Kategori arşivi: Boşanmada Mal Paylaşımı

Boşanmada İhtiyati Tedbir

boşanmada ihtiyati tedbir, boşanmada ihtiyati tedbir dilekçesi,  boşanmalarda ihtiyati tedbir,  boşanmadan önce ihtiyati tedbir, boşanmada ihtiyati tedbir, boşanmada ihtiyati tedbir kararı nasıl alınır


Sadece Uyuşmazlık Konusu Mal İçin İhtiyati Tedbir Kararı Verilebileceği: 

Davacı kadın dava dilekçesinde ayrıca cins, nev’i ve miktarlarını bildirdiği ziynet eşyalarının bedelini talep etmiş, ziynet eşyalarının davalı erkekte kaldığını beyan etmiş, davalı erkek ise ziynet eşyalarının kadının ailesi tarafından alındığını savunmuştur. Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre sadece uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir (HMK m.389/1). Uyuşmazlık konusu olmayan ve davalı erkek adına kayıtlı bulunan araç üzerine ihtiyati tedbir konulması doğru değildir. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2016/14961 K. 2017/129 T. 10.1.2017

Davacının boşanma davasındaki boşanmaya karar verilmesi halinde hükmedilmesi mümkün olan boşanmaya bağlı tazminat ve nafaka haklarının elde edilmesini temin etmek için de olsa dava konusu olmayan ve davalı-davacı kadın adına kayıtlı bulunan taşınmaz üzerine tedbir konulamaz. Bu husus nazara alınmadan davalı-davacı kadın üzerine kayıtlı bulunan taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulması da doğru değildir. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2015/7077 K. 2015/24027 T. 15.12.2015

Davacının boşanma davasındaki boşanmaya karar verilmesi halinde hükmedilmesi mümkün olan boşanmaya bağlı tazminat ve nafaka haklarının elde edilmesini temin etmek için de olsa davaya konu olmayan davalı erkeğin emekli ikramiyesi üzerine tedbir konulamaz. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2014/28472 K. 2015/13674 T. 26.6.2015

…davacının daire ve araçla ilgili herhangi bir alacak isteğinin bulunmadığı, bunlarla ilgili tek talebinin ihtiyati tedbir konulması olduğu anlaşılmaktadır. O halde herhangi bir talep olmadan Mahkemece kendiliğinden ortada bir alacak talebi olduğu kabul edilemez. Böyle bir talebin Mahkemenin tefrik kararı vermesi sonunda ayrı esasa kaydedilerek devam eden yargılamadan dolayı kabul edilmesi de mümkün değildir. Boşanma talebini de içeren dava dilekçesi sebebiyle yatırılan maktu harç, aynı dava dilekçesindeki diğer talepler için de yatırıldığı kabul edilebilir ise de, olmayan bir alacak talebi bakımından da yatırılmış bir harç olarak kabul edilemez. Olayları anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak ise, HMK’nun 25, 26, 31 ve 33. maddeleri (1086 Sayılı HUMK’nun 74, 75 ve 76. maddeler) gereğince, Hakime aittir. Ancak HMK’nun 26. (HUMK. m. 74) maddesine göre hakim tarafların talep sonucu ile bağlı olup, talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. HMK’nun 119.maddesinde de dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar içinde (ğ) bendinde açık bir şekilde talep sonucunun bulunması gerektiği yazılıdır. Bu açıklamalar karşısında davacı tarafından ortada usulüne uygun şekilde açılmış bir katkı payı alacağı talebi bulunmadığına, Mahkemece tarafların talebi olmadan dava açıldığı da kabul edilemeyeceğine göre, yazılı şekilde esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2012/8372 K. 2013/229 T. 15.1.2013

İhtiyati Tedbir Kararları Aleyhine Başvuru Yolu

Davalı asılın ihtiyati tedbire yönelik temyiz itirazları incelendiğinde; Mahkemece davaya konu meskenin tapu kaydına 30.07.2013 tarihli tensip tutanağı 13 numaralı ara karar ile ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmiştir. 6100 Sayılı HMK’nun 394/1. maddesi hükmüne göre; “Karşı taraf dinlenmeden verilmiş olan ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edilebilir.” Aynı maddenin 4. fıkrasına göre “itiraz dilekçeyle yapılır, itiraz eden itiraz sebeplerini açıkça göstermek ve itirazının dayanağı olan tüm delilleri dilekçesine eklemek zorundadır. Mahkeme, ilgilileri dinlemek üzere davet eder; gelmedikleri takdirde dosya üzerinden inceleme yaparak kararını verir. İtiraz üzerine mahkeme, tedbir kararını değiştirebilir veya kaldırabilir” aynı maddenin 5. fıkrasında ise; “İtiraz hakkında verilen karara karşı kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır…” denilmiştir. 6100 Sayılı HMK’nun 341/1. fıkrasında, ilk dereceli mahkemelerden verilen ihtiyati tedbir taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir. İhtiyati tedbire dair ara kararının temyizi kabil olmadığından davalı asılın temyiz istemi yerinde görülmemiştir. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2015/6058 K. 2016/15247 T. 8.11.2016

Davanın Esasını Çözer Şekilde Tedbir Kararı Verilemeyeceği

Davanın esasını çözer şekilde ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği gibi, şartları oluşmadığı halde ve yeterli gerekçe de gösterilmeden velayetleri annede bulunan ortak çocukların velayetlerinin tensip kararı ile tedbiren davacı babaya verilmesi de usul ve kanuna aykırı olup, hükmün bu sebeple de bozulması gerekmiştir. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2016/6974 K. 2016/13807 T. 17.10.2016

Tedbir Nafakasının İhtiyati Tedbir Niteliğinde Olmadığı: 

Diğer yandan, TMK’nın 169. maddesi gereğince mahkemenin ara kararıyla hükmedilen tedbir nafakası kendine özgü bir önlem niteliğinde olup; HMK 389 vd. maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbirlerden değildir. Verdiği ara kararla tedbir nafakasına hükmedilen Aile Mahkemesi, daha sonra verebileceği yeni bir ara kararı veya nihai hükümle bu ara kararını kaldırma veya üzerinde değişiklik yapma hakkına sahip isede böyle bir değişiklik yapılmadan mevcut tedbir nafakasının icra takibine konu edilmesi durumunda, her türlü ödeme ve bedelsizlikle ilgili itirazların artık icra hukuk mahkemesine yapılması ve bu mahkeme tarafından bir karar verilmesi gerekir. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2014/20996 K. 2016/2570 T. 17.2.2016

Tedbir Talebinin Kabulü Gereği

..somut olaya bakıldığında; davacı tarafın dava ile elde edebileceği alacağı güvence altına alma amacı ile ihtiyati tedbir talebinde bulunulduğu, tapu kayıtları üzerine konacak olan tedbir sebebiyle davalı taraf mağdur olmayacağı gibi tedbir istenen taşınmazın dava sırasında devredilmesi halinde hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşabileceği yada tamamen imkansız hale gelebileceği veya gecikme sebebiyle bir sakınca yahut ciddi bir zarar da doğabileceği endişesi de gözetilerek, mahkeme gerekçesinde belirtildiğinin aksine tedbire konu taşınmazın dava konusu olması karşısında tarafların menfaat dengesi ve ihtiyati tedbirin amacı birlikte düşünüldüğünde davacının ihtiyati tedbir talebinin HMK.nun 389 ve devamı maddeleri dikkate alınarak 391/3.maddesi gereğince kabulü ile isteğin taşınmazın tapu kaydına başkasına devrinin önlenmesi yönünden davalı olduğu bildirilerek geçici hukuki koruma niteliğindeki ihtiyati tedbir kararı konulması gerekirken yazılı şekilde reddedilmiş olması doğru olmamıştır. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2013/23852 K. 2014/979 T. 23.1.2014

Kararların Gerekçeli Olması Gereği

T.C. Anayasası’nın 141/3. maddesi hükmüne göre, bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmalıdır. 6100 sayılı HMK.nun 297. maddesinde ( HUMK 388 ) mahkeme hükmünde bulunması gereken hususlar bentler ve fıkralar halinde açıklanmıştır. Maddenin gerekçeyi düzenleyen “c” bendinde, tarafların, iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin bulunmasının gerektiği düzenlenmiştir. Aynı Kanunun ihtiyati tedbiri düzenleyen 391/2 f. b bendinde de, tedbirin, açık ve somut olarak hangi sebebe ve delillere dayandığının açıklanmasının gerektiği belirtilmiştir. Aynı düzenleme, itiraz üzerine verilen ihtiyati tedbirin kaldırılması kararları için de geçerlidir. Somut olayda; davacı taraf mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak isteğine ilişkin olarak dava konusu malvarlığında tespit edilecek katılma alacağının tahsilini talep etmiş; dava dilekçesi 20.000 TL’den harçlandırılmıştır. Mahkemece, davalı S.’nın banka hesaplarına konulan ihtiyati tedbir kararı itiraz üzerine kaldırılmıştır. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2012/14087 K. 2013/7383 T. 16.5.2013

Tedbir Konulacak Miktar

Mahkemece, öncelikle davacı tarafın görülmekte olan davada tespitini talep ettiği alacak miktarı da gözönünde bulundurularak, hakkında ihtiyati tedbir talep edilen banka hesapları ile temyiz incelemesine konu bulunmayan ve üzerindeki ihtiyati tedbir devam eden taşınmaz payına ilişkin değerin gerekirse uzman bilirkişiye tespit ettirilerek, davanın lehine sonuçlanması durumunda davacı lehine hükmedilecek muhtemel talep miktarını ve faizini karşılayıp karşılamayacağı da dikkate alınarak, temyize konu banka hesaplarına dair tedbirin hesabın tamamına veya bir kısmına yönelik devam etmesi gerekip, gerekmediği değerlendirilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, soyut gerekçe ve eksik incelemeyle banka hesapları üzerine konulan ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmesi doğru değildir. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2012/14087 K. 2013/7383 T. 16.5.2013

Tedbir Kararının Teminatsız Olarak Verilmesi

Mahkemece, 22.01.2013 tarihli ara kararı ile davacı tarafın ihtiyati tedbirin teminatsız olarak verilmesi talebinin, davanın evlilik birliği içinde alınan taşınmazlara yapılan katkı talebine ilişkin olup, davacının kesin delile dayanmadığı ve davacının yabancı uyruklu olması nedeniyle teminat gösterme zorunluluğu bulunduğundan reddine, davalı tarafın tedbir kararının tamamen kaldırılması talebinin ise taşınmazların elden çıkarılması halinde davacı tarafın hakkını elde etmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı veya imkansız hale geleceği ihtimali bulunduğundan reddine karar verilmiştir. Mahkemenin ara kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı ihtiyati tedbir isteminin teminatsız olarak kabulüne karar verilmesini talep ettiğinden teminat konusundaki yasal düzenlemelerinde açıklanması gerekmiştir. Hangi hallerde teminat gösterilmesi gerektiği çeşitli kanun hükümlerinde düzenlenmiştir.

6100 sayılı HMK’nın 392/1 maddesinde ihtiyati tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır. Talep, resmi belgeye, başkaca kesin bir delile dayanıyor veya durum ve koşullar gerektiriyorsa mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un “Teminat” başlıklı 48/1 maddesinde “Türk Mahkemesi’nde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanı karşılamak üzere Mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır,” şeklinde düzenleme getirilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise kuralın istisnası olup “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar,” düzenlemesi getirilmiştir. Mevcut yasal düzenlemelerden anlaşılacağı üzere davacının yabancılık sıfatına bağlı olan teminat gösterme zorunluluğu karşılıklılık ( mütekabiliyet ) mevcut ise, teminattan muaf tutmak mecburiyetini gerektirmektedir. Burada mahkemenin takdir hakkı bulunmamaktadır. Türkiye ile davacının ( veya davaya katılanın veya icra takibinde bulunanın ) mensup olduğu Devlet arasında teminat konusunda karşılıklılık bulunması halinde, teminat gösterme yükümlülüğü ortadan kalkar.

İki taraflı veya çok taraflı milletlerarası sözleşmeler ile karşılıklılık şartı bertaraf edilerek akit Devlet vatandaşlarının teminat gösterme zorunluluğu kaldırılmaktadır. Türkiye’nin de katılmış olduğu bazı iki ve çok taraflı sözleşmelerde de teminata ilişkin hükümler yer almaktadır.

Açıklanan yasal düzenlemeler ve uygulamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davacının mal rejiminden kaynaklanan alacağı ile ilgili olarak açtığı bu davada alacağını güvence altına almak amacıyla ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu, davacının yabancı uyruklu olması nedeniyle ve açıklanan diğer nedenlerle %15 teminat yatırılması koşuluyla ihtiyati tedbir kararı verildiği, teminatın kaldırılması isteminin de aynı gerekçelerle reddedildiği tartışmasızdır. MÖHUK m. 48/2 fıkrasındaki düzenlemeye göre karşılıklılık esasına göre davacının teminattan muaf tutulabileceği, davacı Alman uyruklu ve Almanya’da ikamet etmekte olup Türkiye Cumhuriyeti ile Alman Devleti arasında Hukuki ve Ticari Mevaddı Adliyeye Müteallik Münasebatı Mütekabileye Dair Mukavelenin ( Bu anlaşma 15.05.1930 gün ve 1622 sayılı Kanunu ile onaylanmıştır. ) 2. maddesine göre “Akit Devletlerden biri Mahakiminde Müddei veya dahili dava olan bu devletlerden birinin tebası bunlardan birinin arazisi dahilinde ikametgah sahibi olmak şartıyla gerek ecnebilik sıfatlarından gerek mahkemesine müracaat ettiği memlekette ikametgahı veya meskeni bulunmamasından naşi her ne nam ile olursa olsun bir güna kefalet itası veya teminat akçesi tevdii ile mükellef tutulmayacaklardır,” düzenlemesine göre teminattan muaftır. Kaldı ki, dava konusu taşınmazların tapu kaydı üzerine uygulanacak olan tedbir sebebiyle davalı mağdur olmayacak ve taşınmazlardan yine yararlanacaktır.

Sonuç olarak; Alman Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasındaki sözleşmede düzenlenen karşılıklılık esası ve tedbire konu taşınmazların dava konusu olması karşısında tarafların menfaat dengesi ve ihtiyati tedbirin amacı birlikte düşünüldüğünde, davacının teminatsız olarak tedbir talebinin kabulü ile HMK’nın 389. ve devamı maddeleri ile 391/3. maddesi gereğince taşınmazların tapu kaydına başkasına devrinin önlenmesi yönünden davalı oldukları bildirilerek geçici hukuki koruma niteliğindeki ihtiyati tedbir kararı uygulanması gerekirken yukarıda açıklanan nedenlerle ret kararı verilmiş olması doğru olmamıştır. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2013/6173 K. 2013/6983 T. 13.5.2013

İhtiyati Tedbir Konulacak Miktarın Hesabı

…davacı vekili evlilik birliği içinde edinilen taşınmaz ve bankada bulunan para nedeniyle katkı payı ve katılma alacağı talebinde bulunmuş olup mahkemece davacının talebi üzerine tensip kararı ile birlikte tedbir konulmuş, ihtiyati tedbire yönelik davalı vekilinin itirazı üzerine 25.09.2012 tarihli ara kararı ile itirazın reddine karar verilmiştir. Kural olarak, ihtiyati tedbir kararı; davacının yaklaşık olarak alabileceği katkı, katılma alacağı, değer artış payı alacağı ve faiz gibi fer’ilerinin toplam miktarı gözetilerek verilir. Karşı tarafı riskle karşı karşıya bırakacak veya onun ticari hayatını ya da yaşantısını zora sokacak nitelikte verilecek tedbir kararının amacına uygun düştüğü söylenemez. Her ne kadar tedbire yönelik itiraz reddedilmiş ise de, davacının talebine konu alacaklar bakımından davalı adına kayıtlı bulunan taşınmazların tamamı üzerinde ve bankada bulunan paranın 1/2’sini aşacak şekilde tedbir kararı verilmiş olup, davacının varsa katkı payı alacağı ile katılma alacağının tahsili garanti altına alınmış olmakla, HMK 389. maddedeki davacının hakkını tehlikeye düşürecek bir durumdan söz etmek mümkün olmadığından davalı vekilinin itirazının kabulü ile banka hesabında bulunan paranın 1/2’si üzerindeki tedbirin kaldırılmasına karar vermek gerekirken, davalının ekonomik durumunu tehlikeye düşürecek ve telafisi mümkün olmayacak sonuçlar doğuracak biçimde reddine karar vermek usul ve yasaya uygun olmadığından… YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2012/12527 K. 2012/11374 T. 25.9.2012

6100 sayılı HMK.nun 389. maddenin birinci fıkrasında “mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir” hükmüne yer verildikten sonra devam eden maddelerde bu konudaki talep, verilecek karar ve içereceği hususlar, teminat, kararın uygulanması gibi sair hususlarda yapılması gerekli usul ve prosedür açıklanmıştır.

Anılan yasal düzenlemeler ışığında; mahkemece, öncelikle haklarındaki ihtiyati tedbir talep edilen üç adet taşınmaz ile iki adet aracın rayiç değerleri konusunun uzmanı bilirkişi ya da bilirkişilere tespit ettirilerek, bu mal varlığındaki davalının payı ve davacı tarafın görülmekte olan davada talep ettiği alacak miktarı da gözönünde bulundurularak, davanın lehine sonuçlanması durumunda davacının talep miktarını karşılayıp karşılamayacağı da dikkate alınarak talep hakkında bir karar verilmesi gerekirken; bu husus gözardı edildiği gibi gerekçe de belirtmeksizin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2012/6702 K. 2012/6573 T. 29.6.2012

İhtiyati tedbir kararının kaldırılmasına ilişkin kararın esasına ilişkin temyiz itirazlarına gelince; davacı yan, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan öncelikle iptal ve tescil isteğinde bulunmuş, bu isteklerinin yerinde görülmemesi durumunda ise fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 300.000 TL’nin tahsilini talep etmiştir. Mahkemece, dava konusu toplam 22 adet taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir kararı konulmuş ve bu karar Tapu Müdürlüğü’nce yerine getirilmiştir. Davalı vekilinin ve davalı ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapan üçüncü kişi durumundaki D…-Ş… İnşaat Taahhüt Ltd. Ş. Vekilinin, bir kısım taşınmazlar üzerindeki ihtiyati tedbirin kaldırılması itirazında bulunmaları üzerine az yukarıda belirtilen taşınmazlar üzerindeki ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmiştir.

Anılan yasal düzenlemeler ışığında; mahkemece, öncelikle haklarındaki ihtiyati tedbir devam eden 19 adet dava konusu taşınmazların rayiç değerleri konusunun uzmanı bilirkişi ya da bilirkişilere tespit ettirilerek, bu parsellerdeki davalının payı ve davacı tarafın görülmekte olan davada talep ettiği alacak miktarı da gözönünde bulundurularak, ihtiyati tedbir devam eden taşınmazların, davanın lehine sonuçlanması durumunda davacının talep miktarını karşılayıp karşılamayacağı da dikkate alınarak itiraz hakkında bir karar verilmesi gerekirken; bu husus göz ardı edildiği gibi gerekçe de belirtmeksizin bir kısım taşınmazlar hakkındaki ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesi doğru olmamıştır. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2012/4765 K. 2012/6010 T. 21.6.2012

Boşanmada Mal Paylaşımı Davaları ve Uygulamadaki Sorunlar

1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile önceki 743 sayılı Kanun’un mal rejimine ilişkin sistemi değişmiştir.

Eşler arasındaki mal rejimine ilişkin kurallar 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 202-281. maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Genellikle, kamuoyunda boşanma davasının açılması ile birlikte, mahkemenin eşlerin mal varlığını da bölüştüreceği, paylaştıracağı gibi bir düşünce yaygındır. Ancak kanuna göre, boşanma davasının sonucunda hakim bu konuda bir karar vermez. Eşlerin mal varlığının paylaşılması (mal rejiminin tasfiyesi) için usulüne uygun bir dava açılmadığı takdirde hakim, dilekçede yer alsa dahi bu talepleri inceleyemez, bu konuda bir karar veremez.

Boşanma halinde mal varlığının paylaşılmasını isteyen eşin bunun için ayrıca bir dava açılması gereklidir. Açılması gereken bu davaya “mal rejiminin tasfiyesi talepli dava” adı verilmektedir.

Bununla birlikte, bir eşin açmış olduğu bir tasfiye davası var ise, diğer eşin karşı taraftan olan alacakları için takas-mahsup talebi ayrıca bir dava açmasına gerek olmaksızın incelenebilmektedir:

“Davalı vekilinin takas-mahsuba dair temyiz itirazlarına gelince, davalı taraf cevap dilekçesinde Mahkemece yapılacak hesaplamada gözetilmesi gerektiğini belirterek taleplerini sıralamış, bu talepler arasında … plakalı araçta yer almaktadır.Söz konusu araca dair olarak dosyada yer alan fatura bilgilerine göre araç evlilik birliği içerisinde 02.08.2010 tarihinde davacı eş adına satın alınmıştır. Davalı taraf, aracın evlilik birliği içerisinde edinilmiş olması sebebiyle mal rejiminin tasfiyesinde göz önünde bulundurulmasını talep etmiş, fakat mahkemece ilgili talep yönünden aracın evlilik birliği içerisinde edinilmediği ve davalı tarafça harcı yatırılarak usulüne uygun açılmış bir dava olmadığı gerekçesiyle hüküm tesis edilmemiştir. Söz konusu talep TMK 236/1 maddesi uyarınca takas talebi olarak değerlendirilip talep doğrultusunda hüküm kurulması gerekirken davacının alacak miktarı belirlenirken bu hususun göz ardı edilmesi doğru değildir. ” YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2016/200 K. 2016/10417 T. 14.6.2016 (1)

Mal rejiminin tasfiyesi davasında eşler, katkı payı alacağı, değer artış payı alacağı ve artık değere katılma alacağı talep edebilirler.

Bu talepler, kişisel hakka dayalı, para alacağına yönelik, nisbi harca tabidir. Dilekçeler düzenlenirken talep edilen değerin fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak harca esas değer olarak gösterilmesi yerinde olacaktır.

Mal rejiminin tasfiyesi davasının açılabilmesi kural olarak eşler arasındaki mevcut mal rejiminin sona ermesine bağlı tutulmuştur.

Eşler arasındaki mal rejiminin sona erdiği tarih TMK 225’e göre evliliğin iptal, boşanma davalarının açıldığı ya da eşlerden birinin ölümü ile sona erdiği veya başka bir mal rejiminin seçildiği tarihtir.

Mal rejiminin tasfiyesi için dava, iptal yahut boşanma davasının açılmasından sonra görülebilir hale gelirse de bu davada esastan hüküm kurulabilmesi için evlilik birliğinin sona erdiğine dair verilen hükmün kesinleşmesi de gereklidir. Bunun sonucunda, açılmış bulunan tasfiye davasında örneğin boşanma davasının sonucu beklenecektir; boşanma davasının ret edilmesi halinde tasfiye davası esastan incelenmeksizin usulden ret edilecektir.

Ziynet eşyalarının aynen iadesi yahut bedelinin tahsili için açılan davalar ise tasfiye davalarından farklı olarak mal rejiminin sona ermesi ön koşuluna bağlı tutulmamıştır. Mal rejimi sona ermeden de bu davalar açılarak esas hakkında karara bağlanabilir. Bu tür eşyalarla ilgili dava, boşanmanın eki niteliğinde de değildir.

Anlaşmalı boşanma davalarından sonra da kimi durumlarda mal rejiminin tasfiyesinin istenebilmesi mümkündür. Bilindiği üzere, anlaşmalı boşanma davalarında karar verilebilmesi için tarafların boşanma, maddi ve manevi tazminat, nafaka ile velayet ve kişisel ilişki konularında anlaşmış olmaları yeterlidir. Tarafların boşanmasına karar verilebilmesi için ayrıca eşyalar ve mal rejiminin tasfiyesine yönelik diğer konularda da anlaşmaya varmaları zorunlu değildir.

Bu nedenle anlaşmalı boşanma davasında eşyalar veya mal rejiminin tasfiyesine yönelik konularda da bir anlaşma mevcut değilse sonrasında bu mallara ilişkin dava açılması mümkündür. Ancak mahkeme içi ikrar halinde, tarafların bu beyanları tasfiye davasında kesin delil olarak kabul edilmektedir.

Mal rejiminin tasfiyesi davalarında, taraflar arasında sözleşme ile seçilmiş bir mal rejimi varsa o mal rejimine ilişkin kurallar, mal rejimi sözleşmesi ile belirlenmiş bir mal rejimi türü yoksa kanun uyarınca zorunlu olarak tabi oldukları mal rejimi kuralları uygulanır.

Buna göre, 1 Ocak 2002’den önceki dönemde, yani önceki Kanun döneminde, edinilmiş bir mal varlığına yönelik tasfiye talebi o dönemde yasal mal rejimi olan mal ayrılığı rejimi“ne göre; 1 Ocak 2002’den sonra edinilmiş bir mal varlığına yönelik talep ise edinilmiş mallara katılma rejimine göre davanın esası çözülecektir. Eşlerin daha sonraki bir tarihte kanunda gösterilen başka bir rejimi seçmeleri durumunda aralarındaki mal rejimi bu tarihte sona ermiş olacak ve yeni seçimlik mal rejimine tabi olunacaktır.

Örneğin 1 Temmuz 2009 tarihinde evlenmiş eşler için yasal mal rejimi edinilmiş mal rejimi olacaktır; yine örneğin 1 Temmuz 1997 tarihinde evlenmiş eşler için 1 Ocak 2002 tarihine kadar mal ayrılığı rejimi, 1 Ocak 2002 tarihinden sonra ise edinilmiş mal rejimi uygulanacaktır.

Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin olarak taraflar, yukarıda da belirtildiği üzere 3 tür dava açma hakkına sahiptir. Bunlar, katkı payı alacağı davası, değer artış payı alacağı davası (TMK 227) ve artık değere katılma alacağı davasıdır.(TMK 231-236)

Katkı Payı Alacağı Davası

Katkı payı alacağı davası, 1 Ocak 2002’den önceki dönemde eşlerin edindikleri taşınmaz mallar, kooperatif hisseleri, arsa, bağ ve bahçeler, araçlar ve sair mal varlıkları için açılan alacak davasıdır.

Bu dava, malik olmayan eşin, tapunun adına kayıtlı olduğu eş aleyhine açılır.

Malik olmayan eşin malik olan eş aleyhine açtığı bu davada davacı; davalının mülkiyetinde olan malın edinilmesinde, iyileştirilmesinde veya korunmasında kendisinin de katkısı bulunduğunu ileri sürerek alacak hakkı talep eder.

Bu dava da ayni bir dava olmayıp kişisel hak doğuran bir davadır, bu nedenle kişisel hak niteliğindeki para alacağına yönelik olarak açılır. Bunun sonucunda örneğin, dairenin tapusunun 1/2’sinin iptali ile davacı taraf adına tescili istenemez.

Katkı iddiasının dayanağı; dava konusu malın alınması, onarılması, iyileştirilmesi, korunması ve benzer amaçlar için harcanan para, emek, malzeme olabilir. Bu katkı; eşin maaşını, emekli ikramiyesini, ücretini, serbest meslek kazancını davalıya vermesi, banka borcunu, kooperatif üyeliği aidat ve taksitlerini ödemesi, ziynet eşyalarını vermesi ve benzer bir çok değişik şekilde olabilir.

Katkı payı alacağı davasının hukuki dayanağını ise Yargıtay’ın bu dönemde verdiği kararlar oluşturmaktadır.

Davacı eş, yaptığı katkının nasıl ve ne şekilde olduğu, miktarı, tanık dahil her tür delille kanıtlayabilir. Mal rejiminin başladığı tarihten, dava konusu malın edinildiği tarihe kadar tarafların gelirleri de dikkate alınmak suretiyle tüm deliler toplandıktan sonra eşin katkısı belirlenir. Bu katkı miktarı, %50 -%70 gibi bir oran olarak ifade edilir. Bu oran ile dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değeri ile çarpılarak davacı eşin katkı payı alacağı miktarı belirlenir.

Katkı payı alacağı davası, aile mahkemesinde açılır. Yetkili mahkeme ise davalının ikametgah mahkemesidir.

Dava nispi harç ve nispi vekalet ücretine tabi olup talep olması halinde dava tarihinden itibaren faize hükmedilir.

Katkı payı alacağı davasında zamanaşımı süresi 10 yıl olarak kabul edilmektedir.

Değer Artış Payı Davası

Değer artış payı olarak ifade edilen bu davanın hukuki dayanağı TMK 227. maddesidir. Davacı eş değer artış payı davasında davalı eşin mülkiyetinde bulunan bir malın edinilmesi, iyileştirmesi veya korunmasında hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunduğunu ileri sürerek katkıya dayalı para alacağı talebinde bulunmaktadır.

Katkı payı alacağı davasında olduğu gibi değer artış payı davasında da öncelikle davacının katkısını kanıtlanması ve daha sonra katkı oranının hesaplanması gerekir. Bu yönleriyle iki dava türü uygulamada hukukçular tarafından sıkça birbirine karıştırılmaktadır.

Ancak, katkı payı alacağı davasında malın dava tarihindeki sürüm (rayiç) değeri üzerinden katkı payı hesaplanırken; değer artış payı alacağı davasında ise bu katkı miktarı malın tasfiye tarihindeki (karara en yakın tarih) sürüm değeri çarpılmak suretiyle bulunur.

Bunun yanında, değer artış payı davasında katkıda bulunulan malda bir değer kaynı oldu ise, katkının başlangıcındaki değeri esas alınacaktır. Örneğin, yangın, deprem veya heyelan nedeniyle zarar gören taşınmaz söz konusu olduğunda bu şekilde hesaplama yapılmaktadır. Katkıda bulunulan malın daha önce elden çıkartılmış olması halinde ise davacı eşin alacağı hakkaniyete uygun olarak belirlenir.

Artık Değere Katılma Alacağı Davası

Artık Değere Katılma Alacağı Davasının hukuksal dayanağını 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun edinilmiş mallara katılma rejimi düzenleyen maddeleri(m.218-241), özellikle de 231-236. maddeleri ve Yargıtay kararları oluşturmaktadır.

Kısaca “katılma alacağı” davası, mal rejimi sona erdiğinde eşlerin birbirlerinden talep edebilecekleri kişisel hakka dayalı bir para alacağı davasıdır.

Katılma alacağı davasında, katkı payı ve değer artış payı davalarından farklı olarak, davacı eşin malvarlığının edinilmesine yaptığı katkıyı ispat etmesine gerek bulunmamasıdır.

Davacı eşin somut bir katkısı bulunmasa da davalıya ait “artık değer”in (TMK m. 231) kural olarak yarısını” artık değere katılma alacağı olarak isteyebilir.

Bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir(TMK m. 222/3).

Artık değer şu şekilde hesap olunur:

  1. Mal rejiminin sona erdiği tarihte mevcut olan davalıya ait edinilmiş mallar bulunacak,
  2. Şayet mevcut ise (ileri sürülüp kanıtlandı ise) “eklenecek değerler” (TMK m. 229) bulunup bunların değerleri edinilmiş mallara eklenecek,
  3. Şayet mevcut ise (ileri sürülmüş ve kanıtlanmış ise) “denkleştirme” işlemi TMK m. 230) yapılarak edinilmiş mal hesabına dahil edilecek,
  4. Sonuçta davalı eşe ait bulunan edinilmiş malların toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkartıldıktan sonra kalan miktar “artık değer” olarak bulunacaktır.

Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranını hakkaniyete uygun olarak azaltabilecek veya kaldırabilecektir ( TMK m. 236 / 2 ).

Yine eşler mal rejimi sözleşmesi ile; değer artış payı veya artık değere katılma ile ilgili başka bir esas da kararlaştırabilirler (TMK m. 227-237).

Değer artış payı davası ile artık değere katılma alacağı davasında da görevli mahkeme aile mahkemesi olup yetkili mahkeme TMK 214. maddede gösterilmiştir.

Buna göre;

  1. Mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim
    yeri mahkemesi,
  2. Boşanmaya, evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda bu davalarda yetkili olan mahkeme,
  3. Diğer durumlarda ise davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.

Artık değere katılma alacağı ancak para olarak talep edilebilir. Şayet borçlu dilerse para dışında “ayın” olarak da ödeme hakkına sahiptir (TMK m. 239)

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nda mal rejiminin tasfiyesi davaları için her hangi bir zamanaşımı düzenlemesi getirilmemiştir.

Bu durumda, aynı kanunun 5. maddesi yollamasıyla 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu uygulanmalıdır.

Zira, TBK’nun 646.maddesine göre, Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir.

TBK’nun 146.maddesine göre, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin uygulamalarında da, mal rejiminin tasfiyesi davalarında on yıllık genel zamanaşımı süresi kabul edilmektedir.

Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ( 17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 E. 2013/520 K. sayılı kararı ) kabulü de bu yöndedir.

Her ne kadar, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin önceki uygulamalarında edinilmiş mallara katılma rejiminin boşanmayla sona ermesi durumunda, TMK’nun 178. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresini kabul etmişse de, Yargıtay HGK’nun yukarıda açıklanan içtihadı doğrultusunda görüş değişikliğine gidilmiştir. ( YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2016/16582 K. 2016/15089 T. 7.11.2016)

TBK’nun 149/1.maddesine göre, zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Aynı Kanunun 153/3.maddesine göre de, evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa da durur.

Mal rejiminin ölümle sona ermesi ve sağ kalan eşin miras hakkı yanında ayrıca edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan değer artış payı alacağı veya artık değere katılma alacağının da bulunması halinde,  sağ eşin mal rejiminden kaynaklanan alacak hakkı terekenin borcu olduğundan öncelikle bu borcun ödenmesi gerekir.

Sağ eşin miras payı daha sonra kalan tereke miktarı üzerinden belirlenecektir.

 

 

 

 


(1) Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, bu konudaki önceki kararından dönmüştür. Önceden Daire, “takasın olabilmesi için harcı yatırılarak açılmış bir davanın bulunması gerekir” görüşünde idi- Y.8.HD 10/953 E. – 2148 K. – Yargıtay Kararları Dergisi C:37 Sayı:1

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu md 202 – 281

EŞLER ARASINDAKİ MAL REJİMİ

BİRİNCİ AYIRIM

GENEL HÜKÜMLER

A. Yasal mal rejimi

MADDE 202.- Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır.

Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler.

B. Mal rejimi sözleşmesi

I. Sözleşmenin içeriği

MADDE 203.- Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Taraflar, istedikleri mal rejimini ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir, kaldırabilir veya değiştirebilirler.

II. Sözleşme ehliyeti

MADDE 204.- Mal rejimi sözleşmesi, ancak ayırt etme gücüne sahip olanlar tarafından yapılabilir.

Küçükler ile kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızasını almak zorundadırlar.

III. Sözleşmenin şekli

MADDE 205.- Mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır. Ancak, taraflar evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak da bildirebilirler.

Mal rejimi sözleşmesinin taraflarca ve gerektiğinde yasal temsilcilerince imzalanması zorunludur.

C. Olağanüstü mal rejimi

I. Eşlerden birinin istemi ile

1. Karar

MADDE 206.- Haklı bir sebep varsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine, mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüşmesine karar verebilir.

Özellikle aşağıdaki hallerde haklı bir sebebin varlığı kabul edilir:

1. Diğer eşe ait malvarlığının borca batık veya ortaklıktaki payının haczedilmiş olması,

2. Diğer eşin, istemde bulunanın veya ortaklığın menfaatlerini tehlikeye düşürmüş olması,

3. Diğer eşin, ortaklığın malları üzerinde bir tasarruf işleminin yapılması için gereken rızasını haklı bir sebep olmadan esirgemesi,

4. Diğer eşin, istemde bulunan eşe malvarlığı, geliri, borçları veya ortaklık malları hakkında bilgi vermekten kaçınması,

5. Diğer eşin sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması.

Eşlerden biri ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun ise, onun yasal temsilcisi de bu sebebe dayanarak mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir.

2. Yetki

MADDE 207.- Yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir.

3. Mal ayrılığına geçişten dönme

MADDE 208.- Eşler, her zaman yeni bir mal rejimi sözleşmesiyle önceki veya başka bir mal rejimini kabul edebilirler.

Mal ayrılığına geçici gerektiren sebebin ortadan kalkması halinde hakim, eşlerden birinin istemi üzerine eski mal rejimine dönülmesine karar verebilir.

II. Cebri icra halinde

1. İflasta

MADDE 209.- Mal ortaklığını kabul etmiş olan eşlerden birinin iflasına karar verildiği takdirde, ortaklık kendiliğinden mal ayrılığına dönüşür.

2. Hacizde

MADDE 210.- Mal ortaklığını kabul etmiş eşlerden birine karşı icra takibinde bulunan alacaklı, haczin uygulanmasında zarara uğrarsa, hakimden mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir.

Alacaklının istemi her iki eşe yöneltilir.

Yetkili mahkeme, borçlunun yerleşim yeri mahkemesidir.

3. Eski rejime dönme

MADDE 211.- Alacaklı tatmin edildiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine hakim, mal ortaklığının yeniden kurulmasına karar verebilir.

Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle edinilmiş mallara katılma rejimini kabul edebilirler.

III. Önceki rejimin tasfiyesi

MADDE 212.- Mal ayrılığına geçildiği takdirde, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşler arasında önceki mal rejiminin tasfiyesi, bu rejime ilişkin hükümlere göre yapılır.

D. Alacaklıların korunması

MADDE 213.- Mal rejiminin kurulması, değiştirilmesi veya önceki rejimin tasfiyesi, eşlerden birinin veya ortaklığın alacaklılarının, üzerinden haklarını alabilecekleri malları sorumluluk dışında bırakamaz.

Kendisine böyle mallar geçmiş olan eş, borçlardan kişisel olarak sorumludur; ancak, söz konusu malların borcu ödemeye yetmediğini ispat ettiği takdirde, bu ölçüde kendisini sorumluluktan kurtarabilir.

E. Mal rejiminin tasfiyesi davalarında yetki

MADDE 214.- Eşler veya mirasçılar arasında bir mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda, aşağıdaki mahkemeler yetkilidir:

1. Mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim yeri mahkemesi,

2. Boşanmaya, evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda, bu davalarda yetkili olan mahkeme,

3. Diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi.

F. Bir eşin mallarının diğeri tarafından yönetimi

MADDE 215.- Eşlerden birinin açık veya örtülü olarak mallarının yönetimini diğer eşe bırakması halinde, aksi kararlaştırılmış olmadıkça vekalet hükümleri uygulanır.

G. Envanter

MADDE 216.- Eşlerden her biri, diğerinden her zaman mallarının envanterinin resmi senetle yapılmasını isteyebilir.

Bu envanter, malların getirilmesinden başlayarak bir yıl içinde yapılmışsa, aksi ispatlanmış olmadıkça bu envanterin doğru olduğu kabul edilir.

H. Eşler arasındaki borçlar

MADDE 217.- Mal rejimi, eşler arasındaki borçların muaccel olmasını önlemez. Bununla beraber bir borcun yerine getirilmesi, borçlu eşi evlilik birliğini tehlikeye düşürecek derecede önemli güçlüklere sokacaksa, bu eş ödeme için süre isteyebilir. Durum ve koşullar gerektiriyorsa, hakim istemde bulunan eşi güvence göstermekle yükümlü tutar.

İKİNCİ AYIRIM

EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA

A. Mülkiyet

I. Kapsamı

MADDE 218.- Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar.

II. Edinilmiş mallar

MADDE 219.- Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir.

Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır:

1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler,

2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,

3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,

4. Kişisel mallarının gelirleri,

5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler.

III. Kişisel mallar

1. Kanuna göre

MADDE 220.- Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:

1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,

2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,

3. Manevi tazminat alacakları,

4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.

2. Sözleşmeye göre

MADDE 221.- Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler.

Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını da kararlaştırabilirler.

IV. İspat

MADDE 222.- Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.

Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır.

Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir.

B. Yönetim, yararlanma ve tasarruf

MADDE 223.- Her eş, yasal sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.

Aksine anlaşma olmadıkça, eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz.

C. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk

MADDE 224.- Eşlerden her biri kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur.

D. Mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye

I. Sona erme anı

MADDE 225.- Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer.

Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.

II. Malların geri alınması ve borçlar

1. Genel olarak

MADDE 226.- Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır.

Tasfiye sırasında, paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri kanunda öngörülen diğer olanaklardan yararlanabileceği gibi, daha üstün bir yararı olduğunu ispat etmek ve diğerinin payını ödemek suretiyle o malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir.

Eşler karşılıklı borçları ile ilgili düzenleme yapabilirler.

2. Değer artış payı

MADDE 227.- Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır.

Böyle bir malın daha önce elden çıkarılmış olması halinde hakim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler.

Eşler, yazılı bir anlaşmayla değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri gibi, pay oranını da değiştirebilirler.

III. Eşlerin paylarının hesaplanması

1. Kişisel malların ve edinilmiş malların ayrılması

MADDE 228.- Eşlerin kişisel malları ile edinilmiş malları, mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre ayrılır.

Eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan tazminat, toptan ödeme veya tazminat yerine ilgili sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, tasfiyede o miktarda kişisel mal olarak hesaba katılır.

2. Eklenecek değerler

MADDE 229.- Aşağıda sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak eklenir:

1. Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar,

2. Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler.

Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.

3. Kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme

MADDE 230.- Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları edinilmiş mallardan veya edinilmiş mallara ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise, tasfiye sırasında denkleştirme istenebilir.

Her borç, ilişkin bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokar. Hangi kesime ait olduğu anlaşılamayan borç, edinilmiş mallara ilişkin sayılır.

Bir mal kesiminden diğer kesimdeki malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına katkıda bulunulmuşsa, değer artması veya azalması durumunda denkleştirme, katkı oranına ve malın tasfiye zamanındaki değerine veya mal daha önce elden çıkarılmışsa hakkaniyete göre yapılır.

4. Artık değer

MADDE 231.- Artık değer, eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır.

Değer eksilmesi göz önüne alınmaz.

IV. Değerin belirlenmesi

1. Sürüm değeri

MADDE 232.- Mal rejiminin tasfiyesinde malların sürüm değerleri esas alınır.

2. Gelir değeri

a. Genel olarak

MADDE 233.- Bir eşin malik olarak bizzat işletmeye devam ettiği veya sağ kalan eş ya da altsoyundan birinin kendisine bir bütün olarak özgülenmesini istemeye haklı olduğu bir tarımsal işletme için değer artışından alacağı pay ve katılma alacağı, bunların gelir değeri göz önünde tutularak hesaplanır.

Tarımsal işletmenin maliki veya mirasçıları, diğer eşe karşı ileri sürebilecekleri değer artışı payının veya katılma alacağının, işletmenin sadece sürüm değeri üzerinden hesaplanmasını isteyebilir.

Değerlendirmeye ve işletmenin kazancından mirasçılara pay ödenmesine ilişkin miras hukuku hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.

b. Özel haller

MADDE 234.- Özel haller gerektirdiği takdirde hesaplanan değer, uygun bir miktarda artırılabilir.

Özellikle sağ kalan eşin geçim koşulları, tarımsal işletmenin alım değeri, ayrıca tarımsal işletme kendisine ait olan eşin yaptığı yatırımlar veya mali durumu özel hallerden sayılır.

3. Değerlendirme anı

MADDE 235.- Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar.

Edinilmiş mallara hesapta eklenecek olanların değeri, malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır.

V. Artık değere katılma

1. Kanuna göre

MADDE 236.- Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir.

Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.

2. Sözleşmeye göre

a. Genel olarak

MADDE 237.- Artık değere katılmada mal rejimi sözleşmesiyle başka bir esas kabul edilebilir.

Bu tür anlaşmalar, eşlerin ortak olmayan çocuklarının ve onların altsoylarının saklı paylarını zedeleyemez.

b. İptal, boşanma veya mahkeme kararıyla mal ayrılığında

MADDE 238.- Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde, kanundaki artık değere katılmaya ilişkin düzenlemeden farklı anlaşmalar, ancak mal rejimi sözleşmesinde bunun açıkça öngörülmüş olması halinde geçerlidir.

VI. Katılma alacağının ve değer artış payının ödenmesi

1. Ödeme ve ertelenmesi

MADDE 239.- Katılma alacağı ve değer artış payı ayın veya para olarak ödenebilir. Ayni ödemede malların sürüm değeri esas alınır; bir mesleğin icrasına ayrılmış birimler ile işletmelerin ekonomik bütünlüğü gözetilir.

Katılma alacağının ve değer artış payının derhal ödenmesi kendisi için ciddi güçlükler doğuracaksa, borçlu eş ödemelerinin uygun bir süre ertelenmesini isteyebilir.

Aksine anlaşma yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak katılma alacağına ve değer artış payına faiz yürütülür; durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca borçludan güvence istenebilir.

2. Aile konutu ve ev eşyası

MADDE 240.- Sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir; mal rejimi sözleşmesiyle kabul edilen başka düzenlemeler saklıdır.

Sağ kalan eş, aynı koşullar altında ev eşyası üzerinde kendisine mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.

Haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan eşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının istemiyle intifa veya oturma hakkı yerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınabilir.

Sağ kalan eş, mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde bu hakları kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri saklıdır.

3. Üçüncü kişilere karşı dava

MADDE 241.- Tasfiye sırasında, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi, katılma alacağını karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçıları, edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir.

Dava hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her halde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.

Yukarıdaki fıkra hükümleri ve yetki kuralları dışında mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.

ÜÇÜNCÜ AYIRIM

MAL AYRILIĞI

A. Yönetim, yararlanma ve tasarruf

MADDE 242.- Mal ayrılığı rejiminde eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur.

B. Diğer hükümler

MADDE 243.- İspat, borçlardan sorumluluk ve paylı mülkün özgülenmesi konularında paylaşmalı mal ayrılığı rejimine ilişkin hükümler uygulanır.

DÖRDÜNCÜ AYIRIM

PAYLAŞMALI MAL AYRILIĞI

A. Yönetim, yararlanma ve tasarruf

I. Genel olarak

MADDE 244.- Eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur.

II. İspat

MADDE 245.- Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.

Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır.

B. Borçlardan sorumluluk

MADDE 246.- Eşlerden her biri, kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur.

C. Mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye

I. Sona erme anı

MADDE 247.- Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer.

Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde de, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.

II. Malların geri alınması ve paylı malın verilmesi

1. Genel olarak

MADDE 248.- Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır.

Paylaşmalı mal ayrılığı rejimi sona erdiğinde, üstün yararı olduğunu ispat eden eş, diğer önlemler yanında, eşine payının ödeme günündeki karşılığını vermek suretiyle paylı mülkiyetteki malın kendisine verilmesini isteyebilir.

2. Katkıdan doğan hak

MADDE 249.- Eşlerden biri diğerine ait olup, paylaştırma dışı kalan bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa; mal rejiminin sona ermesi halinde, katkısı oranında hakkaniyete uygun bir bedel ödenmesini isteyebilir.

Aynı istem, paylaştırma dışı kalan malın yerine geçen değerler için de geçerlidir.

III. Aileye özgülenen mallar

1. Kural

MADDE 250.- Eşlerden biri tarafından paylaşmalı mal ayrılığı rejiminin kurulmasından sonra edinilmiş olup ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenmiş mallar ile ailenin ekonomik geleceğini güvence altına almaya yönelik yatırımlar veya bunların yerine geçen değerler, mal rejiminin sona ermesi halinde eşler arasında eşit olarak paylaşılır. Paylaştırmada işletmelerin ekonomik bütünlüğü gözetilir.

Manevi tazminat alacakları, miras yoluyla edinilen mallar ile karşılıksız kazandırmada bulunanın açık iradesinden aksi anlaşılmadıkça, sağlararası veya ölüme bağlı tasarruflarla edinilen mallar hakkında bu hüküm uygulanmaz.

2. Paylaşmaya aykırı davranışlar

MADDE 251.- Eşlerden biri, diğer eşin payını azaltmak kastıyla paylaşmadan önce bir malı karşılıksız olarak elden çıkardığı takdirde hakim, diğer eşin alacağı denkleştirme bedelini hakkaniyete uygun olarak belirler.

Mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan olağan hediyeler dışında yapılan karşılıksız kazandırmaların bu eşin payını azaltmak kastıyla yapıldığı varsayılır.

Bu tür kazandırmalara ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırmadan yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.

3. Paylaştırma isteminin reddi

MADDE 252.- Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakim, kusurlu eşin payının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.

4. Paylaştırma yöntemi

MADDE 253.- Paylaştırmanın ayın olarak yapılması asıldır. Buna olanak yoksa bedel eklemek suretiyle paylar denkleştirilir. Eşlerden birinin diğerine ödeyeceği bedel, malların tasfiye anındaki sürüm değerlerine göre hesaplanır. Bu hesaplamada paylaşım konusu malların edinilmesinden doğan borçlar indirilir.

Denkleştirme bedelinin derhal ödenmesi kendisi için ciddi güçlükler doğuracaksa, borçlu eş ödemelerin uygun bir süre ertelenmesini isteyebilir.

Aksine anlaşma yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak denkleştirme bedeline faiz yürütülür; durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca borçludan güvence istenebilir.

IV. Aile konutu ve ev eşyası

1. İptal veya boşanma halinde

MADDE 254.- Evliliğin iptal veya boşanma kararıyla sona erdirilmesi halinde, ailenin ortak kullanımına özgülenmiş ve eşler arasında eşit olarak paylaşma konusu olan konutta kalmaya ve ev eşyasını kullanmaya hangisinin devam edeceği konusunda eşler anlaşabilirler. Konutta kalma hakkını elde eden eş, bu hakkın tapu kütüğüne şerh edilmesini isteyebilir.

Eşlerin aile konutunda kimin kalmaya ve ev eşyasını kimin kullanmaya devam edeceği konusunda anlaşamamaları halinde, hakkaniyet gerektiriyorsa hakim, olayın özelliklerini, eşlerin ekonomik ve sosyal durumlarını ve varsa çocukların menfaatlerini göz önünde bulundurarak bu hakka hangisinin sahip olacağına iptal veya boşanma kararıyla birlikte re’sen karar verir; bu kararında kalma ve kullanma süresini belirleyerek tapu kütüğüne şerhi için tapu memurluğuna bildirir.

Hakim aksine karar vermedikçe hak, belirlenen sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer. Ancak, bu süre sona ermeden yararlanan tarafın durumunda değişiklik olması halinde, diğer taraf hakimden, kararın gözden geçirilmesini isteyebilir.

Eşler konutta kira ile oturuyorlarsa hakim, gerektiğinde konutta kiracı sıfatı taşımayan eşin kalmasına karar verebilir. Bu durumda, kiralayanın sözleşmeden doğan haklarını güvenceye almak için gerekli düzenleme yapılmasına iptal veya boşanma kararıyla birlikte re’sen karar verilir.

2. Ölüm halinde

MADDE 255.- Eşlerden birinin ölümü halinde, paylaşma konusu olan mallar arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras ve paylaşmadan doğan hakkına mahsup edilmek ve yetmezse bir bedel eklenmek suretiyle mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.

Haklı sebeplerin varlığı halinde sağ kalan eşin veya ölenin diğer yasal mirasçılardan birinin istemi üzerine, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınmasına da karar verilebilir.

Sağ kalan eş, mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde bu hakları kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hükümleri saklıdır.

BEŞİNCİ AYIRIM

MAL ORTAKLIĞI

A. Mülkiyet

I. Kapsamı

MADDE 256.- Mal ortaklığı rejimi, ortaklık malları ile eşlerin kişisel mallarını kapsar.

II. Ortaklık malları

1. Genel mal ortaklığı

MADDE 257.- Genel mal ortaklığında eşlerin kanun gereğince kişisel mal sayılanlar dışındaki malları ile gelirleri ortaklık mallarını oluşturur.

Eşler, ortaklık mallarına bölünmemiş bir bütün olarak sahip olurlar.

Hiçbir eş, ortaklık payı üzerinde tek başına tasarruf hakkına sahip değildir.

2. Sınırlı mal ortaklığı

a. Edinilmiş mallarda ortaklık

MADDE 258.- Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle sadece edinilmiş mallardan oluşan bir ortaklık kabul edebilirler.

Kişisel malların gelirleri de bu ortaklığa dahildir.

b. Diğer mal ortaklıkları

MADDE 259.- Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle belirli malvarlığı değerlerini veya türlerini, özellikle taşınmaz malları, bir eşin kazancını, bir meslek veya sanat icrası için kullandığı malları ortaklık dışında tutabilirler.

Aksi sözleşmede öngörülmedikçe bu malların gelirleri ortaklığa dahil değildir.

III. Kişisel mallar

MADDE 260.- Kişisel mallar, mal rejimi sözleşmesi, üçüncü kişinin karşılıksız kazandırması veya kanunla belirlenir.

Eşlerden her birinin sadece kişisel kullanımına ayrılmış olan eşyası ile manevi tazminat alacakları kanundan dolayı kişisel malıdır.

Bir eşin saklı pay olarak isteyebileceği malvarlığı değerleri, mal rejimi sözleşmesiyle ortaklığa dahil edildiği ölçüde, mirasbırakanları tarafından kendisine kişisel mal olarak kazandırılamaz.

IV. İspat

MADDE 261.- Bir eşin kişisel malı olduğu ispatlanmadıkça tüm malvarlığı değerleri ortaklık malı sayılır.

B. Yönetim ve tasarruf

I. Ortaklık mallarında

1. Olağan yönetim

MADDE 262.- Eşler, ortaklık mallarını evlilik birliğinin yararına uygun olarak yönetirler.

Olağan yönetim sınırları içinde her eş, ortaklığı yükümlülük altına sokabilir ve ortak mallarda tasarrufta bulunabilir.

2. Olağanüstü yönetim

MADDE 263.- Olağan yönetim dışında kalan konularda eşler, ancak birlikte veya biri diğerinin rızasını almak suretiyle ortaklığı yükümlülük altına sokabilir veya mallarda tasarrufta bulunabilir.

Rızanın bulunmadığını bilmeyen veya bilecek durumda olmayan üçüncü kişiler için bu rıza var sayılır.

Evlilik birliğinin temsiline ilişkin hükümler saklıdır.

3. Ortaklık malları ile meslek veya sanat icrası

MADDE 264.- Eşlerden biri, diğerinin rızasıyla ortaklık mallarını kullanarak, tek başına bir meslek veya sanat icra ederse, bu meslek veya sanata ilişkin bütün hukuki işlemleri yapabilir.

4. Mirasın kabulü veya reddi

MADDE 265.- Eşlerden biri, diğerinin rızası olmaksızın ortaklık mallarına girecek olan bir mirası reddemeyeceği gibi, tereke borca batıksa mirası kabul de edemez.

Diğer eşin rızasının alınmasına olanak bulunmazsa veya bu konudaki istem onun tarafından haklı sebep olmaksızın reddedilirse, istem sahibi eş kendi yerleşim yeri mahkemesine başvurabilir.

5. Sorumluluk ve yönetim giderleri

MADDE 266.- Mal ortaklığının sona ermesi halinde, eşlerden her biri ortaklık malıyla ilgili işlemlerden dolayı vekil gibi sorumludur.

Yönetim giderleri ortaklık mallarından karşılanır.

II. Kişisel mallar

MADDE 267.- Eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi kişisel mallarını yönetme ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.

Kişisel mallara giren gelirler varsa, yönetim giderleri bu gelirlerden karşılanır.

C. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk

I. Ortaklık borçları

MADDE 268.- Eşlerden her biri, aşağıdaki borçlardan kişisel malları ve ortaklık mallarıyla sorumludur:

1. Evlilik birliğini temsil veya ortaklık mallarını yönetme yetkisine dayanarak yapılan borçlardan,

2. Ortaklık mallarını veya ortaklık mallarına giren gelirleri kullanarak bir meslek veya sanatın icra edilmesi nedeniyle yapılan borçlardan,

3. Diğer eş için de kişisel sorumluluk doğuran borçlardan,

4. Kişisel mal yanında ortaklık mallarının da sorumlu olacağı hususunda eşlerin üçüncü kişilerle anlaşarak yaptığı borçlardan.

II. Kişisel borçlar

MADDE 269.- Her eş, diğer bütün borçlardan kendi kişisel mallarıyla ve ortaklık mallarının değerinin yarısı kadarıyla sorumlu tutulur.

Ortaklığın zenginleşmesinden kaynaklanan istemler saklıdır.

D. Eşler arasındaki borçlar

MADDE 270.- Mal rejimi eşler arasındaki borçların muaccel olmasını önlemez. Bununla beraber bir borcun yerine getirilmesi borçlu eşi, evlilik birliğini tehlikeye düşürecek derecede önemli güçlüklere sokacaksa, bu eş ödeme için süre isteyebilir. Durum ve koşullar gerektiriyorsa hakim, istemde bulunan eşi güvence göstermekle yükümlü tutar.

E. Mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye

I. Sona erme anı

MADDE 271.- Mal rejimi eşlerden birinin ölümü, diğer bir mal rejiminin kabul edilmesi veya eşlerden biri hakkında iflasın açılmasıyla son bulur.

Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.

Ortaklık mallarıyla kişisel malların kapsamının belirlenmesinde mal ortaklığının sona erdiği tarih esas alınır.

II. Kişisel mala ekleme

MADDE 272.- Eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan tazminat, toptan ödeme veya tazminat yerine ilgili sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, tasfiyede o miktarda kişisel mal olarak hesaba katılır.

III. Kişisel mal ile ortaklık malı arasındaki denkleştirme

MADDE 273.- Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları, ortaklık mallarından veya ortaklık mallarına ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise; tasfiye sırasında denkleştirme istenebilir.

Her borç, ilişkin bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokar. Hangi kesime ait olduğu anlaşılamayan borç ortaklık mallarına ilişkin sayılır.

IV. Değer artış payı

MADDE 274.- Bir eşin kişisel malı veya ortaklık malıyla bir başka mal kesimine giren malvarlığı değerinin edinilmesi, iyileştirilmesi veya korunmasına katkıda bulunulmuşsa, edinilmiş mallara katılma rejiminde değer artış payına ilişkin hükümler uygulanır.

V. Değer belirlenmesi

MADDE 275.- Mal rejimi sona erince, mevcut ortaklık mallarının değerlendirilmesinde tasfiye anı esas alınır.

VI. Paylaşma

1. Ölüm veya diğer bir mal rejiminin kabulü halinde

MADDE 276.- Eşlerden birinin ölümü veya diğer bir mal rejiminin kabulü sebebiyle mal ortaklığının sona ermesi halinde, her eşe veya mirasçılarına ortaklık mallarının yarısı verilir.

Mal rejimi sözleşmesiyle başka bir paylaşma oranı kararlaştırılabilir.

Bu tür anlaşmalar altsoyun saklı paylarını zedeleyemez.

2. Diğer hallerde

MADDE 277.- Boşanma veya evliliğin iptali sebebiyle ya da kanun veya mahkeme kararı gereğince mal ayrılığına geçiş hallerinde, her eş edinilmiş mallara katılma rejiminde kendi kişisel malı sayılacak olanları ortaklık mallarından geri alır.

Geri kalan ortaklık malları eşler arasında yarı yarıya paylaşılır.

Yasal paylaşmanın değiştirilmesine ilişkin anlaşmalar, ancak mal rejimi sözleşmesinde bunun açıkça öngörülmüş olması halinde geçerlidir.

VII. Paylaşma usulü

1. Kişisel mallar

MADDE 278.- Mal ortaklığının eşlerden birinin ölümüyle sona ermesi halinde sağ kalan eş, edinilmiş mallara katılma rejiminde kişisel malı sayılabilecek olanların payına mahsuben kendisine verilmesini isteyebilir.

2. Aile konutu ve ev eşyası

MADDE 279.- Eşlerin birlikte yaşadıkları konut veya ev eşyası ortaklık mallarına dahil ise, sağ kalan eş, payına mahsuben bunların mülkiyetinin kendisine verilmesini isteyebilir.

Haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan eş veya ölenin diğer yasal mirasçılarının istemiyle bunlar üzerinde mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınabilir.

Mal ortaklığı rejiminin ölüm dışındaki bir sebeple son bulması halinde, eşlerden her biri, üstün bir yararının varlığını ispat etmek suretiyle aynı istemleri ileri sürebilir.

3. Diğer malvarlığı değerleri

MADDE 280.- Bir eş, üstün bir yararının varlığını ispat etmek suretiyle diğer malvarlığı değerlerinin de payına mahsuben kendisine verilmesini isteyebilir.

4. Diğer paylaşma kuralları

MADDE 281.- Diğer hallerde paylı mülkiyet ve mirasın paylaşılmasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.

İKİNCİ KISIM

Boşanma Mal Paylaşımı Kredili Ev

Boşanma mal paylaşımı kredili ev

Boşanma mal paylaşımı kredili ev başlıklı bugünkü yazımda kredi ile satın alınan bir evin, boşanma halinde nasıl paylaşılacağını açıklayacağım.

herkesin malumu olduğu üzere özellikle son yıllarda kredi kullanımı oldukça yaygınlaştı. Bundan yaklaşık 20 yıl kadar öncesinde ev alabilmek için emekli ikramiyesi almayı hayal edilirken şu anda gelirini ispat edebilen hemen herkes konut alabilmek için kredi kullanabiliyor.

Bankacılık sektörünün gelişmesi ile konut sektörü de büyüdü ve bu sayede kiralamak yerine kredi kullanma yoluyla ev sahibi olmak deyim yerindeyse moda oldu.

Enflasyon ve konut satın almaya yönelik talep faizlerin düşmesi, kredi vadelerinin uzamasıyla daha da artınca, mevcut konutların fiyatlarının her yıl yükselmesi de kaçınılmaz oldu. Bu faktörler in biraraya gelmesiyle özellikle yeni evlenenlerin, çoğu zaman aile desteğiyle oturacakları konutu kiralamak yerine kredi ile satın almaları ve kira yerine bankaya ödeme yapmaları son derece sık karşılaşılan bir durum haline geldi. Boşanma mal paylaşımı kredili ev

Boşanmada Kredi İle Alınan Evin Paylaşılması

Boşanma halinde eşlerin mal paylaşımı, eğer başka bir mal rejimini benimsememişlerse, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 218 ve devamı maddelerinde düzenlenen edinilmiş mal rejimine göre yapılır.

Kanunun 236. maddesine göre her eş diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olur. Boşanma mal paylaşımı kredili evboşanmamalpaylaşımıkrediliev

Artık değer, eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır. (TMK 236)

Örneğin evlilik içinde bir gayrimenkul satın alınıyor. Bu gayrimenkulün değeri ise 300.000,00 TL olsun. Eşler, bu gayrimenkulü alabilmek için 200.000,00 TL borç (ya da bankadan kredi) almışlarsa bu takdirde gayrimenkulün artık değeri 300 bin – 200 bin = 100 bin TL’dir. Eşin katılma alacağı hakkı ise bu artık değerin yarısı olan 50 bin TL olarak hesaplanır.

Gayrimenkulün değerinden bankaya olan kredi borcu düşülerek artık değer hesap edilir. Buna göre, evlilik içinde ödenen kredi taksitleri, kişisel mallarla ödenmiş olmadıkça, her iki eş tarafın edinilmiş mal hanesine yazılır.

Gayrimenkul kimin adınaysa, diğer eş bu artık değer için dava açma hakkına sahip olacaktır.

Eşlerin bir gayrimenkulü satın alırken, kredinin yanında ziynet eşyalarının, ana-baba gibi yakınlardan alınan katkıların olması halinde bu artık değer hesabı daha farklı yapılır. Ziynet eşyası ve ana-baba vb.kişilerin katkısı kişisel mal olarak sayılmaktadır. Bu takdirde, yani  eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur. (TMK 227)Boşanma mal paylaşımı kredili ev

Boşanmadan Sonra Mal Paylaşımı Davası Açılır mı?

Boşanmadan sonra mal paylaşımı davası açılır mı dendiğinde öncelikle akla gelen evlilik birliğini sona erdirmek için açılan davanın çekişmeli dava olduğudur. Ancak kimi zaman anlaşmalı boşanma davalarında da tarafların boşanma protokolünü yanlış düzenledikleri yahut asıl ifade etmek istediklerini yanlış ya da eksik tanımladıkları görülebilmektedir.

Boşanmadan sonra mal paylaşımı davası açılır mı sorusu bununla birlikte mal rejiminin tasfiyesi talebinin boşanma davasının bitmesinden sonra açılabileceğine dair yanlış önyargı/bilgiden de kaynaklanmaktadır.

Eşlerin başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde kanuni mal rejimi olarak aralarında geçerli olan edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi için öncelikle evlilik birliğinin sona ermesi gerekmektedir.

Bu nedenle çoğu zaman, yanlış olarak mal rejiminin tasfiyesi davası açılabilmesi için öncelikle boşanmanın kesinleşmiş olması gerektiği düşünülmektedir.

Ancak, eşlerin mal rejiminin tasfiyesi boşanma kararının kesinleşmesinden sonra yapılabilirse de mal rejiminin sona erme anı, boşanmaya karar verilmesi şartına bağlı olarak boşanma davasının açıldığı tarih olarak belirlenmiştir. Yani boşanma davasının açılması ile eşlerin kanuni mal rejimi olan edinilmiş mal rejimi yerini mal ayrılığına bırakır. Boşanma kararının kesinleşmesini müteakip eşlerin mal varlıkları boşanma davasının açıldığı ana göre hesaplanır. Bu nedenle mal paylaşımı davasının açılabilmesi, boşanma davasının açılmasından hemen sonra mümkündür. Boşanma davasının açılması ile mal rejiminin tasfiyesi talebi mahkemece dinlenebilir hale gelir. Bu aşamada gayrimenkuller ve banka hesaplarının üzerine tedbir koyulabilmesi de imkanlar dahilindedir.

Boşanma-sonrası-mal-paylaşımı
Boşanmadan sonra mal paylaşımı davası açılır mı sorusuna yanıt boşanma davasının açılmasından hemen sonra tasfiye davasının açılmasının mümkün olduğudur.

Boşanmadan sonra mal paylaşımı davası açılır mı konusunda değinilmesi gereken önemli noktalardan biri de tasfiye davasının süresidir. Boşanma davasından sonra açılacak tasfiye davalarında boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık bir zamanaşımı süresi söz konusu olacaktır. Bu süre her ne kadar uzun gibi görünse de özellikle mal rejiminin tasfiyesi davalarının kısmi olarak açıldığı gözönüne alındığında özellikle yurtdışında alınan boşanma kararlarından sonra zamanaşımı tehlikesi ile karşılaşıldığı gözlemlenmektedir. Zira alacaklar için açılan davalarda zamanaşımı süresi sadece harcı yatırılarak talep edilen meblağ açısından kesilmektedir. Kısmi olarak açılıp sonradan tamamlanacak bedeller yönünden 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu bir çok dosya bulunmaktadır.

Boşanmadan sonra mal paylaşımı davası açılır mı denince son olarak hem çekişmeli boşanma davalarında hem de şartları varsa anlaşmalı boşanma davalarında verilen boşanma kararlarının kesinleşmesinden sonra tasfiye için mahkemeye başvurma imkanı bulunduğunu belirtelim. Anlaşmalı boşanma davalarında hazırlanan protokolde mal rejiminin tasfiyesine dair bir paylaşma hükmü bulunmaması durumunda tasfiye için dava açılabilir.


Bu yazılarımızı okumanız yararlı olabilir

Boşanmada mal paylaşımı

Evlenmeden Önce Alınan Mallar

Evlenmeden önce alınan mallar boşanma davasında mal paylaşımı konusunda sıkça gündeme gelmektedir. 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren yeni Türk Medeni Kanunu ile eşlerin mal varlıklarını düzenleyen mal ayrılığı rejimi değiştirilmiş ve kanuni mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimi kabul edilmiştir. Edinilmiş mallara katılma rejiminde eşlerin edinilmiş mal ve kişisel mal olmak üzere iki türlü mal gurubu belirlenmiştir.

Evlenmeden önce alınan mallar, kanunda düzenlenen kişisel mallara girmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesinin 2 numaralı bendinde evlenmeden önce alınan mallar şu şekilde ifade edilmiştir:

“MADDE 220.- Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:

2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan … malvarlığı değerleri,”

Evlenmeden önce alınan mallar bu kanun maddesi ile kişisel mal olarak sayılmıştır. Kişisel mallar, doğal olarak evlilik birliğinin sona ermesi halinde tasfiyeye tabi tutulmayacaktır.

Evlenmeden önce alınan mallar Türk Medeni Kanunu'na göre kişisel mal olarak kabul edilmiştir.
Evlenmeden önce alınan mallar Türk Medeni Kanunu’na göre kişisel mal olarak kabul edilmiştir.

Ancak, evlenmeden önce alınan malların evlilik dönemi içinde getirdiği gelirler kişisel mal değil edinilmiş mal olarak sayılmıştır. Medeni Kanun’un 219. maddesinin 4 nolu bendinde kişisel malların gelirlerinin kişisel mal olmayacağı kanunlaştırılmıştır. Örneğin evlenmeden önce taraflardan birine ait olan bir evin getirdiği kira gelirleri, ya da babadan kalan arazinin tarımsal gelirleri edinilmiş mal olarak kabul edilerek tasfiyeye tabi tutulacaktır.

Bununla birlikte bazı malvarlıkları, örneğin kooperatif üyelikleri, evlenmeden önce edinilmiş olabilir. Uzun döneme yayılmış kooperatif ödemelerinin evlilik içinde yapılmış olan kısmına isabet eden değer edinilmiş mal olarak kabul edilmektedir. Kooperatif üyeliği vasıtasıyla edinilen gayrimenkulün tapusunun alındığı tarih veya tapusunun hiç alınmamış olması bu hususta etkili değildir.

Evlenmeden önce alınan malların evlilik döneminde elden çıkarılmış olması halinde ise bu malın yerine geçen değer 220. maddede kişisel mal olarak belirlenmiştir. Örneğin satılan evin parası ile alınan ev de kişisel mal olacaktır. Ancak satılan evden elde edilen satım bedelinin bankaya faize yatırılması halinde faizden elde edilen gelir kısmı edinilmiş mal olarak kabul edilecektir. Satılan evden elde edilen bedelin üzerine kredi kullanılması, para eklenilmesi halinde ise bu ek ödemenin çalışma ile elde edilen gelirle mi ödendiği yoksa kişisel malla mı ödendiği incelenerek eşin katılma alacağı bulunup bulunmadığı tespit olunur.


Bu yazılarımızı okumanızda fayda olabilir:

Anlaşmalı Boşanmada Mal Paylaşımı

Anlaşmalı boşanmada mal paylaşımı, evlilik birliği içinde tarafların ve taraflar adına 3. kişilerin aldığı tüm malların evliliğin sona ermesi sırasında paylaşılmasıdır.

Anlaşmalı boşanmada mal paylaşımı taraflarca hazırlanacak ve mahkemece onaylanacak bir boşanma protokolü ile olur.

Bilindiği üzere evlilik birliğinin sona ermesi, evliliğin iptali, ölüm yahut boşanma ile gerçekleşebilir. Boşanmada ise, mahkemenin kabul edeceği sebeplerin ortaya konulması boşanma için gerekli sayılmıştır. Bu geçerli sebeplerden biri olan her iki eşin boşanma konusunda anlaşmış olmaları halinde anlaşmalı boşanma davası açılacak ve evlilik mahkeme önünde gerçekleşecek beyan ile sona erecektir.

Anlaşmalı boşanmada eşlerin mal paylaşımı tarafların avukatlarınca hazırlanacak boşanma protokolü ile olur.
Anlaşmalı boşanmada eşlerin mal paylaşımı tarafların avukatlarınca hazırlanacak boşanma protokolü ile olur.

Anlaşmalı boşanma davasının kabul edilebilmesi için tarafların evliliğinin en az 1 yıl sürmüş olması aranmaktadır. Bu süre dolmadan önce açılan anlaşmalı boşanma davası, ön şartın yokluğu nedeniyle reddedilir.

Anlaşmalı boşanma davasında, tarafların avukatları, tarafların mevcut mal varlığına yönelik hükümler içeren bir boşanma protokolü hazırlarlar.

Bu boşanma protokolü, anlaşmalı boşanmada mal paylaşımı konusunu düzenler.

Protokolde, tarafların evlilik içinde aldıkları ev, araba, ev eşyaları, düğünde takılan ziynet eşyaları, evlilik içinde yatırım amacıyla biriktirilen altın ve diğer takılar, eşe doğum günü, yılbaşı gibi günler için alınmış olan hediyeler, bireysel emeklilik sözleşmeleri, eşin babası, annesi, kardeşi gibi kimselere mal edinmesi vb. için yapılmış olan yardımlar gibi değer içeren içermeyen her türlü maddi varlık yer alabilir. Bunlar yanında tarafların kişisel malları, evlilik öncesinde çeyiz ve hatıra olarak getirdikleri eşyalar da protokol ile düzenlemeye tabi tutulabilir.

Protokolde, geleceğe matuf olarak örneğin kredi ödemeleri, borç ödemeleri, alacaklar, henüz tapusu alınmamış gayrimenkuller de paylaşıma tabi tutulabilir.

Anlaşmalı boşanmada mal paylaşımı düzenlenen protokolün, mahkeme önünde yapılacak irade açıklaması sırasında da kabul edilmesi gerekir. Bu protokol, duruşmada kabul edilmediği takdirde dava, çekişmeli hale döner; bu durumda mahkeme boşanma davasını çekişmeli yargı üzerinden sürdürür. Tarafların boşanma davasının açılmasına neden olan olaylardaki kusurları gösterecekleri delillerle tespit edilmeye ve tarafların ekonomik-sosyal durumları yönünden bu kusura karşılık gelen maddi ve manevi tazminata hükmedilir. Ev eşyaları, ziynet alacakları, gayrimenkul, araçlar ve bankadaki birikimler gibi mal varlığının paylaşılması için ayrıca dava açılması gerekir.


Bu yazılarımızı okumanızda fayda olabilir:

Boşanmada Bankadaki Para

Boşanmada Banka Hesaplarındaki Paraların Paylaşımı Nasıl Olur?

banka kredisi boşanma, boşanma banka hesabı, boşanma banka hesapları, boşanma banka para, boşanma davası banka hesabı, boşanma davası banka hesabı tedbir, boşanma davasında banka hesabına tedbir, boşanma davasında banka hesapları, boşanma davasında banka kredili ev durumu, boşanma durumunda banka hesapları, boşanmada banka borcu, boşanmada banka hesabı, boşanmada banka hesabına tedbir, boşanmada banka hesapları, şahsi banka hesabı boşanma

boşanmada bankadaki paraların paylaşılması
boşanmada bankadaki paraların paylaşılması

Boşanmada Bankadaki Parada Diğer Eşin Hakkı

Evlilik içinde 01.01.2002 tarihi sonrası eşlerden biri adına edinilen mal varlığı üzerinde diğer eşin Yasa’dan kaynaklanan artık değerin yarısı oranında katılma alacağı isteme imkanı bulunmaktadır ( TMK’nın 231, 236/1. m. ).

TMK’nın 222. maddesi gereğince, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Bir eşin bütün mallarının aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilmesi gerekir.

Çalışmayan Eşin Bankadaki Paralarda Hakkı Var mı

Katılma alacağı bakımından talepte bulunan eşin çalışıp çalışmaması veya herhangi bir katkıda bulunup bulunmamasının bir önemi de yoktur. Katılma alacağı Yasa’dan kaynaklanmaktadır.

Eşlerin hakkı nasıl hesaplanır?

Bu tür davalarda, eklenecek değerlerden ( TMK. m. 229 ) ve denkleştirmeden ( TMK. m. 230 ) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın ( TMK. m. 219 ) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin ( TMK. m. 231 ) yarısı üzerinden ( TMK. m. 236/1 ) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının hesaplanması gerekir.

Boşanmada Şirket Hisseleri

Boşanmada şirket hisseleri boşanma davasının taraflarının birinin ortağı, hissedarı olduğu anonim veya limited bir şirket varsa gündeme gelebilmektedir.

Boşanmada şirket hisseleri de diğer mal varlıklarının tabi olduğu paylaşım kurallarına tabidir. Ancak şirketlerin, insanlara benzer şekilde ehliyet sahibi olmaları, bir tüzel kişiliklerinin bulunması nedeniyle durum biraz daha karışıktır. Örneğin 100 bin TL’ye satın almış olduğunuz bir otomobil bir başka otomobili satın alamaz, yanında işçi çalıştıramaz; ancak aynı bedel karşılığında satın aldığınız bir şirket hissesi sizi vergisel borca sokabilir, yıllık temmettü sağlayabilir ve bir çok yükümlülük altına sokabilir.

Boşanmada şirket hisseleri değil şirket hisselerinin değeri paylaşıma tabi tutulur. Bunun için şirket hisselerinin reel değerinin hesap edilmesi gerekir. Bir şirket hissesinin değeri ise, şirketin kaç yıllık olduğundan çalışan sayısına, yaptığı işe, elindeki marka ve patent haklarına, 3. şahıslarla yapmış olduğu sözleşmelerden edinmiş olduğu gayrimenkul ve araçlara kadar bir çok kıstas gözönüne alınarak hesap edilmelidir.

boşanmada şirket hisseleri
Boşanmada şirket hisseleri diğer mal varlığı değerlerinin paylaşılmasındaki usule tabi olur.

Boşanmada şirket hisseleri konusunda, şirketin kuruluş tarihinin eşlerin evlilik tarihinden önce olup olmadığı, evlilik tarihinden sonra ise bu şirket hisselerinin nasıl edinildiği, şirketin defterlerinin düzenli tutulup tutulmadığı, şirketin kazancını ortaklara dağıtıp dağıtmadığı ya da sermayeye katıp katmadığı tespit edilmelidir. Genellikle şirket hissedarlarının şirketin kasasını kendi kasaları gibi görerek ana sözleşmede yazılı kuralların dışına çıkarak gelirleri bölüştükleri gözlemlenmektedir. Bu durumların tespiti için müşavir kişilerden yararlanılarak şirketin ortaklardan olan alacakları, ne kadarlık bir kazancın ortaklara aktarıldığı bulunmalıdır.

Şirket hisselerinin bedelinin evlilik öncesinde ödenmiş olması halinde eşin kişisel malı olarak kabul edileceği kuşkusuzdur. Ancak, kira getiren gayrimenkullerde olduğu gibi, şirket gelirlerinin evlilik birliği dönemi içerisinde gerçekleşenler, edinilmiş mal olarak kabul edilerek paylaşıma tabi tutulacaktır. Şirket hisselerinin bedelinin evlilik içinde ödenmiş olması halinde ise genel kural bu hisselerin değerlerinin edinilmiş mal olmasıdır. Bu, aksi ispat edilmesi mümkün bir genel kuraldır

Boşanmada şirket hisseleri boşanma davasının açılmasından sonra yahut eşler arasındaki kanuni mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimin sona ererek mal ayrılığı rejimine geçilmesi ile dava edilebilir hale gelecektir.

Bu takdirde boşanma davasının açılmasından hemen sonra, şirket hisselerinin değerinin tespit ettirilmesi ve tasfiye amaçlı dava açılması mümkün olacaktır. Yine bu dava ile şirket hisselerinin değil, tespit edilen değerinin dava konusu edileceğini de hatırlatalım.

Boşanmada şirket hisseleri için dava yine aile mahkemesinde açılır.


Bu yazılarımızı okumanızda da fayda var: