Kategori arşivi: Boşanmada Mal Paylaşımı

Edinilmiş Mal Şirket Hissesi

Edinilmiş Mal Şirket Hissesi

boşanmada şirket ortaklığı, aile şirketlerinde mal paylaşımı, boşanmada şirket üzerine alınan mallar, boşanma durumunda şirket paylaşımı, boşanmada mal paylaşımı 2017, şirket hissesine ilişkin katılma alacağı, evlilik öncesi şirket,

Boşanmada Şirket Ortaklığı

Türkiye’de 2017 yılında toplamda 30 bini aşkın şirket, 388 kooperatif ve 22.321 gerçek kişi ticari işletme ekonomiye dahil oldu.

2016 yılında Ankara’da her 100 bin nüfusa düşen net açılan şirket sayısı 91 seviyesinde. İstanbul ve Antalya, Ankara’yı takip ediyorlar.

Bilindiği üzere, limited yahut anonim şirketlerin tüzel kişilikleri bulunuyor. Yani kurulmasını takiben bir limited şirket, sözleşme imzalayabiliyor, bankalardan kredi kullanabiliyor, gayrimenkullerini satıp parasını bankaya yatırabiliyor.

İnsanoğlunun diğer canlı türlerinden en büyük farklarından biri olan hayal gücü sayesinde gerçekte olmayan, elle tutulamayan şirketler işveren olabiliyor, maaş ödeyebiliyor.

Boşanma davalarında da mal paylaşımında en fazla sorunlardan biri, bu şirketlerin paylaşılmasında karşımıza çıkıyor.

Boşanma davalarında eşlerin edinilmiş mallara dair alacak hakları içinde eşin ortak olduğu şirketler de giriyor.

Ancak, şirketlerin paylaşılmasında şöyle önemli bir nokta var: Şirket ortakları şirketin kendisine sahip değiller, sadece hisselerini ellerinde bulunduran kişiler. Bu nedenle paylaşıma tabi olacak olan değer, şirket değil şirketin hisse değeri.

Yani, şirketin tüm gayrimenkulleri, araçları, know-how’ı, akitleri ile birlikte değer biçilerek şirketin hisse değeri ve eşin hissesine düşen değer bulunurak paylaşıma tabi tutuluyor.

Aile Şirketlerinde Mal Paylaşımı

Aile şirketi, ailenin geçimini sağlamak ve/veya mirasın dağılmasını önlemek amacıyla kurulan, ailenin geçimini sağlayan kişi tarafından yönetilen, yönetim kademelerinin önemli bir bölümü aile üyelerince doldurulan, kararların alınmasında büyük ölçüde aile üyelerinin etkili olduğu ve aileden en az iki jenerasyonun kurumda istihdam edildiği şirket olarak tanımlandığına rastladım.

Aile şirketlerinde genellikle eş, sahip olduğu şirket hissesini karşılıksız olarak yani bir çalışmasının karşılığı olmadan sadece o aileye mensup olması dolayısıyla alır.

Örneğin, Türkiye’nin en köklü holdinglerinden olan Sabancı Holding’de Sabancı ailesinden bir çok kişinin hissesi bulunuyor. Bu kişiler zaman zaman bu hisselerini 3. şahıslara satarak paraya çeviriyor ve başka bir alanda yatırıma dönüştürüyorlar.

Aile şirketlerinde bu şekilde, dededen torunlara bile geçebilen hisseler kişinin kendi şahsi malvarlığına dahil kabul edilir, yani kişisel malıdır, edinilmiş malı değildir. Bu nedenle aile şirketlerinde sahip olunan hisselerin karşılığı verilerek mi yoksa karşılıksız olarak mı iktisap edildiği araştırılmalı, bundan sonra kişisel mal mı yoksa edinilmiş mal mı olduğuna karar verilerek tasfiyeye tabi tutulmalıdır.

Boşanmada Şirket Üzerine Alınan Mallar

Şirket üzerine alınan mallar, boşanma davalarında en çok kafa karıştıran husus. Şirketin bir çok gayrimenkulü, bir çok aracı, bankada nakdi bulunabiliyor. Hatta genelde kadınlara şirkete kayıtlı bir araç tahsis ediliyor ve kadın, evlilik süresince şirkete ait bu aracı kullanıyor.

Boşanma davası açıldığı zaman, şirketin bu aracının boşanma süresince de kendisine tahsisini istiyor ancak mevcut kanunlara göre bunun mümkün olamadığını görünce hayal kırıklığı yaşanabiliyor.

Boşanmada şirket üzerine alınan mallar konusunda kısaca belirtelim ki, şirketin mallarına tedbir konulmaz, ancak şirket hissesinin değerinin tespitinde bu mal varlığı önem taşır.

Boşanma Durumunda Şirket Paylaşımı

Yukarıda belirttiğimiz gibi, davalı eş, ister şirketin küçük ortağı olsun isterse şirket hisselerinin %100’üne sahip olsun, şirketler paylaşıma tabi değildir. Şirket hissesinin değeri paylaşıma tabidir.

Şirketin hisse değerinin tespiti, bir takım incelemeler ve dava yoluyla mümkün olabilmektedir.

Şirket Hissesine İlişkin Katılma Alacağı

Şirket hissesinin beher değeri ile davalı eşin elinde bulundurduğu şirket hissesinin toplam değeri bulunduktan sonra, bu değer üzerinden davacı eşin katılma alacağı hesap edilir.

Ancak davacı eşin katılma alacağı yanında, bazı durumlarda katkı payı alacağı da olabilir. Bu nedenle, şirketin nasıl kurulduğu, kuruluş sermayesinin nasıl ve kim tarafından kurulduğu, şirketin ne işler yaptığı incelenerek katkı/katılma alacağı bulunup bulunmadığı tespit edilir.

Evlilik Öncesi Şirket

Aile şirketlerine benzer olarak, çalışma hayatına evlilikten önce atılmış olan eşin kurduğu şirketlerde de kişisel mal ile birlikte edinilmiş mallar söz konusu olabilir.

Bunun için şirket ana sözleşmesi ile Ticaret odasında yayınlanmış tüm kararları, açılan-kapanan şubeler, mümkünse karar defteri de incelenmelidir.

Şirketin davalı eş tarafından evlilik öncesi kurulmuş olması, davacı eşin alacak hakkı olmadığının kesin delili değildir. Davacı eşin, şirket hisse değeri dışında da şirketle ilgili edinilen bir çok gelirde katılama alacağı hakkı bulunabilir.

 

Boşanma ve Mal Paylaşımı Davası Birlikte Açılır mı?

boşanma ve mal paylaşımı davası birlikte açılır mı boşanma ve mal paylaşımı davası birlikte açılır mı, boşanma durumunda mal paylaşımı boşanma durumunda mal paylaşımı, boşanmada mal paylasimi boşanmada mal paylasimi, boşanma sırasında mal paylaşımı boşanma sırasında mal paylaşımı, boşanma halinde mal paylaşımı, boşanma davasında mal paylaşımı istenebilir mi boşanma davasında mal paylaşımı istenebilir mi, boşanma ile mal paylaşımı boşanma ile mal paylaşımı

Boşanma ve Mal Paylaşımı Davası Birlikte Açılır mı?

Boşanma ve mal paylaşımı davası birlikte açılır mı sorusunun cevabı için öncelikle her iki davanın hukuki niteliğinin tespit edilmesi gerekir.

Öncelikle her iki dava da yani hem boşanma davası hem de mal paylaşımı davası 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Aile Hukuku Kitabı içinde yer almaktadır.

Mal paylaşımı davasının açılması için evlilik birliğinin sona ermiş olması zorunlu olmadığı gibi boşanmaya karar verilmiş olması halinde tarafların mal varlığının paylaşımına karar verilmesi de gerekmez.

Boşanma davasının ferileri olarak velayet, nafaka ve tazminat gösterilmektedir. Boşanma davasında davanın açılması ile birlikte hakim, TMK 169. maddeye göre bir takım önlemleri kendiliğinden almakla yükümlü tutulmuştur. Bu önlemler kamu hukukundan kaynaklanan yani kamusal yarar gözetilerek düşünülmüş kurallardır.

TMK 169’a göre hakim boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.

Görüldüğü üzere, malların yönetimine ilişkin olarak hakimin re’sen yani kendiliğinden karar vermesi gerekliliği öngörülmüşse de malların aidiyetinin belirlenmesi kanunlaştırılmamıştır.

Boşanma ve mal paylaşımı davası birlikte açılır mı sorusunun teorik incelemesinden çok pratik bir önemi vardır: Eşin malları kaçırması.

Edinilmiş malların paylaşılabilmesi için mal rejiminin sona ermesi gereklidir. Bu sona erme, dava şartıdır, yani mal rejiminin sona ermesinden önce, bir eş diğer eşten edinilmiş mallara katılma rejimi nedeniyle hakkı olan malvarlığına tekabül eden değeri talep edemez. Bunun için öncelikle mal rejiminin sona ermiş olması gerekir. Edinilmiş mallara katılma rejimi boşanma halinde sona ereceği tabiidir.

Ancak, boşanma davasının kabul edilmesi şartına bağlı olarak edinilmiş mallara katılma rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiş sayılmaktadır.

Buna göre bir eş, diğerinden olan alacak hakkını boşanma davasının açılması ile birlikte talep edebilecektir.

Boşanma davasının açıldığı dilekçe ile birlikte mal paylaşımı da talep edilmiş olabilir. Bu durumda mahkeme, boşanma talebi ile birlikte mal paylaşımı taleplerini birbirinden ayıracak yani tek bir dilekçe ile açılan iki ayrı dava olduğunu kabul edecek ve mal paylaşımı davasını ayrı bir esas numarasına kaydederek talepleri inceleyecektir.

Yani Boşanma ve mal paylaşımı davası birlikte açılır mı sorusunun cevabı olumludur, açılabilir. Mal paylaşımı davasının açılması için boşanma davasının kesinleşmesinin beklenmeyebilir.

Bu durumda, boşanma davası ile birlikte yahut hemen sonra açılmış olan mal paylaşımı davası için boşanma davası bekletici mesele olarak kabul edilir. Boşanma davasının sona ermesi beklenecektir.

Boşanma davasının kabul edilmesi halinde, bekletici mesele yerine gelmiş olur ve mal paylaşımına devam edilir.

Ancak boşanma davasının reddedilmesi halinde açılmış olan mal paylaşımı davası reddedilir.

Boşanmada Ev Eşyası Paylaşımı

ev eşyaları boşanma, ev eşyalarının iadesi boşanma davası, boşanmada ev eşyası paylaşımı, boşanmada ev eşyası, boşanma ev eşyası, boşanma ev eşyası paylaşımı, boşanma davasında ev eşyası

Boşanmada ev eşyası paylaşımı boşanma davalarında mal varlığının paylaşılması konusunda önemli sorunları teşkil etmektedir. Boşanma davalarının büyük çoğunluğunun evliliğin henüz ilk 5 yılı içinde, bunların önemli bir kısmının da henüz evlilik 1 yılı doldurmamışken açıldığı göz önüne alındığında ev eşyaları nedeniyle istenebilecek parasal talepler söz konusu olabilir.

Boşanmada Ev Eşyası Paylaşımı

Boşanmada ev eşyası paylaşımı söz konusu olduğunda bir kaç ihtimal gündeme gelebilir:

1.İhtimal: Ev eşyaları evlilik birliğinin kurulmasından önce taraflardan biri yahut onun ailesi tarafından alınmıştır.

2.İhtimal: Ev eşyaları evlilikten önce alınmış ancak ödemeleri evlilik içinde yapılmıştır:

3.İhtimal: Ev eşyaları evlilik birliği içinde alınmıştır ancak ödemeleri boşanma davasının açılmasından sonra da devam etmektedir:

Şimdi bu ihtimaller üzerinde sırayla duralım:

Birinci ihtimalde ev eşyalarının evlilik birliğinin kurulmasından önce taraflardan birinin yahut onun ailesi tarafından alınmış olması ihtimalini inceleyeceğiz.

Bu ihtimalde, eşlerin nikah tarihi itibariyle başka bir mal rejimi sözleşmesi yapmadıkları için edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olduklarını varsayabiliriz ki bu rejim yasal olan mal rejimidir, ülkemizde evlenen kişilerin çok büyük bir oranı bu yasal mal rejimine tabidir.

Bunun nedeni evlilik sözleşmesi – mal rejimi sözleşmesinin yapılmasına ihtiyaç duyulmaması değil bunun nasıl yapılacağının bilinmemesi ve/veya yapılmak istense dahi karşı tarafı incitmeden/kızdırmadan söylemenin bir yolunun bulunamamasıdır. Bu evlilik sözleşmesinin yapılmak istenmesi nedeniyle sona eren bir çok nişanlılık mevcuttur.

Evlilik sözleşmesinin yapılmak istenmesi en başından itibaren boşanma ihtimalini çağrıştırmakta ve bu nedenle taraflar arasında güven problemine neden olmaktadır.

Eşyaların evlilikten önce alınmış olması halinde bu eşyalar, ödemeyi yapan tarafın kişisel mal varlığına dahil olur. Bu nedenle kişisel mal varlığı çerçevesinde geri istenebilir. Aynen iadesi yahut değeri karşı taraftan talep edilebilir.

Bu eşyanın ödemelerinin davacı eş yahut ailesi tarafından yapılmış olmasının önemi yoktur. Ödemelerin diğer bir kişi tarafından yapılmış olması halinde de davacı eş adına yapılmış kabul edilir.

İkinci ihtimal ise eşyaların evlilikten önce, yani nikah tarihinden önce satın alınıp ödemelerinin ise evlilik süresi içinde yapılmış olmasıdır.

Bir çok durumda, eşlerin düğün tarihinden önce ev tuttukları, ev eşyası aldıkları ve yaşayacakları evi çok önceden hazır ettikleri görülmektedir. Ancak, özellikle çalışan genç kesim, ev eşyası ödemesini kendi başlarına yapmakta ve bunun için genellikle kredi kartlarına taksit uygulamasından yararlanmaktadırlar. Bu durumda şöyle bir ayrım söz konusu olacaktır: Ev eşyaları için nikah tarihinden önce ödenen miktar tarafların kişisel mal varlığına dahil olacak, nikah tarihinden sonra maaş-ücret ve sair gelirleriyle karşıladıkları taksitlere tekabül eden kısım ise edinilmiş mal varlığı değeri olarak kabul edilecektir.

Üçüncü ihtimal olarak ise ev eşyalarının evlilik içinde alınmış olması ancak ödemelerine boşanma davası açıldıktan sonra devam edilmesidir.

Bu durum genellikle evliliğin süresi boyunca yıpranan ev eşyalarının kullanım nedeni ile yenilenmesi gerektiğinde söz konusu olmaktadır.

Yenilenen ev eşyaları bu nedenle evlilik içerisinde tarafların maaş ve sair kazançları ile ödenmiştir.

Bu eşyalar için bu şekilde yapılan ödemeler kimin tarafından yapılmış olursa olsun her iki eşe de eşit olarak ait olmaktadır. Ancak boşanma davasının açılması ile, davanın kabul edilmesi şartına bağlı olarak, eşler arasındaki edinilmiş mal rejimi sona erer ve yerine mal ayrılığı rejimi cari olur. Mal ayrılığı rejiminin boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren yürürlüğe girmesi nedeniyle, ev eşyaları için bu tarihten sonra yapılan ödemeler ödemeyi yapan eşin kişisel mal varlığına dahil olur.

Boşanmada ev eşyası paylaşımı talebi üzerine hesaplama yapılırken yukarıda anlatılan nedenlerle eşyaların alındığı tarih kadar nikah tarihi, boşanma davasının açıldığı tarih ve eşyalar için yapılan ödemelerin tarihi ve miktarları da önem tutar.

Hesap bilirkişileri bu deliller üzerinden giderek talep edilebilecek alacak miktarını hesaplar.

Boşanmada ev eşyası paylaşımı davasında ev eşyasının kime ait olduğu ispatlanamamışsa bu durumda TMK 222. madde çerçevesinde hesaplama yapılarak sonuca ulaşılacaktır.

Ana-Babanızdan Kalan Evde Eşinizin Hakkı Ne Kadar?

Reşat Nuri Güntekin, bir eserinde “bir babanın çocuklarına bırakabileceği en kıymetli miras temiz bir isimdir der. Elbette babanızın vefatından sonra, eski tanıdıklarla karşılaştığınızda ismini güzellikle anmaları kadar gurur verici bir şey olmaz. Ancak bugüne kadar rahmetli babanın bıraktığı bu güzel şöhrete kıymet verilip sahiplenmek için dava açıldığına şahit olmadım.

Hem eşler hem de mirasçılar arasında en yaygın anlaşmazlıklar, dededen atadan kalan malların paylaşımında çıkıyor nedense. Hatta bazen sağlığında yapılan yapılan paylaştırmalar bile beğenilmiyor, “sulu toprak büyük abime kuru toprak bana kaldı” denilerek kapım aşındırılıyor.

Son zamanlarda buna bir de boşanma aşamasındaki eşler eklendi. Genellikle boşanmayı düşünen kadınların cevabını en çok merak ettiği konu, kocasına babasından kalan mallardan ne kadar pay almaya hakkı olduğu.

Hatta bazen, eşinin malı olmadığını ancak kayınpederinin bir çok malvarlığı bulunduğu için nafakayı daha yüksek alıp alamayacağını merak edenlerle de karşılaşıyorum.

Malumunuz olduğu üzere ülkemizde tapu sistemi vatandaşın işlem yapmasından para kazanmak üzerine kurulu. Hem de öyle bir sistem ki satış harcı olarak çok anlamlı harçları tıkır tıkır tahsil ediyorlar. Örneğin 150 bin liralık bir evin satış harcı 6 bin lira tutuyor. Hem alandan hem de satandan ayrı ayrı binde 20 oranında harç alınıyor.

Ancak babanız size bir malını sağlığında bırakmak istese ve sizden doğal olarak bir karşılığını almayı beklemese tapuda satış mı gösterirsiniz yoksa bağış mı?

Bunun cevabı hukuken “bağış gösterilmeli” olsa da pratik hayatta bağış gösterene biraz müstehzi bakışlar atılıyor. Çünkü, tapu dairesi bağış gösterildiğinde binde 68.31 oranında harç alıyor, yani satın aldığınızda ödediğinizin neredeyse 3.5 katı!!!

Eh, eğer sizin de paranız hemen herkes gibi sınırlıysa, doğal olarak aynı işlem için çok daha az harç ödemek için tapuda kendi ana-babanızdan satın almış gibi gösteriyorsunuz.

İşte tam bu noktada çarşı karışıyor: Çünkü ana-babanız dahi olsa tapuda bir gayrimenkulü satın aldığınızı belirttiniz, ana-babanız da “gayrimenkulü sattım, paramı aldım” dedi, imzasını da attı. Hem de devletin resmi memuru önünde!

HMK 200’e göre bunun aksini de yani gerçekte satış değil de bağış yaptığınızı ispatlayamayacağınıza göre:

“Madde 200- (1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.”

Bir resmi evrakın aksini aynı kuvvetteki bir resmi evrakla ispat etmeniz gerekeceği için hiç para vermeden ana-babanızdan aldığınız gayrimenkulü, sırf bir miktar harç parasından tasarruf etmiş olmak için satın almış oldunuz.

Türk Medeni Kanunu’na göre, eşlerin evlilik birliği içinde satın aldıkları gayrimenkullerin değerinin yarısı kadar diğer eşin hakkı vardır:

“Madde 236- Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar.”

Bu maddelere göre satın almış sayıldığınız ana-babanızdan geçen mallarda eşinizin de yarı oranında hakkı olduğu kabul edilebilir.

Ancak neyse ki yargıtay var da kanunların hatalarını uygulama sırasında düzeltebiliyoruz.

Yargıtay’ın ve Dairenin yerleşmiş uygulamalarına göre, eşlerden birinin anne veya babalarından gelen mallar söz konusu olduğunda; satış gösterilse dahi bu tasarrufi işlem, hayatın olağan akışına göre, fiili karine olarak bağış kabul edilmektedir.

Bu karinenin aksini, yani parasını vererek gerçek anlamda satın alındığını iddia eden eş iddiasını ispatlamakla yükümlüdür.

Kabul edilen bu fiili karine, ispat yükümlülüğü altındaki tarafı değiştirmektedir. Anne yada babadan gelen mala ilişkin tasarrufun bağış değilde gerçek anlamda satış olduğunu iddia eden eş, başta satış bedelinin ödendiğine ilişkin ödeme kayıtları olmak üzere iddiasını güçlü ve inandırıcı delillerle ispatlamalıdır.

Hadi geçmiş olsun. Siz siz olun, kanunun etrafından dolaşmaya çalışmayın. Yargıtay her zaman bu kadar anlayışlı olmayabilir 😉

 

Mevcut Mal Rejiminin Mal Ayrılığına Dönüştürülmesi

Eşler, Kanunda düzenlenmiş bulunan mal rejimlerinden birisini sözleşmeyle kabul edebilirler. Eşlerin bu seçimlik mal rejimlerinden birini seçmemiş olmaları halinde aralarında, kanuni mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır.

Ancak bazı durumlarda Kanun, mal ayrılığı dışındaki mal rejimlerinin mal ayrılığına dönüşmesini kabul etmiştir:

TMK 206 – 212 arasında öngörülen bu düzenleme ile haklı bir sebep varsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine, mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüşmesine karar verebileceği kabul edilmiştir.

Özellikle aşağıdaki hâllerde haklı bir sebebin varlığı kabul edilir:

  • Diğer eşe ait malvarlığının borca batık veya ortaklıktaki payının haczedilmiş olması,
  • Diğer eşin, istemde bulunanın veya ortaklığın menfaatlerini tehlikeye düşürmüş olması,
  • Diğer eşin, ortaklığın malları üzerinde bir tasarruf işleminin yapılması için gereken rızasını haklı bir sebep olmadan esirgemesi,
  • Diğer eşin, istemde bulunan eşe malvarlığı, geliri, borçları veya ortaklık malları hakkında bilgi vermekten kaçınması
  • Diğer eşin sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması.

Yine eşlerden biri ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun ise, onun yasal temsilcisi de bu sebebe dayanarak mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir.

Kanunda sayılan bu nedenlerin varlığı halinde eşler arasındaki mevcut mal rejimi kendiliğinden mal ayrılığı rejimine dönüşmez. Bunun için eşlerden birinin talep etmesi zorunlu tutulmuştur.

Bu talepte bulunma hakkı, haklı sebebin oluşmasında kusuru bulunmayan eşe aittir.

Bu kanun hükmünde sayılan durumlar örnek niteliğindedir. Haklı sebep olup olmadığı her olayın özelliğine göre değerlendirilir.

TMK 225/2’ye göre, mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer.

Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.

Mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüştürülmesi davasında yetkili mahkeme, eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesi olarak belirlenmiştir.


Örnek Yargıtay Kararları

“Davacı eşi hakkında açmış olduğu boşanma davasının 2.10.2001’de retle sonuçlandığını ayrı yaşadığını belirterek mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüştürülmesine karar verilmesini istemiştir. 1.1.2002 tarihinde 4721 sayılı Medeni Kanun yürürlüğe girmiş, yasal mal rejiminin edinilmiş mallara katılma rejimi olduğu kabul edilmiştir. (MK. md. 202) Sözü edilen yasanın 206. maddesindeki beş bent şeklinde yapılan düzenleme örnek niteliğindedir. Mahkemece tarafların delilleri toplanıp, değerlendirilip sonucu uyarınca karar verilmesi gerekir. Açıklanan husus üzerinde durulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.” YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2004/2872 Karar Numarası: 2004/3909 Karar Tarihi: 29.03.2004

“Temyiz incelemesine konu olan davada; mahkeme kararıyla mal ayrılığı rejimine geçilmesini (TMK.m.206) isteyen davacı, diğer eşin malvarlığının borca batık olması, ortaklıktaki payının haczedilmiş olması ve benzeri sebeplerden biriyle ortaklığın menfaatlerini tehlikeye düşürdüğünü kanıtlayamamıştır. Tek başına, eşlerin fiilen ayrı yaşıyor olmaları Türk Medeni Kanununun 206. maddesi uyarınca haklı sebep olarak yorumlanıp mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi için yeterli değildir. Bunun kabulü; kendi kusurlu davranışıyla ayrı yaşamaya neden olan eşin; diğer eşin ileride doğabilecek katılma alacağı hakkını ortadan kaldırmasına olanak tanımak sonucunu doğurur. Bu ise, hiç kimsenin kendi kusurlu davranışıyla kendi lehine sonuç elde edemeyeceğine yönelik temel hukuk ilkesine aykırı olur.” YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2005/3039 Karar Numarası: 2005/6149 Karar Tarihi: 18.04.2005

“Taraflar arasındaki mal rejimi sona ermeden (TMK.nun 206, 225.m) katkı payına dayalı olarak dava açılma imkanı bulunmamaktadır. Diğer ifadeyle katkı payına dayalı dava açılabilmesi için taraflar arasındaki mal rejiminin sona ermiş olması ön şarttır. Eldeki davada tarafların evliliklerinin halen devam ettiği ve aralarındaki mal rejiminin de herhangi bir sebeple sona ermediği anlaşıldığına göre ön şart gerçekleşmediğinden davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken bu husus gözden kaçırılarak işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır.”  YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2011/6354 Karar Numarası: 2011/7732 Karar Tarihi: 27.12.2011

Mal Rejimi Sözleşmesi

Mal Rejimi Sözleşmesi

Mal rejimi sözleşmesi evlilik birliğinde uygulanacak mal rejiminin seçimi, seçimlik ya da yasal mal rejiminde yasanın izin verdiği değişikliklerin yapılması, uygulanmakta olan mal rejiminin sona erdirilerek yeni bir mal rejiminin belirlenmesi gibi hususlarda söz konusu olmaktadır.

Evlilik birliği içinde uygulanacak mal rejiminin seçilmesi, seçilen mal rejiminin sona erdirilmesi ya da seçilen mal rejimi hükümlerinin kanunun izin verdiği ölçülerde değiştirilmesi mal rejimi sözleşmesi ile yapılır.

Türk Medeni Kanunu’nun 203-205. maddeleri mal rejimi sözleşmesi içeriği, sözleşme ehliyeti ve sözleşme şekli konularında düzenlemede bulunmuştur.

Ancak, Borçlar Kanunu’ndaki genel hükümlerde öngörülen geçerlik şartları da mal rejimi sözleşmesi için gözönünde bulundurulur.

Mal rejimi sözleşmesi borç sözleşmesi değil tasarruf sözleşmesi niteliğindedir.

Mal Rejimi Sözleşmesinin İçeriği

TMK 203. maddeye göre, mal rejimi sözleşmesi evlenmeden önce ya da sonra yapılabilir. Taraflar, istedikleri mal rejimini kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir, kaldırabilir yahut değiştirebilir.

Bu Kanun maddesi emredici bir hükümdür. Bu sınırlandırma, eşlerin ortak olmayan çocuklarının saklı paylarını korumak, eşlerin alacaklılarını korumak ve üçüncü şahıslar yönünden işlem güvenliğini sağlamak amacıyla tesis edilmiştir.

Tarafların bu emredici kanun maddesine aykırı olarak yaptıkları mal rejimi sözleşmesi kısmen yahut tamamen geçersiz sayılmaktadır.

Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce yahut sonra yapılabilir. Evlenmeden sonra yapılacak olan mal rejimi sözleşmesi ile eşlere aralarındaki mevcut mal rejimini değiştirme olanağı sağlanmıştır.

Evlenmeden sonraki mal rejimi sözleşmesi ise sözleşme sonrası dönemi kapsar; sözleşme öncesi dönemdeki mal varlığını etkilemez.

Tarafların kanunda düzenlenmemiş kendine özgü bir mal rejimi belirlemeleri mümkün değildir. Seçilen mal rejimiyle ilgili düzenlemeleri de ancak kanunda yazılı sınırlar içinde kaldırılabilir veya değiştirilebilir.

Mal Rejimi Sözleşmesi Yapma Ehliyeti

TMK 204. maddesine göre mal rejimi sözleşmesi ancak ayırt etme gücüne sahip olanlar tarafından yapılabilir.

Evlenme ile kişi ergin kılınmaktadır bu nedenle küçük, evlenmekle ergin kılındığından eşlerden birinin yahut eşlerin 18 yaşını doldurmadan yaptığı mal rejimi sözleşmesinin geçerliliği için kanuni temsilcisinin rızası aranmaz.

Mal rejimi sözleşmesi yapılması, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Bu nedenle mal rejimi sözleşmesi bizzat yapılır.

Yasal ya da atanmış temsilciler vasıtasıyla mal rejimi sözleşmesinin yapılması mümkün değildir.

Mal Rejimi Sözleşmesinin Şekli

TMK 205. maddesine göre, mal rejimi sözleşmesi noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır. Ancak taraflar, evlenme başvurusu sırasında da hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak bildirebilirler.

Mal rejimi sözleşmesinin taraflarca imzalanması zorunludur.

Şekil şartlarına uyulmadan yapılan mal rejimi sözleşmesi, kesin hükümsüz yani batıl kabul edilir.

Mal Rejimi Sözleşmesinin Yapılma Zamanı

Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya evlenmeden sonra yapılabilir.

Evlenmeden önce yapılan mal rejimi sözlemesi, evlilik birliğinin kurulması şartına bağlı olarak meydana gelir.

Evlilik sonrası yapılan mal rejimi sözleşmesi ise kural olarak yapıldıkları andan itibaren hüküm ve sonuçlarını doğurmaya başlar.

Mal rejimi sözleşmesi, kural olarak akit tarihinden ileriye doğru işlemeye başlar. Geçmişe yönelik olarak bir mal rejimi sözleşmesi yapılamaz.

 

Yasal mal rejimi nedir?

Yasal mal rejimi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 202-218. maddeleri arasında mal rejimiyle ilgili genel hükümlerle düzenlenmiştir.

TMK’nun 202. maddesi uyarınca, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejimi asıl olarak kabul edilmiştir.

Yine aynı maddenin 2. fıkrasına göre eşler, yapacakları bir mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer mal rejimlerinden birini kabul edebilirler.

Kanunda belirlenen seçimlik mal rejimleri:

  • mal ayrılığı,
  • paylaşmalı mal ayrılığı,
  • mal ortaklığı 

olarak belirlenmiştir.

4722 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10. maddesine göre, 4721 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında bu tarihe kadar, tabi oldukları mal rejimi devam eder.

Eşler 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar.

Kanunun 10/2 fıkrası gereğince de TMK’nun yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan boşanma veya iptal davaları sonuçlanıncaya kadar eşler arasında tabi oldukları mal rejimi devam eder.

Dava boşanma veya iptal kararı ile sonuçlanırsa, bu mal rejiminin sona ermesine ilişkin hükümler uygulanır.

Boşanma davasının redle sonuçlanması halinde eşler kararın kesinleşmesini izleyen bir yıl içinde başka bir mal rejimini seçmedikleri takdirde yürürlük tarihinden itibaren yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar.

4722 sayılı Kanunun 10. maddesinin 3. fıkrasına göre eşlere anılan bu bir yıllık süre içinde mal rejimi sözleşmesiyle yasal mal rejiminin evlenme tarihinden geçerli olacağını kabul edebilme olanağı sağlamıştır. Ancak bu olanak sadece edinilmiş mallara katılma rejimi yönünden geçerlidir; seçimlik mal rejimleri konusunda böyle bir olanak yoktur.


İlgili Yargıtay Kararları

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2012/11466 Karar Numarası: 2013/8552 Karar Tarihi: 06.06.2013

“Davacı ve muris F. 18.9.1960 tarihinde evlenmiş, murisin 19.9.2008 tarihinde ölümüyle evlilik birliği sona ermiştir. Dava konusu taşınmaz davacı ve muris arasında 743 Sayılı T.K.M.’nun 170. maddesi uyarınca mal ayrılığının geçerli olduğu 17.11.1980 tarihinde edinilmiştir.

Dosya içinde bulunan İstanbul 7. Noterliği’nin 4.12.2002 tarih 24540 yevmiye sayılı sözleşmesi uyarınca tarafların 4722 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu’nun 10/1 maddesi uyarınca kendilerine tanınan süre içinde evlendikleri tarihten itibaren geçerli olmak üzere mal ortaklığı rejimini kabul ettikleri anlaşılmaktadır.

Taraflar arasında düzenlenen mal ortaklığı sözleşmesinin 1.1.2002 tarihinden ileriye doğru geçerli olduğu hususunda duraksama bulunmamaktadır.

Somut olayda uyuşmazlık konusu olan husus; söz konusu bu sözleşmenin geçmişe etkili olarak yapılıp yapılamayacağı ve eğer yapılmış ise hüküm ifade edip edemeyeceğine ilişkindir.

4722 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 10/1 maddesinde aynen ‘Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten ( 1.1.2002 ) önce evlenmiş olan eşler arasında bu tarihe kadar tabii oldukları mal rejimi devam eder.

Eşler kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde başka bir mal rejimini seçmedikleri taktirde bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimini ( edinilmiş mallara katılma rejimi ) seçmiş sayılırlar’ denilmekte ve aynı kanunun 10/3 maddesinde de ” Şu kadar ki eşler yukarıda öngörülen bir yıllık süre içerisinde mal rejimi sözleşmesiyle yasal mal rejimini ( edinilmiş mallara katılma rejimini ) evlenme tarihinden ( Yani geçmişe etkili olarak ) geçerli olacağını kabul edebilirler.” hükmüne yer verilmektedir.

Bu iki düzenleme birlikte değerlendirildiğinde yukarıda öngörülen bir yıllık süre içerisinde eşlerin geçmişe etkili olmak üzere sadece yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimini seçebilecekleri açıktır.

Diğer bir ifadeyle eşler kanunun tanıdığı bir yıl içinde geçmişe etkili bir biçimde edinilmiş mallara katılma rejimi dışında gene kanunun tanıdığı başka bir mal rejimini ( mal ortaklığı, mal ayrılığı veya paylaşmalı mal ayrılığı rejimlerinden birini ) evlenme tarihinden itibaren geçerli olmak üzere seçemez ve belirleyemezler. Dolayısıyla varsa bile; böyle bir belirleme de yok hükmündedir ve kamu düzenine dair bu sınırlama sözleşme serbestisi kurallarına dayanılarak aşılamaz.

T.M.K.nun 203. maddesinde “mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Taraflar istedikleri mal rejimini, ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir, kaldırılabilir veya değiştirilebilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Doktrinde; 4721 Sayılı T.M.K.nun yürürlüğe girdiği 1.1.2002 tarihinden sonra yapılan evliliklerde, eşlerin sonradan yapacakları bir mal rejimi sözleşmesiyle geçmiş etkili düzenleme getirmelerine yasal bir engel olmadığı ileri sürülmüş ve T.M.K.nun 203 maddesinde “… kanunda yazılı sınırlar içinde, …” kavramının da buna engel oluşturmadığı görüşü belirtilmiş ise de, sözü edilen 203. maddedeki kavramın buna yasal bir engel oluşturduğu konusunda duraksamamak gerekir.

Çünkü aile hukukunda; tam ve sınırsız bir sözleşme serbestisi kabul edilmemiş, tam aksine özgür tam aksine özgür iradeye dayalı sözleşme serbestisinin sınırlı olarak kabul edildiği ve kullanıldığı görülmektedir.

Bu konuda en büyük yasal engel de, 4722 Sayılı Kanunun 10/3. fıkrası olmaktadır. Bu nedenle, taraflar arasında yapılan mal ortaklığı sözleşmesinin geçmişe etkili olarak taşınmazın edinildiği 17.11.1980 tarihini de kapsayacak şekilde uygulanması olanağı bulunmamaktadır.”

Mal Paylaşımı

Mal Paylaşımı

Mal paylaşımı, evlilik birliği içinde eşler arasında geçerli olan edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesi halinde eşlerin evlilik birliği içinde edindikleri mal varlıklarını paylaşmaları gündeme gelir.

(Edinilmiş mal rejimini sona erdiren nedenler için buradan okumaya devam edin)

Edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesinin sonuçları şunlardır:

  • eşler birbirlerinde bulunan kişisel mallarını ve edinilmiş mallarını geri alırlar,
  • eşler arasında paylı mülkiyete konu bir mal varsa m.226/II hükmünce mülkiyet durumu çözümlenir,
  • eşler karşılıklı borçları ile ilgili düzenleme yapabilirler,
  • eşler diğer eşe ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın yaptıkları katkıyı (değer artış payını) geri alırlar,
  • eşler kişisel malları ile edinilmiş malları arasında denkleştirme yapılmasını isteyebilirler,
  • eşler ekleme ve denkleştirmeden sonra elde edilecek artık değere katılırlar.

Mal rejiminin eşlerden birinin ölümü ile sona ermesi durumunda ölen eşin mirasçılarının ölen eşin yerine geçeceğini yani mal rejiminin tasfiyesinin veya mal rejiminden kaynaklanan taleplerin sağ kalan eşle ölen mirasçıları arasında olur.

Mal paylaşımı yani mal rejiminin tasfiyesi sonucunda eşlerin katılma alacakları tespit edilir.

Mal paylaşımı, taraflar arasında anlaşma ya da anlaşmanın sağlanamaması halinde ise eşlerden birinin mal rejiminin tasfiyesi davası açması üzerine mahkemece yapılır.

Bu dava hukuken, yenilik doğuran bir dava olarak tanımlanır.

Mal paylaşımı , boşanma davasının eki niteliğinde değildir, ayrıca harca tabi, bağımsız bir dava ile sağlanır.

Mal paylaşımı anlaşma ile yapıldığı durumlarda tarafların mirasçılarının haklarını ihlal etmesi de mümkündür. Bu takdirde tarafların mirasçıları, tasfiye sözleşmesinin içeriğinin karşılıksız kazandırma veya saklı pay kurallarını etkisiz bırakma amaçlı yapıldığını iddia ederek TMK 565 çerçevesinde dava açabilirler.

Mal paylaşımı aile mahkemesinde, aile mahkemesinin kurulmadığı yerlerde ise asliye hukuk mahkemesinde aile mahkemesi sıfatı ile görülmek üzere açılır.

Evlilik birliği içinde edinilen taşınmazların alımına katkının yapıldığı ileri sürülerek tapu kaydının iptali istenemez.

Katılma rejiminde eşlere tanınan hak ayni bir hak olmayıp şahsi bir haktır. Sadece mal rejimi sona erdiğinde eşlerin edinilmiş mallara ilişkin artık değerler üzerinde alacak hakkı vardır.

Boşanmada Kredi Borcu Olan Ev

boşanmada kredi borcu, boşanma kredi ile alınan ev, boşanmada kredi ile alınan ev, boşanmada kredi kartı borçları, boşanmada kredi ile alınan araba, boşanma kredi, boşanmada kredi borcu olan ev, boşanma kredi ev, boşanmada kredi, kredi öderken boşanma, boşanma kredi borcu,kredi borcu ve boşanma, kredi ile alınan araba boşanma davası, boşanma durumunda kredi ile alınan ev, boşanma durumunda kredi borcu, boşanma davasında kredi borcu, boşanma davası kredi, boşanma sırasında kredi borcu, boşanma sonrası kredi borçları, kredi borcu varken boşanma


Ödenen Konut Kredisinin Yarısını Eşten Alabilirsiniz

Eşlerin, evlilik birliği içinde bir gayrimenkul yahut araç alırken bankadan kredi kullanmaları son yıllarda oldukça yaygınlaştığını görmekteyiz.

O kadar ki neredeyse artık bir mala sahip olabilmenin tek yolu banka kredisi kullanmaktan geçiyor oldu.

Eşlerin her ikisinin de gelir elde etmesi ya da evlilik kurulurken alınan aile desteği nedeniyle kimi zaman alınan gayrimenkullerin tapuda yarı yarıya tescil edilmesiyle karşılaşıyoruz. Alınan evin 1/2’si erkeğin, 1/2’si ise kadının adına kaydettiriliyor.

Ancak bankalar bu şekilde alınan gayrimenkul için her iki eşi asıl borçlu yapmak yerine eşlerden -genellikle devlet memuru olanı- asıl borçlu yapıp evin alınması için gereken krediyi onun adına çıkarıyor, diğer eşi de kefil alıyorlar.

İş boşanmaya gelince, asıl borçlu ve evin sadece 1/2’sinin mülkiyetine sahip eş, boşanma davasının açılmasından sonra da bankaya olan kredi borcunu ödemeye devam etmek zorunda kalabiliyor.

Boşanma davasının açılması ile eşler arasındaki edinilmiş mallara katılma rejimi, boşanma davasının kabulü şartına bağlı olarak, sona ermiş kabul edilmektedir. Bu nedenle boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren eşler arasında mal ayrılığı rejimi geçerli olur.

Bir eşin, evin tamamının alınması için kullanılan tüm kredinin geri ödemelerini yapması halinde, yani 1/2’sini yapması gerekirken diğer eşin payına düşeni de ödemesi halinde, yaptığı bu fazla ödemeleri talep edebilmesi hukuken mümkündür.

Eş, dava açarak fazla yaptığı ödemelerin tespiti ile tazminini isteyebilir.

İlgili yargıtay kararı için buradan okumaya devam edin