GİRGİN HUKUK BÜROSU tarafından yazılmış tüm yazılar

Sorularınızla ilgili olarak hafta içi 09:00 - 18:00 saatleri arasında 0850 840 0442 numaralı telefonumuzdan bize ulaşabilir, randevu alabilirsiniz.

Terk Suçu ( TCK m.97 )

TERK SUÇU (TCKm.97)

Terk suçu somut bir tehlike suçudur. Terk edilen kişi ölürse, neticesi bakımından ağırlaşmış suç gündeme gelecektir.

71872_allahin_ve_dinin_aleyhinde_konusulan_ortami_terk_etmek

Bu suçta korunan hukuki yarar, kişinin bedenine, sağlığına gelecek tehlikeleri önlemedir. Bu suç, gerek faili gerekse mağduru açısından özgü bir suçtur. Yani bu suçun faili ya da mağduru olabilmek için belli kriterlere uygun olmak lazımdır. Bu suçun faili, ancak, mağduru korumak ve gözetmekle yükümlü bir kişi olabilir. Kimlerin bu sıfatı haiz olduğu konusunda Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümleri göz önüne alınacaktır. Örneğin Ana-babanın çocukları üzerinde denetim ve gözetim yükümlülükleri vardır. Bu örnek kanundan kaynaklıdır ama sözleşmeden kaynaklı da olabilir. Bu suçta mağdur olabilecek kişi yaşı veya hastalığı nedeni ile kendisini idare edemeyecek kişidir. Geçici olan ve o anlık sakatlık, kendisini idare edemez kapsamına girmez. Sakatlığı hastalık olarak görmek yanlış bir kanaat olacaktır. Burada ki hastalık akıl hastalığıdır. Yaştan kasıt ise yaş küçüklüğüdür, yani 18 yaşın altı olarak düşünülebilir.

erkek-terk-eder-de30f

Suçun maddi unsurunu oluşturan hareket; kişiyi kendi haline terk etmektir. Yani suçun tamamlanmasına sebebiyet verecek olan hareket kişiyi kendi halinde bırakıp gitmektir.

Tck 233 ve Terk suçunu karşılaştırmak gerekirse;

TCK m.233 farkı bir durum söz konusudur. Burada, aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerin ihlali söz konusudur. Her iki suçta da terk iki şekilde olur:

 1.mağdurun bulunduğu yeri terk.

  1. Mağdurun yerini değiştirme.

TCK m.233’teki terkte, mağdurun kendisini idare edemeyecek durumda olması aranmamış, sadece mağdur olabilecek kişinin gebe olması yeterli görülmüştür. Yargıtay yerleşmiş içtihatlarına göre. Bir çocuğu camii avlusuna bırakmak terk suçunu oluşturmuyor.

images

Terk suçunun gerçekleşmesi için kişinin beden bütünlüğü üzerinde bir tehlikenin oluşması gerekir.
Bu suça teşebbüs pek mümkün gözükmüyor; kısa süreli bırakmalar teşebbüs olarak değerlendirilemez. Örneğin bir çocuğu hastane bahçesinde hiç tanımadığı bir kişiye bırakmak bu yüzden terk suçunu oluşturmaz. Burada önemli olan, terk edilen kişinin, terk nedeni ile sağlığının, beden bütünlüğünün bir tehlike ile karşı karşıya bırakılmış olmasıdır. Terkle ilgili sürenin tehlike oluşturup oluşturmadığı ise, her somut olayda ayrı ele alınmalıdır.
Terk nedeni ile terk edilen kişi ölmüş ya da yaralanmış olur ise,

Bu takdirde m.97/2 gündeme gelir: “ Terk dolayısı ile mağdur hastalığa yakalanmış, yaralanmış veya ölmüşse, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine göre cezaya hükmolunur.”  Öncelikle şunu söyleyelim ki, kişi, ölsün diye terk edilmişse, ihmali hareketle kasten öldürme suçu oluşur zaten. Buna karşı, fail neticeyi öngörebiliyorsa faili hem terk hem de taksirle öldürmeden cezalandırmamız lazım. Yani fail yaptığı hareket karşısında terk ettiği kişinin öleceğini bilebiliyor. Ama buna ihtimal vermiyorsa burada bu suçu işleyene hem taksirle öldürme hem de terk suçlarından dolayı ceza verilecektir.

 

CEZA MUHAKEMESİNDE OLAĞANÜSTÜ İTİRAZ

CEZA MUHAKEMESİNDE OLAĞANÜSTÜ İTİRAZ

bosanmada-dogru-yanlis

Hukuka aykırı olduğu iddiasıyla, kural olarak, Yargıtay Ceza Daireleri’nden birinin kararının Ceza Genel Kurulu’nda incelenmesi için, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından, ilamın kendisine verilmesinden itibaren 30 gün içinde Ceza Genel Kurulu’na yapılan başvuruya olağanüstü itiraz (davası); bu başvuru üzerine CGK’nda yapılan muhakemeye olağanüstü itiraz muhakemesi denmektedir (CMK m. 308).

Tanımdan da anlaşılabileceği gibi, olağanüstü itiraz davası yalnızca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılabilmektedir. Bu nedenle bu yol olağan bir kanun yolu değildir. Kesin hüküm otoritesini zedelemekle birlikte, olağan denetim muhakemesi yollarının sağlıklı işlemediği ülkemizde olağanüstü itiraz bir gereksinim olarak ortaya çıkmaktadır.

Savcı bu davayı açarken, Ceza Dairesi’nin kararında hukuka aykırılık yapılmış olduğu sebebine dayanacaktır. CMK m. 308’deki ‘’hukuka aykırılık’’ temyizde olduğu gibi bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması olarak anlaşılmalıdır (CMK m. 288).

Yargıtay C. Başsavcısı, bu yetkisini re’sen veya istem üzerine kullanabilir. Bu istemin kimler tarafından yapılabileceği açıkça belirtilmiş olmamakla birlikte, genel olarak denetim muhakemesine başvurma yetkisine sahip olanların (CMK m. 260 vd.) Yargıtay C. Başsavcısını harekete geçirebilecekleri düşüncesindeyiz. Yargıtay C. Başsavcısı bu itiraz, Yargıtay CGK’nca karar verilinceye kadar her zaman geri alabilir.

Yargıtay C. Başsavcısı, bu yetkisini yalnızca Ceza Dairesi tarafından verilen kararlara karşı kullanabileceği gibi, Yargıtay incelemesinden geçmeksizin kesinleşen kararlara karşı itiraz yetkisi bulunmadığı gibi, BAM tarafından istinaf başvurusu üzerine verilen kararlara karşı da itiraz yoluna gidemez.

  • CMK m. 308’de Ceza Dairesi kararının bozma veya onama olması bakımından bir ayırıma gidilmiş değildir. Olağanüstü itiraz yoluna başvurulması, verilen kararın infazına engel değildir.
  • CMK, Yargıtay C. Başsavcısı’nın olağanüstü itiraz yetkisini kullanması bakımından, Ceza Dairesi kararının sanığın lehine veya aleyhine olması arasında bir ayırıma gitmemiştir.CMK m. 308 olağanüstü itiraz davasının açılmasını süreye bağlı tutmuştur. Bu süre ilamın (Ceza Dairesi’nin kararının) Yargıtay C. Başsavcılığı’na verilmesinden itibaren 30 gündür. Buna karşılık Yargıtay C. Başsavcısı olağanüstü itiraz yoluna sanık lehine gitmiş ise süre aranmaz.
  • Yargıtay C. Başsavcısı itirazında, itiraz nedenlerini göstermek zorunda olduğu gibi, CGK da incelemesini yalnızca bu nedenlerle sınırlı olarak yapabilir.
  • Olağanüstü itiraz muhakemesinde Ceza Dairesi’nin kararı Ceza Genel Kurulu tarafından yargılanmakta (CMK m. 308) ve inceleme dosya üzerinden yapılmaktadır. Gerçekten, karar düzeltmede yargılamayı yapan makam kararı veren makam iken, olağanüstü itirazda yargılama, kararı verenden başka bir yargılama makamı (CGK) tarafından yapılmaktadır (CMK m. 308). Bununla birlikte Yargıtay C. Başsavcılığı’nın itirazı üzerine dosya, doğrudan Ceza Genel Kurulu’na değil, kararına itiraz edilen daireye gönderilir. Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir, görmezse Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderir.

            Ceza Genel Kurulu, Başsavcı’nın iddiasını haklı bulmazsa, olağanüstü itiraz davasını esastan reddeder; haklı bulursa, duruma göre, iyileştirme veya bozma kararı verir. Genel Kurul’un kararına direnmek mümkün olmadığından (CMK m. 307/3), esas mahkemesi bozma kararına uymak mecburiyetindedir. Ceza Genel Kurulu’nun, zamanaşımı gibi bir düşme nedeninin ortaya çıkması durumunda düşme kararı da verebileceği açıktır.

Ceza Muhakemesinde Yargılama Giderlerini Kim Öder ?

Ceza Muhakemesinde Yargılama Giderlerini Kim Öder ?

ceza

Mahkemenin masrafları ile muhakeme masrafını birbirine karıştırmamak gerekir.

Mahkemenin masrafını, mahkûm olması halinde, sanığın ödeyebilmesinin olanağı yoktur. Çünkü örneğin, mahkeme binasının yapımından tutun, hâkimlerin ve savcılar ile diğer personelin maaşlarına kadar, harcanan tüm paralar mahkeme masrafı olarak nitelenebilir. Ki bu masrafları zaten mahkum olandan almak hayatın olağan akışına da aykırıdır.

Buna karşılık, muhakeme masrafı, muhakeme sırasında yapılan işlemlerin masrafıdır. Tanıklara, bilirkişilere, postaya ödenen paralar, yol giderleri, avukat ücretleri, zorunlu müdafi ya da vekile ödenen ücret muhakeme masraflarındandır.

Muhakeme masrafları konusunda kural, haksız çıkanın bunları ödemesidir. Muhakeme masraflarına, soruşturma evresinde yapılan masraflar da girer. Soruşturma evresinde yazılan müzekkereler, yeri geldiğinde yapılan diğer masraflar bunlara dâhildir.

Nitekim CMK m. 324’e göre, harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir (CMK m. 324/1). Demek oluyor ki, infaz masrafları, muhakeme masrafı değildir.

Türkçe bilmeyen ya da engelli olan şüpheli, sanık, mağdur veya tanık için görevlendirilen tercümanın giderleri, yargılama gideri olarak sayılmaz ve bu giderler Devlet Hazinesi tarafından karşılanır (CMK m. 324/5). Yargıtay, AİHS m. 6/3’te yer alan ‘’sanığın duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercüman yardımından parasız yararlanmak hakkına sahip olduğu’’ hükmü karşısında, tercüman ücretinin mahkumiyet halinde dahi sanığa yükletilemeyeceğine karar vermiştir.

meşru

Yine bu konudaki Ceza Yargılama Mevzuatımıza bakmak gerekirse:

SANIĞIN YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Madde 325 – (1) Cezaya veya güvenlik tedbirine mahkûm edilmesi hâlinde, bütün yargılama giderleri sanığa yüklenir.

(2) (Değişik fıkra: 06/12/2006 – 5560 S.K.27.md) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve cezanın ertelenmesi hallerinde de birinci fıkra hükmü uygulanır.

(3) Yargılamanın değişik evrelerinde yapılan araştırma veya işlemler nedeniyle giderler meydana gelmiş olup da, sonuç sanık lehine ortaya çıkmış ise, bu giderlerin sanığa yüklenmesinin hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında mahkeme, bunların kısmen veya tamamen Devlet Hazinesine yüklenmesine karar verir.

(4) Hüküm kesinleşmeden sanık ölürse, mirasçılar giderleri ödemekle yükümlü tutulmazlar.

BAĞLANTILI DAVALARDA GİDERLER

Madde 326 – (1) Birden çok suçtan dolayı aleyhinde kovuşturma yapılmış olan kimse, bunların bir kısmından mahkûm olmuş ise, beraat ettiği suçların duruşmasının gerektirdiği giderleri ödemekle yükümlü değildir.

(2) İştirak halinde işlenmiş bir suç nedeniyle mahkûm edilmiş olanlara, sebebiyet verdikleri yargılama giderleri ayrı ayrı yükletilir.

BERAAT VEYA CEZA VERİLMESİNE YER OLMADIĞI KARARI VERİLMESİ HÂLİNDE GİDER

Madde 327 – (1) Hakkında beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen kişi, sadece kendi kusurundan ileri gelen giderleri ödemeye mahkûm edilir.

(2) Bu kişinin önceden ödemek zorunda kaldığı giderler, Devlet Hazinesince üstlenilir.

KARŞILIKLI HAKARET HÂLLERİNDE GİDER

Madde 328 – (1) Karşılıklı hakaret hâllerinde taraflardan biri veya her ikisi hakkında ceza verilmesine yer olmadığı kararının verilmesi; bunlardan birinin veya her ikisinin giderleri karşılamaya mahkûm edilmelerine engel olmaz.

SUÇ UYDURMA VE İFTİRA GİBİ HÂLLERDE GİDER

Madde 329 – (1) Suç uydurup iftirada bulunduğu sabit olan kimse, bu nedenle yapılmış giderleri ödemeye mahkûm edilir.

KANUN YOLLARINA BAŞVURU SONUCUNDA GİDER

Madde 330 – (1) Kanun yollarından birine başvuran taraf, bu başvurusunu geri almasından veya başvurunun reddolunmasından ileri gelen giderleri öder. Kanun yollarına başvuran Cumhuriyet savcısı ise, sanığın ödemek zorunda bulunduğu giderler Devlet Hazinesine yükletilir.

(2) Kanun yoluna başvuranın istemi kısmen kabul olunmuş ise, mahkeme uygun gördüğü şekilde giderleri bölüştürür.

(3) Kesinleşmiş bir hüküm ile sonuçlanan bir duruşma hakkındaki yargılamanın yenilenmesi isteminden ileri gelen giderler hakkında da aynı hüküm geçerlidir.

(4) Eski hâle getirme isteminden doğan giderler, hasım tarafının esassız karşı koymasından meydana gelmiş değilse, bu istemi ileri sürene yükletilir.

 

Türk Ceza Kanunumuzda Şikayete Tabi Suçlar

sikayet-var-sitesinden-komik-sikayetler-vol-2_780x521

Şikayete tabi suçlar şunlardır:

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunumuz da yer alan şikayete tabi suçları şu şekilde sıralanmaktadır.

TCK Madde 86/2 Kasten Yaralama suçunda daha az cezayı gerektiren hal:

-Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olması hali

TCK Madde 89/5 Taksirli Yaralama (Bilinçli Taksir hali hariç)

TCK Madde 102 Cinsel Saldırı

TCK Madde 104/1 Reşit Olmayanla Cinsel İlişki

TCK Madde 105 Cinsel Taciz

TCK Madde 106/2. cümle  Malvarlığına Yönelik Tehdit

TCK Madde 116/1 Konut Dokunulmazlığının İhlali

TCK Madde 117/1 İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali

TCK Madde 123 Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma

TCK Madde 125-131 Hakaret (Kamu Görevlisine Görevinden Ötürü İşlenen Hariç)

TCK Madde 139 Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar (Kişisel Verilerin Kaydedilmesi, Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme ve Veri Yok Etmeme Hariç)

TCK Madde 144 Hırsızlık Suçunda daha az cezayı gerektiren haller

-Paydaş ve elbirliği ile malik olunan mal üzerinde hırsızlık

-Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hırsızlık

TCK Madde 146 Kullanma Hırsızlığı

TCK Madde 151 Mala Zarar Verme

TCK Madde 155 Güveni Kötüye Kullanma

TCK Madde 156 Bedelsiz Senedi Kullanma

TCK Madde 159 Dolandırıcılık Suçunda Daha Az Cezayı Gerektiren Haller:

-Hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla suç işlenmesi

TCK Madde 160 Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf

TCK Madde 167/2 Cezada İndirim Yapılmasını Gerektiren Şahsi Sebep

TCK Madde 209/1 Açığa Atılan İmzanın Kötüye Kullanılması

TCK Madde 233/1 Aile Hukukunda Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali

TCK Madde 239/1-2 Ticari Sır, Bankacılık Sırrı veya Müşteri Sırrı Niteliğindeki Bilgi ve Belgelerin Açıklanması

TCK Madde 342/2 Yabancı Devlet Temsilcilerine Karşı İşlenen Hakaret Suçu

 

Ceza Hukukunda Şikayet Nedir?

ŞİKAYET:

Soruşturması ve kovuşturması ‘’şikayete bağlı bir fiilden dolayı’’, şikayete yetkili kişinin, süresi içinde yazılı olarak ,yetkili makamlardan, bu fiil hakkında kovuşturma yapılmasını istemesine şikayet denir.

ceza

Not: Şikayet fiil için yapılır. Bu nedenle, failin adı anılmadan da şikâyet mümkündür. Şikayet re’sen kovuşturmanın bir istisnası sayılmaktadır. Suçun yetkili makamlara bildirilmesine ‘’ihbar’’ denilir. İhbarda, ihbarı yapanın önemi yoktur. Şikâyetten farklı olarak, kural olarak, süre de söz konusu değildir.

Takibi şikayete bağlı bir fiil hakkında dava açılabilmesi, bu fiilden zarar gören kişinin şikayet etmesine bağlıdır.

Suçları soruşturma ve kovuşturma konusunda devletin tekel yetkisi olup, devletin yetkili organları kendiliğinden harekete geçer. Ceza soruşturması ve kovuşturması için şikayetin gerekli olmaması, yalnızca devlete ve topluma karşı işlenen suçlarda değil, kural olarak kişilere karşı işlenen suçlarda da geçerlidir. Bununla birlikte gerek TCK ve gerekse yan ceza kanunları tarafından soruşturulması ve kovuşturulması geçerli bir şikayetin yapılması koşuluna bağlı tutulan bazı suçlar vardır. Bu tür suçlara şikayete bağlı suçlar adı verilmektedir. Bu suçlardan zarar gören kişi geçerli bir şikayette bulunmadığı veya yargılama sırasında bu şikayetini geri aldığı takdirde yargılamaya başlanmamakta veya başlanmış olan yargılamaya son verilmektedir. Buna göre şikayet, ancak kanun tarafından soruşturması ve kovuşturması açıkça şikayete bağlı tutulan suçlar bakımından söz konusudur. Kanunun, suçun şikayete bağlı olarak kovuşturulacağı konusunda açık bir düzenleme içermemesi durumunda, söz konusu suç re’sen kovuşturulur.

ceza-300x185

Şikayet konusunda şu hususlara dikkat edilmelidir:

  • Şikayetin yokluğu durumunda beraat değil, düşme kararı
  • Şikayetin yokluğu, mahkeme tarafından resen araştırılır.
  • Şikayet etmesi gereken kişi, bu fiilden zarar görmüş olmalıdır. Şikâyet hakkının, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan sayılması ve bu nedenle de mirasçılara geçmemesi karşısında, şikâyet bakımından ‘’suçtan zarar gören’’ kavramı, kural olarak, dar anlaşılması gerekir; ancak hukukumuzda istisnaen geniş anlamda suçtan zarar görenlere de şikâyet hakkının tanındığı durumlar vardır. Şikâyet hakkını, ancak eylem yeteneği olan kişiler kullanabilir. Eylem yeteneği olmayan suçtan zarar gören adına ise bu hak yasal temsilcisi tarafından kullanılır.

Şikâyet, 6 aylık süre içerisinde yapılmalıdır.

Hak düşürücü olan bu süre, suçtan zarar gören kişinin, zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla, fail ve fiili bildiği veya öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar (TCK m. 73/I – II). Fail bilinmeden de şikâyet yapılabilir; ancak fail bilinmediği takdirde süre işlemeye başlamaz. Suçtan zarar gören kişinin birden fazla olması durumunda şikâyet süresi her birisi açısından diğerinden bağımsız olarak değerlendirilmelidir.

Şikâyet, yazılı olarak veya tutanağa geçirilecek bir beyan ile yapılabilir (CMK m. 158/V). Şikâyet herhangi bir koşula bağlanamaz. Fiilin işlenmesinden önce yapılan şikâyet geçerli olmadığı gibi, fiilin işlenmesinden önce şikayet hakkından vazgeçmek de mümkün değildir. Şikâyet fiil hakkında yapıldığı için failin adının belirtilmemiş veya yanlış belirtilmiş olmasının, şikâyetin geçerliliğine bir etkisi yoktur.

Şikayetten vazgeçme ve şikayetin geri alınması mümkündür. Şikayetten vazgeçme, süresi geçmemiş ve henüz yapılmamış şikayetin artık yapılmayacağının suçtan zarar gören kişi veya yasal temsilcisi tarafından açıklanmasıdır. Yapılmış şikayetin, suçtan zarar gören kişi veya yasal temsilcisi tarafından, geçersiz sayılmasının istenmesine de şikayetin geri alınması denmektedir. Bu açıklama, CMK m. 158’de belirtilen şikayetin yapılabileceği makamlara yapılmalıdır. TCK şikayetin geri alınmasını düzenlemiş, vazgeçmeyi ise düzenlememiştir. TCK’nın 73. Maddesine göre, hükmün kesinleşmesine kadar şikayet geri alınırsa dava düşer. Şikayetten vazgeçme, kabule bağlı olmayan, tek taraflı irade beyanı iken, şikayetin geri alınması iki taraflı bir işlemdir. Geri almanın geçerli olabilmesi için, bunun sanık tarafından kabul edilmesi gerekir (TCK m. 73/VI). Geri alma bir dilekçe ile olabileceği gibi, tutanağa geçirilmek kaydıyla sözle de olabilir. Böyle bir geri alma ‘’açık geri alma’’ olarak anılır. Geri almanın örtülü olması da mümkündür.

Dolandırıcılık Suçu

DOLANDIRICILIK SUÇU (TCKm.157)
Dolandırıcılık suçu Tck m.157'de düzenlenmiştir.
Dolandırıcılık suçu Tck m.157’de düzenlenmiştir.

Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp onun veya başkasının zararına olarak kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişi bu suçu işlemiş olur. Hile bu suça özelliğini verir. Hileli davranışlar ile karşı tarafın irade özgürlüğü de zedelenir. Mağdur ile zarar gören farklı olabilir. Ancak mal varlığı zarara uğrayan kişinin mutlaka mağdura mal üzerinde tasarrufta bulunma yetkisini tanımış olması lazımdır. Örneğin şirketin yöneticisine yönelik hileli davranış şirket sahibini zarara uğratabilir. Fail, mesleğinin getirdiği kolaylık sayesinde bu suçu işlerse nitelikli hal oluşur.  Ancak, fail kamu görevlisi olup da mağdurdan yarar sağlamak için bu suçu işlerse, duruma göre ceza kanununda tanımlanmış başka bir suç olan ikna yolu ile irtikâp suçu oluşur. Mesela hacze gidecek memur, mağdura 67,5 lira değil de 100 lira yatırması gereğini söylerse ve bu konuda mağduru ikna ederse ikna yolu ile irtikâp oluşur. Burada failin kamu görevlisi olması da yetmez görevi nedeni ile kendisine duyulan güveni kötüye kullanması gerekir. Herhangi bir kimse bu suçun mağduru olabilir. Bu suç belirli kişiye karşı işlenebilir. Toplumun geneline yönelik bir hileli davranış da dolandırıcılık suçunu oluşturabilir.

Hileli davranış, karşı tarafın iradesini etkileyen ve gerçeği farklı gösteren her türlü davranıştır. Kişinin yanılgısından yararlanmak tek başına dolandırıcılık olarak değerlendirilmez. Örneğin bir kişi para üstü fazla verildiğini gördüğü halde sesini çıkarmayıp fazla parayı alırsa. Burada dolandırıcılık suçu oluşmaz.

Yine basit bir yalan dolandırıcılık sayılmaz, söylenen gerçeğe aykırı beyanın ustaca söylenmiş olması lazımdır. Saadet zinciri suçlarını Yargıtay tarafından, dolandırıcılık olarak kabul ediyor.

Merhamet Dolandırıcılığı:
merhamet dolandırıcılığı
Merhamet dolandırıcılığı hem kabahat hem de suçtur.

Sahte belge ile karşı taraftan onun merhametini istismar ederek yarar elde etmek merhamet dolandırıcılığıdır. Dilencilik tek başına dolandırıcılık değildir, kabahatler kanununda yeri vardır ve idari yaptırıma tabidir. Ancak bahsettiğimiz şekilde yapılan dilencilik merhamet dolandırıcılığıdır. Bir suç, hem suç hem kabahati oluşturursa sadece dolandırıcılıktan ceza verilir. Kabahat için yaptırım uygulanmaz. Tek başına yalan söyleyerek dilenmek dolandırıcılık olmaz mutlaka yalanı destekleyecek dış unsurların da; sahte belge vs olması lazımdır. Dolandırıcılık suçunun oluşması için karşı tarafın hileli davranışlarla yanıltılmış, hataya düşürülmüş olmalıdır. Kişinin içinde düştüğü hatadan yararlanmak dolandırıcılık suçunu oluşturmaz. Para üstünü fazla verme örneği gibi.

Otomatlara yapılan hile, dolandırıcılık değildir. Gerçek kişiye yönelik değildir. Bu tür suçlar ayrıca cezayı gerektirir. Hizmet veren otomatlardan karşılıksız yararlanma suçu kanunda ayrıca düzenlemiştir..

Yine Dolandırıcığın oluşması için fail, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar elde etmelidir, failin davranışı, zarar getirmelidir.

 

Meşru Savunma mı? yoksa Zorunluluk Hali mi?

MEŞRU SAVUNMA MI? YOKSA ZORUNLUK HALİ Mİ?

meşru

Meşru savunma ve zorunluluk hali zaman zaman birbirine karıştırılabiliyor. Bu konu üzerine bir yazı yazmamızın faydalı olacağını düşündük. Öncelikle tanımları vermek gerekirse meşru savunmayı ve zorunluluk halini şu şekilde tanımlayabiliriz.

Tanımlar:

Meşru savunma, kendisine veya başkasına yönelmiş haksız bir saldırıya karşı o anki durum ve imkanlarla saldırı ile orantılı bir şekilde saldırıyı engellemek için işlenen fiildir.

Zorunluluk hali, gerek kendisine gerekse başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunma olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşuluyla işlenen fiillerdir.

Farkları:

1- Meşru savunma ile zorunluluk hali arasındaki en önemli fark, saldırı veya tehlikeden korunma hareketinin yöneldiği kişi bakımındandır. Meşru savunmada savunma, saldırgana karşı yapılır; zaruret halinde, zaruret halinde bulunan kimse, tehlikeye gerçekleştirene değil de, “olayla herhangi bir ilgisi bulunmayan kusursuz üçüncü kişiye” yönelmektedir.

2- Meşru savunma ile zorunluluk hali arasındaki önemli farklardan biri de, saldırının veya tehlikenin niteliği bakımındandır. Hâlbuki zorunluluk halinde “haklı veya haksız olarak nitelendirilme imkânı bulunmayan bir tehlike” vardır.

3- Meşru savunmada bir insandan kaynaklanan saldırı söz konusudur. Zaruret halinde ise bir tehlike söz konusu olup, bu bir doğa olayından, bir hayvandan ya da insan hareketinden kaynaklanabilir.

4- Bir diğer fark, saldırı veya tehlikeye sebebiyet verme noktasındadır. Meşru savunmada bir hakkın kullanılabilmesi için, savunmada bulunanın kusursuz olması şart değildir. Kusurlu hareket eden kural olarak meşru savunma hakkını kaybetmez. Buna karşılık zaruret halinde meydana gelen tehlikeye bilerek sebebiyet verilmemiş olması gerekir.

5- Meşru savunma ile zaruret hali arasındaki farklardan biri de, korunan yarar ile zarar verilen yarar arasında bir oran bulunması zorunluluğunun olup olmaması noktasındadır. Meşru savunmada kural olarak böyle bir oranın bulunmasının gerekli değildir. Elbette bu oranda göz önünde bulundurulacak ise de önemli olan saldırının şiddeti, yoğunluğudur. Zaruret halinde ise tehlikeden kurtulmak isteyen kişi, tehlikenin oluşturulması hususunda hiçbir kusuru olmayan üçüncü kişilere zarar verebildiği için, tehlikeden kurtulmak isteyenin kurtulmak istenen hakkın değeri ile zarar verdiği değer arasında bir oran aramak zorunludur. Korunan yararın değeri, zarar verilen değerden daha yüksek olmalı ya da en azından bu değerler eşit bulunmalıdır.

6- Meşru savunmada saldırgana verilen zararın tazmini zorunluluğu bulunmadığı halde, zaruret halinde işlenen fiilin hedefi tehlikeyle bağlantısız olan, masum kişiler olduğundan ve  tazminat zorunluluğu bulunmaktadır. 

7- Meşru savunmada saldırıya uğrayana, kaçma yükümlülüğü yüklemez ise de, zorunluluk halinde kaçmak suretiyle tehlikeden korunma imkanı varsa, fail zorunluluk halinden faydalanamaz.

Hepsi Müdafa

Çocukların Ceza Ehliyeti

Çocukların Ceza Ehliyeti

Türk ceza kanununun 31. Maddesinde yaş küçüklüğü adı altında ceza ehliyeti bir takım sınırlamalarla düzenlenmiştir. Bu madde de çocukları 3 gruba ayırarak ceza ehliyeti değerlendirilmesi yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Bu gruplar: 0-12 yaş, 12-15 yaş ve 15-18 yaş olarak belirlenmiştir. Sağır ve dilsizler için ise yaş aralığı biraz daha artırılıp 0-15 yaş,15-18 yaş ve 18-21 yaş olarak ayrım yapılmıştır. Şimdi bu grupları tek tek inceleyelim.

ceza-628x417

Birinci grup 0-12 yaş aralığındaki çocuklar,

Bu yaş grubundaki çocukların ceza ehliyetlerinin olmadığı kabul edilir. Bu çocuklar işlediği suçlardan dolayı ceza alamaz. Ancak bu çocukların işlediği suçlardan dolayı haklarında çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir. Sağır ve dilsizler için ise aynı şeyler geçerli olmakla beraber yaş aralığı olarak 0-15 yaş aralığında olanlar için bu statü geçerliliğini korur.

İkinci grup 12-15 yaş aralığındaki çocuklar,

On iki yaşını doldurup 15 yaşından küçük olanlar bir suç işlediğinde burada artık çocuğun ceza ehliyetinin olup olmadığının araştırılması gerekir. Yani burada çocuğun işlediği suçu sadece anlaması ve onun suç olduğunu bilmesi yetmez. Ayrıca işlediği fiilin bir cezai yaptırımının olduğunu ve sonuçlarının da bilincinde olması gerekir. Yine işlediği fiille ilgili hareketlerini de yönlendirebilmesi gerekir. Örneğin bir arkadaş grubu beraber dolaşırken birden bir pencere görüp oraya taş atmaya başlarlar. 2-3 arkadaş taş attıktan sonra dördüncü arkadaşta taşı eline alır ve atar. Burada arkadaş grubundan gelen bir baskı söz konusudur ve çocuk hareketlerini yönlendirebilir konumda değildir. Bu yüzden burada ceza ehliyeti araştırması yapılırken buna da dikkat edilmesi gerekmektedir. Yapılan inceleme sonucunda eğer çocuk olayın niteliklerini anlayamıyor veya yönlendiremiyorsa çocuğun ceza ehliyeti yoktur.  Sadece ilk gruptaki çocuklar gibi ona da güvenlik tedbirine hükmedilebilir. Eğer çocuk işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılayabiliyor ve yönlendirebiliyorsa işlediği fiile göre cezası indirilerek verilir. Yine burada da sağır ve dilsizler için bir kolaylık sağlanmıştır. 15-18 yaş aralığındaki sağır ve dilsizler için bu grup için anlatılanlar uygulanır.

cocuklara-odul-ceza-yontemi-uygulamayin-8374402_x_3478_o

Üçüncü grup 15-18 yaş aralığındaki çocuklar,

On beş yaşını doldurmuş olmakla beraber 18 yaşını bitirmemiş olan çocuklar bu gruba dahildir. Kural olarak bu gruptaki çocukların ceza ehliyetleri vardır. Yani bu gruptaki çocuklar için ayrı bir ceza ehliyeti araştırmasına gidilmez. Kanun bu gruptaki çocuklar için ceza indirimi öngörmüştür.18-21 sağır ve dilsizler içinde bu gruptaki çocuklar gibi işlem görür.

Konuyla ilgili kanun madde metni:

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

Yaş Küçüklüğü

Madde 31 – (1) Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.

(2) (Değişik fıkra: 29/06/2005-5377 S.K./5.mad) Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. İşlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde, bu kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on iki yıldan on beş yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan on bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olamaz.

(3) (Değişik fıkra: 29/06/2005-5377 S.K./5.mad) Fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmuş olup da on sekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on sekiz yıldan yirmi dört yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası on iki yıldan fazla olamaz.

Çocuk Yargılaması

                          ÇOCUK YARGILAMASI
çocuk yargılaması
çocuk yargılaması

En sık karşılaşılan sorulardan biri de çocuk yargılaması hakkındadır.  Çünkü çocuk yargılaması ÇHS ve Çocuk koruma Kanunu hatta Ceza Muhakemeleri Kanunu tarafından ayrı olarak düzenlenmiştir.

Kimdir bu çocuk?

Kanunda çocuk 18 yaşını henüz doldurmamış bireyler olarak tanımlanmıştır. Ayrıca bu statüdeki çocukların da korunmaya muhtaç olduğundan bahsedilmiştir. Çocuk yargılaması her şeyden önce diğer diğer yargılamalardan farklı usullere tabi olan bazı temel ilkelerle desteklenmiş bir yargılamadır.

Çocuk yargılamasında ilkeler:

Çocuk yargılamasına hâkim olan aslında iki tane ilke vardır. Bunlar:

1.Çocuğun üstün yararı

2.İkincil mağduriyetlere yol açmamak. Diğer ilkeler bu ilkelerin etrafında oluşan ilkelerdir.

              Çocuğun üstün yararı çocuğun her durumda korunması ve gözetilmesinden ileri gelir. Burada amaç çocuğu korumak ve desteklemek tekrar topluma kazandırmaktır. İkincil mağduriyetlere yol açmama ise yapılan işlemlerin tek seferde yapılması zaten bir çocuk için ağır olan bu sürecin daha da ağırlaştırılmamasıdır.

çocuk

              Normalde ceza kanunumuz ve sistemimiz fail odaklı değil fiil odaklı bir sistemdir. Ancak bu çocuk yargılamasında tamamen tersine dönmüştür. Çocuk yargılamasında fail odaklı bir sistem uygulanmaktadır. Çocuğun mümkün olduğunca en az zararı alması amaçlanmaktadır. Yine başka bir amaçta çocuğun sistemde kaybolmasının önlenmesidir. Bunun için bir sürü tedbir hukuk sistemimizde mevcuttur. Ancak uygulamada çoğu tedbir uygulanamamaktadır. Daha doğrusu sistemi bilmeden yargılama aşamaların nasıl işlediğini bilmeden hareket edilmesi buna yol açmaktadır.

content_cocuklara-oklava-ile-cinsel-iskence-yapan-uvey-anneye-46-yil-hapis-cezasi_3y4788yD58l60xW

              Uygulanan tedbirlere değinmek gerekirse bu tedbirleri şöyle sıralayabiliriz:

1.Danışmanlık tedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olan kimselere çocuk yetiştirme konusunda; çocuklara da eğitim ve gelişimleri ile ilgili sorunlarının çözümünde yol gösterme,

2.Eğitim tedbiri, Eğitim tedbiri, çocuğun bir eğitim kurumuna gündüzlü veya yatılı olarak devamına; iş ve meslek edinmesi amacıyla bir meslek veya sanat edinme kursuna gitmesine veya meslek sahibi bir ustanın yanına yahut kamuya ya da özel sektöre ait işyerlerine yerleştirilmesi,

3.Bakım tedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olan kimsenin herhangi bir nedenle görevini yerine getirememesi hâlinde, çocuğun resmî veya özel bakım yurdu ya da koruyucu aile hizmetlerinden yararlandırılması veya bu kurumlara yerleştirilmesi,

4.Sağlık tedbiri, çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması ve tedavisi için gerekli geçici veya sürekli tıbbî bakım ve rehabilitasyonuna, bağımlılık yapan maddeleri kullananların tedavilerinin yapılması,

5.Barınma tedbiri, barınma yeri olmayan çocuklu kimselere veya hayatı tehlikede olan hamile kadınlara uygun barınma yeri sağlamaya yönelik tedbirdir. Başvuruların yapılması durumunda koruyucu ve destekleyici olan bu tedbirlere hükmedilebilecektir.

Banka ve Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu (TCK m.245)

Banka ve Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu (TCK m.245)
Modern wireless POS-terminal with battery and GPRS module
Bu suç farklı şekillerde işlenebilir. Tck m.245
A.Bu suç şu şekillerde işlenebilir:

1.Başkasına ait banka veya kredi kartını ele geçirme ve elinde bulundurma,(cezası 3 yıldan 6 yıla hapis ve 5000 güne kadar adli para cezası)

2.Kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bu kartı kullanmak veya kullandırarak kendine yarar sağlamak, ,(cezası 3 yıldan 6 yıla hapis ve 5000 güne kadar adli para cezası)

3.Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkili sahte banka veya kredi kartı üretmek /satmak /devretmek /satın almak veya kabul etmek, (cezası 3 yıldan 7 yıla hapis ve 10000 güne kadar adli para cezası)

4.Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya bir başkasına yarar sağlamak. (cezası 4 yıldan 8 yıla hapis ve 5000 güne kadar adli para cezası)

B.Suçun Failleri kimler olabilir:

Bu suçun faili bir başkasına ait kredi kartını ele geçiren herkes olabilir. Ancak kanun bazı kişiler için bu suçu işlediğinde ceza verilemeyeceğini söylemiş, bunları aynı maddenin 4. Bendinde sıralamıştır. Bu kişiler:

1.Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşler,

2.Üst soy veya alt soy veya bu derecede kayın hısımlarından biri veya evlat edinen veya evlatlık tarafından,

3.Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden biri tarafından bu suç işlenirse yakın akrabalıktan dolayı cezaya hükmedilemeyecektir.

İnternetten-kredi-kartı-başvurusu
Bazı kişiler bu suçun faili olamaz.
C. Bu suç şikâyete tabi midir?

Banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu şikayete tabi bir suçtur. Yani bu durum başına gelen ilgili bu suçu kanundaki şikayet için belirlenmiş 6 aylık süre içinde bildirmek ve suç duyurusunda bulunmak zorundadır. Bu süre ilgilinin bu suçun gerçekleştiğini öğrendiği tarihten itibaren başlayacaktır.

D.Dikkat edilecek hususlar!

Bu suçla beraber eğer dolandırıcılığın unsurları da oluşmuş ve dolandırıcılık suçundan da cezayı gerektirecek bir fiil gerçekleşmişse bu suçtan değil de dolandırıcılık suçundan ceza verilmesi gerekir. Bu suçta önemli bir hususta etkin pişmanlık hükümlerinin bu suçta uygulama alanı bulabilmesidir.  Etkin pişmanlıkta verilecek ceza indirilerek verilir. Tabi yargılama aşamasına göre etkin pişmanlıktan faydalanma ve indirimden yararlanma durumları yeniden değerlendirilecektir. Bu suçta banka ve kredi kartını haksız olarak ele geçirme yeterli değildir. Yararında sağlanmış olması gerekir. Eğer sadece ele geçirme varsa burada duruma göre hırsızlık vb. suçlardan cezalandırılma yapılacaktır.