Etiket arşivi: boşanma davası

Kişisel Mal İddiasının Kanıtlanamaması Halinde Prosedür

KATILMA ALACAĞI DAVASI ( Dava Konusu Parseldeki Davalı Eş Adına Kayıtlı Payın Edinilmiş Mal Niteliğinde Olduğu Kabul Edilerek Davacı Eşin Artık Değere Katılma Alacağının Usulüne Uygun Bir Biçimde Hesaplanması İçin Gerekli İşlemlerin Yürütülmesi ve Gerçekleşecek Sonuca Göre Bir Karar Verilmesi Gerektiği )
MAL REJİMİNİN TASFİYESİ ( Eşlerin Bağlı Bulunduğu Rejime İlişkin Hükümlerin Uygulanacağı – Taşınmaz Eşler Arasında Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Geçerli Olduğu Tarihlerde Satın Alınarak Davalı Eş Adına Tescil Edildiği Gözetilerek Sonuca Gidilmesi Gerektiği )
EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİ ( Kişisel Mal İddiası Kanıtlanamaması Sebebiyle Taşınmazdaki Davalı Eş Adına Kayıtlı Payın Edinilmiş Mal Niteliğinde Olduğu Kabul Edilerek Davacı Eşin Artık Değere Katılma Alacağının Usulüne Uygun Bir Biçimde Hesaplanması İçin Gerekli İşlemlerin Yürütülmesi Gerektiği )
KİŞİSEL MAL ( Toplanan Tüm Delillerin İçeriğine Özellikle Davalının Dilekçesindeki Parseli Kendi Birikimi İle Edindiği Yönündeki Açık Beyanı Karşısında Taşınmazın Kişisel Malı İle Edindiği Yönündeki Davalı Savunmasının Kanıtlanamadığı )
4721/m.179,229,230,231
ÖZET : Dava, katılma alacağı istemine ilişkindir. Taşınmaz eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu tarihlerde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. Davalı eş dava konusu taşınmazın adına kayıtlı paylarını, miras bırakanlarından kalan malların satılması sonucu gelen parayı kullanarak iktisap ettiğini, diğer deyişle kişisel malı ile satın aldığını, bu nedenle tasfiyeye tabi tutulamayacağını ileri sürmüştür. Ne var ki, toplanan tüm delillerin içeriğine, özellikle davalının dilekçesindeki parseli kendi birikimi ile edindiği yönündeki açık beyanı karşısında; taşınmazın kişisel malı ile edindiği yönündeki davalı savunması kanıtlanamamıştır. O halde, dava konusu parseldeki davalı eş adına kayıtlı payın “edinilmiş mal” niteliğinde olduğu kabul edilerek; davacı eşin artık değere katılma alacağının usulüne uygun bir biçimde hesaplanması için gerekli işlemlerin yürütülmesi ve gerçekleşecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; mahkemece, talebin reddine karar verilmiş olması isabetsizdir.

DAVA : T. Y. ile Ş. K. aralarındaki katılma alacağı davasının reddine dair Adana 6. Aile Mahkemesi’nden verilen 15.01.2013 gün ve 1033/52 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili evlilik birliği içerisinde edinilen taşınmazlarda vekil edeninin yarı oranında hakkı bulunduğunu açıklayarak … Köyü’nde bulunan iki adet tarlanın her biri için ayrı ayrı 12.500 TL, .. Köyü’ndeki tarla için de 3000 TL nin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, daha sonra davacı vekili tarafından sunulan 02.01.2013 tarihli dilekçe ile ve değişik tarihlerdeki yargılama oturumlarında alınan imzalı beyanlarında talebinin sadece Suluca köyündeki 463 parsel sayılı taşınmaza yönelik bulunduğunu, diğer taşınmazlar yönünden herhangi bir talebinin bulunmadığını bildirmiştir.

Davalı vekili, dava konusu taşınmazları, vekil edenine babasından, dedesinden kalan miras yoluyla kalan malların satışı ile gelen para ile edinmiş olduğunu, kişisel malları niteliğinde bulunduğunu bu nedenle tasfiyeye tabi tutulamayacağını cevap dilekçesinde bildirmiş, daha sonraki 18.06.2012 tarihli imzalı dilekçesinde ise, 463 parsel sayılı taşınmazı kendi birikimi ile edindiğini açıklamış, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın, dava konusu 463 parsel sayılı taşınmaz yönünden davacının katkısının kanıtlanamadığı, davalıya mirasen kalan malı olduğu gerekçesiyle, diğer taşınmazlar yönünden ise davacının alacak talebinden vazgeçtiği sebebiyle reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz dilekçesinin kapsamına göre temyiz isteği dava konusu 463 parsel sayılı taşınmaza yöneliktir.

Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir ( 6100 sayılı HMK.nın 33. m ). iddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.

Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacağı hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden ( TMK 229.m ) ve denkleştirmeden ( TMK 230.m ) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının ( TMK 219.m ) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin ( TMK 231.m ) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır ( TMK 236/1.m ). Katılma alacağı Yasa’dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.

Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm ( rayiç ) değerleri, diğer deyişle tasfiyeye yönelik açılan davanın karar tarihine en yakın sürüm değeri esas alınır ( TMK 227/1, 228/1, 232 ve 235/1. m ). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.

Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir ( TMK 222. m ).

Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.

Somut olaya gelince; eşler, 25.12.1993 tarihinde evlenmiş, 29.6.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir ( TMK 225 /son ). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı ( 743 sayılı TKM 170.m ), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir ( 4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m ). Tasfiyeye konu 463 parsel 3.kişiler adına paylı olarak kayıtlı iken davalı eş 87/1177 oranındaki payı 13.02.2007 tarihinde, 87/1177 oranındaki payı ise 20.03.2007 tarihinde tapudan satın ve devralmıştır. Şu durumda taşınmaz eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu tarihlerde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır ( TMK 179.m ).

Mahkemece, dava konusu 463 parsel sayılı taşınmaz yönünden yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ise de; varılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Davalı eş dava konusu 463 parsel sayılı taşınmazın adına kayıtlı paylarını, miras bırakanlarından kalan malların satılması sonucu gelen parayı kullanarak iktisap ettiğini, diğer deyişle kişisel malı ile satın aldığını, bu nedenle tasfiyeye tabi tutulamayacağını ileri sürmüştür. Ne var ki, toplanan tüm delillerin içeriğine, özellikle davalının 18.06.2012 tarihli dilekçesindeki 463 parseli kendi birikimi ile edindiği yönündeki açık beyanı karşısında; taşınmazın kişisel malı ile edindiği yönündeki davalı savunması kanıtlanamamıştır. O halde, dava konusu 463 parseldeki davalı eş adına kayıtlı toplam 174/1177 oranındaki payın “edinilmiş mal” niteliğinde olduğu kabul edilerek; davacı eşin artık değere katılma alacağının yukarıda açıklanan esaslar çerçevesinde usulüne uygun bir biçimde hesaplanması için gerekli işlemlerin yürütülmesi ve gerçekleşecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; mahkemece, yazılı gerekçe ile 463 parsel yönünden de talebin reddine karar verilmiş olması isabetsiz olmuş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan sebeple, yerinde olduğundan kabulüyle hükmün dava konusu 463 parsel yönünden 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. ( HMK m.297/ç ) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 19.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2015/18964 K. 2015/20712 T. 19.11.2015

Eşiyle alay etmek boşanma sebebi

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2012/22401 K. 2013/8209 T. 25.3.2013

• ORTAK HAYATIN TEMELİNDEN SARSILMASI ( Davalı Kadının Eşinin Ameliyatları Sırasında Eşiyle Yeterince İlgilenmediği/Müşterek Çocukları İhmal Etmek Suretiyle Birlik Görevlerini Yerine Getirmediği – Evliliğin Devamına İmkan Bırakmayacak Nitelikte Bir Geçimsizliğin Mevcut ve Sabit Olduğu )
• EVLİLİĞİN DEVAMINA İMKAN BIRAKMAYACAK NİTELİKTE GEÇİMSİZLİK ( Ortak Hayatın Temelinden Sarsılması – Davalı Kadının Eşinin Ameliyatları Sırasında Eşiyle Yeterince İlgilenmediği/Eşinin Fiziksel Özrünü Alay Konusu Yaptığı – Eşleri Birlikte Yaşamaya Zorlamanın Artık Kanunen Mümkün Görülmediği )
• BOŞANMA DAVASI ( Davalı Kadının Eşinin Ameliyatları Sırasında Eşiyle Yeterince İlgilenmediği/Eşinin Fiziksel Özrünü Alay Konusu Yaptığı Davacı Kocanın da Ailesiyle Birlikte Eşine Fiziksel Şiddet Uygulayıp Evden Kovduğu – Davanın Reddinin İsabetsiz Olduğu )
• TEDBİR NAFAKASI ( Boşanma Davası – Davacı Kocanın Ailesiyle Birlikte Eşine Fiziksel Şiddet Uygulayıp Evden Kovduğu/Tarafların Ekonomik ve Sosyal Durumları da Gözetilerek Dava Tarihinden Geçerli Olmak Üzere Davalı Kadın Yararına Uygun Miktarda Tedbir Nafakasına Hükmedilmesi Gerektiği )
4721/m.166/1,169,185/3,186/3
ÖZET : Davalı kadının eşinin ameliyatları sırasında eşiyle yeterince ilgilenmediği, müşterek çocukları ihmal etmek suretiyle birlik görevlerini yerine getirmediği, eşinin fiziksel özrünü alay konusu yaptığı; davacı kocanın da ailesiyle birlikte eşine fiziksel şiddet uygulayıp evden kovduğu, eşini istemediği söylediği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinde sarsacak derecede ve evliliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilmesi gerekir. Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine , malların yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden almak zorundadır. O halde; tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere davalı kadın yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı ( koca ) tarafından; tümü yönünden, davalı ( kadın ) tarafından ise; tedbir nafakası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1- Davacı kocanın temyizine hasren yapılan incelemede;

Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davalı kadının eşinin ameliyatları sırasında eşiyle yeterince ilgilenmediği, müşterek çocukları ihmal etmek suretiyle birlik görevlerini yerine getirmediği, eşinin fiziksel özrünü alay konusu yaptığı; davacı kocanın da ailesiyle birlikte eşine fiziksel şiddet uygulayıp evden kovduğu, eşini istemediği söylediği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinde sarsacak derecede ve evliliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya ( TMK. md.166/1 ) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.

2- Davalı kadının temyizine hasren yapılan incelemede;

Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına ( TMK. md.186/1 ), geçimine ( TMK md.185/3 ), malların yönetimine ( TMK. m. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215 ) ve çocukların bakım ve korunmasına ( TMK. m.185/2 ) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden ( resen ) almak zorundadır ( TMK. m.169 ). O halde; Türk Medeni Kanununun 185/3. ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere davalı kadın yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 1.bentte gösterilen sebeple davacı koca yararına, 2.bentte gösterilen sebeple davalı kadın yararına BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.03.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.

Boşanma Davası Nafaka

Boşanma davası nafaka, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 176/lV hükmüne göre: “Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde aylık olarak ödenen arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.” Boşanma Davası Nafaka yazısına devam et

Boşanmada mallar nasıl paylaşılır?

Boşanma davasında malların nasıl paylaşılacağı sorununu bir örnekle anlatmaya çalışalım.

Örneğin eşler 7.5.1996 tarihinde evlenmiş olsun. Yine bu eşler 13.8.2012 tarihinde boşanma davası açmış olsun.

Bu eşler için 7.5.1996 tarihinden 1.1.2002 tarihine kadar mal ayrılığı rejimi geçerli olur. 1.1.2002 tarihinden 13.8.2012 tarihine kadar ise edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır.

Bu duruma göre eşlerin 7.5.1996 tarihinden 1.1.2002 tarihine kadar satın aldıkları mallar kimin adınaysa onundur. Örneğin bir ev alınmışsa ve kocanın adına tapuda yazdırılmışsa kocanın olur.

1.1.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı 13.8.2012 tarihine kadar alınan mallarda ise eklenecek ve denkleştirilecek bir değer mevcut değilse diğer eşin maddi bir katkısının bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, rejimin sona erdiği tarihte mevcut olan edinilmiş malın, tasfiye anındaki değerinin (artık değer) yarısı üzerinde diğer eş katılma alacağına sahiptir.