Etiket arşivi: trafik kazası

Trafik Kazası Nedeniyle Maddi Tazminat ve Manevi Tazminat Hakkı

Trafik kazası bir ya da birden fazla araç veya kişinin hukuka uygun seyir, duruştan çıkarak çarpma, çarpılma, devrilme, yoldan çıkma, taşıttan düşme biçiminde maddi, manevi ve cismani zarara uğramasıdır.

Trafik kazası sonucunda, tazminat ödeme, cezai yaptırım ve mal varlığına el atılması biçimlerinde sorumluluk doğabilir.

Trafik kazalarından doğan zararlar nedeniyle sorumluluk hükümleri, Karayolları Trafik Kanununun 85. ve devamı maddelerinde yer almaktadır. Bu maddede yer alan sorumluluk türüne niteliği itibariyle kusursuz sorumluluk olarak ifade edilir. Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. Maddesine göre maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında genel hükümleri içeren Borçlar Kanunu’nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanması kabul edilmiştir.

Trafik Kazası Nedeniyle Maddi Tazminat

Trafik kazalarından doğan maddi zararlar, zararın eşyaya, vücut bütünlüğünün bozulmasına (yaralanma) ve ölüm haline göre değerlendirilmektedir.

Eşyaya İlişkin Maddi Tazminat 

Trafik kazası nedeniyle eşyanın tamamen veya kısmen tahrip olması sonucu eşyanın kazadan önceki durumu ile sonraki durumu arasındaki fark eşyaya ilişkin zarar olarak kabul edilir.

  • Eşyanın tamamen yok olması,
  • kullanılamaz hale gelmesi,
  • kısmi olarak zarar görmesi,
  • onarım görmesi,
  • kazadan kaynaklanan değer kaybı,
  • yoksun kalınan kar gibi durumlara göre farklı şekillerde hesaplanır.

Eşyaya gelen zarar ortaya çıkarılırken eşyanın kullanılmasına bağımlı, eşyanın kullanılması için yapılan harcamalar da göz önüne alınarak zarar miktarının hesaplanmasında artırım ve eksiltmeler yapılır. Bu şekilde tespit edilen zarar miktarına indirim sebepleri uygulanarak tazminat miktarı belirlenir.

 Trafik Kazası Nedeniyle Yaralanma Halinde Maddi Tazminat

Trafik kazası sonucunda kişilerin vücut bütünlüğünün bozulması, yani yaralanmaları halinde meydana gelen zararlar tedavi giderleri ile çalışma gücünün sürekli ya da geçici kaybı nedeniyle uğranılan zararlardır.

a) Trafik Kazası Nedeniyle Tedavi Giderlerinin Tazmini

Trafik kazası nedeniyle zarar görenin sağlığına kavuşması için gerekli olan muayene, tahlil, teşhis, tedavi, ulaşım giderleri, ameliyat, hastane, ilaç, protez, bakım, fizik tedavi gibi tüm tedavi giderleri bu kapsamda değerlendirilmektedir.

Tedavi giderlerinin talep edilebilmesi, tedavi sonunda trafik kazasında yaralanan kişinin iyileşmesi şartına bağlı değildir. Öte yandan sadece iyileşmeyi sağlayan giderler değil, sakatlık ya da hastalığın artmasını önlemek için yapılması zorunlu olan giderler de tedavi giderlerinden sayılır. Bu giderler için yapıldığı tarihten itibaren faiz istenebilir.

b) İş Göremezlik Zararının Tazmini

Kaza nedeniyle zarar gören kişi, geçici ya da sürekli olarak çalışma gücünü kaybetmiş olabilir. Geçici olarak çalışma gücünün kaybı halinde, zarar gören, yerine çalıştırmaya zorunlu olduğu kişiye ödeyeceği ücret, tedavi süresince fiilen çalışamamaktan kaynaklanan kazanç kaybı, alınamayan maaş ve ücretler hesap edilir. Çalışma gücünün sürekli kaybı veya azalması halinde, kaybın derecesi zarar görenin gelir durumu, çalışma süresi, fazladan harcanan efor ve güç kaybı gibi unsurlar göz önüne alınarak maddi kayıp belirlenir.

Trafik Kazası Sonucunda Ölüm Halinde Maddi Tazminat  

Ölüm sonucunda oluşan maddi tazminatı gerektirecek zararlar, genel olarak destekten yoksun kalma ve cenaze giderlerinden oluşur.

Cenaze giderleri, defin giderleri, yıkama, mezar kazma, mezar taşı, ilan, cenaze nakil ücretlerini de kapsar. Cenaze giderleri, ölenin yakınları dışında diğer kişiler tarafından yapılmışsa istenemeyeceği kabul edilmiştir.

Trafik kazası nedeniyle ölüm halinde, ölen kişinin baktığı kişiler, ölenin bakımından yoksun kalmaları nedeniyle destekten yoksun kalma adı altında tazminat talep edebilirler. Destekten yoksun kalma tazminatı alabilmek için mirasçı ya da hısım olmak gerekmez. Tüzel kişilerin de bu tazminatı talep edebileceği ileri sürülmektedir.

Trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanmasında destek olanın gelir durumu, yardımın miktarı ve süresi esas alınır. Zarar görenin yeterli ölçüde geliri varsa ve ölümden dolayı bakım ihtiyacını kendisi karşılayabilecek durumdaysa destekten yoksun kalma tazminatı talep edemez.

Trafik Kazası Nedeniyle Manevi Tazminat

Trafik kazası nedeniyle manevi tazminat ile ilgili olarak Borçlar Kanunu’nun haksız fiile ilişkin hükümleri uygulanır. Trafik kazalarından doğan manevi tazminat belirlenirken haksız fiil tazminatı uygulanır.

Trafik kazası nedeniyle manevi tazminat, trafik kazasında yaralanan, vücut bütünlüğü bozulan kişiye aittir. Bununla birlikte bazı durumlarda manevi tazminat olay nedeniyle ağır üzüntü yaşayan yakınlarına da tanınmaktadır. Ölüm meydana gelmişse, ölen ile fiili bağlılığı bulunan kişiler kan bağına bakılmaksızın manevi tazminat talep edebilir.

Trafik kazasının oluşumunda zarar görenin çok ağır kusuru varsa ya da kazaya tamamıyla kendisi sebep olmuşsa manevi tazminata hükmedilemeyeceği kabul edilmektedir.

TRAFİK KAZASI SONUCU GEÇİCİ İŞGÖREMEZLİK

T.C. YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2007/19431 K. 2009/907 T. 3.2.2009

DAVA : Davacı, trafik kazası sonucu geçici işgöremezlik durumuna giren sigortalıya yapılan harcama ve ödemeler nedeniyle uğranılan Kurum zararının ödetilmesi için açılan icra takibine itirazın iptali, takibin devamı ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Hatice Kamışlık tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : Dava hukuki nitelikçe, 13.04.2002 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu yaralanan sigortalıya davalı Kurumca hastalık sigortası kolundan yapılan yardımların; 506 sayılı Kanunun 39.maddesi kapsamında sigorta şirketi bakımından poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere davalıdan tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece, 506 sayılı Kanunun 26.maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar ( Tavan ) miktarı ile sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi’nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 sayılı karan ile 26.maddedeki “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün Anayasaya aykırılık nedeniyle iptaline karar verilmiş olması nedeniyle kurumun rücu alacağının temelinin artık halefıyete değil basit rücu hakkına dayandığı, sigorta şirketlerine dava açma hakkı da ortadan kalktığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 91.maddesine göre, işletenler motorlu taşıtların kullanılmasından doğan, üçüncü kişilere verdikleri zararları karşılamak üzere zorunlu mali mesuliyet sigortası yaptırmak zorundadırlar. Bu sigorta türünde sigorta şirketi birinci, aracı sigorta ettiren ikinci, bu iki kişinin dışında olup da zarar gören kişi ise üçüncü kişi konumundadır. Madde de sigorta ettirenin “işleten” sıfatına sahip kimseler olabileceği hükme bağlanmıştır. Sigorta şirketi, araç sahibinin, gerek müstahdeminin kusurundan ve gerekse bizzat kendi kusurundan doğacak mali mesuliyetini temin etmektedir. Bu yönden sigorta şirketleri işletenin yada şoförlerinin, kusurları ile neden oldukları olaydan dolayı doğan mali sorumluluklarının belirli limit dahilinde kefili durumundadır. Bu nedenle de zarar gören kişi, kendisine zarar veren aracı sigorta eden sigortacıya, zararını tahsil etmek için başvurabilmektedir. Sigorta şirketlerinin sorumluluğu akti sorumluluk olup, poliçe limiti ile sınırlıdır. Dava, zarar verene karşı açılabiliyorsa, onun hukuki ve mali sorumluluğunu teminat kapsamında yükümlenen Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortacısına davanın açılamayacağının kabulü Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ile oluşturulan yapıya aykırıdır. Bu sigorta ile asıl güvence altına alınan menfaat, sigorta ettirenin menfaatidir. Sigorta ettiren, zararı karşıladıktan sonra kendi sigortacısından limitler dahilinde ödemesini talep edebilecektir.

506 sayılı Kanun’un 39.maddesinde; “kasdi veya suç sayılan hareketi ile sigortalının hastalanmasına sebep olan kimseye, bu kanun gereğince hastalık sigortasından yapılan her türlü giderler tazmin ettirilir.” hükmü öngörülmüş olup, maddesinin uygulanması için öngörülen “kusur” koşulunun, sigorta şirketi için de ayrıca, aranmasına gerek olmadığı gibi, anılan madde de, kusurlu kişilerden söz edilmesinin, bunlardan başkasına, özellikle sigortacılarına, rücu edilemez anlamında yorumlanamayacağı da ortadadır. Kurumun rücu hakkı ise, SSK’nın hangi maddesinden kaynaklanırsa kaynaklansın halefıyete değil Kanundan kaynaklanan bağımsız rücu hakkı ilkesine dayanır. Buna göre üçüncü kişiye verilen zarardan bu kişiye karşı birinci derecede sorumlu olan sigorta şirketinin, yardımın Kurum tarafından yapılmasından yararlanarak sorumluluktan kurtulması, sigorta hukuk ilkeleri ile bağdaşmaz, aksine sigorta şirketlerinin kuruluş amacı böyle bir sorumluluğu zorunlu kılar.

Hal böyle olunca; davalı sigorta şirketi, sigorta olayına karışan ve sürücüsü 8/8 oranında kusurlu bulunan aracın sigortacısı sıfatıyla; zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçesinde, tedavi ve sakatlık giderleri yönünden öngörülen 11.000,00 YTL’lik limit dahilinde bulunan davaya konu geçici iş göremezlik ve tedavi giderlerinden Kuruma karşı sorumlu bulunduğu gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 03.02.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

TRAFİK KAZASI NEDENİYLE MALULİYET

T.C. YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2008/12346 K. 2010/7512 T. 27.5.2010

DAVA : Dava, trafik kazası sonucu maluliyet durumuna giren sigortalıya bağlanan aylığın ve diğer giderlerin 1479 sayılı Kanun’un 63. maddesi gereğince rücuen tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği üzere davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, taraflar avukatlarınca ayrı ayrı temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : 1- 30.03.2000 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu sigortalıya maluliyet aylığı bağlandığı, ilk davada anılan aylığın ilk peşin sermaye değerinin istenildiği, birleşen davada ise, kaza sonucu bacağa takılan protezin zaman içinde kullanılamaz hale gelip değiştirilmesi üzerine, Kurumun ödediği yeni protez bedelini talep ettiği anlaşılmaktadır.

Davanın yasal dayanağını oluşturan, 1479 sayılı Kanun’un 63. maddesinde yer alan, “Üçüncü bir kimsenin suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasını gerektiren bir halin doğmasında, Kurum, sigortalı veya hak sahiplerine gerekli bütün yardımları yapar. Ancak, Kurum, yapılan bu yardımların ilk peşin değeri için üçüncü kişilere, istihdam edenlere ve diğer sorumlulara rücu eder…” düzenlemesi karşısında, mahkemece davalının, sigortalıya bağlanan maluliyet aylığının ilk peşin sermaye değerinin davalının kusuruna isabet eden miktarından sorumlu bulunduğunun kabulünde bir isabetsizlik yoktur.

Ancak, anılan maddenin ilk halinde Kurumca sigortalıya yapılan yardımların üçüncü kişilere rücu edebileceği düzenlenmiş iken, 14.03.1985 tarihli 3165 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik sonrası Kurumun sigortalıya yapılan ve yapılacak yardımların tutarı için üçüncü kişilere istihdam edenlere, araç sahiplerine ( bu ibare Anayasa Mahkemesi’nin 27.03.2002 gün, 343-41 sayılı kararı ile iptal edilmiştir ) ve sorumlulara rücu edeceği belirlenmiş, 20.06.1987 tarihli 3396 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle yapılan değişiklik sonucu ise yardımların ilk peşin değeri için rücu edileceği öngörülmüştür. 3396 sayılı Kanun gerekçesinde bu durum, “Üçüncü bir kimsenin suç teşkil eden fiili sonucunda Kurum sigortalının hak sahiplerine kanunda belirtilen yardımları yapmaktadır. Kurum yapılan bu yardımları, kusurlu üçüncü kişilere ve sorumlulara rücu davası açmak suretiyle geri almaktadır. Ancak 11. maddeyle getirilen yeni düzenleme ile Kurum, yapılan yardımların yalnız ilk peşin değerleri için rücu davası açabileceğinden, bundan sonra ek rücu davaları açamayacaktır…” şeklinde ifade edilmiştir. Böylece 3165 sayılı Kanun’un hemen sonrasında ve 3396 sayılı Kanun ile yasa koyucunun, rücu davalarını herhangi bir ayırım yapılmaksızın tüm yardımların ilk peşin sermaye değeri ile sınırlı biçimde açılmasını amaçladığı anlaşılmaktadır.

Buna göre, yukarıda belirtilen düzenlemede, “…yardımların ilk peşin değeri…”nin rücu edilebileceğinin belirtilmiş olması, bağlanan aylıkların ilk peşin sermaye değerinin rücu edilebilmesi, ikinci protez bedelinin karşılanmasının rücu edilebilecek birinci protezin ilk ve tek peşin değerini aşmak anlamına geleceği, takılan ikinci protezin birinci protezle aynı amaca yönelik olup, süren bir tedavinin parçası olarak değerlendirilemeyeceği, kazaya bağlı olarak gelişen bir durum nedeniyle yeni bir protez kullanımı gereksinimi dışında, eskimeye bağlı değiştirmelerin anılan madde kapsamında sorumluluk doğurmayacağı, bunların sosyal sigorta ilkeleri doğrultusunda Kurumca karşılanmasının gerekeceği, aksi düşüncenin sorumluluğun belirsiz koşullara bağlı olarak sürmesine yol açacağı anlaşılmakla, birleşen davaya konu ikinci protez bedelinin tahsilinin mümkün olmadığının gözetilmemesi;

2-Rücu davalarında faiz başlangıcının gelirler için onay, diğer giderler için sarf ve ödeme tarihi olduğu gözetilmeyerek, onay tarihindeki belirsizlik giderilmeden hüküm tesisi;

3-Kabule göre, davanın kabulüne karar verilmesine rağmen ıslah talebinin dikkate alınmamış olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir.

O halde taraflar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ( BOZULMASINA ), temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 27.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.