Etiket arşivi: sözleşme

KAT KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİ SÖZLEŞMENİN FESHİ

T.C. YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ E. 2009/4132 K. 2009/5539 T. 21.10.2009

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı-k.davalı E. A. avukatı tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı-k.davalı avukatı geldi. Davalı-k.davacı avukatı geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmal edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu işin gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Dava, Ümraniye İlçesi Taşdelen f22d25d2c pafta 865 parsel sayılı taşınmaz üzerinde kat karşılığı inşaat yapılması konusunda Kartal 3üncü Noterliğince düzenlenen 23.09.2005 tarih ve 40553 yevmiye nolu sözleşmeden kaynaklanmıştır.

Davacı E. A. arsa sahibi, davalı G. i ise yüklenicidir.

Davacı daha once dava dışı M.L. ile yapılan sözleşmenin feshedildiğini, bu kişilere 670.000 Amerikan Doları ödemeyi taahhüt ettiğini, bu konuda aleyhinde icra takibine girişilmesi sonucunda dava dışı R. ile anlaştığını, bu sözleşmenin de feshedilmek zorunda kalındığını, icra nedeniyle davalı ile zorunlu olarak anlaşıp %40 olan davacı payının %30 a düşürülerek anlaşma sağlandığını davalı şirketin tasdikli inşaat projesine ve aldığı inşaat ruhsatlarına riayet etmediğini, sözleşme eki yerleşim planını değiştirdiğini, sözleşme uyarınca yapımı gereken 19 adet villanın teslim edilmediğini, 16 adet normal dairenin de kararlaştırılan 30.08.2007’de teslim olunmadığını değerlerinin azaldığını, yerleşim planı değişiliği nedeniyle D tipi dört adet villanın yapılamadığını davalının kendisine fazla bağımsız bölüm temin etmek için projeyi değiştirdiğini, değiştirilen projede de %30 paylaşıma yanaşmadığını vs. ileri sürerek sözleşmenin feshine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı cevabında, paylaşımın %70 %30 olduğunu davacıya sözleşmede numaraları belirtilen 15 adet villa ile 16 adet normal dairenin ve dört adette dubleks dairenin verilmesinin kararlaştırıldığını, proje değişikliği sonucu kalan tüm tüm inşaatın davalıya ait olacağını, inşaatın %90’nın yapıldığını davanın şirket yetkilisini vekaletten azlettiğini, davanın reddine karar verilmesini istemiş birleştirilen davasında ise tapunun %70’in iptaliyle kendi adına tescilini talep ve dava etmiştir.

Mahkemece toplanan delillere, alınan bilirkişiler kurulu raporuna dayanılarak arsa sahibi davacıya bırakılacak dairelerin tamamlandığı, ortak yerlerin bir kısmının eksik kaldığı, bu aşamada fesih davasının dinlenemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen davada ise %70 hissenin davacı adına olan tapusunun iptaliyle davacı şirket adına tapuya tesciline P tipi 13 ve A tipi 2 adet villanın ve kararda yazılı dairelerin davacı arsa sahibine ait olduğunun tespitine bunun dışında kalan tüm villa ve apartman dairelerinin davacı şirkete verilmesine, ait olduğunun tespitine 886.666.94 YTL’nin yatırılan teminat mektubunun paraya çevrilerek davacı Esin’e ödenmesine karar verilmiştir.

Hüküm davacı ve karşı davalı arsa sahibi Esin tarafından temyiz edilmiştir.

Yukarıda da açıklandığı üzere asıl dava yüklenicinin, edimini zamanında yerine getirmemesi, proje değişikliği yapmak suretiyle davacıya %30 inşaat alanından daha az yapı vermeye kalkışması, yapıların yerini değiştirip davacıya ait inşaatın değerinin azaltılması, sözleşmeden daha fazla yapıya kavuşma amacıyla hareket etmesi gibi iddialarla açılmış, karşı davada ise sözleşme uyarınca yükleniciye devri gereken %70 tapu payının iptal ve tescili istenmiştir. Mahkemece hükme esas alınan raporda her ne kadar inşaatın davacıya ait bölümlerinin tamamen bitirildiği ortak alanlarda noksan işler bulunduğu ve bunun bedelinin davacı arsa sahibine ödenmesi gerektiği sonucuna varılmış ise de davacı ile davalı yüklenici için yapılacak inşaat 865 nolu parsel üzerinde olup, bu parselde yapılan tüm inşaatın davanın açıldığı tarih itibariyle %35.8153, davanın aşamasında ise %50.2121 seviyesine getirildiği anlaşılmaktadır. Davalı yüklenici inşaatı, kendisine ait bölümler de dikkate alınarak tamamen bitirmedikçe ve ortak alanlardaki noksanlıkları da tamamlamadıkça iskan ruhsatı alamayacağına göre inşaatın teslimine hazır hale getirilmediği ortadadır. Bu nedenle öncelikle mahkemenin inşaat seviyesinin tamam olup bu aşamada fesih istenemeyeceğine dair gerekçesinde isabet bulunmamaktadır. O halde mahkemece mahallinde yeniden keşif yapılarak inşaatın tüm seviyesi dikkate alınarak yüklenicinin inşaatı teslime hazır hale getirip getirmediği belirlenmelidir.

Diğer yandan davacı, davalının arsa sahibinin %30’luk paylaşım oranını değişterecek, arsa sahibine ait bölümlerin değerini ortadan kaldıracak ve kendisine yarar sağlayacak biçimde proje değişikliği yaptığını ileri sürdüğünden bu konularda da bilirkişiden görüş alınıp, proje değişikliğinin sözleşmenin feshini haklı kılacak derecede ve iyiniyet kurallarıyla bağdaşıp bağdaşmadığı, bu değişikliklerin sözleşmenin feshi için haklı neden olupturup oluşturmayacağı da değerlendirilmelidir. Yine, fesih davası bir kısım bağımsız bölümler yönünden erken açılmış ise de kalan sürede inşaatın tamamlanıp tamamlanamayacağı, dava tarihinde ve aşamadaki inşaat seviyeleri de gözetilerek takdir olunmalıdır.Keza davacının proje tadilat nedeniyle D tipi 3, 4, 5, 6 nolu villaların yapımının imkansız hale geldiği yolundaki iddiaları değerlendirilip, gerçekten de tadilat nedeniyle yapım imkanı kalmamış ise tadilat hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilmelidir.

Mahkemece oluşturulan kararda, davacı arsa sahibine verilmesi gereken bölümler açıkça yazılmış olduğu halde yükleniciye bırakılan bölümlerin neler olduğu, kaç adet olduğu açıklanmamış bu haliyle taraflara verilen hak ve borçların içeriği belirlenmemiş, muğlak bir karara varılmıştır. Böyle bir kararın öncelikle infaz kabiliyeti de bulunmamaktadır. Mahkeme kararının denetlenebilmesi için yükleniciye verilecek bölümlerin yerleri numaraları, villa mı daire mi, ortak alan mı ticaret alanı mı olduğu saptanıp tüm arsadaki paylar değerlendirilip %30-%70 oranını tutup tutmadığı da açıklanıp her bölüme ne pay verildiği de gözetilip infazı kabil bir karar oluşturulmalıdır. Tüm bu incelemeler yapılırken sözleşmedeki ( 1 inci maddede yer alan toprak sahibi Esin Ayan’a verilecek imalatlar başka yapılmış ve yapılacak ayrıca plan ve proje tadilatı ve ruhsat değişiliği nedeniyle inşaat m2’lerindeki artış ve ek imalatlardan toprak sahibi Esin Ayan hiçbir hak talep etmeyeceğini kabul ve taahhüt eder, ayrıca yapılacak imalatlar yükleniciye ait olacaktır ) hükmü de inşaattaki plan ve proje tadilatları karşısında değerlendirilip, tadilatların tarafların hak ve menfaatleri gözetilerek yapılıp yapılmadığı ve tadilat yapılırken hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı, örneğin tadilat yoluyla arsa sahibine ait bölümlerin değerinin azalmasına neden olunup olunmadığı, D tipi 3, 4, 5, 6 nolu villaların villa mı yoksa dubleks daire mi olduğu etraflıca araştırılıp, tadilat yoluyla bu bölümlerin yapım imkanının yok edilip edilmediği, tadilat yoluyla yüklenicinin sözleşmedeki amacı çok aşan fazla sayıda bölüme sahip olup olmayacağı, kısaca tadilatların hakkaniyet ve sözleşme hükümleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı değerlendirilmelidir.

Diğer yandan, çevre düzenlemesi yapılmamış, iskan ruhsatı alma aşamasına getirilmemiş, vergi sigorta ilişkisi bulunup bulunmadığı sorulmamış bir inşaatın noksanları için, tapuda pay tenkisi yapılması, yani bu noksanlar tamamlanmadıkça isabet edecek miktarda bölümün teminat olarak tutulup, gerektiğinde yükleniciye bu işleri ikmal için sure verileceği yerde teminat mektubu alınarak birlikte ifa kararı verilmesi de kabul şekli itibariyle doğru olmamıştır.

Yine davacı Esin hakkında yapılan icra takibinin, bu davayla ilgisi, takip konusu para karşılığında, takip yapana devredilmesi gereken tapulu yerin dava konusu yerle ilgisinin bulunup bulunmadığı, icra takibi yapılmakla sözleşmeden dönmenin amaçlanıp amaçlanmadığı üzerindede durulmalıdır.

Belirtilen nedenlerle verilen eksik incelemeye dayalı karar hüküm tesisine yeterli bulunmadığından mahkemece mahallinde yeni bir bilirkişi heyetiyle keşif yapılıp tüm inşaatın seviyesi sözleşmenin imzalandığı tarihteki yerleşim planı, plan ve projelere gore tüm inşaatta yapılabilecek bölüm ile plan proje tadilatları yoluyla tarafların kazandıkları veya kaybettikleri haklar, davanın erken açılıp açılmadığı, tadilatların feshi haklı kılıp kılmayacağı, tadilat yapılarak yüklenici şirketin ne gibi yararlar sağladığı, kalan sürede inşaatın tamamlanıp tamamlanamayacağı, inşaatın yasalara ve imar mevzuatına, plan ve projesine uygun olup olmadığı, tüm dosya kapsamı, sözleşme ve ekleri değerlendirilerek asıl ve birleşen dava karara bağlanmalıdır.

Mahkemece bu husular üzerinde durulmadan eksik inceleme ve yanlış değerlendirme sonucunda yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bozulması uygun bulunmuştur.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle hükmün temyiz eden davacı ve birleşen davanın davalısı E.A. yararına BOZULMASINA, 625,00 TL duruşma avukatlık ücretinin yüklenici şirketten alınarak duruşmada avukatla temsil olunan davacı ve birleşen davanın davalısı E. A’a verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacı-k.davalı E. A’a geri verilmesine, 21.10.2009 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

ARSA PAYI KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİ

T.C. YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ E. 2009/4222 K. 2010/4818 T. 27.9.2010

DAVA : Mahalli mahkemece verilen hükmün temyizen tetkiki davacılar  avukatı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davalar, davacıların miras bırakanı Mustafa ile yüklenici davalı Erkut arasında yapılan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi; yüklenici ile diğer davalılar adına tescilli pay kayıtlarının iptali istemleri ile açılmış; mahkemece, davaların reddine karar verilmiş ve verilen karar, davacılar avukatınca temyiz edilmiştir.

Davacıların miras bırakanı Mustafa ile davalılardan Erkut arasında 22.04.1999 tarih ve 31614 yevmiye numaralı ve Bakırköy Ondokuzuncu Noterliği’nce doğrudan düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapılmıştır. Mustafa arsa sahibi; davalı Erkut yüklenicidir. Erkut, Mustafa’nın kayden maliki olduğu ve İstanbul, B… B… Mahallesinde bulunan ve 1628 ada, 12 parsel numaralı taşınmaza, sözleşmedeki koşullarla, bodrum katta iki dükkan, zemin katta bir dükkan ve bir daire, dört normal katta iki daire olmak üzere dokuz bağımsız bölümlü inşaatı, 145/245 hisse karşılığı yapmayı ve 01.12.2000 tarihinde “anahtar teslimi” olarak toplam bir daire ile dört dükkanı arsa sahibine teslim etmeyi yüklenmiştir.

Davada; sözleşme gereği 145/245 oranındaki payın, yüklenici ve onun satış yaptığı kimselere kayden temliki ile arsa sahibinin yüklenmiş olduğu edimini ifa etmiş olmasına karşın; yüklenicinin kaçak olarak yaptığı inşaatı %40 seviyede terk ettiği ve temerrüdünün gerçekleştiği ileri sürülerek arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi ile davalılara intikal eden payların iptali ile davacılar adına tesciline karar verilmesi istenmiş ve aynı sebeplerle davalılar Yücel ve Nadim haklarında açılan dava da, Bağcılar İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/220 Esas ve 2007/233 sayılı kararı ile birleştirilmiştir.

Davanın yargılanması sırasında, yüklenici tarafından, Bakırköy Ondokuzuncu Noterliği’nce doğrudan düzenlenen 07.08.2001 tarihli, 37670 yevmiye numaralı ve “Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Feshi” başlıklı ve miras bırakan Mustafa ile yapmış olduğu sözleşme mahkemeye sunulmuştur. Mahkemece, bu sözleşme ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin taraflarca fesih olunduğu ve yüklenicinin de arsa sahibi tarafından ibra edildiği gerekçesiyle davaların reddine karar verilmiştir.

Davacılar ise, miras bırakanın 27.11.2002 tarihinde vefat ettiğini; rahatsızlığı zamanında evinden alınıp notere götürüldüğünü; saf ve temiz dini duygularının istismar edildiğini, rahatsızlığı ve saflığından yararlanarak ve gerçek dışı vaatlerde bulunarak 07.08.2001 tarihli sözleşmenin yüklenici tarafından imzalattırıldığını ve ayrıca aynı tarihli ve 37671 yevmiye numaralı “Düzenleme Şeklinde Vekaletname” de alınarak murisin 100/245 hissesinin 40/245 oranındaki kısmını da sattığını; sözleşme ve vekaletname kapsamlarını yargılama sırasında öğrendiklerini ve miras bırakanı ve dolayısıyla kendilerini, fesih ve ibra sözleşmesinin ve vekaletnamenin bağlayıcı olmadığını ileri sürmüşler ve gösterdikleri tanıkların bilgileri de mahkemece alınmıştır.

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi; tapulu taşınmaz veya tapulu taşınmaz payının temlikini de içerdiği için tarafların iradelerinin birleşmesiyle veya mahkeme kararıyla fesih olunabilir.

İbra, hakkın düşmesi sonucunu doğuran hukuksal bir işlem ve ayrıca alacaklının alacak hakkından vazgeçmesini ve borçlunun borcundan kurtulmasını sağlayan bir sözleşmedir. Mustafa ile yüklenici Erkut arasında yapılan 07.08.2001 tarihli, “Fesih ve İbra” sözleşmesi yanları bağlayıcı ise; arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin yanlarınca “geriye etkili sonuç doğurur” şekilde fesih olunduğunun ve tarafların birbirini ibra ettiklerinin kabulünün gerekeceği kuşkusuzdur.

Yukarıda özetle açıklandığı üzere; Borçlar Kanunu’nun 31. maddesinde öngörülen ve hak düşürücü nitelikte olan bir yıllık süresi içinde; iradeyi sakatlayan sebeplerden olan ve aynı Yasa’nın 21. maddesinde düzenlenen gabin; 23-27. maddelerinde düzenlenen hata; 28. maddesinde düzenlenen hile hukuki sebepleriyle; Türk Medeni Kanunu’nun 15. maddesinde ifadesini bulan “ehliyetsizlik” sebebiyle 07.08.2001 tarihli sözleşmenin miras bırakanı ve onun yasal halefleri olan kendilerini bağlayıcı olmadığını davacılar savunmakta iseler de; ileri sürülen olgular, HUMK’nın 75. maddesi hükmü gereğince, davacı tarafa mahkemece açıklattırılmalıdır. Çünkü, HUMK’nın 75 ve 76. maddeleri hükümleriyle; 04.06.1958 gün ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince; davada maddi olayları açıklama taraflara; ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak yasa hükmünü tespit etmek hakime ait görevdir. Bu hukuksal nedenle, hakim, bildirilen maddi olaylarla belirlenen dava kapsamıyla sınırlı ve bağlı kalacak, eğer ileri sürülen olgular belirsiz ya da çelişkili ise, ilgilisinden ek bilgi almak suretiyle açıklığa kavuşturacak, uyuşmazlığa uygulanacak yasa hükümlerini bulacaktır.

Bir davada, birden çok hukuki sebebin birarada incelenebilmesi bu nedenlerden birinin, diğerinin incelenmesine imkan verecek nitelikte olmasına bağlıdır ( Hukuk Genel Kurulu’nun 09.01.1974 Tarih ve 1972/2-584-12 sayılı kararı ). Hata, hile ve gabin, bir davada kademeli olarak incelenebilir. Dayanılmış ise “ehliyetsizlik” iddiası, hata, hile ve gabin iddiasından önce incelenir.

13.12.2006 tarihli bilirkişi kurulu raporunda da açıklandığı üzere; inşaatın fiziki gerçekleşmesi %40 seviyesindedir ve yapı ruhsatına, projesine ve eklerine aykırı olarak yapılmıştır. İnşaatın mevcut haliyle yasal hale gelmesi olanaksızdır. Kaldı ki; Belediye Encümeni’nin 12.10.1999 ve 25.10.2000 tarihli “yıkım” ve “para cezası” tahsiline ilişkin kararları mevcuttur. İnşaat, kaçak yapılmıştır. Bu tespite göre, yüklenici, yüklendiği edimini ifa etmediği ve etmeyeceği sabit olduğu halde; Muzaffer’in zorunlu sebep de olmaksızın üzerindeki payın %40’ını da başkasına satması için yükleniciye vekalet vermesinin ve “fesih ve ibra” sözleşmesini imzalamasının haklı bir nedeni olmalıdır. Dayanılan maddi olaylar, çeşitli hükümlerin uygulanmasını gerektirdiği takdirde mahkeme, davacının seçtiği ve uygulanmasını istediği kanun hükmünü uygular. Fakat, bu maddi olaylar, bir tek kanun hükmünün uygulanmasını gerektirdiği halde davacı, o kanun hükmüne dayanmamış; dayanılan kanun hükmü ise gösterilen maddi olaylar ile ilgili bulunmamış ise mahkeme, uygulanması gereken “kanun hükmünü” doğrudan uygulamakla yükümlüdür ( YHGK 25.11.1967 Tarih, 1966/4-375 Esas ve 1967/567 Karar sayılı ilamı ). Tüm bu sebeplerle, “fesih ve ibra” sözleşmesi ve bu sözleşme ile aynı tarihte düzenlenen “vekaletnamenin” davacıları bağlayıcı olmadığına yönelik davacı savunmaları, mahkemece yeterli şekilde soruşturulmamış ve bu yöndeki deliller toplanıp değerlendirilmemiştir.

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince, arsa sahibi tarafından yükleniciye ya da onun istemiyle üçüncü kişi ve kişilere yapılan taşınmaz ya da taşınmaz payı temliki, “avans” niteliğinde olup; yüklenici yüklendiği karşı edimini ifa ettiği oranda “şahsi hak” elde edebilir ve ancak kazandığı şahsi hakkını üçüncü kişilere temlik edebilir. Yüklenici, tüm edimlerini ifa ettiği takdirde ve sözleşmede ifa ile sonuçlanması durumunda şahsi hakkı, ayni hakka dönüşür. Ancak, sözleşmenin “geriye etkili sonuç doğurur şekilde” feshi halinde; sözleşmenin taraflarının aldıklarını karşılıklı olarak geri vermesi gerekir. Dairemizin yerleşen uygulamasına göre de; kaçak ya da inşaat halindeki yapı ile ilgili yükleniciden pay iktisap eden üçüncü kişiler, Türk Medeni Yasası’nın 1024. maddesi gereğince, aynı Kanun’un 1023. maddesi hükmünden yararlanamaz.

Açıklanan tüm bu nedenlerle, mahkemece yapılacak iş; davacıların belirtilen iddiaları yeterince soruşturulmalı; toplanan taraf delilleri değerlendirilmeli ve davalı yanca dayanılan “fesih ve ibra” sözleşmesi tarafları, “vekaletname” ise davacı tarafı bağlayıcı olduğunun saptanması durumunda; mahkemece, davaların reddine; aksi halde ise, davaların kabulüne ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin “geriye etkili sonuç doğurur şekilde” feshine ve davalılar adına olan pay kayıtlarının iptali ile veraset ilamındaki payları oranında davacılar adına tapuya tesciline karar vermekten ibaret olmalıdır.

Açıklanan nedenlerle karar bozulmalıdır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne ve kararın davacılar yararına ( BOZULMASINA ), fazla alınan temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine, 27.09.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

KAT KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİNİN FESHİ

T.C. YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ E. 2009/6610 K. 2010/498 T. 2.2.2010

DAVA : Hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış, eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmal edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Dava, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi ve tapu kaydındaki şerhin silinmesi istemiyle açılmış, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş; karar, davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Fesih davasına konu teşkil eden Kadıköy 1. Noterliği’nin 28.07.2005 tarihli Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Nihat ile davalı yüklenici şirket arasında imzalanmıştır. Dosyada bulunan tapu kaydına göre inşaat sözleşmesinin yapıldığı tarihte dava konusu M… İlçesi Y… Mahallesi 41 ada 86 parsel sayılı taşınmazda Nihat’ın 3/8, Nihal’in 3/8, Sefa’nın de 2/8 payı bulunmaktadır. Nihat tarafından tapudaki 3/8 payın sözleşmenin imzalanmasından sonra 22.11.2006 tarihinde tapuda Selma’ya satıldığı, sözleşmenin devrinin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.

TMK’nun 692. maddesi uyarınca kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin geçerli olabilmeleri için tüm tapu maliklerince yapılması gerekir. Somut olayda, kat karşılığı inşaat sözleşmesi Nihat tarafından yapılmıştır. Sözleşme tarihinde taşınmazın paydaşı olan Sefa ve Nihal’in sözleşmede imzaları bulunmamaktadır. Ancak sözleşmede imzası bulunmayan tapu paydaşları Nihal ve Sefa kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi davasını açmakla sözleşmeye muvafakat etmiş sayılırlar. Sözleşmenin feshi davasında taraf teşkilinin sağlanabilmesi için sözleşmeyi imzalayan Nihat’ın de davanın tarafı olması zorunludur. Nihat aleyhine bu dosyanın davalısı olan yüklenici şirket tarafından Kartal 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2008/526 Esas sayılı dava dosyasıyla sözleşmenin feshi istemiyle dava açıldığı ve bu davanın derdest olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda taraf teşkilinin sağlanması ve her iki davadaki fesih istemlerinin birlikte değerlendirilmesi açısından HUMK’nun 45. maddesi uyarınca dosyaların birleştirilmesi zorunludur. Mahkemece bu husus üzerinde durulmadan, taraf teşkili sağlanmadan yazılı şekilde sözleşmenin feshine ve şerhin terkinine karar verilmesi doğru olmamıştır.

Yapılacak iş, derdest olduğu anlaşılan Kartal 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2008/526 Esas sayılı dava dosyasının HUMK’nun 45. maddesi uyarınca bu dosya ile birleştirilmesinden ve bu şekilde sözleşmenin tarafı olan Nihat’ın de davanın tarafı olmasının sağlanmasından her iki dosyanın birlikte değerlendirilip hüküm kurulmasından ibarettir.

Kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenle kararın davalı yüklenici şirket yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı yüklenici şirketin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, fazla alınan temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 02.02.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

MÜTEAHHİT VEKİLİNİN TAŞERONLUK SÖZLEŞMESİ YAPMASI

T.C. YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ E. 1977/1234 K. 1977/1830 T. 7.10.1977

DAVA VE KARAR : 1 – Yüklenici davalı Mesut taahhüdünde bulunan Tekirdağ Kız Enstitüsü ikmal inşaatını yürütmek, istihkaklarını almak ve sözleşmeler düzenlemek üzere noterde hazırlanan 29.8.1973 tarihli vekaletname ile dava dışı Süleyman ı kendisine vekil tayin etmiştir.

Vekil Süleyman sıfatını açıklamak suretiyle inşaatın elektrik işlerini, malzeme ve işçilik dahil Bayındırlık Bakanlığı 1973 yılı birim fiatları üzerinden değerlendirme yapılmak kaydıyle 1.9.1973 tarihli sözleşme ile davacı Mustafa’ya vermiştir.

Anılan anlaşma hukuken geçerli, bundan doğan hak ve borçlar davalı Mesut’a aittir. Öyle ise, davacı taşeronun bu maksatla inşaat yerine getirdiği fakat, davalı yüklenici tarafından el konulup geri verilmediği saptanan fazla elektrik malzemelerine ilişkin 7266 liranın tahsiline karşı davalının ileri sürdüğü temyiz itirazları, toplanan delillere, dosyadaki yazılarla karar yerinde belli edilen gerektici nedenlere, mahkemenin bu açıdan delilleri değerlendirmede bir yanlışa düşmediği anlaşılmasına göre, yerinde bulunmamıştır.

2 – Davacı taşeron ayrıca, davalı Mesut’a dava dışı idarece verilmiş ( 9524,80 )lira ihzarat bedelinden % 10 indirilerek kendisine tediyesi lazım gelen ( 8572,32 ) lira ödenmediğinden bu paranın ve sözleşmede kararlaştırıldığı gibi günde ( 100 ) liradan 690 gün gecikme cezası ( 69.000 ) liranın tahsilini dilemiş, mahkemede istek uyarınca karar vermiş bulunmaktadır.

Davacı dava dilekçesinde eser sözleşmesiyle yüklendiği yapım borcunu ikmal ederek davalıya teslim ettiğini açıklamıştır. Anılan sözleşmede yer alan hükümlere göre, malzeme ve işçilik giderleri davacıya aittir. yaptığı eserin parasını davacının 1973 yılı Bayındırlık Bakanlığı birim fiatı üzerinden almış olması gerekmektedir. Esasen iş parasından davalı zimmetinde gerçekleşen bir alacağı bulunduğu hakkında olayda herhangi bir iddia ileri sürülmemiştir. Öte yandan, davalı yükleniciye verilecek ihzarat bedelinin davacı taşerona ödeneceğine dair sözleşmede bir hükümde yoktur. Hal böyle olunca davacının istihkakı dışında kalan anılan parayı, dolayısıyla, bu paranın zamanında ödenmemiş olmasından ortaya çıkan cezaŒ şartı isteyemez.

3 – İhzarat bedelinin kendisine tediye olunması gereğine inanan davacı, borcun muaccel hale gelmesinden, davalıyı bu yolda uyarmasından ve normal bir sürede beklemesinden sonra borcunu yerine getirmeden kaçınan davalı hakkında daha fazla gecikmeden dava yoluna başvurması icap ederdi. Bu durumda borcun ödeneceği kanısı ile davacının beklemesi lazım gelen normal ve makul süre mahkemece tayin olunarak yalnız bu zamana ait cezaŒ şart tutarı yerine ( 8572,32 ) lira esas alacak için bir yandan davacının sebebiyet verdiği 690 günlük gecikmeye ilişkin ( 69.000 ) lira cezaŒ şarta karar verilmesi de yanlıştır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle mahkeme kararının ( BOZULMASINA ), karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dairemiz kararının üçüncü bendinde mahkeme kararı kabul şekli bakımından bozulmuştur. Oysa davacının ihzarat bedelinden alacaklı olduğu kabul edilirse, davalı dava tarihine kadar tahakkuk eden cezaŒ şartı ödemekle yükümlüdür. Çünkü davacı sözleşme gereği davalının edimini teşkil eden para borcunun ifasını, borç muaccel hale geldikten sonra zamanaşımı süresince istemek hakkına sahiptir. Bu hak, uygun süre bekleyip dava açmak şeklinde sınırlanamaz. Böyle olunca ifaya bağlı cezaŒ şartın varlığı da, kuralın değiştirilmesi için bir neden olamaz. Dairemiz kararının üçüncü bendindeki bozmaya bu nedenle katılmıyorum. Karara sadece bu yönden karşıyım.

Üye
( A.S.D. )

İŞ KAZASI NEDENİYLE HİZMET AKDİNİN FESHİ ( Davacı İşçinin Delil Verememesi )

iş kazası, iş kazası sonucu ölüm, iş kazasıyla yaralanma, iş kazasında haklar, iş kazası maddi, manevi tazminat, iş kazası davası, iş kazası iş göremezlik maddi zarar, iş kazası emsal karar, iş kazası kusur, iş kazası yargıtay kararı, iş kazasında yapılacaklar, iş kazası sayılan durumlar, iş kazası avukat, iş kazası bilirkişi

T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ E. 1998/19680 K. 1999/1498 T. 4.2.1999

• İSPAT KÜLFETİ ( İş Kazası Sebebiyle Hizmet Akdinin Feshi )

• HİZMET AKDİ ( İş Kazası Sebebiyle Fesihte İsbat Külfeti )

• İŞ KAZASI NEDENİYLE HİZMET AKDİNİN FESHİ ( Davacı İşçinin Delil Verememesi )

• MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASINDA KESİN MEHİL ( Davacı İşçinin Delil Verememesi )

1475/m.13, 14

818/m.41, 47, 49

1086/m.163, 165

743/m.6

ÖZET : Davacı, ihbar ve kıdem tazminatı, kazası sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemiş; mahkeme ise; kesin mehle rağmen davacının delil listesi vermediğinden bahisle davanın reddine karar vermiştir. Davalı veren ise Hizmet Aktini ve davacının kazası geçirdiğini kabul ettiğine göre; haklı nedenle sona erdirildiğini, kazasında kusursuz olduğunun isbat külfeti kendisine düşer.

Ayrıca; işyeri şahsi dosyası, işyeri ve SSK. kayıtları; kazası evrakları ve belgeler getirtilmeden eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi de doğru değildir.

DAVA : Davacı, ihbar, kıdem tazminatıyla maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, davayı reddetmiştir.

Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalıya ait işyerinde hizmet akdi ile çalıştığı sırada kazası geçirdiğini, raporu sonunda verilmeyerek davalıca hizmet sözleşmesinin haksız olarak sona erdirildiğini iddia ederek ihbar tazminatı, kıdem tazminatı ve kazası sebebiyle maddi ve manevi tazminat isteklerinde bulunmuştur.

Davalı cevap layihasında hizmet akdini 1475 sayılı Yasanın 17/2-f maddesine göre haklı nedenlerle sona erdirdiklerini kazasının oluşunda kusursuz olduklarını ve kusurun davacıda bulunduğunu bu nedenle davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece kesin mehile rağmen davacının delil listesi vermediğini gerekçe göstererek davanın reddine karar vermiştir. Davalı davacının hizmet akdi ile çalıştığını ve kazası geçirdiğini kabul ettiğine göre, hizmet akdini haklı nedenle sona erdirdiğinin ve kazasında kusursuz bulunduğunun isbat külfeti davalı işverene düşer. Bu nedenlerle işyeri şahsi dosyası, işyeri ve SSK. kayıtları, kazası tahkikat evrakı ve bu yoldaki belgeler celb edilmeden ve tüm deliller toplanmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddedilmesi hatalı olup bozma nedenidir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten ( BOZULMASINA ), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 4.2.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi.

RÜCUAN TAZMİNAT ( Kurumun Davalılardan Bir Şahsa Ait Olan ve Diğer Davalıların Murisi Tarafından İşletilen Araçta İş Kazası Geçiren Personeline Ödenen Tazminat )

T.C.

YARGITAY

9. HUKUK DAİRESİ

E. 2001/9943

K. 2001/10886

T. 25.6.2001

• RÜCUAN TAZMİNAT ( Kurumun Davalılardan Bir Şahsa Ait Olan ve Diğer Davalıların Murisi Tarafından İşletilen Araçta İş Kazası Geçiren Personeline Ödenen Tazminat )

• GÖREVLİ MAHKEME ( Taraflar Arasında İşçi ve İşveren Sıfatı Olmaması Nedeniyle Davaya İş Mahkemesinde Bakılamaması )

5521/m.1

ÖZET : Davacı kurum, davalılardan bir şahsa ait olup ve diğer davalıların murisi tarafından işletilen araçta, kazası geçiren personeline yargılama ve icra yolu ile ödediği destekten yoksun kalma tazminatını rücuan talep etmektedir. Bu durumda taraflar işçi ve işveren sıfatını haiz olmayıp, hizmet akti ilişkisi de bulunmadığından, uyuşmazlığa mahkemesi sıfatı ile bakılması mümkün değildir.

DAVA : Türk Telekominikasyon AŞ. adına Avukat Nimet Özer ile 1-Necip Güner, 2-Hüseyin Belli Mirasçıları aralarındaki daha hakkında Nazilli 1. Asliye Hukuk Hakimliğinden İş Mahkemesi sıfatıyla verilen 20.3.2001 günlü ve 862/99 sayılı hüküm, davacı avukatınca temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü :

KARAR : Davacı kurum, davalılardan Necip Güner’e ait olup ve diğer davalıların murisi tarafından işletilen araçta kazası geçiren personeline yargılama ve icra yolu ile ödediği destekten yoksun kalma tazminatını rücuan talep etmektedir.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunun 1. maddesine göre mahkemeleri “İş kanununa göre işin sağlam kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında aktinden veya kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeridir. Somut olayda taraflar işçi ve işveren sıfatını haiz olmayıp, hizmet akti ilişkisi de bulunmadığından, uyuşmazlığa mahkemesi sıfatı ile bakılması mümkün değildir.

Uyuşmazlıkta hukuk mahkemelerin görevli olduğu dikkate alınmadan mahkemesi sıfatı ile esastan karar verilmesi hatalıdır.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 25.6.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.

yarx

HAFTA TATİLİ ÜCRETİ TALEBİ ( Bir Haftalık Süre İçinde Kalmak Üzere İşveren Tarafından Verilen Diğer İzinlerle Hekim Raporu İle Verilen Hastalık Ve Dinlenme İzinleri Çalışılmış Gibi Hafta Tatili Ücretinin Hesaplanmasında Dikkate Alınacağı )

T.C.

YARGITAY

9. HUKUK DAİRESİ

E. 2002/5078

K. 2002/19638

T. 17.10.2002

• HAFTA TATİLİ ÜCRETİ TALEBİ ( Bir Haftalık Süre İçinde Kalmak Üzere İşveren Tarafından Verilen Diğer İzinlerle Hekim Raporu İle Verilen Hastalık Ve Dinlenme İzinleri Çalışılmış Gibi Hafta Tatili Ücretinin Hesaplanmasında Dikkate Alınacağı )

• HEKİM RAPORU İLE VERİLEN İZİN ( Bir Haftalık Süre İçinde Kalmak Üzere İşveren Tarafından Verilen Diğer İzinlerle Birlikte Hastalık Ve Dinlenme İzinleri Çalışılmış Gibi Hafta Tatili Ücretinin Hesaplanmasında Dikkate Alınacağı )

• HASTALIK VE DİNLENME İZNİ ( Bir Haftalık Süre İçinde Kalmak Üzere İşveren Tarafından Verilen Diğer İzinlerle Birlikte Hekim Raporu İle Verilen İzinlerin Çalışılmış Gibi Hafta Tatili Ücretinin Hesaplanmasında Dikkate Alınacağı )

1475/m.41/c

ÖZET : 1475 sayılı kanununun 41/c maddesine göre bir haftalık süre içinde kalmak üzere işveren tarafından verilen diğer izinlerle hekim raporu ile verilen hastalık ve dinlenme izinleri,çalışılmış gibi hafta tatili ücretinin hesaplanmasında dikkate alınır.

DAVA : Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içinde, davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı davalıya ait işyerinde hizmet akdine bağlı olarak çalışırken 23.3.2000-6.6.2000 tarihleri arasında hekim raporu ile istirahatli kaldığı döneme ilişkin hafta tatili günlerine ait ücretin ilk hafta tatili dışındaki kısmının işverence ödenmediğinden 18.6.2000 tarihinden itibaren fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000.000 TL.hafta tatili ücreti olarak davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı gerek İş Kanunu’nun 41.maddesinin ( c ) bendi gerek toplu sözleşmesinin 43.maddesinin I.bendi ( b ) fıkrası uyarınca ancak bir haftalık süre içinde hekim raporu ile verilen hastalık ve dinlenme izinlerinin hafta tatili ücreti hesabında çalışılmış günler gibi hesaba katılacağından bu süreyi aşan raporlu süreden dolayı hafta tatili ücretine hak kazanılamayacağı gerekçesi ile davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece toplu sözleşmesinde diğer izinlerle sözcüklerinden sonra virgül kullanılarak hekim raporunun bir haftayı aşması halinde de hastalık ve dinlenme izinlerinin tamamının çalışılmış günler gibi hesaba katılacağı görüşüyle dava kabul edilmiştir.

Davalı kararı temyiz ederek bozulmasını talep etmiştir.

1475 Sayılı İş Kanununun 41.maddesinde bu kanunun kapsamına giren işyerlerinde haftanın tatilden önceki 6 işgününde bu kanunun günlük sürelerine uygun olarak çalışmış olan işçilere hafta tatili günü için işveren tarafından bir karşılığı olmaksızın bir gündelik tutarında ücret ödeneceği hükme bağlandıktan sonra ( c ) bendinde” bir haftalık süre içinde kalmak üzere işveren tarafından verilen diğer izinlerle hekim raporu ile verilen hastalık ve dinlenme izinleri, çalışılmış günler gibi hesaba katılır.” düzenlemesine yer verilmiştir.

18.dönem TCDD.Limanları İşletme Toplu İş Sözleşmesinin 43.maddesinde de Cumartesi günü saat 13.00 den sonra da çalışılan işyerlerinde anılan sözleşmenin 39.maddesi uyarınca hafta tatili dinlenmesi konusunda yasa hükümleri uygulanarak atölye işçileri için Cumartesi günü akdi tatil günü olduğu belirtilerek hafta tatili dinlenmesi verileceği belirtilmiş aynen “Hafta tatili günlerinden önceki işgünlerinde günlük sürelerine uygun olarak çalışmış olan işçilere, çalıştırılmadıkları hafta tatili günleri için bir karşılığı olmaksızın tam gündelik ödenir. ( Akdi tatil günü çalıştırılmayan işçilere bu gün için ücret ödenmez ).

Şu kadar ki, a ) çalışılmadığı halde kanunen veya sözleşmenin 35.maddesi gereğince süresinden sayılan zamanlarla, günlük, ücret ödenen ve ödenmeyen kanuni ve akdi tatil günleri ve yıllık ücretli izin günleri ile evlenme, ana veya babanın, karı ve kocanın, kardeş veya çocukların ölümü veyahut tabii afet hallerinde bu sözleşme uyarınca verilen izin süreleri, b ) bir haftalık süre içinde kalmak üzere verilen diğer izinlerle, hekim raporu ile verilen hastalık ve dinlenme izinleri, c ) sözleşmenin 44.maddesi gereğince ücretsiz izinli sayılan süreler, çalışılmış günler gibi hesaba katılır…” hükmü getirilmiştir.

Toplu sözleşmesi ve İş Kanunu düzenlenmesi sözel olarak hekim raporu ile verilen hastalık ve dinlenme izinlerinde bir virgül farkıyla birbirleriyle benzeşmektedir. Maddenin amacına göre yorumunda ise haftalık süre içinde 6 işgünü çalışan işçiye bir günlük hafta tatili verilebilmesi için çalışılmış sayılan günleri belirtildiğinden hekim raporu ile kısa süreli hastalık ve dinlenme izinlerinin kastedildiği anlaşılmaktadır.

Gerçekten uzun süreli hastalık ve dinlenme raporları sağlık kurulları tarafından verilebilmektedir.

Öte yandan Ek 2 olarak dava dilekçesine eklenen İş Kazası ödeme fişinde davacıya 23.3.2000 den 3.5.2000’e kadar 42 gün için günde 7.297.184 TL.den 306.481.756 TL.geçici işgöremezlik ödeneği ödenmiş olduğu ve bunun içinde 1475 Sayılı İş Kanununun 44.maddesi uyarınca geçici işgöremezlik süresine rastlayan ulusal bayram, genel tatil ve hafta tatilleri içinde SSK.tarafından geçici işgöremezlik ölçüsü üzerinden ödeme yapıldığı açıktır.

Toplu sözleşmesinin 111.maddesinde sigortaca verilen işgöremezlik ödeneklerinin tama iblağında istirahatli kalınan günlere ait müktesep ücretlerin altındaki kısım ve 506 Sayılı Kanunun 37.maddesi uyarınca geçici işgöremezliğin başladığı hastalığın ilk iki günü içinde olmak üzere TCDD. Tarafından fark ödeneceği belirtilmiş buna karşın hafta tatili için ayrı ücret ödemesi yapılacağına ilişkin bir kuralada yer verilmemiştir.

Bu durumda davalı işverenlikce hastalığın başladığı ilk hafta tatili dışında hastalık ve dinlenme izinleri dışında sağlık kurumlarınca verilen raporlu süre içindeki hafta tatili ücretlerine davacı hak kazanamadığından davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 17.10.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.

yarx

İŞVERENİN İŞ SÖZLEŞMESİNİ HAKLI NEDENLE FESHİ ( Aracın Tamir Süresince Çalıştırılmaması Kaza Nedeniyle Oluşan Değer Kaybı Sonraki Sigorta İşleminde Hasarsızlık İndiriminden Yararlanamama Gibi Hususlar Göz Önünde Bulundurulması Gereği )

T.C.

YARGITAY

9. HUKUK DAİRESİ

E. 2006/16499

K. 2006/20608

T. 10.7.2006

• İŞVERENİN İŞ SÖZLEŞMESİNİ HAKLI NEDENLE FESHİ ( Aracın Tamir Süresince Çalıştırılmaması Kaza Nedeniyle Oluşan Değer Kaybı Sonraki Sigorta İşleminde Hasarsızlık İndiriminden Yararlanamama Gibi Hususlar Göz Önünde Bulundurulması Gereği )

• ARACIN TAMİR SÜRESİNCE ÇALIŞTIRILMAMASI ( Kaza Nedeniyle Oluşan Değer Kaybı Sonraki Sigorta İşleminde Hasarsızlık İndiriminden Yararlanamama Gibi Hususlar Göz Önünde Bulundurulması Gereği )

• KAZA NEDENİYLE OLUŞAN DEĞER KAYBI ( Sonraki Sigorta İşleminde Hasarsızlık İndiriminden Yararlanamama Gibi Hususlar Göz Önünde Bulundurulması Gereği )

4857/m.19,25

ÖZET : Somut olayda, yazılı bir fesih bildirimi bulunmamakta ise de, sözleşmesinin İş Kanunu’nun 25/ II-I maddesi uyarınca feshedildiği ileri sürülmüştür. Bu nedenle salt davacının fesihten önce savunmasının alınmamış olması feshi geçersiz kılmaz. Trafik kazası sonucu 8.022. YTL zarar meydana gelmiştir. Her ne kadar belirtilen zarar sigorta şirketi tarafından karşılanmış ise de, aracın tamir süresince çalıştırılmaması, kaza nedeniyle oluşan değer kaybı, sonraki sigorta işleminde hasarsızlık indiriminden yararlanamama gibi hususlar göz önünde bulundurularak oluşan zarar miktarı nedeniyle sözleşmesinin geçerli nedenle feshedildiğinin kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekir.

DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içinde davalılar avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı işçi, davalı Kurumunun personel taşıma işlerini ihale ile üstlenen davalı … Ltd. Şti.nin işçisi olarak çalışmakta iken, sözleşmesinin geçerli neden olmadan işverence feshedildiğini ileri sürerek, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücretinin belirlenmesini istemiştir.

Davalı Kurumu, davacının kendi işçileri olmadığını, davanın husumet yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı … Ltd.Şti., davacının yasak olmasına rağmen mesai saatleri dışında şirkete ait aracı kullandığı sırada kaza yaparak zarara sebebiyet vermesi nedeniyle, sözleşmesinin feshedildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Davacı, alt işverenler değişmesine rağmen ara vermeden aynı işte ve işyerinde çalışmıştır. Bu nedenle önceki kıdem süresinin de altı aylık kıdemin hesabında dikkate alınması gerekir.

Davacının bu eylemi nedeniyle savunmasının alınmadığı, davacının ihmal ve kusurlu olduğunun, işini savsakladığının iddia ve ispat edilmediği, şoför olarak çalışan davacı işçinin kaza yapmasının ihtimal dahilinde olduğu, davacının bu ihtimal dahilinde kaza yaptığı, davacının ağır ihmal ve tedbirsizliğinin bulunmadığı, daha önce böyle bir olaya da karışmadığı, sadece kaza yapmasının geçerli fesih nedeni olamayacağı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, davacı işçinin sözleşmesinin Kanunu’nun 25. maddesi uyarınca feshedilmiş olması nedeniyle aynı Kanunun 19/2.maddesi uyarınca fesihten önce savunmasının alınmasına gerek bulunmadığı gibi, anılan Kanunun 25/son maddesi uyarınca yazılı yapılması da zorunlu değildir. Somut olayda, yazılı bir fesih bildirimi bulunmamakta ise de, sözleşmesinin Kanunu’nun 25/II-ı maddesi uyarınca feshedildiği ileri sürülmüştür. Bu nedenle salt davacının fesihten önce savunmasının alınmamış olması feshi geçersiz kılmaz.

Öte yandan, dosya içeriğine göre davacının sözleşmesinin tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu tek taraflı maddi hasarlı trafik kazasına neden olduğu ve kaza sonucu zarara sebebiyet verdiği gerekçesi ile feshedildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu trafik kazası sonucu 8.022. YTL zarar meydana gelmiştir. Her ne kadar belirtilen zarar sigorta şirketi tarafından karşılanmış ise de, aracın tamir süresince çalıştırılmaması, kaza nedeniyle oluşan değer kaybı, sonraki sigorta işleminde hasarsızlık indiriminden yararlanamama gibi hususlar göz önünde bulundurularak oluşan zarar miktarı nedeniyle sözleşmesinin geçerli nedenle feshedildiğinin kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekir. Yazılı gerekçe ile isteğin kabulü yönünde hüküm kurulmuş olması hatalıdır.

Belirtilen nedenlerle, yerel mahkeme kararının 4857 sayılı Kanunun 20/3.maddesi uyarınca bozularak ortadan kaldırılması ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle,

1- Ankara … Mahkemesinin 27.4.2006 gün ve …-… sayılı kararının bozularak ortadan kaldırılmasına,

2- Davanın REDDİNE,

3- Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,

4- Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı ( 20.00 ) YTL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,

5- Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 400.-TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

6- Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, kesin olarak, 10.07.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

yarx

FESHİN GEÇERLİ SEBEBE DAYANDIRILMASI ( İşçinin Sık Sık Rapor Alması ve Bu Olgunun Devam Etmesi Karşısında İş Görme Ediminden İşverenin Yararlanamadığı ve İşyerinde Olumsuzlukların Yaşandığı )

T.C.

YARGITAY

9. HUKUK DAİRESİ

E. 2006/35881

K. 2007/9896

T. 9.4.2007

• FESHİN GEÇERLİ SEBEBE DAYANDIRILMASI ( İşçinin Sık Sık Rapor Alması ve Bu Olgunun Devam Etmesi Karşısında İş Görme Ediminden İşverenin Yararlanamadığı ve İşyerinde Olumsuzlukların Yaşandığı )

• İŞGÖRME EDİMİ ( İşçinin Sık Sık Rapor Alması ve Bu Olgunun Devam Etmesi Karşısında İş Görme Ediminden İşverenin Yararlanamadığı ve İşyerinde Olumsuzlukların Yaşandığı – Geçerli Fesih Nedenleri Mevcut Olduğu )

• İŞE İADE TALEBİ ( İşçinin Sık Sık Rapor Alması ve Bu Olgunun Devam Etmesi Karşısında İş Görme Ediminden İşverenin Yararlanamadığı ve İşyerinde Olumsuzlukların Yaşandığı – Geçerli Fesih Nedenleri Mevcut Olduğu )

4857/m.18, 25

ÖZET : İşçinin sık sık rapor alması ve bu olgunun devam etmesi karşısında, görme ediminden işverenin yararlanamadığı ve işyerinde olumsuzlukların yaşandığı sabit olmuştur. Bu nedenle, 4857 sayılı Yasa’nın 18. maddesindeki işçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli fesih nedenleri mevcuttur.

DAVA : Davacı, sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiğini belirterek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : İş sözleşmesinin davalı işveren tarafından geçerli neden olmadan feshedildiğini belirten davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı işveren vekili, davacının 14.11.2000 tarihinde kazası geçirdiğini, 02.07.2005 tarihine kadar 31 kez viziteye çıkarak toplam 502 gün istirahatlı kaldığını, son olarak 23.01.2006 tarihli viziteye çıkan davacıya Meslek Hastalıkları Hastanesi Sağlık Kurulunca 63 gün istirahat verildiğini ve Kurşun İntoksikasyonuna bağlı plinoropati tanısı konulduğunu, kurşunsuz bölümde çalışmaması gerektiğinin belirtildiğini, işyerinin kurşun-asit akümülatör tesis olması nedeni ile üretim işçisi olan davacının üretim dışında yemekhane ve büroda istihdam eksikliği bulunmaması nedeni ile çalıştırılmayacağı için sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/1.b maddesi uyarınca feshedildiğini, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, en son raporun geçici rapor olduğu, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/1.b maddesindeki fesih nedeni için, işçinin tutulduğu hastalığın tedavi edilemeyecek nitelikte olması ve işyerinde çalışmasında sakınca bulunduğunun sağlık kurulunca saptanması gerektiği, bu koşulların oluşmadığı, sağlık kurulunca bu konuda karar verilmediği, davalı işverenin kesin rapor alınana kadar kurşunsuz bölüm dışında çalıştırabileceği, alternatif bölüm bulması gerektiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesinde sözleşmesinin işveren tarafından işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanılarak feshedilebileceği düzenlenmiştir. Söz konusu geçerli sebepler İş Kanunu’nun 25. maddesinde belirtilen derhal fesih için öngörülen haklı nedenler olduğu gibi, bu nitelikte olmamakla birlikte, işçinin ve işyerinin normal yürüyüşünü olumsuz etkileyen hallerdir. İşçinin sık sık rapor alması, yasanın gerekçesinde bu nedenler içinde sayılmıştır. İşçinin yeterliliğinden veya davranışlarından kaynaklanan sebepler, ancak işyerinde olumsuzluklara yol açması halinde fesih için geçerli sebep olabilirler. İş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli sebeplere dayandığı kabul edilmelidir.

Dosya içeriğine göre, işyerinde üretim işinde çalışan davacının 2000 yılında kazası geçirdiği, işverenin güvenliği önlemleri kapsamında maske takılması gerektiğini bildirdiği, davacıya 2000 ve 2002 yıllarında maske takmaması nedeni ile disiplin cezası verildiği, davacının 02.07.2005 tarihine kadar sık sık rahatsızlığı nedeni ile 31 kez toplam 502 gün istirahat raporu aldığı, bu tarihten sonra da tedavi için doktora gittiği ve en son 23.01.2006 tarihli rapor ile Meslek Hastalıkları Hastanesi Sağlık Kurulunca 63 gün istirahat verildiği ve Kurşun İntoksikasyonuna bağlı plinoropati tanısı konulduğu, kurşunsuz bölümde çalışması gerektiğinin belirtildiği anlaşılmaktadır. Meslek hastalığının tedavi edilemeyecek nitelikte olup olmadığı belirlenmemiştir. Ayrıca davacının son istirahatlı günleri önel süresi ve ilave olarak 6 haftayı geçmediğinden, sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/1.b maddesince feshi, anılan kurala uygun değildir. Ancak davacının sık sık rapor alması ve bu olgunun devam etmesi karşısında, görme ediminden davalı işverenin yararlanamadığı ve sonuç olarak işyerinde olumsuzlukların yaşandığı sabittir. 4857 sayılı Yasa’nın 18. maddesi uyarınca davacının davranışlarından kaynaklanan geçerli nedenler mevcuttur. İş ilişkisinin sürdürülmesi işveren açısından beklenemez hal almıştır. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır.

4857 sayılı İş Yasası’nın 20/3. maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

SONUÇ : Yukarda açıklanan gerekçe ile;

1- Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,

2- Davanın REDDİNE,

3- Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,

4- Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 30.00 YTL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,

5- Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 450 YTL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

6- Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine,

Kesin olarak, 09.04.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.