Etiket arşivi: avukat

Gelin Kızınızı Götürün Demek Boşanma Sebebi

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2015/740 K. 2015/17272 T. 5.10.2015

• EŞLERİN KUSURU ( Boşanma İstemi – Davacı Kadın Eşini Sevmediğini Evlendiğine ve Başka Taliplerini Reddettiğine Pişman Olduğunu Söylediği/Davalı Erkeğin İse Kadının Ailesini Arayıp “Gelin Kızınızı Götürün” Dediği Kadının Baba Evine Geldiğinde Vücudunda Darp İzleri Bulunduğu – Boşanmaya Neden Olan Olaylarda Davalı Erkeğin Daha Ağır Kusurlu Olduğu )

• ZİYNET EŞYALARININ BEDELİ OLARAK TAZMİNAT İSTEMİ ( Boşanmanın Eki Niteliğinde Olmadığından Ayrıca Nispi Harca Tabi Olduğu – Peşin Alınması Gerekli Nispi Harcı Tamamlaması İçin Davacıya Önel Verilmesi Nispi Harç Tamamlandığı Takdirde Hasıl Olacak Sonuca Göre Karar Verilmesi Gerektiği )

• BOŞANMA İSTEMİ ( Erkeğin Ağır Kusurlu Olması – Kadın Eşini Sevmediğini Evlendiğine ve Başka Taliplerini Reddettiğine Pişman Olduğunu Söylediği/Davalı Erkeğin İse Eşinin Ailesiyle Görüşmemesi Yönünden Baskı Yaptığı Kıyafetlerini Kestiği Manevi Bağımsızlığı Olan Konut Teminine Yanaşmadığı – Erkeğin Daha Ağır Kusurlu Olduğu Gözetileceği )

• HARÇ EKSİKLİĞİ TAMAMLANMADAN YARGILAMAYA DEVAM EDİLEMEYECEĞİ ( Ziynet Eşyalarının Bedeli Olarak Tazminat İstemi Boşanmanın Eki Niteliğinde Olmadığından Ayrıca Nispi Harca Tabi Olduğu – Mahkemece Peşin Alınması Gerekli Nispi Harcı Tamamlaması İçin Davacıya Önel Verilerek Sonuca Gidileceği )

• MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ ( Boşanmadan Kaynaklı – Davacı Kadın Eşini Sevmediğini Evlendiğine ve Başka Taliplerini Reddettiğine Pişman Olduğunu Söylediği/Davalı Erkek İse Kadının Ailesini Arayıp “Gelin Kızınızı Götürün” Dediği – Kadın Baba Evine Geldiğinde Vücudunda Darp İzleri Olduğu/Davacı Kadın Yararına Uygun Miktarda Manevi Tazminata Hükmedileceği )

4721/m.166/2,174/1-2

492/m.30,32

ÖZET : Dava, boşanma istemi ile maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Davacı kadının birlik görevlerini yerine getirmediği, eşini sevmediğini, evlendiğine ve başka taliplerini reddettiğine pişman olduğunu söylediği, davalı erkeğin ise eşinin ailesiyle görüşmemesi yönünden baskı yaptığı, kıyafetlerini kestiği, manevi bağımsızlığı olan konut teminine yanaşmadığı, kadının ailesini arayıp, “gelin kızınızı götürün” dediği, kadın baba evine geldiğinde vücudunda darp izleri bulunduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu kusur durumuna göre; boşanmaya neden olan olaylarda davacı kadının az, davalı erkeğin ise daha ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları dikkate alınarak davacı kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.

Davacı kadın boşanma ve fer’leri yanında, ziynet eşyalarının bedeli olarak da maddi tazminat isteğinde bulunmuştur. Bu istek, boşanmanın eki niteliğinde olmadığından ayrıca nispi harca tabidir. Peşin alınması gerekli nispi harcı tamamlaması için davacıya önel verilmesi, nispi harç tamamlandığı takdirde hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, harç eksikliği tamamlanmadan yargılamaya devamla işin esası hakkında kesin hüküm oluşturacak şekilde ret hükmü kurulması doğru görülmemiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı-karşı davacı kadın tarafından davacı-karşı davalı erkeğin boşanma davasının kabulü, kusur belirlemesi, manevi tazminat ile ziynet alacağı talebinin reddi yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 5.10.2015 günü temyiz eden davalı-karşı davacı B. D. ile vekili ve karşı taraf davacı-karşı davalı S. D. vekili geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1- ) Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, her iki taraf geçimsizliğe neden olan olaylarda eşit kusurlu kabul edilerek boşanmaya karar verilmiş ise de, toplanan delillerden davalı-karşı davacı kadının birlik görevlerini yerine getirmediği, eşini sevmediğini, evlendiğine ve başka taliplerini reddettiğine pişman olduğunu söylediği, davacı-karşı davalı erkeğin ise eşinin ailesiyle görüşmemesi yönünden baskı yaptığı, kıyafetlerini kestiği, manevi bağımsızlığı olan konut teminine yanaşmadığı, kadının ailesini arayıp, “gelin kızınızı götürün” dediği, kadın baba evine geldiğinde vücudunda darp izleri bulunduğu anlaşılmaktadır.Gerçekleşen bu kusur durumuna göre; boşanmaya neden olan olaylarda davalı-karşı davacı kadının az, davacı-karşı davalı erkeğin ise daha ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir.Davacı-karşı davalı erkeğin boşanma davası yönünden Türk Medeni Kanununun 166/2 maddesi koşulları oluşmuştur.Davacı-karşı davalı erkeğin davasında boşanma kararı sonucu itibariyle isabetli olmakla birlikte, gerekçesi yerinde olmamıştır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438 /son maddesi uyarınca hüküm sonucu itibariyle doğru olup da, gerekçesi buna uygun değil ise, hükmün gerekçesinin değiştirilip onanmasına karar verilebileceğinden, erkeğin davasında, boşanma hükmünün kusur belirlemesine ilişkin gerekçesinin değiştirilerek onanmasına karar vermek gerekmiş; davalı-karşı davacı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersiz bulunmuştur.

2- ) 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 174/2. maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davalı-karşı davacı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları ( TMK md. 4, TBK md. 50, 51, 52, 58 ) dikkate alınarak davalı-karşı davacı kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir.

3- ) Davalı-karşı davacı kadın boşanma ve fer’leri yanında, ziynet eşyalarının bedeli olarak da 30.000 TL maddi tazminat isteğinde bulunmuştur. Bu istek, boşanmanın eki ( TMK m. 174/1 ) niteliğinde olmadığından ayrıca nispi harca tabidir.Karşı davada başvurma harcı yatırılmıştır. Dava açılması sırasında yatırılan başvurma harcı dava dilekçesinde yer alan tüm talepleri kapsar. Peşin alınması gerekli nispi harcı tamamlaması için davalı-karşı davacıya önel verilmesi ( Harçlar Kanunu md.30-32 ), nispi harç tamamlandığı takdirde hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, harç eksikliği tamamlanmadan yargılamaya devamla işin esası hakkında kesin hüküm oluşturacak şekilde ret hükmü kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple erkeğin davasında boşanma hükmünün gerekçesinin değiştirilmek suretiyle ONANMASINA, duruşma için takdir olunan 1100.00 TL. vekalet ücretinin Suat’tan alınıp Birgül’e verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi Nedir?

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi

1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren yeni Medeni Kanunu’muzla birlikte önceki Medeni Kanun döneminde kabul edilmiş olan yasal mal rejimi mal ayrılığı iken, edinilmiş mallara katılma olarak değiştirilmiştir.

Yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıllık dönem içerisinde eşlerin birlikte notere giderek, evliliklerinin en başından itibaren edinilmiş mallara katılabilme imkanı da tanınmıştır.

Mal ayrılığı rejimi hakkında meslek çevreleri ve kamuoyunda söylenegelen eleştiriler gözönüne alınarak İsviçre Medeni Kanunu’ndaki kanun hükmü aynen çeviri yoluyla alınarak Türk Hukuk Sistemine katılmıştır.

Mal ayrılığı rejiminden farklı olarak, edinilmiş mallara katılma rejiminde, edinilmiş mal her eşin, bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleri olarak yasada tanımlanmıştır.  Eşin çalışmasının karşılığı olan edimler; sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumu ve kuruluşlarının veya personele yardım amacıyla kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler; çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar; kişisel malların gelirleri; edinilmiş malların yerine geçen değerler bu mal rejiminde eşlerin ortak malları sayılır. Bir avukat olarak örnek vermem gerekirse örneğin eşlerden birinin babasından miras kalan malı ev yönünden kişisel maldır. Ancak bu ev kiraya veriliyorsa, buradan elde edilen kira gelirleri edinilmiş maldır, yani her iki eşin ortak mülkiyetindedir.

Eski kanunda yasal mal rejimi olan mal ayrılığı rejimi terkedilmiş, yerine çağdaş bir mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi tercih edilmiştir.

Edinilmiş mal ise Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesinde her eşin bu mal rejimi süresinde karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleri olarak tanımlanmıştır.

Edinilmiş Mallar Nasıl Paylaşılır?

Edinilmiş mallara katılma rejiminde mal paylaşımı için öncelikli olarak hangi tür malların edinilmiş mal kabul edileceğini belirlemek gerekir.

Aile Mahkemeleri de tasfiye davalarında öncelikli olarak malların niteliğini belirlemekte, yargılamayı da malların bu belirlenen durumuna göre yapmaktadır.

Edinilmiş Mallar Nelerdir?

Edinilmiş malların neler olduğu Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesinde sıralanmıştır.

Maddeye göre bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır :

  • Çalışmasının karşılığı olan edinimler,
  • Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,
  • Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,
  • Kişisel malların gelirleri
  • Edinilmiş malların yerine geçen değerler.

Çalışmanın Karşılığı Olan Edinimler Nelerdir?

Evlilik birliği içerisinde eşlerin çalışmalarının karşılığı olan kazançları edinilmiş mal kabul edilmiştir.

Bir çalışanın maaşı, bir işçinin yevmiyesi, bir tüccarın geliri gibi gelirler çalışma karşılığı edinim olarak kabul edilmiştir.

Ülkemizde çalışma karşılığı olan edinimler genellikle bir mesleki faaliyetin sürdürülmesi sonucu kazanılan değerlerdir, eşin maaşı, ücreti, kârı, kazancı, bahşişi, aylığı, haftalığı, transfer ücreti gibi kazanımlar Türk Medeni Kanunu’na göre edinilmiş mal kabul edilmektedir.

Eşlerden birisi evlilik birliği süresince meslek dışı kazançlar da sağlayabilir. Örneğin eş, bilgi yarışmalarından, resim, şiir, şarkı yarışmalarından ödül kazanabilir. Bu şekilde kazanılan ödüller de edinilmiş mal olarak kabul edilmektedir.

Sosyal Güvenlik veya Sosyal Yardım Kurumlarının Ödemeleri

Edinilmiş mal kapsamında sayılan diğer gelir grubu ise sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık veya benzerlerinin yaptığı ödemeleridir.

İlgili kurum ve kuruluşlardan yapılan ödemeler de bir kazanımdır ve bir çoğu temelde çalışma karşılığında kişilere aktarılan değerlerdir. Bu kazançların da edinilmiş mal sayılması ve tasfiyeye tabi tutulması gerekecektir.

Örnek olarak eşlerin emekli maaşları, emeklilik ikramiyesi, işsizlik paraları, dul ve yetim aylıkları, yaşlılık aylıkları, maluliyet aylıkları, kıdem tazminatları, ihbar tazminatları vb. kazanımlar evlilik birliği içerisinde edinilmiş mal kabul edilmektedir.

Çalışma Gücünün Kaybı Nedeniyle Ödenenen Tazminatlar

Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesinde sayılan edinilmiş mallar kapsamına çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar da yer almaktadır.

Bu mallar da Medeni Kanun gereği edinilmiş mal sayılacak ve tasfiyeye tabi tutulacaktır. Nitekim ülkemizde sıklıkla meydana gelen trafik kazaları ve iş kazaları neticesinde çalışma gücü kayıpları yaşanmakta ve çalışma gücü kaybı yaşayan eşe tazminat ödenmektedir. Eşlere evlilik birliği içerisinde ödenen bu tazminatlar da kanun gereği edinilmiş mal sayılacaktır.

Kişisel Malların Gelirleri

Türk Medeni Kanunu’nda edinilmiş mallara katılma rejiminin mülkiyet başlıklı maddede de belirtildiği üzere edinilmiş mal ve kişisel mal ayrımı yaptığı açıktır.

Kişisel mallar edinilmiş mallara katılma rejiminde tasfiyeye tabi olmamasına rağmen kişisel mallardan elde edilen gelirler kazanç olarak değerlendirilmiş ve edinilmiş mal olarak kabul edilmiştir.

Örneğin eşin babasından kalan dairelerden aldığı topladığı kiralar, edinilmiş mal olarak kabul edilmekte ve tasfiyeye konu olmaktadır.

Edinilmiş Malların Yerine Geçen Değerler

Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesinde edinilmiş mallar sıralanmış ve son fıkrada edinilmiş malların yerine geçen değerler şeklinde bir düzenleme yapılmıştır.

Böyle bir düzenleme evlilik birliği içerisinde edinilmiş malın ikame edilmesiyle elde edilecek değerlerin de edinilmiş mal kabul edileceğini göstermektedir. Evlilik birliği içerisinde bir taşınmaza sahip eşin bu taşınmazı evlilik birliği içerisinde satıp yeni bir taşınmaz alması halinde yeni alınan taşınmaz da edinilmiş mal kabul edilecek ve tasfiyeye tabi olacaktır.

Eşin Kıdem Tazminatı Edinilmiş Mal Kabul Edilir Mi ?

Bir eşin almış olduğu kıdem tazminatı, emekli ikramiyesi, yaşlılık aylığı ölüm aylığı gibi ödemeler Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesi gereği edinilmiş mal kabul edilir ve tasfiyeye tabidir.

Eşin Kira Geliri Edinilmiş Mal Kabul Edilir Mi ?

Türk Medeni Kanunu’nun 1.1.2002 tarihinde kabulünden sonra malın edinilmiş veya kişisel olup olmaması farketmeksizin bu mallardan elde edilen gelirler edinilmiş mal kabul edilecektir. Yani bir dükkanın kirası, bir evin kirası gibi gelirler edinilmiş mal kabul edilir.

Eş Adına Tapuda Kayıtlı Ev-Arsa-İşyeri Edinilmiş Mal mıdır?

Türk Medeni Kanunu gereği 1.1.2002 sonrası satın alınan ev, arsa, işyeri, dükkan, araba, devre mülk gibi gayrimenkuller  ve araçlar edinilmiş maldır.

Şirket Hissesi Edinilmiş Mal mıdır ?

Bedeli edinilmiş mallarla karşılanmış şirket hisseleri edinilmiş maldır.

Evlilik Birliğinde Edinilen Mallar Üzerinde Eşlerin Hakları

EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİ 

4721 sayılı Medeni Kanun’da kural mal rejimi 743 sayılı Medeni Kanun’dan farklı olarak kural mal rejimini edinilmiş mallara katılma rejimi olarak kabul edilmiştir. Kural mal rejimine ilişkin düzenleme Medeni Kanun’un 218-241 maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Edinilmiş mallara katılma rejiminde tasfiyesinin sağlanabilmesi için mal gruplarının bilinmesi gerekir. Kural mal rejiminde kişisel mallar ve edinilmiş mallar olmak üzere iki mal grubu vardır. Rejim süresince yasal sınırlar içerisinde her eş hem kişisel mallar hem de edinilmiş mallar üzerinde yönetme ve tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.

Eşler bu iki mal grubu dışında kural olarak mal grubu oluşturamaz. Fakat mal rejimi sözleşmesi ile kişisel mal rejimi statüsü oluşturulabilir.

Eşlerin malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. Yasa koyucu burada eşlerin malları için bir karine oluşturmuştur. Eşlerden hangisine ait olduğu belirlenmeyen mallar eşlerin paylı mülkiyetinde kabul edilir.

Mal rejimi sona erdiğinde mevcut olan edinilmiş mallar tasfiye anındaki değerleriyle hesaplanır.

Edinilmiş Mallar Nelerdir?

Hangi malların edinilmiş mal olduğu Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesinde düzenlenmiştir. Edinilmiş mal her eşin kural mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Türk Medeni Kanunu 219. Madde ise edinilmiş malları örnekleyici bir şekilde saymıştır:

MADDE 219.- Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir.

Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır:

1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler,

2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,

3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,

4. Kişisel mallarının gelirleri,

5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler.”

 

İlk olarak eşlerin çalışması karşılığı olan edimler edinilmiş maldır. Bu edinimler mesleki faaliyet kapsamında olabileceği gibi meslek dışı faaliyet şeklinde de gerçekleşebilir.

Çalışma karşılığı edinimlerin mesleki faaliyet içerisinde gerçekleşenlere maaş, ücret, kar, kar payı, ikramiye, prim, telif ücreti gibi edinimler örnek gösterilebilir. Meslek dışında gerçekleşen edinimlere bilgi ve ödül yarışmaları örnek gösterilebilir.

Sosyal güvenlik veya yardım ödemeleri diğer bir edinilmiş mal türüdür. Yapılan bu ödemelerin kamu kurumu tarafından yapılması ile özel kamu kurumları tarafından yapılması halinde ödemeler arasında farklılıklar bulunmaktadır.

Yapılan ödemelerin kamu kurum ve kuruluşlarından yapılmış olması durumunda ödemeye esas olan primlerin kaynağı önemli değilken özel kurum ve kuruluşlarından yapılması durumunda kaynağına göre ayrım yapılması gerekmektedir. Yani primlerin edinilmiş mal grubundan mı yoksa kişisel mal grubundan ödendiğine göre ayrım yapılacaktır.

 Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan ödemelerde ödeme zamanına göre ayrım yapılmaktadır. Buna göre malın hangi mal türüne dahil olacağı belirlenirken rejim öncesinde, süresince ve sonrasında yapılan ödemelere göre bir ayrım yapmak gerekmektedir.

Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan ödeme türlerine emekli maaşı, emekli ikramiyesi, işsizlik parası örnek gösterilebilir.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Kişisel Mallar

Kişisel mallar Türk Medeni Kanunu’nun 220. ve 221. Maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeler şu şekildedir:

“MADDE 220.- Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:

1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,

2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,

3. Manevî tazminat alacakları,

4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.”

“MADDE 221.- Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler.

Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını da kararlaştırabilirler.” 

Kanun koyucu kişisel mallarda kanun gereği ve sözleşme gereği olmak üzere ikili bir ayrıma gitmiştir.

Kanun gereği kişisel mallar sınırlayıcı bir şekilde sayılmıştır.

Kişisel kullanıma yarayan eşyanın edinilmiş mal ile alınması durumunda tasfiyede  artık değer hesaplamasında bu durum dikkate alınacaktır.

Karşılıksız kazanmayla gelen malvarlığı değerlerine şans oyunları, bağışlama örnek olarak gösterilebilir.

Manevi tazminat alacağının kişisel mal olarak sayılmasında tazminatın kaynağı ve yükümlüsü önemli değildir.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Mallar Üzerinde Eşlerin Hakları 

Kural mal rejiminde mallar üzerinde eşlerin hakları Türk Medeni Kanunu’nun 223. Maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:

“MADDE 223.- Her eş, yasal sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.

Aksine anlaşma olmadıkça, eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz.”

Bu kural emredici niteliktedir. Bu düzenlemeye bazı sınırlamalar getirilmiştir. Özellikle aile konutu ile ilgili sınırlamalara değinmek gereklidir. Türk Medeni Kanunu’nun 194. Maddesi gereği eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerinde hakları sınırlayamaz.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi Nasıl Sona Erer? 

Kural mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi evlilik devam ederken ya da evlilik sonlandığında sona erebilir. Evliliğin devamı esnasında kural mal rejimi; yeni bir mal rejimi sözleşmesiyle, olağanüstü rejime dönüşüm ile ya da ayrılık kararıyla sona erebilir. Olağanüstü dönüşüm “dönüştürme davası” olarak adlandırılan dava ile hakim kararıyla olabileceği gibi kendiliğinden dönüşüm şeklinde de olabilir.

 Katılma rejimi evlilik sona erdiğinde eşlerden birinin ölümü, boşanma ve evlenmenin iptali sebeplerinden biri ile sona erer. Kural mal rejiminin boşanma ile sona ermesi durumunda tasfiyeye esas alınan tarih boşanma davasının açıldığı tarihtir.

İş Mahkemelerinde Bilirkişilik

İş Mahkemesi Bilirkişi Raporu

Ücret karşılığı bir işyerinde çalışan veya çalıştıran bireylerin sıklıkla karşılaştığı kurumlardan bir tanesi de İş Mahkemeleri’dir. İş Mahkemeleri 5521 sayılı kanunla kurulmuştur. Mahkemelerde tek hakim görev yapmaktadır.

İş Mahkemelerinde alacak davalarından iptal davalarına, tespit davalarından itiraz davalarına kadar tüm davalarda hesap bilirkişisi ve kusur bilirkişisi incelemesine başvurulmaktadır.

Hesap bilirkişisine ,kıdem ,ihbar tazminatı,ücret ve diğer alacaklar başta olmak üzere tüm alacak davalarında; fazla ödenen kıdem tazminatının geri alınması vb. istirdat davalarında; hizmet tespiti , pirim borcu olmadığının tespiti, yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti gibi bir çok davada başvurulmaktadır.

İş kazalarından kaynaklanan davalarda ve rücu davalarında kazadaki kusur dağılımı,işçinin kusuru ise kusur bilirkişileri tarafından hesaplanmaktadır.

Halk arasında genel olarak hakimlerin bilirkişi raporlarına göre karar verdikleri kanaati yaygınsa da hakimin bilirkişi raporunu benimsemesi yönünde bir kural bulunmamaktadır. Bilakis , hakim benimsemediği veyahut taraflarca itiraza uğrayan raporlardan sonra yeniden bilirkişi raporu alabilir.

İş hukuku içerisinde bordrolar, yıllık izin defterleri,özlük dosyası, sigortalıya ait SGK sicil dosyası, ödeme makbuzları, ibranameler, tanık beyanları, müfettiş tutanakları, puantaj kayıtları, işyeri sicil dosyası, toplu iş sözleşmeleri ve hizmet sözleşmeleri büyük önem arzederler.Tarafların işçi lehine yasada belirlenen hakların fazlasını toplu iş sözleşmeleri veya hizmet sözleşmeleriyle kararlaştırmaları halinde hesap bilirkişileri bu belgelere hesap yapar.

Aynı işverene karşı bir başka işçinin önceden açtığı davadaki mahkeme kararı emsal karar olup kararda fazla mesai yapıldığı,hafta tatillerinde de işyerinin açık olduğu gibi hususlar kesinleşmiş ise bilirkişi hesaplama yaparken bu emsal kararı nazara alarak hesaplama yapar.

İş davalarında tanık beyanlarının değerlendirilmesi bilirkişilerin yorumuna bırakılmıştır. Tanıkların haftada 45 saatten fazla çalışıldığını beyan etmeleri halinde fazla mesai alacağı hesap edilir. Bunun gibi ücretin miktarı,işe giriş tarihi,hafta tatili kullanılıp kullanılmadığı,ulusal bayram ve genel bayramlarda çalışılıp çalışılmadığı  gibi pek çok husus da tanık beyanları ile belirlenmektedir. Buna karşın işveren tanık beyanlarıyla işçisine yıllık izin kullandırdığını,fazla mesai dahil her türlü ödemesini yaptığını ispat edemez. İşveren bordro,hesap pusulası,yıllık izin defteri gibi yasal belgelerle edimlerini ispat edebilir.

Hesap bilirkişileri,müfettiş tutanaklarının tahkikat evraklarını tahkikat sonucunu çürütmeye elverişli delil olmaması halinde esas almaları gerekmektedir.Müfettiş tutanaklarının aksi ancak güçlü delillerle çürütülebilir.Örneğin müfettiş raporlarını soyut tanık beyanlarıyla çürütmek olanaklı değildir.

Şirket Müdürü Şirketi Zarara Uğratıyor

3 ortaklı bir limited şirketin %25 oranında ortağıyım. Ortaklardan bir tanesini ana sözleşmeyi hazırlarken şirket müdürü olarak görevlendirmiştik. Tüm sermaye borcumuzu da şirket adına açtığımız banka hesabına yatırmıştık. İlk yıl işlerimiz beklemediğimiz kadar iyi oldu, çok yüklü anlaşmalar yaptık. Şimdi şirket müdürü bu sermayeyi kafasına göre kullanıyor, olmadık yerlere para harcıyor, ihtiyacımız olmayan makineleri satın alıyor. Şirket defterlerini incelemek istiyoruz, bize göstermiyor, defterleri usulüne uygun tutmuyor. Şirketi kasıtlı olarak batırmaya çalıştığını düşünüyoruz. Dava açsak bu ortağın hissesini alabilir miyiz? İhsan Ö. 

Yeni Türk Ticaret Kanunu’na göre, haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, şirketin feshi yerine davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir. Şirketin feshi istenirse, fesih davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir. Ayrıca her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir.

Firmanın Verdiği Dolap İşyerimi Yaktı  

Yasin bey, bir restoran işletiyorum. Restoranımızda ayran, kola ve dondurma firmalarından aldığımız dolaplar var. Bu dolaplar için ayrıca para ödemedim, yani dolapları firma istese alıp götürebilir. Bu dolaplardan bir tanesi arızalanmış ve sabaha karşı kimsenin olmadığı sırada tutuşarak dükkan içinde kısmi bir yangına sebep olmuş. Sigortam olmadığı için zararımı da karşılayamıyorum. Sorum şu: Bu dolapların bakımından kim sorumlu, yangın nedeniyle zararımı nasıl karşılarım. Mehmet R. 

Mehmet bey, öncelikle geçmiş olsun. Sizin başınıza gelen hadise, sigorta yaptırmanın önemini hatırlatan, her zaman hepimizin başına gelebilecek bir durum. Sorunuza gelince: Tedarikçi firmaların kendi mallarının satışını kolaylaştırması için restoran ve market gibi yerlere verdikleri buzdolabı gibi eşyalar için ariyet adı verilen bir sözleşme yapılıyor. Bu sözleşmeye göre eşyanın sahibi firma oluyor. Bu nedenle bu eşyanın bakımı, onarımı, gerekirse değişmesi tedarikçi firma tarafından yapılıyor. Dolayısıyla, bu eşyadan doğan zararların da tedarikçi firmalar tarafından karşılanması gerekir. Tespit davası açın, elektrik mühendisi, yangın mühendisi bilirkişiler yangının çıkma nedenini tespit etsinler, sonra da zararınızın miktarını tespit ettirerek tedarikçi firmadan talep edebileceğiniz düşüncesindeyim.

Vekaletnameyle Satılan Ev  

Almanya’nın Köln şehrinde yaşıyorum. Ankara’daki evin satışı için bundan 2 yıl kadar önce o tarihteki eşimin kardeşine konsolosluktan vekaletname göndermiştim. Ama hiç beklenmeyen şeyler oldu ve eşimle aram bozuldu. Bana boşanma davası açtı, karakolluk olduk. Olaylar nedeniyle o arada verdiğim vekaletnameyi iptal ettirmeyi düşünemedim. Kayınbirader ile de eski eşimle aramızın bozulması nedeniyle görüşemedim. Geçen ay bir başkasına daireyi satmak için vekalet verdim, ancak tapuda evin yaklaşık 1 yıl önce satıldığını öğrendim. Kayınbirader vekaletnamesiyle gidip daireyi satmış. Evimi geri alabilir miyim, tapu iptal tescil davası açabilir miyim? Hasan İ. 

Hasan bey. Eğer kayınbiraderinizin evi sattığı kişi iyi niyetli ise, yani sizin eski eşinizle aranızın bozulduğunu, boşanma davası açıldığını, kayınbiraderinizin kötü niyetle hareket ederek evi sattığını bilmiyorsa evi geri alamazsınız. Ancak durum anlattığınız gibiyse kayınbiraderinize karşı dava açın, evin değerini kayınbiraderinizden alabilirsiniz.

Ankara Tüketici Mahkemeleri Çöktü

Tüketicinin korunması için sürekli kanun değişiklikleri yapılıyor, mevzuat yeni ortaya çıkan problemleri çözmeye yönelik olarak değiştirilmeye çalışılıyor biliyorsunuz. Ancak bir tüketicinin korunmasında en önemli nokta sürekli gözden kaçırılıyor: Adalete erişim süresi.

Tüketiciler uğradıkları mağduriyetin giderilmesi için oturdukları ilçe Tüketici Hakem Heyetlerine başvurabiliyor. Tüketici hakem heyetlerinin itiraz edilen kararları Tüketici mahkemelerinde inceleniyor, bazı uyuşmazlıklar ise doğrudan tüketici mahkemelerine başvurmak gerekiyor.

Çankaya ilçesindeki hakem heyetine yılın ilk altı ayında yaklaşık 50 bin başvuru yapılmış. Ayıplı bir mal nedeniyle hakem heyetine başvurduğunuzda karar verilmesi Çankaya İlçesi Tüketici Hakem Heyeti’nde en erken 7-8 ayı buluyor. Bu süre Yenimahalle’de 4-5 ay ortalamasında seyrediyor. Sincan’da oturanlar ise daha şanslı: ortalama 3-4 ayda karar veriliyor. Keçiören, Çankaya ile birlikte hakem heyetlerinin en uzun karar verdiği ilçeler arasında. Örneğin Mart ayında yapılan bir başvuruya Ekim ayı için duruşma günü verilmiş.

Karar verme sürelerinin kısaltılması için acilen raportör ve diğer eleman eksikliklerinin giderilmesi zorunlu.

Öte yandan, Tüketici Mahkemelerinde de durum çok farklı değil. Ankara Sıhhıye Adliyesi’nde tüketici mahkemeleri yaklaşık 8-10 ay sonrasına duruşma günü verebiliyor. Her davanın 3-4 duruşma sürdüğünü düşünürseniz, Yargıtay safhasıyla birlikte bir uyuşmazlığın bitmesi yaklaşık 4 yılı bulacak. Örneğin cep telefonunuz arızalandığında, haklı ya da haksız bir karar verilmesinin bu kadar zaman alması vatandaşların adalet hizmetine inancını zedeleyecektir. Buradan HSYK’ya ve diğer yetkililere duyurmuş olalım.

Çamurluğu Boyalı Aracı İade Edebilir miyim?

  • Bundan yaklaşık 3 ay kadar önce yetkili bayiden 52bin TL’ye 0 km. bir otomobil satın aldım. Aracın sağ arka çamurluğunda ve ön tamponun sol tarafında boyada kabarmalar meydana geldi. Aracı, yetkili servise götürdüm, servis inceleme yaptı ve boyanın fabrikada hatalı olarak boyandığını, yeniden boyanmasının yaklaşık 1.500 TL’ye mal olacağını tespit etti. Bana bununla ilgili rapor hazırlayıp verdiler. Tüketici Kanununa göre ayıplı malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi, bedel iadesi, ayıp oranında bedel indirimi veya ücretsiz onarım isteme haklarına sahip olduğumu okudum. Aracı iade edip bana yeni bir araç verilmesini ya da parasının iadesini isteyebilir miyim? Seçimlik haklarımdan istediğimi kullanabilir miyim? Fatih K.

Fatih bey, tüketicinin korunması kanununda gerçekten de sizin belirttiğiniz gibi, bir malın ayıplı olması halinde tüketiciye seçimlik haklar tanınmış. Bunlardan en cazipleri de malı iade edip parasını almak ve ayıpsız olanı ile değiştirilmesini istemek. Örneğin cep telefonu, bilgisayar gibi değeri nisbeten az olan ürünlerde bu seçimlik hakların uygulanmasında önemli bir problem görülmüyor. Ancak, otomobil, ev gibi değeri yüksek ürünlerde bu seçimlik hakların kullanılmasında en temel kanunlara da bakmak gerektiği kanaatindeyim: Medeni Kanuna göre, her hakkın kullanılmasında iyi niyetli olmak gerekir. Yani malda çıkan ayıbın alıcının ve satıcının menfaatler dengesini ne şekilde bozduğu ve tüketicinin bedel iadesi talebinin olaya uygun olup olmadığı da incelenmelidir. Araçta çok önemli bir kusur olsaydı, bu seçimlik haklarınızı tereddütsüz kullanabilirdiniz, ancak çamurluk boyası için bu nitelendirmeye kuşkulu bakıyorum. Bu nedenle, seçimlik hak olarak kullanmak istediğiniz bedel iadesi ya da ayıpsız misliyle değiştirmenin mahkemede kabul göremeyebileceğini düşünüyorum.

Torunla Kişisel İlişki Kurulması Davası

Boşanma davalarında bilindiği üzere, müşterek çocukların velayeti ana-babadan birine bırakılmaktadır. Velayetin bir tarafa bırakılması nedeniyle diğer tarafın ana-babası (müşterek çocukların büyükanne – büyükbabası) torunlarını görmek istemekte ancak bazı durumlarda buna imkan bulamamakta veya bu istekleri engellenmektedir.

Bu nedenle torunu ile kişisel ilişki kurmak isteyen büyükanne/büyükbabanın da dava açmak ve kişisel ilişki kurma haklarını hüküm altına aldırmak haklarının bulunduğu kabul edilmektedir.

Torunuyla kişisel ilişki kurmak isteyen bir büyükbabanın açtığı davada mahkeme, davalıya tanık listesini sunması için iki haftalık kesin süre vermiş, bu iki haftalık süre içinde davalı tanık listesini sunmuş ve tanık masraflarını da yatırmıştır.

Ancak davalının tanıkları duruşma günü, tebligata rağmen duruşmaya katılmamışlardır. Mahkeme, bunun üzerine iddiaların tanıkla ispat edilemeyeceği gerekçesi ile tebligata rağmen gelmeyen tanıkların dinlenilmesinden vazgeçmiş ve davanın esasına etkili olmayacağına da karar vererek sosyal hizmet uzmanından rapor alınmadan hüküm kurmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, önüne gelen dosyada (E. 2013/25241 K. 2014/6786 T. 25.3.2014) , davacı ile torunu arasında kişisel ilişki kurulması talebine ilişkin koşulların varlığını tespit yönünden davalı tanıkları dinlenilip, uzman raporu alınarak sonucu itibarıyla bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görmemiş ve yerel mahkemenin kararını bozmuştur.

Aile Konutu Sebebiyle Bankanın Koyduğu İpotek Kaldırılabilir mi?

Aile konutu, eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği bir alandır. Türk Medeni Kanunu, ailenin korunmasına yönelik olarak getirdiği aile konutu şerhi müessesi mucibince, aile için böylesine önemli olan bir malvarlığıyla ilgili olarak eşlerin tek başına hukuki işlem yapmasının diğer eşin menfaatini zedeleyeceğini öngörmüştür.

Türk Medeni Kanunu’nun “Aile konutu” başlığı altında düzenlenen 194.maddesi: “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hâkimin müdahalesini isteyebilir.Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini isteyebilir.Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı hâline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur”

Bu nedenle aile konutu olarak özgülenen taşınmazın mülkiyetinin devri diğer eşin rızasına bağlı bir hukuki işlem olarak kabul edilmiştir.

Bankalardan kredi alınması sırasında genel olarak taşınmazlar teminat olarak gösterilmekte ve bunun için banka lehine  taşınmazın tapu kaydına ipotek tesis edilmektedir.

Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş tarafından tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin konulmaması halinde ise iyi niyetli 3. kişinin taşınmazın sahibi eşle yapacağı işlemin sonuç doğurup doğurmayacağı tartışma konusu olmuştur.

4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 1023. maddesi, tapuya güven ilkesini öngördüğü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 194.maddesi III.fıkrasının ise, tapuya güven ilkesinin aynen sürdürülmekte olduğunun bir ifadesi olarak kabul edilmiş ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E. 2012/2-1567 K. 2013/579 T. 24.4.2013 sayılı kararı ile kötü niyetli olduğu ispat edilmedikçe banka lehine konulan ipoteğin kaldırılması talebinin reddi gerektiği karara bağlanmıştır.