Kategori arşivi: Ceza Avukatı

Elektrik ve Suyu Kapattıran Eşe Ceza Verilebilir mi?

AİLE HUKUKUNDAN KAYNAKLANAN YÜKÜMLÜLÜĞÜN İHLALİ

Boşanma avukatının elinde, gerek medeni kanun gerekse ceza kanunu ile diğer kanunlarda yer alan bir çok enstrüman bulunuyor. Ailenin korunması, güçsüz olanın güçlü olana karşı savunulabilmesi için bir çok kanun maddesi halen yürürlükte. Bunlardan bir çoğu ise hukukçular tarafından da çok fazla bilinmediği için uygulama olanağı bulamıyor; sonuçta başına bir çok olay gelmesine karşın boşanma sürecinde mağdur olan kadın, kanunların yetersiz olduğunu düşünerek şikayet ediyor.

Bir çok yönden kanunların yetersiz olduğu kesin, ancak bir çok konuda da var olan düzenlemeleri kullanarak elden gelenin en iyisi ile mağduriyetlerin telafisi mümkün olabilir.

Eşlerden birinin diğer eşin açık rızası bulunmadan aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshetmesi, aile konutunu devretmesi, aile konutu üzerindeki hakları sınırlaması, elektrik, su aboneliklerini feshetmesi halinde aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerin ihlal edilmesinden söz edilebilmesi mümkündür:

Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali

MADDE 233 – (1) Aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişi, şikayet üzerine, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Hamile olduğunu bildiği eşini veya sürekli birlikte yaşadığı ve kendisinden gebe kalmış bulunduğunu bildiği evli olmayan bir kadını çaresiz durumda terk eden kimseye, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Velayet hakları kaldırılmış olsa da, itiyadi sarhoşluk, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılması ya da onur kırıcı tavır ve hareketlerin sonucu maddi ve manevi özen noksanlığı nedeniyle çocuklarının ahlak, güvenlik ve sağlığını ağır şekilde tehlikeye sokan ana veya baba, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

elektrigi-kestirmek
Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali elektriği kestirmek

Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlaline ilişkin emsal yargı kararları

“İddianamede sanığın eşi ve çocuklarına şiddet uyguladığı ve geçimleri ve bakımlarıyla ilgilenmediğinden bahisle kamu davasının açılması karşısında şiddet ögesinin de kanıtlanması durumunda eylemlerin 5237 Sayılı TCY.nın 232/1, 233/1. maddelerine uyan iki ayrı suç oluşturduğu gözetilmeyerek eylemlerin tümüyle 233/1. madde kapsamına girdiğinin kabul edilmesi,”

YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ E. 2006/4314 K. 2007/8117 T. 10.10.2007

“Sanık, velâyet hakkı kendisinde bulunan oğlu mağdura aile içi sorunlar nedeniyle baskı yaparak evden kovmak suretiyle mağdurun sekiz gün dışarda kalmasına neden olmuştur. Sanığın eylemi kötü muamele suçunu oluşturmaktadır. Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçundan hüküm kurulması doğru değildir.”

YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ E. 2013/3255 K. 2014/13117 T. 24.11.2014

“Sanığın, mahkemece kabul edilen, maddi durumu olmasına rağmen katılan ve ortak çocukları olan mağdurlara karşı aile hukukundan doğan bakım yükümlülüğünü yerine getirmemesi şeklindeki eyleminin TCK’nın 233/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı gözetilmeden ve evde huzursuzluk çıkarması şeklindeki eyleminin ise ne suretle TCK’nın 232/1. maddesinde düzenlenen suçun unsurlarını oluşturacağı açıklanmadan yetersiz gerekçe ile mahkumiyetine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.”

YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ E. 2015/23698 K. 2016/10599 T. 16.5.2016

“Aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünün ihlalinin yaptırıma bağlandığı, katılanın iddiasına konu hususun ise eğitim yükümlülüğünün ihlali kapsamında kaldığı ve dosya kapsamında iddia ile ilgili bir araştırmanın yapılmadığı, katılanın orta öğretim çağında olduğu dikkate alındığında, suç tarihinden sonra okulu devam edip etmediği araştırılarak elde edilecek sonuca göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile karar verilmesi hatalıdır.”

YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ E. 2015/29094 K. 2016/10600 T. 16.5.2016

Resmi Belgede Sahtecilik suçu ( Tck md 204)

Resmi Belgede Sahtecilik suçu ( Tck md 204)
Türk Ceza Kanununda 204. Maddede düzenlenen bu suç madde metninde 3 fıkra altında düzenlenmiştir, birinci fıkrada bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişinin 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağına yer verilmiştir.
İkinci fıkrada görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisinin durumu düzenlenmiş 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası öngörülerek suçun kamu görevlisi tarafından işlenmiş olması daha ağır yaptırıma bağlanmıştır ve bu durumda yargılamanın mercii ilk maddeden farklı olarak ağır ceza mahkemesi olarak belirlenmiştir.
Üçüncü fıkrada ise resmi belgenin kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde verilecek cezanın yarı oranında arttırılacağı hüküm altına alınarak yine suçun cezasının bir artırım hali daha madde metninde belirlenmiştir.
Uygulamada en çok karşılaşılan suçlardan olması bakımından madde metni ile ceza verilen “ resmi belge” nin ne olduğunun açıklanması gereği doğmaktadır, şöyle ki hiçbir hukuki önemi olmayan bir olayı ispat edebilen bir yazı hukuki anlamda “ delil” olamaz dolayısıyla “ belge” niteliğine de sahip olamaz. Bu nedenle belge niteliği taşımayan batıl olan şeylerle yapılan sahtecilik bu suçu oluşturmaz, öyle ki belge bazen içerik bakımından bazen şekil bakımından sakat olabilir, bu durum belgeyi kısmen veya tamamen geçersiz kılacağından o belge ile sahtecilik suçu da işlenemez, zira ceza kanunumuza göre kanunsuz suç ve ceza olmaz yani gerçek / geçerli bir belge yok ise anılan suç da oluşmayacaktır. Bu durumda bir belgeden söz edebilmek için belgenin ;
– Yazılı olması,
– Düzenleyicisinin bulunması,
– Yazının içeriğinin bulunması
– Hukuken hüküm ifade etmesi gerekmektedir, aksi taktirde bir belgeden bahsedilemez kanunun aradığı anlamda belge olmadığında da kanunda yazılan suçun oluşması söz konusu olmaz.
Belgede sahtecilik suçları ne şekilde işlenebilir ?
– Tamamen sahte bir belge düzenlenmesi sureti ile işlenebilir,
– Gerçek bir belgeyi değiştirmek, başkalaştırmak sureti ile işlenebilir,
– Gerçek bir belge düzenlenirken düzenleyene yalan beyanda bulunarak işlenebilir,
– Gerçek bir belgeyi kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak ya da bozmak sureti ile işlenebilir.
Belgede sahtecilik suçlarında suçun unsurları( olmazsa olmazları ) nelerdir ?
– Hukuken hüküm ifade eden bir belgenin olması gerekir, “belge” dilimizdeki eski “ evrak” kelimesi karşılığı olarak kullanılmakta olup yazılı kağıt anlamına gelmektedir.Bu nedenle yazılı kağıt niteliğinde olmayan şey ispat kuvveti ne olursa olsun belge niteliği taşımamaktadır. Kağıt üzerindeki yazının anlaşılabilir bir içeriğe sahip olması ve ayrıca bir irade beyanı taşıması gerekir. Yine bir belgeden söz edebilmek için kağıt üzerindeki yazının içeriğinin hukuki bir değer taşıması hukuki bir hüküm ifade etmesi hukuki bir sonuç doğurmaya elverişli olması gerekir.

Resmi Belgede Sahtecilik suçu ( Tck md 204)

Resmi belgede sahtecilik suçu
Resmi belgede sahtecilik suçu

Resmi Belgede Sahtecilik suçu ( Tck md 204)
“ Resmi belge” ise bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade etmektedir, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerekir.
– Belgedeki gerçeğin değiştirilmesi gerekir,belgedeki gerçek başkalarını yanıltacak şekilde değiştirilmiş olmalıdır.
– Belgenin son halinde iğfal kabiliyetinin olması gerekir, iğfal kabiliyeti “ aldatma yeteneği” anlamına gelmekte olup her somut olayında belgenin iğfal kabiliyetinin olup olmadığının mutlaka tespiti suçun oluşumu açısından son derece önemlidir, yargılama sırasında ana kural aldatma kabiliyetinin olup olmadığının tayininin hakime ait olmasıdır, bu nedenle belgenin aslı mutlaka getirtilmeli ve belgenin özellikleri duruşma tutanağına geçirilmelidir, ancak uygulamada çoğu kez hakimler adli tıptan rapor almayı tercih etmekte bu konuda kriminal laboratuarlardan rapor alınmaktadır. Adli tıptan gelen rapor hakimi tam olarak bağlamasa da önemli bir delildir.
Suç konusu belgenin şahsi bir belge olması aldatma kabiliyetini ortadan kaldırmaz, belgenin birden fazla kişiyi aldatma yeteneği varsa iğfal kabiliyetinin olduğundan bahsedilebilir. Objektif olarak aldatma kabiliyetine sahip bir belge örneğin bir nüfus cüzdanı kişinin çekmecesinde ele geçse ve kişi bunu kullanmamış dahi olsa bu durum yargılama konusu olduğunda iğfal kabiliyeti olduğu için suç gerçekleşecektir.
Sahtecilik konusu belge resmi bir kurumdan verilmiş bir belge ise şeklen kurumdan verilmiş olduğu için aldatma kabiliyeti var kabul edilecektir.
Memurların düzenlediği belgelerin aldatma kabiliyetinin olmadığı anlaşılırsa bu durumda belgede sahtecilik suçu değil görevi kötüye kullanma suçu oluşması ihtimali kuvvetle muhtemeldir, somut olaya göre hangi suçun oluştuğunun tespiti hakime ait olacaktır, ancak uygulamada çoğu kez memur kişilerin işlediği bu suçlarda iğfal kabiliyeti de yoksa veya belge aslı bulunamamakta ise ve failin kastının olmadığın tespiti hallerinde suç görevi kötüye kullanma suçuna dönüşmektedir.
Noterlerce düzenlenen belgeler tamamen sahte ise ve bu sahte belge ile birden fazla işlem yapılmışsa bu belgenin fiili olarak iğfal kabiliyetinin olduğu kabul edilir.
Sahtecilik suçlarında sonuç itibari ile zarar oluşmamış olsa bile “zarar olasılığı” var kabul edildiğinden sahte belgenin kullanılmış olması şartı aranmaz, sahte resmi belgenin düzenlenmiş olması suçun oluşumu için yeterli kabul edilir.
Sahte belgenin düzenlenmesinde mağdurun rızası varsa ceza verilmez, bu durum daha ziyade ticaret şirketleri ortakları ya da aile şirketlerinde yaşanmakta resmi bir belge çek / senet oluşturulmakta sonradan bunlara icra takibine konu olunca muhatap tarafından borçtan kurtulmak için imza benim değil savunması yapılmakta ya da diğer ortakla ihtilaf çıktığında imza inkar edilmekte belge sahte bir belgeye dönüştürülmek istenmektedir. Ancak bu durumu kanun korumaz ve dava konusu belgenin düzenlenmesinden önce mağdurun rızası varsa bu durumda suç oluşmaz belgede sahtecilikten ceza verilmez.
– Bu belgenin kullanılması ile zarar doğması veya olasılığı gerekir.
– Suçun manevi unsuru olarak “kast” ın varlığı aranır.

Resmi Belgede Sahtecilik suçu ( Tck md 204)
Belgede sahtecilik suçlarının türleri nelerdir ?
– Aksi belirleninceye kadar geçerli resmi belgelerde sahtecilik ( Tck md 204/1 ve 2.)
– Sahteliği kanıtlanıncaya kadar geçerli resmi belgelerde sahtecilik ( Tck md 204/ 3. Fıkra)
Maddenin bu fıkrasında resmi belgede sahtecilik suçunun konu bakımından nitelikli hali unsuru belirlenmiştir. Buna göre suçun konusunu oluşturan resmi belgenin kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde cezanın arttırılması öngörülmüştür.
– Resmi belge hükmündeki belgelerde sahtecilik
Resmi Belgeyi Bozmak yok etmek gizlemek suçu; ( tck 205. Md)
Maddi metnine göre gerçek bir resmi belgeyi bozan, yok eden veya gizleyen kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında arttırılır, suçun yargılaması asliye ceza mahkemesinde yapılır.
– Bu suça sürüklenen kişinin 15 yaşını doldurmamış çocuk olması halinde ceza olarak tutuklama kararı verilemez.( ÇKK 21- ilk cümle)
– Suçun niteliğine göre zamanaşımı süresi 8 veya 15 yıldır.
– Bu suçta tutukluluk süresi en çok 1 yıldır, bu süre zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek 6 ay daha uzatılabilir.
– Bu madde ile resmi belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek fiilleri resmi belgede sahtecilik suçundan ayrı bir suç olarak ceza yaptırımı altına alınmıştır. Belgede sahtecilik suçlarında unsur olarak belgenin aldatma kabiliyetine haiz olması aranırken bu maddede tanımlanan suçun işlenmesi başkasını aldatma özelliği taşımayabilir.
– Suçun konusu yine de geçerli resmi bir belgedir, gerçek bir resmi belge üzerindeki yazıları örneğin boyamak veya silmek suretiyle okunmaz hale getirmek , belge üzerindeki resmi koparmak, belgeyi yırtmak, yakmak veya gizlemek fiilleri bu suçu oluşturur. Resmi Belgede Sahtecilik suçu ( Tck md 204)


Bu yazımızı da okumanızda yarar var

Türk Ceza Kanununda Sahtecilik Suçları

Türk Ceza Kanununda Sahtecilik Suçları
Türk Ceza Kanununda Dördüncü Bölümde “ Kamu Güvenine Karşı Suçlar” kapsamında düzenlenmiş olan sahtecilik suçları madde sıralarına göre aşağıdaki sırayla düzenlenmiş madde metinlerinde önce suçun tarifi ortaya konmuş sonra öngörülen cezası belirlenmiştir;
a. Parada sahtecilik ( 197. md)
b. Kıymetli damgada sahtecilik( 199. Md)
c. Mühürde sahtecilik( 202. Md)
d. Mühür bozma( 203. Md)
e. Resmi belgede sahtecilik ( 204. Md./ 205/ 206 md)
f. Özel belgede sahtecilik ( 207/208. Md)
g. Açığa imzanın kötüye kullanılması ( 209. Md. ) maddeleri ile düzenlenmiştir.
Şimdi bu suçların kanundaki içeriklerine suç sayılan eyleme kanunda öngörülen cezaya ve cezasızlık hallerine aşağıda tek tek ayrıntılı olarak yer verelim;

Parada sahtecilik suçları
Türk Ceza Kanununda Sahtecilik Suçları Parada sahtecilik suçları TCK’ya göre ağır ceza mahkemesinde yargılamaya tabidir; sahte parayı üreten, ülkeye sokan, nakleden veya tedavüle koyan kişi 2 yıldan 12 yıla kadar hapis ve 10 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

Türk Ceza Kanununda Sahtecilik Suçları
Parada Sahtecilik Suçu ( Tck 197. Madde)
Memlekette veya yabancı ülkelerde tedavülde bulunan parayı, sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi 2 yıldan 12 yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır, dava kanunda belirlendiği üzere ağır ceza mahkemesinde görülür.
Sahte parayı bilerek kabul eden kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır, dava asliye ceza mahkemesinde görülür.
Sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı bu niteliğini bilerek tedavüle sokan kişi 3 aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır ve bu dava sulh ceza mahkemesinde görülür.
Madde metninde yer almasa da bu suç bakımından uygulamada karşılaşılan ve içtihatlarla düzenlenen birkaç önemli hususu daha belirtmekte fayda var;
– Önce “sahte paradan” ne anlamak gerektiğini açıklığa kavuşturmak gerekir, sahte paradan söz edebilmek için sahteliğin 5 duyu organı ile tespit edilebilir olmaması gerekir, zira gerçek para olmadığı ilk bakışta anlaşılabilen durumlarda suçtan söz edilemez. Para görüntüsü taşımakla birlikte aldatıcılık özelliğinin de bulunması gerekir.
– Bu suç ancak doğrudan kasıtla işlenebilen bir suçtur.
– Suçun ağır cezada karara bağlanması halinde zaman aşımı süresi 15 yıl iken diğer hallerde zamanaşımı süresi 8 yıldır.
– Bu suçtan yabancı ülke mahkemelerinde verilen hükümler bizim Ceza Kanunumuza göre tekerrüre esas alınır.( Tck 58/ 4)
– Bu suçlarda sanık istinabe yoluyla dinlenebilir, görüntülü ve sesli iletişim teknikleri ile orgu yapılabilir. ( Cmk 196/ 2,4 )
– Tedavülde olmayan paranın sahte olarak üretilmesi, saklanması ve kullanılması halinde duruma göre dolandırıcılık suçu da oluşabilir.
– Sahte para sayısının suçun oluşumu bakımından önemi yoktur. Tek bir para olabileceği gibi birden çok da olabilir, bu durumda zincirleme suç hükümleri uygulanmaz.
– Piyasaya sahte para sürme suçunun kendi içinde teselsülü de kapladığından teselsül hükmü uygulanarak cezada artırıma gidilmez.
– Yargılama sırasında paranın sahteliği ile ilgili rapor T. C. Merkez Bankasından alınmalıdır.
– Devlet tarafından ihraç edilip de hamiline yazılı bonolar, hisse senetleri, tahviller ve kuponlar , yetkili kurumlar tarafından çıkarılmış olup da kanunen tedavül eden senetler , tahviller ve evrak ile milli ziynet altınları para hükmündedir.( tck md 198)

Mühürde sahtecilik suçu TCK'nın 203. maddesinde düzenlenmiştir.
Türk Ceza Kanununda Sahtecilik Suçları Mühürde sahtecilik suçu TCK’nın 203. maddesinde düzenlenmiştir.

Türk Ceza Kanununda Sahtecilik Suçları

Tck’ ya Göre Kıymetli Damgada Sahtecilik Suçu ( Tck md. 199)

Kıymetli damgayı sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi bir yıldan 5 yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır, açılan dava asliye ceza mahkemelerinde görünür.
Sahte olarak üretilmiş kıymetli damgayı bilerek kabul eden kişi üç aydan 1 yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır, dava sulh cezada görülür.
Sahteliğini bilmeden kabul ettiği kıymetli damgayı bu niteliğini bilerek tedavüle koyan kişi bir aydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır, dava sulh cezada görülür.
Damgalı kağıtlar, damga ve posta pulları ve muayyen bir miktar vergi veya harcın ödendiğini belgelemek amacıyla kullanılan pullar kıymetli damga sayılır, bu tanım kanunun 4. fıkrasının tanımıdır.
Yukarıdaki maddede sayılan suçla ilgili belirtilmek gereken diğer önemli başlıklar ise;
– Bu suç doğrudan kasıtla işlenebilen bir suçtur.
– Bu suç bakımından kanunun öngördüğü zamanaşımı süresi 8 yıldır.
– Bu suçlarda yabancı ülke mahkemelerinde verilen hükümler tekerrüre esas alınır.
– Bu suçlarda sanık istinabe yoluyla sorguya çekilebilir, görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması sureti ile sorgu yapılabilir. ( cmk 196/ 2, 4)
Ayrıca Ceza Kanunumuzda para ve kıymetli damgaların üretiminde kullanılan alet ve malzemeyi izinsiz olarak üretmek, ülkeye sokmak, satmak, devretmek, satın almak, muhafaza etmek de cezaya bağlanmış Tck md 200 ile bu sayılan eylemleri yapan kişi hakkında 1 yıldan 4 yıla kadar hapis ve adli para cezası öngörülmüş yargılama yeri asliye ceza mahkemeleri olarak belirlenmiştir.
Para ve kıymetli damga suçları için Kanunumuzda “ etkin pişmanlık” kurumuna da yer verilmiş ( Tck 201 md. ) buna göre suç olarak para veya kıymetli damgaları tedavüle koymadan resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce suç ortaklarını ve sahteciliğe konu şeylerin üretildiği veya saklandığı yerleri mercie haber veren kimse hakkında suçlular yakalanırsa ve sahtecilik konusu şeyler ele geçirilirse cezaya hükmolunamayacağı düzenlenmiştir.

Türk Ceza Kanununda Sahtecilik Suçları
Mühürde Sahtecilik Suçu ( Tck md 202)
Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve Başbakanlık tarafından kullanılan mührü sahte olarak üreten veya kullanan kişi iki yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır, yargılama asliye ceza mahkemesinde yapılır.
Suçun diğer bir şekli kanunun ilgili maddesinin 2. fıkasında düzenlenmiş olup buna göre kamu kurum ve kuruluşlarınca veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca kullanılan onaylayıcı veya belgeleyici mührü sahte olarak üreten veya kullanan kişi bir yıldan altı yıla dek hapis cezası ile cezalandırılır.
– Bu suçta zamanaşımı süresi 15 yıldır.
– Bu suçlarda tutukluluk süresi en çok 1 yıldır, ancak bu süre zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek 6 ay daha uzatılabilir. ( Cmk 102/ 1)
– Bu suçlarda sanık istinabe yoluyla sorguya çekilebilir, görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle sorgu yapılabilir.
– Bu suçun özel bir şekli olan “mühür bozma” suçu da kanunumuzda özel bir madde ile ( 203. Md) düzenleme altına alınmış tarifi yapılmıştır, buna göre ; “ Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi 6 aydan 3 yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.Türk Ceza Kanununda Sahtecilik Suçları

Terk Suçu ( TCK m.97 )

TERK SUÇU (TCKm.97)

Terk suçu somut bir tehlike suçudur. Terk edilen kişi ölürse, neticesi bakımından ağırlaşmış suç gündeme gelecektir.

71872_allahin_ve_dinin_aleyhinde_konusulan_ortami_terk_etmek

Bu suçta korunan hukuki yarar, kişinin bedenine, sağlığına gelecek tehlikeleri önlemedir. Bu suç, gerek faili gerekse mağduru açısından özgü bir suçtur. Yani bu suçun faili ya da mağduru olabilmek için belli kriterlere uygun olmak lazımdır. Bu suçun faili, ancak, mağduru korumak ve gözetmekle yükümlü bir kişi olabilir. Kimlerin bu sıfatı haiz olduğu konusunda Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümleri göz önüne alınacaktır. Örneğin Ana-babanın çocukları üzerinde denetim ve gözetim yükümlülükleri vardır. Bu örnek kanundan kaynaklıdır ama sözleşmeden kaynaklı da olabilir. Bu suçta mağdur olabilecek kişi yaşı veya hastalığı nedeni ile kendisini idare edemeyecek kişidir. Geçici olan ve o anlık sakatlık, kendisini idare edemez kapsamına girmez. Sakatlığı hastalık olarak görmek yanlış bir kanaat olacaktır. Burada ki hastalık akıl hastalığıdır. Yaştan kasıt ise yaş küçüklüğüdür, yani 18 yaşın altı olarak düşünülebilir.

erkek-terk-eder-de30f

Suçun maddi unsurunu oluşturan hareket; kişiyi kendi haline terk etmektir. Yani suçun tamamlanmasına sebebiyet verecek olan hareket kişiyi kendi halinde bırakıp gitmektir.

Tck 233 ve Terk suçunu karşılaştırmak gerekirse;

TCK m.233 farkı bir durum söz konusudur. Burada, aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerin ihlali söz konusudur. Her iki suçta da terk iki şekilde olur:

 1.mağdurun bulunduğu yeri terk.

  1. Mağdurun yerini değiştirme.

TCK m.233’teki terkte, mağdurun kendisini idare edemeyecek durumda olması aranmamış, sadece mağdur olabilecek kişinin gebe olması yeterli görülmüştür. Yargıtay yerleşmiş içtihatlarına göre. Bir çocuğu camii avlusuna bırakmak terk suçunu oluşturmuyor.

images

Terk suçunun gerçekleşmesi için kişinin beden bütünlüğü üzerinde bir tehlikenin oluşması gerekir.
Bu suça teşebbüs pek mümkün gözükmüyor; kısa süreli bırakmalar teşebbüs olarak değerlendirilemez. Örneğin bir çocuğu hastane bahçesinde hiç tanımadığı bir kişiye bırakmak bu yüzden terk suçunu oluşturmaz. Burada önemli olan, terk edilen kişinin, terk nedeni ile sağlığının, beden bütünlüğünün bir tehlike ile karşı karşıya bırakılmış olmasıdır. Terkle ilgili sürenin tehlike oluşturup oluşturmadığı ise, her somut olayda ayrı ele alınmalıdır.
Terk nedeni ile terk edilen kişi ölmüş ya da yaralanmış olur ise,

Bu takdirde m.97/2 gündeme gelir: “ Terk dolayısı ile mağdur hastalığa yakalanmış, yaralanmış veya ölmüşse, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine göre cezaya hükmolunur.”  Öncelikle şunu söyleyelim ki, kişi, ölsün diye terk edilmişse, ihmali hareketle kasten öldürme suçu oluşur zaten. Buna karşı, fail neticeyi öngörebiliyorsa faili hem terk hem de taksirle öldürmeden cezalandırmamız lazım. Yani fail yaptığı hareket karşısında terk ettiği kişinin öleceğini bilebiliyor. Ama buna ihtimal vermiyorsa burada bu suçu işleyene hem taksirle öldürme hem de terk suçlarından dolayı ceza verilecektir.

 

CEZA MUHAKEMESİNDE OLAĞANÜSTÜ İTİRAZ

CEZA MUHAKEMESİNDE OLAĞANÜSTÜ İTİRAZ

bosanmada-dogru-yanlis

Hukuka aykırı olduğu iddiasıyla, kural olarak, Yargıtay Ceza Daireleri’nden birinin kararının Ceza Genel Kurulu’nda incelenmesi için, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından, ilamın kendisine verilmesinden itibaren 30 gün içinde Ceza Genel Kurulu’na yapılan başvuruya olağanüstü itiraz (davası); bu başvuru üzerine CGK’nda yapılan muhakemeye olağanüstü itiraz muhakemesi denmektedir (CMK m. 308).

Tanımdan da anlaşılabileceği gibi, olağanüstü itiraz davası yalnızca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılabilmektedir. Bu nedenle bu yol olağan bir kanun yolu değildir. Kesin hüküm otoritesini zedelemekle birlikte, olağan denetim muhakemesi yollarının sağlıklı işlemediği ülkemizde olağanüstü itiraz bir gereksinim olarak ortaya çıkmaktadır.

Savcı bu davayı açarken, Ceza Dairesi’nin kararında hukuka aykırılık yapılmış olduğu sebebine dayanacaktır. CMK m. 308’deki ‘’hukuka aykırılık’’ temyizde olduğu gibi bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması olarak anlaşılmalıdır (CMK m. 288).

Yargıtay C. Başsavcısı, bu yetkisini re’sen veya istem üzerine kullanabilir. Bu istemin kimler tarafından yapılabileceği açıkça belirtilmiş olmamakla birlikte, genel olarak denetim muhakemesine başvurma yetkisine sahip olanların (CMK m. 260 vd.) Yargıtay C. Başsavcısını harekete geçirebilecekleri düşüncesindeyiz. Yargıtay C. Başsavcısı bu itiraz, Yargıtay CGK’nca karar verilinceye kadar her zaman geri alabilir.

Yargıtay C. Başsavcısı, bu yetkisini yalnızca Ceza Dairesi tarafından verilen kararlara karşı kullanabileceği gibi, Yargıtay incelemesinden geçmeksizin kesinleşen kararlara karşı itiraz yetkisi bulunmadığı gibi, BAM tarafından istinaf başvurusu üzerine verilen kararlara karşı da itiraz yoluna gidemez.

  • CMK m. 308’de Ceza Dairesi kararının bozma veya onama olması bakımından bir ayırıma gidilmiş değildir. Olağanüstü itiraz yoluna başvurulması, verilen kararın infazına engel değildir.
  • CMK, Yargıtay C. Başsavcısı’nın olağanüstü itiraz yetkisini kullanması bakımından, Ceza Dairesi kararının sanığın lehine veya aleyhine olması arasında bir ayırıma gitmemiştir.CMK m. 308 olağanüstü itiraz davasının açılmasını süreye bağlı tutmuştur. Bu süre ilamın (Ceza Dairesi’nin kararının) Yargıtay C. Başsavcılığı’na verilmesinden itibaren 30 gündür. Buna karşılık Yargıtay C. Başsavcısı olağanüstü itiraz yoluna sanık lehine gitmiş ise süre aranmaz.
  • Yargıtay C. Başsavcısı itirazında, itiraz nedenlerini göstermek zorunda olduğu gibi, CGK da incelemesini yalnızca bu nedenlerle sınırlı olarak yapabilir.
  • Olağanüstü itiraz muhakemesinde Ceza Dairesi’nin kararı Ceza Genel Kurulu tarafından yargılanmakta (CMK m. 308) ve inceleme dosya üzerinden yapılmaktadır. Gerçekten, karar düzeltmede yargılamayı yapan makam kararı veren makam iken, olağanüstü itirazda yargılama, kararı verenden başka bir yargılama makamı (CGK) tarafından yapılmaktadır (CMK m. 308). Bununla birlikte Yargıtay C. Başsavcılığı’nın itirazı üzerine dosya, doğrudan Ceza Genel Kurulu’na değil, kararına itiraz edilen daireye gönderilir. Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir, görmezse Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderir.

            Ceza Genel Kurulu, Başsavcı’nın iddiasını haklı bulmazsa, olağanüstü itiraz davasını esastan reddeder; haklı bulursa, duruma göre, iyileştirme veya bozma kararı verir. Genel Kurul’un kararına direnmek mümkün olmadığından (CMK m. 307/3), esas mahkemesi bozma kararına uymak mecburiyetindedir. Ceza Genel Kurulu’nun, zamanaşımı gibi bir düşme nedeninin ortaya çıkması durumunda düşme kararı da verebileceği açıktır.

Ceza Muhakemesinde Yargılama Giderlerini Kim Öder ?

Ceza Muhakemesinde Yargılama Giderlerini Kim Öder ?

ceza

Mahkemenin masrafları ile muhakeme masrafını birbirine karıştırmamak gerekir.

Mahkemenin masrafını, mahkûm olması halinde, sanığın ödeyebilmesinin olanağı yoktur. Çünkü örneğin, mahkeme binasının yapımından tutun, hâkimlerin ve savcılar ile diğer personelin maaşlarına kadar, harcanan tüm paralar mahkeme masrafı olarak nitelenebilir. Ki bu masrafları zaten mahkum olandan almak hayatın olağan akışına da aykırıdır.

Buna karşılık, muhakeme masrafı, muhakeme sırasında yapılan işlemlerin masrafıdır. Tanıklara, bilirkişilere, postaya ödenen paralar, yol giderleri, avukat ücretleri, zorunlu müdafi ya da vekile ödenen ücret muhakeme masraflarındandır.

Muhakeme masrafları konusunda kural, haksız çıkanın bunları ödemesidir. Muhakeme masraflarına, soruşturma evresinde yapılan masraflar da girer. Soruşturma evresinde yazılan müzekkereler, yeri geldiğinde yapılan diğer masraflar bunlara dâhildir.

Nitekim CMK m. 324’e göre, harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir (CMK m. 324/1). Demek oluyor ki, infaz masrafları, muhakeme masrafı değildir.

Türkçe bilmeyen ya da engelli olan şüpheli, sanık, mağdur veya tanık için görevlendirilen tercümanın giderleri, yargılama gideri olarak sayılmaz ve bu giderler Devlet Hazinesi tarafından karşılanır (CMK m. 324/5). Yargıtay, AİHS m. 6/3’te yer alan ‘’sanığın duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercüman yardımından parasız yararlanmak hakkına sahip olduğu’’ hükmü karşısında, tercüman ücretinin mahkumiyet halinde dahi sanığa yükletilemeyeceğine karar vermiştir.

meşru

Yine bu konudaki Ceza Yargılama Mevzuatımıza bakmak gerekirse:

SANIĞIN YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Madde 325 – (1) Cezaya veya güvenlik tedbirine mahkûm edilmesi hâlinde, bütün yargılama giderleri sanığa yüklenir.

(2) (Değişik fıkra: 06/12/2006 – 5560 S.K.27.md) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve cezanın ertelenmesi hallerinde de birinci fıkra hükmü uygulanır.

(3) Yargılamanın değişik evrelerinde yapılan araştırma veya işlemler nedeniyle giderler meydana gelmiş olup da, sonuç sanık lehine ortaya çıkmış ise, bu giderlerin sanığa yüklenmesinin hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında mahkeme, bunların kısmen veya tamamen Devlet Hazinesine yüklenmesine karar verir.

(4) Hüküm kesinleşmeden sanık ölürse, mirasçılar giderleri ödemekle yükümlü tutulmazlar.

BAĞLANTILI DAVALARDA GİDERLER

Madde 326 – (1) Birden çok suçtan dolayı aleyhinde kovuşturma yapılmış olan kimse, bunların bir kısmından mahkûm olmuş ise, beraat ettiği suçların duruşmasının gerektirdiği giderleri ödemekle yükümlü değildir.

(2) İştirak halinde işlenmiş bir suç nedeniyle mahkûm edilmiş olanlara, sebebiyet verdikleri yargılama giderleri ayrı ayrı yükletilir.

BERAAT VEYA CEZA VERİLMESİNE YER OLMADIĞI KARARI VERİLMESİ HÂLİNDE GİDER

Madde 327 – (1) Hakkında beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen kişi, sadece kendi kusurundan ileri gelen giderleri ödemeye mahkûm edilir.

(2) Bu kişinin önceden ödemek zorunda kaldığı giderler, Devlet Hazinesince üstlenilir.

KARŞILIKLI HAKARET HÂLLERİNDE GİDER

Madde 328 – (1) Karşılıklı hakaret hâllerinde taraflardan biri veya her ikisi hakkında ceza verilmesine yer olmadığı kararının verilmesi; bunlardan birinin veya her ikisinin giderleri karşılamaya mahkûm edilmelerine engel olmaz.

SUÇ UYDURMA VE İFTİRA GİBİ HÂLLERDE GİDER

Madde 329 – (1) Suç uydurup iftirada bulunduğu sabit olan kimse, bu nedenle yapılmış giderleri ödemeye mahkûm edilir.

KANUN YOLLARINA BAŞVURU SONUCUNDA GİDER

Madde 330 – (1) Kanun yollarından birine başvuran taraf, bu başvurusunu geri almasından veya başvurunun reddolunmasından ileri gelen giderleri öder. Kanun yollarına başvuran Cumhuriyet savcısı ise, sanığın ödemek zorunda bulunduğu giderler Devlet Hazinesine yükletilir.

(2) Kanun yoluna başvuranın istemi kısmen kabul olunmuş ise, mahkeme uygun gördüğü şekilde giderleri bölüştürür.

(3) Kesinleşmiş bir hüküm ile sonuçlanan bir duruşma hakkındaki yargılamanın yenilenmesi isteminden ileri gelen giderler hakkında da aynı hüküm geçerlidir.

(4) Eski hâle getirme isteminden doğan giderler, hasım tarafının esassız karşı koymasından meydana gelmiş değilse, bu istemi ileri sürene yükletilir.

 

Türk Ceza Kanunumuzda Şikayete Tabi Suçlar

sikayet-var-sitesinden-komik-sikayetler-vol-2_780x521

Şikayete tabi suçlar şunlardır:

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunumuz da yer alan şikayete tabi suçları şu şekilde sıralanmaktadır.

TCK Madde 86/2 Kasten Yaralama suçunda daha az cezayı gerektiren hal:

-Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olması hali

TCK Madde 89/5 Taksirli Yaralama (Bilinçli Taksir hali hariç)

TCK Madde 102 Cinsel Saldırı

TCK Madde 104/1 Reşit Olmayanla Cinsel İlişki

TCK Madde 105 Cinsel Taciz

TCK Madde 106/2. cümle  Malvarlığına Yönelik Tehdit

TCK Madde 116/1 Konut Dokunulmazlığının İhlali

TCK Madde 117/1 İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali

TCK Madde 123 Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma

TCK Madde 125-131 Hakaret (Kamu Görevlisine Görevinden Ötürü İşlenen Hariç)

TCK Madde 139 Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar (Kişisel Verilerin Kaydedilmesi, Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme ve Veri Yok Etmeme Hariç)

TCK Madde 144 Hırsızlık Suçunda daha az cezayı gerektiren haller

-Paydaş ve elbirliği ile malik olunan mal üzerinde hırsızlık

-Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hırsızlık

TCK Madde 146 Kullanma Hırsızlığı

TCK Madde 151 Mala Zarar Verme

TCK Madde 155 Güveni Kötüye Kullanma

TCK Madde 156 Bedelsiz Senedi Kullanma

TCK Madde 159 Dolandırıcılık Suçunda Daha Az Cezayı Gerektiren Haller:

-Hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla suç işlenmesi

TCK Madde 160 Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf

TCK Madde 167/2 Cezada İndirim Yapılmasını Gerektiren Şahsi Sebep

TCK Madde 209/1 Açığa Atılan İmzanın Kötüye Kullanılması

TCK Madde 233/1 Aile Hukukunda Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali

TCK Madde 239/1-2 Ticari Sır, Bankacılık Sırrı veya Müşteri Sırrı Niteliğindeki Bilgi ve Belgelerin Açıklanması

TCK Madde 342/2 Yabancı Devlet Temsilcilerine Karşı İşlenen Hakaret Suçu

 

Ceza Hukukunda Şikayet Nedir?

ŞİKAYET:

Soruşturması ve kovuşturması ‘’şikayete bağlı bir fiilden dolayı’’, şikayete yetkili kişinin, süresi içinde yazılı olarak ,yetkili makamlardan, bu fiil hakkında kovuşturma yapılmasını istemesine şikayet denir.

ceza

Not: Şikayet fiil için yapılır. Bu nedenle, failin adı anılmadan da şikâyet mümkündür. Şikayet re’sen kovuşturmanın bir istisnası sayılmaktadır. Suçun yetkili makamlara bildirilmesine ‘’ihbar’’ denilir. İhbarda, ihbarı yapanın önemi yoktur. Şikâyetten farklı olarak, kural olarak, süre de söz konusu değildir.

Takibi şikayete bağlı bir fiil hakkında dava açılabilmesi, bu fiilden zarar gören kişinin şikayet etmesine bağlıdır.

Suçları soruşturma ve kovuşturma konusunda devletin tekel yetkisi olup, devletin yetkili organları kendiliğinden harekete geçer. Ceza soruşturması ve kovuşturması için şikayetin gerekli olmaması, yalnızca devlete ve topluma karşı işlenen suçlarda değil, kural olarak kişilere karşı işlenen suçlarda da geçerlidir. Bununla birlikte gerek TCK ve gerekse yan ceza kanunları tarafından soruşturulması ve kovuşturulması geçerli bir şikayetin yapılması koşuluna bağlı tutulan bazı suçlar vardır. Bu tür suçlara şikayete bağlı suçlar adı verilmektedir. Bu suçlardan zarar gören kişi geçerli bir şikayette bulunmadığı veya yargılama sırasında bu şikayetini geri aldığı takdirde yargılamaya başlanmamakta veya başlanmış olan yargılamaya son verilmektedir. Buna göre şikayet, ancak kanun tarafından soruşturması ve kovuşturması açıkça şikayete bağlı tutulan suçlar bakımından söz konusudur. Kanunun, suçun şikayete bağlı olarak kovuşturulacağı konusunda açık bir düzenleme içermemesi durumunda, söz konusu suç re’sen kovuşturulur.

ceza-300x185

Şikayet konusunda şu hususlara dikkat edilmelidir:

  • Şikayetin yokluğu durumunda beraat değil, düşme kararı
  • Şikayetin yokluğu, mahkeme tarafından resen araştırılır.
  • Şikayet etmesi gereken kişi, bu fiilden zarar görmüş olmalıdır. Şikâyet hakkının, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan sayılması ve bu nedenle de mirasçılara geçmemesi karşısında, şikâyet bakımından ‘’suçtan zarar gören’’ kavramı, kural olarak, dar anlaşılması gerekir; ancak hukukumuzda istisnaen geniş anlamda suçtan zarar görenlere de şikâyet hakkının tanındığı durumlar vardır. Şikâyet hakkını, ancak eylem yeteneği olan kişiler kullanabilir. Eylem yeteneği olmayan suçtan zarar gören adına ise bu hak yasal temsilcisi tarafından kullanılır.

Şikâyet, 6 aylık süre içerisinde yapılmalıdır.

Hak düşürücü olan bu süre, suçtan zarar gören kişinin, zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla, fail ve fiili bildiği veya öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar (TCK m. 73/I – II). Fail bilinmeden de şikâyet yapılabilir; ancak fail bilinmediği takdirde süre işlemeye başlamaz. Suçtan zarar gören kişinin birden fazla olması durumunda şikâyet süresi her birisi açısından diğerinden bağımsız olarak değerlendirilmelidir.

Şikâyet, yazılı olarak veya tutanağa geçirilecek bir beyan ile yapılabilir (CMK m. 158/V). Şikâyet herhangi bir koşula bağlanamaz. Fiilin işlenmesinden önce yapılan şikâyet geçerli olmadığı gibi, fiilin işlenmesinden önce şikayet hakkından vazgeçmek de mümkün değildir. Şikâyet fiil hakkında yapıldığı için failin adının belirtilmemiş veya yanlış belirtilmiş olmasının, şikâyetin geçerliliğine bir etkisi yoktur.

Şikayetten vazgeçme ve şikayetin geri alınması mümkündür. Şikayetten vazgeçme, süresi geçmemiş ve henüz yapılmamış şikayetin artık yapılmayacağının suçtan zarar gören kişi veya yasal temsilcisi tarafından açıklanmasıdır. Yapılmış şikayetin, suçtan zarar gören kişi veya yasal temsilcisi tarafından, geçersiz sayılmasının istenmesine de şikayetin geri alınması denmektedir. Bu açıklama, CMK m. 158’de belirtilen şikayetin yapılabileceği makamlara yapılmalıdır. TCK şikayetin geri alınmasını düzenlemiş, vazgeçmeyi ise düzenlememiştir. TCK’nın 73. Maddesine göre, hükmün kesinleşmesine kadar şikayet geri alınırsa dava düşer. Şikayetten vazgeçme, kabule bağlı olmayan, tek taraflı irade beyanı iken, şikayetin geri alınması iki taraflı bir işlemdir. Geri almanın geçerli olabilmesi için, bunun sanık tarafından kabul edilmesi gerekir (TCK m. 73/VI). Geri alma bir dilekçe ile olabileceği gibi, tutanağa geçirilmek kaydıyla sözle de olabilir. Böyle bir geri alma ‘’açık geri alma’’ olarak anılır. Geri almanın örtülü olması da mümkündür.

Dolandırıcılık Suçu

DOLANDIRICILIK SUÇU (TCKm.157)
Dolandırıcılık suçu Tck m.157'de düzenlenmiştir.
Dolandırıcılık suçu Tck m.157’de düzenlenmiştir.

Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp onun veya başkasının zararına olarak kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişi bu suçu işlemiş olur. Hile bu suça özelliğini verir. Hileli davranışlar ile karşı tarafın irade özgürlüğü de zedelenir. Mağdur ile zarar gören farklı olabilir. Ancak mal varlığı zarara uğrayan kişinin mutlaka mağdura mal üzerinde tasarrufta bulunma yetkisini tanımış olması lazımdır. Örneğin şirketin yöneticisine yönelik hileli davranış şirket sahibini zarara uğratabilir. Fail, mesleğinin getirdiği kolaylık sayesinde bu suçu işlerse nitelikli hal oluşur.  Ancak, fail kamu görevlisi olup da mağdurdan yarar sağlamak için bu suçu işlerse, duruma göre ceza kanununda tanımlanmış başka bir suç olan ikna yolu ile irtikâp suçu oluşur. Mesela hacze gidecek memur, mağdura 67,5 lira değil de 100 lira yatırması gereğini söylerse ve bu konuda mağduru ikna ederse ikna yolu ile irtikâp oluşur. Burada failin kamu görevlisi olması da yetmez görevi nedeni ile kendisine duyulan güveni kötüye kullanması gerekir. Herhangi bir kimse bu suçun mağduru olabilir. Bu suç belirli kişiye karşı işlenebilir. Toplumun geneline yönelik bir hileli davranış da dolandırıcılık suçunu oluşturabilir.

Hileli davranış, karşı tarafın iradesini etkileyen ve gerçeği farklı gösteren her türlü davranıştır. Kişinin yanılgısından yararlanmak tek başına dolandırıcılık olarak değerlendirilmez. Örneğin bir kişi para üstü fazla verildiğini gördüğü halde sesini çıkarmayıp fazla parayı alırsa. Burada dolandırıcılık suçu oluşmaz.

Yine basit bir yalan dolandırıcılık sayılmaz, söylenen gerçeğe aykırı beyanın ustaca söylenmiş olması lazımdır. Saadet zinciri suçlarını Yargıtay tarafından, dolandırıcılık olarak kabul ediyor.

Merhamet Dolandırıcılığı:
merhamet dolandırıcılığı
Merhamet dolandırıcılığı hem kabahat hem de suçtur.

Sahte belge ile karşı taraftan onun merhametini istismar ederek yarar elde etmek merhamet dolandırıcılığıdır. Dilencilik tek başına dolandırıcılık değildir, kabahatler kanununda yeri vardır ve idari yaptırıma tabidir. Ancak bahsettiğimiz şekilde yapılan dilencilik merhamet dolandırıcılığıdır. Bir suç, hem suç hem kabahati oluşturursa sadece dolandırıcılıktan ceza verilir. Kabahat için yaptırım uygulanmaz. Tek başına yalan söyleyerek dilenmek dolandırıcılık olmaz mutlaka yalanı destekleyecek dış unsurların da; sahte belge vs olması lazımdır. Dolandırıcılık suçunun oluşması için karşı tarafın hileli davranışlarla yanıltılmış, hataya düşürülmüş olmalıdır. Kişinin içinde düştüğü hatadan yararlanmak dolandırıcılık suçunu oluşturmaz. Para üstünü fazla verme örneği gibi.

Otomatlara yapılan hile, dolandırıcılık değildir. Gerçek kişiye yönelik değildir. Bu tür suçlar ayrıca cezayı gerektirir. Hizmet veren otomatlardan karşılıksız yararlanma suçu kanunda ayrıca düzenlemiştir..

Yine Dolandırıcığın oluşması için fail, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar elde etmelidir, failin davranışı, zarar getirmelidir.

 

Meşru Savunma mı? yoksa Zorunluluk Hali mi?

MEŞRU SAVUNMA MI? YOKSA ZORUNLUK HALİ Mİ?

meşru

Meşru savunma ve zorunluluk hali zaman zaman birbirine karıştırılabiliyor. Bu konu üzerine bir yazı yazmamızın faydalı olacağını düşündük. Öncelikle tanımları vermek gerekirse meşru savunmayı ve zorunluluk halini şu şekilde tanımlayabiliriz.

Tanımlar:

Meşru savunma, kendisine veya başkasına yönelmiş haksız bir saldırıya karşı o anki durum ve imkanlarla saldırı ile orantılı bir şekilde saldırıyı engellemek için işlenen fiildir.

Zorunluluk hali, gerek kendisine gerekse başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunma olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşuluyla işlenen fiillerdir.

Farkları:

1- Meşru savunma ile zorunluluk hali arasındaki en önemli fark, saldırı veya tehlikeden korunma hareketinin yöneldiği kişi bakımındandır. Meşru savunmada savunma, saldırgana karşı yapılır; zaruret halinde, zaruret halinde bulunan kimse, tehlikeye gerçekleştirene değil de, “olayla herhangi bir ilgisi bulunmayan kusursuz üçüncü kişiye” yönelmektedir.

2- Meşru savunma ile zorunluluk hali arasındaki önemli farklardan biri de, saldırının veya tehlikenin niteliği bakımındandır. Hâlbuki zorunluluk halinde “haklı veya haksız olarak nitelendirilme imkânı bulunmayan bir tehlike” vardır.

3- Meşru savunmada bir insandan kaynaklanan saldırı söz konusudur. Zaruret halinde ise bir tehlike söz konusu olup, bu bir doğa olayından, bir hayvandan ya da insan hareketinden kaynaklanabilir.

4- Bir diğer fark, saldırı veya tehlikeye sebebiyet verme noktasındadır. Meşru savunmada bir hakkın kullanılabilmesi için, savunmada bulunanın kusursuz olması şart değildir. Kusurlu hareket eden kural olarak meşru savunma hakkını kaybetmez. Buna karşılık zaruret halinde meydana gelen tehlikeye bilerek sebebiyet verilmemiş olması gerekir.

5- Meşru savunma ile zaruret hali arasındaki farklardan biri de, korunan yarar ile zarar verilen yarar arasında bir oran bulunması zorunluluğunun olup olmaması noktasındadır. Meşru savunmada kural olarak böyle bir oranın bulunmasının gerekli değildir. Elbette bu oranda göz önünde bulundurulacak ise de önemli olan saldırının şiddeti, yoğunluğudur. Zaruret halinde ise tehlikeden kurtulmak isteyen kişi, tehlikenin oluşturulması hususunda hiçbir kusuru olmayan üçüncü kişilere zarar verebildiği için, tehlikeden kurtulmak isteyenin kurtulmak istenen hakkın değeri ile zarar verdiği değer arasında bir oran aramak zorunludur. Korunan yararın değeri, zarar verilen değerden daha yüksek olmalı ya da en azından bu değerler eşit bulunmalıdır.

6- Meşru savunmada saldırgana verilen zararın tazmini zorunluluğu bulunmadığı halde, zaruret halinde işlenen fiilin hedefi tehlikeyle bağlantısız olan, masum kişiler olduğundan ve  tazminat zorunluluğu bulunmaktadır. 

7- Meşru savunmada saldırıya uğrayana, kaçma yükümlülüğü yüklemez ise de, zorunluluk halinde kaçmak suretiyle tehlikeden korunma imkanı varsa, fail zorunluluk halinden faydalanamaz.

Hepsi Müdafa