Etiket arşivi: boşanma avukatı arıyorum

Eşini Darp Eden Koca, Manevi Tazminat Kazanabilir mi?

Boşanma davalarında, bir eşin diğer eşten maddi ve manevi tazminat alabilmesi için boşanma davasının açılmasına neden olan olaylarda daha az kusurlu olması gerekir.

Kusur oranları, tarafların aralarında yaşadığı olaylara göre değerlendirilir. Yani tüm kusurlu davranışlar aynı oranda ağırlık taşımaz. Hatta eşin bazı davranışları, diğer eşe boşanma davası açma hakkı verirken tazminat alma hakkı vermez.

Açılan boşanma davasında bir eş lehine Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesine göre manevi tazminata hükmedilebilmesi için, diğer eşin eylemlerinin, eşin ruhi bütünlüğüne zarar verici kabul edilmesi gereklidir.

Evlilik birliğinin kurulması ile eşlerin birbirlerine karşı sadakat yükümleri başlar ve bu yükümlülük boşanma kararının kesinleşmesine kadar devam eder.

Yargıtay uygulamalarında, sadakat yükümüne aykırı davranış, eşe yönelen fiziksel şiddet, hakaret gibi eylemlerden daha ağır kabul edilmektedir.

Bu nedenle, eşine fiziksel şiddet uygulayan eş lehine, diğer eşin güven kırıcı, sadakat yükümüne aykırı davranışlarının varlığı hallerinde manevi tazminata hükmedilebileceği Yargıtay’ın Hukuk Genel Kurulu’nun verdiği aşağıdaki kararla diğer dosyalara da emsal olmuştur.

eşe-şiddet


T.C.YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2014/2-813 K. 2016/157 T. 24.2.2016

• EŞİNİ DARP EDEN KOCA YARARINA MANEVİ TAZMİNATA HÜKMEDİLEBİLECEĞİ (Kadının Facebook da Başka Erkekle Samimi Fotoğraf Paylaştığı ve Yazışmalar Yaptığı/Mevcut Telefonundan Ayrı Edindiği GSM Hattı İle Aynı Erkekle Gecenin Geç Saatlerinde Sık ve Uzun Süreli Görüşmeler Yaptığı Birden Fazla Güven Sarsıcı Davranışları Kocada Şiddetli Elem ve Hiddet Oluşturduğu – Kadının Erkeğe Nazaran Daha Ağır Kusurlu Olduğu/Davacı Erkek Yararına Manevi Tazminata Hükmedileceği/Boşanmadan Kaynaklı Manevi Tazminat İstemi)

FACEBOOKDA BAŞKA ERKEKLE BİRLİKTE ÇEKİLMİŞ SAMİMİYET İÇEREN FOTOĞRAFLAR PAYLAŞAN KADIN (Mevcut Telefonundan Ayrı Edindiği GSM Hattı İle Aynı Erkekle Gecenin Geç Saatlerinde Sık ve Uzun Süreli Görüşmeler Yaptığı Birden Fazla Güven Sarsıcı Davranışları Kocada Şiddetli Elem ve Hiddet Oluşturduğu Erkeğin Güvenini Sarstığı – Her ne kadar Koca Eşini Basit Tıbbi Müdahale İle Giderilebilir Şekilde Yaralasa da Kadının Erkeğe Nazaran Daha Ağır Kusurlu Olduğu/Boşanma Davasında Koca Yararına Manevi Tazminata Hükmedileceği)

• BOŞANMADAN KAYNAKLI MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ (Davacı Güven Sarsıcı Davranışlarda Bulunan Davalı Eşini Basit Tıbbi Müdahale İle Giderilebilir Şekilde Yaraladığı – Davacının Öncesinde Eşine Karşı Fiziksel Şiddet Uyguladığı Kanıtlanamadığı/Davacı Erkek Yararına Manevi Tazminata Hükmedilmesi Gerektiği)

• KİŞİLİK HAKLARINININ İHLALİNDEN KAYNAKLI MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ (Boşanmanın Feri Nitelikte – Davacı Güven Sarsıcı Davranışlarda Bulunan Davalı Eşini Basit Tıbbi Müdahale İle Giderilebilir Şekilde Yaraladığı/Davalı Kadının Davacı Erkeğe Nazaran Daha Ağır Kusurlu Olduğu – İstemin Kabulü Gerektiği)

• GÜVEN SARSICI DAVRANIŞ (Davalı Kadın Facebook da Başka Erkekle Birlikte Çekilmiş Samimiyet İçeren Fotoğraflar Paylaştığı – Aynı Erkekle Görüşmek İçin Mevcut Telefonundan Ayrı Edindiği GSM Hattı İle Gecenin Geç Saatlerinde Sık ve Uzun Süreli Görüşmeler Yaptığı/Davalı Kadının Davranışları Davacı Erkeğin Güvenini Sarsacağı)

• KADININ AĞIR KUSURLU OLMASI (Davalı Kadın Facebook da Başka Erkekle Samimi Fotoğraf Paylaştığı ve Yazışmalar Yaptığı – Mevcut Telefonundan Ayrı Edindiği GSM Hattı İle Aynı Erkekle Gecenin Geç Saatlerinde Sık ve Uzun Süreli Görüşmeler Yaptığı/Davacı Erkek Davalıyı BTM İle Giderilebilir Şekilde Yaraladığı – Kadının Ağır Kusurlu Olduğu)

4721/m.174/2

ÖZET : Dava; boşanmadan kaynaklı manevi tazminat istemine ilişkindir. Somut olayda; davalı kadının facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde bulunan hesabında başka bir erkekle birlikte çekilmiş samimiyet içeren fotoğraflarını paylaşması, yine bu kişi ile aynı sosyal paylaşım sitesinde yazışmalar yapması, ayrıca aynı erkekle görüşmek için mevcut telefonundan ayrı olarak edindiği GSM hattı ile bu kişiye ait GSM hattı arasında yapılan görüşmelerin gecenin geç saatlerinde, sık ve uzun süreli olması gözetildiğinde, davalı kadının bu davranışlarının davacı erkeğin güvenini sarsacağı kuşkusuzdur. Davalı kadının belirlenen güven sarsıcı davranışlarına konu sosyal medyada paylaşılan fotoğrafların ve özel olarak bulundurulan telefonun varlığının davacı erkek tarafından öğrenilmesi üzerine davacı erkeğin, duymuş olduğu hiddet ve şiddetli elemin etkisi altında eşine “basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte” fiziksel şiddet uyguladığı, ceza mahkemesince bu sebeple mahkum edilen erkeğin cezasında haksız tahrik hükmü uygulanmak suretiyle indirime gidildiği dosyaya ekli ceza dosyası ve adli rapordan anlaşılmaktadır. Davalı kadının birden fazla güven sarsıcı davranışlarının, bunu öğrenen davacı erkekte şiddetli elem ve hiddet oluşturduğu, bu duygular içerisinde bulunan ve öncesinde de eşine karşı fiziksel şiddet uyguladığı kanıtlanamayan erkeğin sadece bu olay sebebiyle eşine basit nitelikte fiziksel şiddet uyguladığı, bu sebeple boşanmaya neden olaylarda her iki tarafın da kusuru olmakla birlikte davalı kadının, davacı erkeğe nazaran daha ağır kusurlu olduğu, davalı kadının belirlenen kusurlu davranışının davacı erkeğin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu ve bu sebeple davacı erkek yararına manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki “boşanma-tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kocaeli 2. Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 20.11.2012 gün ve 2011/1015 E.-2012/776 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 17.6.2013 gün ve 2013/4429 E.-2013/16925 K. sayılı ilamı ile;

(… 1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı kocanın tüm, davalı kadının ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-)Mahkemece davalı kadın ağır kusurlu kabul edilerek boşanmaya ve davacı lehine manevi tazminata hükmedilmiş ise de; yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davalı kadının güven sarsıcı davranışlarına karşılık davacı kocanın da bu durumu öğrenmesi üzerine şiddet uyguladığı sabittir. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebep olan olaylarda taraflar eşit derecede kusurludur. Hal böyle iken davalının ağır kusurlu kabul edilip bu hatalı kusur belirlemesine göre davacı koca lehine manevi tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, davacı erkeğin boşanma ve maddi- manevi tazminat istemi ile davalı kadının savunma yoluyla tedbir nafakası ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı erkek vekili; tarafların 5 yıldır evli olduklarını, bu evlilikten çocukları olmadığını, son günlerde davalının, davacıya karşı tutum ve davranışlarının değiştiğini, bu sebeple davacının şüpheye düştüğünü, yapmış olduğu araştırmalarda davalının başka bir telefon daha kullandığı ve … (kızlık soyadı) adına facebook sitesi açtığını ve bu siteye koymuş olduğu fotoğraflarda … isimli bir erkek ile güven sarsacak nitelikte samimi davranışlarda bulunarak davacıyı aldattığını anladığını, bu durumun ortaya çıkması üzerine davalının evi terk ettiğini, bu olay sebebiyle davacı müvekkilinin manevi çöküntüye girdiğini, davalının evlilik birliğinin sadakat ilkesine aykırı davranması sebebi ile davacı açısından evlilik birliğinin artık katlanılmaz hale geldiğini, davalının özel eşyalarını alarak evden ayrılıp … isimli kişiyle birlikte ayrı bir evde yaşadığını, bu sebeple fiilen biten evlilik birliğinin hukuken sürüyor olmasının taraflara bir yararı olmadığı gibi davacı için telafisi olanaksız zararlar oluşturduğunu ve fiilen bitmiş olan evlilik birliğinin hukuken da bitirilmesi için bu davayı açmanın zorunlu hale geldiğini, davanın kabulü ile, tarafların boşanmalarına, 50.000 TL maddi, 100.000 TL manevi tazminatın davalı kadından tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili; dava dilekçesinde anlatılan hususları kabul etmediklerini, davalının, davacı eşine karşı davranışlarının değişme sebebinin davacı eşinden evlilik süresince çeşitli zamanlarda şiddet görmesi ve son dönemlerde bu şiddet olaylarının sayısının ve dozunun artması olduğunu, evi terk ettiği gün müvekkilinin davacı eşinden yeniden şiddet gördüğünü ve can güvenliğini sağlayabilmek için geçici olarak Kocaeli’nde bir arkadaşının evine sığındığını, davacının şiddet sebebi ile evi terk eden eşinden özür dilemek yerine onu karalama yoluna gittiğini, davacı eşin tamamen kötü niyetli olarak hareket ettiğini, davalının facebook hesabında bulunan fotoğraflarının iş arkadaşlarıyla çekildiğini, bu fotoğraflarda Türk aile yapısına aykırı bir durum olmadığını, facebook hesabındaki yazışmaların ise davalıya ait olmadığını, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında ve evlilik birliğinin çekilmez hal almasında davalının herhangi bir kusuru bulunmadığını, aksine davacı eşin paranoyak tavırları, sürekli şiddet uygulaması, ekonomik anlamda üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmemesi, kendi kazandığını kendisinin harcaması ve hatta davalının maaşının bir kısmına düzenli olarak el koyması sebepleriyle bu evliliğin davalı için çekilmez hal aldığını, evlilik birliğinin devamında taraflar ve toplum yönünden sosyal fayda kalmadığını bildirerek, boşanma davasının devamına, karşı tarafın maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine, müvekkili için dava tarihinden itibaren aylık 500 TL tedbir nafakasına karar verilmesini, davacının kusurlu davranışları ve davalı müvekkilinin uğradığı iftira sebebiyle kişilik haklarının ihlal edilmesi ve aile haysiyetinin rencide edilmesi sebebiyle 50.000 TL manevi tazminata ve boşanma sonucu davalı kadının mevcut ve beklenen menfaatleri de zarar görmüş olacağından 50.000 TL maddi tazminata karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece; davalının başka erkeklerle birlikte dolaştığı, resimler çektirdiği, telefon ya da internet ortamında görüşmeler yaptığı, eşinin güvenini sarsacak şekilde hareket ettiği , davacının da bu olay sebebiyle eşine bir kez şiddet uyguladığı, olaya dair Sulh Ceza Mahkemesi kararında şiddet olayının davalının başka erkeklerle samimi fotoğraf çektirmesi, başka erkeklerle görüşmek üzere özel telefon bulundurması sebebiyle duyulan hiddet ve şiddetli eleminin etkisi altında gerçekleştirdiği kabul edilerek davacı lehine haksız tahrik hükmünün uygulandığı, davalının kusurunun daha ağır olduğu ve evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, bundan sonra bir araya gelip evlilik birliğini devam ettirmelerinin mümkün olmadığı, birbirlerine saygı ve sevginin kalmadığı gerekçesiyle davanın kabulüyle şiddetli geçimsizlik sebebiyle tarafların boşanmalarına, davacı yararına 10.000 TL manevi tazminata, davalı kadın yararına 200 TL tedbir nafakasına hükmedilerek, davacının maddi tazminat ile davalının maddi ve manevi tazminat isteklerinin reddine karar verilmiştir.

Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarda başlık bölümünde gösterilen sebeple bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davalı kadın vekili getirmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; boşanmaya sebep olan olaylarda güven sarsıcı davranışlarda bulunan kadın ile bu güven sarsıcı davranışı öğrendiğinde haksız tahrik altında eşine fiziksel şiddet uygulayan erkeğin aynı oranda kusurlu olup olmadıkları; bunun sonucunda davacı erkek yararına manevi tazminata hükmedilip hükmedilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 174/2 maddesi uyarınca; “Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” Buna göre davacı erkek lehine manevi tazminata hükmedilebilmesi için davalı kadının boşanmaya neden olan olaylarda ağır kusurlu olması ve kadının bu ağır kusurlu davranışının erkeğin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olması gerekir.

Somut olayda; davalı kadının facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde bulunan hesabında başka bir erkekle birlikte çekilmiş samimiyet içeren fotoğraflarını paylaşması, yine bu kişi ile aynı sosyal paylaşım sitesinde yazışmalar yapması, ayrıca aynı erkekle görüşmek için mevcut telefonundan ayrı olarak edindiği GSM hattı ile bu kişiye ait GSM hattı arasında yapılan görüşmelerin gecenin geç saatlerinde, sık ve uzun süreli olması gözetildiğinde, davalı kadının bu davranışlarının davacı erkeğin güvenini sarsacağı kuşkusuzdur.

Davalı kadının belirlenen güven sarsıcı davranışlarına konu sosyal medyada paylaşılan fotoğrafların ve özel olarak bulundurulan telefonun varlığının davacı erkek tarafından öğrenilmesi üzerine davacı erkeğin, duymuş olduğu hiddet ve şiddetli elemin etkisi altında eşine “basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte” fiziksel şiddet uyguladığı, ceza mahkemesince bu sebeple mahkum edilen erkeğin cezasında haksız tahrik hükmü uygulanmak suretiyle indirime gidildiği dosyaya ekli ceza dosyası ve adli rapordan anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, hiçbir eylem şiddete gerekçe olmayacağı gibi, hukuk düzeni de şiddeti korumaz. Ne var ki, manevi tazminata hükmedilmesinde tarafların boşanmaya neden olaylardaki kusur durumları ile belirlenen bu kusurun kusuru daha az olan tarafın kişilik haklarına saldırı niteliğinde olup olmadığı dikkate alınır.

Bu itibarla Kurul çoğunluğu tarafından, davalı kadının yukarda sayılan birden fazla güven sarsıcı davranışlarının, bunu öğrenen davacı erkekte şiddetli elem ve hiddet oluşturduğu, bu duygular içerisinde bulunan ve öncesinde de eşine karşı fiziksel şiddet uyguladığı kanıtlanamayan erkeğin sadece bu olay sebebiyle eşine basit nitelikte fiziksel şiddet uyguladığı, bu sebeple boşanmaya neden olaylarda her iki tarafın da kusuru olmakla birlikte davalı kadının, davacı erkeğe nazaran daha ağır kusurlu olduğu, davalı kadının belirlenen kusurlu davranışının davacı erkeğin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu ve bu sebeple davacı erkek yararına manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği, Özel Dairece boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit derecede kusurlu kabul edilmesinin yerinde görülmediği gerekçesi ile yerel mahkeme direnme kararının onanması gerektiği kanaatine varılmıştır.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyeler tarafından şiddete sıfır toleransın geçerli olduğu devlet ve hukuk düzeninde fiziksel şiddet uygulayan eşe manevi tazminat verilmesi sonucunu doğuracağı ve benzer davalarda fiziksel şiddet uygulayanların tazminat almalarını sağlayacağı gerekçesiyle direnme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de, yukarda açıklanan sebeplerle çoğunluk tarafından bu görüş benimsenmemiştir.

Açıklanan bu sebeplerle usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarda açıklanan sebeplerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 24.02.2016 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY :

Maddi vakıa:

Kadın Eş : Güven sarsıcı davranışlarda bulundu.

Erkek Eş : Fiziksel şiddet uyguladı.Ceza Mahkemesince cezalandırıldı.

Bu konuda yerel mahkeme ve Daire arasında bir çekişme bulunmamaktadır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi:

Taraflar EŞİT KUSURLU sayılır.

Eşler birbirinden manevi tazminat alamaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Değerli Çoğunluğu:

Güven sarsıcı davranışta bulunan kadın kendisine fiziksel şiddet uygulayan erkeğe göre AĞIR KUSURLUDUR.

Kadın, kendisine fiziksel şiddet uygulayan erkeğe manevi tazminat vermelidir.

Şiddete sıfır toleransın geçerli olduğu Devlet ve Hukuk düzeninde fiziksel şiddet uygulayan eşe manevi tazminat verilmesi sonucunu doğuran ve benzer davalarda fiziksel şiddet uygulayanların tazminat almalarını sağlayan bir görüşe katılmamız mümkün değildir.

Anlaşmalı Boşanma Nasıl Açılır?

  • Anlaşmalı boşanma davası, genellikle avukatlar tarafından takip edilmektedir. Boşanma davasının açılabilmesi için her iki tarafın da güvenebileceği bir avukat bulunabilirse eşlerden birinin avukata vekalet vermesi yeterli olur. Aksi halde, her eşin kendi avukatını seçmesini önemle tavsiye ederiz.
  • Anlaşmalı boşanma davası, mahkemeye yapılacak iki nüsha boşanma dava dilekçesi ve buna eklenecek anlaşmalı boşanma protokolü ile açılır.
  • Avukat, gerekli başvuruları yaparak, davayı açar, duruşma gününü alır, diğer bürokratik işlemleri yapar, mahkeme sürecinde taraflara yardımcı olur. Yine gerekçeli kararın yazılması ve nüfus müdürlüğüne gönderilmesi işlemlerini takip eder.
  • Anlaşmalı boşanma davasında, boşanma protokolü mahkemeye mutlaka yazılı olarak sunulmak zorunda değildir, duruşma sırasında tutanağa geçirilmekle de bu şart yerine getirilebilir.
  • Boşanma protokolü, eşlerin boşanmasının yanında varsa müşterek çocukla kişisel ilişkiler ile diğer mali sonuçları da kapsamalıdır.
  • Eşlerin bu konulardan herhangi biri üzerinde tam olarak anlaşamamaları halinde hakim boşanma kararını anlaşmalı boşanma davası hükümlerine göre veremez. Bununla birlikte, eşlerin bir protokol üzerinde anlaşarak mahkeme önüne gelmeleri hakimin bu protokolü mutlaka onaylayacağı anlamına da gelmez. Hakimin boşanma protokolünü onaylamaması halinde boşanma protokolü geçerlilik kazanamaz.
  • Anlaşmalı boşanma davasında, genel olarak halk arasında bir avukat tutmaya gerek olmadığı şeklinde inanç vardır. Yürürlükteki kanunlarımıza göre, herkes kendi davasını açıp yürütebilir. Ancak, bunun hak kaybına yol açabileceği unutulmamalıdır.
  • Anlaşmalı boşanma davasında da eşlerin birbirlerinden talep edebilecekleri çeşitli hak ve alacaklar söz konusudur. Kusur durumuna göre, maddi, manevi tazminat alacakları, yoksulluk nafakası, iştirak nafakası söz konusu olabileceği gibi, edinilmiş mallara katılma rejimi nedeniyle de katılma alacağı söz konusu olabilir.
  • Kadının ziynet eşyalarının satılıp kocaya işyerinin kurulması ve buradan elde edilen gelirle koca adına taşınmaz, araç ve sair malların alındığı durumlarda, anlaşmalı boşanma davası nedeniyle kadının hak kaybına uğraması ihtimali söz konusu olabilir.
  • Yahut, tarafların hukuki haklarını bilmemeleri nedeniyle hatalı yaptıkları anlaşmalı boşanma davası nedeniyle, velayeti kendisinde kalan çocuğun eğitim masraflarını karşılayamadıkları, yahut yoksulluk nafakasına artış oranı belirlemedikleri için üç-beş yıl sonra nafaka artırım davası açmak zorunda kaldıkları da ülkemizin gerçeğidir. Bu nedenle, nezle olduğumuzda eczaneden ilaç aldığımız gibi arzuhalciye yazdırdığımız dilekçe ile açtığımız anlaşmalı boşanma davasının da hastalığımıza doğru tedaviyi vermeyebileceğini aklımızdan çıkarmamalıyız.

Anlaşmalı Boşanma mı Çekişmeli Boşanma mı?

Boşanmaya karar verildikten sonra, üzerinde düşünülmesi gereken diğer bir konu da boşanmanın nasıl gerçekleştirileceğidir.

Bazı durumlarda eşlerden sadece biri boşanmaya yanaşırken, diğeri boşanmayı istemeyebilir. Bunun nedenleri eşini sevmesi olabileceği gibi ortak çocuklar, mali bağımlılıklar ya da boşanma nedeniyle uğrayacağını düşündüğü maddi kayıplar, çevresel baskılar vb. de olabilir.

Bu nedenlerle, anlaşmalı boşanma ya da çekişmeli boşanmanın farklılıklarının bilinmesi gerekir: Anlaşmalı Boşanma mı Çekişmeli Boşanma mı? yazısına devam et

Anlaşmalı Boşanma Ne Kadar Sürer?

Anlaşmalı boşanma davaları, eşlerin birlikte başvurdukları yahut bir eşin açtığı davadaki taleplerin diğer eş tarafından da kabul edildiği davalardır.

Anlaşmalı boşanma davaları bu nedenle uygulamada diğer boşanma davalarından farklı usule tabi tutulmaktadır.

Anlaşmalı Boşanma Ne Kadar Sürer? yazısına devam et

Aldatma Nedeniyle Boşanma Davası Nasıl Açılır?

TMK md.161 : “Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur”

Kanun zinadan ne anlaşılması gerektiğini belirtmemektedir. Genel olarak zina, evli bir erkeğin karısından başka bir kadınla veya evli bir kadının kocasından başka bir erkekle isteyerek cinsel ilişkide bulunması olarak tanımlanmaktadır.

Zina kusura dayalı bir boşanma sebebi olduğu gibi, aynı zamanda mutlak boşanma sebebidir. Bu nedenle hakim ortak hayatın diğer eş için çekilmez hale gelmiş olup olmadığını araştırmaksızın boşanma kararı verebilir.

1. Bir Fiilin Zina Sayılmasının Şartları 

a. Evlilik İlişkisinin Bulunması 

Eşlerden birinin zinasından söz edebilmek için, aralarında bir evlilik ilişkisinin bulunması şarttır. Bu ilişkinin geçerli veya butlanla sakatlanmış bir evlilikten doğmuş olmasının hiçbir önemi yoktur. Karı veya kocanın evlilikten önce yahut evliliğin ortadan kalkmasından sonra ayrı cinsten bir kişiyle cinsel ilişkide bulunmuş olması zina sayılmaz.

Bununla birlikte, evlilik birliği devam ettiği sürece ayrılık, gaiplik, boşanma davası açmış olma gibi durumlarda dahi eşlerin birbirine karşı olan sadakat yükümü devam ettiği için eşlerin başka kişilerle cinsel ilişkide bulunması zina fiilini oluşturur.

b. Başkasıyla Cinsel İlişkide Bulunma  

Zina sebebiyle boşanma davası açılabilmesi için, eşlerden birinin başka bir kimseyle cinsel ilişkide bulunmuş yani cinsel fiilin gerçekleşmiş olması şarttır. Bu cümleden olarak, öğretide cinsel ilişki girişiminde bulunmak, örneğin flört, mektuplaşma, cinsel ilişki gerçekleşmeksizin yakın bedeni temaslar, sevişme, öpme ve sarılma biçimindeki davranışlar zina sayılamamaktadır.  Ancak Yargıtay aksi görüştedir. Yine bir eşin aynı cinsten bir kimse ile cinsel ilişkide bulunması da zina kavramı içinde değerlendirilmemektedir. Ancak öğretide bu davranışların da örneğin haysiyetsiz yaşam sürme gibi boşanma sebebi teşkil edebileceği belirtilmektedir.

Kadın veya kocanın böyle tek bir cinsel ilişkisi dahi zina teşkil eder. Bununla birlikte zina Türk Ceza Kanunu bakımından suç olmaktan çıkarılmıştır.

c. Zina Edenin Kusurlu Olması

Bir eşin kusuru olmadan böyle bir ilişkide bulunması, örneğin kadının kaçırılarak zorla tecavüze uğraması ve bunun gibi irade dışı durumların zina sayılmayacağı düşünülmektedir.

 2. Aldatmanın İspatı  

Zina fiili iki kişi arasında büyük bir gizlilikle oluşmaktadır. Bu sebeple ispat edilen çeşitli olayla ve olgular bir zinanın bulunduğu konusunda hakime kanaat verdiği takdirde hakim zina suçüstü tespit edilmiş olmasa bile boşanmaya karar verir. Nitekim Yargıtay, başka bir erkeğin uzun süre eve alınmasını  zinanın varlığı hakkında karine saymış ve boşanma kararı vermiştir. Bunun yanında telefonla görüşme, mesaj gönderme ve bu kişinin arabasına binmeyi zinaya delalet eden davranış olarak görmemiştir.

Bunun yanında davalının zina yaptığını ikrar(kabul) etmesi, hakimi bağlamaz. Yani açılan bir davada, diğer delillerle hakim davalının zina yaptığına ikna olmazsa bu sebeple boşanmaya karar vermeyebilir.

Bununla birlikte davalının zina ettiğini kabul etmesi ile açılan boşanma davasını kabul etmesi birbirinden farklı durumlardır. Davalı zina ettiğini kabul etmeksizin açılan boşanma davasını kabul edebilir. Davalının boşanma davasını kabul etmesi halinde anlaşmalı boşanma davası hükümleri uygulanacaktır. Yine açılan davada zina yanında evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması sebebine de dayanılmış olması halinde, zinanın ispatlanamadığı durumlarda genel boşanma sebebi olan evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olup olmadığı incelenerek bu sebebe göre boşanma kararı da verilebilir.

Davacının da zina yapmış olması davalının zina fiiline dayanılarak boşanma kararı verilmesine engel olmaz. Zina sabit olursa hakim boşanmaya karar verir, ayrıca zinanın evlilik birliğini sarsıp sarsmadığı, müşterek hayatı çekilmez kılıp kılmadığı araştırılmayacaktır.

 3. Dava Hakkının Düşmesi 

 a. Hak düşürücü sürenin dolması  

Medeni Kanun 161/2’ye göre “davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.”

Buna göre iki tane süre bulunmaktadır. Birinci süre eşin, eşinin zina yaptığını öğrendiği tarihten itibaren altı aydır. Bu sürenin geçmesi halinde dava hakkı düşer. İkinci süre ise zina fiilinden itibaren beş yıldır. Zinadan itibaren beş yıllık sürenin dolması halinde yine dava hakkı düşer.

Zina devam etmişse, her zina fiilinden itibaren yeni bir dava hakkı vardır. Yani ilk fiilden itibaren beş yıl dolmuş olsa bile en sonuncusundan itibaren süre dolmamışsa boşanma davası açma hakkı vardır.

Sürenin dolması nedeniyle zinaya dayalı boşanma davası açma hakkı düşmüş olsa bile, bu zina geçimsizliğe sebep olmuşsa, bu nedenle boşanma davası açılabilir.

b. Af  

Medeni Kanun 161/3’e göre “affeden tarafın dava hakkı yoktur”. Dava hakkı olan eş, zina yapmış olan eşini affederse dava hakkı ortadan kalkmış olur. Af, zinanın işlenmesinden sonra, diğer eşin, bu kabahati bağışladığını açıklamasıdır. Bu nedenle henüz fiil işlenmeden bu fiile razı olma ya da muvafakat etme, af kapsamına girmez. Bununla birlikte muvafakat, eşi zinaya teşvik etme şeklinde olmuşsa bu davranışa rağmen boşanma davası açılması hakkın kötüye kullanılması teşkil edebilir ve bu nedenle açılmış dava reddedilebilir. Yargıtay, eşlerin birbirinin zinasına razı olmalarını ahlaka aykırı bulmakta ve bunu af mahiyetinde görmemektedir.

Af iradesinin açıklanması açık olabileceği gibi zımnî de olabilir. Ancak zımnî iradeden bahsedebilmek için eşin davranışlarından af iradesi tereddütsüz anlaşılmalıdır. Af, mutlaka affeden eşin serbest iradesinin ürünü olmalı, yani aldatma yahut korkutma yoluyla elde edilmemiş olmalıdır. Bununla birlikte zinayı öğrenmesine karşın eşi ile müşterek hayata devam etmek mutlaka af anlamına gelmez.

Ziynet Eşyaları Alacağı Davası Nasıl Açılır, Nasıl İspatlanır?

ZİYNET EŞYALARI DAVASINDA BİLİNMESİ GEREKEN HER ŞEY

Ziynet eşyaları davasında ödenmesi gereken harç miktarı nasıl belirlenir?

Ziynet eşyaları boşanma davasının eki niteliğinde değildir. Bu sebeple ziynet eşyaları peşin ve nisbî harca tabidir. Ziynet eşyalarının iadesi için açılacak davada harç miktarı, ziynetlerin değeri üzerinden (2016 yılı için binde 68,31) belirlenir.

Ziynet eşyası davası, boşanmalarda en çok karşılaşılan davalardandır
Ziynet eşyası davası, boşanmalarda en çok karşılaşılan davalardandır

Ziynet eşyalarının iadesi için dava hangi mahkemede açılır?

Ziynet eşyaları Medeni Kanunun ikinci kitabında düzenlenmiştir. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’ un 4. maddesi gereği aile mahkemelerinin görev alanına girmektedir.

Yetkili mahkeme ise genel yetkili mahkeme olan davalının yerleşim yeri mahkemesidir.

Ziynet alacağı davası açmak için mal rejiminin sona ermesine gerek yoktur. Her zaman ziynet eşyaları için dava açmak mümkündür.

Uygulamada boşanma davası ile birlikte açılabildiği gibi, ayrı bir dava olarak da açıldığı görülmektedir.

Ziynetlerin hukuki niteliği nedir?

Ziynet eşyaları kişisel maldır. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 05.02.2009 tarihli 2007/16899 Esas 2009/1539 Karar sayılı kararında ziynet talebinin TMK 220/1 kapsamında kişisel mal niteliğinde olduğunu bu sebeple Türk Medeni Kanunu’ nun 225/2. madde hükmünün uygulama olanağının bulunmadığı yönündedir.

Türk Medeni Kanunu’ nun 220. Maddesi şu şekildedir;

 “Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:

1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,

2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,

3. Manevî tazminat alacakları,

4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.”

Ziynet eşyası alacağı nasıl ispat edilir?

Belli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden eş, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.( TMK m. 222/1)

Bu sebeple ziynet eşyasının kendisinin olduğunu ve karşı tarafta kaldığını iddia eden eş bunu ispat etmelidir.

Ancak davada, iddialar karşılaştırıldığında kimin ispat yükü altında bulunduğunun tespiti her zaman kolay olmamaktadır.

Nitekim Yargıtay ziynet alacağı davasında ispat yükü için bir içtihat geliştirmiştir:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 24.05.2004 tarihli 2004/5985 Esas 2004/6650 Karar sayılı kararında hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit (ziynet eşyaları) eşyanın kadın üzerinde taşınması ya da evde saklanmış, muhafaza edilmiş bulunması yönündedir.

Ziynet eşyalarının erkeğin zilyetliğine terk edilmiş olmasını hayatın olağan akışına ters bulmuştur. Söz konusu eşyaların rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen götürebilen eşyalar olması sebebiyle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürüp gizlemesinin her zaman mümkün olduğu görüşündedir. Bu sebeple kadın,  evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu evde kaldığını ispat yükü altındadır.

Evlenme sırasında kadına takılan altınlarda erkeğin hakkı var mı?

Evlenme sırasında kadına armağan edilen ziynet eşyaları kim tarafından takılırsa takılsın kadınına bağışlanmış sayılır. İade olunmaz.

Evlenme sırasında erkeğe takılan altınlarda kadının hakkı var mı?

Düğün esnasında erkeğe takılan takılar için ise gerekirse o yöredeki örf ve adet araştırılmalıdır.

Düğün esnasında hediye olarak erkeğe takılan ziynet eşyalarının o yöredeki örf adet gereği erkeğe verilmiş olduğu kabul edilip bu ziynetler daha sonra erkek tarafından kadına bağışlanmışsa bu eşyalar kadına aittir.

Evlilikte biriktirilen altınlar kime aittir?

Evlilik birliğinin devamı süresince eşlerden biri tarafından diğerine alınan ziynet eşyası bağışlanmış sayılır.

Ziynet alacağı davasında davacı ziynet eşyalarının rızası dışında elinden alındığı iddia edilen eş tarafından açılabilir. Davalı ise diğer eş olabileceği gibi 3. kişi de olabilir.

Fakat üçüncü kişiye dava açabilmek kural olarak 3. Kişinin karı koca ile birlikte oturuyor olması, dava konusu ziynet eşyaları hakkında muaraza çıkarması ya da sorumlu olduğuna ilişkin bir delil bulunması gerekmektedir.

Erkek, hediye ettiklerini kadından geri alabilir mi?

Erkek, bağışlamış olduğu ziynet eşyalarına yönelik olarak Borçlar Kanunu 295 ve devamı maddeleri kapsamındaki koşulların bulunması halinde kadına bağışlamadan rücu davası açabilecektir.

Borçlar Kanunu madde 295 şu şekildedir:

Bağışlayan, aşağıdaki durumlardan biri gerçekleşmişse, elden bağışlamayı veya yerine getirdiği bağışlama sözünü geri alabilir ve bağışlananın istem tarihindeki zenginleşmesi ölçüsünde, bağışlama konusunun geri verilmesini isteyebilir:

1. Bağışlanan, bağışlayana veya yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse.

2. Bağışlanan, bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranmışsa.

3. Bağışlanan, yüklemeli bağışlamada haklı bir sebep olmaksızın yüklemeyi yerine getirmemişse.”

Koca tarafından açılacak bu davada genel ispat kuralları uygulanacaktır. Hak düşürücü süre olan 1 sene burada boşanmanın kesinleşmesi tarihinden itibaren başlamaktadır.

Yargıtay kadının müşterek konutu haksız olarak terk etmesi, başka bir erkek ile kaçarak meşru olmayan bir ilişki kurması durumlarında bağışlamadan rücu davasında rücu sebeplerinin oluştuğunu kabul etmektedir.

Kadının ziynet eşyalarının, düğün masrafları, kocanın işleri ya da evin müşterek ihtiyaçları vb. durumlar için harcanması durumunda kocanın ziynet eşyalarının geri verilmemek üzere alındığını yani kadının bu ziynetleri bağışladığını kanıtlaması gerekmektedir. Aksi takdirde bu ziynetleri kadına iade ile mükelleftir.

Mahkeme, ziynet eşyalarına ilişkin karar verirken tarafların oturdukları bölgedeki örf ve adeti araştırmalıdır. Nitekim Yargıtay ziynet alacağı davasında örf adet araştırılmadan eksik tahkikatla yapılan yargılamada düğün sırasında erkeğe takılan takının erkeğe ait olduğuna karar verilmesini doğru bulmamıştır. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 26.10.1995 10121/11061)

Ziynetler hangi delillerle ispatlanabilir?

Ziynet alacağı davasında kanıtlama araçları genel olarak şu şekildedir; yemin, ikrar, tanık delili, bilirkişi raporu, teknik kayıtlar( video kayıtları, VCD,DVD,Fotoğraf) çeyiz senedi…

Davada zamanaşımı süresi var mı?

Ziynet eşyalarına ilişkin davada, ziynet eşyalarının varlığının tespit edilmesi durumunda bu husus mülkiyet hakkına ilişkin olup, zamanaşımına tabi değildir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 06.03.2003 tarihli 11533/2380 sayılı kararında ziynet eşyalarının misli eşya olduğunu ve misli eşyanın da aynı cins ve nitelikteki başka emsali ile yerine konulabilmesinin olanaklı oluşu sebebiyle artık zamanaşımı süresinden söz edilemeyeceği belirtmiştir.

Fakat ziynet alacağı davasında dava konusu eşyaların var olduğu tespit edilemezse istem tazminata ilişkin olduğundan Borçlar Kanunu kapsamında 10 yıllık zamanaşımına tabi olacaktır. Bu zamanaşımı süresi hesaplanırken Borçlar Kanunu’ nun 153. Maddesi göz önünde bulundurulmalıdır. Bilindiği üzere evlilik süresince eşlerin birbirinden olan alacakları için zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz, başladıysa durur.

Davada faiz istenir mi?

Ziynet alacağı davasında faize dava tarihinden itibaren hükmedilmelidir. Islah yapılması durumunda ıslah tarihinden itibaren faiz uygulanmalıdır.

Faiz istemi mahkeme faize hükmedemez. Faiz talebi olması halinde ise yasal faiz uygulanmalıdır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 297/2 gereği hükmün sonuç kısmında taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık ve şüpheye yer vermeyecek şekilde gösterilmesi gerekir. Bu nedenle hüküm kısmında dava konusu ziynet eşyalarının cinsi, niteliği, miktarı ve değerini duraksamaya yer vermeyecek şekilde mahkeme tarafından tespit ettirilmelidir. Mahkeme hüküm kısmında herhangi bir belgeye atıf yaparak karar veremez.

2 Yaşındaki Çocuk ile Baba Arasındaki Kişisel İlişki Süresi

ÇOCUK İLE BABA ARASINDA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASI ( Müşterek Çocuğun 10.07.2013 Doğumlu Olduğu – Baba İle Müşterek Çocuk Arasında Daha Kısa Süreli Şekilde Kişisel İlişki Düzenlenmesi Gerektiği/Tarafların Aynı İl Sınırları İçerisinde İkamet Ettikleri ve Günümüz Ulaşım Koşulları Dikkate Alındığında Kişisel İlişki Tesis Edilirken Aynı Yer-Farklı Yer Ayrımı Yapılmasının da Doğru Olmadığı )
ANNENİN VELAYET GÖREVİNİ GEREĞİ GİBİ YERİNE GETİRMESİ ( Velayeti Anneye Verilen Müşterek Çocuğun Halen Anne Bakım ve Şefkatine Muhtaç Olması Nedeniyle Uzun Süreli Olarak Anne Yanından Ayrılmasının Çocuğun Bedeni ve Fikri Gelişmesine Engel Olacağı – Davacı Annenin Velayet Görevini Gereği Gibi Yerine Getirmesine de Engel Olacağı )
VELAYETİ ANNESİNE VERİLEN ÇOCUĞUN ANNE BAKIM VE ŞEFKATİNE MUHTAÇ OLMASI ( Müşterek Çocuğun 10.07.2013 Doğumlu Olduğu – Uzun Süreli Olarak Anne Yanından Ayrılmasının Çocuğun Bedeni ve Fikri Gelişmesine Engel Olacağı/Davacı Annenin Velayet Görevini Gereği Gibi Yerine Getirmesine de Engel Olacağının Gözetileceği )
4721/m. 182, 323, 324
ÖZET : Müşterek çocuk 10.07.2013 doğumludur. Mahkemece davalı baba ile çocuk arasında “aynı yerde oturmaları halinde her ayın 1. ve 3. haftaları cumartesi ve pazar günleri ile dini bayramların 2. ve 3. günleri sabah saat 09:00’dan ertesi gün akşam saat 17:00’ye kadar; her yıl 1 Temmuz günü sabah saat 09:00’dan 31 Temmuz günü saat 17:00’a kadar, farklı yerde oturmaları halinde her yıl 1 Temmuz günü sabah saat 09:00’dan 31 Temmuz günü saat 17:00’a kadar” kişisel ilişki kurulmuştur. Velayeti anneye verilen müşterek çocuğun halen anne bakım ve şefkatine muhtaç olması nedeniyle, uzun süreli olarak anne yanından ayrılması çocuğun bedeni ve fikri gelişmesine engel olacağı gibi, davacı annenin velayet görevini gereği gibi yerine getirmesine de engel olacaktır. Kişisel ilişki kurulmasına dair kararların değişen şartlara göre her zaman değiştirilmesi mümkündür. Baba ile müşterek çocuk arasında daha kısa süreli şekilde kişisel ilişki düzenlenmesi gerekir. Tarafların aynı il sınırları içerisinde ikamet ettikleri ve günümüz ulaşım koşulları dikkate alındığında kişisel ilişki tesis edilirken aynı yer-farklı yer ayrımı yapılması da doğru değildir. velayet

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından; kusur belirlemesi, kişisel ilişki, nafakalar, manevi tazminat miktarı, ziynet talebinin reddi, yargılama sırasında verilen tedbir kararları ile 10.07.2015 ve 03.08.2015 tarihli ek kararlar ile reddi hakim talebinin reddine dair 03.07.2014 tarihli karar yönünden, davalı erkek tarafından ise; kusur belirlemesi, aleyhe hükmedilen manevi tazminat, nafakalar, velayet ve aile konutu şerhi konulması yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 14.01.2016 günü duruşmalı temyiz eden vekili ve karşı taraf duruşmalı temyiz eden davalı ile vekili geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı erkeğin tüm, davacı kadının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-)Müşterek çocuk 10.07.2013 doğumludur. Mahkemece davalı baba ile çocuk arasında “aynı yerde oturmaları halinde her ayın 1. ve 3. haftaları cumartesi ve pazar günleri ile dini bayramların 2. ve 3. günleri sabah saat 09:00’dan ertesi gün akşam saat 17:00’ye kadar; her yıl 1 Temmuz günü sabah saat 09:00’dan 31 Temmuz günü saat 17:00’a kadar, farklı yerde oturmaları halinde her yıl 1 Temmuz günü sabah saat 09:00’dan 31 Temmuz günü saat 17:00’a kadar” kişisel ilişki kurulmuştur. Velayeti anneye verilen müşterek çocuk halen anne bakım ve şefkatine muhtaç olması nedeniyle, uzun süreli olarak anne yanından ayrılması çocuğun bedeni ve fikri gelişmesine engel olacağı gibi, davacı annenin velayet görevini gereği gibi yerine getirmesine de engel olacaktır. Kişisel ilişki kurulmasına dair kararların değişen şartlara göre her zaman değiştirilmesi mümkündür. Baba ile müşterek çocuk H. arasında daha kısa süreli şekilde kişisel ilişki düzenlenmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmadığı gibi tarafların aynı il sınırları içerisinde ikamet ettikleri ve günümüz ulaşım koşulları dikkate alındığında kişisel ilişki tesis edilirken aynı yer-farklı yer ayrımı yapılması da doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin ise yukarda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, duruşma için takdir olunan 1.350.00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, aşağıda yazılı harcın davalıya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna ve 136.00 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının istenmesi halinde yatıran davacıya iadesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2015/8979 K. 2016/588 T. 14.1.2016 

Boşanmada Manevi Tazminat Verilmesinin Amacı

BOŞANMA DAVASI ( Boşanmada Manevi Tazminatın Amacının Boşanmaya Sebep Olan Olaylar Yüzünden Kişilik Hakkı Saldırıya Uğrayan Tarafın Bozulan Ruhsal Dengesini Telafi Etmek ve Manevi Değerlerindeki Eksilmeyi Karşılamak Olduğu – Kişilik Haklarını İhlal Eden Fiille Tazminat Miktarı Arasında Makul Bir Oranın Bulunması Gerektiğinin Gözetileceği )
BOŞANMADA MANEVİ TAZMİNATIN AMACI ( Boşanmaya Sebep Olan Olaylar Yüzünden Kişilik Hakkı Saldırıya Uğrayan Tarafın Bozulan Ruhsal Dengesini Telafi Etmek ve Manevi Değerlerindeki Eksilmeyi Karşılamak Olduğu – Kişilik Haklarını İhlal Eden Fiille Tazminat Miktarı Arasında Makul Bir Oranın Bulunması Gerektiği )
BOŞANMA DAVASINDA MANEVİ TAZMİNAT MİKTARININ BELİRLENMESİ ( Bir Tarafın Zenginleşmesine Yol Açacak Sonuçlar Doğurur Miktarda Manevi Tazminat Takdir Edilemeyeceği – Bir Yandan Kişilik Hakları Zedelenen Tarafın Ekonomik ve Sosyal Durumunun ve Boşanmada Kusuru Bulunup Bulunmadığının ve Varsa Kusur Derecesinin Fiilin Ağırlığını Öbür Yandan da Kişilik Haklarına Saldırıda Bulunanın Kusur Derecesinin Ekonomik ve Sosyal Durumunun Göz Önünde Bulundurulacağı )
4721/m. 4, 166, 174
ÖZET : Dava boşanma davasıdır.

Boşanmada manevi tazminatın amacı, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, bozulan ruhsal dengesini telafi etmek, manevi değerlerindeki eksilmeyi karşılamaktır. Onun için, kişilik haklarını ihlal eden fiille, tazminat miktarı arasında makul bir oranın bulunması gerekir. Bir tarafın zenginleşmesine yol açacak sonuçlar doğurur miktarda manevi tazminat takdiri, müesseseyi amacından saptırır. Hakim, tazminat miktarını saptarken, bir yandan kişilik hakları zedelenen tarafın, ekonomik ve sosyal durumunu ve boşanmada kusuru bulunup bulunmadığını ve varsa kusur derecesini, fiilin ağırlığını; öbür yandan da, kişilik haklarına saldırıda bulunanın kusur derecesini, ekonomik ve sosyal durumunu göz önünde bulundurmak zorundadır.

bosanmada-manevi-tazminat

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı kadının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-)Boşanmada manevi tazminatın amacı,

  • boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın,
  • bozulan ruhsal dengesini telafi etmek,
  • manevi değerlerindeki eksilmeyi karşılamaktır.

Onun için, kişilik haklarını ihlal eden fiille, tazminat miktarı arasında makul bir oranın bulunması gerekir.

Bir tarafın zenginleşmesine yol açacak sonuçlar doğurur miktarda manevi tazminat takdiri, müesseseyi amacından saptırır.

Hakim, tazminat miktarını saptarken, bir yandan kişilik hakları zedelenen tarafın, ekonomik ve sosyal durumunu ve boşanmada kusuru bulunup bulunmadığını ve varsa kusur derecesini, fiilin ağırlığını; öbür yandan da, kişilik haklarına saldırıda bulunanın kusur derecesini, ekonomik ve sosyal durumunu göz önünde bulundurmak zorundadır.

Açıklanan ilkeler gözetildiğinde davacı erkek yararına takdir edilen manevi tazminat miktarı, ölçülülük ilkesine uygun olmayıp fazla bulunmuştur. Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde yer alan hakkaniyet ilkesi gözetilerek daha uygun miktarda tazminat takdiri gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2015/12460 K. 2016/2831 T. 17.2.2016