Av.Aslıhan BARIŞ GİRGİN tarafından yazılmış tüm yazılar

1999 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olan Avukat Aslıhan BARIŞ GİRGİN, 2000 yılından bu yana ağırlıklı olarak Ceza Hukuku alanında çalışmaktadır. Kendisine 0532 355 6960 numaralı telefonundan direkt olarak ulaşabilirsiniz.

Hasta hakları nelerdir ?

Hasta; sağlık hizmetlerinden faydalanma ihtiyacı bulunan kimsedir.
Hasta; sağlık hizmetlerinden faydalanma ihtiyacı bulunan kimsedir.

Hasta hakları başlıca şunlardır:

1.Hizmetlere Ulaşma Hakkı

Sağlık hizmetlerine ihtiyaçlar ölçüsünde ulaşabilmek,bu hizmetlerin yaygın bir şekilde planlanması ve bunlardan yararlanabilmektir. Tedavi hizmeti almak isteyen bir hastanın, sağlık hizmetinin eşit ve adil dağılmamış olmasından dolayı hizmete ulaşamaması bu hakkın ihlali anlamına gelir.

2. Ayrımcılığa Uğramama Hakkı

Bu hak sağlık hizmetlerinden yararlanan bireylerin hiçbir ayrımcılık ile karşılaşmamasını amaçlar.

Bu hak din, dil, ırk, cinsiyet farkı gibi nedenlerden kaynaklanan ayrımcılıklara karşı korur.

Hastaların yaşam tarzları, cinsel yönelimleri gibi nedenlerle de ayrımcılığa maruz kalmamasını amaçlar.

Bulaşıcı hastalık nedeni ile damgalama, bazı ayrımcı uygulamalar ile karşılaşma bu hakkın kullanımının engellenmesidir.

3.Seçim Hakkı

Bu hak; hastanın sağlık durumuna göre alacağı hizmete uygun kurum, kuruluş, birim ve personel arasında seçim yapabilmesini ifade eder. Ancak bu hak, hastanın ihtiyaç halinde olmamasına rağmen sınırsız bir seçme olanağına sahip olması algılanmamalıdır. Hastanın seçim hakkı sağlık hizmetini veya çalışma sistemini aksatıcı olmamalıdır.

4.Vicdani Kanaat ve İnançlara Saygı Hakkı

Hastanın düşünceleri ve yaşam konusundaki seçimlerine uygun hareket edebilmesi, inançlarının gereklerini yerine getirebilmesi, inançlarına uygun manevi yardım alması gibi başlıklar bu hak kapsamındadır.

Bu hakkın kullanılması başkasının sağlığını veya huzurunu bozacak bir nitelik taşıyorsa sınırlandırılabilir.

Asıl önemli olan farklı düşünce ve inançlara aynı mesafede yaklaşılmasıdır.

5.Tedaviyi Ret Hakkı

Hastanın tedavi olmak istememesi halinde tedaviyi ret edebilmesini konu alır.

Hastanın devam eden bir tedaviyi de durdurma hakkı vardır.Ancak hastanın tedaviyi ret etmesi veya durdurması halinde bundan sonra karşılaşacağı durumlar konusunda bilgilendirilmesi gerekir.

6.Onuru ile Ölme Hakkı

Bu hak ölüm sürecinde olan hastaların da sahip oldukları tüm haklardan yararlanmasını amaçlar.

Mahremiyetlerinin korunması, tıbbi bakım almaları, bilinçleri açık ise taleplerine saygı gösterilmesi, bilinçleri kapalı ise bilinçlerinin açık olduğu dönemdeki taleplerinin göz önünde tutulması, varsa acılarının dindirilmesi konuları özellikle dikkate alınmalıdır.

7.Hastanın Bilgilendirilme Hakkı

Sağlık hizmeti veren kurum, kuruluş, kişi bu kurum,kuruluş ve kişilerden ne şekilde yararlanabileceği ,hastalığı , kendisine uygulanacak girişimler hakkında bilgilendirilmesini kapsar.

Sağlık hizmetlerinden hangi şartlarla nasıl faydalanacakları konusunda, verilen hizmetlerle ilgili imkanlar konusunda bilgilendirilmeleri için gerekli önlemler alınmalıdır. (H.H.Y. m.7)

Hasta; sağlık durumu,kendisine uygulanacak tıbbi işlemler,bunların yarar ve sakıncaları,tedavinin uygulanması ya da uygulanmaması halinde ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda bilgilendirilmelidir. (H.H.Y.m.15)

8.Hastanın Personel Hakkında Bilgi Alma Hakkı

Hasta; kendisine hizmet veren, verecek olan personel hakkında bilgi alma hakkına sahiptir. ( H.H.Y.m.9)

 

 

Hasta hakları kısaca bunları içermekle birlikte; Hasta Hakları Yönetmeliğinden ve Sağlık Mevzuatından yola çıkılarak birçok alt başlıkta incelenebilir.

 

 

 

 

 

Sağlık Hakkı

Sağlık kavramı; kişinin bedenen ve ruhen iyilik hali içinde bulunması olarak tanımlanabilir.
Sağlık kavramı; kişinin bedenen ve ruhen iyilik hali içinde bulunması olarak tanımlanabilir.

 

Sağlık hakkından söz edebilmek için önce yaşama hakkının varlığının tespiti gerekir.Yaşama hakkı; insan haklarının en başında gelir. Bu hak kişinin ‘ fizik ve ruhsal bütünlüğünü koruyabilmesi, devam ettirebilmesi, varlığının çeşitli etkilerle bozulmasına engel olabilmesi ” şeklinde tanımlanır. Yaşama hakkı ancak kişi güvenliği ile anlam kazanır.

Yaşamın iyi ve uyumlu bir şekilde devamında sağlık hakkı ve getirdikleri önemlidir. Kişilerin sağlığının korunmadığı, sağlıklı yaşamlar için gerekli önlemlerin alınmadığı, hizmetlerin verilmediği bir ortamda yaşama hakkından söz etmek anlamsız olacaktır. Yaşama hakkından söz edilebilmesi için iyi işleyen bir organizmanın devamlılığı ve varlığı önemlidir.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi m.25’te herkese sağlığı ve gönenci için beslenme,giyim,konut ve tıbbi bakım hakkı tanınmıştır.

Geçmişten günümüze sağlık hakkı

 

T.C.1961 Anayasasında ” Devlet herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini ve tıbbi bakım görmesini sağlamakla görevlidir.” hükmüyle sağlık hakkının sağlanması devletin görevi olarak belirlenmiştir.

T.C.1982 Anayasasında m.17/2 ‘de vücut bütünlüğü koruma altına alınmıştır. Yaşama hakkının bir uzantısını oluşturan vücut bütünlüğü yaşama hakkının ön koşulları arasındadır. ‘‘ Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.” hükmüyle kişinin sağlığına talebi dışında müdahale edilemeyeceği vurgulanmıştır.

Anayasa’nın 56.maddesinde ” Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir… ” hükmüyle konu ile ilgili hem vatandaşa hem de devlete görev yüklemiştir.Aynı maddede ‘‘Devlet herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içerisinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf verimini arttırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.” hükmüyle devletin sağlık hakkı ile ilgili sorumluluk alanı belirlenmiştir.

Türk Anayasası’na göre bireylerin sağlık hakkı ile ilgili olarak yardım ve hizmet talep etme hakkı vardır.Anayasa’da kişi sağlığının korunması, devlete bir ödev olarak yüklenmiştir. Devletin bu çerçevede önlem alma,gerekli kurum ve kuruluşları oluşturma ve bunları denetleme görevi de bulunmaktadır. Devletin bu alandaki çalışmaları sağlık hizmetlerini oluşturur.

Kişi sağlığının korunması ve yaşamına sağlıklı bir şekilde  devam etmesinin sağlanması devlete bir ödev olarak yüklenmiştir.

Bireylerin sağlık haklarını elde edebilmeleri; sağlık hizmetlerinin sunulması ve sağlık hizmetlerine ulaşabilmeleri ile mümkün olabilecektir.

Hekimin Yükümlülükleri

hekimin-kusuru-ve-ispatı

HEKİMİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ

Öncelikle yapılan uygulama tıp bilimine uygun mu değil mi ona bakılmalıdır. Kural olarak endikasyonsuz bir müdehale hukuka uygun değildir.

1.Tanı Yükümlülüğü

Hekimin, kendisine gelen hastanın mevcut sorununu bulması esastır. Şöyle ki problemin ne olduğunu kestiremeden yani tanı koymadan gerekli tedaviyi de yapamaz. Tanı koyma bir çeşit tedavi için ön şarttır. Hekimin tıbbi yanılgısı görevi ihmal suçunu oluşturmaz. ( Yargıtay 4.Hukuk Dairesi ) Ama doğru tanıyı koymada gecikmek veya tedavi yöntemlerinin yanlış seçilmesi cezai sorumluluğu doğurur. Tanı koymada hatada ceza sorumluluğunu doğurur. Ancak hekim tanı koyarken kendinden beklenen her şeyi yaptıysa ve buna rağmen hatalı bir tanı ortaya çıktıysa bundan dolayı cezalandırılamaz.

2.Tedavi yükümlülüğü

Hekimin hastayı; herhangi bir din,dil,ırk,cinsiyet ayrımı yapmaksızın tedavi yükümlülüğü vardır. Örn; hekimin zenci bir hastayı tedavi etmeme lüksü yoktur. Hekimin iradi olarak tıbbi müdehalede bulunmaması veya gecikmesi nedeniyle hastanın zarar görmesi kamu görevlisi hekimlerde; zararlı bir sonuç doğmasa dahi hekimin hastayı muayene etmemesi veya tıbbi yardımda bulunmaması icrai veya ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturur. (TCK m.257 )
Hastanın sağlık hakkını kullanması engellenemez. Hekim kendisine gelen hastayı tedavi etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi cezai sonuçlar doğuracağı gibi BK’na göre tazminat yükümlülüğü de doğar.

3.Hastayı bilgilendirme onam alma (aydınlatma ) yükümlülüğü (HHY m.15 )

Hekim; tıbbi müdahalede bulunacağı hastasını bilgilendirmekle yükümlüdür. Şöyle ki ; hastalığının ne olduğu, sebepleri, nasıl seyredeceği, muhtemel komplikasyonları, kullanılacak ilaçlar ve özellikleri, tedavi seçenekleri ve bunların riskleri, yan etkileri, hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, sağlığı için kritik olan yaşamıyla ilgili önerileri reddetme durumunda ortaya çıkacak muhtemel fayda ve riskleri müdehalenin ağırlığına göre belirli bir zaman önce ve uygun bir yerde bilgi vermekle yükümlüdür.
Ayrıca hastaya bir aydınlatılmış onam formu imzalatılmalıdır. Bu form günümüzde hastanelerde bankalardaki sözleşmelere benzer fazlaca kağıt içeren herkese aynı sözleşmenin verildiği bir form olmaya başlanmıştır. Bunu TBK.’daki genel işlem şartı gibi düşünmek gerekir. Hasta gerçekten aydınlatılmadıysa o evrakları imzalamasının hiçbir hukuki niteliği yoktur. Her hasta ayrıca kendi içinde değerlendirilmeli ve her hasta için ayrı bir form düzenlenmelidir. Bir kanser hastası ile basit bir operasyon geçirecek hastanın aynı formu imzalaması aydınlatılmaktan uzak tamamen hukuki prosedür olduğu için doldurulan bir evraktan öteye gitmemektedir.
Uygun bir yer ve zaman dilimine gelecek olursak; hekim hastayı kimsenin olmadığı bir ortamda mahremiyet hakkını zedelemeden bilgilendirmelidir. Bu TCK m.134 ve m.137 kapsamında değerlendirilmelidir. Bir örnek verecek olursak; hekimin, hastanın gebe olduğunu ailesine veyahut bir başkasına söylemesi Bedensel mahremiyetten tüm belgeler imzalatılsa dahi vazgeçilemez. Kimse haklarından kısmende olsa vazgeçemez. Hukuka aykırı bir şey için rıza gösterse dahi geçersizdir. TMK. M.23 ve 27. Maddeleri kapsamında değerlendirilmelidir.
Hastaya ağır bir tıbbi müdehalede bulunulacaksa ameliyattan beş dakika önce bilgilendirilmesi hukuka aykırıdır ve onam formunu imzalasa dahi geçersizdir. Tıbbi müdehalenin mahiyetine göre bu zaman aralığı belirlenmelidir.

4.Kayıt tutma yükümlülüğü

Her hekim yaptığı müdehalelerin, tedavilerin, yaptığı ve önerdiği tüm işlemlerin kaydını tutmakla yükümlüdür. Epikriz; hasta bilgilerini içeren bir belgedir. Bir çeşit taburcu raporu düzenlemedir. Hasta çıkışı yapıldığı zaman bu rapor düzenlenmez ise daha sonra hastaya nasıl bir tedavi yapıldığının ya da tedavi yapılıp yapılmadığının ispatı güçtür. Örneğin; ilerleyen zamanlarda hastada beklenmedik bir durum olduğunda epikriz raporuna bakılarak hangi tedavi şekli nasıl hangi dozda uygulanmış görülebilmektedir. Hekimler hastalarına çok basit bir işlem dahi olsa veyahut öneri bile olabilir bunu kayıt altına almakla yükümlüdür. Hastaneler o hastaya ilişkin evrakları beş yıl saklamakla yükümlüdür. Eğer kayıtlar tutulmamışsa veya kaybolmuşsa hekimin hukuki sorumluluğu doğar.

5.Hastanın özel yaşamına saygı yükümlülüğü ( HHY m. 21 )

Hekim özel hayatın gizliliğini ihlal etmemelidir. ( AİHS m.8 , AYM m.20 ) Örneğin; hekimin hastayı hastane koridorunda herkesin içinde bilgilendirmesi. Hekim hasta bilgilerini kimseyle (eşiyle dahi ) paylaşmamalı, hastanın mahremiyetine saygı duyulmalıdır. Hastanın sağlık durumu ve tıbbi değerlendirilmelerinin gizlilik içerinde yürütülmesi gerekir. Hastanın rızası dahilinde tıbben sakınca olmayan hallerde bir yakınının muayene odasına alınması veya ona bilgi verilmesi mümkündür.
Eğitim verilen sağlık kurum ve kuruluşlarında, hastanın tedavisi ile doğrudan ilgili olmayanların tıbbi müdahale sırasında bulunması gerekli ise; önceden veya tedavi sırasında bunun için hastanın ayrıca rızası alınır. Araştırma hastanesine gitmek demek baştan asistanların veya başka sağlık çalışanlarınında kendisini izlemesine veya dokunmasına rıza gösterdiği anlamına gelmez.

Resmi Belgede Sahtecilik suçu ( Tck md 204)

Resmi Belgede Sahtecilik suçu ( Tck md 204)
Türk Ceza Kanununda 204. Maddede düzenlenen bu suç madde metninde 3 fıkra altında düzenlenmiştir, birinci fıkrada bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişinin 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağına yer verilmiştir.
İkinci fıkrada görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisinin durumu düzenlenmiş 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası öngörülerek suçun kamu görevlisi tarafından işlenmiş olması daha ağır yaptırıma bağlanmıştır ve bu durumda yargılamanın mercii ilk maddeden farklı olarak ağır ceza mahkemesi olarak belirlenmiştir.
Üçüncü fıkrada ise resmi belgenin kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde verilecek cezanın yarı oranında arttırılacağı hüküm altına alınarak yine suçun cezasının bir artırım hali daha madde metninde belirlenmiştir.
Uygulamada en çok karşılaşılan suçlardan olması bakımından madde metni ile ceza verilen “ resmi belge” nin ne olduğunun açıklanması gereği doğmaktadır, şöyle ki hiçbir hukuki önemi olmayan bir olayı ispat edebilen bir yazı hukuki anlamda “ delil” olamaz dolayısıyla “ belge” niteliğine de sahip olamaz. Bu nedenle belge niteliği taşımayan batıl olan şeylerle yapılan sahtecilik bu suçu oluşturmaz, öyle ki belge bazen içerik bakımından bazen şekil bakımından sakat olabilir, bu durum belgeyi kısmen veya tamamen geçersiz kılacağından o belge ile sahtecilik suçu da işlenemez, zira ceza kanunumuza göre kanunsuz suç ve ceza olmaz yani gerçek / geçerli bir belge yok ise anılan suç da oluşmayacaktır. Bu durumda bir belgeden söz edebilmek için belgenin ;
– Yazılı olması,
– Düzenleyicisinin bulunması,
– Yazının içeriğinin bulunması
– Hukuken hüküm ifade etmesi gerekmektedir, aksi taktirde bir belgeden bahsedilemez kanunun aradığı anlamda belge olmadığında da kanunda yazılan suçun oluşması söz konusu olmaz.
Belgede sahtecilik suçları ne şekilde işlenebilir ?
– Tamamen sahte bir belge düzenlenmesi sureti ile işlenebilir,
– Gerçek bir belgeyi değiştirmek, başkalaştırmak sureti ile işlenebilir,
– Gerçek bir belge düzenlenirken düzenleyene yalan beyanda bulunarak işlenebilir,
– Gerçek bir belgeyi kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak ya da bozmak sureti ile işlenebilir.
Belgede sahtecilik suçlarında suçun unsurları( olmazsa olmazları ) nelerdir ?
– Hukuken hüküm ifade eden bir belgenin olması gerekir, “belge” dilimizdeki eski “ evrak” kelimesi karşılığı olarak kullanılmakta olup yazılı kağıt anlamına gelmektedir.Bu nedenle yazılı kağıt niteliğinde olmayan şey ispat kuvveti ne olursa olsun belge niteliği taşımamaktadır. Kağıt üzerindeki yazının anlaşılabilir bir içeriğe sahip olması ve ayrıca bir irade beyanı taşıması gerekir. Yine bir belgeden söz edebilmek için kağıt üzerindeki yazının içeriğinin hukuki bir değer taşıması hukuki bir hüküm ifade etmesi hukuki bir sonuç doğurmaya elverişli olması gerekir.

Resmi Belgede Sahtecilik suçu ( Tck md 204)

Resmi belgede sahtecilik suçu
Resmi belgede sahtecilik suçu

Resmi Belgede Sahtecilik suçu ( Tck md 204)
“ Resmi belge” ise bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade etmektedir, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerekir.
– Belgedeki gerçeğin değiştirilmesi gerekir,belgedeki gerçek başkalarını yanıltacak şekilde değiştirilmiş olmalıdır.
– Belgenin son halinde iğfal kabiliyetinin olması gerekir, iğfal kabiliyeti “ aldatma yeteneği” anlamına gelmekte olup her somut olayında belgenin iğfal kabiliyetinin olup olmadığının mutlaka tespiti suçun oluşumu açısından son derece önemlidir, yargılama sırasında ana kural aldatma kabiliyetinin olup olmadığının tayininin hakime ait olmasıdır, bu nedenle belgenin aslı mutlaka getirtilmeli ve belgenin özellikleri duruşma tutanağına geçirilmelidir, ancak uygulamada çoğu kez hakimler adli tıptan rapor almayı tercih etmekte bu konuda kriminal laboratuarlardan rapor alınmaktadır. Adli tıptan gelen rapor hakimi tam olarak bağlamasa da önemli bir delildir.
Suç konusu belgenin şahsi bir belge olması aldatma kabiliyetini ortadan kaldırmaz, belgenin birden fazla kişiyi aldatma yeteneği varsa iğfal kabiliyetinin olduğundan bahsedilebilir. Objektif olarak aldatma kabiliyetine sahip bir belge örneğin bir nüfus cüzdanı kişinin çekmecesinde ele geçse ve kişi bunu kullanmamış dahi olsa bu durum yargılama konusu olduğunda iğfal kabiliyeti olduğu için suç gerçekleşecektir.
Sahtecilik konusu belge resmi bir kurumdan verilmiş bir belge ise şeklen kurumdan verilmiş olduğu için aldatma kabiliyeti var kabul edilecektir.
Memurların düzenlediği belgelerin aldatma kabiliyetinin olmadığı anlaşılırsa bu durumda belgede sahtecilik suçu değil görevi kötüye kullanma suçu oluşması ihtimali kuvvetle muhtemeldir, somut olaya göre hangi suçun oluştuğunun tespiti hakime ait olacaktır, ancak uygulamada çoğu kez memur kişilerin işlediği bu suçlarda iğfal kabiliyeti de yoksa veya belge aslı bulunamamakta ise ve failin kastının olmadığın tespiti hallerinde suç görevi kötüye kullanma suçuna dönüşmektedir.
Noterlerce düzenlenen belgeler tamamen sahte ise ve bu sahte belge ile birden fazla işlem yapılmışsa bu belgenin fiili olarak iğfal kabiliyetinin olduğu kabul edilir.
Sahtecilik suçlarında sonuç itibari ile zarar oluşmamış olsa bile “zarar olasılığı” var kabul edildiğinden sahte belgenin kullanılmış olması şartı aranmaz, sahte resmi belgenin düzenlenmiş olması suçun oluşumu için yeterli kabul edilir.
Sahte belgenin düzenlenmesinde mağdurun rızası varsa ceza verilmez, bu durum daha ziyade ticaret şirketleri ortakları ya da aile şirketlerinde yaşanmakta resmi bir belge çek / senet oluşturulmakta sonradan bunlara icra takibine konu olunca muhatap tarafından borçtan kurtulmak için imza benim değil savunması yapılmakta ya da diğer ortakla ihtilaf çıktığında imza inkar edilmekte belge sahte bir belgeye dönüştürülmek istenmektedir. Ancak bu durumu kanun korumaz ve dava konusu belgenin düzenlenmesinden önce mağdurun rızası varsa bu durumda suç oluşmaz belgede sahtecilikten ceza verilmez.
– Bu belgenin kullanılması ile zarar doğması veya olasılığı gerekir.
– Suçun manevi unsuru olarak “kast” ın varlığı aranır.

Resmi Belgede Sahtecilik suçu ( Tck md 204)
Belgede sahtecilik suçlarının türleri nelerdir ?
– Aksi belirleninceye kadar geçerli resmi belgelerde sahtecilik ( Tck md 204/1 ve 2.)
– Sahteliği kanıtlanıncaya kadar geçerli resmi belgelerde sahtecilik ( Tck md 204/ 3. Fıkra)
Maddenin bu fıkrasında resmi belgede sahtecilik suçunun konu bakımından nitelikli hali unsuru belirlenmiştir. Buna göre suçun konusunu oluşturan resmi belgenin kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde cezanın arttırılması öngörülmüştür.
– Resmi belge hükmündeki belgelerde sahtecilik
Resmi Belgeyi Bozmak yok etmek gizlemek suçu; ( tck 205. Md)
Maddi metnine göre gerçek bir resmi belgeyi bozan, yok eden veya gizleyen kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında arttırılır, suçun yargılaması asliye ceza mahkemesinde yapılır.
– Bu suça sürüklenen kişinin 15 yaşını doldurmamış çocuk olması halinde ceza olarak tutuklama kararı verilemez.( ÇKK 21- ilk cümle)
– Suçun niteliğine göre zamanaşımı süresi 8 veya 15 yıldır.
– Bu suçta tutukluluk süresi en çok 1 yıldır, bu süre zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek 6 ay daha uzatılabilir.
– Bu madde ile resmi belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek fiilleri resmi belgede sahtecilik suçundan ayrı bir suç olarak ceza yaptırımı altına alınmıştır. Belgede sahtecilik suçlarında unsur olarak belgenin aldatma kabiliyetine haiz olması aranırken bu maddede tanımlanan suçun işlenmesi başkasını aldatma özelliği taşımayabilir.
– Suçun konusu yine de geçerli resmi bir belgedir, gerçek bir resmi belge üzerindeki yazıları örneğin boyamak veya silmek suretiyle okunmaz hale getirmek , belge üzerindeki resmi koparmak, belgeyi yırtmak, yakmak veya gizlemek fiilleri bu suçu oluşturur. Resmi Belgede Sahtecilik suçu ( Tck md 204)


Bu yazımızı da okumanızda yarar var