Kategori arşivi: Boşanma

Kadın Boşanmak İstemezse

kadın boşanmayı kabul etmezse, kadın boşanmak istemezse dava ne kadar uzar, kadının boşanmak istememesi, boşanmak isteyen erkek ne yapmalı, erkek boşanma davası açarsa kadın istemezse, kadın boşanmak ister erkek istemezse, kadın boşanmak isterse ne yapmalı, eşlerden biri boşanmak istemiyorsa dava nasıl ilerler, çekişmeli boşanmada davalı gelmezse


KADIN BOŞANMAK İSTEMEZSE

Değişen kanunlarla eski bir söylem olan “nikahını vermemek” çok geride kalmıştır. Bugünkü kanunlar, davalı kadın boşanmak istemezse dahi evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açacak davranışlarının olması halinde boşanma davasının kabulüne karar verilmesini mümkün kılmaktadır.

Evlilik birliği her iki eşin kanun koyucunun belirlediği yetkililer önünde evlenme iradelerini açıklamaları ile kurulur. Bu nedenle evlilik birliğinin sona ermesinde de aynı usule uyulması gerekir.

Evlilik birliğini çoğu zaman her iki eş de sona erdirmek isteyebilir, ancak bazı durumlarda eşlerden birinin boşanmayı istememesi söz konusu olabilir.

Boşanma davaları davacı, davalı ile birlikte üçüncü taraf olarak çocuk, geniş aile, arkadaşlar ve hatta toplumu da ilgilendiren davalardandır.

Bu nedenle boşanma davalarındaki bir çok konu hakkında mahkeme (hakim) re’sen düşünülmek ve karar vermek üzere kanun koyucular tarafından yetki ve görevlendirilmiştir.

Örneğin boşanma davasının açılmasıyla TMK 169. maddeye göre eşlerin barınma ve nafaka konuları hakkında mahkeme kendiliğinden bir karar vermekle yükümlü tutulmuştur.

Boşanma davalarında her iki eşin de boşanmayı istemesi halinde çekişmeli boşanma yanında anlaşmalı boşanma da söz konusu olabilir; ancak kadın boşanmak istemezse (ya da erkek) halinde ise anlaşmalı boşanma mümkün olmaz. Kadın boşanmak istemezse bu durumda erkek çekişmeli boşanma davası açmak zorundadır.

Kadın boşanmak istemezse boşanmanın gerçekleşmeyeceği yahut uzayacağı düşüncesi ise kamuoyunda yanlış bilinen konuların başında gelmektedir. Tazminat ya da nafaka istenmediğinde olduğu gibi (eşlerden birinin) kadın boşanmak istemezse de boşanma davası uzamaz:

Boşanma davası süreçleri, davanın açılması, dilekçeler aşaması, ön inceleme duruşması, tahkikat duruşması aşamalarıyla, tazminat talebi, nafaka talebi olsun olmasın aynı zaman aralığında ilerler. Bunun gibi taraflardan birinin elinde çok sağlam (!) delillerinin olduğu davalarda da süreç kısalmaz, bu süreler tebligat ve mahkemenin iş yoğunluğuna bağlıdır.

Bazı mahkemelerde sonraki duruşma günü (celse) bir ay sonrasına verilebilmekteyken kimi mahkemelerde iki duruşma arası 4 aya kadar uzayabilmektedir.

Kadın boşanmak istemezse, davayı açan erkek açısından değişen hiç bir şey olmaz. Yine davayı açan iddia sahibi – ister erkek isterse kadın olsun- iddiasını ispat etmek yani evlilik birliğinin karşı tarafın davranışları nedeniyle temelinden sarsıldığını ve bu nedenle kendisinden evlilik birliğini sürdürmesinin istenemeyeceğini ispat etmek zorundadır.

Kadın boşanmak istemezse, kadın mahkemeye gelmezse de bu süreçler değişmemektedir. Çünkü artık tarafların MERNİS adresine yapılan tebligat geçerli sayılmakta ve cevap verme hakkını kullanmayan, bunu ihmal eden, süresinde cevap vermeyen kadın hakkında gıyabında (yokluğunda) dahi karar verilebilmektedir.

Sosyal Medyanın Boşanmaya Etkisi

sosyal medya boşanma, sosyal medya boşanma nedeni, sosyal medyanın boşanmaya etkisi, sosyal medyanın boşanmalar üzerindeki etkisi, sosyal medyanın boşanma, sosyal medya ve boşanmalar, sosyal medya yüzünden boşanmalar, sosyal medya yüzünden boşanma, sosyal medya aldatma ve boşanmaları artırdı, boşanma davalarında sosyal medya, boşanma nedenleri sosyal medya, sosyal medya boşanma sebebi, sosyal medya ve boşanma


Sosyal Medyadaki Paylaşımlara Dikkat

Sosyal medya paylaşımları, hemen parmağımızın ucundaki, düşüncelerimizi kızgınlıkla, filtre etmeden, hızlıca paylaşabilme imkanını sunuyor. Üzerinde çok fazla düşünmeden, sonuçları nereye varır hesap etmeden yapılan bu paylaşımlar çeşitli sonuçlara neden olabiliyor.

Örneğin güzellik kraliçesinin tacı geri alınıyor, stadta çalışan bir güvenlik görevlisinin iş akdi feshediliyor, bir başkası ise hem ceza hem de tazminat davalarıyla karşılaşabiliyor.

Üç beş cümle ve sınırlı karakterle anlatılmaya çalışılan tam anlatılamıyor. Yüz yüze iletişimdeki vurgulama, jest ve mimikler de olmadığı için alegorik, metaforlu ya da sarkastik ifadeler hiç akla gelmeyen yerlere çekilebiliyor.

Eskilerin dediği gibi, hayvan yularından, insan sözünden tutulurmuş!

Boşanma davalarında da bu durum sıkça karşımıza çıkabiliyor. Örnek bir davada, kadın facebookta yaptığı eski eşine özlem içeren paylaşımları nedeniyle güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu tespit edilerek kusurlu bulunmuştu.

Yine bir başka dosyada da dosyaya sunmuş oldumuz “facebook yazışmaları dikkate alınarak” denilmek suretiyle “davacının bu evlilik birliğinden ve davalıdan daha kusurlu olduğu”, belirlenerek davanın kabulüne karar verilmişti.

Sosyal Medyada Eşin Soyadını Kullanmamak Boşanma Nedeni Olur mu?

Artık evlilik yaşı malumunuz ilerledi. Eskiden daha geç yaşlarda tanışan ve evlenen, çocuk sahibi olan insanlar görüyoruz. Ancak bu sadece bizde böyle değil: Geçen gün Arirang’da (Güney Kore televizyon kanalı) izlediğim bir programda, gençlerle yapılan röportajlarda evlenmek istedikleri yaş sorulduğunda %90’ının 28-20 yaş aralığı cevabını vermesi dikkatimi çekmişti.

Anne ve babalar, artık bin bir zahmetle çocuk okutuyorlar. En ucuz okulun yıllık ücreti ortalama 15 bin lira. Lisesi, üniversitesi, erkekler için askerliği, iş bulması derken zaten yaş 24’ü buluyor.

Bu yaşa gelene kadar da insan çeşitli sosyal ağlara giriyor, bir şekilde tanınıyor, kendi karakteri ve kimliği ile bilinmeye başlıyor. Facebook, twitter, instagram’da aldığı kullanıcı adını evlilikten sonra da aynen kullanmak isteyebiliyor.

Hangi nedenle olursa olsun, sosyal medyada kadının evlilik soyadı yerine kızlık soyadını kullanması kusur olarak kabul edilebilir mi?

Bununla ilgili bir dava karşımıza gelmişti. Yargıtay boşanma davasında, kadının facebookta kızlık soyadını kullanmasının kusur olarak yüklenemeyeceğine karar vermişti.

Sosyal Medya Üzerinden Başkalarıyla Görüşmek Kusur Olarak Kabul Edilir mi?

Sosyal medyanın chatleşme özelliği, kolay ulaşılabilir olma ve basit bir tık hareketiyle beğeniyi sergileyebilme bir noktadan sonra insan beyninde değişimlere yol açmaya başlıyor.

Bir paylaşımın yapılması farklı uyaranları ortaya çıkarıyor ve kişi her bir beğeniden sonra salgıladığı hormonların tutsağı olmaya başlıyor.

Bu bağımlılık çeşitli seviyelerde gerçekleşebiliyor, örneğin Sırbistan’da yaklaşık 7 kadar önce yaptığı paylaşıma 20 dakika boyunca “like” alamayan bir kişi bileklerini keserek intihar girişiminde bulunmuştu. Hatta belki de benzeri durumların çokluğu nedeniyle Sırbistan’ın Novi Sad kentinde sosyal paylaşım sitesi Facebook’un ”like” (beğen) butonuna bağımlı olanlar için rehabilitasyon kliniği açılmıştı.

Beğeni hormonlarına bağımlı olan eşler, bir süre sonra kendilerini “beğenen” kişilerle konuşmaya da başlıyor ve hormonal salgı seviyelerini bu şekilde sürdürmeye çalışıyorlar. İnsan beyni için nihayetinde sanal ya da gerçek ayrımı yok. Gerçek dünya ya da sanal dünya olsun haz duyusu aynı şekilde çalışıyor.

Sonuçta, eşin -sanalda kalmış bile olsa- arkadaşlığı, boşanma davalarında kusur olarak kabul ediliyor. Ancak burada asıl gözlemim şu: Bana gelen dosyaların büyük kısmında, sosyal medya yoluyla arkadaş edinenlerin tek bir tane arkadaşlığı yok, bir çok kişiyle aynı anda görüşüyorlar.

Bir dava dosyasında da bu durum tespit edilmiş ve aynen şu cümlelerle mahkeme kararına yansımıştı:

“Mahkemece boşanmaya sebep olan olaylarda, davacı kadının internetten facebook üzerinden başka erkeklerle görüştüğü ve buluştuğu böylelikle sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği kabul edilerek ağır kusurlu bulunmuştur.”

Facebook’ta Arkadaş Sayısının Çokluğu Boşanma Davasına Yol Açabilir mi?

Öncelikle şunu kabul edelim: Mahkemeler farklı bir dünyada yaşıyor!

Yukarıda bahsettiğim facebookta kızlık soyadını kullanmak gerçekte nasıl bir huzursuzluk nedeni ise, yine kim olduğu belli olmayan, paylaştığı yazı ve fotoğraflarla hiç de benimsenmeyecek kişilerle arkadaş olması da o denli huzursuzluk verici değil mi? Yani eşinizin facebook’ta kimlerle arkadaş olduğu sizi ilgilendirmez mi?

Elbette ilgilendirir, ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’ne göre çok da üzerinize vazife değil anlaşılan:

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle bir kişinin köyde yaşaması ve facebook profilindeki arkadaş sayısının çokluğu bu kişinin sadakatsiz davrandığının kanıtı olarak kabul edilemiyeceği gibi, güven sarsıcı davranış olarak da nitelendirilemeyeceğinden…”

Tabi bunda iddia ve ispat arasındaki farklar üzerinde de durulması gerektiğini hatırlatmak gerekir. Örneğin eşin sürekli bilgisayarda gezinmesi ve facebook gibi sosyal medya kullanması -yanlış olarak- bir boşanma sebebi olarak kabul edilmiştir:

“Davalının hem mobil telefonundan, hem de bilgisayardan sürekli olarak internete girdiği ve facebook isimli sosyal paylaşım sitesini kullandığı, bu şekilde kuşku çeken tutum ve davranışlarda bulunduğu”

Sosyal Medya Üzerinden Eşi Direkt Hedef Alan Mesajlar Boşanma Sebebidir

Yukarıdaki dolaylı olaylar yanında bir de doğrudan mesajlar da var: Örneğin whatsapp ve facebooktaki durum bildirimleri. Bunun gibi iletilerle direkt eşi hedef alan paylaşımların içeriği boşanmaya ve boşanmada kusurlu bulunmaya neden olabilir:

“davacı-karşı davalı kadın ve annesinin facebook isimli sosyal paylaşım sitesi üzerinden eşine yönelik ağır hakaretler içeren paylaşımlarda bulundukları anlaşılmaktadır”

” davacı-karşı davalı erkeğin facebook isimli sosyal paylaşım sitesi üzerinden eşine yönelik hakaretlerde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Gerçekleşen olaylar karşısında davalı-karşı davacı kadın dava açmakta haklıdır.”

 

Bağımsız Konut Sağlamamak Nedeniyle Boşanma

Bağımsız konut sağlamama konusunda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu şu şekilde bir düzenlemede bulunmuştur:

“Madde 186- Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler.”

Yargıtay uygulamasında bağımsız konut sağlamama, kusur olarak kabul edilmiştir:

“Mahkemece boşanmaya sebep olan olaylarda davalı kadın davacı erkeğe nazaran daha fazla kusurlu kabul edilerek boşanmalarına karar verilmiş ise de;yapılan yargılama ve toplanan delillerden davalı kadının mahkemece belirlenen kusurlu davranışları yanında erkeğin de eşine ara ara fiziksel şiddet uyguladığı, ailesinin müdahalesine sessiz kaldığı manevi anlamda bağımsız konut sağlamadığı, birlik görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya neden olan olaylarda davalı kadına oranla davacı erkeğin daha ziyade kusurlu olduğunun kabulü gerekmektedir.”

“Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davalı erkeğin kadına fiziksel şiddet uyguladığı ve manevi anlamda bağımsız konut sağlamadığı anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır.”

“Mahkemece, boşanmaya sebep olan olaylarda her iki tarafın da kusurlu oldukları gerekçesiyle kadının maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174/1-2) taleplerinin reddine karar verilmiş ise de, yapılan yargılama ve toplanan delillerden davalı erkeğin bağımsız konut sağlamadığı ve ailesiyle birlikte yaşamaya zorladığı, davacı kadının ise eşinin askerde olduğu sırada ortak konuttan ayrılıp ailesinin yanına gitmesinin kendisine kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre, davacı erkeğin boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu, kadının kusursuz olduğunun kabulü gerekir.”

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davalı erkek tarafından usulünce ileri sürülmeyen ve dayanılmayan vakıaların davacı kadına kusur olarak yüklenemeyeceğinin tabi bulunmasına göre eşine hakaret eden, baskı uygulayan ve manevi yönden tam bağımsız konut sağlamayan davalı erkeğin boşanmaya sebep olan olaylarda tamamen kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre davalının tüm, davacı kadının ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.”

“Mahkemece, boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları gerekçesiyle kadının maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174/1-2) taleplerinin reddine karar verilmiş ise de, yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davacı kadının annesinin evlilik birliğine müdahalesine sessiz kaldığı ve kayınvalidesine hakaretler ve beddua ettiği, buna karşılık davalı erkeğin ise bağımsız konut sağlamadığı, birlikte yaşadıkları annesinin kadına yönelik baskılarına ve kadının akrabalarına yönelik olumsuz tutum ve davranışlarına destek olduğu, erkeğin annesinin kadın hakkında “defolsun gitsin, istemiyorum, alın gidin, oğlumu yeniden evlendireceğim” şeklinde sözler söylediği, erkeğin de “annem istemiyorsa bende istemiyorum” diyerek eşini evden kovduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu olaylara göre, davalı erkeğin boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir.”

Görüldüğü üzere, bağımsız konut temin edilmemesi, evlilik birliği içinde bir huzursuzluk kaynağı olarak tespit edildiği vakit kocanın kusuru olarak kabul edilmekte ve kadının boşanma davası açmakta haklı olduğuna karar verilmektedir.

Kadının bu şekildeki bir konutta oturmayı kabul ederek evlenmesi halinde dahi, koca ve onun ailesinden kaynaklanan bir geçimsizlik varsa ya da başlamışsa kadının artık bu konutta oturmaya zorlanamayacağı ve erkeğin bağımsız konut temin etmesi gerektiği yönünde kararlar alınmaktadır.

Boşanmada Güven Sarsıcı Davranışlar

güven sarsıcı davranışlar nelerdir, güven sarsıcı davranış nedeniyle boşanma yargıtay, güven sarsıcı davranış nedeniyle boşanma dilekçesi örneği, güven sarsıcı davranış yargıtay kararı, boşanmada güven sarsıcı davranış, boşanmada güven sarsıcı davranışlar, güven sarsıcı davranış nedeniyle boşanma, güven sarsıcı davranışlar

BOŞANMADA GÜVEN SARSICI DAVRANIŞLAR

“Davacı erkek tarafından zina (TMK m. 161) ve evlilik birliğinin sarsılması (TMK166/l) hukuki sebeplerine dayanılarak boşanma isteminde bulunulmuş, mahkemece tarafların zina (TMK m.161) nedeniyle boşanmalarına karar verilmiştir. Zina olayının mevcut sayılabilmesi için en önemli koşul, “cinsel ilişkinin” varlığının kesin veya güçlü karineyle kanıtlanmış olmasıdır. Davalı kadının bir başka erkekle cinsel ilişkiye girdiği kesin veya güçlü karineyle kanıtlanmış değildir. Davalı kadının bir başka erkekle telefonda konuştuğu anlaşılmakla beraber, evlilik sırasında, bir başka erkekle cinsel birleşmenin gerçekleştiği dosya kapsamı ve tanık beyanlarından anlaşılamamaktadır. Bu nedenle davalı kadının bu davranışları zina değil, “boşanmada güven sarsıcı davranışlar” niteliğinde olup; Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi gereğince boşanmayı gerektiren kusurlu davranıştır. Bu durumda, zina hukuki sebebine dayanılarak açılmış boşanma davasının reddi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulü doğru bulunmamıştır.”

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davacı-karşı davalı erkeğe kusur olarak yüklenen sadakat yükümlülüğünü yerine getirmediği vakıasının “boşanmada güven sarsıcı davranışlar” niteliğinde olduğunun anlaşılmasına göre davacı-karşı davalı erkeğin tüm, davalı-kaşı davacı kadının ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.”

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen erkeğin kusurlu davranışlarının yanında, mahkemece sadakatsizlik olarak değerlendirilen eylemin bu boyuta ulaşmayan güven sarsıcı davranış olduğu, yinede erkeğin tamamen kusurlu bulunduğunun anlaşılmış bulunmasına göre aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.”

“Mahkemece işbu davada erkeğe kusur olarak yüklenen erkeğin kadına “seni artık sevmiyorum, başka kadını seviyorum dediği, bu sebeple “boşanmada güven sarsıcı davranışlar”da bulunduğuna dair eylem reddedilen boşanma davasının gerekçesinde davalı-karşı davacı erkeğe kusur olarak yüklenmediği için bu davada da erkeğe kusur olarak yüklenemez.”

“Mahkemece davalı-karşı davacı erkeğin boşanma davasının kabulüne, davacı-karşı davalı kadının boşanma davasının ise reddine karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davalı-karşı davacı erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı, eşini tek başına dışarıya göndermediği; davacı-karşı davalı kadının ise “boşanmada güven sarsıcı davranışlar”da bulunduğu, elindeki telefonu ve ilaçları eşinin yüzüne fırlattığı anlaşılmaktadır. Bu halde, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikle bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı-karşı davalı kadın dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, kadının boşanma davasının da kabulü ile boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile reddi doğru bulunmamıştır.”

“Mahkemece, davalı-karşı davacı erkek ağır kusurlu kabul edilerek boşanmalarına karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden, erkeğin “boşanmada güven sarsıcı davranışlar”da bulunduğu ispat edilemediğinden davalı erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği, tarafların mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışları yanında davacı-karşı davalı kadının da müşterek çocuklara şiddet uyguladığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen duruma göre boşanmaya neden olan olaylarda taraflar eşit kusurludur. Eşit kusurlu eş yararına tazminat verilemez.”

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle mahkemece davalı – karşı davacı kadına kusur olarak yüklenen “boşanmada güven sarsıcı davranışlar”da bulunduğu vakıasının ispatlanamadığı ve bu sebeple kadına kusur olarak yüklenemeyeceği, buna karşın mahkemece taraflara yüklenen ve gerçekleşen diğer kusurlu davranışlarına göre kadının boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu olduğu anlaşılmakla, davalı – karşı davacı kadının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.”

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davacı- karşı davalı erkeğin birlik görevlerini ihmal ettiği, “boşanmada güven sarsıcı davranışlar”da bulunduğu, davalı-karşı davacı kadının ise eşine “Sen kimsin, senden koca olmaz” dediği, eşini tehdit ettiği, netice itibariyle boşanmaya sebep olan olaylarda davacı-davalı erkeğin ağır kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre davacı-davalı erkeğin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir”

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davalı erkeğin mahkemece kabul edilen kusurlarına karşılık davacı kadının da “boşanmada güven sarsıcı davranışlar”da bulunduğu, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkeğin ağır kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre davacı kadının tüm,davalı erkeğin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.”