Kategori arşivi: Diğer Yazılar

Tebligatın usulsüzlüğü hukuki dinlenilme hakkının ihlalidir

Davalıya dava dilekçesi Tebligat Kanunu’nun 21/1 maddesi gereğince tebliğ edilmiştir.

Tebligat Kanunu’nun 21/1 maddesinde “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştınldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” denilmektedir.

Davalıya bu madde gereğince yapılan tebligat mazbatasında beyanda bulunan kişinin imzadan imtina edip etmediğine dair bir şerh bulunmamaktadır (Tebligat Kanunu m. 23/7).

Ayrıca tebligattan haberdar edilen bu kişinin de ismi tebligat mazbatasında yazılmamıştır.

Bu nedenlerle davalıya dava dilekçesinin tebliği usulsüz olup, davalının savunma hakkı kısıtlanmıştır.

O halde, mahkemece yapılacak iş; davalıya usulüne uygun şekilde dava dilekçesinin tebliği, cevap dilekçesi sunma hakkı tanınması, dilekçelerin karşılık verilmesi aşaması tamamlandıktan sonra ön inceleme duruşma gününün tebliği, bundan sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların tespiti (HMK m.140) taraflarca üzerinde anlaşılamayan ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar için usulüne uygun şekilde delil gösterildiği taktirde tahkikat aşamasına geçilerek gösterilen deliller toplanıp, birlikte değerlendirilerek bir sonuca ulaşmaktan ibarettir.

Açıklanan bu hususlara riayet edilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi hukuki dinlenilme hakkının (HMK m. 27) ihlali niteliğinde olup, bozmayı gerektirmiştir.

YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2017/1970
Karar Numarası: 2017/5466
Karar Tarihi: 04.05.2017

Mahkeme Kararları Nasıl Olmalıdır?

Anayasanın 141/3. maddesi “bütün mahkemelerin her türlü kararlan gerekçeli olarak yazılır” buyurucu hükmünü içermektedir.

Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinde de kararın kapsayacağı hususlar ayrıntılı biçimde belirtilmiş olup, bu maddenin 3. bendine göre mahkeme kararlarında

  • iki tarafın sav ve savunmalarının özeti,
  • anlaştıkları ve anlaşmadıkları hususlar,
  • çekişmeli konular hakkında toplanan deliller,
  • delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma nedenleri,
  • şahit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebebin açıkça gösterilmesi zorunludur.

Mahkemenin, tarafların açıklamalarını dikkate alarak değerlendirmesi ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesi hukuki dinlenilme hakkının da (HMK m. 27) gereğidir.

Yargı organları her iki tarafın iddia ve savunmaları ile delillerini değerlendirilip, sabit görülen maddi vakıaları ve bunlardan çıkardıkları sonuç ve hukuki sebepleri gerekçelerine yansıtmalıdırlar.

Yerel mahkemece, tarafların boşanma davalarının kabulüne ilişkin, tarafların usulüne uygun olarak dayandıkları vakıalardan hangilerinin ispatlandığı belirtilmemiş, toplanan delillerden hangilerine üstünlük tanındığı konusu gerekçede tartışılmamıştır.

Bu haliyle her iki dava yönünden verilen karar, yeterli gerekçeden yoksun olup, Yargıtay denetimine elverişli olmadığı gibi. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297/1-e maddesindeki unsurlarını da içermemektedir. Gerekçesiz şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bu sebeple bozulması usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.

Yargıtay: “Evini sat, nafakayı öde”

Davada, tarafların aynı evde oturdukları, sürekli tartıştıkları, davalının evin ihtiyaçlarını asgari ölçüde karşıladığı, eşinin tedavi giderlerini, yeme, içme ve giyinme gibi ihtiyaçlarını temin etmediği, davacının yakınlarının yardımına muhtaç bırakıldığı dolayısı ile evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmediği ileri sürülerek aylık …. lira tedbir nafakası istenmiştir.

Mahkemece; davalının eşi olan davacıya yeterince mali destekte bulunmadığı gerekçesi ile aylık …. lira tedbir nafakasına ( katkı payına ) hükmedilmiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 186 /son maddesine göre; “eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar.”

Aynı şekilde 195. madde uyarınca evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi… halinde Hakim’in gerektiği taktirde eşlerden birinin istemi üzerine kanunda öngörülen önlemleri alacağı belirtilmiştir.

Bu düzenlemelerle birlikte özel olarak, Eşler Birlikte Yaşarken başlığı altında 196. madde hükmü getirilmiş olup buna göre: “Eşlerden birinin istemi üzerine hakim ailenin geçimi için her birinin yapacağı parasal katkıyı belirler” ifadesine yer verilmiştir.

Hakimin parasal katkıda bulunma kararı verirken göz önünde tutması gereken ölçüler 196.maddenin ikinci fıkrasında belirlenmiştir. Bu fıkra hükmüne göre hakim katkı miktarını belirlerken eşin ev işlerini görmesini vs. göz önünde bulunduracaktır.

Her şeyden önce koca, aile olmanın sorumluluğunu üstlenip, eşinin sağlık, barınma vb. gibi ihtiyaçlarına maddi gücü oranında katkıda bulunmak zorundadır.

Somut olayda tarafların yaklaşık 40 küsur yıldır evli oldukları ve aynı evi paylaştıkları, davacının ev kadını olup ev işlerini üstlendiği, çeşitli hastalıkları bulunduğu, geliri olmadığı için kocanın maddi katkısına ihtiyacı olduğu buna karşın davalı eşin Bağ-Kur emeklisi olup, Evi, arsaları ve önceki çalışmalarından kazanımları bulunduğu anlaşılmaktadır.

MK’nun 4. maddesine göre; “Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hakim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.” Uygulama dosya içeriğine, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumuna uygun olmayıp, davacının sağlık giderlerini bile asgari ölçüde karşılayacak düzeyde bulunmamaktadır. Mahkeme gerekçesinde de doğru olarak vurgulandığı gibi davalı eşi olan davacıya gücü nispetinde yeterli maddi katkıda bulunmak ve gerekirse taşınmazlarını nakite dönüştürerek ihtiyaçları karşılamak zorundadır. YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2002/13988 Karar Numarası: 2002/14391 Karar Tarihi: 03.12.2002

Nafaka Artış Oranı

Yazı son güncelleme: 09.04.2017

nafaka artış oranı, nafaka hesaplama, nafaka hesaplama 2017, nafaka artırım davası, nafaka artış oranı 2017, nafaka artırım davası süre, nafaka artırım oranı, nafaka artışı, nafaka artırım davası vekalet ücreti kesinleşme, nafaka bedeli, nafaka en fazla ne kadar olur, nafaka en fazla ne kadar olabilir, nafaka gelirin yüzde kaçı, nafaka güncelleme, nafaka kanunu 2017, nafaka kaç para, nafaka kaç lira, nafaka kaç liradır, nafaka kaç lira olur, nafaka miktarı 2017, nafaka miktarının belirlenmesi, nafaka nasıl hesaplanır, nafaka oranı, nafaka oranı neye göre belirlenir, nafaka otomatik artar mı, nafaka ücreti ne kadar, nafaka ücretleri, nafaka uyarlama dilekçesi, nafaka ücreti neye göre belirlenir, nafaka uyarlama davası, nafaka ücretleri 2017, nafaka üfe hesaplama, nafaka ücreti nasıl hesaplanır, nafaka ücreti ne kadardır, nafaka ücretleri ne kadar, nafaka üst sınırı, 


Nafakanın Artırım Oranları

Boşanma davasında çocukların velayeti bir tarafa bırakılınca diğer tarafa da ödemesi için iştirak nafakası belirleniyor. Yine boşanma halinde yoksulluğa düşecek olan eşe ise yoksulluk nafakası verilmektedir.

Anlaşmalı boşanma davası ile sona eren evliliklerde bu nafakaların miktarı taraflarca belirlenir. Çekişmeli olarak açılan dava yoluyla sona eren evliliklerde ise iştirak ve yoksulluk nafakalarının miktarı (dava süresince tedbir nafakaları) hakim tarafından tespit edilir.

İster anlaşmalı boşanma davası isterse çekişmeli boşanma davası ile kararlaştırılmış olsun, belirlenmiş olan bu nafaka miktarı tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda nafakanın arttırılmasına ya da nafakanın azaltılmasına ve hatta nafakanın kaldırılmasına karar verilebilir.

Nafaka artış oranı ise, anlaşmalı yahut çekişmeli boşanma davası sonucunda mahkemenin gerekçeli kararına göre, nafakanın ÜFE oranında artırılarak karar verilmiş olmasını ifade eder.

Taraflar, anlaşmalı boşanma davasında hazırladıkları protokolde yahut çekişmeli boşanma davasındaki dilekçeleri ile takdir edilecek nafakanın, sonraki yıllarda ÜFE oranında artırılarak uygulanmasını talep etmiş olabilirler.

Bilindiği üzere, paranın satın alma gücü her yıl azalmaktadır. Paranın satın alma gücünün önceki yıla göre ne kadar azaldığı ise ülkemizde TÜİK yani Türkiye İstatistik Kurumu tarafından araştırılarak ilan edilmektedir. TÜİK’in açıkladığı bu verilere göre kira artış oranı ve nafaka artış oranı belirlenmektedir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin yerleşen uygulamasına göre; nafaka alacaklısının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsünün gelir durumunda, nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik olmadığı takdirde; yoksulluk nafakası TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranında artırılmalı ve böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan denge korunmalıdır.

Daha yüksek ya da farklı bir şekilde artış yapılması halinde mahkeme kararının bozulması gerekir.

Nafaka Artış Oranı

Yurt içi üretici fiyat endeksi ve değişim oranı, 2003=100, Mart 2017
Yıl Ocak Şubat Mart Nisan Mayıs Haziran Temmuz Ağustos Eylül Ekim Kasım Aralık
Year Jan. Feb. March April May June July August Sep. Oct. Nov. Dec.
Endeks-Index
2006 123,51 123,83 124,14 126,54 130,05 135,28 136,45 135,43 135,11 135,73 135,33 135,16
2007 135,09 136,37 137,70 138,80 139,34 139,19 139,28 140,47 141,90 141,71 142,98 143,19
2008 143,80 147,48 152,16 159,00 162,37 162,90 164,93 161,07 159,63 160,54 160,49 154,80
2009 155,16 156,97 157,43 158,45 158,37 159,86 158,74 159,40 160,38 160,84 162,92 163,98
2010 164,94 167,68 170,94 174,96 172,95 172,08 171,81 173,79 174,67 176,78 176,23 178,54
2011 182,75 185,90 188,17 189,32 189,61 189,62 189,57 192,91 195,89 199,03 200,32 202,33
2012 203,10 202,91 203,64 203,81 204,89 201,83 201,20 201,71 203,79 204,15 207,54 207,29
2013 206,91 206,65 208,33 207,27 209,34 212,39 214,50 214,59 216,48 217,97 219,31 221,74
2014 229,10 232,27 233,98 234,18 232,96 233,09 234,79 235,78 237,79 239,97 237,65 235,84
2015 236,61 239,46 241,97 245,42 248,15 248,78 247,99 250,43 254,25 253,74 250,13 249,31
2016 250,67 250,16 251,17 252,47 256,21 257,27 257,81 258,01 258,77 260,94 266,16 274,09
2017 284,99 288,59 291,58
Bir önceki aya göre değişim oranı (%)-Monthly change (%)
2006 1,96 0,26 0,25 1,94 2,77 4,02 0,86 -0,75 -0,23 0,45 -0,29 -0,12
2007 -0,05 0,95 0,97 0,80 0,39 -0,11 0,06 0,85 1,02 -0,13 0,89 0,15
2008 0,42 2,56 3,17 4,50 2,12 0,32 1,25 -2,34 -0,90 0,57 -0,03 -3,54
2009 0,23 1,17 0,29 0,65 -0,05 0,94 -0,71 0,42 0,62 0,28 1,29 0,66
2010 0,58 1,66 1,94 2,35 -1,15 -0,50 -0,16 1,15 0,51 1,21 -0,31 1,31
2011 2,36 1,72 1,22 0,61 0,15 0,01 -0,03 1,76 1,55 1,60 0,65 1,00
2012 0,38 -0,09 0,36 0,08 0,53 -1,49 -0,31 0,26 1,03 0,17 1,66 -0,12
2013 -0,18 -0,13 0,81 -0,51 1,00 1,46 0,99 0,04 0,88 0,69 0,62 1,11
2014 3,32 1,38 0,74 0,09 -0,52 0,06 0,73 0,42 0,85 0,92 -0,97 -0,76
2015 0,33 1,20 1,05 1,43 1,11 0,25 -0,32 0,98 1,53 -0,20 -1,42 -0,33
2016 0,55 -0,20 0,40 0,52 1,48 0,41 0,21 0,08 0,29 0,84 2,00 2,98
2017 3,98 1,26 1,04
Bir önceki yılın Aralık ayına göre değişim oranı (%)-Rate of change on December of the previous year (%)
2006 1,96 2,22 2,48 4,46 7,36 11,68 12,64 11,80 11,54 12,04 11,72 11,58
2007 -0,05 0,89 1,88 2,69 3,09 2,98 3,05 3,93 4,98 4,84 5,78 5,94
2008 0,42 3,00 6,26 11,04 13,39 13,76 15,18 12,49 11,48 12,11 12,08 8,11
2009 0,23 1,40 1,70 2,35 2,30 3,27 2,54 2,97 3,60 3,90 5,24 5,93
2010 0,58 2,25 4,24 6,69 5,47 4,93 4,77 5,98 6,52 7,80 7,47 8,87
2011 2,36 4,13 5,40 6,04 6,20 6,21 6,18 8,05 9,72 11,48 12,20 13,33
2012 0,38 0,29 0,65 0,73 1,27 -0,24 -0,56 -0,30 0,72 0,90 2,58 2,45
2013 -0,18 -0,31 0,50 -0,01 0,99 2,46 3,48 3,52 4,43 5,15 5,80 6,97
2014 3,32 4,75 5,52 5,61 5,06 5,12 5,89 6,33 7,24 8,22 7,18 6,36
2015 0,33 1,53 2,60 4,06 5,22 5,49 5,15 6,19 7,81 7,59 6,06 5,71
2016 0,55 0,34 0,75 1,27 2,77 3,19 3,41 3,49 3,79 4,66 6,76 9,94
2017 3,98 5,29 6,38
Yıllık değişim (bir önceki yılın aynı ayına göre değişim) (%)-Annual change (%)
2006 5,11 5,26 4,21 4,96 7,66 12,52 14,34 12,32 11,19 10,94 11,67 11,58
2007 9,37 10,13 10,92 9,68 7,14 2,89 2,08 3,72 5,02 4,41 5,65 5,94
2008 6,44 8,15 10,50 14,56 16,53 17,03 18,41 14,67 12,49 13,29 12,25 8,11
2009 7,90 6,43 3,46 -0,35 -2,46 -1,86 -3,75 -1,04 0,47 0,19 1,51 5,93
2010 6,30 6,82 8,58 10,42 9,21 7,64 8,24 9,03 8,91 9,92 8,17 8,87
2011 10,80 10,87 10,08 8,21 9,63 10,19 10,34 11,00 12,15 12,58 13,67 13,33
2012 11,13 9,15 8,22 7,65 8,06 6,44 6,13 4,56 4,03 2,57 3,60 2,45
2013 1,88 1,84 2,30 1,70 2,17 5,23 6,61 6,38 6,23 6,77 5,67 6,97
2014 10,72 12,40 12,31 12,98 11,28 9,75 9,46 9,88 9,84 10,10 8,36 6,36
2015 3,28 3,10 3,41 4,80 6,52 6,73 5,62 6,21 6,92 5,74 5,25 5,71
2016 5,94 4,47 3,80 2,87 3,25 3,41 3,96 3,03 1,78 2,84 6,41 9,94
2017 13,69 15,36 16,09
On iki aylık ortalamalara göre değişim oranı (%)-Rate of change in twelve months moving averages (%)
2006 5,45 5,04 4,49 4,09 4,27 4,97 5,82 6,49 7,06 7,76 8,60 9,34
2007 9,68 10,08 10,63 11,01 10,95 10,09 9,03 8,29 7,77 7,23 6,75 6,31
2008 6,08 5,94 5,95 6,39 7,20 8,39 9,76 10,68 11,29 12,03 12,56 12,72
2009 12,81 12,63 11,99 10,65 8,96 7,34 5,47 4,19 3,22 2,20 1,37 1,23
2010 1,14 1,20 1,63 2,52 3,50 4,30 5,33 6,18 6,89 7,71 8,27 8,52
2011 8,89 9,23 9,36 9,17 9,21 9,42 9,59 9,76 10,03 10,26 10,72 11,09
2012 11,11 10,96 10,79 10,72 10,57 10,24 9,88 9,33 8,65 7,80 6,98 6,09
2013 5,33 4,72 4,23 3,74 3,27 3,18 3,23 3,39 3,58 3,93 4,10 4,48
2014 5,22 6,11 6,95 7,89 8,66 9,03 9,26 9,55 9,84 10,11 10,32 10,25
2015 9,59 8,79 8,03 7,36 6,98 6,74 6,43 6,14 5,92 5,58 5,33 5,28
2016 5,50 5,61 5,64 5,47 5,19 4,91 4,77 4,51 4,07 3,83 3,93 4,30
2017 4,96 5,87 6,89
TÜİK, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi, Mart 2017
TurkStat, Domestic Producer Price Index, March 2017

Hasta hakları nelerdir ?

Hasta; sağlık hizmetlerinden faydalanma ihtiyacı bulunan kimsedir.
Hasta; sağlık hizmetlerinden faydalanma ihtiyacı bulunan kimsedir.

Hasta hakları başlıca şunlardır:

1.Hizmetlere Ulaşma Hakkı

Sağlık hizmetlerine ihtiyaçlar ölçüsünde ulaşabilmek,bu hizmetlerin yaygın bir şekilde planlanması ve bunlardan yararlanabilmektir. Tedavi hizmeti almak isteyen bir hastanın, sağlık hizmetinin eşit ve adil dağılmamış olmasından dolayı hizmete ulaşamaması bu hakkın ihlali anlamına gelir.

2. Ayrımcılığa Uğramama Hakkı

Bu hak sağlık hizmetlerinden yararlanan bireylerin hiçbir ayrımcılık ile karşılaşmamasını amaçlar.

Bu hak din, dil, ırk, cinsiyet farkı gibi nedenlerden kaynaklanan ayrımcılıklara karşı korur.

Hastaların yaşam tarzları, cinsel yönelimleri gibi nedenlerle de ayrımcılığa maruz kalmamasını amaçlar.

Bulaşıcı hastalık nedeni ile damgalama, bazı ayrımcı uygulamalar ile karşılaşma bu hakkın kullanımının engellenmesidir.

3.Seçim Hakkı

Bu hak; hastanın sağlık durumuna göre alacağı hizmete uygun kurum, kuruluş, birim ve personel arasında seçim yapabilmesini ifade eder. Ancak bu hak, hastanın ihtiyaç halinde olmamasına rağmen sınırsız bir seçme olanağına sahip olması algılanmamalıdır. Hastanın seçim hakkı sağlık hizmetini veya çalışma sistemini aksatıcı olmamalıdır.

4.Vicdani Kanaat ve İnançlara Saygı Hakkı

Hastanın düşünceleri ve yaşam konusundaki seçimlerine uygun hareket edebilmesi, inançlarının gereklerini yerine getirebilmesi, inançlarına uygun manevi yardım alması gibi başlıklar bu hak kapsamındadır.

Bu hakkın kullanılması başkasının sağlığını veya huzurunu bozacak bir nitelik taşıyorsa sınırlandırılabilir.

Asıl önemli olan farklı düşünce ve inançlara aynı mesafede yaklaşılmasıdır.

5.Tedaviyi Ret Hakkı

Hastanın tedavi olmak istememesi halinde tedaviyi ret edebilmesini konu alır.

Hastanın devam eden bir tedaviyi de durdurma hakkı vardır.Ancak hastanın tedaviyi ret etmesi veya durdurması halinde bundan sonra karşılaşacağı durumlar konusunda bilgilendirilmesi gerekir.

6.Onuru ile Ölme Hakkı

Bu hak ölüm sürecinde olan hastaların da sahip oldukları tüm haklardan yararlanmasını amaçlar.

Mahremiyetlerinin korunması, tıbbi bakım almaları, bilinçleri açık ise taleplerine saygı gösterilmesi, bilinçleri kapalı ise bilinçlerinin açık olduğu dönemdeki taleplerinin göz önünde tutulması, varsa acılarının dindirilmesi konuları özellikle dikkate alınmalıdır.

7.Hastanın Bilgilendirilme Hakkı

Sağlık hizmeti veren kurum, kuruluş, kişi bu kurum,kuruluş ve kişilerden ne şekilde yararlanabileceği ,hastalığı , kendisine uygulanacak girişimler hakkında bilgilendirilmesini kapsar.

Sağlık hizmetlerinden hangi şartlarla nasıl faydalanacakları konusunda, verilen hizmetlerle ilgili imkanlar konusunda bilgilendirilmeleri için gerekli önlemler alınmalıdır. (H.H.Y. m.7)

Hasta; sağlık durumu,kendisine uygulanacak tıbbi işlemler,bunların yarar ve sakıncaları,tedavinin uygulanması ya da uygulanmaması halinde ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda bilgilendirilmelidir. (H.H.Y.m.15)

8.Hastanın Personel Hakkında Bilgi Alma Hakkı

Hasta; kendisine hizmet veren, verecek olan personel hakkında bilgi alma hakkına sahiptir. ( H.H.Y.m.9)

 

 

Hasta hakları kısaca bunları içermekle birlikte; Hasta Hakları Yönetmeliğinden ve Sağlık Mevzuatından yola çıkılarak birçok alt başlıkta incelenebilir.

 

 

 

 

 

2017 Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi

2017 AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ

2 Ocak 2017 PAZARTESİ
Resmî Gazete
Sayı : 29936

TEBLİĞ

Türkiye Barolar Birliği Başkanlığından:

GENEL HÜKÜMLER

Amaç ve kapsam
MADDE 1 – (1) Mahkemelerde, tüm hukuki yardımlarda, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sonlandıran her türlü merci kararlarında ve ayrıca kanun gereği mahkemelerce karşı tarafa yükletilmesi gereken avukatlık ücretinin tayin ve takdirinde, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ve işbu Tarife hükümleri uygulanır.
(2) Taraflar arasında akdi avukatlık ücreti kararlaştırılmamış veya kararlaştırılan akdi avukatlık ücretinin geçersiz sayılması halinde; mahkemelerce, dava konusu edilen tutar üzerinden bu Tarife gereğince hesaplanacak avukatlık ücretinin altında bir ücrete hükmedilemez. Bu Tarife 1136 sayılı Kanunun 164 üncü maddesinin dördüncü fıkrası doğrultusunda gerçekleştirilecek olan akdi avukatlık ücreti belirlenmesinde sadece asgari değerin hesaplanmasında dikkate alınır. Diğer hususlar 1136 sayılı Kanundaki hükümlere tabidir.
(3) Bu Tarife hükümleri altında kararlaştırılan akdi avukatlık ücretleri, Tarife hükümleri üzerinden yapılmış olarak kabul edilir.
Avukatlık ücretinin kapsadığı işler
MADDE 2 – (1) Bu Tarifede yazılı avukatlık ücreti kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır. Avukat tarafından takip edilen dava veya işle ilgili olarak düzenlenen dilekçe ve yapılan diğer işlemler ayrı ücreti gerektirmez. Hükümlerin tavzihine ilişkin istemlerin ret veya kabulü halinde de avukatlık ücretine hükmedilemez.
(2) Buna karşılık, icra takipleriyle, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay ve Sayıştayda temyizen ve bölge idare ve bölge adliye mahkemelerinde istinaf başvurusu üzerine görülen işlerin duruşmaları ayrı ücreti gerektirir.
Avukatlık ücretinin aidiyeti, sınırları ve ortak veya değişik sebeple davanın reddinde davalıların avukatlık ücreti
MADDE 3 – (1) Yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, ekli Tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamaz. Bu ücretin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutulur.
(2) Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur.
Birden çok avukat ile temsil
MADDE 4 – (1) Aynı hukuki yardımın birden çok avukat tarafından yapılması durumunda, karşı tarafa bir avukatlık ücretinden fazlası yükletilemez.
Ücretin tümünü hak etme
MADDE 5 – (1) Hangi aşamada olursa olsun, dava ve icra takibini kabul eden avukat, Tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanır.
(2) Gerek kısmi dava gerekse belirsiz alacak ve tespit davasında mahkemece dava değerinin belirlenmesinden sonra davacı davasını belirlenmiş değere göre takip etmese dahi, yasal avukatlık ücreti, belirlenmiş dava değerine göre hesaplanır.
Davanın konusuz kalması, feragat, kabul ve sulhte ücret
MADDE 6 – (1) Anlaşmazlık, davanın konusuz kalması, feragat, kabul, sulh veya herhangi bir nedenle; ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar giderilirse, Tarife hükümleriyle belirlenen ücretlerin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra giderilirse tamamına hükmolunur. Bu madde yargı mercileri tarafından hesaplanan akdi avukatlık ücreti sözleşmelerinde uygulanmaz.
Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet nedeniyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret
MADDE 7 – (1) Görevsizlik veya yetkisizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine, davanın nakline veya davanın açılmamış sayılmasına ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar karar verilmesi durumunda Tarifede yazılı ücretin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra karar verilmesi durumunda tamamına hükmolunur. Şu kadar ki, davanın görüldüğü mahkemeye göre hükmolunacak avukatlık ücreti, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçemez.
(2) Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur.
(3) Kanunlar gereği gönderme, yeni mahkemeler kurulması, iş bölümü itirazı nedeniyle verilen tüm gönderme kararları nedeniyle görevsizlik, gönderme veya yetkisizlik kararı verilmesi durumunda avukatlık ücretine hükmedilmez.
Karşılık davada, davaların birleştirilmesinde ve ayrılmasında ücret
MADDE 8 – (1) Bir davanın takibi sırasında karşılık dava açılması, başka bir davanın bu davayla birleştirilmesi veya davaların ayrılması durumunda, her dava için ayrı ücrete hükmolunur.
Nafaka, kira tespiti ve tahliye davalarında ücret
MADDE 9 – (1) Tahliye davalarında bir yıllık kira bedeli tutarı, kira tespiti ve nafaka davalarında tespit olunan kira bedeli farkının veya hükmolunan nafakanın bir yıllık tutarı üzerinden Tarifenin üçüncü kısmı gereğince hesaplanacak miktarın tamamı, avukatlık ücreti olarak hükmolunur. Bu miktarlar, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre belirlenmiş bulunan ücretten az olamaz.
(2) Nafaka davalarında reddedilen kısım için avukatlık ücretine hükmedilemez.
Manevi tazminat davalarında ücret
MADDE 10 – (1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.
(2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez.
(3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.
(4) Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir.
İcra ve iflas müdürlükleri ile icra mahkemelerinde ücret
MADDE 11 – (1) İcra ve İflas Müdürlüklerindeki hukuki yardımlara ilişkin avukatlık ücreti, takip sonuçlanıncaya kadar yapılan bütün işlemlerin karşılığıdır. Konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. Şu kadar ki takip miktarı 2.750,00 TL’ye kadar olan icra takiplerinde avukatlık ücreti, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde, icra dairelerindeki takipler için öngörülen maktu ücrettir. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez.
(2) Aciz belgesi alınması, takibi sonuçlandıran işlemlerden sayılır. Bu durumda avukata tam ücret ödenir.
(3) İcra mahkemelerinde duruşma yapılırsa Tarife gereğince ayrıca avukatlık ücretine hükmedilir. Şu kadar ki bu ücret, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün iki ve üç sıra numaralarında gösterilen iş ve davalarla ilgili hukuki yardımlara ilişkin olup, Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenecek avukatlık ücreti bu sıra numaralarında yazılı miktarları geçemez. Ancak icra mahkemelerinde açılan istihkak davalarında, üçüncü kısım gereğince hesaplanacak avukatlık ücretine hükmolunur.
(4) Borçlu ödeme süresi içerisinde borcunu öderse Tarifeye göre belirlenecek ücretin dörtte üçü takdir edilir. Maktu ücreti gerektiren işlerde de bu hüküm uygulanır.
(5) Tahliyeye ilişkin icra takiplerinde Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde belirtilen maktu ücrete hükmedilir. Borçlu ödeme süresi içerisinde borcunu öderse Tarifeye göre belirlenecek ücretin dörtte üçü takdir edilir.
(6) Çocukla şahsi münasebetlerin düzenlenmesine dair ilamın icra müdürlüğü aracılığıyla yerine getirilmesi halinde alacaklı lehine Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün birinci sırasındaki maktu avukatlık ücretine hükmolunur. Borçlunun şahsi münasebetin icra müdürlüğü aracılığıyla tesisine bir yıl içinde birden fazla sebebiyet vermesi halinde, ikinci ve takip eden diğer şahsi münasebet tesisinde Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün birinci sırasındaki maktu ücretin yarısına hükmolunur.
(7) İcra dairelerinde borçlu vekili olarak takip edilen işlerde taraflar arasında akdi avukatlık ücreti kararlaştırılmamış veya kararlaştırılan akdi avukatlık ücretinin geçersiz sayıldığı hallerde; çıkabilecek uyuşmazlıkların 1136 sayılı Kanunun 164 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca çözülmesinde avukatlık ücreti, Tarifenin ikinci kısım ikinci bölümünde icra dairelerinde yapılan takipler için belirlenen maktu ücrettir. Ancak belirlenen ücret asıl alacağı geçemez.
Tüketici hakem heyetlerinde ücret
MADDE 12 – (1) Tüketici hakem heyetlerinde avukat aracılığı ile takip edilen işlerde, avukat ile müvekkili arasında çıkabilecek uyuşmazlıklarda işbu Tarifenin birinci kısım ikinci bölümünün tüketici hakem heyetlerine ilişkin kuralı uygulanır.
Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret
MADDE 13 – (1) Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 9 uncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile 10 uncu maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.
(2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.
Ceza davalarında ücret
MADDE 14 – (1) Kamu davasına katılma üzerine, mahkumiyete ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise vekili bulunan katılan lehine Tarifenin ikinci kısmın ikinci bölümünde belirlenen avukatlık ücreti sanığa yükletilir.
(2) Ceza hükmü taşıyan özel kanun, tüzük ve kararnamelere göre yalnız para cezasına hükmolunan davalarda Tarifeye göre belirlenecek avukatlık ücreti hükmolunan para cezası tutarını geçemez.
(3) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ve devamı maddelerine göre tazminat için Ağır Ceza Mahkemelerine yapılan başvurularda, Tarifenin üçüncü kısmı gereğince avukatlık ücretine hükmedilir. Şu kadar ki, hükmedilecek bu ücret ikinci kısmın ikinci bölümünün onikinci sıra numarasındaki ücretten az olamaz.
(4) Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir.
(5) Ceza mahkemelerinde görülen tekzip, internet yayın içeriğinden çıkarma, idari para cezalarına itiraz gibi başvuruların kabulü veya ilk derece mahkemesinin kararına yapılan itiraz üzerine, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması halinde işin duruşmasız veya duruşmalı oluşuna göre ikinci kısım birinci bölüm 1. sıradaki iş için öngörüldüğü şekilde avukatlık ücretine hükmedilir. Ancak başvuruya konu idari para cezasının miktarı Tarifenin ikinci kısım birinci bölüm 1. sıradaki iş için öngörülen maktu ücretin altında ise idari para cezası kadar avukatlık ücretine hükmedilir.
Danıştayda, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde görülen dava ve işlerde ücret
MADDE 15 – (1) Danıştayda ilk derecede veya duruşmalı olarak temyiz yoluyla görülen dava ve işlerde, idari ve vergi dava daireleri genel kurulları ile dava dairelerinde, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde birinci savunma dilekçesi süresinin bitimine kadar anlaşmazlığın feragat ya da kabul nedenleriyle ortadan kalkması veya bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi durumunda Tarifede yazılı ücretin yarısına, diğer durumlarda tamamına hükmedilir.
(2) Şu kadar ki, dilekçelerin görevli mercie gönderilmesine veya dilekçenin reddine karar verilmesi durumunda avukatlık ücretine hükmolunmaz.
(3) Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görülen dava ve işlerde de yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümler uygulanır.
Arabuluculuk, uzlaşma ve her türlü sulh anlaşmasında ücret
MADDE 16 – (1) 1136 sayılı Kanunun 35/A maddesinde sözü edilen uzlaşma tutanağının hazırlanmasında, bu Tarifenin ilgili kısımlarında belirlenen ücret uygulanır.
(2) Arabuluculuk, uzlaşma ve her türlü sulh anlaşmalarından doğacak avukatlık ücreti uyuşmazlıklarında işbu Tarifede yer alan hükümler uyarınca saptanacak miktarlar, akdi avukatlık ücretinin asgari değerlerini oluşturur.
Tahkimde ve Sigorta Tahkim Komisyonunda ücret
MADDE 17 – (1) Hakem önünde yapılan her türlü hukuki yardımlarda bu Tarife hükümleri uygulanır.
(2) Sigorta Tahkim Komisyonları, Komisyona başvuranların taleplerinin kısmen veya tamamen kabulü halinde Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde asliye mahkemeleri için öngörülen ücretin altında kalmamak üzere, Tarifenin üçüncü kısmına göre avukatlık ücretine hükmeder. Ancak hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez. Sigorta Tahkim Komisyonları, Komisyona başvuranların taleplerinin kısmen veya tamamen reddi halinde, reddedilen kısım yönünden karşı taraf lehine Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde asliye mahkemeleri için öngörülen ücretin altında kalmamak üzere ve 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunundaki beşte birlik orana uyulmak kaydıyla, Tarifenin üçüncü kısmına göre avukatlık ücretine hükmeder. Asliye mahkemeleri için öngörülen maktu ücretin esas alınması gereken durumlarda da beşte birlik indirim yapılır. Ancak hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.
(3) 28/1/2012 tarihli ve 28187 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu Yönetmeliğinin 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Tahkim Kurulu, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde Danıştay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde ilk derecede görülen davalar için öngörülen avukatlık ücretine hükmeder.
İş takibinde ücret
MADDE 18 – (1) Bu Tarifeye göre iş takibi; yargı yetkisinin kullanılması ile ilgisi bulunmayan iş ve işlemlerin yapılabilmesi için, iş sahibi veya temsilci tarafından yerine getirilmesi kanunlara göre zorunlu olan iş ve işlemlerdir.
(2) Tarifede yazılı iş takibi ücreti bir veya birden çok resmi daire, kurum veya kuruluşça yapılan çeşitli işlemleri içine alsa bile, o işin sonuçlanmasına kadar yapılan bütün hukuki yardımların karşılığıdır.
Dava vekili ve dava takipçileri eliyle takip olunan işlerde ücret
MADDE 19 – (1) Dava vekilleri tarafından takip olunan dava ve işlerde de bu Tarife uygulanır.
(2) Dava takipçileri tarafından takip olunan dava ve işlerde bu Tarifede belirtilen ücretin 1/4’ü uygulanır.
Tarifede yazılı olmayan işlerde ücret
MADDE 20 – (1) Tarifede yazılı olmayan hukuki yardımlar için, işin niteliği göz önünde tutularak, Tarifedeki benzeri işlere göre ücret belirlenir.
Uygulanacak tarife
MADDE 21 – (1) Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır.
Seri davalarda ücret
MADDE 22 – (1) İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda yirmi dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda altmışbeş dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %70’i oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzdoksan dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %60’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzdoksandan fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %40’ı oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir.
Kötü niyetli veya haksız dava açılmasında ücret
MADDE 23 – (1) Kötü niyetli davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, yargılama giderlerinden başka, diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir. Vekâlet ücretinin miktarı hakkında uyuşmazlık çıkması veya mahkemece miktarının fahiş bulunması hâlinde, bu miktar doğrudan mahkemece 1136 sayılı Kanun ve bu Tarife esas alınarak takdir olunur.
Yürürlük
MADDE 24 – (1) Bu Tarife yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Ekler için tıklayınız

Sağlık Hakkı

Sağlık kavramı; kişinin bedenen ve ruhen iyilik hali içinde bulunması olarak tanımlanabilir.
Sağlık kavramı; kişinin bedenen ve ruhen iyilik hali içinde bulunması olarak tanımlanabilir.

 

Sağlık hakkından söz edebilmek için önce yaşama hakkının varlığının tespiti gerekir.Yaşama hakkı; insan haklarının en başında gelir. Bu hak kişinin ‘ fizik ve ruhsal bütünlüğünü koruyabilmesi, devam ettirebilmesi, varlığının çeşitli etkilerle bozulmasına engel olabilmesi ” şeklinde tanımlanır. Yaşama hakkı ancak kişi güvenliği ile anlam kazanır.

Yaşamın iyi ve uyumlu bir şekilde devamında sağlık hakkı ve getirdikleri önemlidir. Kişilerin sağlığının korunmadığı, sağlıklı yaşamlar için gerekli önlemlerin alınmadığı, hizmetlerin verilmediği bir ortamda yaşama hakkından söz etmek anlamsız olacaktır. Yaşama hakkından söz edilebilmesi için iyi işleyen bir organizmanın devamlılığı ve varlığı önemlidir.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi m.25’te herkese sağlığı ve gönenci için beslenme,giyim,konut ve tıbbi bakım hakkı tanınmıştır.

Geçmişten günümüze sağlık hakkı

 

T.C.1961 Anayasasında ” Devlet herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini ve tıbbi bakım görmesini sağlamakla görevlidir.” hükmüyle sağlık hakkının sağlanması devletin görevi olarak belirlenmiştir.

T.C.1982 Anayasasında m.17/2 ‘de vücut bütünlüğü koruma altına alınmıştır. Yaşama hakkının bir uzantısını oluşturan vücut bütünlüğü yaşama hakkının ön koşulları arasındadır. ‘‘ Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.” hükmüyle kişinin sağlığına talebi dışında müdahale edilemeyeceği vurgulanmıştır.

Anayasa’nın 56.maddesinde ” Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir… ” hükmüyle konu ile ilgili hem vatandaşa hem de devlete görev yüklemiştir.Aynı maddede ‘‘Devlet herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içerisinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf verimini arttırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.” hükmüyle devletin sağlık hakkı ile ilgili sorumluluk alanı belirlenmiştir.

Türk Anayasası’na göre bireylerin sağlık hakkı ile ilgili olarak yardım ve hizmet talep etme hakkı vardır.Anayasa’da kişi sağlığının korunması, devlete bir ödev olarak yüklenmiştir. Devletin bu çerçevede önlem alma,gerekli kurum ve kuruluşları oluşturma ve bunları denetleme görevi de bulunmaktadır. Devletin bu alandaki çalışmaları sağlık hizmetlerini oluşturur.

Kişi sağlığının korunması ve yaşamına sağlıklı bir şekilde  devam etmesinin sağlanması devlete bir ödev olarak yüklenmiştir.

Bireylerin sağlık haklarını elde edebilmeleri; sağlık hizmetlerinin sunulması ve sağlık hizmetlerine ulaşabilmeleri ile mümkün olabilecektir.

Hekimin Yükümlülükleri

hekimin-kusuru-ve-ispatı

HEKİMİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ

Öncelikle yapılan uygulama tıp bilimine uygun mu değil mi ona bakılmalıdır. Kural olarak endikasyonsuz bir müdehale hukuka uygun değildir.

1.Tanı Yükümlülüğü

Hekimin, kendisine gelen hastanın mevcut sorununu bulması esastır. Şöyle ki problemin ne olduğunu kestiremeden yani tanı koymadan gerekli tedaviyi de yapamaz. Tanı koyma bir çeşit tedavi için ön şarttır. Hekimin tıbbi yanılgısı görevi ihmal suçunu oluşturmaz. ( Yargıtay 4.Hukuk Dairesi ) Ama doğru tanıyı koymada gecikmek veya tedavi yöntemlerinin yanlış seçilmesi cezai sorumluluğu doğurur. Tanı koymada hatada ceza sorumluluğunu doğurur. Ancak hekim tanı koyarken kendinden beklenen her şeyi yaptıysa ve buna rağmen hatalı bir tanı ortaya çıktıysa bundan dolayı cezalandırılamaz.

2.Tedavi yükümlülüğü

Hekimin hastayı; herhangi bir din,dil,ırk,cinsiyet ayrımı yapmaksızın tedavi yükümlülüğü vardır. Örn; hekimin zenci bir hastayı tedavi etmeme lüksü yoktur. Hekimin iradi olarak tıbbi müdehalede bulunmaması veya gecikmesi nedeniyle hastanın zarar görmesi kamu görevlisi hekimlerde; zararlı bir sonuç doğmasa dahi hekimin hastayı muayene etmemesi veya tıbbi yardımda bulunmaması icrai veya ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturur. (TCK m.257 )
Hastanın sağlık hakkını kullanması engellenemez. Hekim kendisine gelen hastayı tedavi etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi cezai sonuçlar doğuracağı gibi BK’na göre tazminat yükümlülüğü de doğar.

3.Hastayı bilgilendirme onam alma (aydınlatma ) yükümlülüğü (HHY m.15 )

Hekim; tıbbi müdahalede bulunacağı hastasını bilgilendirmekle yükümlüdür. Şöyle ki ; hastalığının ne olduğu, sebepleri, nasıl seyredeceği, muhtemel komplikasyonları, kullanılacak ilaçlar ve özellikleri, tedavi seçenekleri ve bunların riskleri, yan etkileri, hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, sağlığı için kritik olan yaşamıyla ilgili önerileri reddetme durumunda ortaya çıkacak muhtemel fayda ve riskleri müdehalenin ağırlığına göre belirli bir zaman önce ve uygun bir yerde bilgi vermekle yükümlüdür.
Ayrıca hastaya bir aydınlatılmış onam formu imzalatılmalıdır. Bu form günümüzde hastanelerde bankalardaki sözleşmelere benzer fazlaca kağıt içeren herkese aynı sözleşmenin verildiği bir form olmaya başlanmıştır. Bunu TBK.’daki genel işlem şartı gibi düşünmek gerekir. Hasta gerçekten aydınlatılmadıysa o evrakları imzalamasının hiçbir hukuki niteliği yoktur. Her hasta ayrıca kendi içinde değerlendirilmeli ve her hasta için ayrı bir form düzenlenmelidir. Bir kanser hastası ile basit bir operasyon geçirecek hastanın aynı formu imzalaması aydınlatılmaktan uzak tamamen hukuki prosedür olduğu için doldurulan bir evraktan öteye gitmemektedir.
Uygun bir yer ve zaman dilimine gelecek olursak; hekim hastayı kimsenin olmadığı bir ortamda mahremiyet hakkını zedelemeden bilgilendirmelidir. Bu TCK m.134 ve m.137 kapsamında değerlendirilmelidir. Bir örnek verecek olursak; hekimin, hastanın gebe olduğunu ailesine veyahut bir başkasına söylemesi Bedensel mahremiyetten tüm belgeler imzalatılsa dahi vazgeçilemez. Kimse haklarından kısmende olsa vazgeçemez. Hukuka aykırı bir şey için rıza gösterse dahi geçersizdir. TMK. M.23 ve 27. Maddeleri kapsamında değerlendirilmelidir.
Hastaya ağır bir tıbbi müdehalede bulunulacaksa ameliyattan beş dakika önce bilgilendirilmesi hukuka aykırıdır ve onam formunu imzalasa dahi geçersizdir. Tıbbi müdehalenin mahiyetine göre bu zaman aralığı belirlenmelidir.

4.Kayıt tutma yükümlülüğü

Her hekim yaptığı müdehalelerin, tedavilerin, yaptığı ve önerdiği tüm işlemlerin kaydını tutmakla yükümlüdür. Epikriz; hasta bilgilerini içeren bir belgedir. Bir çeşit taburcu raporu düzenlemedir. Hasta çıkışı yapıldığı zaman bu rapor düzenlenmez ise daha sonra hastaya nasıl bir tedavi yapıldığının ya da tedavi yapılıp yapılmadığının ispatı güçtür. Örneğin; ilerleyen zamanlarda hastada beklenmedik bir durum olduğunda epikriz raporuna bakılarak hangi tedavi şekli nasıl hangi dozda uygulanmış görülebilmektedir. Hekimler hastalarına çok basit bir işlem dahi olsa veyahut öneri bile olabilir bunu kayıt altına almakla yükümlüdür. Hastaneler o hastaya ilişkin evrakları beş yıl saklamakla yükümlüdür. Eğer kayıtlar tutulmamışsa veya kaybolmuşsa hekimin hukuki sorumluluğu doğar.

5.Hastanın özel yaşamına saygı yükümlülüğü ( HHY m. 21 )

Hekim özel hayatın gizliliğini ihlal etmemelidir. ( AİHS m.8 , AYM m.20 ) Örneğin; hekimin hastayı hastane koridorunda herkesin içinde bilgilendirmesi. Hekim hasta bilgilerini kimseyle (eşiyle dahi ) paylaşmamalı, hastanın mahremiyetine saygı duyulmalıdır. Hastanın sağlık durumu ve tıbbi değerlendirilmelerinin gizlilik içerinde yürütülmesi gerekir. Hastanın rızası dahilinde tıbben sakınca olmayan hallerde bir yakınının muayene odasına alınması veya ona bilgi verilmesi mümkündür.
Eğitim verilen sağlık kurum ve kuruluşlarında, hastanın tedavisi ile doğrudan ilgili olmayanların tıbbi müdahale sırasında bulunması gerekli ise; önceden veya tedavi sırasında bunun için hastanın ayrıca rızası alınır. Araştırma hastanesine gitmek demek baştan asistanların veya başka sağlık çalışanlarınında kendisini izlemesine veya dokunmasına rıza gösterdiği anlamına gelmez.

Erkeğin Nafaka Alabilmesinde 2 Kriter

Erkeğin eşi kadından nafaka alabilmesi için iki kriter koyan Yargıtay, boşanma sonucu yoksulluğa düşecek ‘ağır kusurlu olmayan’ erkeğe, ‘ekonomik durumu yeterli olan’ karısının ‘yoksulluk nafakası’ vermek zorunda olduğuna karar verdi.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bu iki kriter ışığında, işi, evi ve malvarlığı olmayan davalı-karşı erkeğe, ayda 9 bin lira kazanan evi ve arabası bulunan doktor karısının ödediği 250 TL nafakayı ‘az’ diye bozdu.

Yargıtay, mahkemeden erkeğe ‘hakkaniyete uygun’ nafaka bağlamasını istedi.

Yargıtay kararına göre, yerel mahkeme doktor kadının davasını kabul etti ve işsiz kocasından boşanmasına hükmetti. Mahkeme, davalı-karşı davacı erkek lehine aylık 250 TL ‘yoksulluk nafakası’ da verdi. Bu kararı az bulanan davalı-karşı davacı erkek, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nde temyize başvurdu.

HAKKANİYETE UYGUN

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, erkeğin temyiz isteğini yerinde gördü ve yerel mahkeme kararını bozdu. 20 Aralık 2016 tarihli Yargıtay kararında özetle şöyle denildi: “Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, davacı-karşı davalı kadının doktor olarak çalıştığı aylık 9 bin TL geliri, evi ve arabası olduğu, davalı-karşı davacı erkeğin ise herhangi bir işinin, gelirinin ve malvarlığının bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davacı-karşı davalı erkek lehine takdir edilen yoksulluk nafakası azdır. Mahkemece TMK’nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir.”

*hurriyet.com.tr/5.1.2017

Çocuğu Teslim Etmeme Suçu

Çocuk Teslimine Muhalefet

• Çocukla şahsi münasebet tesisine dair ilamın icrasında söz konusu olur.
• İcra Müdürlüğünün asli vazifesi Hukuk Mahkemesi kararlarının infazıdır. Mahkeme kararında çocuk teslimine hükmedilmişse ve velayeti bırakılan taraf çocuk teslimine rıza göstermiyorsa bu ilam hükmü zorla yerine getirilir.
• İİK m.25/a ‘ da ‘’ Çocukla şahsi münasebetlerin düzenlenmesine dair ilam hükmünün yerine getirilmesi talebi üzerine icra müdürü, küçüğün ilam hükümleri dairesinde lehine hüküm verilen tarafla şahsi münasebette bulunmasına mani olunmamasını; aksi halde ilam hükmünün zorla yerine getirileceğini borçluya 24.maddede yazılı şekilde bir icra emri ile tebliğ eder. Bu emirde ilam hükmüne aykırı hareketin 341.maddedeki cezayı müstelzim olduğu da yazılır.
Borçlu bu emri tutmazsa ilam hükmü zorla yerine getirilir. Borçlu alacaklının şikayeti üzerine ayrıca 341.maddeye göre cezalandırılır.’’ Söz edilir.
• Şöyle ki çocukla kişisel ilişki kurmak isteyen taraf velayeti kendisine bırakılan tarafı o yerin İcra Ceza Mahkeme’sine giderek çocuk teslimine muhalefet nedeniyle dava açabilir.
• Bu dava açıldığında suç unsuru oluşması yeterli değildir. Davanın her aşamasında çocukla kişisel ilişki kurulduğu anda suçun unsuru ortadan kalkar ve dava reddedilir.
• Ancak bir istisnası mevcuttur. Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 2016/12054 E. ve 2016/11763 K. Sayılı kararında ‘’ Dava , boşanma kararı sonrası velayetin değiştirilmesi istemine ilişkindir.Velayet düzenlemesi yapılırken üstün yararın gözetilmesi esastır. Müşterek çocuk uzman raporundaki beyanında annesiyle yaşamak istediğini söylemiş, uzman tarafından istem ve çocuğun üstün yararı gözetilerek velayetin değiştirilmesi gerekmediği belirtilmiştir. Ancak davacı babanın boşanmadan sonraki beş yılda müşterek çocukla 25 defa icra kanalıyla şahsi ilişkiyi sağlayabildiği, annenin baba ve çocuk arasındaki kişisel ilişkiyi engelleyerek velayet görevini kötüye kullandığı anlaşılmaktadır. Bu suretle çocuğun tercihinin üstün yararına uygun olmadığı, baba yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri ve ahlaki gelişmesine engel olmayacağından davanın kabulüne karar verilmelidir. ‘’ denmiştir.
• Kişisel ilişki sağlanmak istenen çocuk, sürekli olarak icra kanalıyla alınmakta ise burada iyi niyetin aranmayacağı da yukarıda belirtilen kararla mevcuttur.
• Çocuğun icrasında ceza İİK.m341’de ‘’ … altı aya kadar tazyik hapsine karar verilir. ‘’ denmektedir.
• Hapsin tatbikine başlandıktan sonra ilamın veya ara kararının gereği yerine getirilirse, kişi tahliye edilir.