Kategori arşivi: Boşanma

Boşanma Davalarında Delil

boşanma aldatma delil, boşanma delil dilekçesi örneği, boşanma delil dilekçesi, boşanma davasında delil listesi örneği, boşanma davasında delil bildirme süresi, boşanma davası delil listesi, boşanma davasında delil, boşanma davalarında delil sunma süresi, boşanma davası delil, boşanma davasında delil yetersizliği, boşanma davalarında delil, delil ile boşanma, boşanma delil listesi, boşanma delil listesi dilekçe örneği, boşanma delil listesi örneği, boşanma delilleri nelerdir, temyizde yeni delil sunma boşanma, boşanma delil tespiti

BOŞANMA DAVALARINDA DELİL

Boşanma veya ayrılık davasında taraf teşkilinin usulüne uygun olarak sağlanmasından sonra delillerin toplanması işlemine geçilir.

Dava dilekçesinde sözü edilen ve davasının elinde bulunan belgelerin asıllarıyla birlikte davalı sayısından bir fazla düzenlenmiş örnekleri mahkemeye sunulur ve bir tanesi de karşı tarafa tebliğe çıkarılır.

Ancak bu kesinlik, davacının elinde bulunan yazılı belgeler açısından zorunludur, tanık listesi ise yazılı belge olarak kabul edilemeyeceği için sunulması zorunluluğundan söz edilmez.

Boşanma Davalarında Delil Bildirme Süresi

Uygulamada aile mahkemelerinin tensip kararı ile birlikte delillerin bildirilmesi için kesin süre verildiği görülmektedir. Ancak bu durum Yargıtayca usulüne aykırı bulunmuştur:

“Dava 27.08.2014 tarihinde açılmıştır. Davalı davaya süresinde cevap vermiş ve tanık deliline dayanmıştır. Mahkemece ön inceleme tensip tutanağı ile taraflara delil ve tanıklarını bildirmeleri için iki haftalık kesin süre verilmiştir. 26.02.2015 tarihinde ön inceleme duruşması yapılmış, tarafların anlaşamadıkları hususlar tespit edilmiş, tahkikate geçilerek tanık dinlenmiş ve taraflara dilekçelerinde bildirdikleri belgeleri sunmaları için iki haftalık kesin süre verilmiştir. Aynı duruşmada davalı taraf hakkında ise “süresinde tanık bildirilmediği” gerekçesiyle tanık dinletme ve bildirme talebinin reddine karar verilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 140/5. maddesinde yer alan hüküm; “tarafların dilekçelerinde gösterdikleri ancak henüz sunmadıkları belge niteliğindeki delillerin ve başka yerden getirtilecek belgelerin, bulundukları yerlerle ilgili açıklama yapmaları için, ön inceleme duruşmasında iki haftalık kesin süre verilmesine” ilişkindir. Ön inceleme duruşması yapılmadan, tensiple taraflara, dilekçelerinde göstermiş oldukları ve belge niteliğindeki delilleri sunmaları veya bulundukları yerlerle ilgili açıklamada bulunmaları ve tanık bildirmeleri için süre verilmesi sonuç doğurmaz. Öte yandan; delil, çekişmeli vakıaların ispatı için gösterilir. (HMK. m. 187/1) Ön inceleme duruşması yapılmadan, tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar belirlenmeden, taraflardan tanıklarının isim ve adreslerini göstermeleri de beklenemez.
Bu sebeple ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, tahkikat aşamasına geçilerek davalıya cevap dilekçesinde açıkladığı savunma delilleri ile ön inceleme aşamasında Hukuk Muhakemeleri Kanununun 140/5. maddesi hükmüne göre başka yerden getirileceğini belirttiği belgeler ile delillerini ve tanıklarını (HMK m. l29/l-e) bildirmesi için süre verilmesi, gösterildiği takdirde davalı delillerinin toplanması ve tanıkların usulunce çağrılarak (HMK m. 243) dinlenmeleri ile gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.”

“Davalı, davaya süresinde cevap vermiş, cevap dilekçesinde dayandıkları delillerini bildirmiştir. Tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları “belge” niteliğindeki delilleri ile tanık isim ve adreslerini sunmaları için ön inceleme duruşmasında iki haftalık kesin süre verilmesi yasal olarak mümkün (HMK. md. 140/5) iken, uyuştukları ve ayrıştıkları hususlar henüz belirlenmeden tarafların, ön inceleme duruşmasından önce davanın daha başında (tensiple) ” dayandıkları belge niteliğindeki delilleri ve tanık isim ve adreslerini bildirmelerini, tanıkların isim ve adreslerinin bildirilmemesi durumunda ön inceleme duruşmasında hazır bulundurmasını” beklemek doğru olmadığı gibi, bu yönde tensiple kesin mehil verilse bile, bu mehilin hukuki sonuç doğurmayacağı da açıktır. Çünkü delil çekişmeli vakıalar için gösterilir (HMK m. 187/1). Taraflar arasındaki çelişmeli hususlar ise ön inceleme duruşmasında belirlenir (HMK 140/1). Tahkikat tespit edilen çekişmeli hususların çözümü için yürütülür. O halde davalının dayandıkları “belge” niteliğindeki delilleri ile tanık isim ve adreslerini sunmaları için iki haftalık kesin süre verilmesi, tanıkların isim ve adreslerinin bildirilmesi durumunda, davalı tanıkları savunması çerçevesinde dinlenmeli ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucu uyarınca karar verilmelidir. Bu yapılmadan, eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.”

Delillerin toplanması işlemi tam olarak gerçekleştirilmeden işin esası hakkında karar verilemez:

“Hukuk Muhakemeleri Kanununun 137. maddesinde, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılacağı, ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilmeyeceği ve tahkikat için duruşma günü verilemeyeceği hükme bağlanmış, Kanunun 139. ve 140. maddelerinde ise dilekçeler teatisi tamamlandıktan sonra yapılacak ön inceleme duruşmasına davet ve ön inceleme duruşmalarının usulü ve yapılacak işlemler gösterilmiştir. Somut olayda, 26.01.2015 tarihli ön inceleme duruşmasında sadece asıl dosya ile ilgili ön inceleme yapılarak uyuşmazlık konuları tespit edilmiş,birleşen 2015/48 esas sayılı dosya yönünden ön inceleme yapılıp,tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları vakıalar tesbit edilmemiştir. Davalı-karşı davacı erkek tarafından açılan birleşen davada, dilekçeler teatisi ve ön inceleme duruşması yapılmadan dosya birleştirilmiş, birleştirme kararı ile dosyanın gelmesinden sonra da, bu eksiklik tamamlanmadığı gibi, taraflara birleşen davaya ilişkin olmak üzere delil sunma imkanı tanınmadan davalı- karşı davacı erkek tarafından açılan boşanma davasının kabulüne karar verilmiştir.
Açıklanan bu husus davacı- davalı kadının savunma hakkını kısıtlayan ve adil yargılanma hakkını etkileyen önemli bir usul hatası olup, hükmün bu nedenle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.”

“Mahkemece, davalı erkeğe dava dilekçesi doğrudan davalının mernis adresine tebligat zarfının üstüne mernis adresi olduğu belirtilerek Tebligat Kanunun 21/2. maddesi uyarınca tebliğ edilmiştir. Bu durumda dava dilekçesinin tebliği usulsüz olup, davalının savunma hakkı kısıtlanmıştır. (HGK. 17.12.2014 tarih, 2013/1372 esas, 2014/1065 karar). O halde, mahkemece yapılacak iş; davalıya usulüne uygun şekilde dava dilekçesinin tebliği, cevap dilekçesi sunma hakkı tanınması, dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra ön inceleme duruşma gününün tebliği, bundan sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların tespiti (HMK m. 140) taraflarca üzerinde anlaşılamayan ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar için usulüne uygun şekilde delil gösterildiği taktirde tahkikat aşamasına geçilerek gösterilen deliller toplanıp, birlikte değerlendirerek bir sonuca ulaşmaktan ibarettir. Açıklanan bu hususlara riayet edilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi hukuki dinlenilme hakkının (HMK m. 27) ihlali niteliğinde olup, bozmayı gerektirmiştir.”

İhanet Nedeniyle Boşanma

İhanet Nedeniyle Boşanma

ihanet nedeniyle boşanma, ihanet boşanma dilekçesi, ihanet boşanma sebebi midir, boşanma ihanet tazminat, ihanet ve boşanma, ihanet durumunda boşanma, boşanma davalarında ihanet, boşanmada ihanet belgeleri, ihanet nedeniyle boşanma dilekçesi, ihanet yüzünden boşanma

İhanet Nedeniyle Boşanma

İhanet, aldatma yerine kullanılan bir söz. Ancak hukuki literatürde karşılığı eşin, eşine karşı olan sadakat yükümüne uygun davranmaması, karşı cinsten biriyle birlikte olması yani zina olarak bulunuyor.

İhanet etmeme kuralı Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesinde şu şekilde açıkça yazılmış:

TMK 185/3: “Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.”

Bu maddede açıkça yazıldığı üzere, evlilik birliği süresince eşler birbirlerine sadık olmak zorundadırlar. Ancak, ihanet kelimesinin anlamında olduğu gibi burada da eşin sadakat yükümü sadece cinsel sadakatle sınırlı tutulmamıştır. Kanun yapıcı, bunu kastetmiş olsa idi, şüphesiz kanun metnini şu şekilde yazardı:

“Eşler birlikte yaşamak, birbirine cinsel olarak sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.”

Görüldüğü gibi, kanunda, eşlerin birbirine karşı olan sadakat yükümü en geniş manada kullanılmıştır. Bu madde gereğince eşler birbirlerine yalan söylememeli, herhangi bir kişi ve olay karşısında diğerinin çıkarını gözetmektedir.

Hatta başka kanunlarda da eşin sadakati korunmuştur:

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 248. maddesi şöyledir:

“Kişisel nedenlerle tanıklıktan çekinme
Madde 248- (1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilirler:
a) İki taraftan birinin nişanlısı.
b) Evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi iki taraftan birinin eşi.
c) Kendisi veya eşinin altsoy veya üstsoyu.
ç) Taraflardan biri ile arasında evlatlık bağı bulunanlar.
d) Üçüncü derece de dâhil olmak üzere kan veya kendisini oluşturan evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi kayın hısımları.
e) Koruyucu aile ve onların çocukları ile koruma altına alınan çocuk.”

Görüldüğü üzere, evlilik birliğinin sona ermiş olması halinde dahi, sadakat yükümünün devamını arzulayan eş, eski eşi söz konusu olduğunda tanıklık yapmama hakkına sahip olabiliyor.

İhanet Boşanma Sebebi midir?

İhanet etmeme, görüldüğü üzere, kanunda açıkça sayılmış vazifelerdendir. Bu nedenle bunun aksine davranışın bir sonucunun da bulunması gerekir.

İhanetin şekli eğer yukarıda bahsettiğimiz birbirlerinin çıkarına uygun davranma çerçevesinde gerçekleşmişse bu takdirde evlilik birliği temelinden sarsılmış olur.

Arkasından konuşulan, çıkarları korunmayan, kendisine karşı başkalarıyla birlikte hareket eden eşe karşı boşanma davası açmak, onunla kurulmuş bulunan evlilik birliğini sona erdirmek için mahkemeye başvurmak hakkı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde tanınmıştır.

Bu şekilde bir ihanete uğradığını düşünen eş, mahkemeye başvurarak boşanma davası açabilir.

Bunun yanında, kanun, cinsel yönden ihanete uğrayan eşe bir başka maddede daha hak tanımıştır. Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesine göre eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.

Ancak bu dava açma hakkı sonsuza kadar sürmez. Eş bu ihaneti öğrendiği andan itibaren 6 ay içinde boşanma davası açmak için başvurmak zorundadır. Bu olayın çok eskide kalması da zinadan dava açma hakkını düşürür: Kanuna göre, 5 yıldan daha önce gerçekleşmiş olaylar çok eski kabul edilir. Bu olaylara dayanarak 161. maddeye göre dava açılamaz.

Yine kanun, ihanet eden eşi de bir başka şekilde cezalandırır: TMK 174’e göre, ihanete uğrayan eş, manevi tazminat isteyebilir.

Bunun dışında ihanet etmenin bir mühim sonucu da edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan alacak haklarının kaldırılabilir yahut azaltılabilir olmasıdır. Bunun için ihanet nedeniyle boşanma dilekçesi ile boşanma davası açılmış olması gereklidir.

Boşanmada Eşi Affetmiş Sayılma

boşanma affetmiş sayılma, boşanma affetmiş sayılma yargıtay, boşanmada affetmiş sayılma, boşanma davası affetmiş sayılma, boşanma davasında affetmiş sayılma

BOŞANMA AFFETMİŞ SAYILMA

Boşanma davasında affetmiş sayılma, boşanma davasının nedenini oluşturan eylemlerin kusur olarak kabul edilmediği hallerdir.

Türk Hukuk Sistemi’nde diğer bazı hukuk sistemlerinden farklı olarak bir eşin açtığı boşanma davasının kabul edilebilmesi için diğer eşin evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açacak derecede bir kusurunun varlığının ispat edilmiş olması gerekir.

Boşanma davaları esas itibariyle kusurun ispatı üzerine temellendirilmiştir. Bunun istisnası olarak özel boşanma sebepleri sayılabilir. Örneğin eşin akıl hastalığı nedeniyle açılan boşanma davasında akıl hastası eşe atfedilebilecek bir kusur yoktur. Buna karşın evlilik birliği diğer eş yönünden çekilmez hale gelmiştir. Diğer eş, akıl hastalığı nedeniyle evlilik birliğini artık sürdürmesinin kendisinden beklenmemesi gerektiğini mahkemeye sunar ve bunun üzerine boşanma kararı verilir.

Bunun gibi anlaşmalı boşanma davalarında da ispatlanması gereken bir kusur bulunmamaktadır. Her iki eşin evlilik birliğini sonlandırmak üzere anlaşarak mahkemeye başvurmuş olmaları halinde evlilik birliği teorik olarak temelinden sarsılmış kabul edilmekte ve hakimin takdir hakkı olmaksızın boşanmaya karar verilmektedir.

Buna karşın karşı tarafın kusuruna dayalı olarak açılan boşanma davalarında, davalı eşin kusurunun ispatı gerekir. Diğer eşin de karşı dava açarak boşanma talebi ile mahkemeye başvurmuş olması ise kanunun hatalı yazımı neticesinde boşanma kararı ile sonuçlanmayabilmekte ve kusurun ispatı istenmektedir.

Oysa, anlaşmalı boşanmada olduğu gibi her iki eşin de iradesi boşanma yönünde olmakla hakim ara bir kararla boşanmaya karar vermeli ve kusur ve tazminat yönünden davaya devam edilmeliydi.

Boşanma davasında, eşin kusurunun ispatlanması çok önemli olmakla birlikte davacı eşin bazı davranışları da eşin bu kusurlu davranışlarının affedildiği anlamına gelebilmektedir. Bu konuda Yargıtayca verilmiş bazı kararlardan özetleri almak yararlı olacaktır:

“Davacı-karşı davalı erkek boşanma davasından feragat etmiş olmakla artık kadına atfedilen kusurlu eylemleri affetmiş sayılır. Boşanma davasında erkeğin feragatinden sonra kadına kusur atfedilemez”

“Tarafların 19.03.2014 tarihli celsedeki beyanları ile tanık anlatımlarından, yargılama esnasında tarafların anlaşarak 29.01.2014 tarihli duruşmadan itibaren 35 gün kadar bir süreyle birlikte yaşadıkları anlaşılmaktadır. Taraflar bu davranışlarıyla birbirlerinden kaynaklanan ve boşanmaya yol açan kusurlu eylemleri affetmiş sayılırlar. Artık iddia edilen bu kusurlu eylemlere dayanılarak boşanma kararı verilmesi mümkün değilken mahkemece boşanma kararı verilmesi doğru olmamıştır.”

” Davacı erkek, eve dönmesi için eşine ihtar göndermekle ihtar tarihinden önceki olayları affetmiş, en azından hoşgörü ile karşılamıştır. Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar boşanma sebebi yapılamaz.”

“Davacı-davalı kadının eşine barışmayı teklif etmesi, barışma müzakeresi niteliğinde olup, kocadan kaynaklanan kusurların affedildiği ya da hoşgörü ile karşılandığını gösterecek nitelikte de değildir.”

“Yapılan yargılama ve toplanan delillerden davalı-davacı koca 8.3.2012 tarihinde davacı-davalı kadına eve dönmesi için noter vasıtasıyla ihtarname gönderdiğinden önceki olayları affetmiş sayılır. Bu tarihten sonraki döneme dair davacı-davalı kadının bir kusuru kanıtlanamamıştır.”

“Tarafların boşanma davasının açılmasından sonra bir araya gelip birlikte yaşadıkları dikkate alındığında, bu davranışlarıyla birbirlerinin önceki kusurlu davranışlarını affetmiş en azından hoşgörüyle karşılamışlardır. Affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olaylar boşanma sebebi kabul edilemez ve bunlara dayalı olarak da boşanma kararı verilmez.”

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle, davalının boşanma davası açıldıktan sonra barışıp biraraya geldiklerini ileri sürmesine ve bu hususun sunduğu fotoğraflarla doğrulanmış olmasına; bu durumda tarafların birbirlerinin kusurlarını affetmiş veya hoşgörmüş sayılmalarının gerekmesine; affedilmiş veya hoşgörülmüş olaylara göre boşanma kararı verilemeyeceği halde verilen boşanma kararının taraflarca temyiz edilmediğinden bu hususun bozma sebebi yapılmayıp…”

Bunları Yapan Eş Boşanmada Tazminat Öder: 11 Örnek Dosya

Boşanmada Eşlerin Kusur Oranı Nasıl Belirlenir?

Boşanma davalarında yargıtay, eşe karşı işlenen fiilleri belli ağırlıkta değerlendirmekte, buna göre tarafların kusur durumu tayin olunmaktadır. Yargıtay kararlarında bu konuda şu şekilde örnekler bulunmaktadır:

“Mahkemece taraflar eşit kusurlu kabul edilerek tarafların boşanmasına karar verilmiş ise de; yapılan tahkikat ve toplanan delillerden davalı-davacı kocanın eşine fiziksel şiddet uyguladığı, onu müşterek konuttan kovup, konutun anahtarını değiştirdiği ve onu aşağıladığı; buna karşılık davacı-davalı kadının ise birlik görevlerini yerine getirmekten kaçındığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu olaylara göre boşanmaya ve evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davalı-davacı kocanın, davacı-davalı kadına göre daha ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir.”

“Mahkemece her ne kadar taraflar eşit kusurlu kabul edilerek boşanma kararı verilmişse de; toplanan delillerden, davalı-davacı kadının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı, buna karşılık; davacı-davalı kocanın eşine şiddet uyguladığı, hakaret ettiği ve bir başka kadınla birlikte yaşamak suretiyle sadakatsiz davrandığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya neden olan olaylarda her iki taraf kusurlu olmakla birlikte davacı-davalı koca kadına göre daha ağır kusurludur.”

“Toplanan delillerden, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere; davalı kadının davacı eşinin ilk evliliğinden olan küçük çocuklarına karşı kötü davranıp yemek yemelerini dahi kısıtladığı, davacı kocanın ise; davalı eşini ilk evliliğinden olma çocukları ile yaşamak zorunda bıraktığı ve ilk evliliğinden olan erkek çocuğunun davalı kadını eve almadığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu hale göre boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit derecede kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.”

“Davalı – karşı davacı kadının hastalığı nedeni ile tedavi için hastaneye yatmayı kabul etmeyip tedaviden kaçındığı, buna karşılık davacı – karşı davalı erkeğin evlilik birliğinde manevi anlamda bağımsız bir konut temin etmeyip davalı – karşı davacı kadını müşterek evden göndermek istediği ve çıkan tartışmada kadının ailesini çağırıp kızlarını almalarını istediği, tarafların bu şekilde ayrıldıkları anlaşılmıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan olaylarda davacı karşı davalı erkek ağır kusurlu, davalı – karşı davacı kadın ise az kusurludur.”

“Davacı kocanın birlik görevlerini yerine getirmediği buna karşılık davalı kadının ise evin kilidini değiştirerek davacı eşini eve almadığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir.”

“Davacı-karşı davalı kadının kusuru kanıtlanamamış olup, birlik görevlerini yerine getirmeyen davalı-karşı davacı erkek tamamen kusurludur.”

“Davacı-karşı davalı kadının eşine hakaret ettiği, davalı-karşı davacı erkeğin ise eşine hakaret ettiği, sürekli ve düzenli bir işinin bulunmadığı, evin ihtiyaçları ile ilgilenmediği ve ortak konutu terkettiği anlaşılmaktadır. Davacı-karşı davlı kadına kusur olarak yüklenen “eşini ortak konuttan kovduğu” vakıasına ilişkin beyanda bulunan tanığın görgüye dayalı bilgisi bulunmamakta olup, taraflardan ve üçüncü kişilerden aktarılan olaylar sabit kabul edilemez ve kusur belirlemesinde hükme esas alınamaz. Gerçekleşen bu olaylara göre, davalı-karşı davacı erkeğin boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir.”

“Davacı kadının annesinin evlilik birliğine müdahalesine sessiz kaldığı ve kayınvalidesine hakaretler ve beddua ettiği, buna karşılık davalı erkeğin ise bağımsız konut sağlamadığı, birlikte yaşadıkları annesinin kadına yönelik baskılarına ve kadının akrabalarına yönelik olumsuz tutum ve davranışlarına destek olduğu, erkeğin annesinin kadın hakkında “defolsun gitsin, istemiyorum, alın gidin, oğlumu yeniden evlendireceğim” şeklinde sözler söylediği, erkeğin de “annem istemiyorsa bende istemiyorum” diyerek eşini evden kovduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu olaylara göre, davalı erkeğin boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir.”

“Erkeğin belirlenen kusurlu davranışlarına göre; eşini bayram ziyareti için ailesinin yanına bırakıp, daha sonra da ancak ailesi ile görüşmemesi şartıyla eve dönebileceğini söylediği, bu yüzden çıkan anlaşmazlık üzerine de eşini istemediğini ilgili dosyada dinlenen tanıklara söylediği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında, boşanmaya neden olan olaylarda davalı erkeğin tam kusurlu olduğunun kabulü gerekir.”

“Tarafların mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışları yanında davalı erkeğin sadakatsiz davrandığı, ailesinin kadına hakaret etmesine sessiz kaldığı, bağımsız konut temin etmediği anlaşılmaktadır. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda, davalı erkek ağır kusurludur.”

“Davacı-karşı davalı kadının zina eylemine karşılık, davalı-karşı davacı erkeğin de eşine sürekli şiddet uyguladığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda, tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir.”

Tanık Adı Yanlış Yazılırsa Ne Olur?

Her davada, müddei iddiasını ispatla mükelleftir. Yani iddia eden iddiasını ispat etmek zorundadır. Bu ispat, ancak kanunun belirlediği deliller çerçevesinde yapılabilir.

Teknolojinin son derece gelişmesiyle birlikte, video ve ses kayıtları son derece bollaştı. Artık youtube’da trafik kazalarının gerçekleşmesine dair milyonlarca videoyu izleyebiliyoruz. Yahut başlarına kötü şeyler gelen insanlar bir şekilde birileri tarafından kameraya alınmış oluyorlar, bunların görüntüleri de hemen anında internet sitelerine düşüyor.

Herkes, o anı veya en geç o anın hemen sonrasını kaydedebilecek gerekli tüm teçhizatlar cebinde yaşıyor. Anlık olarak basılan tek tuşla bir kavga anı, silahlı soygun, çarpıp kaçan bir araba, görüntü alıcı cihazın belleğine kaydediliveriyor.

Ticari davalar yazı üzerinden yürür. Yani satın alınan bir malla ilgili alım-satım sözleşmesi, nakliye faturası, irsaliyeli fatura, garanti belgesi ve daha bir çok yazılı belge söz konusudur. Bu nedenle ticari davalarda tarafların defterleri, ellerindeki kağıtlar, sözleşmeler incelenir, kim haklı kim haksız bu kayıtlara göre tespit edilmeye çalışılır.

Ancak boşanma davaları, bu tür davalardan daha farklıdır. Boşanma davalarında boşanma sebepleri genellikle, eşin yaptığı veya yapmadığı bir davranıştır. Örneğin eşin hakaret ettiği, evine bakmadığı, gece geç geldiği, çocuklarıyla ilgilenmediği, şiddet uyguladığı iddia edilir.

Bu iddialar tabiatıyla çocuğunlukla bir vesikaya bağlanamaz, bağlansa da hemen her zaman aksi iddia edilir. Örneğin şiddete uğrayan eş doktordan rapor alır, şiddet uyguladığı iddia olunan eş hemen “onu ben dövmedim kafasını kapıya çarptı” diye savunma yapar.

İşte bu nedenlerle, boşanma davalarında tanıklar özel bir öneme sahiptir. Bir belgeye bağlanamayacak yahut videoya kaydedilmemiş, ses kaydı yapılmamış tüm olaylar tanıkla ispat edilebilir. Üstelik boşanma davalarında sadece akrabalık bağı olmayan örneğin komşular değil, anne-baba, kardeş dahil herkes lehe tanık olarak dinlenebilir.

Bu kişilerin yakınlık derecesi söylenerek tanıklıklarına da itiraz edilemez. Doğruyu söylediklerine dair yemin etmeleri halinde de ağızlarından çıkan her söz doğru kabul edilir.

Bununla birlikte, özellikle ailesinden uzakta yaşayan eşlerin tanık bulması son yıllarda çok zorlaşmıştır. Fiziki şiddet yerine arkadaşlar önünde iğnelemeler yapılır, bağırış-çağırış evde kapalı kapılar arkasında yaşanır. Kol kırılıp yen içinde kalınca da yaşanılan ve eşi gün be gün kahreden hiç bir olaya tanık bulunamaz. Onca didişme, mahkeme nezdinde gerçek dışıdır, hiç yaşanmamıştır, ispat edilemez.

Bir de bazı nedenlerle tanık olan kişilerin adları yanlış yazılır. Bazen adları yanlış hatırlanır, bazı kimseler ise bizim için sadece Ayşe, Hatice’dir. Soyadı çok da anımsanmaz. Hatta bazıları sadece üst kattaki Ayşe’nin kocası ya da apartman görevlisi Rıza’dır.

Ancak mahkeme kesinlik ister. İşini şüpheyle, olasılıkla halletmeyi sevmez. Bu nedenle, mahkemeye verilecek dilekçede tanığın adı-soyadı, adresi ve TC kimlik numarası yazılır ki çoğu insan nüfus cüzdanına bakmadan numarasını söyleyemez, karıştırır.

Bazen de bu işler dalgınlığa gelir, yazarken araya laf karışır, A’yı B, B’yi D yazar, B yazar D okur. Sonrasında sormaya da çekinir insan, çünkü “benim için tanıklık yap” demek bile zor bir iştir, ömür boyu minnet etmektir, sadece yakın arkadaşlardan istenir, çünkü o da sizden istemiştir ya da isteme ihtimali vardır.

Bu nedenle, bazen özellikle çok yakın olunmayan tanıkların ad soyadlarında bir şekilde hata yapılmış olabilir.

Böyle bir durumda ne olur, ne olacaktır? Davanız için son derece mühim kişiyi dinletemeyecek misiniz?

İşte böyle bir olay Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin önüne gelmiş ve mahkeme ismi yanlış yazılmış tanığın dinlenilmesi gerektiğine 2017 yılının Nisan ayının 10. günü karar vermiştir.

Kararı aşağıya alıyorum:

“Davalının, 13.11.2013 tarihli cevap dilekçesinde bildirdiği tanık listesinde yer alan … adlı tanığın adı yazılırken maddi hata yapıldığı, gerçekte dinlenmesini istediği tanığın … olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu durum, bildirilen adrese yapılan tebligat sonucu talimat mahkemesine gelen tanığın kimlik kontrolü sırasında ortaya çıkmış ve isim farklılığından dolayı dinlenmemiştir. Davalı, bu tanığın dinlenmesinden açıkça vazgeçmediği gibi 25.09.2014 havale tarihli dilekçesiyle de …’un dinlenmesini talep etmiştir. Delil listesinde yer alan tanık dinlenmeden eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.” YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2015/26616 Karar Numarası: 2017/4073 Karar Tarihi: 10.04.2017

 

Çocukla İlgilenmemek

Davacı-davalının açtığı boşanma davası tam kusurlu olduğu gerekçesiyle reddedilmiş, davalı-davacının boşanma davası ise kabul edilmiştir. Hükmün davacı-davalı tarafından temyizi üzerine “davacı-karşı davalının birlik görevlerini yerine getirmemek, eşini tehdit etmek, sık sık evi terk ederek annesinin yanına gitmek, çocuklar hastalandığında ilgilenmemek şeklindeki kusurlarına karşılık; davalı-karşı davacının da eşine ve kayınvalidesine hakaret ettiği, eşini istemediğini, sevmediğini söylediği, evden kovduğu” anlaşılmak suretiyle, davacı-davalının da boşanma davasının kabulü gerekir gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyulmuş, tarafların Dairemizce belirlenen kusurları yanında davacı-davalının boşanma davası kesinleşmeden başka bir bayanla nişanlandığını ve böylelikle sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışta bulunduğundan davacı-davalı ağır kusurlu kabul edilmiştir. Ne var ki her dava açıldığı tarihteki şartlara tabidir. Davadan sonra oluşan olaylar boşanma kararında esas alınamaz, ancak yeni bir davanın konusu olur. Türk Medeni Kanununun 185. madde hükmü boşanma davalarında bozma kararından sonra taraflara yeni delil sunma hakkı vermez. Davacı-davalının sadakatsizliği dava tarihinden sonra olup bu davada nazara alınamaz. Gerçekleşen bu durum karşısında bozma ilamında belirlenen kusur durumlarına göre boşanmaya neden olan olaylarda taraflar eşit kusurludur. Hal böyle iken davacı-davalı ağır kusurlu kabul edilip davalı-davacı yararına maddi ve manevi tazminat takdiri usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.


TMK m. 185/3 gereğince eşler birlikte yaşamak ve birbirlerine yardımcı olmak zorundadırlar. Buna tüm sosyal ihtiyaçlar dâhildir. En basit örneğiyle, sözgelimi hastalığında kocasının yardım ve ilgisine muhtaç olamaktadır. Çalışmayan eşin sağlık ve tedavi giderleri de koca tarafından sağlanmaktadır.

Eldeki olayda, davalı kadın ev hanımıdır. Evlilik birliğinin giderlerine ancak emeği ile katkıda bulunma imkanına sahiptir. 2010 doğumlu çocuğuna da bakmak zorunda olan kadının başka türlü geliri de bulunmamaktadır. Kadına atfı kabil bir kusurun varlığının kanıtlanamadığı olayda; kadının hamile kalması üzerine tarafların evlenmesinden sonra, davalının ailesinin davacıyı istememesine rağmen koca tarafından bağımsız ev temin edilmediği, davalının eşini istemediği, eşi ve çocuğu ile ilgilenmemek suretiyle birlik görevlerinin de yerine getirmediği toplanan delillerden anlaşılmıştır. Gerçekleşen bu kusur oranı, tarafların belirlenen sosyal ve ekonomik durumu, kadının mevcut ve beklenen menfaatleri göz önüne alındığında kadın yararına takdir edilen maddi tazminat ( TMK m. 174/1 ) orantılı olup, çok değildir.


Mahkemece, davacı-davalı (koca)’nın eşini aşağıladığı ve ona hakaret ettiği, bu nedenle tam kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanma davasının reddine karar verilmiş ise de, davacı-davalı (koca)’ya kusur olarak yüklenen bu vakıaların, münhasıran davalı-davacı (kadın)’ın iddialarından ibaret olduğu; tanıkların da bu vakıalara dair beyanlarının kadından duyum niteliğinde olup bu olaylara dair görgüye dayalı olmayan tanık beyanlarına itibar edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Toplanan delillerden davacı-davalı (koca)’nın evin geçimini temin etmemek; davalı-davacı (kadın)’ın ise sık sık müşterek haneyi terk ederek ve müşterek çocukla ilgilenmemek suretiyle birliğin kendilerine yüklediği yükümlülükleri yerine getirmedikleri anlaşılmaktadır. O halde, evlilik birliğinin devamına imkan vermeyecek surette şiddetli geçimsizliğin varlığı sabittir. Bu olaylar karşısında, evlilik birliğini sürdürmeleri taraflardan beklenemeyecektir.


Mahkemece taraflar eşit kusurlu kabul edilerek boşanmaya karar verilmiş ise de; yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davalı kocanın eşine fiziksel şiddet uyguladığı ve müşterek çocuğun hastalığıyla ilgilenmediği anlaşılmaktadır.O halde; boşanmaya sebep olan olaylarda; kusurun tamamen davalı kocada olduğunun kabulü gerekir.


Mahkemece; “davacının çocuğuyla ilgilenmediği, anne olarak görev ve sorumluluklarını yerine getirmediği, eşini incitici sözler sarfettiği ve sadakat ilkesini zedeleyici davranışlarda bulunduğu” sabit kabul edilerek boşanmada eşit kusurlu bulunmuştur. Oysa davacının güven sarsıcı ve sadakat yükümlülüğünü zedeleyici davranışlarda bulunduğunu kabule yeterli delil bulunmamaktadır. Dosyaya, davalı tarafından sunulan bilgisayar çıktılarındaki diyalogların davacıya ait olduğunu gösteren bir bilgi ve kayıt yoktur. Bu bakımdan sabit olmayan bu hususun davacının kusuruna esas alınması doğru olmamış, davacının gerçekleşen kusurlu davranışı, çocuğuyla ilgilenmemek ve eşini incitici sözler sarfetmekten ibaret kalmıştır. Davalının ise, eşine “boğazını sıkmak” suretiyle fiziki şiddet uyguladığı, “kes çeneni, konuşma” diyerek azarladığı ve ablalarının davacıyı “orospu” diyerek aşağıladıkları davalının da buna kayıtsız kaldığı yapılan soruşturma ve toplanan delillerle anlaşılmaktadır.


Toplanan delillerden davacı kocanın eşini ve çocuklarını bırakarak müşterek konuttan ayrıldığı, infak ve iaşeleriyle ilgilenmediği, birlik görevlerini yerine getirmediği, geçimsizliğe neden olan olaylarda tamamen kusurlu bulunduğu anlaşılmıştır. Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacı kocanın tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya yüklenebilecek hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda davacının davasının reddine karar vermek gerekirken boşanmaya karar verilmesi doğru bulunmamıştır.


Davalı eşin kendi isteği ile alkol tedavisi için hastaneye yatarak tedavi görmesi, ancak olumlu bir sonuç alamaması olayı, davacının 07.04.2006 tarihinde davalının kusuru nedeniyle evi terk etmesinden sonra gerçekleştiğinden, bu aşamada davacının kocasının rahatsızlığı ile ilgilenmemekten kaynaklanan bir kusuru olduğunun kabulü mümkün değildir.

Boşanma Sürecinden Çocuğunuzun Etkilenmemesi İçin 4 Altın Kural

1.Boşanma kararınızı çocukla paylaşın

Boşanma, her iki eşle birlikte çocukların ve hatta arkadaşların dahi dahil olduğu bir süreçtir. Bir çok insan, evliliğinde mutlu olmamasına karşın, ailesinden çekindiği akraba ve arkadaşlarının tepkilerinden korktuğu için bu kararı almakta çekimser kalabilmektedir.

Boşanma kararı alındığında ebeveynlerin sıklıkla düştükleri hata, çocuklara hiç bir açıklama yapmamaktır. Oysa çocuklar, etraflarında gelişen her durumu gözlemleyebildikleri gibi neden ve sonuç ilişkisi de kurmakta oldukça başarılıdırlar.

2.Diğer ebeveyni suçlamayın

Hiç kimse boşanmayı düşünerek evlenmez, ancak zamanı geldiğinde bu kararı almak da kaçınılmaz oluyor. Boşanma kararının alınmasında genellikle bir taraf tamamen kusursuz diğer taraf tamamen kusurlu olmaz. Herkesin, örneğin evin içine karışan annesi ve kızkardeşinin, hala çocuk gibi davranan babasının, sürekli halısahaya, kahveye götüren kötü arkadaşlarının payı olabileceği gibi sizin de küçük de olsa kusurunuz olabilir.

Ancak, bu kusurlar, sizinle eşinizin arasındadır. Bunları çocuğa anlatmak onu çekişmenin bir tarafı haline getirebilir ve taşıyamayacağı bir yük yükler.

Boşanmada her ne kadar karşı taraf çok ağır kusurlu olsa da çocuklara yansıtmayın ve onların yanında tartışmayın, kavga etmeyin. Evliliğiniz sona erse de çocuğun anne-babası olmaya devam edeceğinizi unutmayın.

Çocuklar, etraflarında gelişen her şeyden kendilerini sorumlu tutarlar

3.Çocuğun ruhsal durumunu takip edin

Özellikle küçük çocuklar, kendilerini dünyanın merkezi olarak görme eğilimindedirler. Olan biten her şeyin kendilerinden kaynaklandığını düşünürler. Bu nedenle anne-babasının ayrılmasının nedeninin kendisinin yaptığı bir şey olduğunu sanabilirler. Bu da yoksunluk ve suçluluk duygusuna neden olabilir.

Ayrılma sürecinde, çocuğun ruhsal durumunu takip edin.

4.Çocukla nitelikli birliktelik sağlayın

Çocukların en büyük ihtiyacı, kendini güvende hissetmektir. Bu nedenle çocuğun rutinini, alışkanlıklarını bozmayın. Yatağını, odasını mümkünse aynı şekilde muhafaza edin.

Aynı saatte yatmasına, aynı saatte uyanmasına özen gösterin. Ayrı yaşama halinde, çocukla sürekli bir birliktelik yerine, sürdürebileceğiniz zamanı ayırmaya çalışın. Bu sürede de nitelikli bir birliktelik yaşayın, oyun oynayın, kitap okuyun, spor yapın.

Anne ve babasının, her zaman yanında olacağını hisseden çocuk ayrı evlerde yaşamalarına zamanla alışacak ve hatta önem vermeyecektir.

Çocuk, kendisini güvende hissettiği müddetçe anne ve babasının ayrı evlerde yaşamasını dert etmeyecektir.

 

 

 

 

Boşanmaktan Vazgeçme

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİ E. 2017/18 K. 2017/78 T. 2.2.2017

• ANLAŞMALI BOŞANMA (Tarafların Anlaşmalı Boşanmalarına Yönelik Beyanlarından Hükmün Kesinleşmesine Kadar Her Zaman Dönebilecekleri – Davaya İlk Açıldığı Şekilde Çekişmeli Boşanma Davası Olarak Devam Edilmesi Gerektiği/İstinaf Talebinin Kabulü İle Yeniden Karar Verilmek Üzere Dosyanın Mahkemesine Gönderileceği)

• BOŞANMA DAVASININ KESİNLEŞMEMESİ (Anlaşmalı Boşanma/Tarafların Beyanlarından Hükmün Kesinleşmesine Kadar Her Zaman Dönebilecekleri – İstinaf Talebinin Kabulü İle Yeniden Karar Verilmek Üzere Dosyanın Mahkemesine Gönderileceği/Davaya İlk Açıldığı Şekilde Çekişmeli Boşanma Davası Olarak Devam Edilmesi Gerektiği)

4721/m.166

ÖZET : Mahkemece tarafların anlaşmalı olarak boşanmaya karar vermeleri ve bu hususta beyanda bulunmaları üzerine boşanmalarına karar verilmiştir. Davalı süresinde verdiği istinaf dilekçesiyle; davacının sigortalı olarak çalıştığını, maaşının olduğunu, nafakaya ihtiyacının bulunmadığını belirterek hükmün nafaka yönünden kaldırılmasını ve mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Yargıtay kararlarına göre taraflar anlaşmalı olarak boşanmalarına yönelik beyanlarından hükmün kesinleşmesine kadar her zaman dönebilirler, bu durumda davaya ilk açıldığı şekilde çekişmeli boşanma davası olarak devam edilmesi gerekeceği anlaşıldığından istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

DAVA : Mahalli mahkemece verilen karara karşı davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş, dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmiş olup, ön inceleme aşaması tamamlandıktan ve incelemenin duruşma yapılmadan karar verilmesi mümkün bulunan hallerden olduğu anlaşıldıktan sonra duruşmasız olarak yapılan inceleme neticesinde;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :

KARAR : Davacı mahkemeye vermiş olduğu Adli yardım talepli dava dilekçesi ile; 25 yıldır davalı ile evli olduklarını, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını belirterek boşanmalarına, çocuğun velayetinin tarafına verilmesine, çocuk için aylık 500,00 TL , kendisi için 500,00 TL tedbir nafakasına, 30.000 TL tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece ön inceleme duruşması icra edilmiş, davacının gösterdiği tanıklardan bir tanesi dinlenmiş, tarafların anlaşmalı olarak boşanmaya karar vermeleri ve bu hususta beyanda bulunmaları üzerine mahkemece tarafların anlaşmalı olarak boşanmalarına, 2018 yılı Ocak ayından geçerli olmak üzere her yıl ÜFE oranında artmak üzere 600,00 TL yoksulluk nafakasının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Davalı süresinde verdiği istinaf dilekçesiyle; davacının sigortalı olarak çalıştığını, maaşının olduğunu, nafakaya ihtiyacının bulunmadığını belirterek hükmün nafaka yönünden kaldırılmasını ve mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Yargıtay kararlarına göre tarafların anlaşmalı olarak boşanmalarına yönelik beyanlarından hükmün kesinleşmesine kadar her zaman dönebilecekleri, bu durumda davaya ilk açıldığı şekilde çekişmeli boşanma davası olarak devam edilmesinin gerekeceği anlaşıldığından istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

SONUÇ : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere

-İstinaf talebinin KABULÜNE,

-İlk derece mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, yeniden karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

-İstinaf peşin harcının istek halinde davalıya İADESİNE,

Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda kararın taraflara tebliğinden itibaren 1 ay içeresinde Yargıtay’a temyiz başvuru yolu açık olmak üzere, 02.02.2017 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Boşanan Eşlerin Birlikte Oturmaya Devam Etmesi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 34. HUKUK DAİRESİ E. 2017/34 K. 2017/61 T. 1.2.2017

• TESPİT İSTEMİ ( Eşinden Boşandığı Halde Boşandığı Eşi ile Fiilen Birlikte Yaşadığı Belirlenen Eş ve Çocukların Bağlanmış Olan Gelir ve Aylıkların Kesileceği/Emniyet Müdürlüğü Araştırmasında İlgilinin Eşiyle Belirtilen Adreste Birlikte Yaşadıklarının Tespit Edilip Bu Kayıtların Aksinin Resmi Belgelerle İspat Edilemediği – Davacının Boşandığı Eşi ile Fiilen Birlikte Yaşadığının Kabulü Gerektiği/İstinaf isteminin Kabulü ile Kararın Kaldırılmasına Karar Verileceği )

• BOŞANAN EŞLERİN BİRLİKTE YAŞAMAYA DEVAM ETMESİ ( Eş ve Çocukların Bağlanmış Olan Gelir ve Aylıkların Kesileceği/Emniyet Müdürlüğü Araştırmasında İlgilinin Eşiyle Belirtilen Adreste Birlikte Yaşadıklarının Tespit Edilip Bu Kayıtların Aksinin Resmi Belgelerle İspat Edilemediği – Tanıkların Beyanlarının Resmi Kayıtlar Karşısında Davalı İddiasına İspata Yeterli Deliller Olmadığı/Davacının Boşandığı Eşi ile Fiilen Birlikte Yaşadığının Kabulü Gerektiği/İstinaf isteminin Kabulü ile Kararın Kaldırılmasına Karar Verileceği )

• İSPATA YETERLİ DELİL ( Emniyet Müdürlüğü Araştırmasında İlgilinin Eşiyle Belirtilen Adreste Birlikte Yaşadıklarının Tespit Edilip Bu Kayıtların Aksinin Resmi Belgelerle İspat Edilemediği/ Tanıkların Beyanlarının Resmi Kayıtlar Karşısında Davalı İddiasına İspata Yeterli Olmadığı – Davacının Boşandığı Eşi ile Fiilen Birlikte Yaşadığının Kabulü Gerektiği/İstinaf isteminin Kabulü ile Kararın Kaldırılmasına Karar Verileceği )

5510/m.56, 96

ÖZET : Dava konusu uyuşmazlık eşinden resmi olarak boşanan davacıya murisinden dolayı bağlanan ölüm/yetim aylığının davacının boşandıktan sonra boşandığı eşi ile birlikte yaşamaya devam ettiği gerekçesiyle kesilmesi işlemine ilişkindir. Bu yönüyle davanın yasal dayağı 5510 S.Y.’nın 56/2 maddesidir. Buna göre eşinden boşandığı halde boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir.

İlçe emniyet müdürlüğü araştırmasında ilgilinin eşiyle belirtilen adreste birlikte yaşadıklarının tespit edilip bu kayıtların aksinin resmi kayıt ve belgelerle ispat edilememiştir. Tanıkların beyanlarının resmi kayıtlar karşısında yargıtay içtihatları uyarınca davalı iddiasına ispata yeterli deliller olmadığı mahkemece toplanan delillere göre sosyal güvenlik denetmeni raporunun aksinin kanıtlanmadığı giderek davacının boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığının kabulü gerekir. İlk Derece Mahkemesi kararının usül ve yasaya uygun olmaması nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumunun istinaf isteminin kabulü İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak davacı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin talebinin kabulüne ve karar kaldırılmasına karar verilmesi gerekir.

DAVA : Davacı vekili tarafından Bursa 1.İş Mahkemesine verilen dava dilekçesiyle davalı Reyhan D. ( A. ) ‘in müvekkili kurumdan yersiz olarak aldığı yetim aylıklarının tahsili için Bursa 6.İcra Müdürlüğünün 2014/1351 takip sayılı dosyası ile icra takibi yapıdığı, borçlunun takibe itiraz ettiği, takibin durduğu, davanın boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşamaya devam etmesi nedeniyle itirazın iptaline ve inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesince istinaf yoluna başvurulan ilamda belirtildiği şekilde davacı talebinin reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi hükmüne karşı davacı Sosyal Güvenlik Kurumu Vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması ve başvurunun süresinde olduğunun anlaşılması üzerine, ön inceleme aşaması tamamlandıktan ve Üye Hakim Necip Baş tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, dosyadaki mevcut delil durumu ve yasal hükümlere göre, istinaf başvurusunun, duruşma açılmaksızın dosya üzerinde inceleme yapılmak suretiyle, karar verilmesi mümkün bulunan hallerden olduğu anlaşılmakla işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : Davacı vekili tarafından Bursa 1.İş Mahkemesine verilen dava dilekçesiyle özetle; davalı Reyhan D. ( A. )’in müvekkili kurumdan yersiz olarak aldığı yetim aylıklarının tahsili için Bursa 6.İcra Müdürlüğünün 2014/1351 takip sayılı dosyası ile icra takibi yapıdığı, borçlunun takibe itiraz ettiği, takibin durduğu, davanın boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşamaya devam etmesi nedeniyle itirazın iptaline ve inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.

Davalı tarafından kurum işleminin eksik ve yetersiz araştırmaya dayalı olarak yapıldığı, boşandıktan sonra boşanılan eş ile birlikte yaşamanın söz konusu olmadığı, namusuyla şerefiyle yaşama mücadelesi verdiğini, davanın reddine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.

İlk Derece Mahkemesince istinaf yoluna başvurulan ilamda belirtildiği şekilde davacı talebinin reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı Sosyal Güvenlik Kurumu Vekilinin davalı Reyhan D. ( A. )’in müvekkili kurumdan yersiz olarak aldığı yetim aylıklarının tahsili için Bursa 6.İcra Müdürlüğünün 2014/1351 takip sayılı dosyası ile icra takibi yapıdığı, borçlunun takibe itiraz ettiği, takibin durduğu, davanın boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşamaya devam etmesi nedeniyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurulduğu görülmüştür.

Dava konusu uyuşmazlık eşinden resmi olarak boşanan davacıya murisinden dolayı bağlanan ölüm/yetim aylığının davacının boşandıktan sonra boşandığı eşi ile birlikte yaşamaya devam ettiği gerekçesiyle kesilmesi işlemine ilişkindir.Davacının boşandığı ve boşamasını takiben yaptığı başvuru ile ölen babası nedeniyle davacıya ölüm aylığı bağlandığı uyuşmazlık konusu değildir.

Bu yönüyle davanın yasal dayağı 5510 S.Y.’nın 56/2 maddesidir. Buna göre “Eşinden boşandığı halde boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar 96. Maddesi hükümlerine göre geri alınır.” Bu düzenlemeye göre boşandıktan sonra aynı çatı altında boşanılan eş ile fiilen eylemli olarak birlikte yaşanması halinde eş yada çocuğa bağlanan ölüm aylığının kesileceği kuşkusuzdur. Ancak boşanmadan sonra müşterek çocuklar nedeniyle zorunlu olarak birkaç saatliğine aynı ortamı paylaşmanın bu bağlamda değerlendirilemeyeceği açıktır. 5510 sayılı yasanın yürürlük tarihi 01/10/2008 tarihi olup davacı kurum tarfından davalıdan geri istenen ölüm/yetim aylıklarının 25/10/2008-24/09/2010 tarihleri arası dönemde davacıya ödenen yetim aylıklarının tarihleri arası dönem ödenen ölüm aylıklarıdır dolayısıyla burada 5510 sayılı yasanın 56.maddesi ile getirilen boşanan eşlerin boşandıktan sonra aynı çatı altında sürekli birlikte yaşamak iradesinin araştırılıp tespiti gerekmektedir.

Mahkemece davacı tarafından gösterilen ikametgah kayıtları, nüfus mernis kayıtlarını celp edildiği davalının eşinden boşandığı son mernis adresinin Güzelyalı Mah.Fatih Cad. Pınar Sok. No: … K:4/10 Mudanya /Bursa olduğu, boşandığı eşi ile birlikte yaşadığının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından tespit edilmesi ve celb edilen nufüs kayıtalarına göre davalı Reyhan D.’in 12/07/2010 tarihinde yeniden evlendiği, davalı adına boşandığı dönem içerisinde herhangi bir elektrik , su aboneliğine rastlanmadığı, eşi Hakkı D. adına Güzelyalı Mah.Fatih Cad. Pınar Sok. No: … Tuğcu Apt. K:4/10 Mudanya /Bursa adresinde elektrik aboneliğini 06/12/2012 tarihi itibariyle başlatıldığı, Hakkı D.’in son adresinin bu adres olduğu, bundan önce Namık Kemal Mah. Deliçay Sok No: … iç kapı no:1 Osmangazi /Bursa adresiyle , Namık Kemal Mah. Çağlayan Sok. Ali K. Apt. No: … iç kapı no:1 Osmangazi/Bursa olduğu, 17/12/2014 tarihli Mudanya İlçe Emniyet Müdürlüğü araştırmasında da Reyhan D. ‘in eşi Hakkı D. ile birlikte Güzelyalı Mah.Fatih Cad. Pınar Sok. No: … K:4/10 Mudanya /Bursa adresinde birlikte yaşadıklarının tespit edildiği, bu kayıtların aksinin resmi kayıt ve belgelerle ispat edilemediği, dinlenen muhtar ve ihtiyar heyeti üyesi tanıkların beyanlarının resmi kayıtlar karşısında Yargıtay içtihatları uyarınca davalı iddiasına ispata yeterli deliller olmadığı,Bu değerlendirmeler ışığında Mahkemece toplanan delillere göre Sosyal Güvenlik Denetmeni raporunun aksinin kanıtlanmadığı giderek davacının boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığının kabulünün gerektiği kurum tahkikat raporu, mernis kayıtları ile ortadadır. Dinlenen tanık beyanlarının fiili duruma aykırı biçimde beyanda bulunmaları mümkün bulunduğundan denetmen raporunun aksinin kabulüne yeterli değildir. Hal böyle olunca da İlk Derece Mahkemesi kararının usül ve yasaya uygun olmaması nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumunun istinaf isteminin kabulü ile HMK ‘nun 353/1.b-2 Maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak davacı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin talebinin kabulüne karar verilmesi sonuç ve kanaatine varılmakla aşağıdaki karar verilmiştir.

SONUÇ : Yukarıdaki nedenlerle,

Davacı Sosyal Güvenlik Kurum Vekilinin istinaf isteminin kabulü ile HMK 353/1-b-2 Maddesi gereğince Bursa 1.İş Mahkemesinin 2014/762 Esas 2016/615 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

Sosyal Güvenlik Kurumunun DAVASININ KABULÜ İLE davalı Reyhan D.’in Bursa 6.İcra Müdürlüğünün 2014/1351Esas sayılı dosyasındaki İTİRAZIN İPTALİNE, takibin devamına,

Takip konusu asıl alacak miktarı 24.956.43 tl.nin %20 ‘si 4.991.28 tl. tutarındaki inkar tazminatının davalı Reyhan D.’den alınarak davacı kuruma verilmesine,

Alınması gereken 1.704,77-TL karar ilam harcının davalıdan alınarak hazineye irad kaydına,

Davacı kurum tarafından yapılan 277,20-TL tutarındaki yargılama giderinin davalıdan alınarak, davacı kuruma verilmesine,

Davalı birleşen dosya davacısı Sosyal Güvenlik Kurumu kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte olan Avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca 2.994,77-TL tutarındaki vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı Sosyal Güvenlik Kurumuna verilmesine,

Kararın tüm taraflara tebliğine,

Davalı kurum harçtan muaf olduğundan bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,

İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından istinaf yoluna başvurmayan taraf lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

Karar kesinleştiğinde, artan gider avansı var ise yatıran tarafa iadesine,

Dair dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunun 8/3 maddesi gereğince miktar itibariyle kesin olmak üzere, 01.02.2017 gününde Oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay: Erkeğin düzenli çalışmaması boşanma nedeni

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davalı erkeğin düzenli olarak çalışmadığı, birlik görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır.

Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.

Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 09.05.2017 (Salı)

YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2016/338
Karar Numarası: 2017/5636
Karar Tarihi: 09.05.2017