Etiket arşivi: boşanma davası

Boşanmada manevi tazminatın verilme nedeni

“Boşanma davasında manevi tazminatın amacı, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın bozulan ruh dengesini telefi etmek ve manevi değerlerindeki eksilmeyi karşılamaktır. Bu nedenle kişilik haklarını ihlal eden fiille tazminat miktarları arasında makul bir oran bulunmalıdır. Manevi tazminat, bir tarafın zenginleşmesine yol açmamalıdır.”

Boşanmada manevi tazminatın verilme nedeni yazısına devam et

Eşin Annesine Hakaret Nedeniyle Boşanma Davası

T.C.YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2014/25942 K.  2015/14322 T. 2.7.2015

• BOŞANMA ( Davacı Kadının Davalı Erkeğin Annesine Hakaret Ettiği Davalının Ailesine Soğuk Davrandığı Davalı Erkeğin Babasının Cenazesine Katılmadığı – Davalı Erkeğin De Ailesinin Uzun Süre Müşterek Evde Kalmalarına Tepkisiz Kaldığı Müşterek Konutun Kilidini Değiştirdiği Ve Kadının Boğazını Sıktığı/Tarafların Eşit Kusurlu Olduklarının Kabulü İle Kusur Belirlemesine Göre Kadının Nafaka Talebinin Kabulüne Karar Verilmesi Gerektiği )

• EŞİT KUSUR ( Boşanma Davası – Davacı Kadının Ağır Kusurlu Kabul Edilerek Tarafların Boşanmasına Karar Verilmiş Olduğu/Davacı Kadının Davalı Erkeğin Annesine Hakaret Etmesi Davalının Ailesine Soğuk Davranması Davalı Erkeğin Babasının Cenazesine Katılmaması Karşısında Davalı Erkeğin De Davalı Erkeğin De Ailesinin Uzun Süre Müşterek Evde Kalmalarına Tepkisiz Kaldığı Müşterek Konutun Kilidini Değiştirdiği Ve Kadının Boğazını Sıktığı )

• TEDBİR VE YOKSULLUK NAFAKASI ( Boşanma Davası – Tarafların Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasına Ve Boşanmaya Neden Olan Olaylarda Eşit Kusurlu Olduğu/Mahkemece Kadının Ağır Kusurlu Kabul Edilmesi Nedeni İle Reddedilen Nafakanın Tekrar Değerlendirilmesi Gereği )

4721/m. 166, 175

ÖZET : Mahkemece davacı kadın ağır kusurlu kabul edilerek tarafların boşanmasına karar verilmiş ise de, davacı kadının davalı erkeğin annesine hakaret ettiği, davalının ailesine soğuk davrandığı, davalı erkeğin babasının cenazesine katılmadığı, buna karşılık davalı erkeğin de ailesinin uzun süre müşterek evde kalmalarına tepkisiz kaldığı, müşterek konutun kilidini değiştirdiği ve kadının boğazını sıktığı anlaşılmış olduğundan evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına ve boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Yoksulluk nafakası hakkında da kusur oranına göre bir karar verilmesi gerekmektedir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından, kusur belirlemesi, reddedilen tazminat talepleri ve nafakalar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1- )Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı kadının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2- )Mahkemece davacı kadın ağır kusurlu kabul edilerek tarafların boşanmasına karar verilmiş ise de, yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davacı kadının davalı erkeğin annesine hakaret ettiği, davalının ailesine soğuk davrandığı, davalı erkeğin babasının cenazesine katılmadığı, buna karşılık davalı erkeğin de ailesinin uzun süre müşterek evde kalmalarına tepkisiz kaldığı, müşterek konutun kilidini değiştirdiği ve kadının boğazını sıktığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında; evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına ve boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir.

Bu nedenle, mahkemenin davacı kadını ağır kusurlu kabul etmesi ve bu kusur belirlemesine bağlı olarak kadın yararına hükmolunan tedbir nafakasının karar tarihi itibariyle kaldırılması ve yoksulluk nafakası isteminin reddine karar verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda ( 2. ) bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda ( 1. ) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.07.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Boşanmada iki tarafın da kusurlu olması

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2015/74 K. 2015/14162 T. 1.7.2015

• BOŞANMA DAVASI ( Evlilik Birliliğinin Temelinden Sarsılması/Her İki Tarafın da Kusurlu Olduğu – Her İki Tarafın da Boşanma Davasının Kabulünün Gerektiği/Davalı-Karşı Davacı Kadının Boşanma Davasının Reddedilmesinin İsabetsiz Olacağı )

• EVLİLİK BİRLİLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI ( Boşanma/Her İki Tarafın da Kusurlu Olması Nedeniyle Davalı-Davacı Kadının da Boşanma Talebinin Kabul Edilmesi Gerektiği )

4721/m.166

ÖZET : Dava, boşanma istemine ilişkindir. Evlilik birliği temelinden sarsılmıştır. Bu sonucun gerçekleşmesinde her iki taraf da kusurludur. Her iki taraf da boşanma isteğiyle dava açtığına göre, kadının boşanma davasının da kabulü gerekirken, yazılı şekilde reddi isabetsiz olmuş, bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı-davacı kadın tarafından her iki dava yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Mahkemece davalı-karşı davacı kadın kusurlu kabul edilerek, davacı-karşı davalı erkeğin boşanma davası kabul edilip, davalı-karış davacı kadının boşanma davası reddedilmiştir. Ne var ki; yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, davalı-karşı davacının mahkemece kabul edilen kusurları yanında, davacı-karşı davalı erkeğin de güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu, eşini istemediğini, sevmediğini söylediği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu olaylar göz önüne alındığında; evlilik birliği temelinden sarsılmıştır. Bu sonucun gerçekleşmesinde her iki tarafta kusurludur. Her iki taraf da boşanma isteğiyle dava açtığına göre, kadının boşanma davasının da kabulü gerekirken, yazılı şekilde reddi isabetsiz olmuş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre yeniden hüküm kurulması gerekli hale gelen davacı-davalı erkeğin boşanma davası ve fer’ilerine ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle, 01.07.2015 tarihinde karar verildi.

Boşanma Davalarında Tanıkların Davaya Etkisi

 davada tanık olmak, boşanma davasında tanık , boşanma davasında tanık beyanları , boşanma davasında tanık listesi ne zaman verilir, nafaka davasında tanık, kimler tanık olamaz, kimler tanık olabilir

Tanık kavramı diğer bir söyleyişi ile şahit, ceza ve hukuk davalarında, bilgileri hakkında beyanda bulunulan üçüncü şahısları ifade eder. Tanıklık, bilginin bir aktarılma biçimidir. Yaşanmış bir olayın iç yüzünü mahkemeler huzurunda ortaya döken tanık, adaletin en etkin aracıdır.

Tanığın uyuşmazlık konusu olayla ilgili, duyuları aracılığıyla edindiği bilgileri sübut konusunda karar verecek makama sunarken yapmış olduğu sözlü açıklamalara da tanık beyanı denilir.

Her yargılamada tanık önemli bir delildir. Boşanma davalarında ise özellikle boşanma sebebi olarak Türk Medeni Kanununun 166. Maddesine dayanıyorsa o takdirde tanık yargılamanın vazgeçilmez unsurudur. Bir nevi boşanma davasının sonuçlanması için taraflar ne denli esaslı unsursa tanık da o denli önemlidir denilebilir. Bunun sebebi ise boşanma davalarının konusu olan tarafların karı-koca olmasıdır. Karı-koca arasındaki ilişkinin derinliği ve sorunlarını resmi senet, yazılı belge vs. delillerle ispatlanması zor olduğu için tanık odak noktası haline gelmiştir.

Kimler tanık olabilir?

Boşanma davalarında bilinenin aksine herkes tanık olabilir. Anne, baba, çocuk, abla gibi en yakınlarınız dahi boşanma davasında tanık olabilir. Kanunun istisnai olarak saydığı bazı hallerde ise tanık olarak dinlenmesi istenen kimse tanıklıktan çekinebilir.

Boşanma davasında taraflardan birinin;

  • Nişanlısı,
  • Evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi,
  • Kendisi veya eşinin altsoy veya üstsoyu(anne, baba, çocuk, torun, büyükanne, büyükbaba),
  • Arasında evlatlık bağı bulunanlar,
  • Üçüncü derece de dahil olmak üzere kan veya kayın hısımları (kardeş, kardeşin çocuğu(yeğen), amca, hala, dayı, teyze ve eşinin aynı derece akrabaları), koruyucu aile ve onların çocukları ile koruma altına alınan çocuk kişisel nedenlerle tanıklıktan çekinebilir.  

Tanığın beyanı kendisine yukarıda belirtilen kişisel nedenlerle tanıklıktan çekinme hakkı olan kimselerden birine doğrudan doğruya maddi bir zarar verecekse veya aynı kişilerden birinin şeref veya itibarını ihlal edecek ya da ceza soruşturmasına veya kovuşturmasına sebep olacaksa tanıklıktan çekinebilir.

Tanık Olmak Zorunlu Mudur? 

Tanıklık, kamu hukukundan kaynaklanan toplumsal ve kamusal bir görevdir. Tanıklık kamu hukukundan kaynaklanan toplumsal bir görev olduğu için, kişinin topluma karşı ödev ve sorumlulukları Anayasamızın 12-14. Maddelerince düzenlenerek teminat altına alınmış, ayrıca tanıklığın kural olarak yerine getirilmesi zorunlu bir ödev olduğu öngörülmüştür.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 245. Maddesi gereğince, yasanın belirlediği çekinme hakları hariç tanıklıktan kaçınılamayacağını hükme bağlamıştır. Bu nedenle, bu maddeye göre, haklı bir nedeni olmaksızın, çağrılıp gelmeyen tanık hakkında, disiplin para cezası uygulanacağını ve zorla getirileceğinin karar altına alınacağını da hükme bağlamıştır. Tanık olan kişiye gelen tebligatta, zorla getirileceğine ilişkin ihtar bulunmaktadır.

Tanıklık yapmak için harcadığınız zaman göz önünde tutularak tanığa mahkeme bir ücrete hükmeder. Tanık başka bir şehirden geliyorsa bu takdirde seyahat ve ikamet masraflarının karşılanması da yasal bir zorunluluktur.

Tanık Olarak Dinlenmek İçin Mutlaka Mahkemeye Gitmek Zorunda Mıyım? 

Tanık olarak ismi yazılan kimseler genel olarak mahkeme huzurunda dinlenmekten çekinirler. Bu çekincelerini aşabilmek adına yan formüller bulma çabasına girerler. Ancak mahkeme yerine noterde tanıklık yapsam, başka gün gidip kalemde ifade versem vb. gibi ilk etapta akla gelen hususları hukuk sistemimiz kabul etmemiştir.

Tanıklığı sözle mahkeme huzurunda yapmak yerine yazılı beyanda bulunmak kural olarak mümkün değildir. Tanık, hakimin karşısına geçmek ve hakimin ve tarafların yönelteceği sorulara sözlü olarak cevap vermek zorundadır. Tanık ancak rakama ilişkin sorular veya teknik konular gibi durumlar söz konusu ise hakimden kısa notlar almak için izin isteyebilir.

Bu kuralın yanı sıra istisnai olarak; hakim gerekli göreceği hallerde, tanığın sözlü olarak dinlenmesi yerine, belirlenecek süre içinde cevaplarını yazılı olarak bildirmesi için tanığa soru kağıdı gönderilmesine karar verebilir. Hakim, verilen yazılı cevapların yetersiz olması halinde, tanığı dinlemek üzere davet edebilir.

Tanık olarak çağıran mahkeme dışında verdiğiniz ifadenizin hukuk sisteminde hüküm ve sonuç doğurabilmesi sadece istinabede söz konusu olabilir. Açılmış bir davada, davaya bakmakla görevli ve yetkili mahkemenin kendi yargı çevresi dışında başka bir mahkemenin yargı çevresi içinde yapılması gereken bir işlem için, yargı çevresi içinde o işlemin yapılacağı mahkemeden hukuki yardım istemesine istinabe denir. Örneğin tanıklık yapacağınız uyuşmazlığın görüldüğü mahkeme ile ikamet ettiğiniz bölgedeki mahkeme farklı ise bu takdirde bulunduğunuz yerdeki mahkemede tanıklık yapabilirsiniz.

Tanık Listesi Bir Kereye Mahsus Verilebilir! 

Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince, dava dosyası kapsamında tanıklığından yararlanılacak kimselerin hangi vakıa için mahkemeye geleceği önceden bildirilmelidir. Buna hukukta tanık listesi denir. Tanık listesinde, tanığın adı soyası, TC kimlik numaraları ve tebliğe elverişli adresleri yer almalıdır. Bu liste düzenlenirken dikkat edilecek husus, ikinci tanık listesinin mahkemeye daha sonra sunulamayacağıdır.

Liste verilmemesi ya da liste verilmiş olmasına rağmen bu listede yer almayan tanığın dinlenmemesi kuraldır. Bu kuralın istisnası ise HMK 243/1’de düzenlenmiştir. Bu istisnaya göre, eğer tanık duruşmada hazır bulundurulmuş ise liste verilip verilmediğine ya da listede yer alıp almadığına bakılmaksızın hazır bulunan tanık dinlenir. Bu istisnai hükmün işlerlik kazanabilmesi iki duruma bağlıdır; bunlardan birincisi tanık listesinin verilmesi için mahkemece önceden kesin süre belirlenmemiş olmalıdır. İkinci durum ise, tanık dinletilecek duruşmanın taraflarca günün biliniyor olması gerekmektedir. Bunlar dışında ikinci tanık listesinin verilmesi mümkün değildir. Nitekim Yargıtay’da vermiş olduğu kararlarında bu duruma dikkat çekmiştir.

Özetleyecek olursak ; boşanma davalarında hakim tanıkların beyanları ile bağlı değildir ancak tanık boşanma davasının temel delilini oluşturmaktadır.

Taşınmaz Ev Eşyası ve Ziynetlere Dair Alacak

T.C. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2014/6860 K. 2015/13210 T. 15.6.2015

• BOŞANMADAN KAYNAKLI MANEVİ TAZMİNAT ( Taşınmaz Ev Eşyası ve Ziynetlere Dair Alacak – Bu Davaların Çözüm Yerinin Aile Mahkemeleri Olduğu/Aile Mahkemesi Kurulmayan Yerlerde İse Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca Belirlenen Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde Davanın Aile Mahkemesi Sıfatıyla Görülüp Karara Bağlanması Gerektiği )

• EV EŞYASI VE ZİYNETLERE DAİR ALACAK ( Boşanmadan Kaynaklı – Bu Davaların Çözüm Yerinin Aile Mahkemeleri Olduğu/Aile Mahkemesi Kurulmayan Yerlerde İse Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde Davanın Aile Mahkemesi Sıfatıyla Görülüp Karara Bağlanacağı )

• GÖREV ( Boşanmadan Kaynaklı Manevi Tazminat/Taşınmaz Ev Eşyası ve Ziynetlere Dair Alacak – Bu Davaların Çözüm Yerinin Aile Mahkemeleri Olduğu/Aile Mahkemesi Kurulmayan Yerlerde İse Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde Davanın Aile Mahkemesi Sıfatıyla Görülüp Karara Bağlanacağı )

4787/m.4

ÖZET : Davacı vekili, dava dilekçesinde boşanmadan kaynaklı manevi tazminat ile mal rejiminin tasfiyesiyle dava dilekçesinde belirtmiş olduğu taşınmaz, ev eşyası ve ziynetlere dair alacağın davalıdan tahsilini istemiştir. Bu davaların çözüm yeri 4787 Sayılı Aile Mahkemeleri’nin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesi gereğince aile mahkemeleridir. Aile Mahkemesi kurulmayan yerlerde ise Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde davanın Aile Mahkemesi sıfatıyla görülüp karara bağlanması gerekir. Görev kamu düzenine dair olmakla yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözönünde bulundurulur. Dava, görevsiz Asliye Mahkemesi’nde açıldığı halde, davalının ikametgahına değinilerek yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire’ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, dava dilekçesinde boşanmadan kaynaklı manevi tazminat ile mal rejiminin tasfiyesiyle dava dilekçesinde belirtmiş olduğu taşınmaz, ev eşyası ve ziynetlere dair alacağın davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı vekili; yetki, görev ve derdestlik ilk itirazlarında bulunmuş, esasa dair olarak davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; davalının ikametgahının Antalya oluşu, yetki itirazının usulüne uygun yapılması gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ve davalı vekili taraflarından temyiz edilmiştir.

Taraflar 31.8.1983 tarihinde evlenmiş, 19.7.2010 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne dair kararın 9.4.2013 tarihinde kesinleşmesiyle, mal rejimi sona ermiştir ( T.M.K.nun 225/2.m. ) Sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden, eşler arasında 1.1.2002 tarihine kadar mal ayrılığı ( T.K.M.’nin 170.m. ), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. ( T.M.K.nun 202, 4722 Sayılı Kanunun 10. m. ).

Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme hakime aittir ( H.M.K.nun 31.md. ). İddianın ileri sürülüş şekline göre talep, manevi tazminat ve mal rejiminin tasfiyesiyle oluşan alacak istemine ilişkindir.

Bu davaların çözüm yeri 4787 Sayılı Aile Mahkemeleri’nin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesi gereğince aile mahkemeleridir. Aile Mahkemesi kurulmayan yerlerde ise Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde davanın Aile Mahkemesi sıfatıyla görülüp karara bağlanması gerekir. Görev kamu düzenine dair olmakla yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözönünde bulundurulur. Dava, görevsiz Asliye Mahkemesi’nde açıldığı halde, davalının ikametgahına değinilerek yazılı şekilde yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Mahkemece öncelikle görev hususunda bir karar verilmesi gerekir.

SONUÇ : Davacı vekili ve davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu sebeple kabulüyle hükmün 6100 Sayılı H.M.K.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 Sayılı H.U.M.K.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, H.U.M.K.nun 440/111-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 24,30 TL peşin harcın istenmesi halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 15.06.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY :

4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 2/2. maddesi,”… Aile Mahkemesi kurulamayan yerlerde bu Kanun kapsamına giren dava ve işlere Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bakılır…” hükmünü içermektedir. Anılan maddede Asliye Hukuk Mahkemesi’nin Kanun kapsamındaki dava ve işlere, “Aile Mahkemesi Sıfatıyla” bakacağına yönelik bir açıklamaya yer verilmemiştir.

4787 Sayılı Kanun’un 2/2. maddesine uygun olarak, Elbistan Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açılan davada yargılama yapılıp karar verilmiştir.

Mahkemece davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakıldığının belirtilmemesinin sonuca bir etkisi yoktur. Aile Mahkemeleriyle Asliye Hukuk Mahkemelerinde aynı yargılama usul ve yöntemleri uygulanmaktadır. Mahkemece, görevsizlik kararı verilerek dosya başka bir mahkemeye de gönderilecek değildir. Dava aynı mahkemede görülüp sonuçlandırılacaktır.

Elbistan Asliye Hukuk Mahkemesi’nin, davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla baktığını belirtmemesi ancak sonuca etkili olmayan usuli bir eksiklik olarak kabul edilebilir. Sırf bu nedene dayalı olarak esasa yönelik temyiz incelemesi yapılmadan hükmün bozulmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının esaslı bir unsurunu teşkil eden makul süre içinde yargılanma hakkına, T.C. Anayasası’nın davaların en az gider ile ve mümkün olan suretle sonuçlandırılması gerektiğine yönelik 141/3. maddesine, H.M.K.nun 30. maddesinde hüküm altına alınan usul ekonomisi ilkesine uygun düşmeyeceği, bu sebeplerle kararın esas yönünden temyiz incelemesi yapılması gerektiği kanaatinde olduğumdan Sayın Çoğunluğun bozma neden ve görüşüne katılmıyorum.

Boşanma Davası Açmadan Önce Zorunlu Danışman

işçi ve kıdem tazminatıTürkiye’de ilk defa boşanma davaları için zorunlu “aile danışmanı” dönemi başlıyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı bir anlık sinirle, sağlıksız alınan kararlarla biten evlilikleri kurtarmak ve yılda ortalama 120 bin civarında olan boşanma sayılarını düşürmek için harekete geçti. Devlet bundan böyle boşanmaya karar veren çiftlere, “bir kez de aile danışmanına sor” yöntemini işletecek. İki Bakanlığın yapacağı mevzuat değişikliğiyle Aile Mahkemeleri çiftleri boşanma kararı vermeden önce en az 4 seansla toplam 360 dakika hizmet alacakları aile danışmanlarına yönlendirme yetkisine sahip olacak. Mahkemeler, çiftlerin boşanmasının doğru olup olmadığına da aile danışmanlarının kişiler hakkında hazırlayacağı rapor doğrultusunda karar verebilecek. 

AMAÇ YUVAYI KORUMAK

Aile Bakanlığı’nca hazırlanılan “Boşanma Süreci Danışmanlığı” ismi verilen uygulamayla, sağlıksız verilen kararlarla evliliklerin bitirilmesinin önüne geçmeye çalışılırken, ciddi sorunların yaşandığı, şiddet gibi problemlerin olduğu husumetli evlilikleri ise boşanma süreçlerinde danışmanlar eliyle daha sağlıklı sonuçlandırmayı amaçlıyor. Adalet ve Aile Bakanlıklarının ortak mevzuat taslağının yürürlüğe girmesi ile çiftlere boşanma öncesi, sonrası ve boşanma davası devam ederken olmak üzere 3 ana başlık altında hizmet verilecek. Geçen yıl “aile ombudsmanlığı” uygulamasını pilot olarak başlatan Aile Bakanlığı, bu yolla 450 çiftten 75’ini boşanmaktan vazgeçirmişti. Mevzuat değişikliği ile uygulama daha sistematik bir şekilde Türkiye genelinde yaygınlaştırılacak. 

EN AZ 360 SAATLİK DESTEK

Plana göre Aile Mahkemeleri, boşanmak isteyen çiftleri danışmanlık hizmeti almaya yönlendirme yetkisi olacak. Mahkemeler, davanın her aşamasında çiftleri danışmana yönlendirebilecek. Hakimler, çiftlerin boşanmalarına karar verirken danışmanların hazırladıkları raporları dikkate alacak. 81 ildeki SHM’lerde bir aile danışmanı mutlaka bu iş için görevlendirilecek. Çiftlere en az 4 seans ve her seans 90 dakika olmak üzere toplam 360 dakikalık destek verilmesi planlanıyor. Kişiler, kendi istekleriyle de bu destekten yararlanabilecek. 

YILDA 120 BİN BOŞANMA 

Aile Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de yılda ortalama 120 bin boşanma gerçekleşiyor. Ayrılan çiftlerin yüzde 80’i yeniden evlenmeyi tercih ederken, yüzde 17’si eski eşiyle tekrar evleniyor. Bu oran yaklaşık 20 bin kişiye denk geliyor. Boşanmaların yaklaşık yüzde 40’ı evliliğin ilk 5 yılında gerçekleşiyor.

UYGULAMA BAŞARILI OLUR MU?

Bu yeni getirilecek aile danışmanlığı uygulamasının öncelikle çok iyi niyetle düşünülmüş bir konu olduğunu düşünüyorum. Ancak aile danışmanlığına başvurmanın çiftleri boşanmaktan vazgeçirmeyeceğini sadece boşanmayı daha da zorlaştıracağını ve sorunları da daha da ağırlaştıracağı görüşündeyim.

Aile Bakanlığı’nın kabul etmesi gereken birinci konu şu: Artık Ortaçağ Avrupası’nda yaşamıyoruz. Katolik dine inanan ülkelerin dahi boşanma hakkını kabul ettiği bir çağdayız. İnsanlar nasıl özgürce evlenmeye karar verdiyseler aynı şekilde boşanmaya da hakları var. Boşanan çiftlerin %17’sinin eski eşleriyle yeniden evlenmeleri, sadece bu özgürlüğün ne denli önemli olduğunu gösterir; bu danışmanlık olsa olsa bu %17’lik oranın düşmesine neden olur; zira insanların kanun zoruyla evli kalmak mecburiyetinden hoşlanacaklarını hiç sanmıyorum.

Diğer yandan, Aile Bakanlığı’nın elinde boşanmanın nedenlerine ilişkin hiç bir veri yok. Yaklaşık 120 bin boşanma davasının hangi nedenlerle açıldığını, eşleri boşanma davası açmaya götüren sebepleri bilmiyorlar. 120 bin boşanma davasının %90’ından fazlasının “anlaşmalı boşanma” sanıldığı bir istatistiki bilgilerle yola çıkılırsa daha çok kadına şiddet, daha çok eşe karşı şiddet ve daha çok bunalımlı insanla karşılaşacağımızı düşünüyorum.

Diğer bir yön de; boşanmanın çok taraflı olması: Yani burada sadece eşler açısından bir danışmanlık düşünülüyor; ancak tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki, boşanmada diğer eş kadar, çocukların, ailelerin, çalışma ortamındaki insanların, arkadaşların da büyük rolü var.

6284 sayılı Şiddet Kanunu çıkarılmadan önce, kanunun son derece eksik-hatalı olduğunu, amacını gerçekleştiremeyeceğini ve şiddeti önlemenin kanunla mümkün olmayacağını yazmıştım. Zaman maalesef bizi haklı çıkardı. Umarım bu yeni düzenlemede haksız çıkarım. Av.Yasin GİRGİN

Boşanma Avukatı Ne İş Yapar?

Boşanma Avukatı Ne İş Yapar?

 

Toplumumuzda genel bir kanı var boşanma avukatı hakkında. Boşanma avukatı, evlilik birliğini yasin girgin ntv habersona erdiren kişi olarak görülüyor nedense. Oysa, bana, çoğunlukla bitmiş veya bitirilmesinin gerekli olduğu düşünülen bir evlilik için boşanma avukatına ihtiyaç duyan mutsuz, şiddete uğrayan, kendisine bir şekilde haksızlık edildiği kanısına sahip kişiler başvuruyor. Boşanma avukatı olarak benim görevimin, sürdürülmesinde tarafların, tarafların yakınlarının ve toplumun bir çıkarının olmadığına vicdanen kanaat getirdiğim evlilikleri sona erdirmek olduğunu düşünüyorum.

Her yıl, yaklaşık 150.000 çift boşanma avukatına başvurarak veya başvurmayarak evliliklerini nihayete erdiriyorlar. Bu evliliklerin yüzde kırk gibi çok büyük bir oranı ise henüz ilk beş yılını dahi tamamlamamış oluyor. Bir evliliği sona erdirmek çoğu zaman devam ettirmekten daha kolay görünüyor taraflara.

Elbette ki bir boşanma avukatı, tarafların evliliğinin sürdürülmeye değer olup olmadığını taraflar kadar bilemez. İki kişi arasında yaşanan olayların duygusal değerlendirmesini elbette ki en iyi eşler yapabilir. Her evlilik kendi koşullarında değerlendirilmelidir. Örneğin bazı evlilikler kocanın karısına karşı türlü şiddet içeren fiiller yapmasına karşın bir şekilde yürüyebiliyor, ancak bazı eşler kendisine yapılan basit bir olumsuz davranışı dahi hoş görmeyerek soluğu ofisimde alıyorlar. Bununla birlikte, bana danışanların çoklukla sorduğu şu soru hayatın akışını değiştiriyor: “Avukat bey, doğru mu yapıyorum?” Şiddet, hakaret, sadakatsizliğin olduğu evliliklerde buna bir cevap vermek elbette daha kolay. Ancak, yıpranmışlık, hayattan zevk alamama, cinsel birlikteliğin sona erdiği ve eşlerin aynı evde birer yabancı gibi yaşadığı ve bu nedenlerle evliliği sona erdirmek istedikleri fakat kavganın, hakaretin, sadakatsizliğin, şiddetin olmadığı, genellikle yirmi yıldan fazladır süren evliliklerde, bu soruya verilecek cevap hiç de kolay olmuyor. Bu hallerde bir cerrahın kangren olmuş uzvu kesip attığı gibi, soğukkanlılıkla davranması ve iş yapması gerekiyor. Kangrenli uzuv gibi bazı evliliklerin çevrenin ve bu arada başvurulan kişinin telkinleriyle sürdürülmesi ileride tamiri imkânsız zararlara yol açıyor. Bu nedenle, dava açmadan önce, mümkün olduğunca tarafları dinliyorum.

Özellikle gözettiğim bir diğer konu da, müşterek çocukların velayeti, onların bakımı ve giderlerinin karşılanması. Maalesef genel olarak açılan boşanma davalarında, mahkemelerin, yetersiz veya olayın özelliği ile uyuşmayan nafaka miktarına hükmettiğini gözlemliyorum. Kocanın vekilliğini üstlenmişsem ve yaşı küçük çocuğunun velayetini almak istiyorsa, annenin uygunsuz davranış ve alışkanlıklarının olmaması halinde, küçük çocuğun anne sevgisine ve bakımına daha fazla ihtiyaç duyduğunu bu nedenle annede kalmasının daha uygun olacağını düşündüğümü söylüyorum açıklıkla. Yine aynı şekilde, gereğinden daha az bir nafakaya hükmedilen davalarda, kocaya, karısıyla olan anlaşmazlıklar nedeniyle çocuğunu cezalandırmamasını ısrarla belirtiyorum. İşimi belki de fazlasıyla araştırarak ve tarafların çıkarına uygun şekilde, herkesin kazandığını düşündüğü, evlilik birliğinin bitmesinin psikolojik olarak çöküntü değil rahatlık verdiği biçimde yapmaya çalışıyorum. Evlenme gibi, boşanma da bir hak. Hakkın haklıya teslim edilmesi ise yegâne görevimiz.

BOŞANMA -KARŞILIKLI HAKARET -KOCANIN BİRLİK GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRMEMESİ

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/21656 K. 2011/1 T. 17.1.2011

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm davacı avukatı tarafından temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Toplanan delillerle davalı-karşılık davacı kadının eşine hakaret ettiği ayrıca güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu, davacı-karşlılık davalı kocanın ise birlik görevlerini yerine getirmediği, karısına hakaret edip şiddet uyguladığı anlaşılmaktadır. Tarafların aynı evde birlikte yaşamaları birbirlerini affettikleri sonucunu doğurmayacağı gibi, ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayda bir tarafın kusurunu diğerinden ağır kabul etmek mümkün değildir. Bu itibarla her iki davanın da kabulü ile boşanmaya karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile tarafların davalarının reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenle hükmün BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.01.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kadının Boşanma Hakkı

Kadının ve Erkeğin Boşanma Hakkı Nasıl Doğdu?

Bugünün medyası, boşanmanın yeni ve modern bir fenomen olduğu izlenimini yaratıyor, ama gerçekte durum hiç de öyle değil. Boşanmanın tarihi, kötü evliliklerin tarihiyle eş. Bununla birlikte boşanmaya giden yollar değişmiştir.Kadının ve erkeğin boşanma hakkını elde edebilmesi için güçlü insanların aşları için büyük mücadeleler vermesi, toplum kurallarına savaş açmaları gerekmiş.

Başlangıçta boşanma, bireylerin din veya kanunlara göre değil kendi başlarına uyguladıkları kişisel bir karardı. Hıristiyanlığın yükselişi ile kilise evlilikleri ve boşanmayı kontrol etmeye başladı. Hz.İsa’nın sıkça sorulan “ Birinin karısından herhangi bir nedenle boşanması kanuni mi?” sorusuna verdiği şu cevap, her Hıristiyan evlilik seremonisinde bir köşe taşı olmuştur : “Tanrının birleştirdiğini insan ayıramaz. Bu söz nedeniyle kadının ve erkeğin boşanma hakkı kabul edilmiyordu.

Karısını boşayan ve başka biriyle evlenen bir kişi, iffetsizlik dışında, zina da yapmış sayılır. Zina, Hz.Musa’nın yedinci emrinden bu yana yasaklanmıştı : “Zina yapmayacaksın”. Ancak, bunun cezası yeniydi. Roma İmparatorluğunda boşanma yasaldı. Hz.İsa’nın sözleri bu nedenle Kilise ile devlet arasında bir çelişki yaratıyordu. Roma Hükümeti, Hristiyanlar ile Hristiyan olmayanların evlenmesini kanun dışı sayarak soruna çözüm getirmeye çalıştı. Ancak bu çözüm yolu, problemi çözmedi, devlet ile Kilise arasında yüzyıllarca bu konuda mücadele yaşandı. 

Kilisenin sayısal ve güç olarak büyümesi ile evlilik dinsel bir ayin oldu. 13.yüzyılda Kilise, Batı Avrupa’da boşanmaları kontrol etmeye başladı. Takip eden 8 yüzyıl boyunca Kilise, devlet ile arasındaki savaşta galip durumdaydı. Devlet, Kilisenin buyruklarına uygun olarak boşanmayı kontrol eden ceza yasaları koydu. Bu, boşanmak isteyen çiftler için Karanlık Çağ idi. 

Anne-Boleyn- Kızları
Philippa Gregory’nin aynı adlı romanından sinemaya 2007 yılında uyarlanan “The Other Boleyn Girl” filminden bir kare

Daha sonra, onaltıncı yüzyılın başlarında boşanmanın mümkün olması konusunda tartışmalar başladı. İngiltere Kralı 8.Henry İngiltere Kilisesi adıyla kendi kilisesini kurdu. 1527’de Henry, karısı Aragonlu Catherine’den boşanma kararını açıkladı. Henry, Anne Boleyn’e aşık olmuştu. Catherine’den boşanabilmek için Henry’nin Papa’nın iznine ihtiyacı vardı. Ancak Papa, böyle bir izni vermeyi re detti. Buna karşılık olarak Henry, Papalıkla olan bağlarını kesti, ruhban sınıfını ele geçirdi ve 1532’de kendisini İngiliz Kilisesinin başı ilan etti. Sonraki yıl Anne Boleyn ile evlendi ve kraliçe yaptı. Sadece iki yıl kadar sonra, Henry, Anne Boleyn’i ensest ilişki ve zinayla suçladı ve idam etti. 

Kısa süre içerisinde, Henry’nin evlilikleri eşleri erkek çocuk vermedikleri ya da onlardan sıkıldığı için boşanma veya idamla sonuçlandı. Henry’nin merhametsizliği, karanlık bir gerçeğe de örnek olmuştur : Kilisenin baskıcı, umursamaz kanunları ve öğretilerine karşın, insanlar her zaman ekstrem yollar bulmuşlardır. 

Roma Katolik Kilisesi’nin boşanmayı yasaklamaya devam etmesine karşın İngiltere Kilisesi ile diğer Protestan Kilisesi’nin ender ve olağanüstü durumlarda boşanmaya izin vermesine izin vermiştir. Böylece boşanmaya giden kapıda bir gedik açılmıştır. 16. ve 17. yüzyıl İngiltere’sinde bir erkeğin ekonomik sebeplerle boşanması mümkün olmuştur. Örneğin, bir erkek kısır eşinden, kendisine nikahsız bir erkek evlat doğuran kadın ile evlenmek üzere boşanabilir ve erkek çocuğu mirasçısı yapabilirdi. Bununla birlikte, Hıristiyanlık halâ bir çok insan için yasaklayıcıydı. Derece derece, İngiltere ve Avrupa ile Amerikan Kolonileri’nde evlenme ve boşanma kararının kontrolü Kilise ve devletin elinden yerel otoritelere geçmiştir. Kadının ve erkeğin boşanma hakkını elde edebilmeleri uzun ve meşakkatli bir süreç olmuştur.