Etiket arşivi: velayet

BOŞANMA DAVASINDA ZİYNET EŞYALARI

1. Maddi sıkıntılardan dolayı eşim evi terk etti. Eşimle
ayrılma sürecindeyiz ve çekişmeli boşanma davası açtı. Düğünde takılan ziynet eşyalarını borç ödemek maksadıyla gönül rızasıyla bana verdi. Ben bunu ödemek istemiyorum. Ziynet eşyalarını verdiği zamana ait borç ödeme dekontlarının hepsi mevcut. Nasıl bir yol izlemeliyim? 2015 yılında olan SMS’ler var yalnız bunları mahkeme ister mi, isterse yeterli olur mu?

 Volkan / SAKARYA

Evlenme sırasında kadına armağan edilen ziynet eşyaları kim tarafından takılırsa takılsın kadına bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı olduğu kabul edilir.

Ziynetlerin düğün masrafları, balayı masrafları ve ev eşyası alımında bozdurulması veya evlilik içerisinde bozdurularak harcanması halinde ise kadının isteği ile iade edilmemek üzere bozdurulup ihtiyaçlar için harcandığının koca tarafından kanıtlaması gerekir.

Yani ispatlanması gereken, ziynet eşyalarının rıza ile ve iade şartı olmaksızın verildiği olup, bunun ispat edilememesi halinde koca koca ziynet eşyalarını iade etmek zorundadır.

Ziynet alacağı davalarında ispat araçları genel olarak; yemin, ikrar, tanık delili,bilirkişi raporu, teknik kayıtlardır. Sms kayıtları da bu anlamda delil olarak sunulabilecektir.

 

2. Eşim benden ayrılmak istiyor, ben istemiyorum. Benim
2000 öncesi bir evim, 2009’da ikinci evim oldu. 2013’te aynı sorundan evi 1 yıllığına başkasına devrettim. Şimdi ikisi de bende. Eşim şu an dava açmadı ama ayrılacağım diyor. Ben bu evlerin birini veya ikisini de gerçek usulde satsam  olur mu? Veyahut ne yapmam gerekir? 4 evladımı da bana karşı dolduruyor.

Mehmet / ANKARA 

Türk hukukunda 1926 öncesinde karı-koca mal rejimi kavramı yoktu. Tam anlamıyla mal ayrılığı vardı.

743 sayılı Medeni Kanun ise, yasal olarak mal ayrılığını kabul etmekle beraber, bunun yanı sıra mal birliği ve mal ortaklığı gibi 2 farklı mal rejimini de düzenlemişti. Böylece eşler 3 farklı mal rejiminden dilediğini seçebilme imkanına sahipti.

1 Ocak 2002’de 4721 sayılı yeni Medeni Kanun’un yürürlüğe girmesinden evvel yapılan evlilikler için mal ayrılığı rejimi benimsenmiştir. Yani 1 Ocak 2002’den önce başlayan bir evlilikte evlilik sözleşmesi de yapılmamışsa, evliliğin bu döneminde eşlerin adına kayıt ettirdikleri mal varlıkları kimin adına kayıtlı ise onun olur.

4721 sayılı Medeni Kanun, yasal olarak edinilmiş mallara katılma rejimini kabul etmiştir.

Bu düzenlemelerin sonucu olarak, aralarındaki yasal mal rejimini değiştirmemiş eşlerin 1 Ocak 2002  tarihinden önceki mal varlıklarına mal ayrılığı, 1 Ocak 2002’den sonraki mal varlıklarına ise edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanacaktır.

Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukuki işlemi yapabilir. Ancak mal rejimi içerisinde eşin edindiği araba veya evin boşanma dönemi öncesinde satılması ve bu vaziyette diğer eşin mağdur olması gibi durumlarda mahkeme satım işlemlerini incelemekte ve mal rejimi içerisinde edilen malların tamamı için katılma alacağına ilave etmektedir.

 

3. Eşim yaklaşık 3 yıldır yurt dışında ve 1 yıldır sözde benden ayrıldı. 2 çocuğumu da yanına götürmek istiyor. Aksi takdirde çocuklarımı elimden alabileceğini iddia ediyor. Eşimin oturumu yok ve de başka bir bayanla da birlikte ve bir çocukları var. Boşanmaz isem resmi kurumlarda adamlarının olduğunu çocukları elimden almak istediğini  iddia ediyorlar. Ben daha Türkiye’deyken benim için en mantıklısı ne olur?

Zeliha / TÜRKİYE

Medeni Kanunumuz, boşanmaya imkan veren sebepleri altı maddede düzenlemiştir. Boşanma nedenleri, özel ve genel nedenler olmak üzere ikiye ayrılır. Boşanmanın özel nedenleri, zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığıdır. Genel nedenler ise evlilik birliğinin temelden sarsılması, anlaşmalı boşanma ve fiili ayrılık nedeniyle boşanmadır.

Bu boşanma nedenlerinden zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, terk, anlaşmalı boşanma, fiili ayrılık nedeniyle boşanma etkileri yönünden mutlak boşanma sebepleri olarak gösterilmekteyken; suç işleme, haysiyetsiz hayat sürme, akıl hastalığı ve evlilik birliğinin temelden sarsılması nispi boşanma sebepleri olarak ayrılmaktadır.

Eşlerden birinin evlilikten doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk etmesi veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmemesi halinde belirli sürelerin geçmiş olması halinde terk edilen eş boşanma davası açabilecektir. Aynı zamanda eşin başka bir kadınla birlikte olması halinde zinaya dayalı boşanma davası açılabilmesi mümkündür.

Hakim çocuğun velayetinin kimde kalacağı, çocuk ile ana baba arasındaki kişisel ilişkiler ve iştirak nafakası konusunda düzenleme yapmak zorundadır. Eşlerin bu konuda anlaşamaması halinde hakim çocukların yararını gözeterek karar verecektir.

İleride doğabilecek hak kayıplarını engellemek amacıyla sürecin bir avukatla takip edilmesinde yarar vardır.

4. Merhaba. Aldatılıyorum, lütfen bana yardım eder misiniz?
Bir gelirim yok, ne yapabilirim? 

Gülten / İZMİR

Merhaba. Sosyal devlet anlayışının bir sonucu olarak yoksulluğun hak aramaya engel olmaması amacıyla hukukumuzda adli yardım düzenlemesi yer almaktadır.

Bulunduğunuz ildeki Baro Başkanlığına yazılacak bir dilekçe ve gerekli evrakların teslimi ile adli yardım talebinde bulunabilmeniz mümkündür.

5. Merhabalar imam nikahlı Kırgızistan uyruklu eşimden 3
yaşında oğlum var ancak eşimin deport olması durumunda çocuk velayeti nasıl olur? Çocuk benim adıma kayıtlı Türk vatandaşı, eşim Kırgızistan vatandaşı. Teşekkür ederim.

Mustafa / İSTANBUL

Merhaba. Velayet hakkı sadece ana-babaya aittir.

Hakim, velayetin kimde kalması gerektiğini tayin ederken çocuğun çıkarlarını göz önünde bulundurmalı ve buna göre karar vermelidir. Velayet hakkı kendisinde bulunan eşin velayet hakkını kullanmasının doğal sonucu olarak ortak çocuğu yurt dışına çıkarması boşandığı eşinin muvafakatına bağlı değildir.

 

6. 2011 senesinde açmış olduğum boşanma davası,avukatımın davayı yanlış gerekçe ile açması yüzünden reddedildi.
Davalı olan taraf istinaf dilekçesi vererek, boşanmanın
gerçekleşmesini ve nafaka ödemek istemediğini söylüyor. Avukatım olmadığından istinaf dilekçesine yanıt vermek istiyorum. Teşekkürler.

Sandra / İSTANBUL

İstinaf dilekçesinin size tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde gerekçeli olarak yazılan cevap dilekçenizi kararı veren mahkemeye veya başka bir yer mahkemesine verebilirsiniz. Ancak hak kaybı yaşamamak adına işinin ehli bir avukattan yardım almanız yararlı olacaktır.

 

7. Abimin evliliğinde geçimsizlik var, boşanmak istiyor. Karşı taraf dava açsa babamın evinde bir hakları olabilir mi?  

Güngör / SAKARYA

Evliliğin hukuki sonuçlarından en önemlilerinden biri de mal paylaşımıdır. Yargıtay, eşlerden birinin anne veya babalarından gelen malları, satış gösterilse dahi, bağış olarak kabul etmektedir. Bağış, karşılıksız kazanma yoluyla elde edildiğinden kişisel mal statüsünde olup, edinilmiş mal statüsünde değildir. Yani diğer eşin bu mallarda katılma alacağı hakkı yoktur.

 

8.  Eşimle anlaşmalı boşanacağız. 2 çocuğumuz var, ne
kadar nafaka çıkar?

Hasan / BURSA 

Anlaşmalı boşanmada taraflar sadece boşanmak konusunda değil, boşanmanın mali sonuçları ile çocukların boşanmadan sonraki durumlarının ne olacağı konusunda anlaşmış ve hâkim onlar tarafından yapılan düzenlemeyi uygun bulmuş olmalıdır.

Hâkim tarafların yaptığı düzenlemeyi uygun bulmazsa tarafların ve müşterek çocukların menfaatlerini dikkate alarak taraflarca öngörülen düzenlemede gerekli saydığı değişiklikleri yapabilir.

Boşanmalarda nafakanın ne kadar ödeneceğine ilişkin hakim, nafakayı ödeyecek kişinin geliri oranında bir miktara hükmetmektedir. Bu değişiklikler taraflarca da kabul edilirse anlaşma tamamlanmış olur.

 

9. Evi ve babasının emekli maaşını alan kadına
yoksulluk nafakası bağlanır mı? Ve karşı tarafın kredi borçları
yüzünden aldığı maaş kendine bile yetmezken yoksulluk nafakası yine de bağlanır mı? Teşekkür ederim.

Yeliz / ANTALYA

Yoksulluk nafakası, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde aynen şöyle düzenlenmiştir:

“Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.”

Yoksulluk nafakası isteyen tarafın, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşme tehlikesiyle karşı karşıya olması, yeterli gelirinin olmaması ve talepte bulunması gereklidir. Bu halde, maddi geliri olan ve boşanma dolayısıyla yoksulluğa düşme tehlikesi olmayan taraf yoksulluk nafakası alamayacaktır.

Nafaka, diğer tarafın mali gücüyle orantılı olarak takdir edilmelidir. Ödenecek yoksulluk nafakası, talepte bulunan tarafın yoksulluğa düşmesini önleyecek ve normal şartlarda onun geçimine yetecek miktarda olmalıdır.

10. 17 senelik evliyim. 3 çocuğum var. Evliliğimde eşimle
sürekli geçimsizlikler yaşadım. Hep ben bilirim ben harcarım düşüncesinde. Akraba bağlarım koptu psikolojik baskı altındayım. Sürekli küçük görülüyorum, adımı söylemek bile istemiyor lütfen bana yardımcı olur musunuz? Ev hanımıyım, hiçbir gelirim yok.

Leyla / TOKAT 

Medeni Kanunumuz, boşanmaya imkan veren sebepleri altı maddede düzenlemiştir. Boşanma nedenleri, özel ve genel nedenler olmak üzere ikiye ayrılır. Boşanmanın özel nedenleri, zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığıdır. Genel nedenler ise evlilik birliğinin temelden sarsılması, anlaşmalı boşanma ve fiili ayrılık nedeniyle boşanmadır.

Pek kötü davranış mutlak bir boşanma nedeni olduğundan ortak yaşamın davacı açısından çekilmez hale gelip gelmediği araştırılmayacaktır. Pek kötü davranış, zulüm, işkence, ağır eziyet, dövmek, aç bırakmak ile ağır hakaret, silahla tehdit ve benzeri fiiller kabul edilmiştir. Eylemin pek kötü davranış sayılıp sayılmayacağını hakim durumun gereklerine göre belirleyecektir.

Pek kötü davranışta yeterli ağırlık yoksa eylemin tekrarlanması koşulu vardır. Ancak onur kırıcı davranışlarda tek bir olay boşanma kararı verebilmek için yeterlidir. Onur kırıcı davranışta hakaret doğrudan doğruya davacının kişiliğine yönelmiş olmalı ve hakaretin tecavüz kastı ile yapılmış olması şarttır.

Yoksulluğun hak arama özgürlüğüne engel olmaması için hukukumuzda adli yardım düzenlemesi bulunmaktadır. Adli yardım talebinde bulunmak, gerekli evraklar ve baro başkanlığına yazılan dilekçe ile mümkündür.

Velayetin Düzenlenmesi ve Değiştirilmesinde Re’sen Araştırma İlkesi

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2015/13962 K. 2015/17285 T. 5.10.2015
VELAYETİN DÜZENLENMESİ VE DEĞİŞTİRİLMESİ ( Kamu Düzenine İlişkin Olup Bu Davalarda Re’sen Araştırma İlkesi Geçerli Olup Düzenlemede Ana ve Babanın İstek ve Tercihlerinden Önce Çocuğun Bedeni Fikri ve Ahlaki Gelişimi Önem ve Öncelik Taşıyacağı – Velayet Hakkına Sahip Olanın “Davayı Kabul” Açıklaması Bu Davalarda Tek Başına Sonuç Doğurmayacağı )
RE’SEN ARAŞTIRMA İLKESİ ( Velayetin Düzenlenmesi ve Değiştirilmesi Kamu Düzenine İlişkin Olup Düzenlemede Ana ve Babanın İstek ve Tercihlerinden Önce Çocuğun Bedeni Fikri ve Ahlaki Gelişimi Önem ve Öncelik Taşıyacağı – Velayet Hakkına Sahip Olanın “Davayı Kabul” Açıklaması Bu Davalarda Tek Başına Sonuç Doğurmayacağı )
ÇOCUĞUN ÜSTÜN YARARI İLKESİ ( Taraflardan Delillerinin Sorulması ve Göstermeleri Halinde Toplanması ve Göstermedikleri Takdirde de Re’sen Delil Toplanması Gerektiği – Velayet Sahibinin Değiştirilmesini Gerekli Kılan Bir Durumun Bulunup Bulunmadığı Hususunda Psikolog Pedagog ve Sosyal Çalışmacıdan Oluşan Uzmanlara İnceleme Yaptırılarak Rapor Alınması Gerektiği )
6100/m.385/2
4787/m.5
ÖZET : Velayetin düzenlenmesi ve değiştirilmesi kamu düzenine ilişkin olup, bu davalarda re’sen ( kendiliğinden ) araştırma ilkesi geçerlidir Düzenlemede, ana ve babanın istek ve tercihlerinden önce, çocuğun bedeni, fikri ve ahlaki gelişimi önem ve öncelik taşır. Bu bakımdan, velayet hakkına sahip olanın “davayı kabul” açıklaması bu davalarda tek başına sonuç doğurmaz. Velayetinin değiştirilmesi istenilen müşterek çocuk Hatice 19.06.2009 doğumludur. Taraflar boşanmışlar, boşanma kararıyla velayeti anneye bırakılmış, karar kesinleşmiştir. Düzenlemede asıl olan çocuğun üstün yararı olduğuna göre, taraflardan delillerinin sorulması, göstermeleri halinde toplanması, göstermedikleri takdirde de re’sen delil toplanması, bu çerçevede çocuğun üstün yararının ebeveynlerinden hangisinin yanında bulunmak olduğu ve velayet sahibinin değiştirilmesini gerekli kılan bir durumun bulunup bulunmadığı hususunda 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5. maddesi uyarınca, psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlara inceleme yaptırılarak, rapor alınması ve tüm deliller birlikle değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Velayetin düzenlenmesi ve değiştirilmesi kamu düzenine ilişkin olup, bu davalarda re’sen ( kendiliğinden ) araştırma ilkesi geçerlidir ( HMK.md.385/2 ). Düzenlemede, ana ve babanın istek ve tercihlerinden önce, çocuğun bedeni, fikri ve ahlaki gelişimi önem ve öncelik taşır. Bu bakımdan, velayet hakkına sahip olanın “davayı kabul” açıklaması bu davalarda tek başına sonuç doğurmaz. Velayetinin değiştirilmesi istenilen müşterek çocuk Hatice 19.06.2009 doğumludur. Taraflar boşanmışlar, boşanma kararıyla velayeti anneye bırakılmış, karar 21.01.2013 tarihinde kesinleşmiştir. İşbu dava ise 16.02.2015 tarihinde açılmıştır. Düzenlemede asıl olan çocuğun üstün yararı olduğuna göre, taraflardan delillerinin sorulması, göstermeleri halinde toplanması, göstermedikleri takdirde de re’sen delil toplanması, bu çerçevede çocuğun üstün yararının ebeveynlerinden hangisinin yanında bulunmak olduğu ve velayet sahibinin değiştirilmesini gerekli kılan bir durumun bulunup bulunmadığı hususunda 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5. maddesi uyarınca, psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlara inceleme yaptırılarak, rapor alınması ve tüm deliller birlikle değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekir. Bu yönde araştırma ve inceleme yapılmadan, eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.10.2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY :

Dava velayetin değiştirilmesi talebine ilişkin olup, davalının kabulü üzerine velayeti davalı annede bulunan 2009 doğumlu müşterek çocuğun velayetinin değiştirilerek davacı babaya verilmesine karar verilmiştir. Velayetin düzenlenmesi ve değiştirilmesi davalarında re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu ( HMK. md. 385/2 ) konusunda sayın çoğunlukla aramızda görüş ayrılığı yoktur. Re’sen araştırma ilkesine tabi davalarda tarafların bildirdiği deliller dışında mahkemece yeni deliller toplanması veya tarafların beyanlarına itibar edilmemesini gerektirecek, dosya içerisinde buna ilişkin bir kısım delillerin en azından az da olsa bir emarenin bulunması gerekir. Ancak böyle bir durumda tahkikat aşamasında veya temyiz dilekçesinde davanın kabulüne ilişkin beyanının çocuğun yararına olmadığına ilişkin ciddi bir iddia ileri sürüp buna ilişkin bir delilde göstermemiştir. Dosya içerisinde de davalının kabulünün ve velayetin değiştirilmesinin çocuğun yararına olmadığına ilişkin bir delil veya emare bulunmamaktadır. O halde davalı annenin kabul beyanı üzerine velayetin değiştirilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Bu sebeple temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiğini düşündüğüm için sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Çocuğun Üstün Yararı Ana Babanın İsteklerinden Önce Gelir

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2015/16656 K. 2015/17893 T. 8.10.2015
VELAYETİN DÜZENLENMESİ ( Çocukların Üstün Yararının Ana Ve Babanın İsteklerinden Önce Geleceği – İdrak Çağında Olan Çocuğun Görüşünün Aksine Velayetin Babada Kalmasına Dayanak Yapılan Gerekçelerin Velayetin Anneye Verilmesi Halinde Çocuğun Fikri Ahlaki Ve Bedeni Gelişmesinin Zarara Uğrayacağını Gösterir Nitelikte Olmadığı/İdrak Çağındaki Çocuğun Görüşü de Dikkate Alınarak Davanın Kabulüne Karar Verilmesi Gerektiği )
ÇOCUĞUN ÜSTÜN YARARININ KORUNMASI ( Anne Babanın İsteklerinden Önce Geleceği – İdrak Çağındaki Çocuğunun Dava Hakkındaki Görüşüne Önem Verileceği/Çocuğun Fikri Bedeni Ve Ahlaki Gelişimindeki Yüksek Yararı Gerektirdiği Takdirde Açıkladığı Görüşünün Aksine Karar Verilmesi de Mümkün Olup Bunun Haklı Gerekçelerinin Kararda Gösterileceği )
İDRAK ÇAĞINDAKİ ÇOCUĞUN GÖRÜŞÜ ( Çocuğun Bilirkişiye Babasının Kendisine Tokat Attığını Ve Aşağılayıcı Sözler Söylediğini Belirttiği Ve Velayetinin Anneye Verilmesi Yönünde Görüş Bildirdiği/Mahkemece Çocuğun Görüşünün Aksine Verilen Kararın Haklı Gerekçelerinin Kararda Gösterilmesi Gereği – Çocuğun Görüşü Doğrultusunda Davanın Kabulüne Karar Verileceği )
ÇOCUK HAKLARI SÖZLEŞMESİ ( İç Hukuk Bakımından İdrak Çağında Olduğu Kabul Edilen Çocukların Kendilerini İlgilendiren Konularda Görüşünün Alınması Ve Görüşüne Gereken Önemin Verilmesini Öngördüğü )
4721/m. 182
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi/m. 12

Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi/m. 3, 6

ÖZET : Velayet düzenlemesi yapılırken iç hukuk bakımından idrak çağında olduğu kabul edilen çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşünün alınması ve görüşüne gereken önemin verilmesi gerekir. Çocuğun fikri, bedeni ve ahlaki gelişimindeki yüksek yararı gerektirdiği takdirde, açıkladığı görüşünün aksine karar verilmesi de mümkün olup; bunun haklı gerekçelerinin kararda gösterilmesi gerekir. Mahkemece, idrak çağında olan çocuğun görüşünün aksine velayetin babada kalmasına dayanak yapılan gerekçeler, velayetin anneye verilmesi halinde çocuğun fikri, ahlaki ve bedeni gelişmesinin zarara uğrayacağını gösterir nitelikte değildir. Bu yön gözetilerek, idrak çağındaki çocuğun görüşü de dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Velayet kamu düzenine ilişkindir. Velayetin düzenlenmesinde, çocukların üstün yararı, ana ve babanın isteklerinden önce gelir. Dava, boşanma kararıyla düzenlenen velayetin değiştirilerek müşterek çocuk G.’in velayetinin babadan alınarak davacı anneye verilmesi istemine ilişkindir. İdrak çağında bulunan 2000 doğumlu müşterek çocuk G.’in, mahkemece görevlendirilen bilirkişiye, babasının kendisine tokat attığını ve aşağılayıcı sözler söylediğini belirttiği ve velayetinin anneye verilmesi yönünde, görüş bildirdiği anlaşılmaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12, Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3. ve 6. maddeleri, iç hukuk bakımından idrak çağında olduğu kabul edilen çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşünün alınması ve görüşüne gereken önemin verilmesini öngörmektedir. Çocuğun fikri, bedeni ve ahlaki gelişimindeki yüksek yararı gerektirdiği takdirde, açıkladığı görüşünün aksine karar verilmesi de mümkün olup; bunun haklı gerekçelerinin kararda gösterilmesi gerekir. Mahkemece, idrak çağında olan çocuğun görüşünün aksine velayetin babada kalmasına dayanak yapılan gerekçeler, velayetin anneye verilmesi halinde çocuğun fikri, ahlaki ve bedeni gelişmesinin zarara uğrayacağını gösterir nitelikte değildir. Bu yön gözetilerek, idrak çağındaki çocuğun görüşü de dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istenmesi halinde yatırana iadesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.10.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.