Kategori arşivi: Velayet Davası

Velayet Görevinin Kötüye Kullanılması

velayetin kötüye kullanılması davası, velayeti annede olan çocuğun babasının hakları, velayeti kötüye kullanmanın cezası var mıdır, velayet hakkının kullanılması

VELAYET GÖREVİNİN KÖTÜYE KULLANILMASI

Velayet görevinin kötüye kullanılması konusundaki incelemeye öncelikle velayet hak ve görevinin neleri kapsadığını anlatmakla başlamak gerekir. 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre velayet görevleri, çocukların bakım, öğretim ve korunması ile temsil görevlerini kapsamaktadır.

Velayet görevi, aynı zamanda ana-babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına ilişkin hakları, ödevleri yetkileri ve yükümlülükleri de içermektedir.

Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocukların şahıslarına bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir.

Bu bağlamda ana-babanın sağlayacağı eğitim ile istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır.

Bununla birlikte ayrılık ve boşanma durumlarında velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük yararlarıdır.

Yani velayetin düzenlenmesinde asıl amaç, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır.

Velayet, kamu düzenine ilişkin olup bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.

Bununla birlikte velayetin kaldırılması ve değiştirilmesi şartları gerçekleşmedikçe, ana ve babanın velayet görevlerine müdahale olunamaz.

YHGK 15-4-1992 T 1992-2-140 E 1992-248 K. ile 22.01.2014 gün ve 2013/2-2085 E. 2014/30 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, boşanma ile düzenlenen velayetin değiştirilebilmesi için velayet kendisine verilen tarafın ya da velayete konu çocuğun durumunda boşanma hükmünden sonra esaslı değişikliklerin olması şarttır. Bunun yanında ayrıca esaslı değişikliğin önemli ve sürekli olması da gerekmektedir.

4721 sayılı TMK’nun konuya ilişkin 324. maddesi şu düzenlemeyi içermektedir:

“Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür. Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir.”

Bu maddeye göre velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğuracağı onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalı ve velayet görevinin kötüye kullanılması iddiası araştırılmalıdır.

Bu kapsamda:

  • çocuğun cinsiyeti,
  • doğum tarihi,
  • eğitim durumu,
  • kimin yanında okumakta olduğu,
  • talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenmediği,
  • sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği

gibi özel durumuna ilişkin hususlar göz önünde tutulmalıdır.

Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır:

Bu nedenle, mahkemece velayet görevinin kötüye kullanılması iddiası araştırılırken:

  • çocuğu başkasına bırakma,
  • ihmal etme,
  • kaçırma,
  • iradi olarak terk etme,
  • yönlendirme hususları ile

tarafın

  • velayet talebinin olup olmaması,
  • şiddet uygulaması,
  • sadakatsizliği,
  • ekonomik durumu,
  • mesleği,
  • yaşadığı ortam,
  • kötü davranışı,
  • alkol bağımlılığı,
  • sağlığı,
  • dengesiz davranışları

dikkate alınmalıdır.

Velayet görevinin kötüye kullanılması yukarıda belirtilen çerçevede somut olaylara göre tespit edilir ve sonuçta velayet görevinin kötüye kullanılması varsa çocuğun velayetinin değiştirilmesine ya da kaldırılmasına karar verilebilir.

Erkek Çocuğun Velayeti

erkek çocuğun velayeti anneden nasıl alınır, erkek çocuğun velayetini baba nasıl alır, erkek çocuğun velayetinin babaya verilmesi, erkek çocuğun velayeti kaç yaşında babaya verilir, erkek çocuğun velayeti hangi durumlarda babaya verilir, erkek çocuğun velayeti kime verilir, erkek çocuğu velayeti kime verilir, 3 yaşındaki erkek çocuğun velayeti kime verilir, 6 yaşındaki erkek çocuğun velayeti kime verilir, 10 yaşındaki erkek çocuğun velayeti kime verilir, 7 yaşındaki erkek çocuğun velayeti kime verilir, anlaşmalı boşanmada erkek çocuğun velayeti kime verilir

Erkek Çocuğun Velayeti Hangi Durumlarda Babaya Verilir

Velayet düzenlemesinde; çocukla ana ve baba yararının çatışması halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gereklidir. Çocuğun yararı ise; çocuğun bedensel, fikri ve ahlaki bakımdan en iyi şekilde gelişebilmesi ve böyle bir gelişmenin gerçekleştirilmesi için, çocuğa sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmış olmasıdır.

Çocuğun bu konulardaki üstün yararını belirlerken; çocuk yetişkin biri olmuş olsaydı, kendisini ilgilendiren bir olayda, kendi yararı için ne gibi bir karar verebilecekti ise çocuk için karar verme makamındaki kişinin de aynı yönde vermesi gerekir; yani çocuğun farazi düşüncesi esas alınmalıdır.

Velayet kamu düzenine ilişkin olup, re’sen araştırma ilkesi geçerlidir. Bu nedenle yargılama sırasında meydana gelen gelişmelerin bile göz önünde tutulması gerekir.

10 yaşındaki erkek çocuğun velayeti kime verilir

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. maddesi ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin 3. ve 6. maddeleri iç hukuk tarafından yeterli idrake sahip olduğu kabul edilen çocuklara, kendilerini ilgilendiren davalarda görüşlerini ifade etmeye olanak tanınmasını ve görüşlerine gereken önemin verilmesi gerektiğini öngörmektedir.

Bu bakımdan idrak çağında olduğu kabul edilecek çocuğun mahkemece veya istinabe suretiyle eğitim, kültür, yaşam olanakları bakımından nerede yaşamak istediği konusunda bilgilendirilmesi gerekir.

Bu bilgilendirmeden sonra idrak çağındaki çocuğa velayet hakkındaki tercihinin kendisinden sorulması, çocuğun halen nerede ve kiminle yaşağı tespit edilerek, psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı niteliğindeki uzman veya uzmanlardan 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5, maddesi uyarınca sosyal inceleme raporu istenerek, tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucu uyarınca karar verilmesi gereklidir.

Yargıtay uygulamasına göre 8 yaş ve üzeri çocuklar idrak çağında kabul edilmektedir. Yani çocuğun idrak yaşı 8 yaş ve üzeridir. Bu yaştan itibaren velayete ilişkin karar verilmeden önce çocuğun görüşü alınmalı ve yukarıda belirtilen incelemeler yapılmalıdır.

Velayet hususu, çocukları ilgilendiren konuların en başında gelir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür.

Ancak, yargıtay bu şekilde verilen bir yerel mahkeme kararını aşağıdaki gerekçelerle bozmuştur:

“Mahkemece; “yaşı nedeniyle idrak çağında bulunan ortak çocuk velayet tercihini baba yönünde kullanması ve sosyal inceleme raporunda da velayetin babaya verilmesi yönünde görüş bildirilmesine rağmen, babanın ortak çocuğu kendi ailesinin yanına bıraktığı, bakım ve ihtiyaçlarıyla babanın anne ve babasının ilgilendiği, babanın velayet görevini yerine getirmediği ve annenin velayet görevini yerine getirebilecek yeterliliğe sahip olduğu” gerekçesiyle ortak çocuğun velayeti davalı-karşı davacı anneye bırakılmış ise de; davacı-karşı davalı baba iş bulamadığı için yaşadığı çocuğun ve ailesinin bulunduğu bir süre dönemediğini, sonrasında yerleştiğini beyan etmiş olup, ortak çocuğun velayet konusunda görüşlerine başvurulduğu tarih dikkate alındığında 13.09.2013 günlü beyanı sonrası yaşadığı veya yaşamak istediği ortamı değerlendirmesine imkan verecek, dolayısıyla velayeti konusunda görüşünün yeniden alınmasını gerektirecek ölçüde uzun süre geçtiği de gözetilerek, ortak çocuğun yeniden bizzat ya da istinabe yoluyla eğitim, kültür, yaşam olanakları bakımından nerede yaşamak istediği konusunda bilgilendirilerek, velayet hakkındaki tercihinin hakim tarafından kendisinden sorulması () ve babanın yaşam koşullarının değiştiğine ilişkin beyanları bakımından yeniden psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı niteliğindeki uzman veya uzmanlardan (4787 sayılı Kanun m.5) ortak çocuğun anne ve baba yanındaki barınma ve yaşama koşullarını da değerlendirir içerikte sosyal inceleme raporu alınması ve tüm deliller birlikte değerlendirilip, ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuğun menfaatine olacağı tespit edilip sonucuna göre karar verilmesi amacıyla hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.”

Bir İntikam Aracı Olarak “Çocuk”

Bundan yaklaşık 25-26 yıl kadar önceydi. Babamın ortağı olduğu işyerinin geniş ve nispeten korunmasız bir bahçesi vardı. Buranın güvenliğini sağlamak için bekçi köpeği besliyorduk.

*****

Bir gün, hangi aklı evvele uyduk hatırlamıyorum ama, babamın ortağının oğlu 2 aylık olduğunu söylediği bir yavru getirdi. Sarı-siyah tüylü, henüz çok küçük, sevimli mi sevimli bir yavru. Bıraksalar bütün gün oynayabileceğiniz inanılmaz tatlı bir yaratık 🙂

*****

Ama bir sorun vardı: Yavru köpek hiç bir şey yemiyordu ve sürekli olarak mırıl mırıl, bazen de yakarışı andıran sesler çıkarıyordu. Hayır, düpedüz ağlıyordu.

Yavru köpekçik ağladı. Köpek türünün huylarını bilenler bir kaç güne alışır dediler. Alışmadı. Gün ve gece boyunca, kulübesinin önünde, küçücük tasması boynunda, Ankara yazının sıcağında bile neredeyse hiç dokunmadığı su ve yemek kabı önünde, ağladı.

*****

Sonunda yavruyu getirendi sanırım, sorunun nedenini itiraf etmişti: Gelen yavru henüz daha iki aylık bile değildi. Annesinden belki de 20-30 günlükken ayırmışlar ve para için bize satmışlardı.

Neticede zamanından önce ayrıldığı yuvası için gözümün önünde günlerce yaş döktü, insan evladı gibi ağıt yaktı.

İnsan evladı gibi dedim ama gibisi fazla.

*****

Bugün, bir kadın müvekkilemin, çocuğu babaya teslimi sırasında çektiği videoyu izledim. Kadınla koca arasında uzun zamandan beri geçimsizlik söz konusu. Yollar ayrılmış ama nasılsa olan biri 4, diğeri 5,5 yaşındaki iki çocuk için yaşam aynı evde devam etmiş.

Sonunda adam aldatıldığını öğrenmiş ve hatta kadının cep telefonunda bir takım görüntüler de bulmuş.

Boşanma için mahkemeye başvurup elindeki görüntüleri de dosyaya sununca, bu görüntülerden etkilenen mahkeme çocukların velayetini babaya bırakmış.

Senden anne olmaz, demiş.

Velayet babaya bırakılınca anneyle de çocuklar arasında kişisel ilişki kuruluyor tabi: Hafta sonu bir gün, o da saat 10’dan akşam 18’e kadar.

Kadın da çalışıyor adam da. Dolayısıyla çocuklara zaten bir başkası bakacak hafta içi. Bu kişi de bulunmuş: Kocanın annesi. Önce oğluna bakmış yıllarca, büyütmüş; şimdi de oğlunun çocuklarına bakıyor.

Beni de babaannem büyütmemiş olsa belki anlamazdım o kadıncağzı da.

*****

Anne, çocukları her haftasonu alıyor ve saatleri geldiğinde teslim için geri götürüyor. Özellikle küçük olanın, babasının evine yaklaşırken ki davranışları değişiyor.Son durağa doğru, yavaş yavaş gözlerinden yaş gelmeye başlıyor. Arka koltukta yanında oturan ablasına doğru istemsizce sokuluyor. O küçük omuzlarını yukarı aşağı silkiyor, kendi kendine konuşur gibi gitmiycem işte gitmiycem derken minicik dudaklarını büzüyor.

*****

Anne, evin önüne gelince arabayı durduruyor, arka kapıyı açıyor ve çocuklar anne uzanamasın diye öbür kapıya doğru yanaşmaya çalışırken aynı anda “anne, anne” diye ağlaşıyorlar.

Gitmemek için minik elleriyle annenin ellerini itekliyor, arabanın içinde minik gövdeleriyle olabildiğince direnmeye çalışıyorlar. Anne, çocukları götürmek zorunda. Götürmese, teslim etmese hakkında ceza davası açılacak ve belki de zaten sınırlı olan bu görme hakkı bile tamamen elinden alınacak.

*****

Arabadaki bu direniş, aparman merdivenlerinde de koridorlarda da devam ediyor. Babaanneye teslim edilen çocuk, kurtulup kurtulup annesine koşuyor tam anneye kavuştum derken babaanne belinden kavrayıp eve çekiştiriyor. Daha tam dönmeyen diliyle “anneme gidicem, anneme gidicem” diye anlatmaya çalışıyor meramını.

Neden gidemeyeceğini anlayamayarak.

Neden annesiyle kalamayacağını anlayamayarak.

Mahkeme, karar, hüküm, icra, kişisel ilişki süresi onun bu somut dünyasından çok ama çok uzak, onun küçük dünyasına hiç de ait olmayan, anlamsız kavramlar.

Büyüklerin saçma sapan dünyasının kendi duygularını tatminine yarayan kurallar. Bir intikam aracı sadece.

Başka bir şey değil.

*****

Yukarıda yavru köpekçiğe insan evladı gibi dedim ama.

Acaba insan olmayı bırakıp biraz da hayvan mı olsak…

İcrayla Çocuk Alma Dönemi Bitiyor

Adalet Bakanlığı, boşanmış ve boşanma dava sürecinde başvurulan icra daireleri aracılığıyla çocuğun teslim alınması sürecine son vermeyi amaçlayan bir çalışma başlattı.

Hazırlanan kanun tasarısına göre, çocuğun teslim alınmasında mağdur odaklı bir yaklaşım uygulanacağı belirtiliyor. Bu taslağa  (Taslağın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz) göre:

Çocuk Teslimi İşlemleri Nasıl Başlatılacak?

1.Adım: Adli Destek Müdürlüğü’ne Başvuru

Çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararı, yükümlüsü tarafından rızasıyla yerine getirilmediği takdirde diğer taraf veya vekili, çocuğun oturduğu yer adlî destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğüne başvurabilecek. Bundan önce yükümlünün kendi rızası ile çocuğu teslim etmemesi halinde mahkeme ilamı ile herhangi bir icra dairesine başvuruluyordu. Bu taslakla ilamın başvuru mercii değişmiş oluyor.

2.Adım: Yükümlü İle İrtibata Geçilmesi

Talebi alan müdürlük, teslim yükümlüsüyle irtibat kurarak belirlenen gün ve saatte kararda belirtilen koşullarda, herhangi bir işlem veya ihtara gerek kalmaksızın çocuğun bulunduğu adreste, müdürlükte veya belirlenen başka bir yerde karşı tarafa teslimini isteyecek. Önceki durumda, mahkeme ilamı, yükümlüye tebliğe çıkarılıyor ve çocuğu teslime hazır etmesi ihtar ediliyordu.

Çocuğun Teslim Edilmemesi Halinde Ne Yapılacak?

1.Adım: Plan Hazırlanması

Teslim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde talep üzerine müdürlükçe, mümkünse tarafların veya vekillerinin katılımıyla kararın uygulanmasını göstermek amacıyla bir plan hazırlanacak. Mevcut durumda ise İcra İflas Kanununa göre, teslim şartına uyulmadığı takdirde gerekli yolluk, pedagog refakate alınarak icra memuru vasıtasıyla çocuk teslim alınıyor.

Bu planda çocuğun yüksek yararı ve sürecin çocuğun psikolojisine etkisi esas alınarak karar kapsamında tarafların hak, yükümlülük ve sorumlulukları ile plana uyulmaması durumunda uygulanacak yaptırımlar yer alacak.

2.Adım: Planın Aile Mahkemesi Hakiminin Onayına Sunulması

Plan aile hâkiminin onayına sunulacak ve onaylanmış plan hazır olmayan tarafa tebliğ edilecek. Mevcut durumda ise böyle bir plan yapılması koşulu yok, bu nedenle yeni taslak bir kaç bürokratik işlem daha eklemiş. Uygulamada plan gerektiği gibi tebliğ olunmadı, plan uygun değil şeklinde itirazlara yol açabilir. 

3.Adım: Çocuğun Teslim Alınması

Taraflar herhangi bir işlem veya ihtara gerek kalmaksızın yükümlülüklerini plana uygun olarak yerine getirmek zorunda olacak. Mahkeme ilamında, zaten çocuk ile velayet kendisine bırakılmamış ebeveyn arasındaki kişisel ilişki şekli ve süresi belirlenmişken ayrıca bir plan yapılma zorunluluğu tartışılabilir.

Aksi takdirde diğer tarafın talebi üzerine müdürlük tarafından planın gereği zorla yerine getirilecek. Zorla yerine getirme işlemleri adlî destek uzmanları tarafından yürütülecek.

Adlî destek uzmanı bulunmayan yerlerde bu işlemler, adalet komisyonunca görevlendirilen memurlar tarafından sosyal çalışmacı, pedagog, psikolog veya çocuk gelişimcisi gibi bir uzmanın, bunların bulunmadığı yerlerde bir eğitimcinin hazır bulundurulması suretiyle yerine getirilecek.

Adlî destek uzmanı veya görevlendirilen memur, bu fıkra kapsamındaki görevlerini yerine getirirken gerekirse kolluktan yardım alabilir. Kolluk birimleri bu konudaki talepleri derhal yerine getirmek zorunda olacak. Mevcut durumda da çocuğun rızaen teslim edilmemesi durumunda icra memuru kolluktan yardım alıyor. 

Çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulması sırasında talep eden taraf hazır bulunacak. Bugün de bu şekilde uygulanıyor.

Ancak, adlî destek uzmanı veya görevlendirilen memurun gerekli görmesi halinde bu işlem, talep eden tarafın yokluğunda da yapılabilecek. Çocuğun, hiç tanımadığı kişiler tarafından ebeveyninden alınarak talep eden ebeveyni ile buluşmak için bir yere götürülmesi ne derece amaca uygun olur acaba?

Bu madde kapsamında başka yer müdürlüğüne yapılan başvurular derhal çocuğun oturduğu yer müdürlüğüne gönderilecek. Bugün de talimat icra dairesi uygulaması mevcut

Adli Destek Müdürlüğü’nün İşlemlerine Karşı İtiraz ve Şikayet Yolu

Müdürlük tarafından bu madde kapsamında yapılan iş ve işlemler hakkındaki şikayetler, aile mahkemesince 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 16 ilâ 18 inci maddeleri kıyasen uygulanmak suretiyle karara bağlanması planlanıyor.

Çocuk Teslimine Uymayanlara Verilecek Ceza

Çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararı kapsamında hazırlanan plana aykırı hareket edenler ile planın yerine getirilmesini engelleyenler, şikâyet üzerine, altı aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılacak.  Mevcut İcra ve İflas Kanunu’ndaki 341. madde ceza hükmü aynen alınmış.

Hapsin tatbikine başlandıktan sonra planın gereği yerine getirilirse, kişi tahliye edilir; ancak kişi bu hükümden bir defadan fazla yararlanamayacak. Kanunun en çok eleştirilen ve işe yaramamasına neden olan hükmü olan çocuğun teslim edilmesi halinde kişinin tahliye olması, bu taslakta bir defadan fazla yararlanamama koşulu getirilerek daha işlerlik kazanması amaçlanmış.

Ceza Davasında Görevli Mahkeme

Bu fiil sebebiyle açılan davalar aile mahkemesinde görülür ve İcra ve İflas Kanununun 347, 348, 349, 350, 351, 352, 353 ve 354 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanacak. İcra ceza mahkemelerinden aile mahkemelerine taşınması halinde aile mahkemelerinin zaten olağanüstü olan iş yükünün daha da fazla artması mı amaçlanıyor acaba? Şu anda Ankara’da açılan bir davaya ön inceleme duruşması için 9 ay sonrasına gün verilebiliyor, iki duruşma arası 3 aydan kısa olamıyor.

Aile mahkemesinin kararına itiraz edilmesi halinde mahkeme, itirazı incelemesi için dosyayı o yerde aile mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde aile mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde en yakın aile mahkemesine gönderilecek. İtiraz incelemesi neticesinde verilen karar kesin olacak.

Çocuk Teslim Etmeme Nedeniyle Velayetin Değiştirilmesi

Velayete sahip ana veya babanın, plandaki yükümlülüğü haklı bir sebep olmaksızın birden fazla yerine getirmemesi halinde çocuğun menfaati dikkate alınarak velayet sahibi değiştirilebileceği gibi, durum ve koşullara göre velâyet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilecek. Mahkeme, çocuk ile kişisel ilişkiyi düzenleyen kararında bu hususu taraflara ihtar edilecek. Görüldüğü üzere, Adalet Bakanlığı da ortak velayet (kısmi velayet) değil tam velayet üzerinden bir çalışma yapmış. Daha önceki yazılarımda da ortak velayetin bizde çok fazla uygulama alanı bulamayacağı düşüncemi belirtmiştim.

Çocuk Teslim Masraflarını Devlet Karşılayacak

Bu madde kapsamında yapılan giderler, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanacak. Daire dışında yerine getirilen işlemleri yürüten adlî destek uzmanları ile görevlendirilen memurlara 8/5/1991 tarihli ve 3717 sayılı Adli Personel ile Devlet Davalarını Takip Edenlere Yol Gideri ve Tazminat Verilmesi ile 492 sayılı Harçlar Kanununun Bir Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanunun 2 nci maddesi uyarınca ödeme yapılacak. Kanun taslağı ile her bir teslim için icra dosya masrafı, haciz yolluğu ve sosyal hizmet uzmanı ile ulaşım giderlerinin Devlet tarafından karşılanması öngörülüyor. Şu andaki uygulamada, her iki haftada bir yaklaşık 500,00 TL tutarındaki bu giderler çoğu kişi için karşılanması zor miktarlar. 

Sonuç

Şahsi görüşüm bu yeni hazırlanan taslağın aynen kanunlaşması halinde, tek büyük farklılık çocuk tesliminde masrafların devlet tarafından karşılanacak olması. Geri kalan işlemlerin icra müdürlüğünün memurları ya da adli destek memurlarınca yapılması arasında önemli bir fark olamayacağını düşünüyorum. Sonuçta bu işlerin bir şekilde, devletin gücünü arkasına alan kişilerce yapılması zorunluluğu olduktan sonra “ha Ali Kel ha Kel Ali” olmuş ne farkeder?

Tasarıda icra ceza hakimliğinden aile mahkemelerine aktarılmaya çalışılan görevler de amacına hiç bir zaman ulaşmayacak: Birinci olarak, aile mahkemelerinin işleri çok ama çok yoğun. İkinci olarak örneğin ağır ceza hakimlerinin bir günde aile mahkemesine atanıp ertesi gün boşanma dosyasında duruşmaya çıktığı bir düzende aile mahkemesinin hassasiyetini aramak ne derece samimi olabilir ki?

Diğer yandan, devletin kaynaklarını daha iyi amaçlar için kullanması gerekir. Devlet hizmetlerinden yararlananlar da bu hizmetin tam olmasa da küçük bir kısmının bedelini ödemelidirler. Aksi takdirde bu, geri kalan vatandaşlara haksızlık olur. Bu nedenle, ödeme gücü olanlardan dahi çocuk teslimi ücretini almamak sosyal devlet mantığına da terstir, neticede sosyal devletin kaynakları, ihtiyaç duymayanlara dağıtılmış olur ve bu nedenle gerçekten ihtiyaç duyanlar gerekli hizmeti alamazlar.

Benim önerim ise şudur: Bu kadar meşekkatli çalışma yerine iki küçük değişiklik herşeyin düzelmesi için yeterli:

  1. Çocuğun rıza ile teslim edilmemesi halinde yapılan masrafların yükümlüden alınacağı (ki bugün 100 kere de icra yoluyla alsanız masraflar yapana kalıyor) ve
  2. çocuğu teslim etmeyenin 10 gün hapis cezasına çarptırılacağı; bu cezanın çocuk teslim edilse dahi çektirileceği. Mevcut sistemde 6 aya kadar tazyik hapsi deniyor ama şu ana kadar bu suçtan yatana rastlamadım.Adalet bakanlığı bunun istatistiğini açıklarsa memnun olurum.

Bu değişiklikler yapılırsa, oturmuş sistem bozulup yeni baştan yapılmak zorunda da kalınmaz.

Yorumlarınızı bekliyorum. 😉