Etiket arşivi: taşeron

MÜTEAHHİT VEKİLİNİN TAŞERONLUK SÖZLEŞMESİ YAPMASI

T.C. YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ E. 1977/1234 K. 1977/1830 T. 7.10.1977

DAVA VE KARAR : 1 – Yüklenici davalı Mesut taahhüdünde bulunan Tekirdağ Kız Enstitüsü ikmal inşaatını yürütmek, istihkaklarını almak ve sözleşmeler düzenlemek üzere noterde hazırlanan 29.8.1973 tarihli vekaletname ile dava dışı Süleyman ı kendisine vekil tayin etmiştir.

Vekil Süleyman sıfatını açıklamak suretiyle inşaatın elektrik işlerini, malzeme ve işçilik dahil Bayındırlık Bakanlığı 1973 yılı birim fiatları üzerinden değerlendirme yapılmak kaydıyle 1.9.1973 tarihli sözleşme ile davacı Mustafa’ya vermiştir.

Anılan anlaşma hukuken geçerli, bundan doğan hak ve borçlar davalı Mesut’a aittir. Öyle ise, davacı taşeronun bu maksatla inşaat yerine getirdiği fakat, davalı yüklenici tarafından el konulup geri verilmediği saptanan fazla elektrik malzemelerine ilişkin 7266 liranın tahsiline karşı davalının ileri sürdüğü temyiz itirazları, toplanan delillere, dosyadaki yazılarla karar yerinde belli edilen gerektici nedenlere, mahkemenin bu açıdan delilleri değerlendirmede bir yanlışa düşmediği anlaşılmasına göre, yerinde bulunmamıştır.

2 – Davacı taşeron ayrıca, davalı Mesut’a dava dışı idarece verilmiş ( 9524,80 )lira ihzarat bedelinden % 10 indirilerek kendisine tediyesi lazım gelen ( 8572,32 ) lira ödenmediğinden bu paranın ve sözleşmede kararlaştırıldığı gibi günde ( 100 ) liradan 690 gün gecikme cezası ( 69.000 ) liranın tahsilini dilemiş, mahkemede istek uyarınca karar vermiş bulunmaktadır.

Davacı dava dilekçesinde eser sözleşmesiyle yüklendiği yapım borcunu ikmal ederek davalıya teslim ettiğini açıklamıştır. Anılan sözleşmede yer alan hükümlere göre, malzeme ve işçilik giderleri davacıya aittir. yaptığı eserin parasını davacının 1973 yılı Bayındırlık Bakanlığı birim fiatı üzerinden almış olması gerekmektedir. Esasen iş parasından davalı zimmetinde gerçekleşen bir alacağı bulunduğu hakkında olayda herhangi bir iddia ileri sürülmemiştir. Öte yandan, davalı yükleniciye verilecek ihzarat bedelinin davacı taşerona ödeneceğine dair sözleşmede bir hükümde yoktur. Hal böyle olunca davacının istihkakı dışında kalan anılan parayı, dolayısıyla, bu paranın zamanında ödenmemiş olmasından ortaya çıkan cezaŒ şartı isteyemez.

3 – İhzarat bedelinin kendisine tediye olunması gereğine inanan davacı, borcun muaccel hale gelmesinden, davalıyı bu yolda uyarmasından ve normal bir sürede beklemesinden sonra borcunu yerine getirmeden kaçınan davalı hakkında daha fazla gecikmeden dava yoluna başvurması icap ederdi. Bu durumda borcun ödeneceği kanısı ile davacının beklemesi lazım gelen normal ve makul süre mahkemece tayin olunarak yalnız bu zamana ait cezaŒ şart tutarı yerine ( 8572,32 ) lira esas alacak için bir yandan davacının sebebiyet verdiği 690 günlük gecikmeye ilişkin ( 69.000 ) lira cezaŒ şarta karar verilmesi de yanlıştır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle mahkeme kararının ( BOZULMASINA ), karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dairemiz kararının üçüncü bendinde mahkeme kararı kabul şekli bakımından bozulmuştur. Oysa davacının ihzarat bedelinden alacaklı olduğu kabul edilirse, davalı dava tarihine kadar tahakkuk eden cezaŒ şartı ödemekle yükümlüdür. Çünkü davacı sözleşme gereği davalının edimini teşkil eden para borcunun ifasını, borç muaccel hale geldikten sonra zamanaşımı süresince istemek hakkına sahiptir. Bu hak, uygun süre bekleyip dava açmak şeklinde sınırlanamaz. Böyle olunca ifaya bağlı cezaŒ şartın varlığı da, kuralın değiştirilmesi için bir neden olamaz. Dairemiz kararının üçüncü bendindeki bozmaya bu nedenle katılmıyorum. Karara sadece bu yönden karşıyım.

Üye
( A.S.D. )

ASIL İŞVEREN VE TAŞERONUN SORUMLULUKLARI ( Taraflar Arasındaki Sözleşme Hükmü Dikkate Alınarak Dava Konusu İhbar ve Kıdem Tazminatından Hangi Tarafın Ne Miktarda Sorumlu Olduğunun Değerlendirilmesi Gerektiği )

T.C. YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2006/4904 K. 2007/7867 T. 22.5.2007

DAVA : Davacı vekili, davalılar ile yapılan sözleşme gereği müvekkiline ait tesislerde temizlik ve bahçe bakımı işlerinin davalılar tarafından üstlenildiğini M.A. isimli işçinin davalılarca işten çıkarıldığını, ihbar ve kıdem tazminatının ise müvekkilince ödendiğini ileri sürerek 2.353 YTL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili, işçinin davacının istemi ile işten çıkarıldığını 1475 sayılı İş Kanununun 1/son maddesi gereğince asıl işvereninde tazminattan sorumlu olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre, taraflar arasında yapılan sözleşme gereği davacının üst işveren, davalıların ise alt işveren oldukları, sözleşmede ihbar ve kıdem tazminatından kimin sorumlu olduğunun düzenlenmediği, sözleşmeye göre işçi sayısını belirleme yetkisinin davacıda olduğu, davalılara ihbar ve kıdem tazminatı adı altında davacı tarafından ödeme yapılmadığı halde davacının bir kısım işçilerin işten çıkarılmasını istediği, davalıların bu nedenle dava dışı işçiyi işten çıkardıkları, üst işveren olarak davacının alt işveren konumundaki davalılar ile birlikte oluşan tazminattan eşit olarak sorumlu olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 1.175,50 YTL’nin dava tarihinden itibaren işleyeceke yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı taraf vekilleri ayrı ayrı temyiz etmişlerdir.

KARAR : 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre,davalılar vekilinin tüm, davacı vekilinin ise aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava işten çıkartılan işçiye asıl işveren tarafından ödenen ihbar ve kıdem tazminatının davalılardan rücuen tazmini istemine ilişkindir. Davacı ile davalılar arasında 01.04.2001 tarihli hizmet sözleşmesi bulunduğu ve işten çıkarılan M.A isimli işçinin kıdem ve ihbar tazminatının davacı tarafından bu kişiye ödendiği konusunda taraflar arasında ihtilaf yoktur. Sorun, davacının ödediği ihbar ve kıdem tazminatından kimin ne kadar sorumlu olduğu noktasında toplanmaktadır.

1475 sayılı İş Kanununun 1/son maddesine göre, bir işverenden belirli bir işin bir bölümünde veya eklentilerinde iş alan ve işçilerini münhasıran o işyerinde ve eklentilerinde çalıştıran diğer bir işverenin kendi işçilerine karşı o işyeri ile ilgili ve bu kanundan veya hizmet akdinden doğan yükümlülüklerinden asıl işvereninde birlikte sorumlu olduğu düzenlenmiş olup, aynı düzenleme 4857 sayılı İş Kanununun 2/5. maddesinde de kabul edilmiştir.

Davacı asıl işveren 1475 sayılı İş Kanununun 1/son maddesine göre dava dışı işçiye ihbar ve kıdem tazminatını ödemiş ise de davacının bu tazminatlardan sorumluluğu, anılan yasa maddelerine göre işçilere karşı bir sorumluluk olup, taşeron ile asıl işveren arasındaki birbirlerine karşı olan sorumluluğu içermeyen anılan yasalardaki düzenlemelerin dava konusu olaya uygulanması mümkün değildir. Bu durumda uyuşmazlığın, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir. 01.04.2001 tarihli hizmet sözleşmesinin “Yüklenicinin Yükümlülükleri” başlıklı 7. maddesinin 8. bendinde; yüklenicinin çalıştırdığı tüm personelin işvereni olarak İş Kanunu, SSK, çalışma hayatı ile ilgili diğer kanun tüzük ve yönetmeliklerine göre personelinin her türlü ücret, vergi, harç, SSK primi vs. tüm yasal yükümlülüklerini eksiksiz olarak süresi içinde yerine getireceği ve bunlarla ilgili belgeleri her ay düzenleyeceği faturanın ekinde asıl işverene vereceği düzenlenmiştir.

Bu durumda mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmenin bu hükmü dikkate alınarak, dava konusu ihbar ve kıdem tazminatından hangi tarafın, ne miktarda sorumlu olduğunun değerlendirilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin tüm, davacı vekilinin sair itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, 22.05.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

TAŞERONUN İŞÇİSİNİN İŞ KAZASINDA ÖLÜMÜ ( Kusursuz İşverenin İstihdam Eden Sıfatıyla Sorumlu Tutulamaması )

iş kazası, iş kazası sonucu ölüm, iş kazasıyla yaralanma, iş kazasında haklar, iş kazası maddi, manevi tazminat, iş kazası davası, iş kazası iş göremezlik maddi zarar, iş kazası emsal karar, iş kazası kusur, iş kazası yargıtay kararı, iş kazasında yapılacaklar, iş kazası sayılan durumlar, iş kazası avukat, iş kazası bilirkişi

T.C. YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 1990/193 K. 1990/4275 T. 7.5.1990

DAVA : Davacı, işkazasında ölen sigortalı işçinin haksahiplerine yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.”

Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hükmün, davacı ve davalılardan Esen avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

KARAR : 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı kurumun tüm, davalı işverenin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- İşveren Esen’in bir mağazanın dekorasyon işini alıp iç dekor ve tefriş işlerini üstlendiği, alçı dekor işlerini taşaron ……… Maden’e, demir işlerini ise, taşaron Nazif’e verdiği, alçı dekor işleri taşaronu ……….. Maden’in işçisi Esen alçı işinde çalışırken geçirdiği işkazası sonucu öldüğü, zararlandırıcı sigorta olayında tüm kusurun demir işleri taşaronu Nazif’de olduğu, işverenin Esen, alçı taşaronu …………. Maden ve sigortalıya atfı kabil herhangi bir kusur bulunmadığı mahkemece kabul edildiğine göre, çözümlenmesi gereken hukuksal sorun, işverenin, 3. kişi durumunda olan Demir işleri taşaronu Nazif’in kusurundan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 87. maddesi çevresinde sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Sigortalı Esen’in taşaron …………… Maden’in işçisi olduğu, demir işleri taşaronu Nazif’le aralarında hizmet akdi ilişkisi bulunmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Alçı taşaronu ………….. Maden’in kazalı işçisini, demir işleri taşaronu Nazif’in işinde çalıştırmak gibi bir durumda sözkonusu değildir. Bu nedenle zararlandırıcı sigorta olayında sigortalıyı çalıştıran ve alçı işlerini yapan …………… Maden taşaron, Esen işveren, % 100 kusuru ile sigortalının ölümüne neden olan ve demir işlerini yaptıran Nazif, 3. kişi durumundadır ve Nazif 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26/2. maddesi gereğince sorumludur. işverenin sorumluluğu ise anılan maddenin 1. fıkrasındaki koşulların gerçekleşmesi halinde sözkonusudur. İşverenin, demir işlerini alan Nazif’in kusurundan istihdam eden sıfatı ile rücu davalarında sorumlu tutulamayacağı ortadadır. 506 sayılı Yasanın 87. maddesi gereğince işverenin sorumlu tutulabilmesi için hizmet akdi ile sigortalıyı çalıştıran aracı ( taşaron ) …………… Maden’in kusurlu olması koşuludur. Gerek işveren, gerekse sigortalıyı çalıştıran alçı taşaronu ………….. Maden’in zararlandırıcı sigorta olayında kusurları bulunmadığı, tüm kusurun 3. kişi durumunda olan demir işleri taşaronu Nazif’de olduğu kabul edildiğine, işveren istihdam eden sıfatı ile 506 sayılı Yasaya göre zarardan sorumlu bulunmadığına göre, işveren hakkındaki davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usule ve yasaya aykırıdır.

O halde, davalı işverenin bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ( BOZULMASINA ), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 7.5.1990 gününde oybirliğiyle karar verildi.