Etiket arşivi: tazminat

Trafik Kazası Nedeniyle Maddi Tazminat ve Manevi Tazminat Hakkı

Trafik kazası bir ya da birden fazla araç veya kişinin hukuka uygun seyir, duruştan çıkarak çarpma, çarpılma, devrilme, yoldan çıkma, taşıttan düşme biçiminde maddi, manevi ve cismani zarara uğramasıdır.

Trafik kazası sonucunda, tazminat ödeme, cezai yaptırım ve mal varlığına el atılması biçimlerinde sorumluluk doğabilir.

Trafik kazalarından doğan zararlar nedeniyle sorumluluk hükümleri, Karayolları Trafik Kanununun 85. ve devamı maddelerinde yer almaktadır. Bu maddede yer alan sorumluluk türüne niteliği itibariyle kusursuz sorumluluk olarak ifade edilir. Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. Maddesine göre maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında genel hükümleri içeren Borçlar Kanunu’nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanması kabul edilmiştir.

Trafik Kazası Nedeniyle Maddi Tazminat

Trafik kazalarından doğan maddi zararlar, zararın eşyaya, vücut bütünlüğünün bozulmasına (yaralanma) ve ölüm haline göre değerlendirilmektedir.

Eşyaya İlişkin Maddi Tazminat 

Trafik kazası nedeniyle eşyanın tamamen veya kısmen tahrip olması sonucu eşyanın kazadan önceki durumu ile sonraki durumu arasındaki fark eşyaya ilişkin zarar olarak kabul edilir.

  • Eşyanın tamamen yok olması,
  • kullanılamaz hale gelmesi,
  • kısmi olarak zarar görmesi,
  • onarım görmesi,
  • kazadan kaynaklanan değer kaybı,
  • yoksun kalınan kar gibi durumlara göre farklı şekillerde hesaplanır.

Eşyaya gelen zarar ortaya çıkarılırken eşyanın kullanılmasına bağımlı, eşyanın kullanılması için yapılan harcamalar da göz önüne alınarak zarar miktarının hesaplanmasında artırım ve eksiltmeler yapılır. Bu şekilde tespit edilen zarar miktarına indirim sebepleri uygulanarak tazminat miktarı belirlenir.

 Trafik Kazası Nedeniyle Yaralanma Halinde Maddi Tazminat

Trafik kazası sonucunda kişilerin vücut bütünlüğünün bozulması, yani yaralanmaları halinde meydana gelen zararlar tedavi giderleri ile çalışma gücünün sürekli ya da geçici kaybı nedeniyle uğranılan zararlardır.

a) Trafik Kazası Nedeniyle Tedavi Giderlerinin Tazmini

Trafik kazası nedeniyle zarar görenin sağlığına kavuşması için gerekli olan muayene, tahlil, teşhis, tedavi, ulaşım giderleri, ameliyat, hastane, ilaç, protez, bakım, fizik tedavi gibi tüm tedavi giderleri bu kapsamda değerlendirilmektedir.

Tedavi giderlerinin talep edilebilmesi, tedavi sonunda trafik kazasında yaralanan kişinin iyileşmesi şartına bağlı değildir. Öte yandan sadece iyileşmeyi sağlayan giderler değil, sakatlık ya da hastalığın artmasını önlemek için yapılması zorunlu olan giderler de tedavi giderlerinden sayılır. Bu giderler için yapıldığı tarihten itibaren faiz istenebilir.

b) İş Göremezlik Zararının Tazmini

Kaza nedeniyle zarar gören kişi, geçici ya da sürekli olarak çalışma gücünü kaybetmiş olabilir. Geçici olarak çalışma gücünün kaybı halinde, zarar gören, yerine çalıştırmaya zorunlu olduğu kişiye ödeyeceği ücret, tedavi süresince fiilen çalışamamaktan kaynaklanan kazanç kaybı, alınamayan maaş ve ücretler hesap edilir. Çalışma gücünün sürekli kaybı veya azalması halinde, kaybın derecesi zarar görenin gelir durumu, çalışma süresi, fazladan harcanan efor ve güç kaybı gibi unsurlar göz önüne alınarak maddi kayıp belirlenir.

Trafik Kazası Sonucunda Ölüm Halinde Maddi Tazminat  

Ölüm sonucunda oluşan maddi tazminatı gerektirecek zararlar, genel olarak destekten yoksun kalma ve cenaze giderlerinden oluşur.

Cenaze giderleri, defin giderleri, yıkama, mezar kazma, mezar taşı, ilan, cenaze nakil ücretlerini de kapsar. Cenaze giderleri, ölenin yakınları dışında diğer kişiler tarafından yapılmışsa istenemeyeceği kabul edilmiştir.

Trafik kazası nedeniyle ölüm halinde, ölen kişinin baktığı kişiler, ölenin bakımından yoksun kalmaları nedeniyle destekten yoksun kalma adı altında tazminat talep edebilirler. Destekten yoksun kalma tazminatı alabilmek için mirasçı ya da hısım olmak gerekmez. Tüzel kişilerin de bu tazminatı talep edebileceği ileri sürülmektedir.

Trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanmasında destek olanın gelir durumu, yardımın miktarı ve süresi esas alınır. Zarar görenin yeterli ölçüde geliri varsa ve ölümden dolayı bakım ihtiyacını kendisi karşılayabilecek durumdaysa destekten yoksun kalma tazminatı talep edemez.

Trafik Kazası Nedeniyle Manevi Tazminat

Trafik kazası nedeniyle manevi tazminat ile ilgili olarak Borçlar Kanunu’nun haksız fiile ilişkin hükümleri uygulanır. Trafik kazalarından doğan manevi tazminat belirlenirken haksız fiil tazminatı uygulanır.

Trafik kazası nedeniyle manevi tazminat, trafik kazasında yaralanan, vücut bütünlüğü bozulan kişiye aittir. Bununla birlikte bazı durumlarda manevi tazminat olay nedeniyle ağır üzüntü yaşayan yakınlarına da tanınmaktadır. Ölüm meydana gelmişse, ölen ile fiili bağlılığı bulunan kişiler kan bağına bakılmaksızın manevi tazminat talep edebilir.

Trafik kazasının oluşumunda zarar görenin çok ağır kusuru varsa ya da kazaya tamamıyla kendisi sebep olmuşsa manevi tazminata hükmedilemeyeceği kabul edilmektedir.

MARKA HAKKINA TECAVÜZ ( Taklit Mal Satmak Suretiyle Marka Hakkına Tecavüz – Davalının Dava Konusu Taklit Malları Ürettiği Sabit Olmadığından İmalde Kullanılan Kalıpların Toplatılması Yönündeki Kararın Yerinde Olmadığı )

T.C. YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2005/542 K. 2006/481 T. 24.1.2006

DAVA : Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 30.09.2004 tarih ve 2002/581 – 2004/591 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı avukatı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin marka tescil belgeli uydu anteni, uydu alıcı kumandası gibi elektronik aletleri ürettiğini, davalının uydu alıcı kumandasını taklit ederek ürettiğini ve sattığını, kalitesiz malın satılması nedeniyle müvekkilinin manen zarara uğradığını ileri sürerek, haksız rekabetin önlenmesine, imalatın durdurulmasına, uydu alıcı kumandası imalat kalıbının kullanımının önlenmesine, kalıbın değiştirilmesi, kaldırılması veya toplanmasına, “YENİÇAĞ” ismi altında satılan taklit uydu alıcı kumandasının satılmasının önlenmesine, 5.000.000.000.-TL maddi, 5.000.000.000.-TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkilinin hiçbir şekilde imalat işi ile uğraşmadığını, malın müvekkili şirketin yetkilileri olmadığı sırada konsinye amaçlı olarak bırakıldığını, mağazada onlarca çeşit kumanda olduğunu, taklit malın satıldığı diğer mağazalara karşı dava açılmadığını, müvekkilinin kasti davranışının olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, her iki kumandanın birbirine benzediği, aynı kalıptan çıkmış intibaını oluşturacak şekilde üretildiği gerekçesiyle, davalının uydu alıcısı uzaktan kumanda cihazı üretmesinin davacının markasına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, “YENİÇAĞ” markası altında uydu alıcısı uzaktan kumanda aleti üretilmesinin önlenmesine, anılan cihazın üretiminde kullanılan kalıpların toplanmasına, 699.158.039.- TL maddi ve 3.000.000.000.-TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davacı vekilinin dava dilekçesi ile 06.08.1993 tarihli markasına havi kumandaların taklidinin davalı tarafından imal edilerek satışa sunulduğunun ileri sürülerek iş bu davanın açılmış olmasına, dosya içerisinde davalının imalatçı olduğuna ilişkin herhangi bir delil bulunmaması nedeniyle mahkemenin bu yöne ilişen gerekçesi yerinde değil ise de, yukarıda belirtildiği üzere davacı tarafın 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 9/1-b maddesi kapsamında davalının taklit markaları satışa sunduğu olgusuna da dayanılmış olmasına ve dosya içeriğinden davalının gerçekten de taklit markalı ürünleri satışa sunduğu sabit olmasına ve bu eylemin 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 9/2-b kapsamında davacının marka hakkına tecavüz teşkil etmesine ve mahkemenin davayı kabulünün bu gerekçe ile doğru bulunmasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Ancak, davalının imalatçı olduğu kanıtlamadığı halde mahkemece, “bu cihazın imalinde kullanılan kalıpların toplatılmasına” şeklinde karar verilmesi doğru görülmemiş kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiş ise de, bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapmayı gerektirmediğinden HUMK.nun 438/7 nci maddesi uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın “HÜKÜM” bölümünün 1 numaralı bendinin dördüncü satırında bulunan “bu cihazın imalinde kullanılan kalıpların toplanmasına” ibaresinin hükümden çıkarılmasına, kararın düzeltilmiş bu şekli ile ONANMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24.01.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

RÜCUAN TAZMİNAT

T.C. YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2007/13704 K. 2008/12452 T. 13.10.2008

DAVA : Davacı,fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 1.560.36 YTL’nin yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi  tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davacı kurumun sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Dava, 17.02.2004 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu vefat eden Bağ-Kur sigortalısının hak sahibi kızına, davacı Kurumca yapılan yardımların; davalı Nizam’dan kusurlu sürücü olarak, Bahattin’den, araç maliki olarak, sigorta şirketinden ise kazaya karışan aracı sigortalayan şirket sıfatıyla rücuan tahsili istemine ilişkindir.

1479 sayılı Kanunun 63. maddesinin 3396 sayılı Kanunla değiştirilen 2. fıkrasında yer alan “… araç maliklerine…” ibaresinin Anayasa Mahkemesinin 27.03.2000 tarihi ve 2000/343 esas 2002/41 karar sayılı kararıyla iptal edilmesi karşısında; araç malikinin anılan madde kapsamında kurumun rücu alacağından sorumluluğu ancak anılan Yasanın öngördüğü “diğer sorumlular” kavramı kapsamında, 2918 sayılı Kanunun 3. maddesi hükmünde ifadesini bulan tanım çerçevesinde işleten sıfatını haiz bulunması, bir başka anlatımla; trafik sicilinde adına kayıtlı bulunan araç üzerindeki fiili hakimiyet ile aracı, tehlikesi kendisine ait olmak üzere kendi nam ve hesabına işleten olması halinde mümkündür.

Dosya içeriğinde, kusurlu sürücü Nizam’ın kullandığı aracın kaza tarihi itibariyle davalı Bahattin adına kayıtlı bulunduğuna ilişkin olarak Emniyet Müdürlüğünün cevabi yazısı, kaza tesbit tutanağı ve araç ruhsat fotokopisi mevcutsa da, adı geçen davalının kaza tarihi itibariyle işleten sıfatını taşıyıp taşımadığı hususu aracın ne suretle sürücü Nizam’ın idaresinde bulunduğu, kullanımın hukuki niteliği ve süresi, aracın kullanılmasından doğan ekonomik ve manevi yararın kimin üzerinde gerçekleştiği, aracın gider ve rizikoları ile donanımbakım ve işletme giderlerinin vergilerinin hangi tarafça üstlenildiği konuları üzerinde etraflıca durulmak suretiyle araştırılıp irdelenmelidir.

Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin eksik araştırma, inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz görülmüştür.

3-Kabule göre de; Sigorta Şirketi yönünden faiz başlangıcı ( Temerrüt ) tarihinin hiçbir duraksamaya sebebiyet vermeyecek açıklıkta belirlenmesi gerekir.İlgililerce gerekli belgeler de ibraz edilerek 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98,99 ve 108. maddeleri ile 03.05.1997 gün ve 22978 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Karayolları Trafik Garanti Fonu Yönetmeliğinin 12,13 ve 14. maddelerinde yazılı şekilde sigorta şirketine başvurulduğu halde gerekli ödeme yapılmamışsa sekiz iş günlük sürenin sonunda sigorta şirketinin temerrüde düştüğünün kabulü gerekir. Gerekli belgeler ibraz edilmeksizin başvuruda bulunulmuş ya da hiç müracaat edilmemişse sigorta şirketinin temerrüdünden bahsedilemez. Bu durumda faiz başlangıcının; sigorta şirketi aleyhine icra takibine girişilmişse takip tarihi, dava açılmışsa dava tarihi olarak kabul ve tespiti gerekir. Hal böyle olunca, davadan önce temerrüde düşürülmemiş olan davalı sigorta şirketinin dava tarihi olan 29.03.2005 tarihinden itibaren faizden sorumlu olduğu gözetilmeksizin 13.04.2005 tarihinden itibaren faizden sorumlu tutulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 13.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

TRAFİK KAZASI ÖLÜMLE SONUÇLANAN İŞ KAZASI

iş kazası, iş kazası sonucu ölüm, iş kazasıyla yaralanma, iş kazasında haklar, iş kazası maddi, manevi tazminat, iş kazası davası, iş kazası iş göremezlik maddi zarar, iş kazası emsal karar, iş kazası kusur, iş kazası yargıtay kararı, iş kazasında yapılacaklar, iş kazası sayılan durumlar, iş kazası avukat, iş kazası bilirkişi

T.C. YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2008/11747 K. 2008/11293 T. 23.9.2008

DAVA : Trafik iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ile kaza sonucu yaralanan sigortalı için yapılan harcamaların rücuan tahsili davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi ve davalılardan A. .. Giyim Tekstil Boya Apre san. TIc. A.Ş. avukatınca da duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşıldı. Tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : A … Giyim Tekstil Boya Apre san. TIc. A.Ş. taşeronu konumundaki T… Elektrik İnş. Tem. Hiz. TIc. Ltd. Şti. işçilerinin, A … Giyim Tekstil Boya Apre San. Tic. A.Ş. çalışanı Necmettin yönetimindeki şirkete ait araçla işe getirilmesi sırasında oluşan trafik iş kazası sonucunda ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ile kaza sonucu yaralanan sigortalı için yapılan ödemelerin, 506 sayılı Yasa’nın 26. maddesi uyarınca tazminine yönelik davanın yargılaması sonucunda; T … Elektrik İnş. Tem. Hiz. Tic. Ltd. Şti. hakkındaki davanın reddine; yönetimindeki aracın direksiyon hakimiyetini yitirerek %100 kusurlu eylemiyle kazaya neden olduğu belirlenen sürücü ile aracın işleteni konumundaki A… Giyim Tekstil Boya Apre San. TIc. A.Ş.’nin tazminle sorumluluğuna hükmedilmiştir.

506 sayılı Yasa’nın 26/1. maddesi, kasdı, işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi ya da suç sayılabilir bir eyleminin varlığı halinde işverenin rücu alacağından sorumluluğu olanağını tanımıştır. Aynı Yasa’nın 26/2. maddesinde ise, 3. kişinin rücu alacağından sorumluluğu için, kasıt veya kusuruyla iş kazasının oluşumuna etkide bulunma koşulu öngörülmüştür. İşveren veya üçüncü kişiler ile üçüncü kişileri çalıştıranlara rücu olanağı, anılan maddede öngörülen sayılı ve sınırlı durumlarda mümkün bulunmakta olup; A … Giyim Tekstil Boya Apre san. Tic. A.Ş.’nin, salt kusurlu sürücünün yönetimindeki aracın işleteni olduğundan bahisle tazminle sorumlu tutulması olanağı bulunmadığı yönü öncelikle belirlenmelidir.

Çorlu Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2000/1153 E., 2003/148 K. sayılı dosyasındaki yargılama sürecinde Adli Tıp Kurumu’ndan alınarak karara dayanak yapılan raporda, aracı özensiz ve önlemsiz biçimde kullanan sürücü Necmettinin 5/8 oranında kusurlu olduğu tespitine yer verilirken, “Arkasında yolcu taşımaya müsait olmayan kapalı kasa kamyoneti işçi servisi yapmakla görevlendiren fabrikanın personel müdürü İrfan” da 3/8 oranında kusurlu bulunmuş ve İrfan’ın da bu kusur oranı üzerinden mahkumiyetine karar verilmiştir.

Hukuk hakiminin kesinleşmiş ceza kararıyla ortaya konan maddi olgularla bağlılığı, Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi gereği olup; işçi taşımaya elverişli olmayan kamyonetin servis olarak kullanıldığı ve bu konuda A … Giyim Tekstil Boya Apre san. Tic. A.Ş. yetkililerinin talimat verdikleri bu kapsamda kesinleşmiş maddi olgu hali aldığı halde, kazaya etken kusur oranlarının belirlenmesinde, bu yön üzerinde durulmaksızın; makine mühendisi tarafından düzenlenen, işçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları yönünden herhangi bir irdeleme içermeyen bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulmuştur.

Ceza yargılamasına ilişkin dosya ile sigorta müfettişi tarafından düzenlenen rapor tüm içeriğiyle dosyaya katıldıktan; ceza yargılaması sonucu kesinleşen maddi olgular ve aynı zamanda güvenlik görevlisi olarak çalışan kişinin, yolcu taşımaya uygun olmayan kamyonetle servis şoförü olarak görevlendirildiği yönü de gözetilmek suretiyle; iş kazasının gerçekleştiği alan ile işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda uzman kişilerden seçilecek bilirkişi kurulundan, tüm davalıların 506 sayılı Yasa’nın 26. maddesi uyarınca iş kazasının oluşumunda kusurlarının bulunup bulunmadığı ve kazanın oluşumundaki etki oranının tespiti gereği üzerinde durulmamış olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ( BOZULMASINA ), temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 23.09.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

TRAFİK KAZASI NEDENİYLE MALULİYET

T.C. YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2008/12346 K. 2010/7512 T. 27.5.2010

DAVA : Dava, trafik kazası sonucu maluliyet durumuna giren sigortalıya bağlanan aylığın ve diğer giderlerin 1479 sayılı Kanun’un 63. maddesi gereğince rücuen tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği üzere davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, taraflar avukatlarınca ayrı ayrı temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : 1- 30.03.2000 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu sigortalıya maluliyet aylığı bağlandığı, ilk davada anılan aylığın ilk peşin sermaye değerinin istenildiği, birleşen davada ise, kaza sonucu bacağa takılan protezin zaman içinde kullanılamaz hale gelip değiştirilmesi üzerine, Kurumun ödediği yeni protez bedelini talep ettiği anlaşılmaktadır.

Davanın yasal dayanağını oluşturan, 1479 sayılı Kanun’un 63. maddesinde yer alan, “Üçüncü bir kimsenin suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasını gerektiren bir halin doğmasında, Kurum, sigortalı veya hak sahiplerine gerekli bütün yardımları yapar. Ancak, Kurum, yapılan bu yardımların ilk peşin değeri için üçüncü kişilere, istihdam edenlere ve diğer sorumlulara rücu eder…” düzenlemesi karşısında, mahkemece davalının, sigortalıya bağlanan maluliyet aylığının ilk peşin sermaye değerinin davalının kusuruna isabet eden miktarından sorumlu bulunduğunun kabulünde bir isabetsizlik yoktur.

Ancak, anılan maddenin ilk halinde Kurumca sigortalıya yapılan yardımların üçüncü kişilere rücu edebileceği düzenlenmiş iken, 14.03.1985 tarihli 3165 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik sonrası Kurumun sigortalıya yapılan ve yapılacak yardımların tutarı için üçüncü kişilere istihdam edenlere, araç sahiplerine ( bu ibare Anayasa Mahkemesi’nin 27.03.2002 gün, 343-41 sayılı kararı ile iptal edilmiştir ) ve sorumlulara rücu edeceği belirlenmiş, 20.06.1987 tarihli 3396 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle yapılan değişiklik sonucu ise yardımların ilk peşin değeri için rücu edileceği öngörülmüştür. 3396 sayılı Kanun gerekçesinde bu durum, “Üçüncü bir kimsenin suç teşkil eden fiili sonucunda Kurum sigortalının hak sahiplerine kanunda belirtilen yardımları yapmaktadır. Kurum yapılan bu yardımları, kusurlu üçüncü kişilere ve sorumlulara rücu davası açmak suretiyle geri almaktadır. Ancak 11. maddeyle getirilen yeni düzenleme ile Kurum, yapılan yardımların yalnız ilk peşin değerleri için rücu davası açabileceğinden, bundan sonra ek rücu davaları açamayacaktır…” şeklinde ifade edilmiştir. Böylece 3165 sayılı Kanun’un hemen sonrasında ve 3396 sayılı Kanun ile yasa koyucunun, rücu davalarını herhangi bir ayırım yapılmaksızın tüm yardımların ilk peşin sermaye değeri ile sınırlı biçimde açılmasını amaçladığı anlaşılmaktadır.

Buna göre, yukarıda belirtilen düzenlemede, “…yardımların ilk peşin değeri…”nin rücu edilebileceğinin belirtilmiş olması, bağlanan aylıkların ilk peşin sermaye değerinin rücu edilebilmesi, ikinci protez bedelinin karşılanmasının rücu edilebilecek birinci protezin ilk ve tek peşin değerini aşmak anlamına geleceği, takılan ikinci protezin birinci protezle aynı amaca yönelik olup, süren bir tedavinin parçası olarak değerlendirilemeyeceği, kazaya bağlı olarak gelişen bir durum nedeniyle yeni bir protez kullanımı gereksinimi dışında, eskimeye bağlı değiştirmelerin anılan madde kapsamında sorumluluk doğurmayacağı, bunların sosyal sigorta ilkeleri doğrultusunda Kurumca karşılanmasının gerekeceği, aksi düşüncenin sorumluluğun belirsiz koşullara bağlı olarak sürmesine yol açacağı anlaşılmakla, birleşen davaya konu ikinci protez bedelinin tahsilinin mümkün olmadığının gözetilmemesi;

2-Rücu davalarında faiz başlangıcının gelirler için onay, diğer giderler için sarf ve ödeme tarihi olduğu gözetilmeyerek, onay tarihindeki belirsizlik giderilmeden hüküm tesisi;

3-Kabule göre, davanın kabulüne karar verilmesine rağmen ıslah talebinin dikkate alınmamış olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir.

O halde taraflar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ( BOZULMASINA ), temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 27.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

ASIL İŞVEREN VE TAŞERONUN SORUMLULUKLARI ( Taraflar Arasındaki Sözleşme Hükmü Dikkate Alınarak Dava Konusu İhbar ve Kıdem Tazminatından Hangi Tarafın Ne Miktarda Sorumlu Olduğunun Değerlendirilmesi Gerektiği )

T.C. YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2006/4904 K. 2007/7867 T. 22.5.2007

DAVA : Davacı vekili, davalılar ile yapılan sözleşme gereği müvekkiline ait tesislerde temizlik ve bahçe bakımı işlerinin davalılar tarafından üstlenildiğini M.A. isimli işçinin davalılarca işten çıkarıldığını, ihbar ve kıdem tazminatının ise müvekkilince ödendiğini ileri sürerek 2.353 YTL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili, işçinin davacının istemi ile işten çıkarıldığını 1475 sayılı İş Kanununun 1/son maddesi gereğince asıl işvereninde tazminattan sorumlu olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre, taraflar arasında yapılan sözleşme gereği davacının üst işveren, davalıların ise alt işveren oldukları, sözleşmede ihbar ve kıdem tazminatından kimin sorumlu olduğunun düzenlenmediği, sözleşmeye göre işçi sayısını belirleme yetkisinin davacıda olduğu, davalılara ihbar ve kıdem tazminatı adı altında davacı tarafından ödeme yapılmadığı halde davacının bir kısım işçilerin işten çıkarılmasını istediği, davalıların bu nedenle dava dışı işçiyi işten çıkardıkları, üst işveren olarak davacının alt işveren konumundaki davalılar ile birlikte oluşan tazminattan eşit olarak sorumlu olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 1.175,50 YTL’nin dava tarihinden itibaren işleyeceke yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı taraf vekilleri ayrı ayrı temyiz etmişlerdir.

KARAR : 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre,davalılar vekilinin tüm, davacı vekilinin ise aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava işten çıkartılan işçiye asıl işveren tarafından ödenen ihbar ve kıdem tazminatının davalılardan rücuen tazmini istemine ilişkindir. Davacı ile davalılar arasında 01.04.2001 tarihli hizmet sözleşmesi bulunduğu ve işten çıkarılan M.A isimli işçinin kıdem ve ihbar tazminatının davacı tarafından bu kişiye ödendiği konusunda taraflar arasında ihtilaf yoktur. Sorun, davacının ödediği ihbar ve kıdem tazminatından kimin ne kadar sorumlu olduğu noktasında toplanmaktadır.

1475 sayılı İş Kanununun 1/son maddesine göre, bir işverenden belirli bir işin bir bölümünde veya eklentilerinde iş alan ve işçilerini münhasıran o işyerinde ve eklentilerinde çalıştıran diğer bir işverenin kendi işçilerine karşı o işyeri ile ilgili ve bu kanundan veya hizmet akdinden doğan yükümlülüklerinden asıl işvereninde birlikte sorumlu olduğu düzenlenmiş olup, aynı düzenleme 4857 sayılı İş Kanununun 2/5. maddesinde de kabul edilmiştir.

Davacı asıl işveren 1475 sayılı İş Kanununun 1/son maddesine göre dava dışı işçiye ihbar ve kıdem tazminatını ödemiş ise de davacının bu tazminatlardan sorumluluğu, anılan yasa maddelerine göre işçilere karşı bir sorumluluk olup, taşeron ile asıl işveren arasındaki birbirlerine karşı olan sorumluluğu içermeyen anılan yasalardaki düzenlemelerin dava konusu olaya uygulanması mümkün değildir. Bu durumda uyuşmazlığın, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir. 01.04.2001 tarihli hizmet sözleşmesinin “Yüklenicinin Yükümlülükleri” başlıklı 7. maddesinin 8. bendinde; yüklenicinin çalıştırdığı tüm personelin işvereni olarak İş Kanunu, SSK, çalışma hayatı ile ilgili diğer kanun tüzük ve yönetmeliklerine göre personelinin her türlü ücret, vergi, harç, SSK primi vs. tüm yasal yükümlülüklerini eksiksiz olarak süresi içinde yerine getireceği ve bunlarla ilgili belgeleri her ay düzenleyeceği faturanın ekinde asıl işverene vereceği düzenlenmiştir.

Bu durumda mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmenin bu hükmü dikkate alınarak, dava konusu ihbar ve kıdem tazminatından hangi tarafın, ne miktarda sorumlu olduğunun değerlendirilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin tüm, davacı vekilinin sair itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, 22.05.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

TAŞERONUN İŞÇİSİNİN İŞ KAZASINDA ÖLÜMÜ ( Kusursuz İşverenin İstihdam Eden Sıfatıyla Sorumlu Tutulamaması )

iş kazası, iş kazası sonucu ölüm, iş kazasıyla yaralanma, iş kazasında haklar, iş kazası maddi, manevi tazminat, iş kazası davası, iş kazası iş göremezlik maddi zarar, iş kazası emsal karar, iş kazası kusur, iş kazası yargıtay kararı, iş kazasında yapılacaklar, iş kazası sayılan durumlar, iş kazası avukat, iş kazası bilirkişi

T.C. YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 1990/193 K. 1990/4275 T. 7.5.1990

DAVA : Davacı, işkazasında ölen sigortalı işçinin haksahiplerine yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.”

Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hükmün, davacı ve davalılardan Esen avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

KARAR : 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı kurumun tüm, davalı işverenin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- İşveren Esen’in bir mağazanın dekorasyon işini alıp iç dekor ve tefriş işlerini üstlendiği, alçı dekor işlerini taşaron ……… Maden’e, demir işlerini ise, taşaron Nazif’e verdiği, alçı dekor işleri taşaronu ……….. Maden’in işçisi Esen alçı işinde çalışırken geçirdiği işkazası sonucu öldüğü, zararlandırıcı sigorta olayında tüm kusurun demir işleri taşaronu Nazif’de olduğu, işverenin Esen, alçı taşaronu …………. Maden ve sigortalıya atfı kabil herhangi bir kusur bulunmadığı mahkemece kabul edildiğine göre, çözümlenmesi gereken hukuksal sorun, işverenin, 3. kişi durumunda olan Demir işleri taşaronu Nazif’in kusurundan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 87. maddesi çevresinde sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Sigortalı Esen’in taşaron …………… Maden’in işçisi olduğu, demir işleri taşaronu Nazif’le aralarında hizmet akdi ilişkisi bulunmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Alçı taşaronu ………….. Maden’in kazalı işçisini, demir işleri taşaronu Nazif’in işinde çalıştırmak gibi bir durumda sözkonusu değildir. Bu nedenle zararlandırıcı sigorta olayında sigortalıyı çalıştıran ve alçı işlerini yapan …………… Maden taşaron, Esen işveren, % 100 kusuru ile sigortalının ölümüne neden olan ve demir işlerini yaptıran Nazif, 3. kişi durumundadır ve Nazif 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26/2. maddesi gereğince sorumludur. işverenin sorumluluğu ise anılan maddenin 1. fıkrasındaki koşulların gerçekleşmesi halinde sözkonusudur. İşverenin, demir işlerini alan Nazif’in kusurundan istihdam eden sıfatı ile rücu davalarında sorumlu tutulamayacağı ortadadır. 506 sayılı Yasanın 87. maddesi gereğince işverenin sorumlu tutulabilmesi için hizmet akdi ile sigortalıyı çalıştıran aracı ( taşaron ) …………… Maden’in kusurlu olması koşuludur. Gerek işveren, gerekse sigortalıyı çalıştıran alçı taşaronu ………….. Maden’in zararlandırıcı sigorta olayında kusurları bulunmadığı, tüm kusurun 3. kişi durumunda olan demir işleri taşaronu Nazif’de olduğu kabul edildiğine, işveren istihdam eden sıfatı ile 506 sayılı Yasaya göre zarardan sorumlu bulunmadığına göre, işveren hakkındaki davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usule ve yasaya aykırıdır.

O halde, davalı işverenin bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ( BOZULMASINA ), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 7.5.1990 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İŞ KAZASI NEDENİYLE HİZMET AKDİNİN FESHİ ( Davacı İşçinin Delil Verememesi )

iş kazası, iş kazası sonucu ölüm, iş kazasıyla yaralanma, iş kazasında haklar, iş kazası maddi, manevi tazminat, iş kazası davası, iş kazası iş göremezlik maddi zarar, iş kazası emsal karar, iş kazası kusur, iş kazası yargıtay kararı, iş kazasında yapılacaklar, iş kazası sayılan durumlar, iş kazası avukat, iş kazası bilirkişi

T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ E. 1998/19680 K. 1999/1498 T. 4.2.1999

• İSPAT KÜLFETİ ( İş Kazası Sebebiyle Hizmet Akdinin Feshi )

• HİZMET AKDİ ( İş Kazası Sebebiyle Fesihte İsbat Külfeti )

• İŞ KAZASI NEDENİYLE HİZMET AKDİNİN FESHİ ( Davacı İşçinin Delil Verememesi )

• MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASINDA KESİN MEHİL ( Davacı İşçinin Delil Verememesi )

1475/m.13, 14

818/m.41, 47, 49

1086/m.163, 165

743/m.6

ÖZET : Davacı, ihbar ve kıdem tazminatı, kazası sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemiş; mahkeme ise; kesin mehle rağmen davacının delil listesi vermediğinden bahisle davanın reddine karar vermiştir. Davalı veren ise Hizmet Aktini ve davacının kazası geçirdiğini kabul ettiğine göre; haklı nedenle sona erdirildiğini, kazasında kusursuz olduğunun isbat külfeti kendisine düşer.

Ayrıca; işyeri şahsi dosyası, işyeri ve SSK. kayıtları; kazası evrakları ve belgeler getirtilmeden eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi de doğru değildir.

DAVA : Davacı, ihbar, kıdem tazminatıyla maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, davayı reddetmiştir.

Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalıya ait işyerinde hizmet akdi ile çalıştığı sırada kazası geçirdiğini, raporu sonunda verilmeyerek davalıca hizmet sözleşmesinin haksız olarak sona erdirildiğini iddia ederek ihbar tazminatı, kıdem tazminatı ve kazası sebebiyle maddi ve manevi tazminat isteklerinde bulunmuştur.

Davalı cevap layihasında hizmet akdini 1475 sayılı Yasanın 17/2-f maddesine göre haklı nedenlerle sona erdirdiklerini kazasının oluşunda kusursuz olduklarını ve kusurun davacıda bulunduğunu bu nedenle davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece kesin mehile rağmen davacının delil listesi vermediğini gerekçe göstererek davanın reddine karar vermiştir. Davalı davacının hizmet akdi ile çalıştığını ve kazası geçirdiğini kabul ettiğine göre, hizmet akdini haklı nedenle sona erdirdiğinin ve kazasında kusursuz bulunduğunun isbat külfeti davalı işverene düşer. Bu nedenlerle işyeri şahsi dosyası, işyeri ve SSK. kayıtları, kazası tahkikat evrakı ve bu yoldaki belgeler celb edilmeden ve tüm deliller toplanmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddedilmesi hatalı olup bozma nedenidir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten ( BOZULMASINA ), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 4.2.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İŞ KAZASI SONUCU ÖLEN İŞÇİNİN HAK SAHİPLERİNE ÖDENEN TAZMİNAT ( Rücu Davası/Görevli Mahkeme – Olaya Karışan Davalıyla İşçi ve İşveren İlişkisinin Bulunmaması )

iş kazası, iş kazası sonucu ölüm, iş kazasıyla yaralanma, iş kazasında haklar, iş kazası maddi, manevi tazminat, iş kazası davası, iş kazası iş göremezlik maddi zarar, iş kazası emsal karar, iş kazası kusur, iş kazası yargıtay kararı, iş kazasında yapılacaklar, iş kazası sayılan durumlar, iş kazası avukat, iş kazası bilirkişi

T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ E. 2001/17847 K. 2001/17276 T. 5.11.2001

• İŞ KAZASI SONUCU ÖLEN İŞÇİNİN HAK SAHİPLERİNE ÖDENEN TAZMİNAT ( Rücu Davası/Görevli Mahkeme – Olaya Karışan Davalıyla İşçi ve İşveren İlişkisinin Bulunmaması )

• İŞÇİNİN HAK SAHİPLERİNE ÖDENEN TAZMİNAT ( Rücu Davası/Görevli Mahkeme – Olaya Karışan Davalıyla İşçi ve İşveren İlişkisinin Bulunmaması )

• GÖREVLİ MAHKEME ( İş Kazası Sonucu Ölen İşçisinin Hak Sahiplerine Ödenen Tazminat/Rücu Davası – Olaya Karışan Davalıyla İşçi ve İşveren İlişkisinin Bulunmaması )

5521/m.1

ÖZET : Dava konusu olayda davacı işveren kazası sonucu ölen işçisinin hak sahiplerine ödediği tazminatı kusur oranına göre olaya karışan davalıdan rücu yolu ile talep etmekte olup, taraflar arasında işçi ve işveren ilişkisi bulunmadığı gibi, uyuşmazlıkta kanunundan kaynaklanmadığından, davanın mahkemelerinde görülmesi olanağı yoktur.

DAVA : Davacı, kazası sonucu ölen işçinin hak sahibine yapılan harcamaların olayda kusurlu bulunan davalıdan rücuen tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, davayı reddetmiştir.

Hüküm süresi içinde, davacı avukatınca temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR : Davacı şirket kazası sonucu ölen işçisinin hak sahibine ödediği tazminat, gecikmiş faiz ve yargılama giderini olayda kusuru bulunduğunu iddia ettiği davalıdan kusuru oranında rücuan tahsili için istekte bulunmuştur.

Mahkemece savunmaya değer verilerek, olayın Iğdır ilinde meydana geldiği, Tedaş Kars ve Iğdır Elektrik Dağıtım Müessese Müdürlüklerinin tüzel kişillik kazandığı, husumetin anılan tüzel kişiliklere yöneltilmesi gerektiği gerekçe gösterilerek davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1. maddesine göre “İş Mahkemeleri İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında aktinden doğan veya kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeridir. Somut olayda davacı işveren kazası sonucu ölen işçisinin hak sahiplerine ödediği tazminatı kusur oranına göre olaya karışan davalıdan rücu yolu ile talep etmekte olup, taraflar arasında işçi ve işveren ilişkisi bulunmadığı gibi, uyuşmazlıkta kanunundan kaynaklanmadığından, davanın mahkemelerinde görülmesi olanağı yoktur. Mahkemece genel hukuk mahkemeleri yetkili olduğundan görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, husumet nedeniyle red kararı verilmesi hatalıdır.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 5.11.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.

yarx

İŞ KAZASI SONUCU YAPILAN ÖDEMELERİN RÜCUU (Davacı ile Davalılar Arasında İşçi İşveren İlişkisi Olmadığından Davanın İş Mahkemesinde Görülememesi)

T.C.

YARGITAY

9. HUKUK DAİRESİ

E. 2002/5690

K. 2002/4328

T. 18.3.2002

• RÜCUAN TAZMİNAT (İş Kazaso Sonucu Yapılan Ödemelerin Rücuan Tahsili)

• İŞ KAZASI SONUCU YAPILAN ÖDEMELERİN RÜCUU (Davacı ile Davalılar Arasında İşçi İşveren İlişkisi Olmadığından Davanın İş Mahkemesinde Görülememesi)

• GÖREVLİ MAHKEME (İşverenin İş Kazasında Kusurlu ve Yüklenici Durumunda Bulunan Davalı Şirketten İşçinin Hak Sahiplerine Ödediği Tazminatı Rücuu Etmesi-İş Mahkemesinin Görevli Olmaması)

5521/m.1

ÖZET : Davacı işveren, kazasında kusurlu ve yüklenici durumunda bulunan davalı şirketlerden, işçinin hak sahiplerine ödediği tazminatı rücu yoluyla talep etmekte olup, taraflar arasında işçi ve işveren ilişkisi bulunmamaktadır. Ayrıca uyuşmazlık da İş Kanunu’ndan kaynaklanmadığından, davanın mahkemesinde görülmesi olanağı yoktur.

DAVA : Davacı, kazası sonucu yapılan ödemelerin rücuan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde, davalılar avukatınca temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı şirket, işyerinde kazası sonucu ölen işçinin hak sahiplerine yaptığı ödemelerin, olayda kusuru bulunan yüklenici şirketlerden kusurları oranlarında tahsili istemi ile rücuan dava açmıştır. Mahkemece istek kabul edilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesine göre, mahkemeleri İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında aktinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeridir. Somut olayda, davacı işveren kazasında kusurları ve yüklenici durumunda bulunan davalı şirketlerden, işçinin hak sahiplerine ödediği tazminatı rücu yoluyla talep etmekte olup, taraflar arasında işçi ve işveren ilişkisi bulunmamaktadır. Ayrıca uyuşmazlık da İş Kanunundan kaynaklanmadığından, davanın mahkemesinde görülmesi olanağı yoktur. Genel hukuk mahkemeleri yetkili olduğundan, mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekir. Yazılı şekilde işin esasına girilerek hüküm kurulması hatalıdır.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz har-cının istek halinde ilgiliye iadesine, 18.03.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.

yarx