hakkını düşürür: Kanuna göre, 5 yıldan daha önce gerçekleşmiş olaylar çok eski kabul edilir. Bu olaylara dayanarak 161. maddeye göre dava açılamaz.

Yine kanun, ihanet eden eşi de bir başka şekilde cezalandırır: TMK 174’e göre, ihanete uğrayan eş, manevi tazminat isteyebilir.

Bunun dışında ihanet etmenin bir mühim sonucu da edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan alacak haklarının kaldırılabilir yahut azaltılabilir olmasıdır. Bunun için ihanet nedeniyle boşanma dilekçesi ile boşanma davası açılmış olması gereklidir.

Edinilmiş Mal Şirket Hissesi

Edinilmiş Mal Şirket Hissesi

boşanmada şirket ortaklığı, aile şirketlerinde mal paylaşımı, boşanmada şirket üzerine alınan mallar, boşanma durumunda şirket paylaşımı, boşanmada mal paylaşımı 2017, şirket hissesine ilişkin katılma alacağı, evlilik öncesi şirket,

Boşanmada Şirket Ortaklığı

Türkiye’de 2017 yılında toplamda 30 bini aşkın şirket, 388 kooperatif ve 22.321 gerçek kişi ticari işletme ekonomiye dahil oldu.

2016 yılında Ankara’da her 100 bin nüfusa düşen net açılan şirket sayısı 91 seviyesinde. İstanbul ve Antalya, Ankara’yı takip ediyorlar.

Bilindiği üzere, limited yahut anonim şirketlerin tüzel kişilikleri bulunuyor. Yani kurulmasını takiben bir limited şirket, sözleşme imzalayabiliyor, bankalardan kredi kullanabiliyor, gayrimenkullerini satıp parasını bankaya yatırabiliyor.

İnsanoğlunun diğer canlı türlerinden en büyük farklarından biri olan hayal gücü sayesinde gerçekte olmayan, elle tutulamayan şirketler işveren olabiliyor, maaş ödeyebiliyor.

Boşanma davalarında da mal paylaşımında en fazla sorunlardan biri, bu şirketlerin paylaşılmasında karşımıza çıkıyor.

Boşanma davalarında eşlerin edinilmiş mallara dair alacak hakları içinde eşin ortak olduğu şirketler de giriyor.

Ancak, şirketlerin paylaşılmasında şöyle önemli bir nokta var: Şirket ortakları şirketin kendisine sahip değiller, sadece hisselerini ellerinde bulunduran kişiler. Bu nedenle paylaşıma tabi olacak olan değer, şirket değil şirketin hisse değeri.

Yani, şirketin tüm gayrimenkulleri, araçları, know-how’ı, akitleri ile birlikte değer biçilerek şirketin hisse değeri ve eşin hissesine düşen değer bulunurak paylaşıma tabi tutuluyor.

Aile Şirketlerinde Mal Paylaşımı

Aile şirketi, ailenin geçimini sağlamak ve/veya mirasın dağılmasını önlemek amacıyla kurulan, ailenin geçimini sağlayan kişi tarafından yönetilen, yönetim kademelerinin önemli bir bölümü aile üyelerince doldurulan, kararların alınmasında büyük ölçüde aile üyelerinin etkili olduğu ve aileden en az iki jenerasyonun kurumda istihdam edildiği şirket olarak tanımlandığına rastladım.

Aile şirketlerinde genellikle eş, sahip olduğu şirket hissesini karşılıksız olarak yani bir çalışmasının karşılığı olmadan sadece o aileye mensup olması dolayısıyla alır.

Örneğin, Türkiye’nin en köklü holdinglerinden olan Sabancı Holding’de Sabancı ailesinden bir çok kişinin hissesi bulunuyor. Bu kişiler zaman zaman bu hisselerini 3. şahıslara satarak paraya çeviriyor ve başka bir alanda yatırıma dönüştürüyorlar.

Aile şirketlerinde bu şekilde, dededen torunlara bile geçebilen hisseler kişinin kendi şahsi malvarlığına dahil kabul edilir, yani kişisel malıdır, edinilmiş malı değildir. Bu nedenle aile şirketlerinde sahip olunan hisselerin karşılığı verilerek mi yoksa karşılıksız olarak mı iktisap edildiği araştırılmalı, bundan sonra kişisel mal mı yoksa edinilmiş mal mı olduğuna karar verilerek tasfiyeye tabi tutulmalıdır.

Boşanmada Şirket Üzerine Alınan Mallar

Şirket üzerine alınan mallar, boşanma davalarında en çok kafa karıştıran husus. Şirketin bir çok gayrimenkulü, bir çok aracı, bankada nakdi bulunabiliyor. Hatta genelde kadınlara şirkete kayıtlı bir araç tahsis ediliyor ve kadın, evlilik süresince şirkete ait bu aracı kullanıyor.

Boşanma davası açıldığı zaman, şirketin bu aracının boşanma süresince de kendisine tahsisini istiyor ancak mevcut kanunlara göre bunun mümkün olamadığını görünce hayal kırıklığı yaşanabiliyor.

Boşanmada şirket üzerine alınan mallar konusunda kısaca belirtelim ki, şirketin mallarına tedbir konulmaz, ancak şirket hissesinin değerinin tespitinde bu mal varlığı önem taşır.

Boşanma Durumunda Şirket Paylaşımı

Yukarıda belirttiğimiz gibi, davalı eş, ister şirketin küçük ortağı olsun isterse şirket hisselerinin %100’üne sahip olsun, şirketler paylaşıma tabi değildir. Şirket hissesinin değeri paylaşıma tabidir.

Şirketin hisse değerinin tespiti, bir takım incelemeler ve dava yoluyla mümkün olabilmektedir.

Şirket Hissesine İlişkin Katılma Alacağı

Şirket hissesinin beher değeri ile davalı eşin elinde bulundurduğu şirket hissesinin toplam değeri bulunduktan sonra, bu değer üzerinden davacı eşin katılma alacağı hesap edilir.

Ancak davacı eşin katılma alacağı yanında, bazı durumlarda katkı payı alacağı da olabilir. Bu nedenle, şirketin nasıl kurulduğu, kuruluş sermayesinin nasıl ve kim tarafından kurulduğu, şirketin ne işler yaptığı incelenerek katkı/katılma alacağı bulunup bulunmadığı tespit edilir.

Evlilik Öncesi Şirket

Aile şirketlerine benzer olarak, çalışma hayatına evlilikten önce atılmış olan eşin kurduğu şirketlerde de kişisel mal ile birlikte edinilmiş mallar söz konusu olabilir.

Bunun için şirket ana sözleşmesi ile Ticaret odasında yayınlanmış tüm kararları, açılan-kapanan şubeler, mümkünse karar defteri de incelenmelidir.

Şirketin davalı eş tarafından evlilik öncesi kurulmuş olması, davacı eşin alacak hakkı olmadığının kesin delili değildir. Davacı eşin, şirket hisse değeri dışında da şirketle ilgili edinilen bir çok gelirde katılama alacağı hakkı bulunabilir.

 

Haksız Tedbir Nafakası Geri Alınabilir mi?

Haksız tedbir nafakası geri alınabilir mi sorusu boşanma davalarında mahkemelerin TMK 169.madde çerçevesinde almış olduğu tedbir nafakasının iadesi ile ilgilidir. Haksız tedbir nafakası için bir boşanma davası olmalı, boşanma davasında tedbir nafakasına hükmedilmiş olmalı, bu nafaka tahsil edilmiş olmalı ve verilen tedbir nafakası miktar veya saik yönünden hakkaniyete aykırı olmalıdır. Haksız Tedbir Nafakası Geri Alınabilir mi? yazısına devam et

Velayet Görevinin Kötüye Kullanılması

velayetin kötüye kullanılması davası, velayeti annede olan çocuğun babasının hakları, velayeti kötüye kullanmanın cezası var mıdır, velayet hakkının kullanılması

VELAYET GÖREVİNİN KÖTÜYE KULLANILMASI

Velayet görevinin kötüye kullanılması konusundaki incelemeye öncelikle velayet hak ve görevinin neleri kapsadığını anlatmakla başlamak gerekir. 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre velayet görevleri, çocukların bakım, öğretim ve korunması ile temsil görevlerini kapsamaktadır.

Velayet görevi, aynı zamanda ana-babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına ilişkin hakları, ödevleri yetkileri ve yükümlülükleri de içermektedir.

Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocukların şahıslarına bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir.

Bu bağlamda ana-babanın sağlayacağı eğitim ile istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır.

Bununla birlikte ayrılık ve boşanma durumlarında velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük yararlarıdır.

Yani velayetin düzenlenmesinde asıl amaç, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır.

Velayet, kamu düzenine ilişkin olup bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.

Bununla birlikte velayetin kaldırılması ve değiştirilmesi şartları gerçekleşmedikçe, ana ve babanın velayet görevlerine müdahale olunamaz.

YHGK 15-4-1992 T 1992-2-140 E 1992-248 K. ile 22.01.2014 gün ve 2013/2-2085 E. 2014/30 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, boşanma ile düzenlenen velayetin değiştirilebilmesi için velayet kendisine verilen tarafın ya da velayete konu çocuğun durumunda boşanma hükmünden sonra esaslı değişikliklerin olması şarttır. Bunun yanında ayrıca esaslı değişikliğin önemli ve sürekli olması da gerekmektedir.

4721 sayılı TMK’nun konuya ilişkin 324. maddesi şu düzenlemeyi içermektedir:

“Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür. Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir.”

Bu maddeye göre velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğuracağı onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalı ve velayet görevinin kötüye kullanılması iddiası araştırılmalıdır.

Bu kapsamda:

  • çocuğun cinsiyeti,
  • doğum tarihi,
  • eğitim durumu,
  • kimin yanında okumakta olduğu,
  • talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenmediği,
  • sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği

gibi özel durumuna ilişkin hususlar göz önünde tutulmalıdır.

Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır:

Bu nedenle, mahkemece velayet görevinin kötüye kullanılması iddiası araştırılırken:

  • çocuğu başkasına bırakma,
  • ihmal etme,
  • kaçırma,
  • iradi olarak terk etme,
  • yönlendirme hususları ile

tarafın

  • velayet talebinin olup olmaması,
  • şiddet uygulaması,
  • sadakatsizliği,
  • ekonomik durumu,
  • mesleği,
  • yaşadığı ortam,
  • kötü davranışı,
  • alkol bağımlılığı,
  • sağlığı,
  • dengesiz davranışları

dikkate alınmalıdır.

Velayet görevinin kötüye kullanılması yukarıda belirtilen çerçevede somut olaylara göre tespit edilir ve sonuçta velayet görevinin kötüye kullanılması varsa çocuğun velayetinin değiştirilmesine ya da kaldırılmasına karar verilebilir.