Gerekçesiz Verilen Evden Uzaklaştırma Kararına İlişkin Anayasa Mahkemesi Ne Diyor?

Av.Yasin GİRGİN
Takip edin

İstanbul Anadolu 14. Aile Mahkemesinin 8/3/2013 tarihli ve E.2013/73, K.2013/75 Değişik İş sayılı kararı ile 6284 sayılı Kanun’un 5/1. maddesinin a, c, d, f, g, ğ bentleri uyarınca önleyici tedbir kararı yani “uzaklaştırmaya dair karar” veriliyor.

Bu karar aleyhine 2/4/2013 tarihinde itiraz ediliyor. Bu itiraz İstanbul Anadolu 15. Aile Mahkemesinin 3/4/2013 tarihli ve E.2013/151, K.2013/150 Değişik İş sayılı kararında şu anda da hemen tüm red kararlarında kopyalanıp yapıştırılması usul haline gelen aşağıdaki gerekçe ile reddediliyor:

“Tüm dosya kapsamına göre; İstanbul Anadolu 14. Aile Mahkemesinin E.2013/73, K.2013/75 D.İş sayılı dosyasında verilen 6284 sayılı yasaya göre koruma kararının yasaya uygun olduğundan ve itiraz eden şüpheli vekilinin itirazı yerinde görülmediğinden şüpheli vekilinin itirazının reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.”

Karar aleyhine tedbir alınana 25/4/2013 tarihinde tebliğ ediliyor ve başvurucu 23/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunarak dosyayı bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi‘ne taşıyor ve yeniden yargılama talebinde bulunuyor.

Aleyhine tedbir alınan başvurucu aşağıdaki gerekçeleri belirtiyor:

  • 6284 sayılı Kanun hükümlerinin, Mahkemeye delil ve belge aranmadan tedbir kararı verebilme imkânı sağlaması nedeniyle kişinin maddi ve manevi bütünlüğünün ihlal edildiğine yönelik bir iddianın dile getirildiği,
  • itiraz makamının kararında başvurucunun ileri sürdüğü savların dikkate alınmadığı,
  • tedbir kararına dayanak iddiaların gerçekliğinin deliller çerçevesinde tartışılmadığı ve
  • bu şekilde karar verilmesi nedeniyle kişinin maddi ve manevi bütünlüğünün zedelendiği,
  • mahkemece itirazlarının dikkate alınmadığını,
  • gerçeklerin araştırılmadığını,
  • itiraz dilekçesinde bildirdiği tanıklar hakkında değerlendirme yapılmaması nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığını iddia ediyor.

Anayasa Mahkemesi adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin başvurusunun açıkça dayanaktan yoksun olmaması ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmaması nedeniyle başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar veriyor. Başvurucunun yukarıda belirtilen iddiaları adil yargılanma hakkı ve gerekçeli karar hakkı kapsamında inceleniyor.

6284 sayılı Kanun kapsamında düzenlenen tedbir kararlarının, boşanma ve diğer benzeri davalardan bağımsız olarak talep edilebilmesi ve Kanun’da belirlenen prosedür çerçevesinde kesinleşerek hüküm ve sonuçlarını doğurması nedeniyle Aile Mahkemesinin itiraz üzerine verdiği kararla birlikte başvuru yollarının tüketilmiş sayılmaktadır. Bu nedenle itirazın reddinden sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapılabilmesi mümkündür. Anayasa Mahkemesi, kararında, aşağıdaki düzenlemelere işaret ediyor:

 Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

Yine Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin ilgili kısmı:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

Yukarıdaki düzenlemeler ışığında Anayasa Mahkemesi şu sonuçlara ulaşıyor:

  • Anılan kurallar uyarınca ilke olarak mahkeme kararlarının gerekçeli olması, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Derece mahkemeleri, dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varırken kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorundadır. Bu gerekçelerin oluşturulmasında açık keyfîlik görüntüsünün olmaması ve makul bir biçimde gerekçe gösterilmesi hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez
  • Gerekçeli karar olgusu adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup bu durumda, üst dereceli mahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin benimsendiği kabul edilmelidir.
  • Bununla birlikte adil yargılanma kavramı, ister alt mahkemenin gerekçelerine katılarak isterse farklı bir şekilde olsun, kararları için az sayıda gerekçe sunan bir ulusal mahkemenin kendisine sunulan temel konuları gerçekte ele almış olmasını ve yalnızca alt bir mahkemenin sonuçlarını onaylamakla yetinmemiş olmasını gerektirir. Bu koşul, davanın tarafının iç hukukta yürütülen yargılamalarda davasını sözlü olarak sunamadığı durumlarda daha da önemlidir.
  • Makul gerekçe ise davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur Mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul ve esasa dair iddia veya savunmaların cevapsız bırakılması adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlaline neden olabilir
  • Delillerin kabul edilebilirliği, öncelikle ulusal hukuk kurallarına göre millî mahkemelerce değerlendirilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), yargılama sürecini bütün olarak dikkate alarak bu süreçte delillerin nasıl sunulduğu da dâhil olmak üzere tüm deliller yönünden hakkaniyetsiz bir değerlendirme yapılıp yapılmadığını inceler.

Kanun koyucu tarafından ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesi için etkili ve süratli bir yöntem izlenmesi, şiddete maruz kalan veya uğrama tehlikesi altında olan kişinin gecikmeksizin korunması amacıyla Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle belirlenen standartlara uygun olarak 6284 sayılı Kanun hükümleri ihdas edilerek yürürlüğe konulmuştur. 6284 sayılı Kanun’un 5. maddesinde örnekleyici olarak bir kısım önleyici koruma tedbirleri belirlenmiş, 8. maddenin (3) numaralı fıkrasında Kanun’un 4. maddesinde belirtilen ve hâkim tarafından verilebilen koruyucu tedbir kararları için,şiddetin varlığı hususunda delil veya belge aranmayacağı belirtilmiştir. Bunun yanında ağırlıklı olarak aleyhine tedbir kararı verilen kişinin temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı niteliği olan ve Kanun’un 5. maddesinde düzenlenen önleyici tedbir kararları için böyle bir ayrıksı durum öngörülmemiştir

  • Kanun gerekçesinde, şiddete maruz kalan veya maruz kalma tehlikesi altında bulunan kişilerle ilgili koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için herhangi bir delil araş¬tırması veya belge ibrazı aranmazken önleyici tedbir kararı verilebilmesi için kişinin şiddete maruz kaldığı veya maruz kalma tehlikesi altında bulunduğu hususunda olguların varlığının gerektiği, aksi yöndeki uygulamanın kişilere kanunla sağlanan hakkın kötüye kullanılmasına sebebiyet verebileceği hususu vurgulanmıştır.
  • Nitekim tedbir kararları ile bir tarafın vücut dokunulmazlığı veya yaşam hakkı gibi kişi için olmazsa olmaz hak ve menfaatlerin korunması amaçlanırken diğer taraftan özellikle mahkemece verilen veya onaylanan önleyici tedbirlerle kişi hak ve özgürlüklerine önemli ölçüde sınırlamalar getirilmiş olacaktır. Dolayısıyla tedbir kararlarından olumlu ya da olumsuz etkilenen tarafların temel hak ve özgürlükleri arasındaki dengenin gözetilmesi gerekmektedir.
  • 6284 sayılı Kanun’un 8. maddesinde tedbir kararlarına karşı, tefhim veya tebliğden itibaren iki hafta içerisinde itiraz edilebi¬leceği, itiraz makamının en geç bir hafta içeri¬sinde kararını kesin olarak vereceği hususunun düzenlendiği; yine aynı Kanun’un 10. maddesinin (5) numaralı fıkrasında tedbir kararının ilgililere tefhim veya tebliğ edilmemesinin kararın uygulanmasına engel teşkil etmeyeceği yani kararın verildiği anda uygulanacağı belirtilmiştir.
  • Başvuru konusu olayda olduğu gibi aciliyet unsurunun ortadan kalktığı ve başvurucunun itirazlarını sözlü olarak sunamadığı itiraz aşamasında ise mahkemenin, tek taraflı iddiaya dayanılarak verilen tedbirlerin yerindeliğini, itiraz edenin ileri sürdüğü beyan ve deliller çerçevesinde her iki taraf için öngörülen hak ve menfaat dengesini de gözeterek değerlendirmesi gerekmektedir.
  • Bu tespitler ışığında somut olayda itiraz merciinin kararında, başvurucunun dilekçesinde belirttiği dosyalar ve bu dosyaların içeriğindeki belge ve beyanlar ile dinlenilmesi istenilen tanıklarla ilgili hiçbir hususa değinilmediği, tedbire dayanak olgunun gerçekliğinin bu çerçevede tartışılmadığı, tedbir kararında esasa ilişkin hususlarda gerekçe bulunması hâlinde bu karara atıf yapılarak değerlendirme yapılmasının makul görülebileceği ancak ihlal iddiasına konu itiraz mercii kararında, dosyaya sunulan delillerle sonuç arasında ne şekilde bağ kurulduğunun, gerekçesiz olarak verilen tedbir kararına yapılan itirazın neden reddedildiğinin asgari düzeyde dahi açıklanmadığı anlaşılmıştır.

Anayasa Mahkemesi, yukarıda değinilen gerekçelerle aleyhine tedbir kararı alınan başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine  karar vermiş, kararın örneğinin tedbir kararını veren aile mahkemesine gönderilmesine karar veriyor.*

Sonuç: Yukarıda özetle andığım Anayasa Mahkemesi kararında da işaret edildiği üzere, bir mahkemenin kararının yeterli inceleme yapılmadan gerekçesiz olarak yazılması halinde adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılabilir. Adil yargılanma hakkı Anayasamız ile güvence altına alınmış bir haktır. 6284 sayılı Kanun’a göre verilen tedbir kararlarına yapılan itirazın reddedilmesi üzerine kanun yolları tüketilmiş olur. Zira bu tedbir kararları aleyhine başvurulabilecek başkaca bir merci bulunmamaktadır. Bu nedenle, tüketilen kanun yollarından sonra Anayasa Mahkemesi’ne başvurulabilir. Anayasa Mahkemesi yukarıda belirtilen uzaklaştırma kararı hakkında yaklaşık 2.5 yılda bir karara varmıştır. İhlal kararının çıkması halinde başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilir.

 

 

 

*Kararın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz

 

Bilgi paylaştıkça artar...Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on Facebook
Facebook
Share on LinkedIn
Linkedin
Email this to someone
email
Print this page
Print

1 thought on “Gerekçesiz Verilen Evden Uzaklaştırma Kararına İlişkin Anayasa Mahkemesi Ne Diyor?”

  1. İyi günler annem 3 ay önce vefat etti .Evde 36 ve 40 yaşındaki iki kız kardeşim babamı evde istemediklerini babamın annemin üstüne aldığı evi satıp gideceklerini söylediler .
    Ben ve erkek kardeşim bunu kabul etmeyince başta beni evden kovdular .sonra erkek kardeşim ve 80 yaşındaki babama delilsiz uzaklaştırma aldılar .
    Babam bu zaman zarfında eve gitmedi daha sonra ki bir ay boyunca da eve gitmedi .bu arada iki kız kardesim evdeki tüm eşyaları da alarak evden taşınıp başka bir semte gittiler .bunu bize başkaları 2 hafta sonra söylediklerinde eve gidip cilingirle kapıyı açtirdik ev bomboştu babam sokakta kalmasın diye evin bir odasına yatak yorgan getirdik bunu duyan iki kız kardeşim babamla bana yine delil aranmaksızın uzaklaştirma aldılar adres olarakta o boş evi gösterdiler ama onlar o evde oturmuyor .buna itiraz etmemize rağmen hakim buna red kararı veriyor yaşlı bir adamı sokağa atmaya çalışan bu iki vicdansız için ne yapacağımızı bilmiyoruz yardımcı olur musunuz ..

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!