Kategori arşivi: Boşanma

Boşanma Davalarında Delil

boşanma aldatma delil, boşanma delil dilekçesi örneği, boşanma delil dilekçesi, boşanma davasında delil listesi örneği, boşanma davasında delil bildirme süresi, boşanma davası delil listesi, boşanma davasında delil, boşanma davalarında delil sunma süresi, boşanma davası delil, boşanma davasında delil yetersizliği, boşanma davalarında delil, delil ile boşanma, boşanma delil listesi, boşanma delil listesi dilekçe örneği, boşanma delil listesi örneği, boşanma delilleri nelerdir, temyizde yeni delil sunma boşanma, boşanma delil tespiti

BOŞANMA DAVALARINDA DELİL

Boşanma veya ayrılık davasında taraf teşkilinin usulüne uygun olarak sağlanmasından sonra delillerin toplanması işlemine geçilir.

Dava dilekçesinde sözü edilen ve davasının elinde bulunan belgelerin asıllarıyla birlikte davalı sayısından bir fazla düzenlenmiş örnekleri mahkemeye sunulur ve bir tanesi de karşı tarafa tebliğe çıkarılır.

Ancak bu kesinlik, davacının elinde bulunan yazılı belgeler açısından zorunludur, tanık listesi ise yazılı belge olarak kabul edilemeyeceği için sunulması zorunluluğundan söz edilmez.

Boşanma Davalarında Delil Bildirme Süresi

Uygulamada aile mahkemelerinin tensip kararı ile birlikte delillerin bildirilmesi için kesin süre verildiği görülmektedir. Ancak bu durum Yargıtayca usulüne aykırı bulunmuştur:

“Dava 27.08.2014 tarihinde açılmıştır. Davalı davaya süresinde cevap vermiş ve tanık deliline dayanmıştır. Mahkemece ön inceleme tensip tutanağı ile taraflara delil ve tanıklarını bildirmeleri için iki haftalık kesin süre verilmiştir. 26.02.2015 tarihinde ön inceleme duruşması yapılmış, tarafların anlaşamadıkları hususlar tespit edilmiş, tahkikate geçilerek tanık dinlenmiş ve taraflara dilekçelerinde bildirdikleri belgeleri sunmaları için iki haftalık kesin süre verilmiştir. Aynı duruşmada davalı taraf hakkında ise “süresinde tanık bildirilmediği” gerekçesiyle tanık dinletme ve bildirme talebinin reddine karar verilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 140/5. maddesinde yer alan hüküm; “tarafların dilekçelerinde gösterdikleri ancak henüz sunmadıkları belge niteliğindeki delillerin ve başka yerden getirtilecek belgelerin, bulundukları yerlerle ilgili açıklama yapmaları için, ön inceleme duruşmasında iki haftalık kesin süre verilmesine” ilişkindir. Ön inceleme duruşması yapılmadan, tensiple taraflara, dilekçelerinde göstermiş oldukları ve belge niteliğindeki delilleri sunmaları veya bulundukları yerlerle ilgili açıklamada bulunmaları ve tanık bildirmeleri için süre verilmesi sonuç doğurmaz. Öte yandan; delil, çekişmeli vakıaların ispatı için gösterilir. (HMK. m. 187/1) Ön inceleme duruşması yapılmadan, tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar belirlenmeden, taraflardan tanıklarının isim ve adreslerini göstermeleri de beklenemez.
Bu sebeple ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, tahkikat aşamasına geçilerek davalıya cevap dilekçesinde açıkladığı savunma delilleri ile ön inceleme aşamasında Hukuk Muhakemeleri Kanununun 140/5. maddesi hükmüne göre başka yerden getirileceğini belirttiği belgeler ile delillerini ve tanıklarını (HMK m. l29/l-e) bildirmesi için süre verilmesi, gösterildiği takdirde davalı delillerinin toplanması ve tanıkların usulunce çağrılarak (HMK m. 243) dinlenmeleri ile gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.”

“Davalı, davaya süresinde cevap vermiş, cevap dilekçesinde dayandıkları delillerini bildirmiştir. Tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları “belge” niteliğindeki delilleri ile tanık isim ve adreslerini sunmaları için ön inceleme duruşmasında iki haftalık kesin süre verilmesi yasal olarak mümkün (HMK. md. 140/5) iken, uyuştukları ve ayrıştıkları hususlar henüz belirlenmeden tarafların, ön inceleme duruşmasından önce davanın daha başında (tensiple) ” dayandıkları belge niteliğindeki delilleri ve tanık isim ve adreslerini bildirmelerini, tanıkların isim ve adreslerinin bildirilmemesi durumunda ön inceleme duruşmasında hazır bulundurmasını” beklemek doğru olmadığı gibi, bu yönde tensiple kesin mehil verilse bile, bu mehilin hukuki sonuç doğurmayacağı da açıktır. Çünkü delil çekişmeli vakıalar için gösterilir (HMK m. 187/1). Taraflar arasındaki çelişmeli hususlar ise ön inceleme duruşmasında belirlenir (HMK 140/1). Tahkikat tespit edilen çekişmeli hususların çözümü için yürütülür. O halde davalının dayandıkları “belge” niteliğindeki delilleri ile tanık isim ve adreslerini sunmaları için iki haftalık kesin süre verilmesi, tanıkların isim ve adreslerinin bildirilmesi durumunda, davalı tanıkları savunması çerçevesinde dinlenmeli ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucu uyarınca karar verilmelidir. Bu yapılmadan, eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.”

Delillerin toplanması işlemi tam olarak gerçekleştirilmeden işin esası hakkında karar verilemez:

“Hukuk Muhakemeleri Kanununun 137. maddesinde, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılacağı, ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilmeyeceği ve tahkikat için duruşma günü verilemeyeceği hükme bağlanmış, Kanunun 139. ve 140. maddelerinde ise dilekçeler teatisi tamamlandıktan sonra yapılacak ön inceleme duruşmasına davet ve ön inceleme duruşmalarının usulü ve yapılacak işlemler gösterilmiştir. Somut olayda, 26.01.2015 tarihli ön inceleme duruşmasında sadece asıl dosya ile ilgili ön inceleme yapılarak uyuşmazlık konuları tespit edilmiş,birleşen 2015/48 esas sayılı dosya yönünden ön inceleme yapılıp,tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları vakıalar tesbit edilmemiştir. Davalı-karşı davacı erkek tarafından açılan birleşen davada, dilekçeler teatisi ve ön inceleme duruşması yapılmadan dosya birleştirilmiş, birleştirme kararı ile dosyanın gelmesinden sonra da, bu eksiklik tamamlanmadığı gibi, taraflara birleşen davaya ilişkin olmak üzere delil sunma imkanı tanınmadan davalı- karşı davacı erkek tarafından açılan boşanma davasının kabulüne karar verilmiştir.
Açıklanan bu husus davacı- davalı kadının savunma hakkını kısıtlayan ve adil yargılanma hakkını etkileyen önemli bir usul hatası olup, hükmün bu nedenle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.”

“Mahkemece, davalı erkeğe dava dilekçesi doğrudan davalının mernis adresine tebligat zarfının üstüne mernis adresi olduğu belirtilerek Tebligat Kanunun 21/2. maddesi uyarınca tebliğ edilmiştir. Bu durumda dava dilekçesinin tebliği usulsüz olup, davalının savunma hakkı kısıtlanmıştır. (HGK. 17.12.2014 tarih, 2013/1372 esas, 2014/1065 karar). O halde, mahkemece yapılacak iş; davalıya usulüne uygun şekilde dava dilekçesinin tebliği, cevap dilekçesi sunma hakkı tanınması, dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra ön inceleme duruşma gününün tebliği, bundan sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların tespiti (HMK m. 140) taraflarca üzerinde anlaşılamayan ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar için usulüne uygun şekilde delil gösterildiği taktirde tahkikat aşamasına geçilerek gösterilen deliller toplanıp, birlikte değerlendirerek bir sonuca ulaşmaktan ibarettir. Açıklanan bu hususlara riayet edilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi hukuki dinlenilme hakkının (HMK m. 27) ihlali niteliğinde olup, bozmayı gerektirmiştir.”

İhanet Nedeniyle Boşanma

İhanet Nedeniyle Boşanma

ihanet nedeniyle boşanma, ihanet boşanma dilekçesi, ihanet boşanma sebebi midir, boşanma ihanet tazminat, ihanet ve boşanma, ihanet durumunda boşanma, boşanma davalarında ihanet, boşanmada ihanet belgeleri, ihanet nedeniyle boşanma dilekçesi, ihanet yüzünden boşanma

İhanet Nedeniyle Boşanma

İhanet, aldatma yerine kullanılan bir söz. Ancak hukuki literatürde karşılığı eşin, eşine karşı olan sadakat yükümüne uygun davranmaması, karşı cinsten biriyle birlikte olması yani zina olarak bulunuyor.

İhanet etmeme kuralı Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesinde şu şekilde açıkça yazılmış:

TMK 185/3: “Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.”

Bu maddede açıkça yazıldığı üzere, evlilik birliği süresince eşler birbirlerine sadık olmak zorundadırlar. Ancak, ihanet kelimesinin anlamında olduğu gibi burada da eşin sadakat yükümü sadece cinsel sadakatle sınırlı tutulmamıştır. Kanun yapıcı, bunu kastetmiş olsa idi, şüphesiz kanun metnini şu şekilde yazardı:

“Eşler birlikte yaşamak, birbirine cinsel olarak sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.”

Görüldüğü gibi, kanunda, eşlerin birbirine karşı olan sadakat yükümü en geniş manada kullanılmıştır. Bu madde gereğince eşler birbirlerine yalan söylememeli, herhangi bir kişi ve olay karşısında diğerinin çıkarını gözetmektedir.

Hatta başka kanunlarda da eşin sadakati korunmuştur:

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 248. maddesi şöyledir:

“Kişisel nedenlerle tanıklıktan çekinme
Madde 248- (1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilirler:
a) İki taraftan birinin nişanlısı.
b) Evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi iki taraftan birinin eşi.
c) Kendisi veya eşinin altsoy veya üstsoyu.
ç) Taraflardan biri ile arasında evlatlık bağı bulunanlar.
d) Üçüncü derece de dâhil olmak üzere kan veya kendisini oluşturan evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi kayın hısımları.
e) Koruyucu aile ve onların çocukları ile koruma altına alınan çocuk.”

Görüldüğü üzere, evlilik birliğinin sona ermiş olması halinde dahi, sadakat yükümünün devamını arzulayan eş, eski eşi söz konusu olduğunda tanıklık yapmama hakkına sahip olabiliyor.

İhanet Boşanma Sebebi midir?

İhanet etmeme, görüldüğü üzere, kanunda açıkça sayılmış vazifelerdendir. Bu nedenle bunun aksine davranışın bir sonucunun da bulunması gerekir.

İhanetin şekli eğer yukarıda bahsettiğimiz birbirlerinin çıkarına uygun davranma çerçevesinde gerçekleşmişse bu takdirde evlilik birliği temelinden sarsılmış olur.

Arkasından konuşulan, çıkarları korunmayan, kendisine karşı başkalarıyla birlikte hareket eden eşe karşı boşanma davası açmak, onunla kurulmuş bulunan evlilik birliğini sona erdirmek için mahkemeye başvurmak hakkı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde tanınmıştır.

Bu şekilde bir ihanete uğradığını düşünen eş, mahkemeye başvurarak boşanma davası açabilir.

Bunun yanında, kanun, cinsel yönden ihanete uğrayan eşe bir başka maddede daha hak tanımıştır. Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesine göre eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.

Ancak bu dava açma hakkı sonsuza kadar sürmez. Eş bu ihaneti öğrendiği andan itibaren 6 ay içinde boşanma davası açmak için başvurmak zorundadır. Bu olayın çok eskide kalması da zinadan dava açma hakkını düşürür: Kanuna göre, 5 yıldan daha önce gerçekleşmiş olaylar çok eski kabul edilir. Bu olaylara dayanarak 161. maddeye göre dava açılamaz.

Yine kanun, ihanet eden eşi de bir başka şekilde cezalandırır: TMK 174’e göre, ihanete uğrayan eş, manevi tazminat isteyebilir.

Bunun dışında ihanet etmenin bir mühim sonucu da edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan alacak haklarının kaldırılabilir yahut azaltılabilir olmasıdır. Bunun için ihanet nedeniyle boşanma dilekçesi ile boşanma davası açılmış olması gereklidir.

Boşanmada Eşi Affetmiş Sayılma

boşanma affetmiş sayılma, boşanma affetmiş sayılma yargıtay, boşanmada affetmiş sayılma, boşanma davası affetmiş sayılma, boşanma davasında affetmiş sayılma

BOŞANMA AFFETMİŞ SAYILMA

Boşanma davasında affetmiş sayılma, boşanma davasının nedenini oluşturan eylemlerin kusur olarak kabul edilmediği hallerdir.

Türk Hukuk Sistemi’nde diğer bazı hukuk sistemlerinden farklı olarak bir eşin açtığı boşanma davasının kabul edilebilmesi için diğer eşin evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açacak derecede bir kusurunun varlığının ispat edilmiş olması gerekir.

Boşanma davaları esas itibariyle kusurun ispatı üzerine temellendirilmiştir. Bunun istisnası olarak özel boşanma sebepleri sayılabilir. Örneğin eşin akıl hastalığı nedeniyle açılan boşanma davasında akıl hastası eşe atfedilebilecek bir kusur yoktur. Buna karşın evlilik birliği diğer eş yönünden çekilmez hale gelmiştir. Diğer eş, akıl hastalığı nedeniyle evlilik birliğini artık sürdürmesinin kendisinden beklenmemesi gerektiğini mahkemeye sunar ve bunun üzerine boşanma kararı verilir.

Bunun gibi anlaşmalı boşanma davalarında da ispatlanması gereken bir kusur bulunmamaktadır. Her iki eşin evlilik birliğini sonlandırmak üzere anlaşarak mahkemeye başvurmuş olmaları halinde evlilik birliği teorik olarak temelinden sarsılmış kabul edilmekte ve hakimin takdir hakkı olmaksızın boşanmaya karar verilmektedir.

Buna karşın karşı tarafın kusuruna dayalı olarak açılan boşanma davalarında, davalı eşin kusurunun ispatı gerekir. Diğer eşin de karşı dava açarak boşanma talebi ile mahkemeye başvurmuş olması ise kanunun hatalı yazımı neticesinde boşanma kararı ile sonuçlanmayabilmekte ve kusurun ispatı istenmektedir.

Oysa, anlaşmalı boşanmada olduğu gibi her iki eşin de iradesi boşanma yönünde olmakla hakim ara bir kararla boşanmaya karar vermeli ve kusur ve tazminat yönünden davaya devam edilmeliydi.

Boşanma davasında, eşin kusurunun ispatlanması çok önemli olmakla birlikte davacı eşin bazı davranışları da eşin bu kusurlu davranışlarının affedildiği anlamına gelebilmektedir. Bu konuda Yargıtayca verilmiş bazı kararlardan özetleri almak yararlı olacaktır:

“Davacı-karşı davalı erkek boşanma davasından feragat etmiş olmakla artık kadına atfedilen kusurlu eylemleri affetmiş sayılır. Boşanma davasında erkeğin feragatinden sonra kadına kusur atfedilemez”

“Tarafların 19.03.2014 tarihli celsedeki beyanları ile tanık anlatımlarından, yargılama esnasında tarafların anlaşarak 29.01.2014 tarihli duruşmadan itibaren 35 gün kadar bir süreyle birlikte yaşadıkları anlaşılmaktadır. Taraflar bu davranışlarıyla birbirlerinden kaynaklanan ve boşanmaya yol açan kusurlu eylemleri affetmiş sayılırlar. Artık iddia edilen bu kusurlu eylemlere dayanılarak boşanma kararı verilmesi mümkün değilken mahkemece boşanma kararı verilmesi doğru olmamıştır.”

” Davacı erkek, eve dönmesi için eşine ihtar göndermekle ihtar tarihinden önceki olayları affetmiş, en azından hoşgörü ile karşılamıştır. Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar boşanma sebebi yapılamaz.”

“Davacı-davalı kadının eşine barışmayı teklif etmesi, barışma müzakeresi niteliğinde olup, kocadan kaynaklanan kusurların affedildiği ya da hoşgörü ile karşılandığını gösterecek nitelikte de değildir.”

“Yapılan yargılama ve toplanan delillerden davalı-davacı koca 8.3.2012 tarihinde davacı-davalı kadına eve dönmesi için noter vasıtasıyla ihtarname gönderdiğinden önceki olayları affetmiş sayılır. Bu tarihten sonraki döneme dair davacı-davalı kadının bir kusuru kanıtlanamamıştır.”

“Tarafların boşanma davasının açılmasından sonra bir araya gelip birlikte yaşadıkları dikkate alındığında, bu davranışlarıyla birbirlerinin önceki kusurlu davranışlarını affetmiş en azından hoşgörüyle karşılamışlardır. Affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olaylar boşanma sebebi kabul edilemez ve bunlara dayalı olarak da boşanma kararı verilmez.”

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle, davalının boşanma davası açıldıktan sonra barışıp biraraya geldiklerini ileri sürmesine ve bu hususun sunduğu fotoğraflarla doğrulanmış olmasına; bu durumda tarafların birbirlerinin kusurlarını affetmiş veya hoşgörmüş sayılmalarının gerekmesine; affedilmiş veya hoşgörülmüş olaylara göre boşanma kararı verilemeyeceği halde verilen boşanma kararının taraflarca temyiz edilmediğinden bu hususun bozma sebebi yapılmayıp…”

Bunları Yapan Eş Boşanmada Tazminat Öder: 11 Örnek Dosya

Boşanmada Eşlerin Kusur Oranı Nasıl Belirlenir?

Boşanma davalarında yargıtay, eşe karşı işlenen fiilleri belli ağırlıkta değerlendirmekte, buna göre tarafların kusur durumu tayin olunmaktadır. Yargıtay kararlarında bu konuda şu şekilde örnekler bulunmaktadır:

“Mahkemece taraflar eşit kusurlu kabul edilerek tarafların boşanmasına karar verilmiş ise de; yapılan tahkikat ve toplanan delillerden davalı-davacı kocanın eşine fiziksel şiddet uyguladığı, onu müşterek konuttan kovup, konutun anahtarını değiştirdiği ve onu aşağıladığı; buna karşılık davacı-davalı kadının ise birlik görevlerini yerine getirmekten kaçındığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu olaylara göre boşanmaya ve evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davalı-davacı kocanın, davacı-davalı kadına göre daha ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir.”

“Mahkemece her ne kadar taraflar eşit kusurlu kabul edilerek boşanma kararı verilmişse de; toplanan delillerden, davalı-davacı kadının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı, buna karşılık; davacı-davalı kocanın eşine şiddet uyguladığı, hakaret ettiği ve bir başka kadınla birlikte yaşamak suretiyle sadakatsiz davrandığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya neden olan olaylarda her iki taraf kusurlu olmakla birlikte davacı-davalı koca kadına göre daha ağır kusurludur.”

“Toplanan delillerden, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere; davalı kadının davacı eşinin ilk evliliğinden olan küçük çocuklarına karşı kötü davranıp yemek yemelerini dahi kısıtladığı, davacı kocanın ise; davalı eşini ilk evliliğinden olma çocukları ile yaşamak zorunda bıraktığı ve ilk evliliğinden olan erkek çocuğunun davalı kadını eve almadığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu hale göre boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit derecede kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.”

“Davalı – karşı davacı kadının hastalığı nedeni ile tedavi için hastaneye yatmayı kabul etmeyip tedaviden kaçındığı, buna karşılık davacı – karşı davalı erkeğin evlilik birliğinde manevi anlamda bağımsız bir konut temin etmeyip davalı – karşı davacı kadını müşterek evden göndermek istediği ve çıkan tartışmada kadının ailesini çağırıp kızlarını almalarını istediği, tarafların bu şekilde ayrıldıkları anlaşılmıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan olaylarda davacı karşı davalı erkek ağır kusurlu, davalı – karşı davacı kadın ise az kusurludur.”

“Davacı kocanın birlik görevlerini yerine getirmediği buna karşılık davalı kadının ise evin kilidini değiştirerek davacı eşini eve almadığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir.”

“Davacı-karşı davalı kadının kusuru kanıtlanamamış olup, birlik görevlerini yerine getirmeyen davalı-karşı davacı erkek tamamen kusurludur.”

“Davacı-karşı davalı kadının eşine hakaret ettiği, davalı-karşı davacı erkeğin ise eşine hakaret ettiği, sürekli ve düzenli bir işinin bulunmadığı, evin ihtiyaçları ile ilgilenmediği ve ortak konutu terkettiği anlaşılmaktadır. Davacı-karşı davlı kadına kusur olarak yüklenen “eşini ortak konuttan kovduğu” vakıasına ilişkin beyanda bulunan tanığın görgüye dayalı bilgisi bulunmamakta olup, taraflardan ve üçüncü kişilerden aktarılan olaylar sabit kabul edilemez ve kusur belirlemesinde hükme esas alınamaz. Gerçekleşen bu olaylara göre, davalı-karşı davacı erkeğin boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir.”

“Davacı kadının annesinin evlilik birliğine müdahalesine sessiz kaldığı ve kayınvalidesine hakaretler ve beddua ettiği, buna karşılık davalı erkeğin ise bağımsız konut sağlamadığı, birlikte yaşadıkları annesinin kadına yönelik baskılarına ve kadının akrabalarına yönelik olumsuz tutum ve davranışlarına destek olduğu, erkeğin annesinin kadın hakkında “defolsun gitsin, istemiyorum, alın gidin, oğlumu yeniden evlendireceğim” şeklinde sözler söylediği, erkeğin de “annem istemiyorsa bende istemiyorum” diyerek eşini evden kovduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu olaylara göre, davalı erkeğin boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir.”

“Erkeğin belirlenen kusurlu davranışlarına göre; eşini bayram ziyareti için ailesinin yanına bırakıp, daha sonra da ancak ailesi ile görüşmemesi şartıyla eve dönebileceğini söylediği, bu yüzden çıkan anlaşmazlık üzerine de eşini istemediğini ilgili dosyada dinlenen tanıklara söylediği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında, boşanmaya neden olan olaylarda davalı erkeğin tam kusurlu olduğunun kabulü gerekir.”

“Tarafların mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışları yanında davalı erkeğin sadakatsiz davrandığı, ailesinin kadına hakaret etmesine sessiz kaldığı, bağımsız konut temin etmediği anlaşılmaktadır. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda, davalı erkek ağır kusurludur.”

“Davacı-karşı davalı kadının zina eylemine karşılık, davalı-karşı davacı erkeğin de eşine sürekli şiddet uyguladığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda, tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir.”