Etiket arşivi: avukat

Velayet Davasında Duruşma Yapılmadan Karar Verilebilir mi?

  • Yasin Bey, üç yıl kadar önce anlaşmalı boşandık. Müşterek çocuğun velayetini bir takım nedenlerle babasına bırakmıştık. Şimdi velayetin değiştirilmesi için dava açtık, ama hakim tanıklarımı dinlemeden, duruşma bile yapmadan dosya üzerinden karar verip davamı reddetti. Konuştuğum avukatlar basit yargılamaya tabi olduğu için hakimin buna hakkı var, diyorlar. Bu doğru mu? Halime R.

Halime Hanım, öncelikle geçmiş olsun. Avukatların söylediği hem doğru hem de yanlış. Velayet davaları basit yargılama usulüne tabidir, bu doğrudur. Basit yargılama davalarında hakim dosya üzerinden de karar verebilir. Ancak velayet davaları kamu düzenine ilişkin, çocuğun üstün yararının tespiti için tüm araştırmaların yapılması gereken davalardandır. Bu nedenle hukuki dinlenilme hakkınıza aykırı olarak karar verildiği görüşündeyim. Temyize başvurmanızda fayda var.

  • 7 ay kadar önce anlaşmalı olarak boşandım. Kimliğimi değiştirmek için nüfus memurluğuna gittim. Memur, yeni baba olmuşsunuz tebrik ederim, dedi. Meğer eski 10 gün kadar önce doğum yapmış. Çocuk benim adıma kaydolunmuş. Bu çocuk benden değil, nüfusa dilekçe versem kayıttan düşerler mi? Hakan F.

Hakan bey, Medeni Kanun’a göre, boşanmadan itibaren 300 gün içinde doğan çocuğun babası koca olarak kabul ediliyor. Siz boşanalı henüz 7 ay (210 gün) olmuş. Bu nedenle çocuğun sizden olmadığını düşünüyorsanız, soybağının reddi davası açmanız gerekiyor. Bu davanın da 1 yıllık süresi bulunuyor, öğrenmeden itibaren 1 yıllık sürede dava açmazsanız bu hakkınızı kaybedersiniz.

  • Eşim bana boşanma davası açtı. Bana sürekli hakaret ediyor, sürekli şiddet uyguluyor. Bir de boşanma davası açıyor. Bu davaya itiraz edebilir miyim? Rahime G.

Rahime hanım, eğer sizin bir kusurunuz yoksa açılan boşanma davasına itiraz edebilirsiniz. İtiraz ederseniz hakim eşinizin açtığı davayı reddedebilir. Ama sizin de kusurlu olduğunuz tespit edilirse boşanma kararı verilebilir.

  • Kıymetli meslektaşım, açtığımız boşanma davasında karşı tarafın son bildiğimiz adresini dilekçeye yazdık. Bu adrese gönderdiğimiz tebligat, şahıs adreste bulunamadığından iade edilmiş. Mahkeme bize 1 hafta süre verdi, yeni adres bildirmediğimiz için davayı 119. Maddeye göre usulden reddetti. Bu konudaki görüşünüzü öğrenebilir miyiz. Saygılarımızla, Fahri K.

Fahri bey, dava dilekçesinde belirtilen bir adrese tebligat yapılamamışsa mahkemenin yeni adresi araştırması, bulunamaması halinde ilanen tebligat yapması gerekir. Dava dilekçesine davalının adresi hiç yazılmazsa 119. Maddeye göre usulden reddedilebilir. Sizin durumunuzda mahkemenin kararı yanlış olmuş. Ancak temyize başvurmak yerine davayı başka mahkemede yeniden açmanın daha hızlı sonuç verebileceğini düşünüyorum.

İstifa Ettirildim, Tazminat Alabilir miyim?

  • Yasin Bey, yazılarınızı her hafta merakla takip ediyorum. Bu zamana kadar birçok avukata akıl danıştım, ancak hepsi de senin işin olmaz dediler. Benim sorunum şu: Yaklaşık 5 yıl boyunca bir iş yerinde çalıştım. Burada amirim konumunda olan kişinin psikolojik tacizine uğradım, birçok defa bu nedenle rahatsızlandım. En sonunda geçen yıl artık daha fazla dayanamadığım için amirimin bana karşı davranışlarını ve rahatsızlıklarımı da belirterek istifa dilekçesi ve ibraname verdim. Kıdem tazminatımı ve diğer haklarımı alabilir miyim? (Ayşe O.)

Ayşe Hanım, 2012 yılında yeni bir Borçlar Kanunu yürürlüğe girdi. Bu kanuna göre işverene verdiğiniz ibranamenin geçerli olması çok sıkı şekil şartlarına bağlandı. Kanuna göre, verdiğiniz ibranamenin istifa ettiğiniz tarihten sonraki 1 aylık süre içinde hazırlanmış olması gerekiyor. Ayrıca bu ibranamede size yapılan bir ödeme varsa bunların tek tek yazılması gerekiyor. Bu da yetmiyor, ibraname ile belirlenen miktarın banka aracılığıyla ödenmiş olması şartı da var. Sizin durumunuzda, anlattığınız kadarıyla hem ibranamenizin hem de istifa dilekçenizin geçersizliği söz konusu olabilir, kıdem ve diğer haklarınızı alma ihtimalinizin yüksek olduğu görüşündeyim.

  • Sabahleyin işyerine girerken yanlışlıkla kapı kolunun müdüre çarpmasına neden oldum. Daha sonra aramızda tartışma çıktı. Müdür ve yanındaki iki işçi beni tartakladılar, bu sırada müdür bana kafa attı, kaşım yarıldı. Hemen savunmamı aldılar, “eğer bizim dediklerimizi yazarsan seni tazminatını vererek işten çıkaracağız” diyerek elimden istifa dilekçesi aldılar. Aradan bir aydan fazla geçmesine rağmen hiçbir hakkımı ödemediler. Müdür şimdi ben ona hiçbir şey ödemem, diyormuş. Ne yapabilirim? Hakkı H.

Hakkı bey, vermiş olduğunuz istifa dilekçesinin yukarıdaki koşullarda elinizden alındığını ispat edebilirseniz, mahkeme bu dilekçenizi geçersiz sayabilir. Dava açarak hakkınızı aramanız gerekiyor.

  • 9 yıl çalıştığım işyerimden haksız yere çıkarıldım. İşe iade davası açmayı düşünüyorum. Kanunda işe iade davasını kazanırsam ve işe başlatılmazsam 4 aydan 8 aylık maaş tutarına kadar tazminat verileceği yazıyor. Bu tazminatı hakim neye göre belirliyor, mahkemede iyi halimi mi göz önüne alacak? (Selim Ş.)

Selim bey, çok ilginç ve bir o kadar da yerinde bir soru sormuşsunuz. Buna benzer bir soruyu birkaç defa meslektaşlar arasında da duymuştum. Mahkemede göstereceğiniz iyi hal, ceza davalarında sanık lehine uygulanan bir indirim sebebi. Burada ise tazminat miktarı işçinin çalışma süresine göre belirleniyor. Bildiğim kadarıyla Yargıtay 6 ay ile 5 yıl arasında kıdemi olan işçi için 4, 5 yıl ile 15 yıl arasında kıdemi olan işçi için 5, 15 yıldan fazla kıdemi olan işçi için ise 6 aylık ücreti tutarında işe başlatmama tazminatına karar veriyor. Fesih sebebinin ağırlığına göre bu miktarlarda 8 aya kadar da çıkabiliyor.

  • İşyerimizde 10 yıldan fazladır çalışan bir personel vardı. Satış elemanı olarak görev yapıyordu. Bize şehir dışına taşınacağım diyerek istifa dilekçesi verdi. Bizden ayrıldıktan 15 gün sonra rekabet halinde olduğumuz şirkete geçti. Bu arkadaşa tazminat davası açma hakkımız var mı, kanun sadece işçileri mi koruyor, işverenin hiç mi hakkı yok. (Nafi G.)

Nafi bey, öncelikle belirtmeliyim ki, sorunuzdaki sitemler çok da yersiz değil. Ancak, çeşitli kanunlarda işverenin de haklarını koruyabilmesi açısından düzenlemeler var. İşverenler kendileri açısından müşteri portföyü, fiyat bilgisi, ürün bilgisi gibi kritik bilgilere, verilere ulaşabilecek çalışanları ile gizlilik, rekabet etmeme gibi çeşitli sözleşmeler yaparak haklarını koruyabilirler. Böyle sözleşmeler ile maddi ve manevi tazminat talep edebilirsiniz.

Av.Yasin GİRGİN AA’ya 2013 TÜİK İstatistiklerini yorumladı: “Boşanma oranı son 10 yılda %38 arttı”

anadolu_ajansiTürkiye’de 2004’te 91 bin 22 olan boşanan çift sayısı 10 yılda yaklaşık yüzde 38 artışla 2013’te 125 bin 305’e yükseldi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de 2004’te 91 bin 22 olan boşanan çift sayısı 10 yılda yaklaşık yüzde 38 artışla 2013’te 125 bin 305’e yükseldi. Evlilikler ise söz konusu dönemde azalan bir seyir izledi. 2004’te 615 bin 357 olan evlenen çift sayısı 2013’te 600 bin 138’e geriledi.

2004’ten bu yana 2013 yıl sonu itibarıyla 1 milyon 75 bin 765 çift boşandı. Aynı dönemde evlenen çiftlerin sayısı ise toplam 6 milyon 144 bin 124 oldu. 2013 yıl sonu verilerine göre, 2004 yılına oranla evlenme oranı yüzde 2,5 azalırken, boşanma oranı yüzde 38 arttı.

TÜİK verilerine göre, 2006’da 636 bin 121, 2008’de 641 bin 973, 2010’da 582 bin 715, 2012’de 603 bin 751 çift evlendi, boşanan çiftlerin sayısı ise 2006’da 93 bin 489, 2008’de 99 bin 663, 2010’da 118 bin 568, 2012’de 123 bin 325 oldu.

Boşanma nedenleri

Bu arada, TÜİK tarafından 2011’de yapılan araştırmaya göre, geçimsizlik yüzde 96,70 ile boşanma nedenlerinin başında yer aldı. Diğer boşanma nedenleri ve oranları ise zina yüzde 0,07, cana kast yüzde 0,03, cürüm ve haysiyetsizlik yüzde 0,24, terk ve akıl hastalığı yüzde 0,05, diğer nedenler yüzde 0,80 ve bilinmeyen nedenlerden yüzde 2,09 olarak gerçekleşti.

Uzmanların Yorumları

Avukat Yasin Girgin :”Bölgelerin gelir seviyesi ile boşanma oranları arasında doğrudan bir ilişki var”

yasingirgin2Avukat Yasin Girgin gelir seviyesi ile boşanma kararı alınması arasında doğrudan bir ilişki olduğuna dikkati çekti.

Girgin, “Gelir seviyesinin yüksek olduğu bölgelerde kadının eğitim seviyesinin de yüksek olduğu, bunun sonucunda kocasından bağımsız olarak hayatını idame ettirebileceği ekonomik bağımsızlığa ulaştığı gözlemlenmektedir. Ekonomik bağımsızlığa ve eğitime ulaşan kadın, uğradığı şiddet, sadakatsizlik, hakaret gibi fiillere katlanma zorunluluğu hissetmiyor. Gelir-eğitim seviyesi düşük bir ailede normal karşılanan davranışlar, yüksek olan ailelerde çatışmaya yol açıyor ve çözülemeyen çatışmalar evliliklerin boşanma ile sonuçlanmasına neden oluyor” diye konuştu.

Nüfus artış hızına ve önceki yıl verilerine göre, yaklaşık 614 bin olması gereken evlenme sayısının 600 binde kaldığını dile getiren Girgin, “Gözlemlerime göre aile içi fiziki, ekonomik şiddet, sadakate aykırı davranışlar boşanmaların genel nedenlerini oluşturuyor” dedi.

Avukat Ayça Sinem KILIÇ:” Doğu evlenmede, batı boşanmada hızlı”

TÜİK’in 2013 yılı Evlenme ve Boşanma İstatistikleri Türkiye’nin sosyo-politik yapısına paralellik gösteriyor. Geleneklerine dogmatik bir düşünce ile bağlı Güneydoğu Anadolu’nun evliliğe bakış açısı ile ‘’ben’’ merkezli yaşayan Ege’nin boşanmaya bakış açısı hız olarak neredeyse eşit.

İstatistikler, bu iki bölge insanlarının aile kurumuna bakış açısının pusuladaki konumları gibi birbirlerinin zıttı niteliğinde olduğunun altını çizmektedir. Eğitim ve gelir dağılımı ile paralellik seyreden bu durum irdelendiğinde her iki bölge arasındaki uçurumu gözler önüne sermektedir. Eğitim ve gelir seviyesinin az olduğu Güneydoğu Anadolu bölgesinin evlilikte bu denli hızlı olması nasıl eleştirilecek bir husus ise Ege’nin de boşanmayı bu denli basite alması aile kurumunun içinin boşalması sonucunu doğuracağı için o denli tehlikelidir.

Tüm bunların yanı sıra istatistiklerde umut verici saptama evlilik yaşının geçtiğimiz yıllara göre bir nebze artması. Bu durum Türkiye’de yaşanan ekonomik sıkıntı nedeni ile insanların evliliğin masraflarını göze alamamasının bir sonucu olarak artık insanların gelir elde ettikten sonra evlenmek istemesinden kaynaklanmaktadır.

Evliliğin düzene girmesi için önemli olan ilk 5 yıl evli çiftlerin boşanma kararı aldığı kritik dönemlerin ilk sırasında yer almaktadır. Bunun sebebi ise insanların bağımsız ‘’ben’’ olma fikrinden kurtulup ‘’biz’’ olma fikrine adapte olamamasından kaynaklanmaktadır. Platin dönemi yaşayan 25 yılı dolduran çiftler ise boşanmaya sıcak bakmamaktadır. Yani özetle, ister yaşanmışlıklara duyulan saygıdan isterseniz metabolizma hızının etkisinden deyin, yaş aldıkça boşanma oranlarının düştüğü yadsınamaz bir gerçektir.

Hukukta Tape Noktası

Son üç aydır gündem oldukça yoğun ve karışık. Bu, Hürriyet okurlarından gelen maillere de yansımış durumda. Son haftalara kadar genellikle boşanma, tüketici, kira davaları konularında gelen sorular, çoğunlukla hukukun siyasetle içiçe geçtiği konulara doğru kaymış. Çoğu mailde, sorularınıza çok net ve tarafsız cevaplar verdiğim belirtilerek şahsıma teşekkür ediliyor. Bu zamanda hala bir kişinin tarafsız olabileceği düşüncesini muhafaza edebilenlere de ben teşekkür ederim. 

  • Merhaba, biz, birkaç arkadaşım ile birlikte Ankara’daki Gezi olaylarında polisin şiddetine maruz kaldık. Bir arkadaşımızın bacağına gaz kapsülü isabet etti, üzerimize biber gazı sıkıldı. Arkadaşlarımızdan biri astım hastasıydı, o günden bu yana nefes alışında problem olduğunu söylüyor. ABD’de bir gencin benzer olaylar sırasında başına gaz kapsülü isabet ettiği için 4.5 milyon $ tazminat kazandığını okuyoruz. Dava açsak biz de tazminat alabilir miyiz, alabilirsek ne kadar?(Lütfen ismimi gizli tutun)

Sevgili kardeşim, ülkelerin insan haklarına bakış açıları arasında o ülkenin kuruluş hikâyesinden kaynaklanan temel farklılıklar vardır. ABD’de insanlar, ülkeyi kuracak iradeyi ortaya koyarken bireysel mutlulukların en üst düzeye çıkmasını amaçlamışlardır. Yani orada devlet, insana hizmet etmek için kurulmuştur. Devlet, bir şirket gibi görülmektedir. Dolayısıyla orada tazminatlar belirlenirken, şirketin o kusurlu davranışı bir daha yapmaması için caydırıcı olacak meblağlar düşünülür. Ülkemizde ise “manevi tazminatla zenginleşmeme” ilkesi geçerlidir. Yani alacağınız manevi tazminat sizi zengin etmeyecek bir miktarda olacaktır.

  • Yasin bey, bundan 6 ay kadar önce yeni bir eve taşındık. Taşındığımızın 2. Haftası, kaçak elektrik kullanıyoruz diye bir tutanak tuttular. Evde bebeğimiz vardı, elektrik kesilmesin diye tutanağı imzaladım, cezalı miktarı da ödedim. Şimdi elime savcılıktan bir kağıt geldi, hakkımda hırsızlıktan dava açılmış. Ne yapmalıyım? Hasan Ş.

Hasan bey, cezalı miktarı ödediyseniz her hangi bir sorun yok. Kanuna göre, kaçak kullanılan, elektrik, su, gaz bedelinin ödenmesi halinde dava ortadan kalkar.

  • İstanbul’da, jetonu olmayan, nerden alacağını bilmeyen vatandaşlara yardım eden güvenlik görevlisine sadece 4.90 TL için 7 yıl ceza davası açıldı. Sizce sadece 5 lira için hapse girmek adil mi? Ceren T.

Ceren Hanım, bildiğim kadarıyla o dava TCK’nın 155/2 maddesine göre 1 yıldan 7 yıla kadar ceza istemiyle açıldı. Hakimler bu tür davalarda genelde alt sınırdan ceza vermektedir, buna da çeşitli sebeplerle indirim uygulanmaktadır. 2 yıldan az cezalar ise erteleniyor. Yani büyük ihtimalle o güvenlik görevlisi arkadaş cezaevine girmeyecek.

  • Twitter’in kapatılmasını doğru buluyor musunuz? Dede S.

Kırmızı ışıkta geçiliyor diye tüm yolların kapatılmasını; kaçak elektrik kullanılıyor diye herkesin elektriğinin kesilmesini doğru bulduğum kadar doğru buluyorum.

  • Yasadışı dinleme kasetlerinin-tapelerin yayınlanmasını doğru buluyor musunuz? Fırat H.

Montaj veya gerçek, yasal ya da yasadışı elde edilmiş, kamu yararı olsun ya da olmasın hiçbir tapenin, videonun, kasetin yayınlanmasını ilkesel olarak doğru bulmuyorum.

‘’Eski Eşime Ömür Boyu Nafaka Ödemek İstemiyorum!’’

Boşanma sürecinde bireylerin karar vermesini etkileyen esaslı unsurların başında ‘’nafaka ödeme yükümlülüğü’’ gelmektedir.  Boşanma aşamasındaki ebeveynler, müşterek çocukları için ödemek zorunda kalacakları nafaka miktarlarını anlayışla karşılarken, boşanacakları eşine nafaka ödemek istemezler. İşte bu noktada avukat olarak sıklıkla karşılaştığımız serzenişlerin başında ;‘’Eski eşime Ömür Boyu Nafaka Ödemek İstemiyorum!’’gelmektedir.

Eşe Ödenen Nafakanın Hukuki Niteliği Nedir?

Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak isteyebileceği ödemeye Türk Hukukunda yoksulluk nafakası denmektedir. Yoksulluk nafakası ile ilgili düzenlemeler önceki Medeni Kanunumuzda kadın erkek ayrımını belirginleştirmiş bir düzenleme içermekteyken yapılan değişiklik ile bunun önüne geçilmeye çalışılmıştır.

Eski Medeni Kanunun 144. Maddesi gereğince erkeğin, boşandığı eşinden nafaka isteyebilmesi ‘’kadının halinin refahta bulunması’’ şartına bağlı iken, bu düzenleme yeni Medeni Kanunun 175. Maddesinde kadın erkek diye ayrım yapılmaksızın yeniden düzenlemiş ve maddenin son hali ‘’ Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” Şeklinde hüküm altına alınmıştır.

Hangi Koşulda Boşandığım Eşime Nafaka Ödemem Gerekir?

Yoksulluk nafakası uygulamada bilinenin aksine sadece boşanan kadına ödenmez. Boşanan koca da aşağıda sayılacak şartların mevcut olması halinde yoksulluk nafakasına hak kazanır.

Türk Medeni Kanunun 175. Maddesi gereği yoksulluk nafakası talebinin kabulü için;

-Talep olması,

-Talep edenin boşanma yüzenden yoksulluğa düşeceğinin belirlenmesi,

-Talep eden şahsın kusurunun daha ağır olmaması gerekmektedir.

Yoksulluk nafakası için ön koşul talep edilmiş olmalıdır. Talep olmaması halinde hakim tarafından kendiliğinden karara bağlanmayacaktır.

Yoksulluk Neye Göre ve Nasıl Belirlenir?

Yargıtay kararlarına göre; yoksulluğun sınırı, yeme içme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, eğitim, kültür gibi ihtiyaçları karşılayacak geliri olmamak olarak tanımlanabilir. Hiçbir geliri olmayan veya çok gerçekçi olmasa da günümüz koşullarında bu unsurlar baz alınarak hesaplandığı belirtilen asgari ücretle kıyaslanarak asgari ücretin altında bir geliri olan kimsenin yoksulluk içinde olduğu kabul edilmelidir.

Bu durumun yani yoksulluğun ispatı isteyenin, boşanma davası aşamasında istenmişse istek tarihinde, ayrı bir dava ile boşanma davasından daha sonra istenmişse boşanma kararının kesinleşme tarihinde yoksulluğa düştüğünün ispatlanması gerekir. Bu husus mahkemece de zabıta marifetiyle araştırılmalıdır.

Kusurlu Olan Tarafa Nafaka Ödemek Zorunda Mıyım?

Yoksulluk nafakası talep edecek olan tarafın, boşanma davasında daha fazla kusurlu olmaması gerekmektedir. Daha fazla kusuru olan eş yoksulluk nafakası talep edemez.

Boşanma davasında tarafların eşit kusurlu olması halinde ise eşit kusurlu eş yoksulluk nafakası isteyebilir.

“Boşanmada eşit kusurlu eş de diğer şartlar varsa yoksulluk nafakası isteyebilir.” YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ 2004/7524 ESAS  2004/7594 KARAR 05.07.2004 TARİHLİ KARARI

Nafaka yükümlüsünün kusurlu olması aranmaz.

Nafaka Hangi Aşamada Talep Edilebilir?

Yoksulluk nafakası boşanmanın ferisi (eki) niteliğinde olmakla, boşanma dava dilekçesinde, cevap dilekçesinde veya yargılama esnasında hüküm verilinceye kadar bu taleplerin aynı davada talep edilmesi de mümkündür.

Boşanma davası içerisinde hükmedilen yoksulluk nafakasının başlangıç tarihi boşanma kararının kesinleşme tarihidir. Yoksulluk nafakasının başlaması ile tedbir nafakası sona erer.

Nafaka Miktarı Neye Göre Takdir Edilir? 

Nafaka miktarı tayin edilirken tarafların sosyal ve ekonomik durumu önem arz eder. Her iki tarafında mali ve sosyal durumları araştırılmalı, araştırma yapılmadan yoksulluk nafakası takdir edilmemelidir. Yargıtay gerekli araştırma yapılmaksızın yoksulluk nafakası talebinin karara bağlanmasını bozma sebebi saymıştır.

“Davalının babadan kalan taşınmazları olduğu iddia edilmiş tapu kayıtları celbedilmiştir. Muris ölü ise veraset ilamı alınarak kalan taşınmazların gelir ve değerleri belirlenerek davalıyı yoksulluktan kurtarıp kurtarmayacağı tespit edilmeden eksik inceleme ve araştırma ile yoksulluk nafakası tayini kanuna aykırıdır.” YARGITAY HUKUK GENEL KURULU  25.9.1996 TARİH 1996/2-331-628 SAYILI KARARI

“Yapılan soruşturma ile davalının bir evinin bulunduğu anlaşılmış ve ayrıca Sosyal Sigortalar Kurumundan emekli aylığı aldığı iddia edilmiştir. O halde davalının mevcut evinin değerinin tespit edilmesi haline uygun bir ev alınması dışında geçimini sağlayacak bir miktarın elde edilmesinin mümkün olup olmadığı belirlenmeden ve davalının SSK’dan aylık alıp almadığı gerekli bilgiler taraflardan sorularak merciinden araştırılmadan, eksik inceleme ile yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru bulunmamıştır.” YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ 14.9.1994 TARİH 1994/7650-8056 SAYILI KARARI

Hükmedilen Nafaka Ne Zamana Kadar Ödenir?  

Hükmedilen yoksulluk nafakası belirli şartların varlığı halinde kaldırılabilir veyahut azaltılabilir.

Bu şartlar;

-Nafaka alacaklısının yoksulluğu ortadan kalkmış olabilir.

Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen ve bu yüzden yoksulluk nafakası almakta olan eşin, daha sonradan bir gelir elde etmesi, herhangi bir şekilde işe girmesi, yakınlarından maaş bağlanması, miras kalması vb. şekillerde yoksulluğun giderilmiş olması halinde nafaka yükümlüsünün talebi ile yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilebilir.

-Nafaka alacaklısının evlenmesi veyahut biriyle birlikte yaşamaya başlaması durumunda nafaka kaldırılabilir. Bu Türk Medeni Kanunun 176. Maddesinde düzenlenmiştir.

-Nafaka alacaklısı veya borçlusunun birinin ölmesi durumunda nafaka aksine bir sözleşme yoksa sona erer.

-Yoksulluk nafakası ödenmesini gerektiren sebepler ortadan kalkar, önemli ölçüde azalır veya nafaka yükümlüsünün mali gücü önemli ölçüde eksilirse yoksulluk nafakasının indirimine veya kaldırılmasına karar verilebileceği gibi, bazı durumlarda hakkaniyet ölçüsünde nafakanın artırılmasına da karar verilebilir.

Nafakanın kaldırılması veya azaltılması için örneklendirici sebeplerden herhangi biri mevcut ise dava açılmalı, bu sebepler mahkeme nezdinde ispatlanmalıdır.

Nafakaya hükmedildikten sonra mevcut olaylar araştırılmalı, nafaka konusunda değişen şartlar her zaman takip edilmeli ve her olay kendi içerisinde değerlendirilmelidir. 

‘’Ölene Kadar Nafaka Mağduriyeti Yoktur.’’

Bir Zamanlar Bizim Buralar

BeFunky_misket.jpg

Keçiören Beyaz sokakta geçirdim çocukluğuma dair en mutlu anılarımı. Altı ya da yedi yaşındaydım. Babamla annem ayrılalı daha bir-iki yıl kadar olmuştu. Benden üç yaş küçük kardeşimle bir aradaydık henüz. Bize babaannem bakıyordu.

*****

Her gün kahvaltıdan sonra sokağa iner, apartmanımızın önünde biriken yaşıtlarımızla buluşurduk. Kimi zaman arka sokaktaki dut ağacına tırmanır, kimi zaman kırık kiremit parçalarını üst üste dizip topla devirme oyununu oynardık.

Topu getirenin kaptan olduğu maçlar yapar, üst kattaki teyzenin salçalı ekmeklerini yerdik. Pazardan aldığımız çemenin, koktuğunu bilmediğimiz zamanlardı.

*****

Alt kattaki, benden iki yaş büyük, ilkokul bire giden Suat’ın, okuldan dönüşünü beklerdim. Suat okula giderdi: defteri, kalemi, kitabı ve bunları içine koyduğu renkli bir çantası, -babaannemin deyişiyle- akıllı bir çocuk olduğunu gösteren kalın camlı gözlükleri vardı. O gözlükler düşer de kırılır diye annesi, Suat’a dışarıda oynamaya izin vermezdi. Suat okuldan eve gelir, koltuğa oturur, perdeyi aralar ve pencere demirlerinin arasından oynayan çocukları seyrederdi. Çok şeyimizin olmadığı, ama olanın kıymetini bildiğimiz zamanlardı.

*****

Suat’la oturup onun ödev yapışını taklit ederdim. Düz çizgiler, kırık çizgiler, Suat’ın okul fişleri… Babaannemin okuması yoktu, ama bir kağıda bir şeyler karalayıp bana gösterir, “Yasin, bi bak hele, ne yazmışım” diye ciddi ciddi sorardı. Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olduğumuz zamanlardı.

*****

Hiçbir maç yarım kalmazdı, maçlar beşte devre onda biterdi. Dokuz dokuzda onbire uzardı. Üç korner bir penaltıydı. Topu uzağa atan “atan alır spor”du. Akşama kadar sokakta bir o yana bir yana koşar yorulurduk. Hava kararmaya yakın muhakkak birinden birinin annesi çıkar cama, “çabuk eve gel” diye bağırırdı. Yatmadan önce Adile Teyze’nin “iyi geceler kuzucuklarım” dediği zamanlardı.

*****

Misket oyunu ise bambaşkaydı. Camdan küreleri yanyana dizer, sonra adımlar, toprağa bir dal parçasıyla çizilerek mesafe ayarlanırdı. En baştakini vuran misketleri toplardı. Misketleri en çok “üten”in kulağını bizzat kendi annesi çeker, üten üttüğü misketleri ertesi gün geri verirdi.

Birisi öldüğünde kalanların üzüldüğü; ölenin arkasından kötü konuşulmasının ayıp karşılandığı zamanlardı.

 Affan dedeye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var ne de adım;
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiç bir şey sorulmasın benden;
Haberim yok olan bitenden.
Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horoz şekerim!

– Cahit Sıtkı Tarancı

Toplum Kadın-Erkek Ayırmıyor, Öldürüyor

Akşam vakti. Ana haberleri izliyorum.

İstanbul Adliyesinde bir çifte cinayet vakası.

Kan dondurucu bir manzara.

Yerde bir kadın yatıyor, tam fotoselli cam kapıların girişinde. Ayağında siyah botu görünüyor, mavi renk, üstüne bol elbiseli.

Az ileride de gençten bir adamdan dökülen kan birikintisinden kalanlar. Kadının aksine adam hemen ölmemiş. Ambulansa bindirebilmişler, cesedini çekememiş kameraman bu nedenle.

Dışarıda bir kalabalığın içinde orta yaşlı bir adam “oğlum, oğlum nerede” diye canhıraş bağırıyor. Yerde yatan kadının eski kocası. Kadını tehdit etmekten hakkında açılan davanın duruşması az önce bitmiş. Ceza almış 11 ay. Oğlum nerede diye bağırırken, sanıyor ki diğer vurulan kişi oğlu. Oysa oğlu, önce annesini yere sermiş silahla, sonra da annesinin yanında duran daha 28 yaşındaki polis memurunu. Polis memuru ambulansta kaybetmiş henüz yarılayamadığı hayatını…

*****

Sonraki habere geçiyor spiker. Bu sefer Elazığ’da bir kadını, boşandığı eşinin kardeşi öldürmüş. O da adliye önünde.

*****

İki haber ardarda sanki bir Amerikan filmi senaryosu. Ortalıkta dolaşan bir seri katil, kurbanlarını Adliye önünde öldürüyor. Sonraki karede de bir FBI dedektifi cesetleri inceleyip “cinayet yerleri arasında bir bağlantı olmalı. Sanırım katil bize bir mesaj vermeye çalışıyor” diyecek.

*****

Daha birkaç saat önce bir radyo programında Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Hakkında Kanunu ne kadar eşitlik ilkesine aykırı bulduğumu, pozitif ya da negatif hiçbir insanın birbirinden ayrılmaması gerektiğini düşündüğümü anlatmışım. Kadına karşı ayrımcılığın doğru olmadığını, kanun önünde ağaçlar, hayvanlar dahil tüm canlıların eşit olması gerektiğine inandığımı söylemişim. Kadınların erkeklerden, erkeklerin kadınlardan üstün tutulmasının ayrımcılığa yol açacağına, bunun da adalet duygusunu zedeleyeceğine dem vurmuşum.

Bu düşüncemin üzerine bu iki haber, bu fikirlerimin ne kadar toplumdan kopuk olduğunu sorgulatıyor bana. Bizim toplumda kadına şiddet artık başka bir boyutta: Sadece kocasından değil, kocasının kardeşinden hatta kendi doğurduğu çocuklarından bile korunması gerek. Devlet, koruma isteyen kadınlara buton değil, kırılmaz camdan fanus vermeli.

*****

Spikerin sonraki haberi yetişiyor imdadıma: Tokat’ta iki aile otlak meselesi yüzünden birbirine girmiş. İki aileden kadınlı-erkekli tam beş ölü.

İnsanımızın sadece boşandığı kadınları öldürmemesi, önüne geleni hiç uğruna kurşunlaması; kadına karşı pozitif-negatif ayrım yapılmadığının bir göstergesi sayılmalı.  Eh, bu da bir şey…