Muris Muvazaası Nedir?

Av.Yasin GİRGİN
Takip edin

Av.Yasin GİRGİN

1999 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olan Av.Yasin GİRGİN yaklaşık 1 yıl hakimlik döneminin dışında 2000 yılından bu yana boşanma, velayet, nafaka ve mal paylaşımı gibi aile hukuku alanında avukatlık yapmaktadır. 120 köşe yazısı Hürriyet Gazetesi'nde de yayınlanan Yasin GİRGİN'in "Boşanma Davaları El Kitabı" ve "Evlilik Birliğinin Sona Ermesi" isimli iki kitabı da bulunmaktadır.

TEL: 0533 483 9313
Av.Yasin GİRGİN
Takip edin

Uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür.

Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunun 706., Türk Borçlar Kanunun 237. (Borçlar Kanunun 213.) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.

Bilindiği ve Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesinde düzenlendiği üzere “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olayların varlığını ispatla yükümlüdür.” Yine 6100 sayılı HMK’nun 190/1.maddesi gereğince “ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.”

Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de

  • ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri,
  • toplumsal eğilimleri,
  • olayların olağan akışı,
  • mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı,
  • davalı yanın alım gücünün olup olmadığı,
  • satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark,
  • taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişkiler gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Mirasçılıktan Çıkarmak Hangi Durumlarda Haklıdır?

Av.Yasin GİRGİN
Takip edin

Av.Yasin GİRGİN

1999 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olan Av.Yasin GİRGİN yaklaşık 1 yıl hakimlik döneminin dışında 2000 yılından bu yana boşanma, velayet, nafaka ve mal paylaşımı gibi aile hukuku alanında avukatlık yapmaktadır. 120 köşe yazısı Hürriyet Gazetesi'nde de yayınlanan Yasin GİRGİN'in "Boşanma Davaları El Kitabı" ve "Evlilik Birliğinin Sona Ermesi" isimli iki kitabı da bulunmaktadır.

TEL: 0533 483 9313
Av.Yasin GİRGİN
Takip edin

Miras bırakana veya ailesine karşı kanunen yükümlü olduğu görevlerini yerine getirmekte (ifada) büyük bir kusur işleyen (irtikap eden) saklı pay sahibi mirasçı, ölüme bağlı tasarrufla mirastan çıkarılabilir. (TMK. 510). Miras bırakana karşı ağır cürüm (suç) işleyen kişi de aynı yolla mirastan çıkarılabilir.

Ölüm hak, miras helal…

MADDE 510.- Aşağıdaki durumlarda mirasbırakan, ölüme bağlı bir tasarrufla saklı paylı mirasçısını mirasçılıktan çıkarabilir:

1. Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse,

2. Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse.

Ana ve baba ve çocuklar birbirine karşı, aile yararlarının gerektirdiği yardımda bulunmak ve bu kurallara uymakla yükümlüdür (MK. 260). Ailenin şerefi ortaktır. Onun için reşit bile olsa, çocuklar, baba ve analarının şerefini, onur ve haysiyetini gözetmek ve korumakla görevlidir.

Medenî Kanun çocuğun ana, babasına riayete mecbur olduğunu öngörmüştür. Bu hükmün çocuğun ana, babasına karşı duygusal alandaki görevleri açısından önemini belirtmeye gerek yoktur. Medenî Kanun’un 510 ncu maddesi mirastan çıkarma sebepleri arasında muris veya ailesine karşı kanunen mükellef olduğu vazifeleri ifada büyük bir kusur irtikap eylemeyi de saymıştır.

  • Mirasçılıktan çıkarılan kimse, mirastan pay alamayacağı gibi; tenkis davası da açamaz.

Mirasbırakan başka türlü tasarrufta bulunmuş olmadıkça, mirasçılıktan çıkarılan kimsenin miras payı, o kimse mirasbırakandan önce ölmüş gibi, mirasçılıktan çıkarılanın varsa altsoyuna, yoksa mirasbırakanın yasal mirasçılarına kalır.

Mirasçılıktan çıkarılan kimsenin altsoyu, o kimse mirasbırakandan önce ölmüş gibi saklı payını isteyebilir.

Yargıtay ebeveynine:

  • haram yiyiciler, haram yiyiciler, burada oturmaya utanmıyor musunuz? diyen;
  • genel ev işlettiğini söyleyen mirasçının mirasçılıktan çıkarılmasını haklı bulmuştur. ( YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas Numarası: 1986/2604 Karar Numarası: 1987/539 Karar Tarihi: 19.06.1987)