Boşanma Davasında Nafaka

Av.Yasin GİRGİN

Av.Yasin GİRGİN

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 1999 yılında mezun olan Avukat Yasin GİRGİN'in boşanma, nafaka, velayet ve mal paylaşımı konularında yazdığı 2 kitabı bulunmakta, yine Hürriyet Gazetesi ve superhaber.tv'de köşe yazmaktadır.
Av.Yasin GİRGİN

Boşanma Davası İle Eş İçin Tedbir Nafakası

Dava süresince eşlerden birinin diğerine barınması ve geçinmesi için ne miktar nafaka vereceği de tedbiren karara bağlanır. Bu nafakaya bu sebeple uygulamada tedbir nafakası adı verilmektedir.

Boşanma davasını hangi taraf açmış olursa olsun, boşanma sebebinde kim kusurlu olursa olsun koca ve karının yükümlülükleri devam edecektir. Bu sebeple tedbir nafakasına karar verilirken bu hususlar değil sadece tarafların mali durumu göz önünde tutulur.

Tedbir nafakası, boşanma veya ayrılık davasının açıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar ve boşanma hükmünün kesinleştiği güne kadar devam eder.

Uygulamada tedbir nafakası genel olarak dava tarihinden başlamak üzere ileride artırma, eksiltme veya ortadan kaldırma hakkı saklı tutularak verilmektedir. Verilen tedbir kararı, gerekçeli kararla birlikte temyiz edilebilir.

Mahkemece tedbir nafakasına takdir edilirken, lehine tedbir nafakasına hükmedilecek eşin kusuru araştırılmaz. Bu sebeple, eşine karşı sadakat yükümüne uymama vb. davranışları nedeniyle aleyhine boşanma davası açılmış olan kadın lehine dahi tedbir nafakası hükmedilmektedir.

Öte yandan Yargıtay verdiği bir kararda, fiili ayrılık döneminde başkasıyla evliymiş gibi yaşayan kadın lehine takdir edilen tedbir nafakasını “iaşesi birlikte yaşadığı kişi tarafından sağlandığı gözetilmeksizin takdir edildiğı” gerekçesiyle isabetsiz bulmuştur.

Tedbir nafakasının miktarı davalı kocanın geliri ile orantılı olmak kaydıyla birlikte yaşadıkları zamanda eşine sağladığı geçim şartlarını ayrı yaşama halinde de sağlayacak oranda, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına uygun, hak ve nesafet gereğince takdir edilir.

Nafaka davalarında, hüküm altına alınacak nafaka miktarının tayin ve takdiri bakımından, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, ihtiyaçları, gelir ve giderleri, gereği gibi araştırılıp hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır.

Tedbir nafakası, verilen ara kararın örneği ile İcra Müdürlüğü’nde başlatılacak ilamsız icra yolu ile tahsil edilir. Verilen ara kararda nafakanın aylık olarak ödenmesine karar verilmemiş olması durumunda, ara kararı veren mahkemeye başvurularak kararın tavzihi istenebilir.

Nafaka borçları peşin olarak ödenir yani davanın açıldığı tarihten itibaren geçerli olmak üzere verilen bir tedbir nafakası, hükmolunan miktar bakımından dava tarihinde doğmuş olur. Davanın açılmasından bir ay sonra da ikinci ayın nafakası doğmuş olur.

Tedbir nafakasının ödenmemesi halinde, önceki kanuna göre ceza verilemiyordu. 4949 sayılı Kanunla İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesine mahkemelerin ara kararları ile verdikleri tedbir nafakalarının ödenmemesinin de cezayı gerektirdiği kabul edilmişken 5358 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle bu yine değiştirilmiş ve tedbir kararının ödenmemesi suç olmaktan çıkarılmıştır.

Tedbir nafakasının ödenmesi için başlatılan icra takibi, ödeme emrinin borçluya tebliğinden itibaren 7 günlük süre içerisinde yapacağı itiraz ile durur. Bu itirazın iptali için açılacak davalarda aile mahkemesi görevlidir.

Tedbir nafakasına genel olarak davanın açıldığı tarihten itibaren geçerli olmak üzere hükmedilmektedir.

Tedbir nafakasına ara karar ile hükmedilmesinden itibaren tedbir nafakası muaccel olur. Bu nedenle tedbir nafakasına, tedbir nafakasına hükmedildiği tarih ile dava tarihi arasında geçen süre için faiz işletilmez; ancak tedbir nafakasına karar verilen ara karar tarihinden itibaren faiz işler.

Ölüm halinde, tahakkuk eden ve muacceliyet kazanan tedbir nafakası mirasçılara geçer.

Çocukların Bakım ve Korunması (Velayetin Tedbiren Bırakılması ve Tedbir Nafakası)

Dava sırasında eşlerin ayrı yaşamaya hakkı bulunduğundan, çocukların hangi eşin yanında kalacağı diğerinin bunların geçimine nasıl katılacağı, kişisel ilişkinin nasıl sürdürüleceği de tedbir kararı ile tayin ve takdir edilir.

Dava devam ederken çocuklar için verilen nafakaya tedbir nafakası, karar ile verilen nafakaya ise iştirak nafakası adı verilmektedir. Boşanma davası sırasında çocukların bir eşin yanına verilmesi diğerinin velayet hakkına etki etmez.

Boşanma davasının açılması ile çocuğun geçici velayeti kendisine bırakılmayan ana-babanın tedbir nafakası ödemesine de karar verilir. Bu nafakanın başlangıç tarihi çocuğun geçici velayeti halen yanında kaldığı ebeveyne bırakılmışsa dava tarihi, diğer ebeveyne bırakılmışsa velayetin bırakıldığı karar tarihidir.

Lehine nafakaya hükmedilen çocuk yönünden borçlunun nafaka ödemekle sorumlu tutulabilmesi için çocuğun alacaklı yanında bulunması gerekir.

Hükmedilen tedbir nafakasının alacaklısı velayet kendisine bırakılan ana ya da babadır. Yapılan ödemenin ispatı açısından, ödeme makbuzlarına nafakaya ilişkin olduğuna dair ibare konulmalıdır.

Bu ibarenin konulmasının ihmal edildiği hallerde, yapılan ödemenin çocuğun okul ve benzeri giderlerine yönelik ahlaki bir ödemeden kaynaklandığının ispatlanması gerekmektedir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, önceki kararlarında, “nafakaya ilişkin yapıldığı” ibaresini taşımayan ödemeleri geçerli saymıyordu.

Ancak, Daire bu görüşünü değiştirmiş ve borçlu tarafça yapılmış ödemelerin açıkça nafaka alacaklısı tarafından başka bir alacağa ilişkin olduğu ispat edilemediği sürece nafakaya ilişkin yapılmış kabul edileceğini içtihat etmiştir.

Tedbir Nafakasına İlişkin Örnek Yargıtay Kararları

1 Boşanma Davasının Devamı Süresince Gerekli Tedbirlerin İstem Üzerine Veya Resen Alınabileceği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2004/4252 K. 2004/5085 T. 21.4.2004
“Boşanma davası açılmakla eşlerin ayrı yaşama ve nafaka isteme hakkı doğar. ( M.K.m.162/2,137 ) Kaldı ki istek olmasa bile davanın devamı süresince gerekli tedbirlerin davaya bakan hakim tarafından kendiliğinden ( resen ) alınması zorunludur. ( M.K.137 ). O halde dava tarihinden geçerli olmak üzere, 1994 doğumlu müşterek çocuk Ersan için uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.”

2 Tedbir Nafakasına Hükmedilirken Sadece Tarafların Mali Durumunun Göz Önüne Alınması Gerektiği

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2011/2-533 K. 2011/670 T. 2.11.2011
“Öncelikle “tedbir nafakası” na ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki niteliğinin açıklanmasında yarar vardır:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ( TMK )’nun 169.maddesi:
“Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.” hükmünü içermektedir.

Bu madde, yasal gerekçesinde de işaret olunduğu üzere, yürürlükten kaldırılan 743 sayılı Medeni Kanunun 137.maddesinin sadeleştirilmiş şekli olup, herhangi bir değişiklik yapılmamıştır.

Böylece, öteden beri uygulanagelen bu hükme göre hakimin, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, mallarının yönetimine ilişkin geçici önlemleri, bu konuda bir talebin varlığını aramaksızın, re’sen alması gerekir.

Bu geçici önlemlerden birisi de tedbir nafakasına hükmedilmesidir.
Tedbir nafakası, talebe bağlı olmaksızın ( resen )takdir edilir ve geçici bir önlem olarak davanın başından itibaren, karar kesinleşene kadar hüküm altına alınır.

Dolayısıyla, tedbir nafakası takdirine ilişkin kararın, davanın açıldığı tarih itibariyle tarafların ekonomik sosyal durumlarına ilişkin araştırma sonuçlarının dosyaya gelişini takiben hemen verilmesi gerekir.

Bu aşamada tarafların kusur durumu belirlenmediğine göre verilecek kararda kusur bir ölçüt olarak alınamayacağı gibi, sonuçta nihai karar verilirken kusur durumunun belirlenmiş olması da tedbir nafakasının kaldırılmasını ya da ödenenlerin geri istenmesini gerektirmez.

Zira, tarafların “kusur durumu” hiçbir şekilde tedbir nafakasının takdirine etkili bir unsur değildir.

Dahası Kanunda, hakimin geçici bir önlem olarak tedbir nafakasına hükmedebilmesi için, tarafların kusurlu olup olmamaları bir unsur olarak yer almamakta; hangisinin daha az ya da çok kusurlu olduğunun belirlenmesi yönünde bir koşul da öngörülmemektedir.

Bu nedenle, hakimin kusur durumuna bakmaksızın davanın en başında bu geçici önlemi alması ve buna bağlı olarak da tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını tespit edip, uygun ve geçici nitelikte bir nafaka takdir etmesi gerekir.

Görülmektedir ki, bir tarafın kusurlu olması; onun lehine tedbir nafakası tayin edilmesine engel teşkil etmemektedir. Dolayısıyla, tedbir nafakası hakimin kanun gereği, kendiliğinden alması gereken geçici bir önlem olup, tarafların kusurunun verilecek karar açısından bir önemi ve etkisi de yoktur.

Ekonomik olarak yardıma ihtiyacı olan kişi sonuçta tam kusurlu kabul edilse bile boşanma davası kesinleşene kadar tedbir nafakası devam edeceğine ve verilen tedbir nafakası geri alınamayacağına göre tedbir nafakası ile tarafların kusuru arasında hukuki bir bağ olduğundan bahsedilemez.

O halde, somut olayda boşanma davası açılmakla, ayrı yaşama hakkı kazanan ve yeterli geliri olmayan davalı kadın yararına uygun tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekir.

Bu durumda, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, kadının kusuruna işaretle ve tedbir nafakasının hukuksal niteliğine aykırı gerekçelerle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”

3 Boşanma Davası sırasında Hükmedilen Tedbir Nafakasının Boşanmaya karar Verilmesi ile Ortadan Kalkacağı

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 1992/8541 K. 1992/8861 T. 1.10.1992
“Boşanma davasının ikamesinden sonra M.K.’nun 137. maddesince ödenmesine karar verilen tedbir niteliğindeki nafaka boşanma davasının sonuçlanması ile hukuki dayanağı kalmadığından nihayet bulur. Bu durumda, açılan davayı M.K.’nun 161, 162. maddeleri çerçevesinde değerlendirmek gerekir ( HUMK. 76 ). Taraflardan delilleri sorularak hasıl olacak sonuca göre bir karar vermek gerekirken, varlığı sona ermiş nafakanın artırılmasına hükmetmek yasaya aykırıdır.”

4 Boşanma Davası Sırasında Hükmedilen Tedbir Nafakasının Dava Tarihinden İtibaren Takdirinin Gerektiği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2010/11447 K. 2011/11748 T. 7.7.2011
“Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi gereğince davacı lehine dava tarihinden geçerli olacak şekilde tedbir nafakası takdiri gerekirken, tedbir nafakasının buna ilişkin ara kararının verildiği 5.2.2009 tarihinden başlatılması da usul ve yasaya aykırıdır.”

5 Tedbir Nafakası Lehine Hükmedilen Tarafın Gereklerinin Birlikte Yaşadığı Kişinin Karşılaması Göz Önüne Alınmadan Nafaka Miktarı Takdir Edilemeyeceği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2009/21018 K. 2010/526 T. 14.1.2010

“1-Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden tarafların her ikisinin de reddedilen davadan sonra fiili ayrılık süresi içinde başkalarıyla fiilen evliymiş gibi yaşadıkları anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya sebep olan fiili ayrılıkta taraflar aynı oranda kusurludurlar. Hal böyleyken boşanmada davacının daha fazla kusurlu kabul edilmesi doğru bulunmadığı gibi, eşit kusurlu olan davalı-davacı yararına Türk Medeni Kanunu’nun 174/1 ve 2. maddesi gereğince maddi ve manevi tazminat takdir edilemeyeceği gözetilmeksizin, bu isteklerin reddi yerine davalı-davacı yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi de doğru görülmemiştir.

2-Davalı-davacının iaşesinin beraber yaşadığı şahıs tarafından karşılandığı gözetilmeksizin, davalı yararına tedbir nafakası takdir edilmesi de isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.”

6 Tedbir Nafakası Takdir Edilirken Tarafların Mali Güçlerinin Kuşkuya Yer Vermeyecek Şekilde Tespit Edilmesinin Gerektiği

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 1982/2-711 K. 1983/458 T. 29.4.1983
“Nafaka davalarında, hüküm altına alınacak nafaka miktarının tayin ve takdiri bakımından, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, ihtiyaçları, gelir ve giderleri, gereği gibi araştırılıp hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır.

Olayda, davalının rafineride işçi olarak çalışmakta olduğu ve eline aylık net 24.775 lira para geçtiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar, mahkemenin direnme kararında, “davalının çalıştığı iş yerinde çalışanlarına birçok sosyal imkânlar tanıdığının mahkemece bilinen bir gerçek olduğu” yolunda bir gerekçeye de dayanılmış ise de, dava dosyasında, bu konuda herhangi bir bilgi ve belge mevcut değildir.

Hâkim, Yargıtay’ın kontrol ve denetimine imkân bulunmayan bir vakıa hakkındaki özel bilgisini hükme dayanak yapamaz. Bu nedenle, çalıştığı işyerinin davalıya ne gibi imkânlar sağladığı tahkik edilmeli ve ayrıca, tarafların ev kirası ödeyip ödemedikleri ve miktarı araştırılmalıdır.”

7 Tedbir Nafakasına ilişkin Takip Yolunun İlamsız İcra Olduğu

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2003/27623 K. 2004/4572 T. 2.3.2004
“Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; Takip dayanağı belge Uzunköprü Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/214 esas sayılı boşanma davasında tedbir nafakası verilmesine ilişkin ara kararıdır. Ara kararı ilam olmadığı gibi İİK.nun 38. maddesinde yazılı ilam mahiyetinde de değildir. Bu nedenle ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabi olmadığından ilamlı takip konusu yapılamaz.

O halde mahkemece icra emrinin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde şikayetin reddine karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de evrak üzerinde karar verildiği ve alacaklı vekilinin yargılamada herhangi bir emek ve mesaisi bulunmadığı halde alacaklı yararına avukatlık ücretine hükmedilmesi de doğru değildir.”

8 Kesinleşmiş Nafaka Borcunun Ödenmemesi Halinde Cezaya Hükmedileceği

YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2006/16-304 K. 2006/273 T. 5.12.2006
“ Nafaka yükümlülüğüne aykırı davranma eylemi nedeniyle borçlunun 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanık hakkında uygulanacak yaptırımın idari para cezası mı yoksa tazyik hapsi mi olacağının belirlenmesi, buna bağlı olarak da Yerel Mahkemece tayin olunan cezanın usul ve yasaya uygun olarak verilip verilmediğinin belirlenmesi noktalarında toplanmaktadır.

01.06.2005 gün ve 25832 sayılı mükerrer Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren, 31.05.2005 gün ve 5358 sayılı Yasa ile İcra İflas Yasasında yer alan eylemler ve yaptırımları yeniden düzenlemiş, bu kapsamda 337, 338/2, 339, 341, 343 ve 344. maddelerdeki eylemler kabahat olarak düzenlenip, disiplin hapsi veya tazyik hapsi şeklinde yaptırımlara bağlanmış, 331, 332, 333, 333/a, 334, 335, 336, 337/a, 338/1, 342, 345/a, 345/b, maddelerindeki eylemler ise suç olarak düzenlenip, hapis cezası veya adli para cezası biçiminde yaptırımlara bağlanmıştır. Bu nedenle sanık hakkında uygulanacak yaptırımın belirlenmesinde, suç tarihinin bu yasal düzenlemeden önce mi, sonra mı olduğunun saptanması önem kazanmaktadır.

Somut olayda yakınan Emine’nin, borlu-sanık Adem aleyhine tedbir nafakası istemiyle açtığı davada İzmir 3. Aile Mahkemesince 27.10.2004 gün ve 369-1449 sayı ile; davanın kısmen kabulü ile 05.03.2004 tarihinden itibaren aylık olmak üzere davacı ve küçük çocukları için 290 milyon lira tedbir nafakasının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği, bu kararın 30.03.2005 tarihinde kesinleştiği, yakınanın vekili aracılığıyla 11.04.2005 tarihinde, 05.03.2004 tarihinden itibaren aylık 290 milyon lira olmak üzere ve yargılama giderleri için toplam 4.114.700.000 lira için takip talebinde bulunduğu, icra emrinin 10.05.2005 tarihinde borçluya tebliğ edilerek itirazda bulunulmaması karşısında takibin kesinleştiği, ancak borçlu tarafından herhangi bir ödemede bulunulmadığı anlaşılmaktadır.

Görüldüğü gibi, takip talebi, Nisan 2005 tarihine kadar oluşan ve adi alacak niteliğindeki geçmiş dönem birikmiş nafaka borçları ile birlikte cari nafaka alacağı için de yapılmıştır. Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin yerleşik kararlarında da vurgulandığı üzere, icra emrinin tebliği ile şikayet tarihi arasında işlemiş en az bir aylık cari nafaka borcunun bulunması gerekmektedir.

Yakınanın 05.07.2005 tarihli şikayetinin, Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarına ilişkin ödenmeyen nafaka alacağını kapsadığı ve üç aylık yasal şikayet süresi içinde gerçekleştiği anlaşılmaktadır. O halde suç, şikayet tarihinden bir ay öncesindeki cari nafaka borcunun doğmasıyla 01.06.2005 tarihinden sonra oluşmuştur. Yerel Mahkemece sanığın tazyik hapsiyle cezalandırılması isabetlidir.

Öte yandan, CGK.nun 14.11.2006 gün ve 220-231 sayılı kararında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, bir tür disiplin hapsi olan hapsen tazyik yaptırımı, 5237 sayılı TCY.da düzenlenen yaptırımlardan farklı niteliktedir ve CMY.nın 223. maddesinde belirtilen “hüküm” niteliğinde değildir. Hapsen tazyik yaptırımında amaç, bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak olduğundan, alt sınırdan belli bir ceza belirlenmesi gerekmemekte, yükümlülük yerine getirilene kadar ve en çok 3 ay süreyle kişinin yükümlülüğüne uygun davranması için zorlanması söz konusu olup, kararda belli bir sürenin öngörülmesi, yaptırımın bu niteliğine aykırı olacaktır. Bu nedenle Yerel Mahkemece 3 aya kadar verilen tazyik hapsi, 5271 sayılı CMY.nın 232. maddesine aykırı değildir.
Bu itibarla haklı nedenlere dayanan Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.”

9 Tedbir Nafakasının Ödenmesi Üzere Başlatılan İcra Takibine Borçlu Tarafından Yapılacak İtirazlarda Aile Mahkemesinin Görevli Olduğu

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2005/7997 K. 2005/8108 T.18.7.2005
“ Davada; ödenmeyen iştirak nafakası alacağının faizi ile birlikte tahsili için yapılan takibe itirazın iptali ile % 40 tazminatın hüküm altına alınması talep ve dava edilmiş, mahkemece, 4787 Sayılı Yasa ile kurulan aile mahkemelerinin ihtisas mahkemeleri olup, takip hukukuna ilişkin ve kendine özgü kuralları olan itirazın iptali davalarında, alacak nafakaya ilişkin olsa dahi genel mahkemelerin görevli olduğu gerekçesi ile, dava dilekçesinin görev nedeni ile reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesi uyarınca 4722 sayılı Türk Medeni Kanunun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun kapsamındaki aile hukukundan ( 2. kitabı ) doğan dava ve işler aile mahkemesinde görülür.

İİK’nun 67. maddesi uyarınca açılan itirazın iptali davası genel hükümlere tabidir. İcra ve İflas Kanununda göreve ilişkin özel bir hüküm öngörülmemiştir.

Davada; borcun TMK’nun 182/2, 327 ve devamı maddelerinden kaynaklandığı ve dolayısıyla “Aile Hukukuna” ilişkin bulunduğu anlaşılmaktadır. Borç, Aile Hukukundan ( nafaka yükümlülüğünden ) doğduğuna göre; açılan bu davanın 4787 Sayılı Yasanın 4. maddesi gereğince, aile mahkemesinde bakılması gerekmektedir.”

10 Tedbir Nafakasına Faiz İşletilirken Ara Karar Tarihinin Dikkate Alınacağı

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2002/12035 K. 2002/13312 T. 20.6.2002
“ Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan boşanma davasının devamı sırasında ara kararı ile takdir edilen ve tedbir niteliğindeki nafakaya ara kararının verildiği tarihten itibaren yasal faiz istenebilir. Bu durumda alacaklının 26.10.2001 tarihinden itibaren faiz istemesinde yasaya aykırılık yoktur. Ayrıca, ara kararında ( aylık 350.000.000 TL tedbir nafakasının dava tarihinden itibaren ) ve ( davacıdan alınarak davalıya ödenmesine ) hükmedildiği için tedbir nafakasının tamamının Saadet Ö. tarafından takibe konulması da anılan kararın gereğidir. O halde mercice aynen uyulması gereken karar içeriği göz ardı edilerek itirazın tümden kaldırılması yerine yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.”

11 Lehine Tedbir Nafakası Hükmedilen Tarafın Ölümü Halinde Bu Hakkın Mirasçılara Geçeceği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2011/16598 K. 2011/15889 T. 17.10.2011
“Davacı, boşanma davası devam ederken 04.06.2010 tarihinde ölmüştür. Ölüm halinde, tahakkuk eden ve muacceliyet kazanan nafakaları talep hakkı ölenin mirasçılarına intikal eder. Yargılama sırasında 04.03.2009 tarihli oturumda ara kararı ile davacı lehine dava tarihinden itibaren aylık 200 TL tedbir nafakasına hükmedilmiştir. Ara kararı ile takdir edilmiş olan tedbir nafakasının infazı mümkündür. O halde, dava tarihinden davacının ölüm tarihine kadar geçen süreye kadarki tedbir nafakası, muaccel hale gelmiş demektir. Muacceliyet kazanan nafakayı talep hakkı ölenin mirasçılarına intikal etmiştir. Davalı da ölenin mirasçısı olduğuna göre, takdir edilen aylık 200 TL tedbir nafakasının tamamından davalı sorumlu olacak şekilde hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.”

12 Nafakanın Miktarını Tayin Edilirken Hakimin Takdir Yetkisinin Söz Konusu Olduğu

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2009/20932 K. 2010/194 T. 18.1.2010
“Davacı vekili, davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı olarak güven sarsıcı davranışlarda bulunduğunu öğrenen davacının müşterek evi terk etmek zorunda kaldığını ileri sürerek davacı eş için aylık 5.000 TL tedbir nafakasına hükmedilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile davacı için dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere aylık 1.500 TL tedbir nafakası bağlanmasına karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Dairemizin 06.10.2009 gün ve 2009/12999 E. 2009/14999 K.sayılı ilamı ile; “Yapılan ekonomik ve sosyal durum araştırmasında; davalının kardeşleri ile birlikte ortak galericilik yapmakta olup aylık gelirinin yaklaşık 1.500 YTL. civarında olduğu bu gelir durumunun aylar itibariyle değişkenlik gösterebileceği, ev, arazi ve zeytinliğinin bulunduğu, davacının ise; ev hanımı olup,10 dekar zeytinliğinin bulunduğu yıllık gelirinin 3000 YTL. olduğu anlaşılmıştır.

O halde, mahkemece; tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, davalının gelir düzeyi ile birlikte yaşarken davalının eşine sağlamış olduğu yaşama standardı net bir şekilde saptanarak nazara alınarak; davacının geçimi için gerekli, davalının geliri ile orantılı olacak şekilde, TMK.nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de gözetilerek daha uygun bir nafakaya hükmedilmesi gerekirken,eksik inceleme sonucu, davalının geliri ile mütenasip olmayacak şekilde bir nafakaya hükmedilmesi doğru görülmemiştir” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiş, davacı taraf bozma ilamına karşı karar düzeltme isteğinde bulunmuştur.

Karar düzeltme istemi üzerine yeniden yapılan incelemede; … A.Ş. isimli firmanın B… bayisi olan şirketin ortaklarından olan davalı eşin, K… ve B… ilçelerinde ( büyük bir bölümü satış yolu ile iktisap edilen ) 2 adet daire, 3 adet işyeri, 1 adet depo, 3 adet arsa ile toplam yüzölçümü 178.394 m² olan 20 adet tarla ve zeytinlik vasıflı gayrimenkulünün bulunduğu anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, nafakanın mahkemece hakkaniyete uygun ve ihtiyacı karşılayacak şekilde belirlendiği, bozma kararındaki değerlendirmenin ise hataya dayandığı sonucuna varıldığından HUMK. nun 440.maddesi gereğince davacı tarafın karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin 06.10.2009 gün ve 2009/12999 E. 2009/14999 K.sayılı bozma kararının kaldırılmasına karar verilerek işin esası incelendi.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre; davalı tarafın tüm, davacı tarafın ise sair temyiz itirazları yerinde değildir.

Ancak, nafaka davalarında miktarı takdir hâkime aittir. Bu nedenle iki tarafında kısmen haklı çıkması halinde yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılacağına ilişkin HUMK. m. 417/1 hükmü nafaka davalarında uygulanmaz.”

13 Tedbir Ve Kararın Kesinleşmesinden İtibaren Çocukların Bakım Ve Korunması İçin Hükmedilecek Olan Nafakanın İştirak Nafakası Olduğu

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2010/9309 K. 2011/9715 T. 2.6.2011
“Dava tarihinde ve halen müşterek çocuğun davalı yanında bulunduğu anlaşılmaktadır. O halde çocuk için hükmolunacak nafakanın dava esnasında anne yanında kalmış ise bu dönem tespit edilerek bu süre için “tedbir ve kararın kesinleşmesinden itibaren “iştirak nafakası” şeklinde hükmedilmesi gereklidir. Bu husus gözetilmeden çocuk için davacı anne yararına dava tarihinden itibaren tedbir nafakasına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

14 Ödenecek Olan İştirak Nafakasının Başlangıç Tarihi Hesaplanırken Velayetin Bırakılma Anının Önem Taşıması

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2009/20355 K. 2010/21559 T. 21.12.2010

“Yargılama sırasında baba yanında bulunan 2005 doğumlu müşterek çocuk İbrahim’in geçici olarak velayeti 04.11.2008 tarihinde davalı anneye verilmiştir. Müşterek çocuk için bu tarihten itibaren tedbir nafakasına hükmolunması gerekirken yazılı şekilde dava tarihinden itibaren tedbir nafakasına hükmedilmesi doğru görülmemiştir. Ancak bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün bu bölümünün düzeltilerek onanması gerekmiştir ( HUMK.md.438/7 ).”

15 Nafaka Alabilmek İçin Çocuğa Bakmak Gerektiği

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2010/28463 K. 2011/9018 T. 10.5.2011
“Alacaklı N. Ç. vekili tarafından İzmir 2. Aile Mahkemesi’nin 2008/837 esas, 2010/419 karar sayılı 6.5.2010 tarihli kararı dayanak yapılarak borçlu S. Ç. hakkında velayet hakkı kendisine verilen müşterek çocuk sebebiyle lehine takdir edilen tedbir birikmiş tedbir nafakası alacağının ve diğer alacakların tahsili için ilamlı takibe geçildiği ve adı geçene örnek 4-5 numaralı icra emri tebliğ edildiği tespit edilmiştir.

Borçlu vekili icra mahkemesine başvurusunda, müşterek çocuk S. Ç.’ın 18.7.2008 tarihinden bu yana amcasının yanında olduğu bakım ve iaşesinin kendisi tarafından karşılandığını ileri sürmüş ve bu hususa ilişkin belgelerini ibraz etmiştir. Alacaklı da çocuğun amca yanına gittiğini kabul etmektedir.

Dairemizin süreklilik arzeden içtihatlarında da vurgulandığı üzere lehine nafakaya hükmedilen çocuk yönünden borçlunun nafaka ödemekle sorumlu tutulabilmesi için çocuğun alacaklı yanında bulunması gerekir. Bunun aksi ileri sürüldüğüne göre borçlunun bu hususta göstereceği delilleri toplanarak, tanıkları dinlenmeli ve varsa alacaklıdan da bu konudaki delilleri sorulup toplandıktan sonra çocuğun amca yanında hangi süreler içinde kaldığı ve çocuğun infak ve iaşesinin kim tarafından temin edildiği saptanmalı, daha sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Mahkemece eksik inceleme ve yazılı gerekçe ile bu yöndeki istemin reddi isabetsizdir.”

16 Çocuğun Hesabına Yapılan Ödemenin Nafaka Ödemesi Yerine Geçmesi İçin Ayrıca Belirtilmiş Olmasının Gerektiği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2009/18259 K. 2010/21237 T. 16.12.2010
“Davacı; taraflar arasında görülen boşanma davasının 14.2.2007 tarihli ara kararı ile annesi yanında kalan müşterek çocuk Ozan için aylık 500 TL. tedbir nafakasına hükmedildiğini; kendisinin 2007 yılı Ağustos ayı da dahil 2900 TL.’yi çocuğun hesabına yatırdığını; davalı annenin bu durumu bildiği halde aynı döneme ait nafakayı icra takibiyle mükerrer şekilde tahsil etmiş olduğunu belirterek, çocuğun hesabına yatırmış olduğu miktar kadar borçlu olmadığının tespitine ve fazla ödenen paranın iadesine karar verilmesini talep etmiş, mahkemece de davanın kabulüne karar verilmiştir.

Davaya konu tedbir nafakası çocuk lehine verilmekle birlikte; nafaka alacaklısı çocuk olmayıp, çocuğun yanında kaldığı davalı annedir. Nafaka alacaklısı olan davalı anne adına herhangi bir ödeme yapılmadığı gibi davacı lehine tedbir nafakası hükmedilen müşterek çocuk Ozan hesabına havale edilen paranın da nafakaya mahsuben yatırılmış olduğuna dair herhangi bir delil sunamamıştır. Havale belgesinde de nafakaya mahsuben ödeme yapıldığı yolunda bir açıklama bulunmamaktadır. Çocuk lehine hükmedilen aylık 500 TL. tedbir nafakası, işlemeye başladığı 14.2.2007 tarihinden Ağustos 2007 ayı dahil toplam 4.000 TL.’sini bulduğu halde borçlu baba tarafından çocuğun hesabına aynı dönemlerde farklı miktarlarda yatırılan paranın çocuğun okul ve benzeri giderlerine yönelik ahlaki bir ödemeden kaynaklanmadığı da tespit edilememiştir. Açıklanan sebeplerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.”

17 Nafaka Alacaklısının Başka Bir Alacağa İlişkin Olduğunu İspat Edememesi Halinde Yapılan Ödemenin Nafaka Yerine Geçeceği

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2009/22641 K. 2010/3781 T. 19.2.2010
“Alacakların takibine dayanarak yaptığı 09.07.2008 tarihli tedbir kararı gereğince, 04.04.2008 tarihinden itibaren takip alacaklısı kadın için aylık 2.500.-TL. müşterek çocuklardan her biri için aylık 2.000.-TL. tedbir nafakasına hükmedildiği anlaşılmaktadır. Genel haciz yolu ile başlatılan takipte borçlu bir takım ödemelerde bulunduğunu belirterek takibe itiraz etmiştir. İtirazın kaldırılması aşamasında mahkemece Dairemizin önceki içtihatları doğrultusunda inceleme yaptırılarak, ödeme belgelerinde “nafakaya ilişkindir” kaydını taşımayanlar nazara alınmayacak yazılı şekilde sonucu görülmektedir.

Ancak Dairemizce oluşturulan yeni içtihat gereğince borçlunun somut olayda, gözlendiği gibi birbirini takip eden tarihlerde, tüm nafaka borçlarını kapsamasa dahi birtakım ödemeler yaptığı ve yaptığı bu ödemelerin nafaka borcuna ilişkin olduğuna dair bir açıklama olmasa bile, ödenen miktar nispetinde nafaka borcundan kurtulacağına kabulü gerekmektedir.

Zira işleyen nafaka borcu bulunan bir borçlunun yaptığı ödemelerin bu borç dışında, ahlaki bir ödeme olduğunu kabul etmek hak kaybına neden olmaktadır. Kaldı ki zorunlu olsa dahi, nafaka borcu da nitelik itibarıyla temelde ahlaki bir ödemedir. Açıklanan nedenlerle Dairemizce içtihat değişikliğine gidilmiş ve az yukarıda belirlenen ilkeler kabul edilmiştir.

Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş, borçlu tarafça yapılan tüm ödemelerin, açıkca alacaklı tarafça nafaka dışındaki bir alacağa ilişkin olduğu ispat edilmediği sürece, nafaka borcuna mahsuben yapıldığının kabulü gereğinden, yeniden alınacak ek rapor sonunda oluşacak duruma göre bir karar vermekten ibarettir.”

Bilgi paylaştıkça artar...Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInEmail this to someonePrint this page

Ankara Boşanma Avukatı

error: Content is protected !!
Ankara boşanma avukatı, boşanma avukatı ankara, ankaranın en iyi avukatı, ankaranın en iyi boşanma avukatı, ankara boşanma avukatı tavsiye, en iyi boşanma avukatı ankara, ankara avukat, avukat ankara, en iyi boşanma avukatı kim,