Etiket arşivi: ankara miras avukatı

miras paylaşımı, mirasçıdan mal kaçırma davaları, muvazaalı satış davaları, mirasın reddi davaları

Miras Ortaklığına Temsilci Atanması Ne Demek?

Miras Ortaklığına Temsilci Atanması Ne Demek?

Miras ortaklığına temsilci atanması, birden çok mirasçı bulunması halinde mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklığın meydana gelmesi ve bu ortaklığın yönetimi için bir temsilcinin atanması anlamına gelir.

Miras ortaklığına temsilci atanması sonrasında, terekedeki mallar alacaklar ve borçlar, miras ortaklığı temsilcisi tarafından tutulan deftere göre belirlenerek temsilcinin yönetimine verilir.

Tutulan bu defter sulh hakimine teslim edilir. Sulh hakimi defterin onaylı bir örneğini mirasçılara tebliğ ettirir. Mirasçılar defterdeki tespite tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde sulh hukuk mahkemesinde yazılı olarak itiraz edebilirler.

Miras ortaklığına temsilci atanması sonrasında temsilci, verilen malların belgelere dayanan hesabını her üç ayda bir mirasçılara ve bu hesabın bir örneğini de sulh hakimine verir.

Şikayet halinde hesap bilirkişiye incelettirilerek belirlenen duruma göre temsilci hakkında işlem yapılır. Temsilciye vasi hakkındaki hükümler uygulanır.

Miras ortaklığına temsilci atanması
Miras ortaklığına temsilci atanması

Miras ortaklığına temsilci atanması ile miras ortaklığı, temsilcinin tereke ile ilgili yapacağı harcamaları terekeden öğrenir. Harcamalar terekeden karşılanamazsa masraflar talepte bulunan mirasçıdan alınır.

Miras ortaklığına temsilci atanması, mirasçılardan birinin başvurusu üzerine sulh hukuk mahkemesi tarafından yapılır. Bu atama ile temsilci mirasın paylaşılmasına kadar görevlendirilmiş olur:

“TMK 640/3:

Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir.”

Sulh hukuk mahkemesi, miras ortaklığına paylaşıma kadar bir temsilci atarken temsilcinin yetkilerini de belirler. Sulh hukuk mahkemesi, miras ortaklığı temsilcisine isteğe bağlı olarak genel yetkili temsilci yetkisi verebilir. Sulh hukuk mahkemesi miras ortaklığı temsilcisini isteğe bağlı olarak genel yetkili temsilci olarak atamış ise genel yetkili miras ortaklığı temsilcisinin yapacağı işlemler bütün mirasçıları bağlar.

Bunun yanında, sulh hukuk mahkemesi miras ortaklığı temsilcisine isteğe bağlı olarak sınırlı yetkili temsilci yetkisi verebilir. Yine sulh hukuk mahkemesi, miras ortaklığını temsil için talebe bağlı olarak bir davada terekeyi temsil etmek üzere de temsil yetkisi verebilir.

Miras ortaklığına temsilici atanması, özel kayyım niteliğindedir. Temsilcinin sıfatına yapılan itirazları veya temsilcinin ileri sürdüğü kaçınma sebeplerini inceleme görevi bu nedenle vesayet makamına, onun kabul etmemesi halinde ise denetim makamına aittir. Vesayet makamı sulh hukuk mahkemesi, denetim makamı ise asliye hukuk mahkemesidir. (TMK 422 vd.)


Bu yazılarımız da yararlı olabilir:

Miras Eşin Saklı Payı

MİRAS EŞİN SAKLI PAYI

Bir kimsenin karşılık almaksızın kendi malvarlığı hak ve alacaklarından, diğer bir kimse yararına temin ettiği hukuki işlemlere kazandırma, ( tasarruf ) denir. Hukuki bir işlemin kazandırma, bağış sayılabilmesi için tamamen karşılıksız olması da koşul değildir.

Miras bırakanın yapmış olduğu kazandırma veya kazandırmalara karşılık lehine kazandırma yapılan kimse de bir karşılık vermiş, bir edimde bulunmuş olabilir. Bu halde de karşılıklı edimlerin bedelleri arasında önemli bir fark bulunuyor ve bu farkın kazandırma amacıyla yapıldığı açıksa, gerçek karşılıkla olan farklılık da karşılıksız kazandırma sayılır. Buna karma kazandırma da denilir.

Miras bırakan tasarruf edilebilir kısmı aşan karşılıksız veya karma kazandırmalarını ölüme bağlı kazandırma, sağlar arası kazandırma veya kazandırmalar şeklinde yapabilir.

Tasarruf özgürlüğü TMK 5005-513 hükümleriyle düzenlenmişken, tasarruf edilebilir kısım ise TMK 505-509 arasındaki kanun maddelerinde düzenlenmiştir.

Mirasbırakanın kanunun gösterdiği sınırlar içinde tereke üzerinde serbest olarak tasarruf etmesi tasarruf özgürlüğünü ifade eder. Mirasta tasarruf edilebilir kısım ise TMK 505 hükmüyle düzenlenmiştir:

MADDE 505.- (Değişik 1. fıkra: 5650 – 4.5.2007 / m.1) Mirasçı olarak altsoyu, ana ve babası veya eşi bulunan miras bırakan, mirasının saklı paylar dışında kalan kısmında ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir. 
Bu mirasçılardan hiç biri yoksa, mirasbırakan mirasının tamamında tasarruf edebilir.

Kan hısımlığından doğan yasal mirasçıların miras paylarının belirli kısmı üzerinde mirasbırakanın iradesi ile bertaraf edilemeyen bir hak tanınmıştır. Mirasbırakanın tasarruf edemediği bu kısma saklı pay adı verilir. Kanunun öngördüğü istisnalar dışında mirasbırakanın iradesi ile bertaraf edilemeyen hakka saklı pay denilmektedir.

Saklı paylı mirasçının hakkı, miras bırakanın iradesinden bağımsız olarak güçlendirilmiş olup, miras bırakanın bu hak üzerinde tasarrufta bulunması yasaklanmıştır

Miras hukukunda yukarıda belirtilen TMK 505. maddeye göre mirasçı olarak altsoyu, ana ve babası veya eşi bulunan mirasbırakan, mirasının ancak saklı paylar dışında kalan kısmı üzerinde ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir.

Miras eşin saklı payı, sağ kalan eş için birlikte mirasçı oldukları kişilere göre değişmektedir:

Miras eşin saklı payı, altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması halinde yasal miras payının tamamıdır. Yani sağ kalan eş bu durumda, payına düşmesi lazım gelen tüm mirası alır. Mirasbırakanın, sağ kalan eşin saklı payına tecavüz eden ölüme bağlı tasarruf geçerli değildir.

Miras eşin saklı payı, sağ kalan eş için altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması halinde yasal miras payının tamamı iken diğer hallerde yasal miras payının dörtte üçüdür.


Bu yazılarımız da size yararlı olabilir

Miras Reddi Süresi

MİRAS REDDİ SÜRESİ

Miras reddi süresi, yasal süre içinde mirasçının red hakkını kullanabileceği süredir. Bu süre içinde mirasın reddi hakkının kullanılmaması halinde, miras kayıtsız şartsız kazanılmış olur.

Miras reddi süresi içinde mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan mirasçı mirası reddedemez. Bunun gibi, tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçı da mirası reddedemez.

Miras reddi süresi yasal mirasçılar ve atanmış mirasçılar açısından ayrı ayrı incelenir. Yasal mirasçılar mirasbırakanın ölümünü ölüm tarihinde öğrenmiş olabilecekleri gibi daha sonra da öğrenmiş olabilirler.

Yasal mirasçılar açısından miras reddi süresi mirasbırakanın ölümü tarihinden itibaren başlar. Ancak yasal mirasçıların bu süreyi daha sonra öğrendiklerini de iddia ve ispatlamaları mümkündür. Yasal mirasçılar için miras reddi süresi mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri tarihten itibaren 3 aydır.

Mirasın üç ay içinde reddolunmasına ilişkin bu süre hak düşürücü bir süredir. Hak düşürücü süreler, iddia olunmasa dahi hakim tarafından re’sen dikkate alınır.

Miras reddi süresi
Miras reddi süresi

Miras reddi süresi, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonraki bir tarihte ispat etmeleri halinde öğrenme tarihinden itibaren başlar.

Atanmış mirasçılar için miras reddi süresi, mirasbırakanın ölüme bağlı tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten itibaren başlar.

Bunun dışında önemli olan bir nokta da, ölüm tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise miras reddedilmiş sayılır. Bu durum mirasın hükmen reddi olarak adlandırılır. Mirasın hükmen reddi için her zaman dava açılabilir. Ancak, yukarıda belirttiğim gibi, ret süresi içinde yani miras reddi süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlerine karışma, terekenin olağan işleri dışında kalan veya mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapılması halinde veya tereke mallarının gizlenmesi, kendisine mal etme gibi hallerde açılacak dava reddolunacaktır.

Diğer bir önemli nokta da gerçek reddin 3 aylık süreye tabi olmasına karşın hükmen reddin bir süreye tabi olmamasıdır. Yani hükmen red için her zaman dava açılabilir.

Mirasın Reddi Süresi Örnek Yargı Kararları

Davaya konu edilen olayda, davalının verdiği cevap dilekçesinde ve davalıların verdikleri temyiz dilekçelerinde, mirasbırakanın terekesinin borca batık ve ödemeden aczinin açıkça belli olduğunu dile getirmişlerdir. İşte bu halde mirasın reddedilmiş olduğunun kabulü gerekir.

YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ E. 2016/1060 K. 2016/8298 T. 23.6.2016

Mirasın hükmen reddi davasının özelliği gereği ölüm tarihinde murisin ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır ( TMK m. 605/2 ). Mirasçılar Türk Medeni Kanununun 610. maddesinde yazılı aykırılık da bulunmadıkça yani zımnen mirası kabul etmiş duruma düşmüş olmadıkça her zaman murisin ödemeden aczinin tespitini isteyebilir.

YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ E. 2015/2918 K. 2016/4100 T. 5.4.2016

Davacıların murisin banka hesabındaki parayı çekmesi TMK’nın 610/2 maddesine göre terekeyi sahiplenme anlamına gelen bir davranış şeklidir. Bu sebeple davacıların mirası hükmen ret hakkının düştüğünün kabulü gerekeceğinden davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.

YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ E. 2015/2896 K. 2016/4019 T. 4.4.2016

Davacı mirasçı … ve dava dışı diğer mirasçıların 20.10.2008 tarihli ve 2008/300 Esas, 298 Sayılı mirasçılık belgesine göre 5.8.2009 tarihli ve 3038 Sayılı resmi senette belirtilen ve murisleri … oğlu … adına kayıtlı taşınmazlardaki payları tapuda kendi adlarına intikal ettirdikleri ve aynı resmi senetle dava dışı …’a satmış oldukları anlaşılmıştır. Bu işlem TMK’nın 610/2 maddesine göre terekeyi sahiplenme anlamına gelen davranış olmakla davacının hükmen ret hakkı düşmüştür.

YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ E. 2015/12439 K. 2016/3994 T. 4.4.2016

Murisin ölümü ile, tereke bütün aktif ve pasifi ile mirasçılarına geçer. Murisin vergi, prim vb. borçları da terekenin pasifi içerisinde olup terekeye dahildir. Dosyadaki bilgi ve belgelerden murisin Y… Ltd. Şti. ortaklarından olduğu anlaşılmaktadır. Borcun, murisin şahsi borcu değil, ortağı ve temsilcisi olduğu şirketin sigorta primlerinden kaynaklanan borcudur. 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanunun 22.07.1998 tarihli 4369 Sayılı Kanunla değişik 35. maddesi hükmüne göre; limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu kanun gereğince takibe tabi tutulurlar. Aynı kanuna 25.05.1995 tarihli 4108 Sayılı Kanunla ilave edilen mükerrer 35. madde hükmüne göre de tüzel kişilerin malvarlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin şahsi malvarlıklarından bu kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Şu halde açıklanan yasal hükümler gereğince murisin; “ortağı” ve “temsilcisi” olduğu şirketin, şirketin malvarlığından tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan vergi borcundan, şirket ortağı olarak “koyduğu sermaye hissesi oranında” doğrudan doğruya; “temsilcisi” olarak da şahsi sorumluğu söz konusudur.

YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ E. 2015/5969 K. 2016/157 T. 12.1.2016

Mirasçıdan Mal Kaçırma

Mirasçıdan mal kaçırma uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi ( mevsuf-vasıflı ) muvazaa türüdür.

Mirasçıdan mal kaçırma, söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir.

Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için ,mirasçıdan mal kaçırma, esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Mirasçıdan mal kaçırma durumunda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunun 706., Türk Borçlar Kanunun 237. ( Borçlar Kanunun 213. ) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.

Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır.

Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Mirasçıdan mal kaçırma
Mirasçıdan mal kaçırma

Satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur.

Semenin bir başka ifade ile malın bedelinin ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet ya da emek de olabileceği kabul edilmelidir. ( HGK.’nun 29.4.2009 gün 2009/1-130 S.K. )

Esasen, yukarıda da değinildiği üzere, mirasçıdan mal kaçırma, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 1.4.1974 gün 1/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında miras bırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması halinde uygulanabilirliğinin kabulü gerekir. Başka bir ifade ile murisin iradesi önem taşır.


Diğer yazılarımızı da okumak isteyebilirsiniz:

Bankadan Çekilen Krediyle Alınan Araç Nasıl Paylaşılır?

  1. Boşanma davalarının özelliklerinden kısaca bahseder misiniz? Boşanma davası açmak için avukat tutmak zorunlu mudur?

Evlilik birliği, her zaman Uzun Göl gibi sakin, durgun, huzur veren bir görünüm sergilemez. Gün gelir Fırtına Deresi gibi coşar öne alıp her şeyi devirip yıkarak acılar yaşatır. Bu acıları sonlandırmanın bir yolu da boşanmaktır.

Budur yöresinde bir söz vardır: Derler ki “tarla satanla, karı boşayanın göğsünün kütültüsü geçmez”miş.  Boşanma bir sürecin başlangıcı değil sonudur.

Bu anlamda boşanma davaları, evlilik birliğinin devam etmesinde, tarafların, müşterek çocukların ve toplumun menfaatinin kalmadığının tespiti için açılan davadır şeklinde tanımlıyorum.

Özellikle anlaşmalı boşanma davaları, açması, takip edilmesi, sonuca bağlanması açısından oldukça basit davalardandır. Okuma- yazma bilen her evli kişi, anlaşmalı boşanma davasını açıp takip edebilir. Zaten Türk hukukunda boşanma davası açmak için avukat tutma zorunluluğu yoktur. Tabi, bir hakka sahip olmakla bunu kullanabilmek arasında fark vardır. Anlaşmalı boşanma davası dilekçesi her ne kadar bir arzuhalciye 10 liraya yazdırılabilse yahut internetten ücretsizce bulunulabilse de, bu dilekçenin ekinde bir de “boşanma protokolü” sunulması gerekmektedir. İşte bu protokolün doğru olarak, hak kaybına yol açmayacak, ileride başka türlü problemler çıkarmayacak şekilde hazırlanması için mutlaka işinin ehli bir meslektaşıma başvurulmasında yarar görüyorum. Yoksa, sadece anlaşmalı boşanma davasının değil, hemen her türlü davayı kendi kendinize açabilirsiniz. Buna bir engel yoktur.

  1. Boşanma davası açmak için hangi mahkemeye müracaat etmek gerekir?

Boşanma davası Aile Mahkemeleri varsa Aile Mahkemelerinde, eğer bu mahkemeler bulunmuyorsa Asliye Hukuk Mahkemesinde açılır.

  1. Eşlerin en son oturduğu yerde mi dava açmak gerekiyor?

Kanunumuzun 168. maddesine göre, eşlerin davadan önceki son 6 aydır oturdukları yerde, dava açanın oturduğu yerde ya da davalının oturduğu yerde açılabilir. Yani yer yönünden üç tane alternatif bulunuyor.

  1. Boşanma davasını kimin açtığının bir önemi var mıdır? Mahkeme masraflarını kim öder?

 

Ben bazen internette davayı kimin açtığı önemli değildir şeklinde cevaplara yorumlara rastlıyorum. Hayır, boşanma davasını ilk önce kimin açtığı çok önemli. Örneğin kadın Çorum’da öğretmen, kocası Adana’da çalışıyor. Koca ilk önce dava açarsa dava Adana’da görülür. Kadın ilk önce açarsa dava Çorum’da görülür.

İkincisi, kusurların eşit olması halinde de davalı mahkeme masraflarını öder. Bu nedenle davayı ilk önce açmak önemlidir. Ancak, davayı daha ağır kusuru olan taraf açmışsa, örneğin adam kadını dövüyor, hakaret ediyor bir de gitmiş, boşanma davası açmış. Bu davada kadın ben boşanmayacağım, davaya itiraz ediyorum derse adamın açtığı dava reddedilir. Yani mahkeme masraflarını, boşanmaya neden olan olaylarda daha ağır ya da eşit kusuru olan davalı öder diyebiliriz.

 

  1. Genel olarak boşanma sebepleri nelerdir? İnsanlar hangi sebeplerle boşanma davası açıyorlar?

Boşanma davasıyla ilgili olarak söyleyebileceğim tek neden şu: Boşanma davası açanın diğerinden umudunu kesmiş olması. Eğer diğerinden umudunu kesmemişse, aldatılsa da, dövülse de, hakaret de görse boşanma davası açılmaz. Gerçek boşanma nedeni budur. Kanunda yazan hangi maddeye dayanılarak boşanma davası açılıyor diye soruyorsanız, %90 oranında şiddetli geçimsizlik maddesine dayanılarak boşanma davası açılıyor.

  1. Aile konutu nedir? Aile konutu olması için dairenin tapusunun eşlerden biri adına kayıtlı olması şart mıdır?

Aile konutu, ailenin sürekli olarak hayatını sürdürdüğü iskana elverişli yerdir. Bir yerin aile konutu olması için mutlaka eşlerden birine ait olması gerekmez, kira ile sağlanan konutlar, eşin annesine, babasına, kardeşine ait olup da bila bedel oturulan konutlar da aile konutu sayılır.

  1. Kaç çeşit nafaka vardır? Sadece kadın mı nafaka alabilir?

Kanunumuzda üç çeşit nafaka vardır. Bunlar, yardım, iştirak ve yoksulluk nafakasıdır. İştirak ve yoksulluk nafakası tedbiren de bağlanabilir. Bu halde adına tedbir nafakası denilir.

 

  1. Nafaka miktarı nasıl belirlenir?

Nafaka miktarı, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına göre hakim tarafından takdir edilir. Örneğin, çocuk özel okulda mı okuyor, devlet okulunda mı; nafaka talep eden çalışıyor mu, maaşı ne kadar, kira geliri var mı, eğitimi ne, nerede oturuyor gibi kriterleri göz önüne alarak karar verilir.

  1. Taraflardan biri mahkemenin hükmettiği nafakayı ödemiyorsa ne yapılabilir?

Mahkeme tarafından hükmedilen nafakayı ödememenin 3 aya kadar hapis cezası var. Ödenmediği takdirde icra ceza hakimliğine başvurulur. Ödenirse borçlu tahliye edilir.

  1. Taraflardan biri maddi ve manevi tazminat isteyebilir mi? Tazminat miktarı nasıl belirlenir?

Boşanma nedeniyle maddi bir zarara uğrayan taraf, eğer boşanmaya neden olan olaylarda kusursuz yahut daha az kusurlu ise maddi tazminat talep edebilir. Tazminat miktarı karşı tarafın malvarlığıyla orantılı olarak bulunur.

Maddi tazminat konusunda çok karıştırılan bir de başka konu var. Örneğin ben evlenmek için şu kadar masraf yaptım, diyor ve boşanma davasında o masraflarını maddi tazminat olarak istiyor. Ya da “ben evlenmeden önce çalışıyordum, eşim beni çalıştırmadı” diyor ve maddi kaybı nedeniyle boşanma davasında maddi tazminat istiyor. Biraz önce söylediğim maddi tazminat ile bunlar arasında sadece isim benzerliği var. Bu davalar genel hükümlere göre açılır. Boşanma davası ile açılan maddi tazminat davası Medeni Kanunun 174. maddesinin 1. fıkrasına göre açılmaktadır.

Manevi tazminat ise, boşanmaya neden olan olaylarda karşı tarafın fiillerinin ağırlığına bakılır. Örneğin, eşini aldatmış mı, ona şiddet uygulamış mı, herkesin önünde hakaret etmiş mi? Bu olayların ağırlığına göre diğer taraftan manevi tazminat istenir.

Hem maddi hem de manevi tazminat, tarafların malvarlıklarına göre hakim tarafından takdir edilmektedir. Tabi burada hakimin keyfiliği söz konusu olmaz. Hakim, tazminatı belirlerken o miktarı nasıl belirlediğini de objektif olarak incelenebilecek şekilde anlatmalıdır.

  1. Ankara’dan Fatma hanım soruyor: eşimle son iki yıldır ayrı yaşıyoruz. Boşanma davası açabilir miyim?

Eşler 2 yıl değil, 22 yıl boyunca ayrı yaşasa da sırf bu nedenle boşanma davası açamazlar. Ayrı yaşayan eşler, açacakları boşanma davasında evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ispat etmek zorundadırlar. Bunu ispat ederlerse boşanabilirler.

  1.  10 yaşımda çocuğum var, boşanma davası açmak istiyorum ama oğlumun velayetini alamamaktan korkuyorum. Mahkeme çocukları anneye verir diyorlar doğru mudur? Velayet verirken mahkeme neye göre karar verir?

Velayet konusunda çocuğun yaşı çok önemli. Çocukları birkaç yaş grubunda değerlendirmek ve buna göre incelemek gerekiyor. 0-3 yaş, 3-6 yaş, 6-13 yaş ve 13-17 yaş grupları.

0-3 yaş grubundaki bir çocuğun velayeti mutlaka anaya verilmelidir. Annenin durumunun hiçbir önemi yoktur. Bu yaşta bir çocuk annenin yaşantısını idrak edebilecek çağda değildir.

3-6 yaş arasında, çocuğun benliği gelişir. Bu yaşlarda ana yoksunluğu derin izler bırakabilir. Bu nedenle, bu yaşlardaki çocuğun velayetinin anaya verilmesi tercih olunmalıdır. Ancak çocuğun beden, fikir ve ahlak güvenliği için ciddi ve inandırıcı kanıt varsa bu yaş grubundaki çocukların velayetinin babaya bırakılmasında sakınca yoktur.

6-13 yaş grubundaki çocuğun ananın bakım ve şefkatine muhtaçlığı azalır. Bu nedenle babaya bırakılabilir.

13-17 yaş grubundaki çocuklar için baba, ergenlik çağından sonra çocuğun yaşantısına model teşkil eder. Çocuğun otoriteye karşı mücadelesinde önemli rol oynar. Bu yaş grubundaki çocuklar, fiili olarak babanın yanında kalıyorsa velayeti ona verilmelidir.

Bunlarla birlikte Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. maddesine göre idrak çağındaki çocuğun görüşü alınmadan velayet düzenlenemez. “Mahkeme çocuğu anaya verir diyorlar” dedi seyircimiz. Bu kesinlikle yanlıştır.

  1. Ayrıldığım eşim, mahkemenin izni olmasına rağmen çocuğumu göstermiyor. Ne yapabilirim?

Çocukla kişisel ilişkinin nasıl ve ne şekilde kurulacağı boşanma kararı ile belirlenir. Eğer, velayet kendisine bırakılan eş bu karara uymuyorsa, icra dairesine başvurmanız gerekiyor. İcra dairesinden memur ile birlikte, gerekirse kolluk kuvvetlerinden de yardım alarak çocuk alınır ve mahkeme kararı yerine getirilir. Tabi- bunu özellikle velayet kendisine bırakılmayan babalar dinlesin- çocuğu mahkeme kararına rağmen göstermeyen taraf aleyhine, diğer şartlar da varsa velayetin kaldırılması davası açılabilir.

  1. Mahkeme üç yıl önce çok cüzi bir nafaka vermişti? Bunu nasıl artırabilirim?

Mahkemece verilen nafaka miktarının yükseltilmesi için gene dava açmanız gerekiyor.

 

  1. Eşim de ben de çalışıyoruz, ancak eşim evin masraflarına hiç katılmıyor, kazandığı tüm parayı kendine saklıyor, ne yapabilirim?

Herkesin malumu, Medeni Kanunumuz 1 Ocak 2002 tarihinde değişti. Bu yeni kanunumuz ile kadın-erkek eşitliği kabul edildi. Önceki 743 sayılı Medeni Kanunumuzun 152. maddesine göre evin reisi kocaydı ve koca, eşinin ve çocukların geçimini sağlamakla yükümlüydü. Yeni 4721 sayılı Kanunumuz ile bu hüküm kaldırıldı. 185. maddesinde eşlerin birbirine yardımcı olmak zorundadır. Eğer, seyircimizin sorusunda olduğu gibi, evin geçimine katkıda bulunmuyorsa 196. maddeye göre boşanma davası açmaya gerek olmaksızın tedbir aldırabilir.

 

  1. Ayrıldığım eşimin yeniden evleneceğini duydum. Çocuğumun bir başkasıyla aynı evde oturacak olması düşüncesi beni rahatsız ediyor. Ne yapabilirim?

Velayet sahibi ana ya da babanın yeniden evlenmesi velayetin kendisinden alınmasını gerektirmez. Ancak, çocuğun menfaati bunu gerektiriyorsa çocuğun velayeti değiştirilebilir, hatta çocuğa bir vasi dahi atanabilir.

  1. Babamla annem dört yıl önce ayrıldı. Ben 18 yaşını doldurunca mahkemenin bana bağladığı nafaka kesildi. Şimdi üniversitede okuyorum, masraflarımı annem tek başına karşılayamıyor, ne yapabilirim?

Az evvel nafaka türlerini sayarken yardım nafakasından bahsetmiştim. 18 yaşını doldurmuş çocuğun boşanma kararı ile kendisine verilen iştirak nafakası sona erer ancak üniversitede okuyorsa yardım nafakası için ana-babasına dava açabilir.

  1. Mahkeme aldatan eşe çocuğun velayetini verebilir mi? Sadakatsiz davranış velayeti almaya engel midir?

Biraz önce velayetle ilgili sorulan soruda bahsetmiştim. Burada çocuğun kaç yaşında olduğuna bakılır. Eğer çocuk 3 yaşından küçükse velayet anaya bırakılır. Ananın sadakatsiz davranışlarından ziyade, yaşayış biçimi daha büyük yaşlarda velayet bırakılırken göz önüne alınır.

 

  1. Aldatılan eş, eşinin gönül ilişkisi içinde olduğu kişiye dava açıp tazminat isteyebilir mi?

Son zamanlarda bana çok fazla sorulan hususlardan biri de bu. Bunun sebebi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun mart ayında verdiği bir karardan kaynaklanıyor. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, aldatılan eşin, eşinin gönül ilişkisi içinde olduğu kişiden tazminat isteyebileceğine karar verdi ama bu kararında Yargıtay, boşanma davasında manevi tazminata hükmedilip edilmediğini incelemedi. Eğer boşanma davasında manevi tazminata hükmedilmişse, ikinci bir tazminat istenemez. Bu bir kuzudan iki post çıkarmak gibi olur. Boşanma davası açılmamışsa ya da manevi tazminat istenmemişse tazminat istenebilir.

  1. Eşim boşanma davası açacağımı öğrenince, kendi adına olan malları kardeşine devretti, ne yapabilirim? Eşlerden birinin mal kaçırmasını engellemek için ne yapılabilir?

Yaygın olarak bilinenin aksine malların üzerine tedbiri ancak boşanma davası açtıktan sonra koydurabilirsiniz. Boşanma davası açmadan önce eşin adına kayıtlı,aile konutu dışındaki, bir malını satmasını önleyemezsiniz. Ama boşanma davası açıldıktan sonra, bu mallar üzerine tedbir konulmasını isteyebileceğiniz gibi, kaçırılan mallar için 229. maddeye göre hem eşinize hem de kardeşine dava açabilirsiniz. Boşanma davası açmadan önce sadece aile konutu vasfındaki gayrimenkulün 3. bir kişiye devrini tedbiren engelleyebilirsiniz.

  1. Kocanın adına olan malların yarısı boşanınca kadına ait oluyor, deniliyor. Doğru mu?

Bu konuda 1 Ocak 2002 tarihi çok önemli. Bu tarihte yeni medeni kanun kabul edildi. Kabaca bu tarihten sonra iktisap edilmiş olması halinde, kocanın adına olan malların değerinin yarısı kadına ait olduğu gibi, kadına ait olan malların değerinin yarısı da kocaya ait olur diyebiliriz.

 

  1. Peki, 1 Ocak 2002 yılı önemli dediniz. 1 Ocak 2002’den önceki dönemde edinilen mallar üzerinde kadının hiçbir hakkı yok mu?

Hayır, var. Ancak bu katkıların ispat edilmesi gerekiyor. Bir de 1 Ocak 2002’den sonra, malın edinilmesine eşin hiçbir katkısı olmasa bile değerinin yarısına hak kazanıyor, bu tarihten önceki dönemde alınmış mallara yaptığınız katkıyı, nasıl ve ne şekilde olduğunu ispat etmeniz gerekiyor.

  1. Bir soru var: Eşimle evlenmeden önce kooperatife girmiştim. Evlendikten sonra taksitlerini ödemeye devam ettim, tapusunu 1 Ocak 2002’den sonra aldım. Bunun yarısı eşime mi ait?

Basitçe anlatmaya çalışayım. 1 Ocak 2002’ye kadar ki dönemde yaptığınız ödemeler kişisel malınız. 1 Ocak 2002’den sonra yaptığınız ödemelerin yarısı sizin yarısı eşinizin. Tapuyu 2002’den sonra almanızın yahut kooperatife giriş tarihinizin önemi yok.

  1. Bir soru var: Mal varlığının paylaşılmasını boşanma davasıyla birlikte mi isteyeceğiz şeklinde. Mal paylaşımı davası, boşanma davası ile birlikte mi açılır?

Uygulamada gördüğüm kadarıyla çok fazla dava bu şekilde açılıyor. Ancak bu yanlıştır. Mahkemeler, boşanma kararı vermeden önce davanın mal paylaşımı kısmını ayırır ve yeni bir esas numarası verir. Çünkü boşanma kararı olmadan mal paylaşımı olmaz. Böyle bir davayı açtınız diyelim, boşanma davanız reddedilirse, yahut zina veya hayata kast nedeniyle boşanmaya karar verilirse mal paylaşımı davasını da otomatikman kaybedersiniz, yaptığınız masraflar boşa gider. Ayrıca gereksiz yere boşanma davanızın uzamasına neden olursunuz.

 

  1. Başka bir soru: Babam rahmetli olunca bana iki tane arsa kalmıştı. Müteahhitle anlaştım, kat karşılığı verdim. Şimdi bu dairelerin yarısı eşime mi ait oluyor? şeklinde.

Babadan kalan miras malları kişisel mallardır. Bu arsalar nedeniyle kat karşılığı aldığınız daireler de kişisel malınızdır. Ama bu daireler bittikten sonra kiraya verirseniz, bunların kira gelirleri edinilmiş maldır.

 

  1. Bir izleyicimiz soruyor : Boşanma davası açtım, eşim davalara gelmiyor, davaya bir etkisi olur mu? Gelmezse boşanamaz mıyım?

Karşı tarafın davaya gelip gelmemesi değil, sizin iddialarınızı kanıtlamanız önemli. İddialarınızı kanıtlarsanız karşı taraf gelmese de boşanırsınız.

 

  1. Başka bir izleyicimiz: Boşanma davaları ne kadar sürüyor, tanık göstermek şart mıdır?

Boşanma davaları genel olarak 3-4 celse sürmektedir. Bu da yaklaşık 8-10 ay etmektedir. Avukatın, hakimin duruşmaya gelmemesi, delillerin toplanamaması gibi nedenlerle bu süre uzamaktadır. Yargıtay aşaması da şu an için ortalama 8,5 ay kadar sürmektedir.

  1. Boşanmış kadının çocuğa kendi soyadını verebileceği doğru mu?

Evet doğru. 2525 sayılı Soyadı kanunumuzun 4. maddesine göre, boşanma halinde velayet anaya bırakılsa bile çocuk babanın soyadını taşımak zorundaydı. Bu madde, Anayasa Mahkemesi tarafından Aralık ayında iptal edildi. Artık, boşanmada velayet kendisine bırakılmış ana çocuğun soyadını seçebilecek.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi Nedir?

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi

1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren yeni Medeni Kanunu’muzla birlikte önceki Medeni Kanun döneminde kabul edilmiş olan yasal mal rejimi mal ayrılığı iken, edinilmiş mallara katılma olarak değiştirilmiştir.

Yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıllık dönem içerisinde eşlerin birlikte notere giderek, evliliklerinin en başından itibaren edinilmiş mallara katılabilme imkanı da tanınmıştır.

Mal ayrılığı rejimi hakkında meslek çevreleri ve kamuoyunda söylenegelen eleştiriler gözönüne alınarak İsviçre Medeni Kanunu’ndaki kanun hükmü aynen çeviri yoluyla alınarak Türk Hukuk Sistemine katılmıştır.

Mal ayrılığı rejiminden farklı olarak, edinilmiş mallara katılma rejiminde, edinilmiş mal her eşin, bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleri olarak yasada tanımlanmıştır.  Eşin çalışmasının karşılığı olan edimler; sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumu ve kuruluşlarının veya personele yardım amacıyla kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler; çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar; kişisel malların gelirleri; edinilmiş malların yerine geçen değerler bu mal rejiminde eşlerin ortak malları sayılır. Bir avukat olarak örnek vermem gerekirse örneğin eşlerden birinin babasından miras kalan malı ev yönünden kişisel maldır. Ancak bu ev kiraya veriliyorsa, buradan elde edilen kira gelirleri edinilmiş maldır, yani her iki eşin ortak mülkiyetindedir.

Eski kanunda yasal mal rejimi olan mal ayrılığı rejimi terkedilmiş, yerine çağdaş bir mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi tercih edilmiştir.

Edinilmiş mal ise Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesinde her eşin bu mal rejimi süresinde karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleri olarak tanımlanmıştır.

Edinilmiş Mallar Nasıl Paylaşılır?

Edinilmiş mallara katılma rejiminde mal paylaşımı için öncelikli olarak hangi tür malların edinilmiş mal kabul edileceğini belirlemek gerekir.

Aile Mahkemeleri de tasfiye davalarında öncelikli olarak malların niteliğini belirlemekte, yargılamayı da malların bu belirlenen durumuna göre yapmaktadır.

Edinilmiş Mallar Nelerdir?

Edinilmiş malların neler olduğu Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesinde sıralanmıştır.

Maddeye göre bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır :

  • Çalışmasının karşılığı olan edinimler,
  • Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,
  • Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,
  • Kişisel malların gelirleri
  • Edinilmiş malların yerine geçen değerler.

Çalışmanın Karşılığı Olan Edinimler Nelerdir?

Evlilik birliği içerisinde eşlerin çalışmalarının karşılığı olan kazançları edinilmiş mal kabul edilmiştir.

Bir çalışanın maaşı, bir işçinin yevmiyesi, bir tüccarın geliri gibi gelirler çalışma karşılığı edinim olarak kabul edilmiştir.

Ülkemizde çalışma karşılığı olan edinimler genellikle bir mesleki faaliyetin sürdürülmesi sonucu kazanılan değerlerdir, eşin maaşı, ücreti, kârı, kazancı, bahşişi, aylığı, haftalığı, transfer ücreti gibi kazanımlar Türk Medeni Kanunu’na göre edinilmiş mal kabul edilmektedir.

Eşlerden birisi evlilik birliği süresince meslek dışı kazançlar da sağlayabilir. Örneğin eş, bilgi yarışmalarından, resim, şiir, şarkı yarışmalarından ödül kazanabilir. Bu şekilde kazanılan ödüller de edinilmiş mal olarak kabul edilmektedir.

Sosyal Güvenlik veya Sosyal Yardım Kurumlarının Ödemeleri

Edinilmiş mal kapsamında sayılan diğer gelir grubu ise sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık veya benzerlerinin yaptığı ödemeleridir.

İlgili kurum ve kuruluşlardan yapılan ödemeler de bir kazanımdır ve bir çoğu temelde çalışma karşılığında kişilere aktarılan değerlerdir. Bu kazançların da edinilmiş mal sayılması ve tasfiyeye tabi tutulması gerekecektir.

Örnek olarak eşlerin emekli maaşları, emeklilik ikramiyesi, işsizlik paraları, dul ve yetim aylıkları, yaşlılık aylıkları, maluliyet aylıkları, kıdem tazminatları, ihbar tazminatları vb. kazanımlar evlilik birliği içerisinde edinilmiş mal kabul edilmektedir.

Çalışma Gücünün Kaybı Nedeniyle Ödenenen Tazminatlar

Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesinde sayılan edinilmiş mallar kapsamına çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar da yer almaktadır.

Bu mallar da Medeni Kanun gereği edinilmiş mal sayılacak ve tasfiyeye tabi tutulacaktır. Nitekim ülkemizde sıklıkla meydana gelen trafik kazaları ve iş kazaları neticesinde çalışma gücü kayıpları yaşanmakta ve çalışma gücü kaybı yaşayan eşe tazminat ödenmektedir. Eşlere evlilik birliği içerisinde ödenen bu tazminatlar da kanun gereği edinilmiş mal sayılacaktır.

Kişisel Malların Gelirleri

Türk Medeni Kanunu’nda edinilmiş mallara katılma rejiminin mülkiyet başlıklı maddede de belirtildiği üzere edinilmiş mal ve kişisel mal ayrımı yaptığı açıktır.

Kişisel mallar edinilmiş mallara katılma rejiminde tasfiyeye tabi olmamasına rağmen kişisel mallardan elde edilen gelirler kazanç olarak değerlendirilmiş ve edinilmiş mal olarak kabul edilmiştir.

Örneğin eşin babasından kalan dairelerden aldığı topladığı kiralar, edinilmiş mal olarak kabul edilmekte ve tasfiyeye konu olmaktadır.

Edinilmiş Malların Yerine Geçen Değerler

Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesinde edinilmiş mallar sıralanmış ve son fıkrada edinilmiş malların yerine geçen değerler şeklinde bir düzenleme yapılmıştır.

Böyle bir düzenleme evlilik birliği içerisinde edinilmiş malın ikame edilmesiyle elde edilecek değerlerin de edinilmiş mal kabul edileceğini göstermektedir. Evlilik birliği içerisinde bir taşınmaza sahip eşin bu taşınmazı evlilik birliği içerisinde satıp yeni bir taşınmaz alması halinde yeni alınan taşınmaz da edinilmiş mal kabul edilecek ve tasfiyeye tabi olacaktır.

Eşin Kıdem Tazminatı Edinilmiş Mal Kabul Edilir Mi ?

Bir eşin almış olduğu kıdem tazminatı, emekli ikramiyesi, yaşlılık aylığı ölüm aylığı gibi ödemeler Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesi gereği edinilmiş mal kabul edilir ve tasfiyeye tabidir.

Eşin Kira Geliri Edinilmiş Mal Kabul Edilir Mi ?

Türk Medeni Kanunu’nun 1.1.2002 tarihinde kabulünden sonra malın edinilmiş veya kişisel olup olmaması farketmeksizin bu mallardan elde edilen gelirler edinilmiş mal kabul edilecektir. Yani bir dükkanın kirası, bir evin kirası gibi gelirler edinilmiş mal kabul edilir.

Eş Adına Tapuda Kayıtlı Ev-Arsa-İşyeri Edinilmiş Mal mıdır?

Türk Medeni Kanunu gereği 1.1.2002 sonrası satın alınan ev, arsa, işyeri, dükkan, araba, devre mülk gibi gayrimenkuller  ve araçlar edinilmiş maldır.

Şirket Hissesi Edinilmiş Mal mıdır ?

Bedeli edinilmiş mallarla karşılanmış şirket hisseleri edinilmiş maldır.

Anayasa Mahkemesi Nikah Kararını Nasıl Okumalı

Kanunlar, olması gerekeni öngörüp, olanı düzenler. İyi kanunlar toplumu güzelleştirir, kötü kanunlar ise geleneği, ahlakı ve sonuçta toplum yaşantısını bozar, huzursuz eder.

Anayasa Mahkemesi’nin gerekçesi 27 Mayıs 2015’te yayınlanan resmi nikahtan önce dini nikah kıyılmasına ceza öngören kanun maddesini, “dini veya inancı dışa vurma özgürlüğü”ne aykırı Anayasa Mahkemesi Nikah Kararını Nasıl Okumalı yazısına devam et

Malları Eşime Yaptım, Şimdi Alamıyorum

1999 yılında eşimden boşandım. Akabinde tekrar barışabilmem için kendime ait mal varlıklarını üstüne yapmamı istedi. Kabul ettim, fakat bir süre sonra beni evden kovdular. Daha sonra mallarımı vereceklerini süre geçmesini istediler, çünkü o yerlerden ticaret yapılıyordu. Ama uzun yıllardır beni hep oyaladılar. Şimdi ise iade etmiyorlar. Bu malları verirken ellerinden hiç yazı almadım, ama bedelsiz nasıl veriliyor denmez mi kanunda. Şu anda çok mağdurum ve maaşlı olarak çalışıyorum. Verdiğim malların bu günkü değeri 3-4
milyon dolar civarındadır. Bir villa, bir daire,bir dükkan ve içinde altınlarıyla beraber o zaman maalesef verdim.Elimden zoraki her şeyimi aldılar ve Boşandığım eşimin akrabalarından da şahitler var. Ali Ulvi E.

Ali bey, anlatımınıza göre sizin önceki (boşandığınız) eşinize veya onun yakınlarına malvarlığınızı devretmeniz bağışlamadır. Bağışlamadan belirli koşullar altında geri dönmek mümkün olur. Ancak bunun da bir süresi vardır, bu süre bağışlamadan itibaren 1 yıllık süredir. Bu süre içinde bağışlama nedeninde yanıldığınızı, aldatıldığınızı, tehdit edildiğinizi gibi sebeplerle bağışlamadan geri dönebilirsiniz.

Mirasçılar Anlaşamıyoruz

Merhaba mirasın satılmasında kardeşler arasında anlaşmazlık oluyor. Kimi satalım kimi kiraya verelim diyor bu durumda ne yapılabilir, ben ölen eşimin annesinin malları için yazıyorum, iki oğlum var birisinin varisiyim bana yol gösterirseniz sevinirim, iyi günler. Zehra S.

Zehra hanım, öncelikle başınız sağolsun. Ölen eşinize, kendisinden önce ölen annesinin malları halefiyet yoluyla size ve eşinizin diğer mirasçılarına ait olur. Mirasçılar kendilerine düşen malvarlığı üzerinde serbestçe tasarruf edebilirler, ancak bir malvarlığı üzerinde birden fazla mirasçının hakkı bulunuyorsa bu halde hakların ayrılması gerekir. Mirasçılardan herhangi biri mirasın paylaştırılmasını dava edebilir.

Yani mirasın paylaştırılması için tüm mirasçıların anlaşması gerekmemektedir. Ortaklığın giderilmesi davası açılabilir.

Velayetiniz altındaki mirasçı çocuk için de velisi sıfatı ile siz dava açabilir, taraf olabilirsiniz.

 Azeri İle Evlendim, Boşanamıyorum

Ben Azeri bir vatandaş ile evlendim. Vatandaşlık aldı ve iki kız çocuğumuz oldu. Hırsızlık yaptığı için ayrılma kararı aldım fakat kendisi ülkesine gidip 10 gün kaldıktan sonra gelip darp raporu alarak beni şikayet edip tekrar kaçtı Azerbaycan’a. Bu davadan ben ceza aldım ve halen olmayan eşimden boşanmak istiyorum çocuklar da onda. Ne yapabilirim? Metin Ö.

Eşinizin hırsızlık fiilini kime karşı işlediğini belirtmemişsiniz ancak burada iki ihtimal söz konusu olabilir. Size karşı yahut 3. kişilere karşı. Eşe karşı hırsızlık suçunun cezası yoktur, ancak örneğin eşten habersiz cebinden para almak, eşin ceplerini karıştırmak Yargıtay tarafından boşanma nedeni olarak kabul edilebiliyor.

Diğer yandan hırsızlık fiili, 3. kişilere karşı işlenmişse bu durumda eşiniz hakkında bir kovuşturma yapılmışsa, bu dosyaya dayanarak boşanma davası açabilirsiniz. Hırsızlık yüz kızartıcı bir fiildir, bu nedenle özel boşanma sebepleri arasında sayılmaktadır.

Eşinizin Türkiye’de olup olmamasının önemi yok, bilinen son adresine tebligat yaparak boşanmayı sağlayabilirsiniz.

Nafakayı Ödemiyor

Kızıma 350 TL nafaka alıyorduk ama 4 aydır ödeme yapılmıyor. Nasıl bir yol izleyebilirim ve 2011 yılından bu yana artış yok, durumunun olmadığını söylüyor ne artış ne nafaka ödemesi yapıyor. Sebahat K. 

Enflasyon, eşlerin maddi durumlarındaki değişiklik, çocuğun büyümesi ve ihtiyaçlarının farklılaşması gibi durumlarda iştirak nafakası zaman içinde yetersiz kalabiliyor. Bu yetersiz iştirak nafakasının artırılması için mahkemeye başvurmanız, tahsili için de icra dairesinde takip yapmanız gerekiyor. Nafakanın ödenmemesi halinde ise ceza davası açma hakkınız bulunuyor.

Ziynet Eşyasını İsteyebilir mi?

Abim eşinden boşanalı 6 yıl kadar oldu. Eşi ikinci kez evlendi. O eşinden de boşandı ve şimdi abime altın davası açmak istiyor. Sizce böyle bir hakkı var mı kaldı mı? Altınları hak etme gibi bir ihtimali olur mu? Teşekkürler. Havana E.

dugunde-altinlariZiynet eşyası, genellikle kadınların kullandığı değerli madenlerden yapılan takıları ifade eder. Bu tür eşya, sahibinin kişisel malvarlığına dahildir. Kişisel bir eşyanın ise rıza dışında elden çıkması halinde herhangi bir zamanaşımı süresine tabi olmadan istenebilmesi mümkündür. Yani genel olarak önceki evliliğin düğün merasiminde takılan ziynetler için dava açılabilir.

Bununla birlikte, ziynet eşyalarının özelliği kolayca taşınabilmeleri, saklanabilmeleri, bir yerden başka bir yere götürülebilmeleridir.

Bu nedenle, bir eş, ziynet eşyalarının diğer eşte kaldığını iddia ediyorsa, neden ve nasıl kaldığını, miktarını da ispatlamalıdır.

Bu durumlar ispatlanabilirse altınların sizin tabirinizle hak edilebileceğini varsayabiliriz.

Eşim Kıyafetlerimi Çöpe Atıyor

Eşim sürekli kavga çıkartıyor, yok evi silmedin akşam eve giremezsin, bulaşıkları yıkamadın eve giremezsin. Senenin en az 100 günü dışarıda kalıyorum. Ben de eşim de devlet memuruyuz. ÖSS’ye hazırlanan oğlum var çocuğumun  psikolojisi bozulmasın diye seslenmiyorum, çocuğumun üç yılını yedi sürekli özel eşyalarıma zarar veriyor, telefonlarımı, gözlüklerimi kırıyor; kıyafetlerimi, ayakkabılarımı götürüp çöp kutularına atıyor. Ne yapmam lazım. Kazancını hiç  ortak  kullanımda harcamıyor, bankaya yatırıyor. Ben de devamlı faizle borçlanıyorum. Bana bir yol gösterin. Saygılarımla, İzzet İ.

İzzet Bey, bir eşin diğer eşe şiddeti, sadece ona fiziksel olarak verdiği zarar değildir. Eşe uygulanan psikolojik, sosyal, duygusal, cinsel şiddet içeren fiiller de bu tanım içine girer.

Evlilikte eşlerin, kendilerinden önce çocuklarını düşündükleri ve boşanma kararını alırken son ana kadar çocukları hakkında endişelendiklerini görüyoruz. Bu böyle de olmalıdır elbette.

Ancak, bazen boşanma kararının alınması, evliliğe devam edilmesinden daha iyi sonuçlar doğurabilir. Bir çocuğun her gün kavga edilen, ana-babanın sürekli tartıştığı, eşyaların kırılıp döküldüğü bir evde yaşamasındansa, ana-babanın ayrı evlerde yaşadıkları, gerginliğin daha az olduğu bir çevrede hayatını sürdürmesi daha iyi olabilir.

Size tavsiyem, öncelikle çevrenizden ve imkan varsa bir evlilik danışmanından yardım almanız, bu sonuç vermiyorsa medeni çerçevede yollarınızı ayırmanız olacaktır.

Nafaka Miktarı Nasıl Belirlenir?

Eşimle ilk evliliğimizden olan kızımızı kaybettik, yeniden bir çocuk sahibi olduk. Oğlumuz şuan 1 yaşında aramızda sürekli bir uyum problemi var ve geçen eşim bana boşanmak istediğini söyledi ve anlaşmalı boşanalım dedi, şartları konuştuk. Evin yarısı ve aylık 1000 TL nafaka istiyor. Benim 3000 TL gelirim var memurum ben ise sadece evin yarısı ve 500 TL verebileceğimi söyledim. O da bu işi mahkeme çözecek dedi. Sizce ben boşanmayı kabul etmezsem ne olur? Murat G.

Evliliğin sürdürülmesi sırasında, her iki eşin geliri oranında evin geçimine katkı yapması esas ilkedir. Sizin durumunuzda, müşterek çocuğunuzun alıştığı hayatı sürdürmesi için sizin ne kadar, annenin ne kadar katkı yapması gerektiğini gözden geçirin.

Ancak bu miktarı hesaplarken, yaşınızı, yeniden evlenme ihtimalinizi, ev kurmanız, yeni bir hayata başlamanızı da düşünün. Bazen, özellikle erkekler, boşanmanın biran evvel gerçekleşmesi için güçlerinden fazla nafaka vermeyi kabul edebiliyorlar, siz bu şekilde davranmayın.

İmam Nikahlı Eşim Öldü

14 yıldır beraber olduğum ancak çok sık aynı şehirde olmadığımız için bir araya gelmediğim imam nikahlı bir eşim vardı. Onun almış olduğu evde kızımla beraber oturuyorum. Ancak kendisi vefat etti şimdi evle ilgili ne yapmam gerektiğini bilmiyorum, elektrik su vs genel giderleri kızımın adına yapmıştık. Kendisi evli değildi. Bu durumda nasıl bir süreç işler? Bilgi verirseniz çok memnun olurum. Filiz Y.

İmam nikahlı iseniz, Türk Medeni Kanunu’nun verdiği haklardan yararlanamazsınız. Örneğin imam nikahlı eşinize mirasçı olamazsınız. Ancak bu durum müşterek çocuğunuz için geçerli değil, o evlilik dışında doğmuş olsa da rahmetli babasının mirasçısı olacak. Evlilik dışında doğan çocuğun velayeti de doğal olarak annesindedir. Velayet hakkı ile hareket ederek evle ilgili düzenlemeleri yapabilirsiniz.

Kızımın velayetini geri alabilir miyim?

Merhaba,ben 2011 Kasım ayında boşandım, boşanırken kızım küçük olduğu için velayetini annesine vermiştim. 13.04.2015 tarihine kadar da nafakamı yatırdı, ancak bu süre zarfında kızımın beslenmesi yetiştirilme tarzından endişe etmekteyim ve bu yüzden velayeti almak istiyorum. Sizden ricam konu hakkında neler yapmam gerektiği ile ilgili bilgi verirseniz sevinirim iyi çalışmalar. Cüneyt P. 

velayet davası
Velayet davası, her zaman açılabilir, verilen karar kesin hüküm niteliği taşımaz.

Cüneyt bey, sorunuzda kızınızın şu andaki yaşını yazmamışsınız. Ancak, 5 ila 8 yaşları arasında olduğunu tahmin ediyorum.

Boşanma durumunda çocukların ebeveynlerin hangisinde kalacağı tayin edilirken, çocuğun üstün yararı gözetilir. Çocuk hakkında verilmiş velayet kararları kesin hüküm niteliği taşımaz, yani mahkemenin verdiği karar aleyhine her zaman yeni bir dava açılarak değişmesi istenebilir.

Ancak velayetin bir tarafa bırakılmasından sonra tekrar değiştirilmesi için önemli ve esaslı gelişmelerin ortaya çıkması gerekir. Çocuğun sosyal, psikolojik ve fiziki gelişimini olumsuz etkileyen, ihmal, şiddet vb. fiiller velayetin değiştirilmesi sonucunu doğurabilecek sebeplerdendir.

Nafaka Ödemeyebilir miyim?

Ben beş yıl önce boşandım. Kadın annesinin emekli maşını alıyor evi var, ben evlendim kirada oturuyorum nafaka ödememem mümkün mü? Mehmet Ö.

Mehmet bey, sizin yeniden evlenmeniz nedeniyle maddi durumunuzun değiştiği kabul edilebilir. Bunun yanında eski eşinize annesinden emekli maaşı kalmış olması halinde, maaşın miktarı, eski eşinizin yaşı, ihtiyaçları, sair gelirleri incelenerek nafakanın kaldırılmasını ya da miktarının yeniden düzenlenmesini açacağınız bir dava ile isteyebilirsiniz.

Amcalarım miras davası açabilir mi?

Dedem; babama 2 sulanabilir tarla, abime noter satışı ile tarla, bana da tarla vermiştir bu tarlalardan biri dedemin hesabına para giriş çıkışı olmuştur. Diğerleri tapu satışıdır, ayrıca amcama 2 katlı bir ev yanında bir garaj bulunan taşınmaz vermiştir. Diğer amcalarımın dava açmamaları ve elimizden alamamaları için ne yapmamız gerekir yardım olursanız sevinirim. Gökhan K.

Gökhan bey, dedenizin sağlığında yaptığı bu paylaşım nedeniyle amcalarınız şu anda bir dava açamaz. Ancak, dedenizin vefatından sonra mirasçıları ve mirasçılarına bıraktığı tereke belli olacaktır. Terekeye dedenizin gerçek olmayan tüm bağışlamaları ve satışları da dahil edilecek, mirasçıların saklı payları hesap edilecek ve buna göre tecavüz miktarı saptanacaktır.

Eşim ev eşyalarını satacak

Eşim şiddet uyguladığı için evden çıkmak zorunda kaldım ve evdeki eşyaları satacağını öğrendim. Fiziksel şiddet, aldatma alkol her şey var, benim ona nasıl bir dava açmam gerek ve nafaka alabilirim, 18 yaşından küçük bir kızım var ne yapabilirim ? Emine Y.

Emine hanım, eşiniz aleyhine elinizdeki delillere göre yarışır biçimde Medeni Kanun’un 161. Maddesine göre zinaya ya da 166. Maddesine göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayanarak boşanma davası açabilirsiniz. Eşinizin ve sizin maddi durumu çerçevesinde hem siz hem de velayeti size bırakılması halinde kızınız için nafaka alabilirsiniz. Ev eşyalarını satmasını önlemek için de mahkemeye başvurabilir ve tedbir talep edebilirsiniz.