Terk Nedeniyle Açılacak Boşanma Davası

Evi Terk Eden Eşe Açılacak Boşanma Davası

TMK md.164 :”Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.

Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi halinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilan yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz. “

Terk, bir eşin ortak hayattan ayrılmasıdır. Bu sebeple müşterek evde yaşamaya devam ederken dargın durmak, cinsel ilişkiden kaçınmak vb. terk değildir.

Terk, mutlak boşanma sebeplerindendir; hâkimin terk yüzünden ortak hayatın diğer eş için çekilmez hale gelip gelmediğini araştırması gerekmez.

Terk Nedeniyle Boşanma Davasının Şartları

Medeni Kanunumuz, terkin bir boşanma sebebi olması için aşağıdaki şartları aramaktadır:

1 Evlilik Birliğinden Doğan Yükümlülükleri Yerine Getirmemek Amacıyla Ortak Hayata Son Verilmiş olmalıdır

Eş ya evlenmenin kendisine yüklediği vazifeleri ifa etmemek amacıyla ortak hayatı terk etmiş olmalıdır yahut evden bu amaçla ayrılmış olmamakla birlikte haklı bir sebep yokken eve dönmemelidir.

Terk, kusura dayanan bir boşanma sebebidir. Bu sebeple, bir yere iş için giden eş; hastalığı sebebiyle hastaneye yatan askere giden eş bakımından terk sebebiyle boşanma davası açılması söz konusu olmaz. Ancak terkten başka bir amaçla evden ayrılan eş, daha sonra haklı bir sebep olmaksızın eve dönmezse terk gene gerçekleşmiş olur.

Terk nedeniyle açılmış boşanma davasında karşı tarafın kabulü sonuç doğurmaz, hâkimin terk olgusunu araştırması gerekir. Diğer yandan terk nedeniyle açılmış boşanma davasında aynı zamanda evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı da ileri sürülemez.

Kocanın karısını evden kovması, eve almaması halinde karı değil koca ortak hayatı engellediği için terk konumunda sayılır. Aynı şekilde ortak hayatı sürdürmeye elverişli ev kurmayan koca için de terk hükümleri uygulanabilir. Buna karşın kocanın seçtiği, ortak hayatı kurmaya elverişli, bağımsız eve gitmeyen kadın terk etmiş sayılır. Yargıtay, seçilen evin ortak hayatı kurmaya elverişli olmaması halinde bu eve gidilmemesini haklı sebep saymıştır.

Kanuna göre, boşanma davasının açılmasıyla eşler ayrı yaşama hakkı elde etmiş olur. Bu suretle evden ayrılan eş aleyhine terke dayanan boşanma davası açılmaz. Bunun gibi, diğer eşin rızasıyla ayrı yaşama halinde de terk sebebiyle boşanma davası açılamaz.

2 Terkin En Az Altı Ay Sürmüş Olması Gerekir

Eşlerden birinin ortak hayata son vermek amacıyla ve evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk etmesi veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmemesi halinde, terk edilen eş hemen boşanma davası açamaz. Boşanma davasının açılabilmesi için ayrı yaşamanın en az altı ay sürmüş ve devam etmekte olması şartı bulunmaktadır.

Bununla birlikte altı aylık süre içerisinde sırf süreyi kesmek için arada eve dönmüş olmak süreyi kesmez, ancak samimi eve dönüşler süreyi keser. Aynı eş bir süre sonra tekrar ortak konutu terk ederse bu tarihten itibaren yeni bir altı aylık süre işlemeye başlar. Yeniden terk hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir.

Terkin uzun süredir devam etmesi dava hakkını etkilemez. Dava bir hak düşürücü süreye tabi değildir.

Daha önce açılan boşanma davasının reddinin kesinleşmesinden itibaren dört ay geçmedikçe terk nedeniyle ihtar çekilmesinin sonuç doğurmaz.

3 Eve Dönüş İçin İhtar Gönderilmiş Olmalıdır

Boşanma davası açılabilmesi için terk halindeki eşe terk olayını izleyen dördüncü ayın sonunda, iki ay içinde eve dönmesi için hâkim tarafından ihtar gönderilmiş ve eş bu ihtara rağmen eve dönmemiş olmalıdır. Dört aylık sürenin son gününün tatile rastlaması halinde süre uzamaz, her türlü tatil günleri dört aylık süreye dahildir. Buna göre terk nedeniyle boşanma davası ancak en erken altıncı ayın sonunda açılabilecektir.

İhtarda süre belirtilmemişse ihtar sonuç doğurmaz. İhtar için yetki kuralı aranmaz. İhtarın yapılması herhangi bir mahkemeden istenebilir.

Terk halindeki eşin adresi bilinmiyorsa ihtar ilan yoluyla yapılabilir.
Hâkim, ihtarın yapılması için herhangi bir araştırma yapmaz, ihtarın haklı olup olmadığı dava sırasında incelenir. Ancak, ihtar için yapılan başvuruda henüz terk süresinin altı ayı doldurmadığı anlaşılıyorsa talep reddedilmelidir.

İhtarla ilgili itirazlar boşanma davası ile birlikte incelenir. Bunun gibi, ihtar gönderilmesi kararı temyiz de edilemez. İhtar için gerekli şartların bulunup bulunmadığı veya ihtarın samimi olarak ortak hayatı kurma arzusu ile yapılmadığı gibi itirazlar boşanma davası görülürken ileri sürülür. Bu suretle terk eden eş, terk etmekte değil dönmemekte haklı olduğunu ispat etmelidir, aksi halde boşanmaya karar verilebilir.

Yukarıdaki şartların gerçekleşmesi halinde terk nedeniyle boşanma davası açma hakkı doğar. Şartların tamam olduğunun hâkim tarafından tespiti halinde boşanmaya karar verilmesi için artık evliliğin çekilmez hale gelip gelmediği araştırma konusu değildir. Şartlar gerçekleştikten sonra eşin ortak hayata dönmüş veya dönme talebinde bulunmuş olması dava hakkına etki yapmaz.

Bununla birlikte terk nedeniyle açılmış davada davalının davayı kabul beyanı sonuç doğurmaz. Hâkim şartların mevcut olup olmadığını araştırmak zorundadır.

4 İhtarın Geçerli ve Haklı Olması Gerekir

Yargıtay’a göre ortak konutun ihtar istek tarihinden en az 4 ay önce hazır edilmesi gerekmektedir.

Yargıtay eşin yol giderlerinin konutta ödemeli gönderilmemesini ihtarın samimi olmaması olarak değerlendirmekte ve geçerli kabul etmemektedir.

Yine, gönderilmiş olan yol giderinin yetersiz oluşu da ihtarın geçersiz olması sonucunu doğurur.

Terk sebebiyle boşanma davasında ( TMK. md. 164 )davalıya gönderilen ihtar kararında ortak konuta iki ay içinde dönmesi gerektiğine ilişkin dönüş süresinin gösterilmesi gerekir.

Eşler evlilik süresince birlikte oturmak, aynı evi paylaşmak yükümündedir. Bununla birlikte eşlerden birinin haklı olarak evi terk etmiş olması mümkündür. Terk nedenine dayalı boşanma davasında terk ihtarının sonuç doğurması ve terk nedenine dayalı olarak boşanma kararı verilebilmesi için evi terk eden eşin eve dönmemekte haklı olmaması gerekir.

Yargıtay’a göre eşler arasında bir ceza davası mevcutken gönderilmiş olan ihtar sonuç doğurmaz. Aleyhine uzaklaştırma kararı verilmiş olan eşin terk ihtarı gönderme hakkı bulunmamaktadır.

Açtığı boşanma davası yahut müstakil nafaka davasıile ayrı yaşamaya hakkı olan eşe gönderilen ihtar haklı değildir.

İhtar kararında anahtar yerinin gösterilmemiş olması Yargıtay tarafından samimi ve bu nedenle sonuç doğurur bulunmamaktadır.
Eşini döven kocanın bu olayların etkisi geçmeden ihtar göndermesi de yine samimi ve sonuç doğurur haklı bir ihtar olarak kabul edilmemektedir.

Gönderilen ihtarın ortak hayatın yeniden kurulması isteğini samimi olarak içermesi gerekir.

5 Hazır Edilen Konutun Uygun Olması Gerekir

Medeni Kanunun 186. maddesine eşler oturulacak konutu birlikte seçerler. Terk ihtarında davet edilen konutun bu nedenle eşler tarafından birlikte seçilmiş yahut hâkim tarafından belirlenmiş ve manevi olarak bağımsız olması davet edilen eşe uygun olması gerekir.

İhtarın gönderilmesi, ihtardan önce yaşanan olayların ihtarı gönderen eş tarafından hoş görüldüğü ve affedildiği anlamına gelir. İhtardan sonra artık, önceki olaylara dayanarak boşanma davası açılamaz.

Terk nedeniyle boşanmaya karar verilmesi halinde davacıya ayrıca manevi tazminat verilmez.

Terk Nedeniyle Açılacak Boşanma Davalarıyla İlgili Örnek Yargıtay Kararları

1 Terkin Boşanma Sebebi Teşkil Etmesi İçin Eşin Evlilik Birliğinden Doğan Yükümlülükleri Yerine Getirmemek Amacıyla Ortak Hayata Son Vermiş Olmasının Gerektiği

“Davalı kadının 09.09.2005 tarihinde açmış olduğu nafaka davasından dört ay geçtikten sonra davacı koca tarafından 01.02.2006 tarihinde ihtar istenilmiştir. İhtar kararı davalı kadına 08.02.2006 tarihinde tebliğ edilmiş dava da tebliğden itibaren 2 ay geçtikten sonra süresi içerisinde 11.04.2006 tarihinde açılmıştır. Davacı kocanın terke dayalı davası süresindedir. Toplanan delillerden davalı kadın haklı bir nedenle müşterek konuta dönmediğini de kanıtlayamamıştır. Mahkemece davacı kocanın terke dayalı boşanma davasının kabulüne karar vermek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.”
YARGITAY 2.HUKUK DAİRESİ E.2007/8764 K.2007/10257 18.6.2007

2 Terk Nedeniyle Açılan Boşanma Davalarında Terk Eden Eşin İkrarının Hakimi Bağlamayacağı

“Davacı-davalı kadının kronik böbrek yetmezliği hastası olduğu, Ereğli’ye 50-60 km. mesafede bulunan ve davalı-davacı kocanın müşterek konut olarak gösterip, davet ettiği Obruk Yaylasından haftada 3 kez diyalize girmek için gelip gitmenin yaşamını tehlikeye sokacağını ileri sürerek dönmediği, davacı-davalı kadının hastalık nedeni ile Obruk Yaylasındaki konuta dönmemekte haklı olduğu anlaşılmıştır. Davalı-davacı kocanın Ereğli merkezde ev açıp kadını davet ettiği ve kadının sebepsiz yere müşterek konuta dönmediğinden bahisle terke dayalı davanın kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamıştır.”
YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2007/370 K. 2007/12849 T. 28.9.2007

3 Davalının Davayı Kabulü Sonuç Doğurmaz

“1-Boşanma davası, Türk Medeni Kanununun 164. maddesinde yer alan terk sebebine dayanmaktadır. Terk sebebine dayanan boşanma davasında, davalının “davayı kabul” beyanı sonuç doğurmaz. ( TMK. md. 184/1-3 ) Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanılarak açılmış bir davada Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesindeki şartların varlığı halinde kabulün hukuki değeri vardır. Dava, bu sebebe dayanmamaktadır. Bu bakımdan tarafların gösterecekleri deliller usulünce toplanıp, dayanılan hukuki sebep çerçevesinde değerlendirilerek hasıl olacak sonuç uyarınca karar verilmesi gerekirken boşanma davasının davalı tarafından kabul edildiğinden bu halde evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılması gerektiğinden söz edilerek yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
2-Kabule göre de; Davalının bizzat dinlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi de usul ve yasaya aykırıdır.”
YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2004/13745 K. 2004/14686 T. 8.12.2004

4 Ortak Konutu Terk Etmeye Zorlayan veya Haklı Bir Sebep Olmaksızın Ortak Konuta Dönmeye Engel Olan Eşin Davranışının Terk Kabul Edileceği

“Terk sebebine dayalı boşanma davasının kabul edilebilmesi için öncelikli şartı davalı eşin haklı bir sebep olmadan en az dört aydan beri evlilik birliği dışında kalmasıdır. Tarafların birlikte seçtikleri ( TMK m. 186 )veya Türk Medeni Kanunu’nun 188. maddesi şartlarının oluşması sebebiyle eşlerden birinin seçtiği ya da hakim tarafından belirlenen ( TMK m. 195 )hallerine uygun oturmaya elverişli bağımsız bir evleri yoksa, birlik dışında bulunan eşin bu davranışı haklı sebebe dayanır.

Terk edilen eş ( TMK m. 164 )diğerini yukarıda açıklanan kurallara uygun olarak ortak konuta çağırmakla yükümlüdür. Çünkü ortak hayat bunu zorunlu kılar ( TMK m. 185/3 ). Bu itibarla, kanunda gösterilen ( TMK m. 164 )sürelerin başında tarafların kanuni koşullara uygun ortak konutunun olmadığı anlaşıldığından ihtar geçersiz olmakla, davanın reddi gerektiğinin düşünülmemesi doğru bulunmamıştır.”
YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E.2008/20693 K.2010/2231 10.2.2010

5 Seçilen Evin Ortak Hayatı Kurmaya Elverişli Olmaması Halinde Söz Konusu Eve Gidilmemesinde Haklı Olunduğu

“Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesine dayalı terk nedeniyle boşanma istemine ilişkindir.
Davalı kadın, eldeki dava açılmadan evvel 09.03.2005 tarihinde nafaka davası açmış; mahkemece, müşterek evlilikte davacı kocanın, haklı bir neden olmaksızın davalı kadını birlikte yaşamaktan kaçınmaya zorlayan davacı erkeğin kusurlu olduğu ve bu nedenle davalı kadının ayrı yaşamakta haklı olduğu, davalı kadının geçimi için ayrı yaşama döneminde istediği tedbir nafakasının davalı kocanın ekonomik durumu nazara alınarak belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne 09.02.2006 tarihinde karar verilmiş; karar davacı koca tarafından temyiz edilmiş; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nce, 05.06.2006 tarihinde onanmıştır.
Davacı koca, nafaka davası kesinleştikten sonra 25.09.2006 tarihinde Karşıyaka 1. Aile Mahkemesi’ne başvurarak; davalı kadının müşterek konutu terk ettiğini, davacının çabasına rağmen davalı kadının ortak konuta dönmediğini belirterek, davalıya eve dönmesi, aksi taktirde boşanma davası açılacağı konusunda ihtar kararı verilmesini istemiştir. Mahkemece 27.09.2006 gün ve 2006/105 D. iş Esas, 55 Karar sayısıyla ihtar kararı verilmiş ve davalının imzasına 12.10.2006 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Eldeki dava, terke dayalı boşanma istemiyle 02.03.2007 tarihinde açılmış, mahkemece davalı tanıklarının beyanları da nazara alınarak, davalı eşine hakaret eden, şiddet uygulayan, evden kovan, evin anahtarını değiştiren davacı kocanın olayların oluşumunda tam kusurlu olduğu, bu nedenle davalı kadının eve dön ihtarına uymak zorunda olmadığı, davacı kocanın eve dön ihtarında samimi olmadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine, özel dairece karar yukarıda açıklanan gerekçeyle ve davanın kabulü gerektiğinden bahisle oyçokluğu ile bozulmuştur.
Mahkemece, önceki kararda direnilerek davanın reddine karar verilmiş; hükmü davacı vekili temyize getirmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda terk olgusunun yasal anlamda gerçekleşip gerçekleşmediği; terk edilen eşin gerçekte davacı mı, davalı mı olduğu ve buna göre de davacının terke dayalı boşanma davasını açabilmek yönünden taraf sıfatına sahip olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Öncelikle, terke dayalı boşanma davasının yasal dayanağı ve koşullarının irdelenmesinde yarar vardır:
“Terk hukuksal nedenine dayalı boşanma”:
01.01.2002 tarihinde yürürlükten kaldırılan ( mülga ) 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 132. maddesinde;
“Karı kocadan biri, evlenmenin kendisine tahmil ettiği vazifeleri ifa etmemek maksadiyle diğerini terkettiği veya muhik bir sebep olmaksızın evine dönmediği takdirde, ayrılık en az üç ay sürmüş ve devam etmekte bulunmuş ise diğeri boşanma davasında bulunabilir. Davaya hakkı olan tarafın talebi ile hakim, diğer tarafa bir ay zarfında evine avdet etmesini ihtar eder. Bu ihtar icabında ilan tarikiyle yapılır. Şu kadar ki boşanma davasını ikame için muayyen müddetin ikinci ayı hitam bulmadıkça ihtar talebinde bulunulamaz ve ihtar vukuunda bir ay bitmeden dava ikame olunamaz.”
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesinde ise:
“Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hakim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.
Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hakim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi halinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilan yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz” şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere, 743 Sayılı eski yasada, terk eden veya dönmeyen eşe karşı “diğerinin” dava açacağı ifade edilmiş; 4721 Sayılı Yasada ise; açıklanan şekilde terk eden veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmeyen eşe karşı; “terk edilen eşin boşanma davası açabileceği” şeklinde yer alan hüküm ile dava açacak olanın terk edilen eş olduğu açıkça belirtilmiştir. Maddenin aynı fıkrasının son cümlesinde de: “Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır” düzenlemesi getirilerek, terk sebeplerine önceki hükümde yer almayan “terk etmiş sayılma” hali ilave edilmiştir.
Daha açık ifadeyle, yukarıya aynen metni alınan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi ile yeni getirilen düzenleme ile artık eşini terke zorlayan veya ortak konuta dönmesini engelleyen eş de, terk etmiş sayılmaktadır.
Şu durumda, maddenin tümü ele alındığında “terk eden eş”, “terk edilen eş” ve buna bağlı olarak “davaya hakkı olan eş” kavramlarının üzerinde durulmasında yarar vardır:
Önemle vurgulanmalıdır ki, burada “terk eden eş” kavramına sadece evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk eden veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmeyen eş girmemekte; yasanın açık hükmü gereği bu kavram diğer eşi terke veya dönmemeye zorlamakla terk etmiş sayılan eşi de kapsamaktadır.
Öyle ise, sadece eşi evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla kendisini terk eden veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmeyen eş değil, eşi tarafından terke zorlanan veya ortak konuta dönmesi engellenen eş de “terk edilen eş” kavramına girmektedir.
Zira yasa, diğerini ortak konutu terke zorlayan veya haklı sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eşin de terk etmiş sayılacağını açıkça düzenlemiş ve davaya hakkı olan eş kavramına yer vererek bu eşe de terk edilen sıfatıyla dava açma hakkı getirmiştir.
Nitekim, öğretide de, ortak konutta birlikte yaşayan eş, evden kovulmuş veya fiilen evden ayrılmaya zorlanmışsa, terk eden eş, evden ayrılan eş değil, ayrılmaya zorlayan eş olarak kabul edilmektedir ( Köseoğlu, Bilal – Kocaoğlu, Koksal: Aile Hukuku ve Uygulaması – Bilimsel Görüşler ve Yargı İçtihatları, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, Ankara Ekim 2009, s. 42 ).
O halde, terke zorlayan veya eve dönmeyi engelleyen eşin, terk nedeniyle boşanma davası açma hakkı bulunmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan bu sonucun, yasanın konuluş amacına da uygun olduğu anlaşılmaktadır.
Aksine görüşün kabul edilmesi halinde, evden kovulan veya fiilen ayrılmaya zorlanan eşin karşısında, haksız konumda bulunan eşe, boşanma davası açma hakkının tanınmasının, hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturacağı her türlü duraksamadan uzaktır.
Durum bu olunca; maddede “davaya hakkı olan eş” deyimini “terk edilen eş” olarak anlamak ve bu eşin dava hakkı bulunduğunu kabul etmek gerekir.
Nitekim özel dairenin benzer davalardaki uygulamasını ortaya koyan 05.05.2004 tarih ve 2004/4901 E. – 5829 K. sayılı ilamında da; “Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesi gereğince, terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Terk eden eşin, bu sebebe dayanarak boşanma davası açma hakkı bulunmamaktadır. Diğerini, ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de, terk etmiş sayılır” gerekçesine yer verilmek suretiyle aynı kabul şekli benimsenmiştir.
Hemen burada, açıklanan olguların davacının taraf sıfatına etkisi üzerinde de durulmalıdır.
Sıfat, dava konusu sübjektif hak ( dava hakkı ) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir ( Kuru, Baki – Arslan, Ramazan – Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınlan, Ankara 1995, 7. baskı, s. 231 ).
O halde dava konusu şey üzerinde kim veya kimler hak sahibi ise, davayı da bu kişi veya kişilerin açması gerekir. Davayı açabilmek için gerekli sıfat, dava konusu şey üzerinde hak sahibi olan kişiye aittir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir ( Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınlan, Ankara 1995, 7. baskı, s. 231-232; Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, Alfa Basım Yayım Dağıtım, İstanbul 1997, s. 307 ).
Mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemez; dava, sıfat yokluğundan ( husumetten ) reddedilir. Görüldüğü üzere, taraf sıfatı usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olduğundan taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için defi değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir itiraz niteliğindedir.
Nitekim aynı ilke, Hukuk Genel Kurulu’nun 18.04.2007 gün ve 2007/5-233 E., 2007/221 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.
Bu açıklamalar karşısında terke dayalı boşanma davasında dava açma hakkı, kanunun açık deyimiyle sadece “terk edilen eş”e ait bulunduğundan, diğer eşi ortak konutu terke zorlayan veya ortak konuta dönmesini engelleyen eş “terk eden eş” konumunda olmakla, terk nedeniyle boşanma davası açma hakkı bulunmamaktadır.
Bu açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı kadının gösterdiği tanıkların beyanları ve dosya kapsamına göre, davacı eşin davalı olan eşini ortak konutu terke zorladığı gibi, ortak konutun anahtarını değiştirmek suretiyle eve dönmesini engellediği de sabittir.
Bu olgu ile yukarıda açıklanan “Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır” şeklindeki yasal düzenleme birlikte ele alındığında davacı eşin gerçekte iddia ettiği gibi “terk edilen” değil, “terk eden” eş olduğunun kabulü gerekir.
Durum bu olunca davacının, terk edilen eşe ait bulunan terke dayalı boşanma davası açma hakkı da bulunmamaktadır.
Tüm bu açıklamalar ışığında; davanın reddi sonucu itibariyle doğru ise de, yerel mahkemenin gerekçesi usul ve yasaya uygun olmadığından, direnme kararının yukarıda ayrıntısıyla açıklanan şekilde terke zorlayan veya eve dönmeyi engelleyen eşin dava açma hakkının bulunmaması nedeniyle davacı eşin taraf sıfatı bulunmadığından davanın reddi gerektiği yönündeki değişik gerekçe ile onanması gerekmiştir.”
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2009/2-402 K. 2009/484 T. 4.11.2009

6 Davet Edilen Konutun Bağımsız Olmaması

“Dosya kapsamından davet edilen konutta kocanın anne ve babasının da oturmakta olduğu, bu haliyle konutun bağımsız olmadığı anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 164. maddesi şartları oluşmamıştır. Davalı kadın davet edilen müşterek konuta dönmemekte haklıdır. Bu yön gözönünde bulundurularak kocanın terk sebebine dayalı boşanma davasının reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.”
YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E.2006/22079 K.2007/12371 21.9.2007

7 Boşanma Davası Sırasında Gönderilen Terk İhtarı

“Dava, davalı eşe 15.09.2006 tarihinde tebliğ edilen 2006/46 değişik iş sayılı ihtar kararına dayanılarak açılan terk sebebiyle boşanma isteğine ilişkindir.
Davacı tarafından, aynı ihtar kararına dayanılarak 09.11.2006 tarihinde açılan terk sebebine dayanan 2006/811 esas sayılı boşanma davası, “iki aylık eve dönüş süresi dolmadan açıldığından” bahisle, 26.12.2006 tarihinde reddedilmiştir. Aleyhinde boşanma davası açılmış olan eş, dava süresince ayrı yaşamakta ve eve dönmemekte haklıdır. Bu süre zarfında Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesi kapsamında bir terkin varlığından ve haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmemekten bahsedilemez. Boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren dört ay bittikten sonra yeniden ihtar isteminde bulunulması gerekir. Bu yasal düzenlemeye göre terkin koşulları bulunmamaktadır. O halde, isteğin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.”
YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E.2009/1912 K.2009/5348 T. 23.3.2009

8 Eve Dön İhtarından Sonra Gerçekleşen Dönmelerin Samimi Ve Gerçek Olması Durumunda Altı Aylık Süreyi Keseceği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 1977/4345 K. 1977/4614 T. 2.6.1977
“Kadın ihtar üzerine eve gelmiş, bir kaç saat sonra makul bir sebep göstermeden evi yine terketmiştir. Haklar dürüstlük kuralına uygun kullanılmazsa hukuki sonuç doğurmaz ( M.K. 2 ). Kadının, sırf ihtarı semeresiz ( işe yaramaz ) hale getirmek için eve gelmesi karşısında boşanmaya karar verilmesi gerekirken olaya uymayan düşüncelerle davanın reddedilmesi Usul ve Kanun’a uygundur.”
2.4.2.6.3.9 Daha Önce Açılan Boşanma Davsının Reddinin Kesinleşmesinden İtibaren Dört Ay Geçmedikçe Terk Nedeni İle İhtar Çekilemeyeceği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2008/20209 K. 2009/1002 T. 29.1.2009
“İhtarın hukuki sonuç doğurabilmesi için, ihtar isteğinden önceki dört ay içinde kadının, haklı bir sebep olmaksızın birlik dışında yaşadığının gerçekleşmesi gerekir ( TMK 164 ).
Aleyhine boşanma davası açılan eş, ayrı yaşamak hakkını kazanır. Davacının, eşi aleyhine daha önce evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanarak açtığı boşanma davası reddedilmiş, karar 16.03.2006 tarihinde kesinleşmiştir. Bu tarihten itibaren dört ay geçmedikçe ihtar isteğinde bulunulamaz. Dört ay geçmeden ihtar istendiğinden, ihtar kararı sonuç doğurmaz. O halde, davanın reddi gerekirken boşanmaya karar verilmesi doğru görülmemiştir.”

9 Eve Dön İhtarının Terkten İtibaren Dördüncü Ayın Sonunda Kalan İki Ay İçin Yapılabileceği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2011/9395 K. 2011/10061 T. 8.6.2011
“Koca, 14.5.2008 tarihinde mahkemeye başvurarak terk nedenli boşanma davası açmak için Türk Medeni Kanununun 164. madde uyarınca eşinin eve dönmesinin ihtar edilmesini istemiş, mahkemece bu istek doğrultusunda verilen ihtar kararı 23.5.2008 gününde kadına tebliğ edilmiştir. Bu karar karşısında davalı kadının, dönmemekte haklı bir sebebi bulunmadığı takdirde, tebliğ tarihinden itibaren iki ay içinde dilediği bir gün ortak konuta dönmesi gerekir. Başka bir anlatımla bu dönemde kadın haklı bir sebep olmaksızın aile birliği dışında yaşamış sayılamaz. Yeni bir ihtar çekerek, bu ihtara dayalı olarak terk nedenli boşanma davası açmak isteyen eşin; ilk ihtarın davalıya tebliğ tarihinden başlayarak belirtilen iki aylık bekleme/değerlendirme süresinin geçmesini ve bu sürenin tamamlanmasından sonra ayrıca dört aylık yeni bir ayrı yaşama süresinin de geçmiş olmasını beklemesi gereklidir. İlk ihtardan sonra iki aylık bekleme/değerlendirme süresi 23.7.2008 tarihinde sona ermiştir. O halde, bu davanın dayanağı olan ve dört aylık yeni ayrı yaşama süresi dolmadan gönderilen 23.9.2008 tarihli ihtar geçersiz olup; terk nedenli boşanma davasının dayanağı kabul edilemez. Açıklanan sebeple davanın reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.”

10 Eve Dön İhtarının Varlığının Tek Başına Yeterli Olmadığı Kanunda Yer Alan Unsurları Barındırması Gerektiği ve Bunun Re’sen İnceleneceği

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2008/2-136 K. 2008/117 T. 13.2.2008
“Davalı kadın eldeki dava açılmadan evvel 09.09.2005 tarihinde nafaka davası açmış; mahkemece müşterek evlilikte davacı kadına şiddet uygulayan davalının kusurlu ve bu nedenle davacı kadının ayrı yaşamakta hakkı olduğu, davacı kadının geçimi için ayrı yaşama döneminde istediği tedbir nafakasının davalı kocanın ekonomik durumu nazara alınarak belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne 22.02.2006 tarihinde karar verilmiş; karar davalı koca tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nce, 25.05.2006 tarihinde onanmıştır.

Davacı koca, nafaka davası sürerken 01.02.2006 tarihinde Polatlı Asliye 1. Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak; davalı kadının ortak ikametgahı terk ederek yaklaşık dokuz aydır babasının yanında kaldığını, eve dönmeye ikna edemediklerini, davacının çabasına rağmen davalı kadının dönmediğini, asla eve dönmeyeceğini beyan ederek nafaka davası açtığını, boşanma davasına esas olmak üzere davalıya eve dönmesi, aksi takdirde boşanma davası açılacağı konusunda ihtar kararı verilmesini istemiştir. Mahkemece 01.02.2006 gün ve 2006/20 D.İş Esas-Karar sayıyla ihtar kararı verilmiş ve davalının aynı konutta oturan ablası imzasına 08.02.2006 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Eldeki dava, terke dayalı boşanma istemiyle 11.04.2006 tarihinde açılmış, mahkemece nafaka dosyası içeriği de nazara alınarak davalı kadının ayrı yaşamakta haklı olduğunun kabulü ile davanın reddine karar verilmiştir.

Davacının temyizi üzerine özel dairece karar yukarıya başlık bölümüne aynen alınan gerekçeyle davanın kabulü gerektiğinden bahisle oyçokluğu ile bozulmuş; karşı oyda onama görüşü bildirilmiştir.
Mahkemece önceki kararda direnilerek davanın reddine karar verilmiş; hükmü davacı vekili temyize getirmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; terke dayalı boşanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle, terke dayalı boşanma davasının yasal dayanağı ve koşullarının irdelenmesinde yarar vardır:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesinde boşanma nedenlerinden “terk” düzenlenmiş olup, maddede aynen;
“Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hakim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.
Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hakim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi halinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilan yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz” hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, yasada, eşlerden biri evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hakim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Tek sebebiyle boşanma davası açma hakkı, her iki eşe de tanınmış bir haktır. Eşlerden birisi terk edilmişse terk edene karşı boşanma davası açılabilir. Başlangıçta evi terk etmekte haklı olan eşin bu haklılığı ona süresiz olarak konuta dönmeme hakkını vermez.
Terke dayalı boşanma davasının açılabilmesinin ön koşulu ise, yukarıya metni aynen alınan 164. maddenin ikinci fıkrasında süresi, şartları, şekli düzenlenen ihtar’ın varlığıdır. Eş söyleyişle, terk nedenine dayalı boşanma davası açılabilmesi için, önce yasanın aradığı koşullara uygun ihtar isteğinde bulunulması gerekir. Dolayısıyla, hakim tarafından yapılan “ihtar” terk sebebine dayalı boşanma davasının dava şartıdır.
Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine ihtar talebini inceleyen hakim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi halinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Ortak konuta dönmesi istenen eşe mahkeme kanalıyla tebliği gereken bu “ihtar kararı” bir dava olmadığı için ihtar gönderilmesi istenen mahkeme; olayın esasını, isteği haklı ya da haksızlığını vs. incelemeden ihtar kararı vermekle yükümlüdür ve bu karar temyiz edilemez.
Ne var ki, boşanma davasına bakan hakim, salt ihtarın varlığını yeterli görmemeli; bu ihtarın, boşanma davası açabilmenin ön koşulu olmasını da gözeterek, kanunda yer alan unsurları taşıyıp taşımadığını, re’sen ( kendiliğinden ) incelemelidir.
Önemle vurgulamakta yarar vardır ki, ihtar kararının sonuç doğurabilmesi, dolayısıyla da ihtar kararının tebliğine rağmen yasal süresinde ortak konuta dönmeyen eş aleyhine açılacak boşanma davasının kabul edilebilmesi için iki unsurun birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Bunlardan ilki, ihtar kararında ve ekinde bulunması gereken biçimsel koşulların varlığı; diğeri ise işin esasına ilişkin unsurların tamlığıdır.

İhtar isteğinde bulunabilmenin koşulu; boşanma davası açmak için belirli sürenin ( dördüncü ayının ) bitmesi yani, eşin terk eyleminin üzerinden en az dört ay geçmiş olmasıdır. Bu halde mahkemece verilecek ihtar kararında; davet edilen evin açık -ayrıntılı- adresi gösterilmeli, davet eden eş evde bulunmayacaksa evin anahtarının bulunduğu yer belirtilmeli; davet edilenin yol gideri konutta ödemeli olarak gönderilmeli ve özellikle davete iki ay içinde uyulması gerektiği, aksi halde bunun doğuracağı sonuçların neler olduğu açıklanmalıdır.
Kanunda gösterilen süreler hakim veya taraflarca değiştirilemeyeceğinden konuta dönmesi istenen eşe “iki aylık” süreden farklı bir süre verilemez ve bu sürenin ihtarda yer alması geçerlilik koşuludur. Zira, kanun koyucu, yasada yer alan sürelerde her türlü olayın etkilerinin ve tepkilerinin sona ereceği ni bir karine olarak kabul etmiştir. Bu sürelerin değiştirilmesi, bunlara ayrı bir süre eklenmesi düşünülemez. Maddede yer alan süreler karşı tarafça ileri sürülmese dahi hakim tarafından re’sen nazara alınmalı ve özellikle de ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamayacağı unutulmamalıdır.

Sonuçta da; ihtar kararı yasaya uygun ve geçerli değilse diğer koşullar incelenmeden salt bu nedenle dava reddedilmeli; ihtar kararının yasaya uygun olması halinde ise, eve haklı sebeple dönmediğini ispat yükünün davalıya ait olduğu da gözetilerek, davanın esasına ilişkin incelemeye geçilmeli; davacının ihtar isteğinde samimi olup olmadığı, davalının da ortak konuta dönmemekte haklı olup olmadığı üzerinde durulmalıdır.
Diğer taraftan, terk sebebine dayanan boşanma davasında, davalının “davayı kabul” beyanının sonuca etkili olmadığı ( TMK. md. 184/1-3 ) unutulmamalıdır.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Polatlı Asliye 1. Hukuk Mahkemesi’nce, 2006/20 D.İş Esas-Karar sayılı dosyasında verilen 01.02.2006 tarihli ihtar kararında; davacı kocanın ihtar isteminin kabulü ile ihtar kararının davalı kadına tebliğine, ihtar kararının tebliğ tarihinden itibaren “60 gün” içinde karşı tarafın ihtar isteyenin göstermiş olduğu adreste ikamet eden Nuray B.’den müşterek konutun anahtarını alarak, ihtarda gösterilen müşterek haneye dönmesinin ihtarına, dönmediği takdirde ihtar isteyen tarafın ihtar istenilen aleyhine terk nedeniyle boşanma davası açmakta muhtariyetine, ihtar isteyen tarafından ihtar edilenin adresine evine dönmesi bakımından 60.-YTL’nin gönderilmesine, PTT alındı makbuzunun dosyaya ibrazına karar verilmiştir.
Az yukarıda açıklandığı üzere kanunun amir hükmü ile eve dönüş için ortaya konulan “iki ay”lık sürenin hakim veya taraflarca değiştirilmesi olanağı bulunmamaktadır. İhtar kararında, bu amir hükme aykırı biçimde “60 gün” süre verilmesi ihtar kararını geçersiz hale getirdiğinden, diğer koşulların varlığını araştırmaksızın davanın öncelikle “dava şartı yokluğundan” reddi gerekmektedir.
Mahkemece, davanın reddi kararı sonucu itibariyle doğru ise de; açıklanan biçimsel koşulların eksikliği gözetilmeden işin esası incelenip, nafaka davasının varlığı nedeniyle davalı kadının terkte ve eve dönmemekte haklılığının kabulüne ilişkin gerekçesi, nafaka davasının açıldığı 09.09.2005 tarihinden dört ay geçtikten sonra 01.02.2006 tarihinde ihtar kararı istenmiş olması karşısında yerinde görülmemiştir.
Diğer yandan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 184/1-3. maddesi gereğince terk sebebine dayanan boşanma davasında, davalının “davayı kabul” beyanı sonuç doğurmayacağından, direnme aşamasında davalının davayı kabul beyanı da sonuca etkili bulunmamıştır.
Tüm bu açıklamalar ışığında davanın reddi, sonucu itibariyle doğru ise de mahkemenin gerekçesi usul ve yasaya uygun olmadığından, direnme kararının yukarında ayrıntısıyla açıklanan ve sonuçta davanın “ihtar kararının geçersizliği nedeniyle, dava şartı yokluğundan” reddi gerektiğine işaret eden değişik gerekçelerle onanması gerekmiştir.”

11 Eve Dön İhtarının Sonuç Doğurabilmesi için Sürenin Belirtilmiş Olmasının Gerekeceği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2006/16012 K. 2007/3680 T. 12.3.2007
“Terk sebebiyle boşanma davasında ( TMK. md. 164 )davalıya gönderilen ihtar kararında ortak konuta iki ay içinde dönmesi gerektiğine ilişkin dönüş süresinin gösterilmemesi sebebiyle ihtar kararı sonuç doğurmayacağından davanın reddi yerine yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır.”
2.4.2.6.3.13 Terk Eden Eşin Dönmemekte Haklı Olduğunu İspat Etmesi Gerekeceği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 1995/999 K. 1995/1991 T. 17.2.1995
“Davalının müşterek evi terkte haklı oluşu ona hayat boyu eşinden ayrı yaşama hakkı bahşetmez. Makûl bir süre sonra bu haklılık kalkar. Olayda makûl süre geçmiştir. Bundan sonra Medeni Kanunun 132. maddesine dayalı boşanma davasında davalı müşterek haneyi terkte değil dönmemekte haklı olduğunu ispatlaması halinde dava reddedilir. Davalı dönmemekte haklılığını kanıtlayamadığına göre boşanmaya karar verilmesi gerekirken davanın reddi Usul ve Yasa’ya aykırıdır.”

12 Ortak Konutun İhtar İstek Tarihinden En Az 4 Ay Önce Hazır Edilmesi Gerektiği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2006/21053 K. 2007/10083 T. 14.6.2007
“Terk hukuki sebebine dayalı olarak açılan davada boşanmaya kara verilebilmesi için diğer şartlar yanında davet edilen konutun ihtar istek tarihinden dört ay önce hazır edilmesi gerekmektedir. ( TMK. m. 164 ).
Çağrı yapılan konutun süresinde hazırlanmadığı gibi yol giderinin davalı kadına konutta ödemeli gönderilmediği anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır.”

13 Eşin Yol Giderlerinin Konutta Ödemeli Gönderilmemesinin İhtarın Samimi Olmadığına Karine Teşkil Edeceği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2006/21053 K. 2007/10083 T. 14.6.2007
“Terk hukuki sebebine dayalı olarak açılan davada boşanmaya kara verilebilmesi için diğer şartlar yanında davet edilen konutun ihtar istek tarihinden dört ay önce hazır edilmesi gerekmektedir. ( TMK. m. 164 ).
Çağrı yapılan konutun süresinde hazırlanmadığı gibi yol giderinin davalı kadına konutta ödemeli gönderilmediği anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır.”

14 Eşe Gönderilen Yol Giderlerinin Yetersiz Olmasının İhtarın Samimi Olmadığına Karine Teşkil Edeceği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2006/9454 K. 2006/16634 T. 30.11.2006
“Türk Medeni Kanununun 164. maddesi uyarınca terk hukuki sebebine dayanılarak açılacak boşanma davasında konutta ödemeli olarak gönderilen yol giderinin miktar itibarıyla davalı ve müşterek çocuğun gidiş-dönüş ve asgari bir gece konaklama giderlerini karşılamalıdır. Boşanma davasında hakim dava şartı olan bu yönleri re’sen araştırır.
Davalıya gönderilen yol gideri yetersiz olduğundan ihtar hukuki sonuç doğurmaz. Yazılı biçimde boşanmaya karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

15 İhtarın Sonuç Doğurabilmesi için Sürenin Belirtilmiş Olmasının Gerektiği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2006/16012 K. 2007/3680 T. 12.3.2007
“Terk sebebiyle boşanma davasında ( TMK. md. 164 )davalıya gönderilen ihtar kararında ortak konuta iki ay içinde dönmesi gerektiğine ilişkin dönüş süresinin gösterilmemesi sebebiyle ihtar kararı sonuç doğurmayacağından davanın reddi yerine yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır.”
2.4.2.6.3.18 Terk Nedenine Dayanarak Boşanmaya Karar Verilebilmesi İçin Eşin Eve Dönmemekte Haksız Olmasının Gerektiği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2006/8089 K. 2006/15247 T. 8.11.2006
“Dava, terk nedenine dayalı boşanma istemine ilişkindir. Mahkemece, davalı kadına eve dönmesi için gönderilen ücretin yetersiz olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Terk nedeniyle açılan boşanma davasının reddedilebilmesi için kadının terkte haklılığı değil, eve dönmemekte haklılığını kanıtlaması gerekir. Kadına gönderilen ihtar ve dava açma sürelerinde yasaya aykırılık yoktur. Davalı, ihtara uymamasını haklı bir nedene dayandığını kanıtlayamamış eve dönmesi için gönderilen paranın yetersiz olduğu yönünde bir iddia ortaya koymamıştır. Türk Medeni Kanununun 164. madde koşulları oluşmuştur. Davanın kabulü gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.”

16 Eşler Arasında Ceza Davası Mevcutken Gönderilmiş olan İhtarın Sonuç Doğurmayacağı

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2006/11958 K. 2007/7198 T. 1.5.2007
“Terke dayalı boşanma davasında, davalının, davayı kabul beyanı sonuç doğurmaz. İhtarın sonuç doğurması için, ihtar isteğinden önceki 4 aylık sürede kadının haklı bir sebep olmaksızın birlik dışında yaşadığının gerçekleşmesi gerekir. Toplanan delillerden; davacı kocanın eşini dövdüğü, bu eylemi nedeniyle hakkında kamu davası açıldığı 13.11.2001 tarihinde mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmaktadır. Ceza davasının varlığı nedeniyle koca ihtar isteğinde samimi kabul edilemez. Açıklanan nedenle davanın reddi gerekirken kabulü doğru değil ise de, bu yön davalı tarafından temyiz edilmediğinden bozma sebebi yapılmamış, yanlışlığa işaret olunmakla yetinilmiştir.”

17 Terk Sebebiyle Karar Verilmişse Yoksulluk Nafakasına Hükmedilmez

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2006/11958 K. 2007/7198 T. 1.5.2007
“Terk sebebiyle boşanmaya karar verildiğine göre, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı kadın kusurludur. Kusurlu olan davalı yararına manevi tazminata hükmedilemez. Türk Medeni Kanununun 174/2. maddesi koşulları gerçekleşmemiştir. İsteğin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
c- Tarafların terk sebebiyle boşanmalarına karar verildiğine göre, davalı kadın yararına yoksulluk nafakası takdir edilmesi de usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.”
2.4.2.6.3.21 Aleyhine Uzaklaştırma Kararı Verilen Eşin Terk İhtarı Gönderme Hakkının Bulunmadığı

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2006/11197 K. 2007/5958 T. 10.4.2007
“Davacı ( koca )11.11.2004 tarihinde eşinin eve dönmesi için ihtar isteğinde bulunmuş, bu yönde kaleme alınan karar 19.11.2004’te davalıya tebliği edilmiştir. Davalı ( kadın )11.03.2004’te 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına İlişkin Kanun uyarınca gerekli tedbirinin alınmasını istemiş, mahkemece 09.11.2004’te kocanın, kadına ait taşınmaza altı ay süre ile yaklaşmaması konusunda tedbir alınmıştır.
Davalı ( kadın )Çorum Aile Mahkemesinin 09.11.2004 gün ve 2004/278 sayılı kararı uyarınca eşinden ayrı yaşadığı ve haklı sebeple davet edilen eve dönmediği anlaşılmaktadır. Bu açıklama karşısında davanın reddi gerekirken yazılı şekilde boşanmaya karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”
2.4.2.6.3.22 Açılmış Olan Boşanma Davasında Dayanarak ayrı Yaşama Hakkı olan Eşe İhtar Gönderilmesinin Haksız Olduğu

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2010/8507 K. 2010/10920 T. 3.6.2010
“Davacı koca, 03.04.2007 tarihinde terk ihtarı isteminde bulunmuş; ihtar davalıya 15.06.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalı kadın, kocasına karşı bir başka mahkemede 02.05.2007 tarihinde boşanma davası açmıştır, ihtar tebliğ tarihinde davalı kadının açtığı boşanma davasının devam ettiği anlaşılmaktadır. Boşanma davasının mevcut olduğu durumda tarafların ayrı yaşaması doğal, beklenen bir davranış olup, haklı nedene dayandığı kabul edilmelidir. O halde devam eden bir boşanma davası sırasında tebliğ edilen terk ihtarı hukuki sonuç doğurucu nitelikte olmayıp; buna dayalı olarak boşanma kararı verilemez. Açıklandığı gibi mahkemenin hukuki sonuç doğurucu nitelikte olmayan ihtara dayalı olarak boşanma kararı vermesi doğru olmamıştır.”

18 Açılmış Bulunan Nafaka Davasına Dayanarak Ayrı Yaşama Hakkı Olan Eşe İhtar Gönderilmesinin Haksız Olduğu

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2007/15105 K. 2007/13923 T. 22.10.2007
“Davalı kadın 04.04.2005 tarihinde Osmaniye 1. Asliye Hukuk mahkemesinde 2005/231 esas sayılı nafaka davasını açmış, bu davada ayrı yaşamakta haklı olduğu kabul edilerek, lehine tedbir nafakasına hükmedilmiş ve bu karar kesinleşmiştir.
Davacı koca, davalı kadının ayrı yaşamakta haklı olduğu mahkeme kararı ile belirlenen dönem içerisinde 01.07.2005 tarihinde ihtar isteğinde bulunmuştur. Davalının ayrı yaşamakta haklı olduğu dönemde davacının davalıya gönderdiği ihtar sonuç doğurmaz. Davanın bu sebeple reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.”

19 Eve Dön İhtarında Anahtar Yerinin Gösterilmemiş Olmasının İhtarın Samimi Olmadığına Karine Teşkil Edeceği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2005/14953 K. 2005/17819 T. 3.10.2005
“Dava terk hukuki nedenine ( TMK.m.164 ) dayalı olduğu halde 166/1. madde uyarınca karar verilmesi yasaya aykırıdır. Davacı kocanın davalıyı ailesinin yanına getirip bıraktığı, evlilik birliği içinde doğup nüfusunda kayıtlı bulunan çocuğun haklı bir neden olmaksızın kendisinden olmadığını belirttiği, ihtar kararında evin anahtarının bulunduğu yerin gösterilmediği hususları tüm dosya kapsamıyla sabittir. Davacının ihtar isteğinde samimi olmadığı, ihtar kararının yasal koşulları taşımadığı gerçekleşmiştir. Terk nedenine dayalı davanın reddi gerekirken kabulü doğru değildir. Ancak kararın boşanma yönü temyiz edilmediğinden bu durum bozma nedeni sayılmayarak yanlışlığa işaret olunmakla yetinilmiştir.”

20 Eşini Döven kocanın Olayların Etkisi Geçmeden Eve Dön İhtiranında Bulunmasının İhtarın Samimi Olmadığına Karine Teşkil Ettiği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2002/1348 K. 2002/1779 T. 11.2.2002
“Terk sebebi ile boşanmaya karar verilebilmesi için ihtarın samimi bir arzunun ürünü olması gerekir. Toplanan delillerden tarafların cinsel ilişkiye giremedikleri, davacı kocanın kadını dövdüğü anlaşılmaktadır. Bu olayların etkisi geçmeden Türk Kanunu Medenisinin 132.maddesine dayanan ihtar üzerine kadın müşterek eve dönmemekte haklıdır. Tüm bu olaylar nazara alındığında kocanın ihtar kararı isteğinde samimi olmadığı anlaşılmaktadır.
O halde koca tarafından terk nedenine dayalı davanın reddi, kadın tarafından açılan 743 sayılı Medeni Kanununun 134/1 maddesine dayalı davanın kabulü gerekirken kararda yazılı düşüncelerle hüküm tesisi doğru görülmemiştir.”

21 İmam Nikahı İle Başkasıyla Birlikte Olan Eşin İhtarı Samimi Değildir

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2006/11758 K. 2006/18035 T. 20.12.2006
“Davacı kocanın ihtar döneminde `gerçekte amacının evlilik birliğini sürdürmek olmadığını, kendisinin zaten imam nikahı ile başka biri ile birlikte olduğunu` beyan ettiği görülmektedir.
İhtarın hukuki sonuç doğurabilmesi için samimi olması gerekir. Açıklanan sebeplerle davacının ihtar isteğinde samimi olmadığı anlaşılmakla davanın reddi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu kabulü usul ve yasaya aykırıdır.”

22 Terk İhtarında Eşin Davet Edilidği Kontun Eşlerin Birlikte Seçmiş Oldukları Veya Hâkimce Belirlenmiş Konut Olması Gerektiği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2010/684 K. 2011/2020 T. 9.2.2011
“Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler ( TMK m. 186/1 ). Türk Medeni Kanunu’nun 188. maddesindeki koşulların oluşması halinde eşlerden biri konutun seçimine hakim tarafından yetkili kılınabileceği gibi; ortak konut Türk Medeni Kanunu’nun 195. madde gereğince başvuru üzerine bizzat hakim tarafından da belirlenebilir. Türk Medeni Kanunu’nun 164/1. madde gereğince terk ihtarında eşin davet edildiği konutun eşlerin birlikte seçmiş oldukları veya açıklanan hakim müdahalesiyle seçilmiş/belirlenmiş konut olması gerekir. Davacı kocanın terk ihtarında davalıyı davet ettiği Adana’da bulunan konutun yasanın aradığı bu niteliklere sahip ve ortak konut niteliğinde olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle terk ihtarı biçimsel olarak yasaya uygunsa da; davalı kadın ortak konut niteliğinde olmayan eve dönmemekte, ihtar kararına uymamakta haklıdır. Mahkemenin taraflar arasında mevcut tedbir nafakasının arttırımı davası sırasında eve dön ihtarının yapılmasının samimi olmadığı gerekçesi isabetli değilse de; davanın reddine karar verilmiş olması sonucu itibariyle doğru olduğundan; hükmün onanmasına karar verilmiştir.”

23 Terk İhtarında Eşin Davet Edildiği Konutun Manevi Bağımsızlığının Bulunması Gerektiği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2006/22079 K. 2007/12371 T. 21.9.2007
“Dosya kapsamından davet edilen konutta kocanın anne ve babasının da oturmakta olduğu, bu haliyle konutun bağımsız olmadığı anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 164. maddesi şartları oluşmamıştır. Davalı kadın davet edilen müşterek konuta dönmemekte haklıdır. Bu yön gözönünde bulundurularak kocanın terk sebebine dayalı boşanma davasının reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.”

24 Terk İhtarında Eşin Davet Edildiği Konutun Davet Edilen Eşin Şartlarına Uygun Olması Gerektiği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2007/370 K. 2007/12849 T. 28.9.2007
“Davacı-davalı kadının kronik böbrek yetmezliği hastası olduğu, Ereğli’ye 50-60 km. mesafede bulunan ve davalı-davacı kocanın müşterek konut olarak gösterip, davet ettiği Obruk Yaylasından haftada 3 kez diyalize girmek için gelip gitmenin yaşamını tehlikeye sokacağını ileri sürerek dönmediği, davacı-davalı kadının hastalık nedeni ile Obruk Yaylasındaki konuta dönmemekte haklı olduğu anlaşılmıştır. Davalı-davacı kocanın Ereğli merkezde ev açıp kadını davet ettiği ve kadının sebepsiz yere müşterek konuta dönmediğinden bahisle terke dayalı davanın kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamıştır.”

25 Terk İhtarının Gönderilmesi İhtarı Gönderen Eş Tarafından Terk Eden Eşin Affedildiği Anlamına Geldiğinden Önceki Olaylara Dayanarak Boşanma Davası Açılamayacağı

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2006/3111 K. 2006/3816 T. 21.3.2006
“Koca 15.06.1999 ve 17.12.1999 tarihinde eşine ihtar gönderip evine davet etmiştir. Bu dava ise 18.10.2002’de açılmıştır. Davacı eşine ihtar göndermekle geçen hadiseleri hoşgörü ile karşılamış eşini affetmiştir. Artık ihtar tarihinden önceki olaylara dayanılarak boşanma isteğinde bulunulamaz. İhtar tarihinden sonrada davalıdan kaynaklanan boşanmaya gerektiren ağırlıkta maddi bir olayın varlığı isbat edilmemiştir. Mahkemece isteğin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.”

26 Terk Nedeni İle Boşanmaya Hükmedilmesi Durumunda Ayrıca Manevi Tazminata Karar Verilemeyeceği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2007/6137 K. 2008/6052 T. 30.4.2008
“Türk Medeni Kanununun 174/2. maddesi uyarınca tazminata hükmedilmesi için boşanmaya neden olan olaylar yüzünden kişilik haklarına saldırının varlığı gerekir.
Terk sebebiyle boşanmaya karar verilmiş olmakla boşanmaya sebep olan olaylardan dolayı davacı kocanın kişilik haklarına saldırı oluştuğundan söz edilemez.Davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.”

Boşanma, velayet, nafaka, mal paylaşımı, tazminat davaları

  ankaranın en iyi boşanma avukatı, boşanma avukatı ankara, ankara boşanma avukatı, boşanma avukatı arıyorum, türkiyenin en iyi boşanma avukatı kim, başarılı boşanma avukatları, iyi boşanma avukatları, ankara barosu,