Boşanma Davalarında Aldatma

aldatma nedeniyle boşanma
aldatma nedeniyle boşanma

Aldatma nedeniyle boşanma davası nasıl açılır?

Aldatma nedeniyle boşanma davası açılırken şu konuyu akılda tutmak gerekir: Türk Hukuku’nda boşanma davaları kusur sistemine dayanır. Kusur sistemine dayanması ise, boşanmanın sağlanması için bir sebep gösterilmesi anlamına gelir. Aldatma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu‘nda iki ayrı maddeye göre değerlendirilerek boşanmayı sağlayabilecek bir nedendir.

İlk olarak Türk Medeni Kanunu 161. maddeye göre “Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir” denilmekle, aldatılan eşin boşanma davası açabileceği kabul edilmiştir. Boşanma davası açmak için ankara boşanma avukatına, velayet davası açmak için ise velayet avukatına başvurulur.

Aldatılan eş, eğer 161. maddedeki şartlar uygun değilse ya da bu maddeden dava açmak istemiyorsa genel hüküm olan 166. maddeye göre boşanma davasını açarak boşanmayı gerçekleştirebilir:

TMK 161. madde: Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir”

Aldatma boşanma davası, diğer boşanma davaları ile aynı usule ve aynı hukuksal sürece tabidir. Bu davada da dava dilekçesi, cevap dilekçesi, bu dilekçelere verilecek cevap dilekçeleri, ön inceleme duruşması, tahkikat ve sözlü yargılama süreçleri söz konusu olacaktır.

 

Aldatma nedeniyle anlaşmalı boşanma dilekçesi

Boşanma davaları, diğer tüm hukuk dallarından farklı özelliğe sahiptir. Bu davalar, diğer davaların aksine avukatın bilgi ve becerisi ile tecrübesini en fazla kullanabildiği dava alanıdır. Diğer hemen hemen tüm davalar seri dava olarak açılabilirken boşanma davaları tek bir taraf için tek bir kişiye karşı açılabilir: Örneğin işten çıkarılan 10 işçi, bir avukata vekalet verip, seri dava açabilir, özlük haklarının akıbeti birleştirilen tek bir davada karara bağlanabilir; ya da bir icra işinde, bir alacaklı bir gün içinde onlarca kişiye karşı icra takibi başlatabilir. Ancak, boşanma davası benzersizdir; aynı evde yaşayan ikiz kardeşlerle evli ikiz kardeşlerin boşanma davası bile farklı farklı sebeplere dayanacak ve sonuçları da birbirinden farklı olacaktır.

Aldatma nedeniyle anlaşmalı boşanma açılmasını bu nedenlerle önermiyorum. Bir çok anlaşmalı boşanma protokolünü daha sonra çeşitli nedenlerle bozdurmanın tecrübesi ile bu sözlerimi dikkate almanızı tavsiye ederim.

Aldatma nedeniyle boşanma davası açma süresi

Yukarıda belirttiğim gibi, aldatmaya uğrayan eşin önünde, boşanmayı sağlamak için kullanabileceği 2 adet hukuki enstrüman bulunur: Birincisi TMK 161. madde; diğeri ise TMK 166. madde.

Eğer aldatılan taraf, 161. maddeden yararlanacaksa bunun bir süresi vardır ve eğer bu sürelere uymadan dava açarsa bu davası reddedilir; istediği sonuca ulaşamaz.

Aladatılan taraf, TMK 161. maddeye göre, ki bu maddeye biz “zina maddesi” olarak ifade ederiz; aldatma fiilini öğrendiği tarihten başlamak üzere 6 ay içinde zina nedeniyle boşanma davasını açmak zorundadır.

Bu öğrenmeye rağmen boşanma davasını açmamışsa, yine boşanma açabilir, ancak bu sefer davasını bir başka madde olan 166. maddeye göre yeniden düzenlemesi gerekir. 166. maddeye göre açılacak olan bu davada, aldatılan taraf, aldatma fiilini ve bu aldatma fiili nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ispat etmelidir. Bunları ispat edemezse açtığı dava yine reddolunacaktır.

Zina nedeniyle açılacak davada bir süre daha vardır; bu süre ise aldatma fiilinin üzerinden beş yıldan fazla bir süre geçmemiş olmasıdır. Yani, kişi aldatıldığını öğreniyor, bunun üzerine hemen avukata vekalet verip davasını açıyor ama aldatma fiilinin üzerinden 5 yıldan fazla geçmiş; bu durumda mahkeme 161. maddeden karar veremez, aldatılan kişinin davası yine reddedilecektir.

Bu 6 aylık ve 5 yıllık sürelere boşanmada aldatma zamanaşımı adı verilebilir.

Aldatma şüphesiyle boşanma

Eşlerin evlilikiçinde birbirlerine karşı sadakat yükümleri vardır. Bu sadakat yükümü kelime anlamı ile değil daha geniş yorumlanmalı. Yani sadakat, cinsel sadakatten çok daha fazlasını ifade eder; evliler birbirlerinden örneğin ekonomik durumlarıyla, işleriyle, arkadaşlarıyla ilgili bir şey saklamamalı; birbirlerine karşı dürüst ve doğru olmalıdır.

Eğer eşlerden biri, kadın ya da erkek taraf olabilir, farketmez, eşinin kendisini aldattığını düşünüyorsa, bu aldatma şüphesi ile yaşamanı sürdürmesi mümkün değil ise, boşanabilir. Ancak, aldatıldığından şüphelenen eş yukarıda belirttiğim zina nedeniyle boşanma davasını değil de TMK 166’ya göre evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine göre boşanma davasını açacaktır. Şüphe nedeniyle, sızdırmaması gereken testide çatlaklar oluşmuş ve evlilik testisi su sızdırmaya başlamıştır.

Evlilikte güven sarsıcı davranışlar nelerdir? Buradaki yazımı okuyabilirsiniz.

Boşanma davası açıldıktan sonra aldatma sayılır mı?

Ülkemizin hukuku diğer hukuk sistemlerinden çok daha farklı ve birçok enteresan maddeler de içeriyor. Örneğin hukuk sistemlerini çok iyi bildiğim ve bu konuda danışma verdiğim İngiltere ile Almanya; boşanma konularına bizden çok farklı yaklaşıyorlar.

O hukuk sistemlerini merak ediyorsanız, örneğin İngiltere’de boşanma davası nasıl açılır başlıklı şu yazımı okuyabilirsiniz.

Türkiye açısından ise boşanma davasının açılmasından sonra gerçekleşen aldatma fiilleri tahminlerin ötesinde sonuç doğuruyor:

Bundan yaklaşık 10 yıl kadar önce, ben Hürriyet’te yazarken, Milliyet Gazetesi’nin adliye muhabiri – şimdi ismini vermeyeceğim – bir haber yapmış ve o zaman ülke gündemini sarsmıştı. Bir yargıtay kararını yanlış yorumlamış ve neticesinde “yargıtay boşanma davası açıldıktan sonra sadakat yükümünün bittiğine karar verdi” şeklinde özetleyebileceğimiz yazısı hem Milliyet’in hem de ekranlarda ana haber bültenlerine kadar konu olmuştu.

Birden bire benden de bu konuda görüş istenince, medyanın gücünün ve Mark Twain’in “Gerçek ayakkabısını bağlayana kadar, yalan dünyayı üç kez dolaşır” sözünün anlamını daha derinden anlamıştım. Muhabirin kararı yanlış anladığını, doğru olmadığını, Yargıtay’ın kararının başka türlü bir hukuki nedeni düzenlediğini anlatmaya çalışsam da haberden sonraki 2-3 yıl daha “avukat bey, boşanma davası açıldıktan sonra aldatma olmuyormuş doğru mu” diye sorulmaya devam etti.

Şimdi şimdi sıklığı azalan bu sorunun cevabını yeri gelmişken bir kere daha anlatayım:

Türk hukuku açısından boşanma davasının açılması ile eşlerin birbirine karşı sadakat yükümlülükleri son bulmaz. Eşlerin sadakat yükümlülükleri, açılan boşanma davasında verilecek kabul kararı kesinleşinceye kadar devam eder. Yani yerel mahkemede boşanmaya karar verilmiş olması bile yetmiyor, sadakat yükümü, boşanma yönünden karar istinafta ya da yargıtay’da kesinleşinceye kadar devam ediyor.

Bu durumda, boşanma davası açıldıktan sonra aldatma sayılır mı, evet sayılır.

Peki bu durumda ne yapacağız?

Her boşanma davası, aslında bu kural her dava için geçerlidir, açıldığı tarihteki mevcut olaylara göre karar verilir. Sonradan ortaya çıkan olaylar bu davada değerlendirilmez. İşte boşanma davası açıldıktan sonra aldatma meydana gelmişse, bu aldatma olayları için yeni bir boşanma davası açılması gerekir. Bu yeni olaylara göre açılan boşanma davası da yukarıda belirttiğim süreçlere tabi olacaktır.

Boşanmada aldatılan eşe nafaka verilir mi?

Aldatıldın. Bir avukata vekalet verdin, olayları anlattın. Avukatın güzelce bunları dilekçe haline getirdi. Delillerini de sundun. Dava açtın. Karşı taraf da boş durmadı, o da sana cevap verdi, hatta senin, o zamana kadar farkında bile olmadığın, olduysan bile üzerinde durmadığınız, hareketlerini, dünyanın en büyük kusurlarıymış gibi mahkemeye sundu. Senden dava süresince tedbir nafakası, çocuğun velayetini, dava lehine sonuçlanırsa bir de maddi ve manevi tazminat talep etmeyi de ihmal etmedi.

Hakim bu tedbir nafakası ile ilgili ne karar verir? Üstelik aldatılmaya ilişkin deliller, çarşaf çarşaf boşanma dosyasında görünüyorken?

Yine ülkemiz hukuk düzeninin enteresan paragraflarından birine geldi konu.

Yargıtay diyor ki, istersen eşini, kendi evinde kendi yatağında, en yakın arkadaşınla bas, yine de dava süresince tedbir nafakası vereceksin. Yargıtay, tedbir nafakasının verilmesinin kusurla bir ilgisi olmadığını söylüyor. Yani kusurun derecesi ne olursa olsun, erkek taraf kadın tarafa tedbir nafakasını öder. Ama davanın sonunda yoksulluk nafakası öder mi; işte o kısmın cevabını kusurların ağırlığına göre cevaplayabiliyoruz. Aldatan eşin kusuru, aldatılan eşin kusurundan daha fazla olarak tespit edilirse, aldatan eş yoksulluk nafakası alamaz.

Tabi, kağıt üzerinde çok da mantıksız gelmeyen bu durumu, 3-4 yıl boyunca kesinleşmeyen bir boşanma davasında yaşadığınızı düşünün. Her şey açık, yargılama da bitmiş, ilk derece aile mahkemesinde de davayı kazanmışsınız hatta; ama boşanma kararı kesinleşinceye kadar tedbir nafakası ödüyorsunuz. Bazen ilk derece aile mahkemeleri davanın sonunda karar verirken tedbir nafakasını da kaldırıyorlar ama zaten bir davanın 1.5 – 2 yıl sürdüğünü düşündüğünüzde, ödediğiniz her bir tedbir nafakası sizi maddi olarak yıprattığından daha çok manevi olarak üzüyor.

Ama belirtmek gerekir ki, bunlar iyi bir boşanma avukatının aslında enstürmanıdır. Çalmayı bilirseniz bu enstrümanlarla çok güzel müzik yapılır, çalmayı bilmiyorsanız ancak ağlamalara, sızlanmalara eşlik edersiniz.

Aldatan eş boşanmak istemezse

Boşanma davalarında, çokça karşılaştığım bir şey de bu inkar ve boşanmayı istememe meselesi. Özellikle erkekler, arkadaş çevrelerinden şöyle birşey duymuşlar ve bu söze Allah’ın kanunu gibi inanmışlar:

“yatakta bile yakalansan inkar et”

Normal, boşanma dışındaki davalarda, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 187. maddesinin şu hükmü uygulanır:

“Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz. “

Yani bir davada, karşı taraf, bir vakayı kabul etmişse, o konu artık tartışılmaz. Ancak hemen belirteyim, bu sözün boşanma hukuku karşısında herhangi bir hükmü yok. Yukarıda boşanmanın özel usulü ve diğer davalardan farklı kanunları var demiştim. Tam bu noktada da boşanmanın diğer işlerden ayrılan bir farklı kanuni düzenlemesini görüyoruz:

“TMK 184/3 : Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz”

Yani kanun diyor ki; taraflar isterse yatakta yakalanıp inkar etsin, isterse hiç yakalanmayıp, pişman olup eşine yediği naneleri dökülsün, benim umrumda değil diyor. Eğer aldatıldığını iddia ediyorsan, bunu karşı tarafın kabul etmesinin dışındaki bir delille ispat etmelisin.

Boşanma aldatma mal paylaşımı

Aldatma nedeniyle boşanma davası açarken, aldatılan eşin önünde tercih edebileceği iki kanun maddesi olduğunu söylemiştim. Biri 161. madde, diğeri ise 166. madde.

İşte sonuçları açısından bu iki madde mal paylaşımı konusuna gelindiğinde farklılaşıyor.

Eğer, aldatıldıysanız, sizi aldatan kişiye, senelerce emek vererek edindiğiniz mallardan bir pay da vermek istemezsiniz. Peki bu mümkün mü?

Usulünce takip ettiğiniz, ortaya koyduğunuz doğru bir boşanma davası açmışsanız evet bu mümkün.

Kanun 236. maddesine işte bu noktaya işaret etmiş:

“Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir. “

Yani, eğer aldatıldıysanız, boşanma davasını genel hüküm olan 166. maddeden değil de 161. maddeden açmanızın, iş mal paylaşımına gelince önemi var.

Bu zamana kadar bana gelen birçok dosyada, davanın zamanında, pek de bilinmediği için yanlış olarak genel hükümlerden açıldığını, boşanma davası lehe bitmesine rağmen mal varlığının paylaşılmasına gelindiğinde, aldatılan eşin pay vermek zorunda kaldığını gördüm. Bu nedenle boşanma davası açılırken çok ama çok dikkatli olunmalı.

Sanal aldatma boşanma sebebi midir?

Evlilik birliğinin boşanma ile sona ermesi, karşı tarafın evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açacak bir kusur işlediğinin ve bu kusurun affedilmediğinin mahkeme önünde ispatlanması şartı ile mümkündür.

Son zamanlarda, özellikle sosyal medyanın yaygınlaşması ile bu tırnak içinde sanal aldatma – aldatılma iddialarıyla çok karşılaşır olduk. Özellikle instagram ve tik tok gibi mesajlaşma uygulamalarının yaygınlaşması bu sanal aldatmayı daha kolaylaştırdı.

Aldatmak isteyen daha önce de yolunu biliyordu zaten; telefon kayıtları, icq, messenger, facebook, twitter ve hatta e-mail bile, yaklaşık 23 yıllık avukatlık hikayemde, boşanma dosyalarında yer almıştır çok kere.

Sadece sanal olarak kalmış, internetten aldatma ise TMK 161’deki zina nedeniyle boşanma davası açılmasına yeterli olmaz. Ancak sanal aldatma, güven kırıcı bir davranıştır: Eşinizin instagramdan ya da whatsapptan karşısına öylesine çıkmış biriyle mesajlaştığını gördüğünüzde ne hissedersiniz? Elbette, normal değerleri olan biriyseniz, üzülürsünüz ve eşinize karşı güveniniz zedelenir. Güveninizin sarsıldığı kişiye karşı genel hüküm olan 166. maddeye göre boşanma davası açabilirsiniz ve sizi üzen bu olaylar nedeniyle oluşan zararınızı gidermek için manevi tazminat isteyebilirsiniz. Eğer, sizin daha ağır bir kusurunuz yoksa, nafaka, maddi ve manevi tazminat vermeden, bu hayır gelmeyecek birliktelikten de kurtulmuş olursunuz!

Aldatan taraf boşanma davası açabilir mi

Boşanma davalarında, aslında her kusur için bir basamak sistemi vardır. Yukarıda anlattığım sanal aldatma ile açtığınız bir boşanma davasındaki kusur ile, sizi darp eden, fiziksel şiddete uğradığınız, sosyal olarak kısıtlandığınız, anne-baba-arkadaşlarınızla görüşmenizi engelleyen, maaş kartınızı elinizden alan birinden boşanmak aynı şey olabilir mi?

Bu fiillerin hepsi ayrı ayrı boşanma sebebi olabilir, ve hepsinin aslında farklı ağırlıkları vardır. Terazinin kefesine koyduğumuzda farklı ağırlık çekerler.

Boşanma davalarında bu nedenle, aldatan taraf boşanma davası açabilir. Açacağı karşı boşanma davasında sizin kusurlarınızı daha çok göstermeye çalışabilir, kendisini aldatmaya iten sebep olarak sizin davranışlarınızı gösterebilir; ya da vereceği dilekçelerde sizin de kendisini aldattığınızı söyleyebilir.

İşte bu nedenlerle aldatan erkek, aldatan kadın boşanma davası açabilir.

Aldatma boşanma whatsapp kayıtları istenebilir mi

Kamuoyunda düşünüldüğünün aksine, whatsapp, twitter, facebook kayıtlarının, buralarda iki kişi arasında geçen konuşmaların istenebileceği bir kurum bulunmamaktadır. Ancak yine de boşanma davalarında whatsapp kayıtları sıklıkla kullandığımız delillerdendir.

Aldatılan taraf, aldatan tarafın instagram yazışmalarını, whatsapp kayıtlarını ele geçirmekte ve bunları boşanma davalarında kullanabilmektedir. Yine, tarafların arasında geçen bu türlü yazışmalar boşanma davalarında delil olabilmektedir.

Telefon kayıtlarında da hts kaydının istenmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Geçmişe dönük telefon dökümünün istenmesi için yazdığım bir yazıyı okuyabilirsiniz. Yeri gelmişken kısaca belirteyim: arama kayıtlarının, sms dökümlerinin içeriği çıkmıyor, ancak kim aramış, ne zaman aranmış, kaç dakika konuşulmuş bunların hepsinin dökümü alınabiliyor.

Yine aldatmanın ispatında otel kayıtlarından tutun, kredi kartı ekstrelerine hatta çiçek sepeti kayıtlarına kadar birçok delili toplayarak aldatmayı hukuki olarak ispat etmeye çalışıyorum. Her davanın ve her dosyanın özelliğine göre deliller çeşitlenir. Her delilin, delil gücü de dosyasına göre farklılık gösterir; her delil aleyhine de farklı savunmalar yapılabilir.

Boşanma davasında aldatma tazminat

Aldatılan eş, eğer kendisinin eşit ya da daha ağır bir kusuru yoksa, aldatılma nedeniyle yaşadıklarının bedel olarak ödetilmesini isteyebilir. Tabi burada kantarın topuzunu iyi ayarlamak lazım. Öyle bir para istenmeli ki, hem karşı taraf verebilmeli, hem onun da yaptıklarının karşılığından fazlası olmamalı, hem alanı da zengin etmemeli.

Aldatma nedeniyle açılan bir boşanma davasında bu ilkelere göre tazminat belirlenir. Kırmızı ışıkta geçmenin cezası, ülkemizde herkes için aynıdır: Aracınız son model olsa da eski püskü külüstür birşey olsa da sabit bir kırmızı ışıkta geçme cezası ödersiniz.

Ancak iş boşanmaya gelince değişir: Aldatma nedeniyle boşanma davasında çok zengin bir işadamının vereceği tazminat ile asgari ücret ile geçinenin ödeyeceği tazminat eşit değildir.

Burası da ülkemizin enteresan bakış açısına sahip olduğu bir düzenlemedir: Diğer ülkeler kırmızı ışıkta geçene acımayıp, ekonomik gücüne göre ceza keserken, eşini aldatmayı tazminat ödenmesi gereken bir kusur olarak görmemektedir.

Bizde ise, çok ucuz cezalarla insan hayatını tehlikeye atabilir, kırmızı ışıkta geçebilir, yaya geçidinde durmayabilir, otobanda zig zag çizebilirsiniz, yakalansanız bile üç-beş kuruşla atlatabilirsiniz. Ama eşini aldatma, aldatma nedeniyle boşanma davası, evlilikte işlenebilecek en büyük kusur olarak kabul edilmiştir.

Avukatsız Boşanma Dilekçesi Örneği

Avukatsız Boşanma Dilekçesi Örneği

 

Avukatsız boşanma dilekçesi nedir, avukatsız boşanma dilekçesi nasıl yazılır, avukatsız boşanma davası nasıl açılır, avukatsız boşanma mümkün mü?

İlgili yerleri doldurup en az iki nüsha olacak şekilde imzalayın, Anlaşmalı Boşanma Protokolü ile birlikte dosyanın tevzi edildiği mahkemeye sunun. Anlaşmalı Boşanma sonucunda mal paylaşımı, maddi-manevi tazminat, nafaka vb. bir çok hakkınızı kaybedebileceğinizi göz önüne alın. Türk Hukukunda anlaşmalı ya da çekişmeli bir boşanma davası açabilmek için avukat tutma zorunluluğunuz bulunmamaktadır. Ancak hak kaybınıza uğramamak için anlaşmalı olarak boşanmadan önce bir avukata danışmanızı tavsiye ederim.


 

….. Nöbetçi Aile Mahkemesi (yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi) Hakimliği’ne,

 

Davacı-Davalı   :  ……………………..

TC Kimlik No      : …………………..

Adresi                : ………………….

Davalı -Davacı        : ……………………

TC Kimlik No          : …………………….

Adresi                    : …………………….

D.Konusu              : Evlilik birliğinin anlaşmalı olarak sona erdirilmesi talepli dava dilekçesidir.

Açıklamalarımız     :

1. Taraflar   ……….. tarihinde evlenmişlerdir. Bu evlilik nüfus kayıtlarından da görüleceği gibi bir yılı doldurmuştur. Tarafların bu evlilikten …… doğumlu …….. isimli bir kız/erkek çocukları bulunmaktadır.

2. Taraflar arasındaki geçimsizlik had safhaya ulaşmış ve evlilik birliğinin sürdürülmesi imkansız bir hale dönüşmüştür. Bu sebeple taraflar aralarında anlaşarak boşanmaya karar vermişlerdir.

3. Ekte sunulan Anlaşmalı Boşanma Protokolü’nün kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmesini talep ederiz.

Deliller  : Nüfus kayıt örneği, Anlaşmalı Boşanma Protokolü

H.Sebep : TMK 166 ve ilgili yasa

T.Sonucu : Yukarıda belirtilen ve re’sen tespit edilecek nedenlerle, tarafların anlaşmalı olarak boşanmalarına, ekte sunulan Anlaşmalı Boşanma Protokolü’nün tasdikine karar verilmesini talep ederiz. …. / …. / ……

Davacı-Davalı                                                                         Davalı-Davacı

 

 

Eki: Anlaşmalı Boşanma Protokolü

 

Evlilikte Eşlerin Sorumlulukları

Evlilikte eşlerin sorumlulukları birliğin mutluluğunu sağlama, eşe sadakat gösterme, birlikte yaşama, dayanışma ve yardımcı olma, giderlere katılma, meslek ve iş seçiminde özen gösterme olarak sıralanabilir.

Evlilik birliğinin kurulmasıyla birlikte eşler için bir takım haklarla birlikte bir takım sorumluluklar da (yükümlülükler) doğar. 4721 sayılı Medeni Kanun’un 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra ülkemizde kadın ve erkek eşitliği sağlanmaya çalışılmış bu nedenle önceki dönemde eşlerden her birine tanınan hak ve yükümlülükler ortak hale gelmiştir.

4721 sayılı Medeni Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra eşler ortak konutun seçiminde, birliğin yürütülmesinde, birliğin temsilinde ve birliğin giderlerinin karşılanmasında birlikte hareket etmeleri gerekir. Ortaya çıkan yükümlülükler eşler için ortak yükümlülük haline gelmiştir.

Evlilikte eşlerin sorumlulukları
Evlilikte eşlerin sorumlulukları

Evlilik birliğinin eşlere getirdiği hak ve yükümlülükler şu başlıklar altında toplanabilir.

A. Eşlerin Evlilik Birliğinde Ortak Hakları

1. Ortak Konutu Seçme

Önceki Medeni Kanun eşlerin ve çocukların oturacağı evi (müşterek konutu) seçme hakkını doğrudan kocaya tanımıştı(madde 152) Ancak yeni kanun bu hakkı yani aile konutunu seçme hakkını MK186/1 uyarınca her iki eşe birden tanımıştır. Eşler MK 186’ya göre oturacakları konutu birlikte seçerler.

2. Birlikte Yaşama

Evlenme aynı cinsten iki gerçek kişinin tam ve sürekli bir hayat ortaklığı paylaşmak amacıyla hukuken geçerli bir biçimde yaptıkları sözleşmedir. Evlenmenin mahiyetinde eşlerin birlikte yaşama arzusu vardır. Medeni Kanun’un 185. maddesine göre, eşlerin seçim hakkını kullanarak aile konutunda birlikte yaşama hakları vardır, bu aynı zamanda onların yerine getirmek zorunda oldukları yükümlülük olarak da belirlenmiştir.

3. Evlilik Birliğini Yönetme

Medeni Kanun’un 186. maddesi birliği eşler beraberce yönetirler demek suretiyle kadın-erkek eşitliğini vurgulamıştır. Birliğin yönetiminde her iki eşin eşit söz hakkı vardır. Önceki Medeni Kanun döneminde ise birliğin yönetim hakkı kocaya bırakılmış, birlik başkanı olma görevi kocaya tanınmıştı. Kadın, birlik başkanına yardımcılık ve danışmanlık etme görevini üstlenmişti. Ancak bunun dışında kadına evin iç işlerini yönetme hakkı tanınmıştı.

Bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra, eşlerden her biri ister kadın ister erkek eş olsun, yönetime ilişkin bir girişimde bulunmadan önce diğer eşi bu konuda bilgilendirmek ve bu girişime onun da katılımını sağlamak zorundadır. Hatta birliğin yönetimiyle ilgili işin her zaman söz konusu olabilen normal, olağan ve alışılmış bir iş olması bu zorunluluğu ortadan kaldırmaz.

4. Evlilik Birliğini Temsil Etme

Evlilik birliğinin temsili, birliğin ihtiyaçlarını gidermek ve ortak yaşamın amaçlarını gerçekleştirmek üzere eşlerden birinin üçüncü kişiler ile hukuki işlemlerde bulunması anlamını ifade eder. Evlilik birliğinin temsili, doğrudan doğruya kanundan doğmaktadır, yani yasal bir temsil söz konusudur. Bu nedenle eşlerden her biri evlilik birliğiyle ilgili bir hukuki işlem yaparken bunu birlik adına yaptığını üçüncü kişilere bildirmese dahi yine de temsil hükümleri geçerli olur. Burada önemli olan nokta, üçüncü kişilerin bilgisi değil, yapılan işlemin niteliği yani bunun ailenin sürekli ihtiyaçları için yapılıp yapılmadığı ve bu ihtiyaçların ölçüsünü açıp açmadığı noktasıdır.

Ailenin sürekli olmayan ihtiyaçları yönünden eşlerin birlikte hareket etmesi yani temsil yetkisinin birlikte kullanmaları şarttır.

B. Eşlerin Evlilik Birliğinde Ortak Yükümlülükleri

1. Birliğin Mutluluğunu Sağlama

Mutluluk olmayan evlilikte dirlik ve düzen de olmaz. Bu nedenle eşlerden her biri evliliğin sosyal, manevi ve ahlaki amaçlarını gerçekleştirmek için elinden geleni yapmak, karşılıklı saygı, özen ve ilgi göstermek zorundadır.

2. Eşe Sadakat Gösterme

Sadakat yükümü yönünden eşler arasında hiç bir fark da yoktur. Sadakat gösterme yükümlülüğünden sadece cinsel sadakati anlamak yanlış olur. Cinsel sadakat dışında pek çok davranış, örneğin kadın veya kocadan birinin görevlerini yapmamak kastıyla eşini terk etmesi, eşinin önemli bir sırrını üçüncü bir şahsa vermesi, kocanın bütün parasını içki ve kumarda harcaması, eşini yoksul bırakması, elbiselerini yırtması da evlilik birliğine sadakatsizlik sayılmaktadır.

3. Birlikte Yaşama

Evlilik birliğinin oluşmasıyla birlikte kurulan ortak hayatın birlikte aynı çatı altında sürdürülmesi yükümlülüğü de bulunmaktadır. Askerlik, öğrenim, hükümlülük, tedavi ve benzeri sebeplerle birlikte yaşamanın geçici olarak mümkün olmaması, bu yükümlülüğün istisnasını oluşturmaktadır.

4. Dayanışma ve Yardımcı Olma

Evlilikte eşlerin sorumlulukları, eşin diğer eşe yardımcı olmasıdır. Yardım etme sadece parasal yardım şeklinde değil fakat manevi yardım şeklinde de anlaşılmalıdır. Eşler üzüntülü anlarında birbirlerine destek olmalı hastalık halinde de elinden gelen özenle birbirlerine bakmalıdırlar. Evlilik birliğinin geçindirilmesi esas olarak her iki eşe de yüklenilmişse de içlerinden birinin ihtiyarlık, hastalık ya da işsizlik gibi sebeplerle bu yükümlülüğünü gereğince yerine getirme imkanından yoksun bulunması halinde diğerinin sahip olduğu imkanlar çerçevesinde ona yardımcı olması gerekir.

5. Çocuklara Bakma ve Yetiştirme

Eşler, çocukların bakılmalarına, gözetilmelerine, korunmalarına ve eğitilmelerine beraberce özen göstermek , çocukların maddi ve manevi bütün ihtiyaçlarını imkanları ölçüsünde karşılamakla da yükümlüdürler. (MK 185/2) Ana ve baba, çocuklarının dürüst, erdemli, iyi bir insan olarak yetişmesi için özen göstermelidirler. Hatta bu yükümlülük sadece öz evlatlar için değil üvey evlatlar için de söz konusudur (MK 338/1)

6. Evlilik Birliğinin Giderlerine Katılma

Evlilikte eşlerin sorumluluklarından bir tanesi de Medeni Kanun’un 186/3. maddesinde düzenlenmiş olan, eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlığıyla katılmalarıdır. Belli ve düzenli bir geliri olmayan eşler, birliğin giderlerine emekleriyle katılma imkanı bulabileceklerdir.

Eşlerden birinin talepte bulunması üzerine, mahkeme, ailenin geçimi için eşin yapacağı parasal katkıyı belirleyebilir.

7. Meslek ve İş Seçiminde Özen Gösterme

Önceki Medeni Kanun’a göre, kadının bir meslek ya da sanatla uğraşmasına izin verme hakkı kocaya tanınmıştı. Önceki Kanun döneminde Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilen bu kanun maddesi, yeni kanun döneminde kadın-erkek eşitliği çerçevesinde düzenlenmiştir. Medeni Kanun’un 192. maddesine göre eşlerden biri meslek veya iş seçiminde diğerinin iznini almak zorunda değildir.

Ancak meslek ve iş seçiminde ve bunların yürütülmesinde evlilik birliğinin huzur ve yararı göz önünde tutulur. Bu hüküm gereğince eşlerden her biri meslek ve iş seçiminde gerekli özeni göstermek, yani getirisi ve sağlayacağı menfaatler ne derece yüksek ve çok olursa olsun, diğer eşi sıkıntıya ya da utanca düşürebilecek bir meslek veya iş seçmekten kaçınmak zorundadır.

Evlilikte eşlerin sorumlulukları yukarıda belirttiklerimizle sınırlı değildir. Her eş, evlilik süresince ailesinin mutluluğu için gereken fedakarlığı göstermelidir. Bu sorumlulukların yerine getirilmediği durumlarda evlilik birliğinin sona ermesi için anlaşmalı ya da çekişmeli boşanma davası açılır.

Baba Çocuğun Velayetini Nasıl Alır?

Baba çocuğun velayetini almak istediğinde öncelikle yapması gereken adımlar vardır. Bu adımları ele alarak, baba velayet davasını nasıl açabileceğini, nelere dikkat etmesi gerektiğini, hangi durumlarda velayetin babaya verilebileceğini ve benzeri konuları irdeliyor olacağız.

Makale için ana başlıklarımız şöyle olabilir:

Velayet Nedir?
Velayet Hakkı Kimlere Aittir?
Baba Çocuğun Velayetini Nasıl Alır?
Velayet Davası Nasıl Açılır?
Velayet Davası Açarken Nelere Dikkat Edilmelidir?
Hangi Durumlarda Baba Velayeti Alabilir?
Örnek Davalar ve Kararlar
Sonuç ve Öneriler
Bu başlıklar altında, babaların velayet davası açmadan önce dikkat etmeleri gereken önemli hususlar, velayet davasının süreci ve şartları, mahkemenin velayet konusunda verdiği kararlar, boşanma durumlarında velayetin kimlere verilebileceği, babaların velayet davası açarken nelere dikkat etmeleri gerektiği, örnek davalar ve kararlar gibi konular ele alınabilir.

Makale için kaynakları inceleyerek, konuları daha detaylı bir şekilde ele alabiliriz. Ayrıca, örnek davalar ve kararlar ile makaleyi daha somut bir hale getirerek, okuyucuların konuya daha iyi hakim olmalarını sağlayabiliriz. Hazırsanız, bu başlıklar altında ayrıntılı bilgi toplamaya başlayabiliriz.

Çocuk velayeti, boşanma davaları gibi aile hukuku konularında en çok tartışılan konulardan biridir. Çocuk velayeti, çocuğun güvenliği, refahı, eğitimi, sağlığı ve diğer çıkarları gibi unsurları içeren bir karardır.

Bir çift boşandığında, çocukların velayetinin kimde kalacağına dair bir karar verilmesi gerekmektedir. Çocuğun velayetinin annede mi yoksa babada mı kalacağına dair karar, boşanma davası sırasında belirlenir.

Birçok ülke, çocuğun velayetinin annede kalması yönünde yasal bir önyargıya sahiptir. Ancak, bu önyargı artık büyük ölçüde geçerliliğini yitirmiştir. Modern yasa düzenlemeleri, çocukların ihtiyaçlarına en uygun ailenin belirlenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Çocuk velayeti davaları, çiftlerin mutabakatı veya mahkeme kararı ile sonuçlanabilir. Mahkeme, çocuğun ihtiyaçlarını, yaşını, aile bağlarını ve diğer faktörleri dikkate alarak karar verir. Çocuk velayeti, tek taraflı bir kararla alınamaz; ancak, ebeveynler arasında anlaşmaya varılabilirse, bu anlaşma mahkeme tarafından onaylanabilir.

Baba, çocuk velayetini almak için haklı sebeplere sahip olduğunu ispatlamalıdır. Bu haklı sebepler, çocuğun ihtiyaçlarına uygun bir ortam sağlamak, çocuğun yaşam kalitesini artırmak, çocuğun gelişimine destek olmak ve benzeri unsurları içerebilir.

Baba, çocuğun velayetini almak için uygun bir konut, gelir kaynağı, zaman yönetimi becerileri ve diğer önemli faktörlere sahip olduğunu göstermelidir. Bunun yanı sıra, babanın çocukla iyi bir ilişkisi olduğunu ve çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli zamanı ayırabileceğini de kanıtlaması gerekmektedir.

Sonuç olarak, babaların çocuk velayetini almak için haklı sebepleri olduğunda, yasal olarak haklarını savunmaları mümkündür. Mahkeme, çocuğun ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayacak olan aile yapısını belirleyerek, çocuğun refahını korumaya çalışır.

Birçok durumda, velayet anneye verilir. Ancak bu her zaman böyle değildir ve babalar da velayeti kazanabilir. Mahkeme, çocuğun en iyi çıkarlarını gözeterek, ebeveynlerin davranışlarına ve yeteneklerine bakarak, velayet kararını verir.

Birçok faktör, çocuğun velayetinin kimde olacağına karar verilirken dikkate alınır. Bunlar arasında ebeveynlerin sağlık durumu, işleri, gelirleri, ikametgah durumları, çocukla olan ilişkileri ve iletişimleri, çocuğun okulu, yaşam standardı ve yaşam koşulları gibi birçok faktör sayılabilir.

Baba, çocuğun velayetini almak için adım atmak istediğinde, öncelikle bir avukatla görüşmesi ve durumu değerlendirmesi gerekmektedir. Avukat, babaya, çocuğun velayetini kazanması için yapabileceği adımları ve bunun için gereken kanıtları belirleyebilir. Mahkemeye sunulacak kanıtlar arasında, babanın çocuğuyla olan ilişkisi, bakım ve koruma yeteneği, gelir düzeyi, sağlık durumu ve sosyal ilişkileri gibi faktörler yer alabilir.

Baba, çocuğun velayetini almak için bir dava açabilir ve mahkemede duruşma yapılır. Mahkeme, tarafların delillerini değerlendirir ve çocuğun en iyi çıkarlarını gözeterek velayet kararını verir.

Sonuç olarak, babalar da çocuklarının velayetini alabilirler. Ancak bu karar, çocuğun en iyi çıkarlarına göre verilir ve babanın çocukla olan ilişkisi ve bakım kapasitesi gibi faktörler göz önünde bulundurulur. Bu nedenle, babaların velayet almak için bir avukatla çalışmaları ve dava sürecinde adımlarını atarken doğru kanıtları sunmaları önemlidir.

Arabuluculuk Görüşmesinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Arabuluculuk görüşmesinde dikkat edilmesi gerekenler, arabuluculuk görüşmesi telekonferans, arabuluculuk toplantısı nerede yapılır, arabuluculuk süresi, arabuluculuk yönetmeliği, arabuluculuk yorumlar, arabuluculuk süreci ne kadar sürer, arabuluculuk toplantısına katılmama, arabulucu ilk kimi arar

Arabuluculuk Görüşmesinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 6325 numarasıyla 7 Haziran 2012 tarihinde kabul edilmiş ve 22 Haziran 2012 tarihli 28331 sayılı Resmi Gazete ile yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. (Arabuluculuk Kanunu’nu buradan indirebilirsiniz)

Herşeyden önce belirtmek gerekir ki kısaca arabuluculuk kanunu, sadece tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde uygulanır.

Kanuna göre özellikle “aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıklar” arabuluculuğa elverişli olmayacağı kabul edilmiştir.

Arabuluculuk Kanunu ilk yayımlandığında, arabulucuya başvurmanın gönüllülük esasına göre olması kabul edilmişti. Ancak aradan 6 yıl geçmesine karşın istenildiği kadar başvuru olmayınca bu sefer 6 Aralık 2018 tarihinde yapılan değişiklikle bazı davalar yönünden arabulucuya başvuru zorunlu hale getirildi.

Bununla birlikte, halen arabulucuya başvuru, bazı davalar yönünden zorunlu olsa da tarafların süreci devam ettirmesi, sonuçlandırması yahut arabuluculuk süresinden vazgeçmeleri mümkündür. Yani arabulucuya başvurulmuş olması anlaşmanın da yapılacağı anlamına gelmemektedir.

Nitekim, Arabuluculuk Daire Başkanlığı’nın istatistiklerine göre başvuruların büyük oranda anlaşamama ile sonuçlandığını gözlemlemekteyim. Anlaşma ile sonuçlanan uyuşmazlıkların da zaten daha önce yargı önüne gelmeyen inşaat şirketlerinin şantiye kapama tutanağı olduğunu uygulamada görmekteyiz. İnşaat şirketleri bir şantiyeyi kapadıklarında, bordrolarında görünen 300-500 işçiyi birden, çoğu zaman da arabulucunun da dahil olmadığı bir süreçte muhasebecilerinin imzaladığı tutanaklara imza attırarak anlaşma tutanağı hazırlamaktalar. Maalesef bu durum yargı kararlarına da yansımış durumda ve bu arabuluculuk tutanakları mahkemeler tarafından geçersiz kabul ediliyor.

Arabuluculuk sürecinde önemli bir nokta da şu: taraflar, arabulucu veya arabuluculuğa katılanlar da dahil 3. kişiler uyuşmazlıkla ilgili olarak hukuk davası açıldığında ya da tahkim yoluna başvurduklarında bu süreçteki bilgi, teklifler konusunda tanıklık yapamıyor yahut bunlar delil olarak kullanılamıyor. Yani, “sen arabuluculuk görüşmesinde şunu söylemiştin, haksız olduğunu kabul etmiştin ya da şunu teklif etmiştin” diyemiyorsunuz.

Arabuluculuk Görüşmesi Nerede Yapılır? Arabuluculuk Görüşmesi Telekonferansla Yapılır mı?

Uygulamada, arabuluculuk görüşmesi, özellikle 2. toplantılar telekonfrasla yapılıyor. Zaten kanuna göre arabulcunun tarafların herbiri ile aynı anda ve aynı yerde görüşmeleri de zorunlu tutulmamış. Bu nedenle arabuluculuk görüşmesi için arabulucunun işyerinde, tarafların birinin hazırlayacağı yerde yapılması mümkün olduğu gibi fiziksel katılım olmadan telefonla da görüşmenin yapılması mümkün. Ancak ilk toplantıya katılmanın zorunlu olması, katılım tutanağının da ıslak imza ile imzalanması gerekiyor.

Taraflar arabuluculuk görüşmelerine isterlerse bizzat ya da avukatları aracılığıyla katılabiliyorlar.

Arabuluculuk Süresi

Arabuluculuk süreci, dava açılmadan önce arabulucuya başvuru halinde, tarafların ilk toplantıya davet edilmeleri ve taraflarla arabulucu arasında sürecin devam ettirilmesi konusunda anlaşmaya varılıp bu durumun bir tutanakla belgelendirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Dava açılmasından sonra arabulucuya başvuru hâlinde ise bu süreç,
mahkemenin tarafları arabuluculuğa davetinin taraflarca kabul edilmesi veya tarafların arabulucuya başvurma konusunda anlaşmaya vardıklarını duruşma dışında mahkemeye yazılı olarak beyan ettikleri ya da duruşmada bu beyanlarının tutanağa geçirildiği tarihten itibaren
işlemeye başlar.

Taraflar dava açılmadan önce veya davanın görülmesi sırasında
arabulucuya başvurma konusunda anlaşabilirler. Mahkeme de tarafları arabulucuya başvurmak konusunda aydınlatıp, teşvik edebilir. Aksi kararlaştırılmadıkça taraflardan birinin arabulucuya başvuru teklifine otuz gün içinde olumlu cevap verilmez ise bu teklif reddedilmiş sayılır. Dava açıldıktan sonra tarafların birlikte arabulucuya başvuracaklarını beyan etmeleri hâlinde yargılama, mahkemece üç ayı geçmemek üzere ertelenir. Bu süre, tarafların birlikte başvurusu üzerine üç aya kadar uzatılabilir.

Arabulucu, seçildikten sonra tarafları en kısa sürede ilk toplantıya davet eder.

Uygulamada, arabulucunun ilk toplantısı ilk 3 hafta içinde yapılmaya çalışılmaktadır. Bundan sonraki süreç taraflara bağlıdır. Yani arabuluculuk süreci ortalama olarak 1 ay içinde sonuca bağlanabilmektedir.

Arabuluculuk Toplantısına Katılmama

Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi  durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu
taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur. Ayrıca bu taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmez. Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.

Arabuluculuk Ücreti

Arabuluculuk Ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin İkinci Kısmına göre eşit olarak kararlaştırılır. (2019 yılı Arabuluculuk Ücret Tarifesi için buraya tıklayınız) Yani arabuluculukta, davalardan farklı olarak masrafları iki taraf ödemektedir.

Örneğin 50.000,00 TL‘lik bir alacak için arabulucuda anlaşma yaptığınızda 2.850,00 TL arabuluculuk ücreti ödemek zorunda kalırsınız.

Tarafların anlaşamaması halinde ise arabulucuya 2 saatlik ücretleri Adalet Bakanlığı’nca ödenmektedir.

Arabuluculuk Görüşmesinin Avukatla Yapılmasının Önemi

Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması halinde, üzerinde anlaşılan konularda daha sonra dava açılamaz. Bu nedenle arabuluculuk görüşmelerine gitmeden önce dosyanın muhakkak bir avukat tarafından etraflıca hazırlanması gerekmektedir.

Avukat, dosyadaki tüm alacak kalemlerini hesaplar, karşı tarafın ödeme gücünü, tahsil kabiliyetini düşünerek buna göre bir plan yapar. Karşı tarafı, arabulucuda anlaşılamazsa, davada nasıl sıkıştırabileceğini öngörmeye çalışır. Hangi yönlerden zayıf ve hangi taleplerde güçlü olduklarını dosyayı hazırlarken görecek ve tespit edecektir.

Arabulucuya gidilirken avukat yardımı alınmaması halinde, bu görüşmenin anlaşma ile sonuçlanması zayıf bir ihtimaldir. Anlaşmaya varılması halinde ise büyük tavizler vermek gerekebilir. Her halükarda, avukat desteği için ödenecek ücretten daha fazla zarara uğramak söz konusudur.

Arabuluculuk Görüşmelerinde Avukatlık Ücreti Nedir?

Arabuluculuk görüşmelerinde avukatlık ücreti 2.750,00 TL’dir. Görüşmenin başarı ile sonuçlanması halinde ise kanuni tarifelerden aşağı olmamak üzere, arabuluculuk tarifesindeki miktarlar üzerinden ayrıca ödeme yapılmaktadır.

Mal Beyanında Bulunma Dilekçe Örneği

Mal Beyanında Bulunma Dilekçesi Örneği

Ankara … İcra Müdürlüğü ‘ne

DOSYA NO                            :

MAL BEYANINDA

BULUNAN BORÇLU      :

KONU                           : Mal beyanımdır.

AÇIKLAMALAR             :

1- Alacaklı tarafından yukarıda esas no.su ve icra müdürlüğü belirtilen icra dosyası ile aleyhime yapılan icra takibi ile ilgili olarak yasal zorunluluk gereği süresinde mal beyanımı bildiriyorum.

2- Borcu kabul ediyorum. Ancak ödeme gücüm bulunmamaktadır. Üzerime kayıtlı hiçbir menkul ya da gayrimenkul malım ya da gelirim, üçüncü şahıslarda her hangi bir hak ve alacağım bulunmamaktadır. Geçimimi ailemin katkılarıyla sürdürmekteyim.

Gereği bilgilerinize arz olunur.

T.SONUCU : Mal beyanı dilekçemin kabulü ile dosyaya konulmasını talep ederim.

BORÇLU

___________________________________________

NOTLAR: 

* İcra ve İflas Kanunu’nun 74. maddesine göre, borçlu mal beyanında kendisinde ve üçüncü şahıslarda olan borç miktarı ile sınırlı olarak mal ve alacaklarını, geçimini ne şekilde sürdürdüğünü, borcu nasıl ödeyebileceğini ödeme emrini gönderen İcra Dairesi’ne bir dilekçe ile bildirir.

* İcra ve İflas Kanunu’nun 74. maddesine göre, mal beyanında bulunmayanların cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır. Bu maddeye göre mal beyanında bulunmamanın cezası İcra ve İflas Kanunu 337.maddede belirlenmişti.

* Anayasa Mahkemesi , ekonomik suçlara ekonomik ceza verilebileceğini ve bu nedenle mal beyanında bulunmamanın cezai yaptırıma tabi olmadığına karar vermiş, 16.4.2008 tarih ve 26849 sayılı R.G.’de yayımlanan, 28.2.2008 T., 2006/71 E. ve 2008/69 K. sayılı Kararı ile yayımından 1 yıl sonra yürürlüğe girmek üzere İcra ve İflas Kanunu‘nun  337. maddesini iptal etmiştir.

*Ancak, hapsen tazyik maddesi halen yürürlüktedir. İcra ve İflas Kanunu’nun 76. maddesine göre, alacaklının şikayeti üzerine mal beyanında bulunmayan borçlu, 3 ayı geçmeyecek şekilde icra mahkemesi hakimi tarafından hapisle tazyik olunabilir.

* Dilekçe örneğindeki bilgiler, tavsiye niteliğinde olmayıp, sadece genel bilgi verme amaçlıdır. Dilekçenizi düzenlerken mutlaka, işin uzmanı bir avukata danışınız.

Mirasçılardan Biri İmza Vermezse

Mirasçılardan biri imza vermezse, mirasçılardan birinin imza vermemesi, mirasçılardan biri kayıp, mirasçılardan biri satmak istemiyor, mirasçı vekalet vermiyor tapuya da gelmiyor, mirasçılardan biri intikali kabul etmezse ne olur soruları sıkça karşılaşılan bir problemi ifade ediyor. Bu yazımda bu sorulara cevap veriyorum.


Kendilerine miras kalan kardeşler ve diğer mirasçılar aralarındaki anlaşmazlıklar nedeniyle bir araya gelip mirası paylaşamıyor ve kendilerine kalan mirasın intikalini yapmayı başaramıyorlar.

Bir kişinin vefatından sonra geride birden çok mirasçının bulunması halinde ne olacağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 640. maddesinde şöyle düzenlenmiştir:

“Birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir.”

Görüldüğü üzere miras bırakanın vefatı ile birlikte geride kalan mirasçılar arasında otomatik olarak bir miras ortaklığı oluştuğu kanunen varsayılmıştır.

Bu, aralarında miras ortaklığı oluşmuş bulunan mirasçılar, mirasın intikali üzerinde anlaşma sağlayamazlarsa, mirasçılardan biri imza vermezse, mirasçılardan birine ulaşılamıyorsa, kayıpsa yahut anlaşmaya yanaşıp imza vermiyorsa bu durumda tek seçenek mahkemeye başvurarak dava yoluna gitmek olacaktır. Bu durum yine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 642. maddesinde şu şekilde öngörülmüştür:

“Mirasçılardan her biri, sözleşme veya kanun gereğince ortaklığı sürdürmekle yükümlü olmadıkça, her zaman mirasın paylaşılmasını isteyebilir.”

Mirasçılar Mahkemeden Nasıl Bir Talepte Bulunabilir?

Mirasçılardan biri imza vermezse, anlaşmanın olmaması nedeniyle her bir mirasçının mahkemeye başvurma hakkı bulunmaktadır. Mahkemeye başvuran mirasçı, sözleşme ya da kanun gereğince ortaklığı sürdürmekle yükümlü olmadıkça paylaşma isteyebilecektir.

Bu durumda mirasçının, mahkemeden iki talep hakkı bulunmaktadır:

  • terekedeki belirli malların aynen paylaşılması,
  • terekedeki malların aynen paylaşılma olanağı yoksa satış yoluyla paylaşılması

Mirasın Paylaşılması İçin Hangi Mahkemeye Başvurulur?

Mirasçılardan biri imza vermezse, miras uyuşmazlıklarının çözümünde görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir. Mirasın paylaşılması için talep bu mahkemeye yapılacaktır. Miras davalarına bakan avukatlar bu davayı açacaktır.

Mahkeme Mirası Nasıl Paylaştırır?

Mahkeme, mirası şu şekilde paylaştıracaktır:

Mahkeme, terekenin tamamını ve terekedeki malların her birini göz önünde tutarak, olanak varsa taşınmazlardan her birinin tamamının bir mirasçıya verilmesi suretiyle paylaştırmayı yapar.

Mirasçılardan biri imza vermezse, mirasçılara verilen taşınmazların değerleri arasındaki fark para ödenmesi yoluyla giderilerek miras payları arasında denkleştirme sağlanır.

Paylaşım Yapılması Erteletilebilir mi?

Paylaşmanın derhâl yapılması, paylaşım konusu malın veya terekenin değerini önemli ölçüde azaltacaksa; sulh hâkimi, mirasçılardan birinin istemi üzerine bu malın veya terekenin paylaşılmasının ertelenmesine karar verebilir.

Miras İntikali İçin Hangi Belgeler Gereklidir?

  • Kimlik Belgesi (Taraflara varsa temsilcilerine ait)
  • Fotoğraf (1 adet)
  • İşlemde temsil var ise temsil belgesi (Yetki Belgesi, vasi kararı, vekâletname vb.)
  • Veraset Belgesi (Sulh Hukuk Mahkemesinden veya Noterden alınan aslı veya onaylı örneği)
  • İşleme konu taşınmazın tapu senedi (Var olması halinde istenir)
  • Zorunlu Deprem Sigortası (Bina ise)

Miras İntikali Nasıl Yapılır?

Yukarıda yazılı belgeleri tamamlayarak herhangi bir tapu müdürlüğüne varislerden biri ya da hepsi tarafından vekalet verilen avukat ile başvuru yapılması halinde işlem gerçekleştirilecektir.

 

Nafaka Artış Hesaplama Motoru

Nafaka Artış Hesaplama Motoru

nafaka artış oranı hesaplama, adalet bakanlığı nafaka artış oranı hesaplama, nafaka artış oranı yargıtay, 2023 nafaka artışı nasıl hesaplanır, 2023 çocuk nafakası ne kadar, nafaka üfe artırımı nasıl hesaplanır, 2023 nafaka üfe oranı ne kadar, ankara boşanma avukatı


Nafaka Artış Oranı Nedir?

Nafaka TÜİK‘in yayınladığı ÜFE oranında artırılır. Nafaka alacaklısı davacının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsü davalının gelir durumunda, nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik olmadığı takdirde; yoksulluk nafakası TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranında artırılmalı ve böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan denge korunmalıdır.

Mahkemece yapılacak iş; tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği ve özellikle ekonomik göstergelerdeki değişim ile TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranı nazara alınmak suretiyle, TMK’nun 4.maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesine uygun bir miktara hükmetmektir.

Nafaka Hangi Kanun Maddesine Dayanarak Verilmektedir?

MK’nun 175.maddesine göre; ”Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.

TMK.nun 182. maddesine göre; boşanma kararı ile velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.

TMK.nun 330.maddesindeki düzenleme, nafaka miktarının çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçlerine göre belirlenir, şeklindedir.

TMK’nun 331.maddesi uyarınca da; durumun değişmesi halinde hakim nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırabilir.

TMK.nun 328/1.maddesinde “Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder.” Aynı yasanın 2.fıkrasında ise, “Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitim sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.”

Nafaka Artışı İçin Ne Zaman Dava Açılabilir?

Nafaka artırım davasının açılması belli bir zaman geçmesine bağlı tutulmadığı gibi, her dava açıldığı tarihe göre değerlendirilmelidir.

TMK’nun 176/4. maddesine göre de tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.

TMK 176/4, 330/4, 365/5 maddeleri nazara alındığında; madde gerekçelerinde de belirtildiği gibi, bu hükümler, ekonomik yönden güçsüz olan nafaka alacaklılarının her yıl dava açmak suretiyle emek sarfından ve masraf yapmaktan kurtarılmaları amacıyla getirilmiştir.

Hükmolunan nafakaların gelecek yıllardaki artırımına ilişkin olarak kurulan ve bu konuda kesinleşen önceki hükümler, sonraki davalarda kesin hüküm teşkil etmezler. Zira, sonraki zamanlarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarında, ihtiyaçlarında, ülkenin ekonomik yapısında vs. hallerde önemli değişiklik olması hallerinde önceki ilamlardaki hükmolunan gelecek yıllardaki artışa ilişkin değerler veya oranlar sonradan yetersiz kalabilir. Şartların değişmesi halinde nafaka her zaman artırılabilir.

Nafakanın Artırım Oranları

Boşanma davasında çocukların velayeti bir tarafa bırakılınca diğer tarafa da ödemesi için iştirak nafakası belirleniyor. Yine boşanma halinde yoksulluğa düşecek olan eşe ise yoksulluk nafakası verilmektedir.

Anlaşmalı boşanma davası ile sona eren evliliklerde bu nafakaların miktarı taraflarca belirlenir. Çekişmeli olarak açılan dava yoluyla sona eren evliliklerde ise iştirak ve yoksulluk nafakalarının miktarı (dava süresince tedbir nafakaları) hakim tarafından tespit edilir.

İster anlaşmalı boşanma davası isterse çekişmeli boşanma davası ile kararlaştırılmış olsun, belirlenmiş olan bu nafaka miktarı tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda nafakanın arttırılmasına ya da nafakanın azaltılmasına ve hatta nafakanın kaldırılmasına karar verilebilir.

Nafaka artış oranı ise, anlaşmalı yahut çekişmeli boşanma davası sonucunda mahkemenin gerekçeli kararına göre, nafakanın ÜFE oranında artırılarak karar verilmiş olmasını ifade eder.

Taraflar, anlaşmalı boşanma davasında hazırladıkları protokolde yahut çekişmeli boşanma davasındaki dilekçeleri ile takdir edilecek nafakanın, sonraki yıllarda ÜFE oranında artırılarak uygulanmasını talep etmiş olabilirler.

Bilindiği üzere, paranın satın alma gücü her yıl azalmaktadır. Paranın satın alma gücünün önceki yıla göre ne kadar azaldığı ise ülkemizde TÜİK yani Türkiye İstatistik Kurumu tarafından araştırılarak ilan edilmektedir. TÜİK’in açıkladığı bu verilere göre kira artış oranı ve nafaka artış oranı belirlenmektedir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin yerleşen uygulamasına göre; nafaka alacaklısının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsünün gelir durumunda, nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik olmadığı takdirde; yoksulluk nafakası TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranında artırılmalı ve böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan denge korunmalıdır.

Daha yüksek ya da farklı bir şekilde artış yapılması halinde mahkeme kararının bozulması gerekir.

Nafaka Artışı Nasıl Hesaplanır?

Örneğin 2015 yılında mahkeme bir nafakaya hükmetmiş olsun. Sonraki yıllarda da nafaka hiç artırılmadan kalmış olsun. Bu durumda mahkemece aradan geçen 7 yıl için ayrı ayrı ÜFE endeks oranı uygulanarak hesap yapılıp, çıkan rakamların toplanması gerekir.

Bunun yanında önceki dava tarihi ile yeni nafaka artırım davasının açıldığı tarih arasında uzun bir süre geçmişse (örneğin 4 yıl) bu süre içinde tarafların sosyal ve ekonomik durumları değiştiği gibi, çocuğun yaşı ve ihtiyaçları da doğal olarak arttığı kabul edilmelidir.

Belirtilen hususlar dikkate alındığında dava konusu iştirak nafakası olduğundan ÜFE artış oranı iştirak nafakasının belirlenmesinde esas alınamaz.

O halde, mahkemece; yukarıda ifade edilen yasa hükümleri ve açıklamalar dikkate alınmak suretiyle, boşanma davasında nafakaya hükmedildiği tarihten, dava tarihine kadar geçen süre zarfında, çocuğun yaşının büyümesi, ihtiyaçlarının artması ve ekonomik göstergelerdeki değişim ile nafaka yükümlüsünün (davalı babanın) gelir durumu nazara alınarak; iştirak nafakasının, TMK. 4.maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesine uygun bir miktarda artırılmasına karar verilmesi gerekir.

Nafaka Artış Tarihi Hangi Tarihtir?

Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre takdir edilen nafaka miktarının gelecek yıllarda artırılması konusunda oran olarak ÜFE oranı, artış tarihi olarak da kararın kesinleştiği tarih benimsenmektedir. Mahkemece, takdir edilen nafaka miktarının kararın kesinleştiği tarihten itibaren her yıl TÜİK’in açıkladığı ÜFE oranında artırılmasına karar verilmesi gerekir

Baba Sağ İken Miras Davası Açılır mı?

Miras payını, muhtemel ölümden önce dava açarak korumak mümkün mü

Baba sağ iken miras davası açılır mı, sorusu birçok kişinin kafasında belirir. Miras davası, miras bırakan kişinin ölümünden sonra malvarlığının paylaşımı konusunda yaşanan anlaşmazlıkların çözümlenmesi amacıyla açılan bir davadır.

Öncelikle, mirasın nasıl dağıtılacağına dair kanuni düzenlemeler bulunmaktadır. Ancak bazı durumlarda, mirasın paylaşımı konusunda sorunlar ortaya çıkabilir. Bu gibi durumlarda, miras davaları açılarak çözüme kavuşturulabilir.

Miras davasını açabilecek kişiler, mirasçılar olarak adlandırılan belirli bir grup insanı kapsar.

Mirasçılar, miras bırakan kişinin kanuni mirasçıları, yani evlatlar, eş ve velilerdir. Kanunen belirlenmiş olan mirasçılık sıralamasına göre mirasçılar belirlenir. Bu sıralama, öncelikle evlatları, ardından eşi, daha sonra da velileri kapsar.

Ancak, miras bırakan kişi vasiyetname hazırlamış ise, vasiyetnamede belirlenen kişiler de mirasçı olarak kabul edilebilirler. Bu durumda, vasiyetnamede belirtilen kişiler, kanuni mirasçılardan daha öncelikli olarak mirastan pay alabilirler.

Miras davası açabilmek için, mirasçıların yetkili mahkemeye başvurarak mirasın paylaşımı konusunda karar alınmasını talep etmeleri gerekir. Mahkeme, mirasın paylaşımı konusunda hukuki bir değerlendirme yapar ve tarafların taleplerine göre bir karar verir.

Kişi ölmeden önce mirası paylaşılabilir mi?

Baba sağ iken miras davası açılır mı, sorusunda cevap olarak miras davaları, ölen kişinin mal varlığının paylaşımı konusunda açılacağı verilmelidir. Bu davalar genellikle ölen kişinin mirasçıları arasında çıkar. Zira miras, ancak ölüm halinde paylaşılabilecektir.

Miras davaları, hukuki prosedürlere uygun olarak açılmalı ve kanunen belirlenmiş süreler içinde sonuçlandırılmalıdır. Bu süreler, dava açmadan önce mutlaka araştırılmalıdır.

Sonuç olarak, baba sağ iken miras davası açılır mı, baba sağ iken dava açmak mümkün değildir.

Miras davasının açılma süresi, miras bırakan kişinin ölümünden sonra başlar. Mirasın açılması için kanuni süre, ölüm tarihinden itibaren altı aydır. Bu süre içerisinde mirasçılar mirasın paylaşımı konusunda anlaşamazlarsa, miras davası açmak için mahkemeye başvurabilirler.

Ancak, miras bırakanın bir vasiyetnamesi varsa, vasiyetnamede belirtilen şartlara uygun olarak hareket edilmesi gerekir. Vasiyetnamede belirtilen şartlar, mirasın paylaşımı konusunda mirasçılar arasında anlaşmazlık çıkması durumunda da uygulanır.

Miras davasının açılma süresi ile ilgili olarak, belirli durumlarda süre uzayabilir veya kısaltılabilir. Örneğin, mirasın yurtdışında bulunması veya mirasın paylaşımı konusunda belirli bir anlaşmazlığın çıkması durumunda, süre uzayabilir. Ancak, sürenin kısaltılması gibi durumlar nadiren söz konusu olur.

Boşanmada Telefon Kayıtları İstenebilir mi? (2024)

Boşanmada Telefon Konuşması İçeriği İstenebilir mi?

boşanma telefon dökümü istenebilir mi, boşanma davalarında telefon kayıtları nasıl istenir, telefon görüşmeleri içerikleri geçmişe dönük tespit edilebilir mi, kişi kendi telefon dökümanı çıkar mı, boşanma davalarında hts kayıtları istenebilir mi, ankara boşanma avukatı


Geçmişe dönük telefon konuşma kayıtları nasıl alınır: Telefonla yapılan iletişime dair bilgiler cep telefonu operatörlerinde (Turkcell, Türk Telekom, Vodafone gibi) kayıt altına alınmaktadır. Bu operatörler, aboneleri ile ilgili bir problem yaşandığında ortaya koyabilmek için en az 5 yıl süre ile bu bilgileri tutmak zorundadırlar.

geçmişe dönük telefon konuşma kayıtları nasıl alınır
geçmişe dönük telefon konuşma kayıtları nasıl alınır

Boşanma davalarında, kişilerin telefon konuşması detay bilgileri operatörlerden istenebilir.

Ancak bu detay bilgiler (kim kimi aramış, hangi saatte ne kadar
görüşülmüş, hangi numaraya SMS atılmış gibi) dışında, telefon konuşmasının içeriği telefon operatörlerinde bulunmamaktadır. Yani telefon konuşmalarının kaydı, operatörlerde tutulamaz.

Geçmişe dönük telefon konuşma kayıtları nasıl alınır?

Bununla birlikte telefon konuşmaları, mahkeme kararı ile BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Başkanlığı) aracılığı ile dosyaya alınabilir.

Boşanmada Telefon Konuşması Delil Olur mu?

Mahkeme kararı alınmadan yapılan bir telefon kaydının delil niteliği yoktur:

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK’nun “ispat hakkı” başlığını taşıyan 189. maddesinin 2. fıkrasında yer alan:

“Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz”

hükmü ile açıkça hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin ispat gücü olamayacağı kabul edilmiştir. Böylece ispat hakkının delillere ilişkin yönünün hukuki çerçevesi çizilmiş; bir davada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması esası getirilmiştir.

Boşanmada Telefon Konuşmasını İzinsiz Kaydetmek Suç mu?

Hukuka aykırı olarak, mahkeme kararı olmadan yapılan telefon kaydı, yapanlar aleyhinde de ayrıca suç teşkil eder:

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 133/1 maddesi:

“Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, (Değişik ibare: 6352 – 2.7.2012 / m.80/a) “iki yıldan beş yıla kadar hapis” cezası ile cezalandırılır.”

Buna karşın, Yargıtay Ceza Genel Kurulu:

“Kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur.”

denilerek delil amaçlı ve kişinin kendisine yönelen eylemler nedeniyle ses kaydı yapılmasının hukuka uygun olduğunu kabul etmiştir. (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2013/4-1183)

Boşanmada Hangi Telefon Kayıtları Delil Olabilir?

Bir delilin mahkemece kabul edilebilmesi için, gerek öğretide yer alan ağırlıklı görüş, gerekse de Hukuk Genel Kurulu kararlarında ortaya konulan ölçüt; o delilin usulsüz olarak yaratılmamış olması ve hukuka aykırı biçimde elde edilmemesidir.

Usulsüz olarak elde edilen bir delil somut olayın özelliğine göre değerlendirilebilirse de; usulsüz olarak yaratılan bir delilin hiçbir şekilde delil olarak kabulü olanaklı değildir. (Hukuk Genel Kurulu’nun 15.02.2012 gün ve 2011/2-703 esas, 2012/70 karar sayılı ilamı )

Şimdi arayın: 0533 483 9313