Kategori arşivi: Velayet Davası

Velayet Görevinin Kötüye Kullanılması

velayetin kötüye kullanılması davası, velayeti annede olan çocuğun babasının hakları, velayeti kötüye kullanmanın cezası var mıdır, velayet hakkının kullanılması

VELAYET GÖREVİNİN KÖTÜYE KULLANILMASI

Velayet görevinin kötüye kullanılması konusundaki incelemeye öncelikle velayet hak ve görevinin neleri kapsadığını anlatmakla başlamak gerekir. 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre velayet görevleri, çocukların bakım, öğretim ve korunması ile temsil görevlerini kapsamaktadır.

Velayet görevi, aynı zamanda ana-babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına ilişkin hakları, ödevleri yetkileri ve yükümlülükleri de içermektedir.

Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocukların şahıslarına bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir.

Bu bağlamda ana-babanın sağlayacağı eğitim ile istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır.

Bununla birlikte ayrılık ve boşanma durumlarında velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük yararlarıdır.

Yani velayetin düzenlenmesinde asıl amaç, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır.

Velayet, kamu düzenine ilişkin olup bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.

Bununla birlikte velayetin kaldırılması ve değiştirilmesi şartları gerçekleşmedikçe, ana ve babanın velayet görevlerine müdahale olunamaz.

YHGK 15-4-1992 T 1992-2-140 E 1992-248 K. ile 22.01.2014 gün ve 2013/2-2085 E. 2014/30 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, boşanma ile düzenlenen velayetin değiştirilebilmesi için velayet kendisine verilen tarafın ya da velayete konu çocuğun durumunda boşanma hükmünden sonra esaslı değişikliklerin olması şarttır. Bunun yanında ayrıca esaslı değişikliğin önemli ve sürekli olması da gerekmektedir.

4721 sayılı TMK’nun konuya ilişkin 324. maddesi şu düzenlemeyi içermektedir:

“Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür. Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir.”

Bu maddeye göre velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğuracağı onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalı ve velayet görevinin kötüye kullanılması iddiası araştırılmalıdır.

Bu kapsamda:

  • çocuğun cinsiyeti,
  • doğum tarihi,
  • eğitim durumu,
  • kimin yanında okumakta olduğu,
  • talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenmediği,
  • sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği

gibi özel durumuna ilişkin hususlar göz önünde tutulmalıdır.

Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır:

Bu nedenle, mahkemece velayet görevinin kötüye kullanılması iddiası araştırılırken:

  • çocuğu başkasına bırakma,
  • ihmal etme,
  • kaçırma,
  • iradi olarak terk etme,
  • yönlendirme hususları ile

tarafın

  • velayet talebinin olup olmaması,
  • şiddet uygulaması,
  • sadakatsizliği,
  • ekonomik durumu,
  • mesleği,
  • yaşadığı ortam,
  • kötü davranışı,
  • alkol bağımlılığı,
  • sağlığı,
  • dengesiz davranışları

dikkate alınmalıdır.

Velayet görevinin kötüye kullanılması yukarıda belirtilen çerçevede somut olaylara göre tespit edilir ve sonuçta velayet görevinin kötüye kullanılması varsa çocuğun velayetinin değiştirilmesine ya da kaldırılmasına karar verilebilir.

Erkek Çocuğun Velayeti

erkek çocuğun velayeti anneden nasıl alınır, erkek çocuğun velayetini baba nasıl alır, erkek çocuğun velayetinin babaya verilmesi, erkek çocuğun velayeti kaç yaşında babaya verilir, erkek çocuğun velayeti hangi durumlarda babaya verilir, erkek çocuğun velayeti kime verilir, erkek çocuğu velayeti kime verilir, 3 yaşındaki erkek çocuğun velayeti kime verilir, 6 yaşındaki erkek çocuğun velayeti kime verilir, 10 yaşındaki erkek çocuğun velayeti kime verilir, 7 yaşındaki erkek çocuğun velayeti kime verilir, anlaşmalı boşanmada erkek çocuğun velayeti kime verilir

Erkek Çocuğun Velayeti Hangi Durumlarda Babaya Verilir

Velayet düzenlemesinde; çocukla ana ve baba yararının çatışması halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gereklidir. Çocuğun yararı ise; çocuğun bedensel, fikri ve ahlaki bakımdan en iyi şekilde gelişebilmesi ve böyle bir gelişmenin gerçekleştirilmesi için, çocuğa sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmış olmasıdır.

Çocuğun bu konulardaki üstün yararını belirlerken; çocuk yetişkin biri olmuş olsaydı, kendisini ilgilendiren bir olayda, kendi yararı için ne gibi bir karar verebilecekti ise çocuk için karar verme makamındaki kişinin de aynı yönde vermesi gerekir; yani çocuğun farazi düşüncesi esas alınmalıdır.

Velayet kamu düzenine ilişkin olup, re’sen araştırma ilkesi geçerlidir. Bu nedenle yargılama sırasında meydana gelen gelişmelerin bile göz önünde tutulması gerekir.

10 yaşındaki erkek çocuğun velayeti kime verilir

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. maddesi ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin 3. ve 6. maddeleri iç hukuk tarafından yeterli idrake sahip olduğu kabul edilen çocuklara, kendilerini ilgilendiren davalarda görüşlerini ifade etmeye olanak tanınmasını ve görüşlerine gereken önemin verilmesi gerektiğini öngörmektedir.

Bu bakımdan idrak çağında olduğu kabul edilecek çocuğun mahkemece veya istinabe suretiyle eğitim, kültür, yaşam olanakları bakımından nerede yaşamak istediği konusunda bilgilendirilmesi gerekir.

Bu bilgilendirmeden sonra idrak çağındaki çocuğa velayet hakkındaki tercihinin kendisinden sorulması, çocuğun halen nerede ve kiminle yaşağı tespit edilerek, psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı niteliğindeki uzman veya uzmanlardan 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5, maddesi uyarınca sosyal inceleme raporu istenerek, tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucu uyarınca karar verilmesi gereklidir.

Yargıtay uygulamasına göre 8 yaş ve üzeri çocuklar idrak çağında kabul edilmektedir. Yani çocuğun idrak yaşı 8 yaş ve üzeridir. Bu yaştan itibaren velayete ilişkin karar verilmeden önce çocuğun görüşü alınmalı ve yukarıda belirtilen incelemeler yapılmalıdır.

Velayet hususu, çocukları ilgilendiren konuların en başında gelir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür.

Ancak, yargıtay bu şekilde verilen bir yerel mahkeme kararını aşağıdaki gerekçelerle bozmuştur:

“Mahkemece; “yaşı nedeniyle idrak çağında bulunan ortak çocuk velayet tercihini baba yönünde kullanması ve sosyal inceleme raporunda da velayetin babaya verilmesi yönünde görüş bildirilmesine rağmen, babanın ortak çocuğu kendi ailesinin yanına bıraktığı, bakım ve ihtiyaçlarıyla babanın anne ve babasının ilgilendiği, babanın velayet görevini yerine getirmediği ve annenin velayet görevini yerine getirebilecek yeterliliğe sahip olduğu” gerekçesiyle ortak çocuğun velayeti davalı-karşı davacı anneye bırakılmış ise de; davacı-karşı davalı baba iş bulamadığı için yaşadığı çocuğun ve ailesinin bulunduğu bir süre dönemediğini, sonrasında yerleştiğini beyan etmiş olup, ortak çocuğun velayet konusunda görüşlerine başvurulduğu tarih dikkate alındığında 13.09.2013 günlü beyanı sonrası yaşadığı veya yaşamak istediği ortamı değerlendirmesine imkan verecek, dolayısıyla velayeti konusunda görüşünün yeniden alınmasını gerektirecek ölçüde uzun süre geçtiği de gözetilerek, ortak çocuğun yeniden bizzat ya da istinabe yoluyla eğitim, kültür, yaşam olanakları bakımından nerede yaşamak istediği konusunda bilgilendirilerek, velayet hakkındaki tercihinin hakim tarafından kendisinden sorulması () ve babanın yaşam koşullarının değiştiğine ilişkin beyanları bakımından yeniden psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı niteliğindeki uzman veya uzmanlardan (4787 sayılı Kanun m.5) ortak çocuğun anne ve baba yanındaki barınma ve yaşama koşullarını da değerlendirir içerikte sosyal inceleme raporu alınması ve tüm deliller birlikte değerlendirilip, ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuğun menfaatine olacağı tespit edilip sonucuna göre karar verilmesi amacıyla hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.”

Bir İntikam Aracı Olarak “Çocuk”

Bundan yaklaşık 25-26 yıl kadar önceydi. Babamın ortağı olduğu işyerinin geniş ve nispeten korunmasız bir bahçesi vardı. Buranın güvenliğini sağlamak için bekçi köpeği besliyorduk.

*****

Bir gün, hangi aklı evvele uyduk hatırlamıyorum ama, babamın ortağının oğlu 2 aylık olduğunu söylediği bir yavru getirdi. Sarı-siyah tüylü, henüz çok küçük, sevimli mi sevimli bir yavru. Bıraksalar bütün gün oynayabileceğiniz inanılmaz tatlı bir yaratık 🙂

*****

Ama bir sorun vardı: Yavru köpek hiç bir şey yemiyordu ve sürekli olarak mırıl mırıl, bazen de yakarışı andıran sesler çıkarıyordu. Hayır, düpedüz ağlıyordu.

Yavru köpekçik ağladı. Köpek türünün huylarını bilenler bir kaç güne alışır dediler. Alışmadı. Gün ve gece boyunca, kulübesinin önünde, küçücük tasması boynunda, Ankara yazının sıcağında bile neredeyse hiç dokunmadığı su ve yemek kabı önünde, ağladı.

*****

Sonunda yavruyu getirendi sanırım, sorunun nedenini itiraf etmişti: Gelen yavru henüz daha iki aylık bile değildi. Annesinden belki de 20-30 günlükken ayırmışlar ve para için bize satmışlardı.

Neticede zamanından önce ayrıldığı yuvası için gözümün önünde günlerce yaş döktü, insan evladı gibi ağıt yaktı.

İnsan evladı gibi dedim ama gibisi fazla.

*****

Bugün, bir kadın müvekkilemin, çocuğu babaya teslimi sırasında çektiği videoyu izledim. Kadınla koca arasında uzun zamandan beri geçimsizlik söz konusu. Yollar ayrılmış ama nasılsa olan biri 4, diğeri 5,5 yaşındaki iki çocuk için yaşam aynı evde devam etmiş.

Sonunda adam aldatıldığını öğrenmiş ve hatta kadının cep telefonunda bir takım görüntüler de bulmuş.

Boşanma için mahkemeye başvurup elindeki görüntüleri de dosyaya sununca, bu görüntülerden etkilenen mahkeme çocukların velayetini babaya bırakmış.

Senden anne olmaz, demiş.

Velayet babaya bırakılınca anneyle de çocuklar arasında kişisel ilişki kuruluyor tabi: Hafta sonu bir gün, o da saat 10’dan akşam 18’e kadar.

Kadın da çalışıyor adam da. Dolayısıyla çocuklara zaten bir başkası bakacak hafta içi. Bu kişi de bulunmuş: Kocanın annesi. Önce oğluna bakmış yıllarca, büyütmüş; şimdi de oğlunun çocuklarına bakıyor.

Beni de babaannem büyütmemiş olsa belki anlamazdım o kadıncağzı da.

*****

Anne, çocukları her haftasonu alıyor ve saatleri geldiğinde teslim için geri götürüyor. Özellikle küçük olanın, babasının evine yaklaşırken ki davranışları değişiyor.Son durağa doğru, yavaş yavaş gözlerinden yaş gelmeye başlıyor. Arka koltukta yanında oturan ablasına doğru istemsizce sokuluyor. O küçük omuzlarını yukarı aşağı silkiyor, kendi kendine konuşur gibi gitmiycem işte gitmiycem derken minicik dudaklarını büzüyor.

*****

Anne, evin önüne gelince arabayı durduruyor, arka kapıyı açıyor ve çocuklar anne uzanamasın diye öbür kapıya doğru yanaşmaya çalışırken aynı anda “anne, anne” diye ağlaşıyorlar.

Gitmemek için minik elleriyle annenin ellerini itekliyor, arabanın içinde minik gövdeleriyle olabildiğince direnmeye çalışıyorlar. Anne, çocukları götürmek zorunda. Götürmese, teslim etmese hakkında ceza davası açılacak ve belki de zaten sınırlı olan bu görme hakkı bile tamamen elinden alınacak.

*****

Arabadaki bu direniş, aparman merdivenlerinde de koridorlarda da devam ediyor. Babaanneye teslim edilen çocuk, kurtulup kurtulup annesine koşuyor tam anneye kavuştum derken babaanne belinden kavrayıp eve çekiştiriyor. Daha tam dönmeyen diliyle “anneme gidicem, anneme gidicem” diye anlatmaya çalışıyor meramını.

Neden gidemeyeceğini anlayamayarak.

Neden annesiyle kalamayacağını anlayamayarak.

Mahkeme, karar, hüküm, icra, kişisel ilişki süresi onun bu somut dünyasından çok ama çok uzak, onun küçük dünyasına hiç de ait olmayan, anlamsız kavramlar.

Büyüklerin saçma sapan dünyasının kendi duygularını tatminine yarayan kurallar. Bir intikam aracı sadece.

Başka bir şey değil.

*****

Yukarıda yavru köpekçiğe insan evladı gibi dedim ama.

Acaba insan olmayı bırakıp biraz da hayvan mı olsak…

İcrayla Çocuk Alma Dönemi Bitiyor

Adalet Bakanlığı, boşanmış ve boşanma dava sürecinde başvurulan icra daireleri aracılığıyla çocuğun teslim alınması sürecine son vermeyi amaçlayan bir çalışma başlattı.

Hazırlanan kanun tasarısına göre, çocuğun teslim alınmasında mağdur odaklı bir yaklaşım uygulanacağı belirtiliyor. Bu taslağa  (Taslağın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz) göre:

Çocuk Teslimi İşlemleri Nasıl Başlatılacak?

1.Adım: Adli Destek Müdürlüğü’ne Başvuru

Çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararı, yükümlüsü tarafından rızasıyla yerine getirilmediği takdirde diğer taraf veya vekili, çocuğun oturduğu yer adlî destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğüne başvurabilecek. Bundan önce yükümlünün kendi rızası ile çocuğu teslim etmemesi halinde mahkeme ilamı ile herhangi bir icra dairesine başvuruluyordu. Bu taslakla ilamın başvuru mercii değişmiş oluyor.

2.Adım: Yükümlü İle İrtibata Geçilmesi

Talebi alan müdürlük, teslim yükümlüsüyle irtibat kurarak belirlenen gün ve saatte kararda belirtilen koşullarda, herhangi bir işlem veya ihtara gerek kalmaksızın çocuğun bulunduğu adreste, müdürlükte veya belirlenen başka bir yerde karşı tarafa teslimini isteyecek. Önceki durumda, mahkeme ilamı, yükümlüye tebliğe çıkarılıyor ve çocuğu teslime hazır etmesi ihtar ediliyordu.

Çocuğun Teslim Edilmemesi Halinde Ne Yapılacak?

1.Adım: Plan Hazırlanması

Teslim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde talep üzerine müdürlükçe, mümkünse tarafların veya vekillerinin katılımıyla kararın uygulanmasını göstermek amacıyla bir plan hazırlanacak. Mevcut durumda ise İcra İflas Kanununa göre, teslim şartına uyulmadığı takdirde gerekli yolluk, pedagog refakate alınarak icra memuru vasıtasıyla çocuk teslim alınıyor.

Bu planda çocuğun yüksek yararı ve sürecin çocuğun psikolojisine etkisi esas alınarak karar kapsamında tarafların hak, yükümlülük ve sorumlulukları ile plana uyulmaması durumunda uygulanacak yaptırımlar yer alacak.

2.Adım: Planın Aile Mahkemesi Hakiminin Onayına Sunulması

Plan aile hâkiminin onayına sunulacak ve onaylanmış plan hazır olmayan tarafa tebliğ edilecek. Mevcut durumda ise böyle bir plan yapılması koşulu yok, bu nedenle yeni taslak bir kaç bürokratik işlem daha eklemiş. Uygulamada plan gerektiği gibi tebliğ olunmadı, plan uygun değil şeklinde itirazlara yol açabilir. 

3.Adım: Çocuğun Teslim Alınması

Taraflar herhangi bir işlem veya ihtara gerek kalmaksızın yükümlülüklerini plana uygun olarak yerine getirmek zorunda olacak. Mahkeme ilamında, zaten çocuk ile velayet kendisine bırakılmamış ebeveyn arasındaki kişisel ilişki şekli ve süresi belirlenmişken ayrıca bir plan yapılma zorunluluğu tartışılabilir.

Aksi takdirde diğer tarafın talebi üzerine müdürlük tarafından planın gereği zorla yerine getirilecek. Zorla yerine getirme işlemleri adlî destek uzmanları tarafından yürütülecek.

Adlî destek uzmanı bulunmayan yerlerde bu işlemler, adalet komisyonunca görevlendirilen memurlar tarafından sosyal çalışmacı, pedagog, psikolog veya çocuk gelişimcisi gibi bir uzmanın, bunların bulunmadığı yerlerde bir eğitimcinin hazır bulundurulması suretiyle yerine getirilecek.

Adlî destek uzmanı veya görevlendirilen memur, bu fıkra kapsamındaki görevlerini yerine getirirken gerekirse kolluktan yardım alabilir. Kolluk birimleri bu konudaki talepleri derhal yerine getirmek zorunda olacak. Mevcut durumda da çocuğun rızaen teslim edilmemesi durumunda icra memuru kolluktan yardım alıyor. 

Çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulması sırasında talep eden taraf hazır bulunacak. Bugün de bu şekilde uygulanıyor.

Ancak, adlî destek uzmanı veya görevlendirilen memurun gerekli görmesi halinde bu işlem, talep eden tarafın yokluğunda da yapılabilecek. Çocuğun, hiç tanımadığı kişiler tarafından ebeveyninden alınarak talep eden ebeveyni ile buluşmak için bir yere götürülmesi ne derece amaca uygun olur acaba?

Bu madde kapsamında başka yer müdürlüğüne yapılan başvurular derhal çocuğun oturduğu yer müdürlüğüne gönderilecek. Bugün de talimat icra dairesi uygulaması mevcut

Adli Destek Müdürlüğü’nün İşlemlerine Karşı İtiraz ve Şikayet Yolu

Müdürlük tarafından bu madde kapsamında yapılan iş ve işlemler hakkındaki şikayetler, aile mahkemesince 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 16 ilâ 18 inci maddeleri kıyasen uygulanmak suretiyle karara bağlanması planlanıyor.

Çocuk Teslimine Uymayanlara Verilecek Ceza

Çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararı kapsamında hazırlanan plana aykırı hareket edenler ile planın yerine getirilmesini engelleyenler, şikâyet üzerine, altı aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılacak.  Mevcut İcra ve İflas Kanunu’ndaki 341. madde ceza hükmü aynen alınmış.

Hapsin tatbikine başlandıktan sonra planın gereği yerine getirilirse, kişi tahliye edilir; ancak kişi bu hükümden bir defadan fazla yararlanamayacak. Kanunun en çok eleştirilen ve işe yaramamasına neden olan hükmü olan çocuğun teslim edilmesi halinde kişinin tahliye olması, bu taslakta bir defadan fazla yararlanamama koşulu getirilerek daha işlerlik kazanması amaçlanmış.

Ceza Davasında Görevli Mahkeme

Bu fiil sebebiyle açılan davalar aile mahkemesinde görülür ve İcra ve İflas Kanununun 347, 348, 349, 350, 351, 352, 353 ve 354 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanacak. İcra ceza mahkemelerinden aile mahkemelerine taşınması halinde aile mahkemelerinin zaten olağanüstü olan iş yükünün daha da fazla artması mı amaçlanıyor acaba? Şu anda Ankara’da açılan bir davaya ön inceleme duruşması için 9 ay sonrasına gün verilebiliyor, iki duruşma arası 3 aydan kısa olamıyor.

Aile mahkemesinin kararına itiraz edilmesi halinde mahkeme, itirazı incelemesi için dosyayı o yerde aile mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde aile mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde en yakın aile mahkemesine gönderilecek. İtiraz incelemesi neticesinde verilen karar kesin olacak.

Çocuk Teslim Etmeme Nedeniyle Velayetin Değiştirilmesi

Velayete sahip ana veya babanın, plandaki yükümlülüğü haklı bir sebep olmaksızın birden fazla yerine getirmemesi halinde çocuğun menfaati dikkate alınarak velayet sahibi değiştirilebileceği gibi, durum ve koşullara göre velâyet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilecek. Mahkeme, çocuk ile kişisel ilişkiyi düzenleyen kararında bu hususu taraflara ihtar edilecek. Görüldüğü üzere, Adalet Bakanlığı da ortak velayet (kısmi velayet) değil tam velayet üzerinden bir çalışma yapmış. Daha önceki yazılarımda da ortak velayetin bizde çok fazla uygulama alanı bulamayacağı düşüncemi belirtmiştim.

Çocuk Teslim Masraflarını Devlet Karşılayacak

Bu madde kapsamında yapılan giderler, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanacak. Daire dışında yerine getirilen işlemleri yürüten adlî destek uzmanları ile görevlendirilen memurlara 8/5/1991 tarihli ve 3717 sayılı Adli Personel ile Devlet Davalarını Takip Edenlere Yol Gideri ve Tazminat Verilmesi ile 492 sayılı Harçlar Kanununun Bir Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanunun 2 nci maddesi uyarınca ödeme yapılacak. Kanun taslağı ile her bir teslim için icra dosya masrafı, haciz yolluğu ve sosyal hizmet uzmanı ile ulaşım giderlerinin Devlet tarafından karşılanması öngörülüyor. Şu andaki uygulamada, her iki haftada bir yaklaşık 500,00 TL tutarındaki bu giderler çoğu kişi için karşılanması zor miktarlar. 

Sonuç

Şahsi görüşüm bu yeni hazırlanan taslağın aynen kanunlaşması halinde, tek büyük farklılık çocuk tesliminde masrafların devlet tarafından karşılanacak olması. Geri kalan işlemlerin icra müdürlüğünün memurları ya da adli destek memurlarınca yapılması arasında önemli bir fark olamayacağını düşünüyorum. Sonuçta bu işlerin bir şekilde, devletin gücünü arkasına alan kişilerce yapılması zorunluluğu olduktan sonra “ha Ali Kel ha Kel Ali” olmuş ne farkeder?

Tasarıda icra ceza hakimliğinden aile mahkemelerine aktarılmaya çalışılan görevler de amacına hiç bir zaman ulaşmayacak: Birinci olarak, aile mahkemelerinin işleri çok ama çok yoğun. İkinci olarak örneğin ağır ceza hakimlerinin bir günde aile mahkemesine atanıp ertesi gün boşanma dosyasında duruşmaya çıktığı bir düzende aile mahkemesinin hassasiyetini aramak ne derece samimi olabilir ki?

Diğer yandan, devletin kaynaklarını daha iyi amaçlar için kullanması gerekir. Devlet hizmetlerinden yararlananlar da bu hizmetin tam olmasa da küçük bir kısmının bedelini ödemelidirler. Aksi takdirde bu, geri kalan vatandaşlara haksızlık olur. Bu nedenle, ödeme gücü olanlardan dahi çocuk teslimi ücretini almamak sosyal devlet mantığına da terstir, neticede sosyal devletin kaynakları, ihtiyaç duymayanlara dağıtılmış olur ve bu nedenle gerçekten ihtiyaç duyanlar gerekli hizmeti alamazlar.

Benim önerim ise şudur: Bu kadar meşekkatli çalışma yerine iki küçük değişiklik herşeyin düzelmesi için yeterli:

  1. Çocuğun rıza ile teslim edilmemesi halinde yapılan masrafların yükümlüden alınacağı (ki bugün 100 kere de icra yoluyla alsanız masraflar yapana kalıyor) ve
  2. çocuğu teslim etmeyenin 10 gün hapis cezasına çarptırılacağı; bu cezanın çocuk teslim edilse dahi çektirileceği. Mevcut sistemde 6 aya kadar tazyik hapsi deniyor ama şu ana kadar bu suçtan yatana rastlamadım.Adalet bakanlığı bunun istatistiğini açıklarsa memnun olurum.

Bu değişiklikler yapılırsa, oturmuş sistem bozulup yeni baştan yapılmak zorunda da kalınmaz.

Yorumlarınızı bekliyorum. 😉

Velayetin değiştirilmesi davasında rapor alınması

Mahkemece, davacı anne tarafından ikame edilen, ortak çocuklar 2002 doğumlu Gizem Aslıhan ve 2007 doğumlu Yusuf’un velayetlerinin değiştirilmesi davasının reddine karar verilmiştir.

Velayetin düzenlenmesinde asıl olan çocukların üstün yararı ve menfaatidir.

4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5. maddesi gereğince Aile Mahkemesi bünyesinde bulunan psikolog, pedegog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlardan, her iki ebeveyn ve çocuklarla görüşmek suretiyle inceleme ve rapor istenip, tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarına göre çocukların sağlıklı gelişimi için velayeti üstlenmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığı araştırıldıktan sonra, velayet hakkında bir karar verilmesi gerekir.

Somut olayda, mahkemece davalı baba ve müşterek çocuklar yönünden rapor tanzim ettirilmiştir.

Ancak, davacı anne hakkında psikolog, pedegog ve sosyal çalışmacı bilirkişi tarafından velayete ilişkin sosyal inceleme raporu alınmamıştır.

O halde mahkemece, yukarıda belirtilen kıstaslar dikkate alınarak psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan bir heyetten anne ile de ilgili rapor alınarak diğer delillerle birlikle değerlendirildikten sonra, gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.

YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2017/773
Karar Numarası: 2017/5299
Karar Tarihi: 03.05.2017

1-2 yaşındaki çocuğun anneden uzun süre alınmaması gerekir

Velayeti davacı anneye bırakılan ortak çocuk 15.07.2015 doğumlu olup, yaşı itibariyle anne bakım ve şefkatine muhtaçtır.

Müşterek çocuğun yaşı gereği uzun süreli olarak anne yanından ayrılmasının gelişimini olumsuz yönde etkileyeceği dikkate alınarak çocuk ile davalı baba arasında daha kısa süreli ve yatılı olmayacak şekilde kişisel ilişki kurulması gerekir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından ortak çocukla baba arasında kurulan kişisel ilişki yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Velayeti davacı anneye bırakılan ortak çocuk 15.07.2015 doğumlu olup, yaşı itibariyle anne bakım ve şefkatine muhtaçtır. Müşterek çocuğun yaşı gereği uzun süreli olarak anne yanından ayrılmasının gelişimini olumsuz yönde etkileyeceği dikkate alınarak çocuk ile davalı baba arasında daha kısa süreli ve yatılı olmayacak şekilde kişisel ilişki kurulması gerekirken, bu yönün gözetilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2016/480 Karar Numarası: 2017/5640 Karar Tarihi: 09.05.2017

Ortak Velayet Yargıtay Kararı

Ortak Velayet Yargıtay Kararı

Ortak velayet yargıtay kararı, 6684 sayılı Kanun ile, 14 Mart 1985 tarihinde imzalanan “11 Nolu Protokol ile Değişik İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Ek 7 Nolu Protokol”,   25.03.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe girmiştir.

Bu yayınlamadan itibaren anılan uluslararası sözleşme iç hukukumuz halini almıştır.

Ek 7 Nolu Protokol’ün 5. maddesine göre, “Eşler, evlilik bakımından, evlilik süresince ve evliliğin bitmesi halinde, kendi aralarındaki ve çocuklarıyla olan ilişkilerinde, özel hukuk niteliği taşıyan hak ve sorumluluklar açısından eşittir. Bu madde, devletlerin çocuklar yararına gereken tedbirleri almalarına engel değildir”.

Bu hüküm gereğince evliliğin sona ermesi durumunda çocuğun velayetinin her iki ebeveynde kalabilmesinin yani ortak velayet yargıtay kararı kurulmasının önü açılmıştır. Bu konuda ortak velayet nedir başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz.

Buna göre de Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, aile mahkemelerininortak velayet yargıtay kararı doğrultusunda karar verebilmeleri için takdir haklarını kullanabileceğine dair aşağıdaki emsal niteliğindeki kararı almıştır:


T.C. Y A R G I TA Y
2. Hukuk Dairesi
ESAS NO: KARAR NO: 2016/15771 2017/1737

Y A R G I T A Y İ L A M I
İNCELENEN KARARIN:
MAHKEMESİ : Didim(Yenihisar) 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
TARİHİ : 09/02/2016
NUMARASI : 2012/371-2016/46
DAVACI : G
DAVALI : K
DAVA TÜRÜ : Velayet
TEMYİZ EDEN : Davacı
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı baba tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Taraflar İngiliz vatandaşıdır. Davacı baba, evlilik dışı doğan 24/10/2003 doğumlu ortak çocuk Chelsea Lynsey Boyd’un velayetinin anne ve babaya verilmek suretiyle, velayetin ortak düzenlenmesini istemiştir.
Mahkemece özetle; tarafların milli hukukuna göre evlilik dışı doğan çocuklar açısından ortak velayet düzenlemesi mümkün ise de ortak velayet düzenlenmesinin Türk kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Soybağının hükümleri, soybağını kuran hukuka tâbidir. Ancak ana, baba ve çocuğun müşterek millî hukuku bulunuyorsa, soybağının hükümlerine o hukuk, bulunmadığı takdirde müşterek mutad mesken hukuku uygulanır(MÖHUK m. 17/1).
Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hâllerde, Türk hukuku uygulanır.(MÖHUK m.5/1).
Somut olayda çözülmesi gereken uyuşmazlık, “ortak velayet” düzenlenmesinin Türk kamu düzenine açıkça aykırı olup olmadığının belirlenmesine yöneliktir.
Bu bağlamda öncelikle iç hukukumuzdaki yasal düzenlemelere bakmak gerekir. İç hukukumuzda konumuzla ilgili yasal düzenlemeler aşağıdaki gibidir.
Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.
Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır(TMK m. 182/1-2).
Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz.
Hâkim vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın velayeti altında kalırlar(TMK m. 335).
Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velâyeti birlikte kullanırlar.
Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine verebilir.
Velâyet, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir”(TMK m.336).
Ana ve baba evli değilse velâyet anaya aittir.
Ana küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velâyet kendisinden alınmışsa hâkim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velâyeti babaya verir(TMK m.337).
Türkiye Cumhuriyeti adına 14 Mart 1985 tarihinde imzalanan “11 Nolu Protokol ile Değişik İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Ek 7 Nolu Protokol”, 6684 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunarak, 25.03.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe girmiş ve iç hukukumuz halini almıştır. Ek 7 Nolu Protokol’ün 5. maddesine göre, “Eşler, evlilik bakımından, evlilik süresince ve evliliğin bitmesi halinde, kendi aralarındaki ve çocuklarıyla olan ilişkilerinde, özel hukuk niteliği taşıyan hak ve sorumluluklar açısından eşittir. Bu madde, devletlerin çocuklar yararına gereken tedbirleri almalarına engel değildir”.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin Milletlerarası Andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda Milletlerarası Andlaşma hükümleri esas alınır. (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.90/son).
İç hukukla ilgili yasal düzenlemeye baktıktan sonra “kamu düzeni” (ordre puplic) kavramı üzerinde durmak uyuşmazlığın çözümü için yararlı olacaktır.
Kamu düzeninin bütün özelliklerini ifade edecek tam bir tarifini yapmak kolay değildir. Genel bir tanımla; “Kamu düzeni kuralları, bir memlekettte kamu hizmetlerinin iyi yapılmasını, devletin emniyet ve asayişini ve fertler arasındaki münasebetlerde huzur ve ahlak kaidelerine uygunluğu temine yarayan müessese ve kaidelerin tümüdür”. Bu genel çerçeve içerisinde kamu düzeni kuralları bir toplumun temel yapısı ve temel çıkarlarını koruyan kurallar olarak açıklanabilir. (Prof. Dr.Aysel Çelikel-Prof.Dr. B. Bahadır Erdem, Milletlerarası Özel Hukuk 1l.bası-sayfa:149 ).
Genel olarak; hukuk sisteminin toplumsal kalkınmayı hedefleyen ve kişisel hak ve özgürlükleri koruyan temel prensipleri, anayasanın temel ilkeleri ve toplumda cari olan örf-âdet ve ahlk telakkileri, kamu düzenini temsil eden değerler olarak ifade edilebilir ve bu değerlerle açık bir şekilde uyuşmayan yabancı hukukun veya yabancı hukuk hükmünün kamu düzenine aykırı sayılarak uygulanmayacağı söylenebilir. Yabancı hukukun veya yabancı hukuk hükmünün somut olayda tatbiki ile ortaya çıkaracağı sonuç, yukarıda belirtilen temel ilke ve değerler karşısında da tahammül edilmez bir durum yaratmakta ise, yabancı hukukun kamu düzenini açıkça ihlal ettiğinden bahisle yabancı hukuk uygulanmaz. Burada, yabancı hukukun tatbikini engelleyen kamu düzeninin “menfî etkisi”nden bahsedilir. Kamu düzeni kavramı geniş, muğlâk, izafî ve değişkendir(Prof.Dr.Cemal Şanlı-Doç.Dr.Emre Esen- Yrd.Doç.İnci Ataman-Figanmeşe, Milletlerarası Özel Hukuk-4.Bası-sayfa: 72-73-78).
Türk hukukunda kamu düzeni (ordre puplic, amme intizamı) yabancı hukukun tatbikini önleyen istisnaî bir göreve sahiptir. Kanunlar ihtilâfı kaidelerimizce yetkilendirilen yabancı hukuk ülkenin kamu düzenine “açıkça” aykırılık teşkil etmemesi şartıyla tatbik olunma imkânına sahiptir(MÖHUK m.5). Şu halde, kamu düzeni bizim için kanunlar ihtilâfı hukukuna ait tek taraflı bir “bağlanma kaidesi” değildir. Aksine kanunlar ihtilâfı kaidemizin gösterdiği yabancı hukuk nizamının tatbiki prensibinin bir istisnasıdır(Prof.Ergin Nomer-Prof.Cemal Şanlı, Devletler Hususî Hukuk, 18.bası-sayfa:l59)
“…Esasa uygulanan hukukun Türk Hukukunda farklı olması ya da Türk Hukukunun emredici kurallarına aykırı olması gibi nedenlerle yabancı kararın tenfizi reddedilemez. Burada esas alınması gereken kıstas, yabancı ilamın Türk Hukukunda bir veya birden çok kanun hükümlerine aykırı bulunmasından çok, Türk Hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına ve hukuk siyasetine, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklere milletlerarası alanda geçerli ortak ve kabul görmüş hukuk prensiplerine, ikili anlaşmalara, gelişmiş toplumların ortak benimsedikleri ahlak ve adalet anlayışına, medeniyet seviyesine siyasi ve ekonomik rejimine bakmak olmalıdır” (10.02.2012 tarih ve 2010/1 E, 2012/1 K.saylı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı).
Yukarıda değinilen iç hukukumuz ve kamu düzeni kavramı ile ilgili açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde “ORTAK VELAYET” DÜZENLENMESİNİN, TÜRK KAMU DÜZENİNE “AÇIKÇA” AYKIRI OLDUĞUNU YA DA TÜRK TOPLUMUNUN TEMEL YAPISI VE TEMEL ÇIKARLARINI İHLAL ETTİĞİNİ SÖYLEMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR.
O halde mahkemece, MÖHUK m. 17/1 gereğince, İngiliz vatandaşı olan tarafların müşterek milli hukuklarındaki velayete ilişkin düzenlemeler dikkate alınarak, işin esasına girilip tüm deliller birlikte değerlendirilerek “ortak velayet” istemine ilişkin davayla ilgili bir karar vermek gerekirken, istemin Türk kamu düzenine aykırı olduğu belirtilmek suretiyle, yazılı şekilde hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 20.02.2017

ortak velayet yargıtay kararı

Ortak Velayet Nedir?

Velayet Ne Anlama Gelir?

Velâyet, çocukların bakım, koruma ve çeşitli yönlerden yetiştirilmelerini sağlamak amacıyla ana babanın, çocukların, şahısları ve malları üzerinde haiz oldukları hak, yetki ve ödevlerdir. (Hukuk Genel Kurulu’nun 16.10.1991 gün ve 360-502 sayılı kararı)

Velayet hakkı kullanılır iken çocuğun bedeni, fikri ve özellikle psikolojik gelişmesine özen gösterilmesi ve gerek bedeni, gerek ruh sağlığı açısından çocuk üzerinde olumsuz etki bırakılacak söz ve davranışlardan sakınılması gerekir.

Çağdaş hukukta, velayet öncelikle görevdir. Ana baba, velayet nedeniyle kendilerine yüklenen ödevleri yerine getirmekle yükümlüdürler. Velayet, çocuğun menfaatine kullanılması gereken bir yetkiler yumağıdır. Bu nedenle, velayetin kapsadığı yetkiler, kötüye kullanmaya karşı çok duyarlıdır.

Velayet Neye Göre Belirlenir?

Ayrılık ve boşanma durumunda velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük yararlarıdır. Buna göre, velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır.

Velayet, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle bu konuda ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.

Evlilik Dışı Çocukların Velayeti Kime Aittir?

Ana ve baba evli değilse velayet anaya aittir.

Ana, küçük kısıtlı veya ölmüş ya da velayet kendisinden alınmışsa hakim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velayeti babaya verir. (TMK.337/1-2)

Evlilik Devam Ederken Velayet Kime Aittir?

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 336. maddesi uyarınca “Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırlar. Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine verebilir.”

Boşanmada Velayet Kime Bırakılır?

Boşanma durumunda 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 336 f. III hükmüne göre velâyet hakkının kime verileceğini aile mahkemesi hâkimi belirler.

Velâyet kamu düzenine ilişkin olduğundan yargılamanın her aşamasında dikkate alınması gerekir. Velayetin düzenlenmesi kamu düzenine ilişkin olduğundan velayet hakkına sahip olanın davayı kabul açıklaması bu tür davalarda tek başına sonuç doğurmaz

Velâyetin kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle, aile mahkemesi hakimi, velayet konusunda karar vermeden önce kendiliğinden araştırma yapar.  Çocukla ilgili koruma ve tedbirleri hakim kendiliğinden gözetir.

Boşanma davasında velâyetin düzenlenmesinin kamu düzenine ilişkin olmasının bir sonucu olarak velâyet hakkının ana babadan birine verilmesi zorunlu bir kural değildir. 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun m. 348 hükmünde öngörülen durumlar gerçekleşmişse hâkim 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun m. 182 maddesinin kendisine tanıdığı takdir hakkını kullanarak velâyeti hem anadan hem de babadan alınmasına ve çocuğun üçüncü kişiye verilmesine veya bir kuruma yerleştirilmesine karar verebilir.

Velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğuracağı onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır.

Bu kapsamda, çocuğun cinsiyeti, doğum tarihi, eğitim durumu, kimin yanında okumakta olduğu, talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenmediği, sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği gibi özel durumuna ilişkin hususlar göz önünde tutulmalıdır.

Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır. Bu nedenle, mahkemece çocuğu başkasına bırakma, ihmal etme, kaçırma, iradi olarak terk etme, yönlendirme hususları ile tarafın velayet talebinin olup olmaması, şiddet uygulaması, sadakatsizliği, ekonomik durumu, mesleği, yaşadığı ortam, kötü davranışı, alkol bağımlılığı, sağlığı, dengesiz davranışları dikkate alınmalıdır. (YHGK, 22.01.2014, E. 2013/2-2085, K. 2014/30)

Ana-Babanın Velayeti İstememesi Halinde Çocuğun Durumu

Hem ana hem babanın velâyeti istememesi durumunda 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun m. 347 maddesi ve 2828 sayılı hükümlerine göre karar verilir.

Ortak velayet nedir, ortak velayet nasıl düzenlenir
Ortak velayet nedir, ortak velayet nasıl düzenlenir

Boşanma Halinde Ortak Velayet

Türkiye Cumhuriyeti adına 14 Mart 1985 tarihinde imzalanan “11 No’lu Protokol ile Değişik İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’ye Ek 7 No’lu Protokol”ün onaylanması 25 Mart 2016 Tarihli ve 29664 Sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan 6684 sayılı kanunla uygun bulunmuştur.

Ek 7 No’lu Protokol”ün 5. maddesi hükmüne göre; “Eşler evliliğin sona ermesi durumunda, çocukları ile ilişkilerinde medeni haklar ve sorumluluklardan eşit şekilde yararlanırlar.”

Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar “kanun” hükmündedir. usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası “andlaşma” hükümlerine göre karar verilmesi zorunludur.

Çocuğun güvenliğine ve üstün yararına aykırı olduğuna dair dava dosyasında yeterli olgu ve delil bulunmadığı anlaşıldığı takdirde aile mahkemesi tarafından ortak velayete hükmedilmesi artık mümkündür.

Ortak Velayet Nasıl Düzenlenir?

  • Kabul edilen yeni kanunla birlikte, evliliğin boşanmayla sonlanması halinde ortak velayet asıl olup velayetin eşlerden birine verilmesi istisna olmuştur.
  • Ortak velayet verilmesi zorunlu değildir. Tarafların ortak velayet talebi çocuğun güvenliği ve üstün yararına aykırı ise yahut ortak velayetin çekişmeye yol açacağı ortaya konulursa önceden olduğu gibi çocuğun velayeti eşlerden birine bırakılmalıdır.  Ebeveynlerin her ikisi de velayeti yürütmeye elverişli değilse vasi atanması için vesayet makamına ihbarda bulunulur.
  • İdrak çağındaki çocuk, velâyeti konusunda mutlaka dinlendikten sonra çocuğun istekleri koşulları uygunsa göz önüne alınır.
  • Çocuğun giderlerine taraflar kural olarak eşit şekilde katılırlar. Ortak velayet düzenlemesi yapılmışsa talep halinde her bir eşin yapacağı katkı miktarı, yani iştirak nafakası mahkemece belirlenir.
  • Ortak velayet konusunda verilen karar kesin hüküm oluşturmaz. Verilmiş olan ortak velayet hükmü aleyhine aile mahkemesinde her zaman dava açılarak değiştirilmesi talep edilebilir.

Şahsi Görüşüm

Ortak velayet, ülkemiz uygulaması için çok yeni, henüz üzerinde düşünülmemiş ve konuşulmamış problemleri de beraberinde getirecek. Bugün için bir yenilik gibi sunulan ortak velayet kavramı, belki de eskiden olduğundan daha fazla sorunlara ve davalara yol açacak.

Ortak velayet şekliyle karar verilmiş hükümlerin en geç 1-2 yıl içinde şiddetli çekişmelere yol açacağını ve eski sistemdekine uydurulmak üzere tekrar tekrar mahkemeye başvurulacağını öngörmek bu nedenle zor değil.

Hukuk sistemleri, elbetteki günün koşullarına uygun olarak değişmeli ve yenilikleri takip etmeli. Ancak insan doğasının değişmediği, değişenin sadece teknolojik aparatlar olduğu da gözönünde tutularak işe yarayan, yılların bilgi birikimi, tecrübesini içeren kurallar korunmalı.

Her yenilik, iyiye doğru atılmış bir adım olmayabilir.


ORTAK VELAYET İLE İLGİLİ GEREKÇELİ KARARIN TAMAMI*
T.C.
Y A R G I TA Y
2. Hukuk Dairesi
ESAS NO: KARAR NO:
2016/15771 2017/1737
Y A R G I T A Y İ L A M I
İNCELENEN KARARIN:
MAHKEMESİ : Didim(Yenihisar) 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
TARİHİ : 09/02/2016
NUMARASI : 2012/371-2016/46
DAVACI : G
DAVALI : K
DAVA TÜRÜ : Velayet
TEMYİZ EDEN : Davacı
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı baba tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Taraflar İngiliz vatandaşıdır. Davacı baba, evlilik dışı doğan 24/10/2003 doğumlu ortak çocuk Chelsea Lynsey Boyd’un velayetinin anne ve babaya verilmek suretiyle, velayetin ortak düzenlenmesini istemiştir.

Ortak velayet yargıtay kararı, 6684 sayılı yasa ile onaylanarak Resmi Gazetede yayınlanan 1985 tarihli uluslararası sözleşmeye dayanarak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin ortak velayetin düzenlenebileceğine dair aile mahkemelerine takdir hakkı tanıyan emsal niteliğinde karardır.
Ortak velayet yargıtay kararı, 6684 sayılı yasa ile onaylanarak Resmi Gazetede yayınlanan 1985 tarihli uluslararası sözleşmeye dayanarak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin ortak velayetin düzenlenebileceğine dair aile mahkemelerine takdir hakkı tanıyan emsal niteliğinde karardır.

Mahkemece özetle; tarafların milli hukukuna göre evlilik dışı doğan çocuklar açısından ortak velayet düzenlemesi mümkün ise de ortak velayet düzenlenmesinin Türk kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Soybağının hükümleri, soybağını kuran hukuka tâbidir. Ancak ana, baba ve çocuğun müşterek millî hukuku bulunuyorsa, soybağının hükümlerine o hukuk, bulunmadığı takdirde müşterek mutad mesken hukuku uygulanır(MÖHUK m. 17/1).
Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hâllerde, Türk hukuku uygulanır.(MÖHUK m.5/1).
Somut olayda çözülmesi gereken uyuşmazlık, “ortak velayet” düzenlenmesinin Türk kamu düzenine açıkça aykırı olup olmadığının belirlenmesine yöneliktir.
Bu bağlamda öncelikle iç hukukumuzdaki yasal düzenlemelere bakmak gerekir. İç hukukumuzda konumuzla ilgili yasal düzenlemeler aşağıdaki gibidir.
Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.
Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır(TMK m. 182/1-2).
Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz.
Hâkim vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın velayeti altında kalırlar(TMK m. 335).
Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velâyeti birlikte kullanırlar.
Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine verebilir.
Velâyet, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir”(TMK m.336).
Ana ve baba evli değilse velâyet anaya aittir.
Ana küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velâyet kendisinden alınmışsa hâkim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velâyeti babaya verir(TMK m.337).
Türkiye Cumhuriyeti adına 14 Mart 1985 tarihinde imzalanan “11 Nolu Protokol ile Değişik İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Ek 7 Nolu Protokol”, 6684 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunarak, 25.03.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe girmiş ve iç hukukumuz halini almıştır. Ek 7 Nolu Protokol’ün 5. maddesine göre, “Eşler, evlilik bakımından, evlilik süresince ve evliliğin bitmesi halinde, kendi aralarındaki ve çocuklarıyla olan ilişkilerinde, özel hukuk niteliği taşıyan hak ve sorumluluklar açısından eşittir. Bu madde, devletlerin çocuklar yararına gereken tedbirleri almalarına engel değildir”.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin Milletlerarası Andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda Milletlerarası Andlaşma hükümleri esas alınır. (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.90/son).
İç hukukla ilgili yasal düzenlemeye baktıktan sonra “kamu düzeni” (ordre puplic) kavramı üzerinde durmak uyuşmazlığın çözümü için yararlı olacaktır.
Kamu düzeninin bütün özelliklerini ifade edecek tam bir tarifini yapmak kolay değildir. Genel bir tanımla; “Kamu düzeni kuralları, bir memlekettte kamu hizmetlerinin iyi yapılmasını, devletin emniyet ve asayişini ve fertler arasındaki münasebetlerde huzur ve ahlak kaidelerine uygunluğu temine yarayan müessese ve kaidelerin tümüdür”. Bu genel çerçeve içerisinde kamu düzeni kuralları bir toplumun temel yapısı ve temel çıkarlarını koruyan kurallar olarak açıklanabilir. (Prof. Dr.Aysel Çelikel-Prof.Dr. B. Bahadır Erdem, Milletlerarası Özel Hukuk 1l.bası-sayfa:149 ).
Genel olarak; hukuk sisteminin toplumsal kalkınmayı hedefleyen ve kişisel hak ve özgürlükleri koruyan temel prensipleri, anayasanın temel ilkeleri ve toplumda cari olan örf-âdet ve ahlk telakkileri, kamu düzenini temsil eden değerler olarak ifade edilebilir ve bu değerlerle açık bir şekilde uyuşmayan yabancı hukukun veya yabancı hukuk hükmünün kamu düzenine aykırı sayılarak uygulanmayacağı söylenebilir. Yabancı hukukun veya yabancı hukuk hükmünün somut olayda tatbiki ile ortaya çıkaracağı sonuç, yukarıda belirtilen temel ilke ve değerler karşısında da tahammül edilmez bir durum yaratmakta ise, yabancı hukukun kamu düzenini açıkça ihlal ettiğinden bahisle yabancı hukuk uygulanmaz. Burada, yabancı hukukun tatbikini engelleyen kamu düzeninin “menfî etkisi”nden bahsedilir. Kamu düzeni kavramı geniş, muğlâk, izafî ve değişkendir(Prof.Dr.Cemal Şanlı-Doç.Dr.Emre Esen- Yrd.Doç.İnci Ataman-Figanmeşe, Milletlerarası Özel Hukuk-4.Bası-sayfa: 72-73-78).
Türk hukukunda kamu düzeni (ordre puplic, amme intizamı) yabancı hukukun tatbikini önleyen istisnaî bir göreve sahiptir. Kanunlar ihtilâfı kaidelerimizce yetkilendirilen yabancı hukuk ülkenin kamu düzenine “açıkça” aykırılık teşkil etmemesi şartıyla tatbik olunma imkânına sahiptir(MÖHUK m.5). Şu halde, kamu düzeni bizim için kanunlar ihtilâfı hukukuna ait tek taraflı bir “bağlanma kaidesi” değildir. Aksine kanunlar ihtilâfı kaidemizin gösterdiği yabancı hukuk nizamının tatbiki prensibinin bir istisnasıdır(Prof.Ergin Nomer-Prof.Cemal Şanlı, Devletler Hususî Hukuk, 18.bası-sayfa:l59)
“…Esasa uygulanan hukukun Türk Hukukunda farklı olması ya da Türk Hukukunun emredici kurallarına aykırı olması gibi nedenlerle yabancı kararın tenfizi reddedilemez. Burada esas alınması gereken kıstas, yabancı ilamın Türk Hukukunda bir veya birden çok kanun hükümlerine aykırı bulunmasından çok, Türk Hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına ve hukuk siyasetine, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklere milletlerarası alanda geçerli ortak ve kabul görmüş hukuk prensiplerine, ikili anlaşmalara, gelişmiş toplumların ortak benimsedikleri ahlak ve adalet anlayışına, medeniyet seviyesine siyasi ve ekonomik rejimine bakmak olmalıdır” (10.02.2012 tarih ve 2010/1 E, 2012/1 K.saylı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı).
Yukarıda değinilen iç hukukumuz ve kamu düzeni kavramı ile ilgili açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde “ORTAK VELAYET” DÜZENLENMESİNİN, TÜRK KAMU DÜZENİNE “AÇIKÇA” AYKIRI OLDUĞUNU YA DA TÜRK TOPLUMUNUN TEMEL YAPISI VE TEMEL ÇIKARLARINI İHLAL ETTİĞİNİ SÖYLEMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR.
O halde mahkemece, MÖHUK m. 17/1 gereğince, İngiliz vatandaşı olan tarafların müşterek milli hukuklarındaki velayete ilişkin düzenlemeler dikkate alınarak, işin esasına girilip tüm deliller birlikte değerlendirilerek “ortak velayet” istemine ilişkin davayla ilgili bir karar vermek gerekirken, istemin Türk kamu düzenine aykırı olduğu belirtilmek suretiyle, yazılı şekilde hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 20.02.2017

*Karar metni Ömer Uğur Gençcan’dan alınmıştır.

3 Çocuktan 1’inin Velayeti Babaya Veriliyor

çocuk velayeti, çocuk velayeti nasıl alınır, çocuk velayet davaları, çocuk velayetleri, çocuk velayeti babaya verilir mi, çocuk velayeti kime verilir, çocuk velayet davası, çocuk velayeti alma, çocuk velayetleri hangi hallerde babaya verilir 3 Çocuktan 1’inin Velayeti Babaya Veriliyor yazısına devam et

Kaç yaşındaki çocuk mahkemede dinlenir?

Boşanma davaları söz konusu olduğunda cevabı en çok merak edilen sorulardan biri de çocukların mahkemede dinlenip dinlenmeyeceği, hangi ebeveynde kalmayı seçip seçemeyecekleri, bu konuda görüşlerinin alıp alınmayacağıdır. Kaç yaşındaki çocuk mahkemede dinlenir? yazısına devam et