Mirasçılıktan Çıkarmak Hangi Durumlarda Haklıdır?

Miras bırakana veya ailesine karşı kanunen yükümlü olduğu görevlerini yerine getirmekte (ifada) büyük bir kusur işleyen (irtikap eden) saklı pay sahibi mirasçı, ölüme bağlı tasarrufla mirastan çıkarılabilir. (TMK. 510). Miras bırakana karşı ağır cürüm (suç) işleyen kişi de aynı yolla mirastan çıkarılabilir.

Ölüm hak, miras helal…

MADDE 510.- Aşağıdaki durumlarda mirasbırakan, ölüme bağlı bir tasarrufla saklı paylı mirasçısını mirasçılıktan çıkarabilir:

1. Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse,

2. Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse.

Ana ve baba ve çocuklar birbirine karşı, aile yararlarının gerektirdiği yardımda bulunmak ve bu kurallara uymakla yükümlüdür (MK. 260). Ailenin şerefi ortaktır. Onun için reşit bile olsa, çocuklar, baba ve analarının şerefini, onur ve haysiyetini gözetmek ve korumakla görevlidir.

Medenî Kanun çocuğun ana, babasına riayete mecbur olduğunu öngörmüştür. Bu hükmün çocuğun ana, babasına karşı duygusal alandaki görevleri açısından önemini belirtmeye gerek yoktur. Medenî Kanun’un 510 ncu maddesi mirastan çıkarma sebepleri arasında muris veya ailesine karşı kanunen mükellef olduğu vazifeleri ifada büyük bir kusur irtikap eylemeyi de saymıştır.

  • Mirasçılıktan çıkarılan kimse, mirastan pay alamayacağı gibi; tenkis davası da açamaz.

Mirasbırakan başka türlü tasarrufta bulunmuş olmadıkça, mirasçılıktan çıkarılan kimsenin miras payı, o kimse mirasbırakandan önce ölmüş gibi, mirasçılıktan çıkarılanın varsa altsoyuna, yoksa mirasbırakanın yasal mirasçılarına kalır.

Mirasçılıktan çıkarılan kimsenin altsoyu, o kimse mirasbırakandan önce ölmüş gibi saklı payını isteyebilir.

Yargıtay ebeveynine:

  • haram yiyiciler, haram yiyiciler, burada oturmaya utanmıyor musunuz? diyen;
  • genel ev işlettiğini söyleyen mirasçının mirasçılıktan çıkarılmasını haklı bulmuştur. ( YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas Numarası: 1986/2604 Karar Numarası: 1987/539 Karar Tarihi: 19.06.1987)

Boşanma Davalarında İkrar (Olayları Kabul Etme) Hakimi Bağlar mı?

4721 sayılı Yasa’da, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda öngörülen usuller dışında, boşanma davaları için özel yargılama kurallarına yer verilmiştir. Yasa’nın 184. maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde, hâkimin, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamayacağı, (3) numaralı bendinde ise tarafların bu konudaki her türlü ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı belirtilmiştir.

İkrar Nedir?

İkrar, beyanda bulunan taraflardan birinin, diğer tarafça karara bağlanması istenilen hakkın veya hukuki durumun meydana gelmesine esas teşkil eden ve ileri sürülmüş bulunan olayların tamamen veya kısmen doğru olduğunu bildirmesidir; somut olaylarla ilgili olup, diğer tarafın talep sonucuna ilişkin değildir.

İkrar, bunu yapan tarafın tek taraflı açık bir irade beyanı ile olmaktadır.

Boşanma Davalarında Hakim İkrarla Bağlı mıdır?

Boşanma davalarında hâkim kural olarak ikrarla bağlı olmadığı gibi kabulle de bağlı değildir.
Eşlerin boşanma konusunda aralarında gerçekleştirecekleri anlaşmanın önlenmesi ve böyle bir anlaşmaya hukuksal sonuç bağlanmaması amacına yönelik 184. maddedeki tarafların her türlü ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı kuralı, boşanma davalarında tarafların boşanmaya yol açan nedenlerin varlığı konusundaki kabullerinin hukuki bir sonuç doğurmayacağı anlamına gelmektedir.

Mahkeme Salonu

Taraflar boşanma sebebi olarak gösterilen olayları ikrar etmiş olsalar bile hâkim bu beyanlarla bağlı olmayıp, kendiliğinden araştırma ilkesi gereğince davanın dayandırıldığı olayları araştırmak zorundadır.

Boşanma davalarındaki bu usul kuralı hâkimin ikrarı hiç dikkate almayacağı anlamına gelmez. Hâkim sadece bu ikrarla bağlı tutulmamıştır. İkrarla bağlı olmama ile onun dikkate alınarak hüküm verilmesi farklı olgulardır.

Boşanma davalarında tarafların her türlü ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı yönündeki bu kurala 4721 sayılı Yasa’nın “evlilik birliğinin sarsılması”na dayanan boşanmanın düzenlendiği 166. maddenin üçüncü fıkrasının itiraz konusu son tümcesinde bir istisna getirilmiş ve uygulamada “anlaşmalı boşanma” olarak nitelendirilen boşanma davalarında tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmünün uygulanmayacağı öngörülmüştür.

4721 sayılı Yasa’da “irade ilkesi” geçerli değildir, eşlerin hâkim kararı olmaksızın mahkeme dışında evlilik birliğine son vermeleri olanaksızdır. 166. maddenin üçüncü fıkrasında irade ilkesi ile birlikte evlilik birliğinin sarsılması ilkesine de yer verilmiştir.

Genel boşanma sebeplerinden anlaşmalı boşanmanın düzenlendiği bu fıkrada yasakoyucu, tarafların boşanma konusundaki iradesi ile evlilik birliğinin sarsılması ilkesinin unsurlarının gerçekleştiğini ifade etmiştir.

Bir başka deyişle tarafların irade ilkesine göre boşanma yönündeki iradelerini belirli koşulların gerçekleşmiş olması durumunda evlilik birliğinin sarsılması ilkesi ile desteklemiş, evlilik en az bir yıl sürmüş ise eşlerin birlikte başvurmaları ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının karinesi kabul edilmiştir.

Ailenin toplumun temeli olması nedeniyle boşanma davası kamu düzeni ve yararını ilgilendirmektedir. Evlilik birliğinin kurulması gibi boşanma da her şeyden önce hukuksal bir olaydır. Boşanma, toplumu ve toplumun temelini oluşturan ailenin yapısını doğrudan ilgilendirmesi, sosyal düzeni bozucu bir özellik göstermesi nedeniyle aynı zamanda toplumsal bir olaydır.

Hâkim evlenme sözleşmesiyle oluşan hukuki durumu mümkün olduğu ölçüde korumakla yükümlüdür. Anlaşmalı boşanma, yargı denetiminin olmadığı, sadece tarafların karşılıklı anlaşmaları ile evlilik birliğinin sona erdirildiği bir boşanma yolu değildir.

166. maddenin üçüncü fıkrasında yasakoyucu zorunlu olarak gerçekleşmesini istediği ilkeleri açıkça belirtmek suretiyle boşanmanın, ilerde eşlerden biri ya da çocuklarla ilgili olarak adaletsizlik, haksızlık ve kimi sakıncalar doğurmaması için güvence getirmiş, tarafların ikrarlarıyla bağlı olan hâkimin boşanma isteğinin serbest iradeye dayanıp dayanmadığını saptamasını ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hakkında açık müdahalesini gerekli görmüştür.

Hâkimin, tarafların ve çocukların menfaatlerini dikkate alarak anlaşmada yapılan değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya karar vereceği kurala bağlanmıştır.

Evlilik birliğinin kurulmasında irade ve kararlarına önem ve değer verilen tarafların, boşanma konusunda istek ve beyanlarının dikkate alınması anlaşmalı boşanmanın gereğidir.

Tarafların ikrarlarının bağlayıcılığı ile birlikte tarafların ve çocukların mevcut ve gelecekteki yararları açısından hakkaniyete uygun bir denge kurulması için yasakoyucu anlaşmalı boşanmada kimi unsurların gerçekleşmesini zorunlu görerek öncelikle eşler ve çocuklar, sonra da toplum açısından doğabilecek sakıncaları önlemek istemiştir. Bunu gerçekleştirirken de boşanma sürecine kadar geçen dönemde hâkime denetim yetkisi vermiştir. Kaldı ki Yasa’da belirtilen yöntem ve koşullarla eşlerin karşılıklı anlaşarak boşanmayı istemelerine rağmen evliliğin zorla ayakta tutulmasının taraflara, çocuklara ve topluma fayda sağlamayacağı da açıktır.

Hâkimin tarafların ikrarlarıyla bağlı olması anlaşmalı boşanmanın bir gereği ve bu esasın doğal bir sonucudur. Yasa’daki koşulların varlığını kendiliğinden araştırma, serbestçe değerlendirme ve oluşan kanaatine göre karar verme yetkisi tanınan hâkim, 166. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca gerekli müdahalede bulunmakta ve tarafların yararları ile çocukların korunması açısından adil ve hakkaniyete uygun malî şartları belirleyerek kalıcı bir dengeyi gerçekleştirmektedir.

Hâkim sadece tarafların ikrarlarını esas alarak boşanmalarına veya boşanma talebinin reddine karar vermemektedir.

Tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmünün uygulanmayacağının öngörülmüş olması tek başına sonuç doğuran bir kural olmayıp maddede hâkime tanınan yetkilerin kullanılıp, belirtilen koşulların gerçekleşmesine bağlıdır.

Bu bakımdan evlilik birliğinin sarsılmasına dayalı ve anlaşan eşlere boşanma olanağı sağlayan anlaşmalı boşanma davasında tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamasının, hâkimin takdir hakkını ortadan kaldırdığı söylenemez.

ANAYASA MAHKEMESİ Esas Numarası: 2005/26 Karar Numarası: 2008/105 Karar Tarihi: 15.05.2008 Resmi Gazete Tarihi: 05.11.2008 Resmi Gazete Sayısı: 27045

Velayet Babaya Bırakıldığında Anne Çocuklar İçin Nafaka Ödemelidir

Türk Medeni Kanunu’nun 327/1.maddesinde; çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderlerin anne ve baba tarafından karşılanacağı hükme bağlanmıştır.

Aynı yasanın 328/1. maddesi hükmü gereğince ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir.( TMK. nun 329/1. maddesi)Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de gözönünde bulundurulur. ( TMK. nun 330/1. maddesi)

Günümüzde çocukların okul masrafları bile çok önemli meblağlara ulaşabiliyor. Bu masrafların gelirine göre ana-baba tarafından karşılanması gerekir.

TMK.’nun 331. maddesine göre; durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler.

Boşanma halinde müşterek çocukların velayetleri ana-babadan birine bırakılır. Bu takdirde velayet kendisine bırakılmayan taraf -kadın da olsa- müşterek çocukların bakımı için diğer tarafa iştirak nafakası ödemekle yükümlüdür.

İştirak nafakası anlaşmalı boşanma davasında talep edilmemiş olsa dahi daha sonra açılacak dava ile istenebilecektir.

Bu durumda mahkemece yapılacak iş nafaka yükümlüsünün ekonomik durumu ile çocukların yaşı, eğitim durumları ve ihtiyaçları da gözetilerek, TMK’nın 4. maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesi de dikkate alınmak suretiyle uygun miktar nafakaya hükmetmek olacaktır.

Evi Terk Eden Eşin Eve Dönmemekte Haklı Olduğunu İspat Yükümlülüğü

Davacı erkek, 09.01.2015 günü mahkemeye başvurarak eşinin eve dönmesi için; Türk Medeni Kanunun 164. maddesine ve 27.03.1957 tarihli 10/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına uygun olan ihtar isteminde eşinin ortak konuta dönmesinin ihtar edilmesini (TMK.m.164) istemiştir.

Davacı erkeğin bu talebi doğrultusunda mahkeme kadına ihtar gönderilmesine karar vermiştir.

Kadına ihtar kararı 16.01.2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Kadının eve dönmemesi üzerine davacı erkek, 22.04.2015 tarihinde. TMK’nun 164. maddesi uyarınca terk hukuki sebebine dayanarak, boşanma davası açmıştır.

Boşanma davasının davalısı kadın, eve dönmemekte haklı olduğunu bu nedenle ihtarın geçersizliğini ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.

Mahkeme davalı kadının eve dönmemekte haklı olduğunu ispatladığı gerekçesiyle erkeğin açtığı boşanma davasının reddine karar vermiştir.

Boşanma davası reddedilen erkek, yerel mahkeme kararını temyiz etmiş ve bu nedenle dava dosyası incelenmek üzere Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin önüne gelmiştir.

Yapılan incelemede tüm dosya kapsamından:

  • tarafların 2001 yılından bu yana ayrı oldukları,
  • bir kısım davacı erkek tanıklarının beyanından da anlaşıldığı üzere davacı erkeğin ihtar çekmeden önce barışma girişimlerinde de bulunduğu,
  • davalı kadının ve ortak çocuğun ise bir takım şartlar ileri sürerek eve dönmediği anlaşılmaktadır.

Ancak davalı kadın tanıklarınca bahsedilen, tarafların 2001 yılında ayrılığına neden olan hadiselerin gerçekleştiği tarih ile erkek tarafından çekilen ihtar tarihi arasında geçen uzun süre dikkate alındığında, kadının ileri sürdüğü hadiselerin de bir etkisinin kalmadığının kabulü gerekmektedir.

Öyleyse, tarafların uzun süre devam eden ayrılıklarını nihayete erdirmek isteyen davacı tarafından eve dönmesi için usulüne uygun şekilde yapılan ihtara icabet etmeyen davalı kadın, eve dönmemekte haklılığını ispatlayamamıştır.

Gerçekleşen bu durum karşısında; mahkemece, Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesi uyarınca davacı erkeğin davasının kabulü gerekirken, yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

Boşanma Davası Açılmadan Önce Elden Çıkarılan Malvarlığından Pay İstenebilir mi?

Boşanma davaları söz konusu olduğunda mal varlığının paylaşımı son derece önemli bir hale geliyor.

Adına kayıtlı malvarlığı olan taraf genellikle bunları boşanma davasının açılmasından önce elinden çıkarmaya çalışarak diğer tarafın haklarını almasına engel olmaya çalışıyor; öte yandan mal varlığını elinden çıkarmasını da haklı olarak görmek de gerekiyor: Çünkü boşanma ve mal varlığının paylaşılması (mal rejiminin tasfiyesi) için dava açılması ile birlikte mahkemeler sorgusuz sualsiz ve teminat dahi gösterilmesini beklemeksizin ihtiyati tedbir koyarak gayrimenkulün, araçların elden çıkarılmasının, 3. kişilere devredilmesinin önüne geçiyor ki bu ise bir çok durumda oldukça sakıncalı sonuçlara da yol açabiliyor.

Müşterek konutun kredili olarak edinildiği durumlarda boşanma davası süresince evden uzaklaştırılan ve bu nedenle yeni ev kurmak, yeni eve taşınmak zorunda kalan (genellikle erkek) taraf bir de yararlanamadığı evin kredi borcunu ödemek zorunda kalıyor. Evi satıp kredi borcunu ödemesi ise konulan tedbirler nedeniyle mümkün olmayabiliyor.

Boşanmada Eşin Katılma Alacağı Hakkının Kanuni Dayanağı

Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacağı hakkı vardır:

Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK mad.229) ve denkleştirmeden (TMK mad.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, edinilmiş mallarının (TMK mad.219) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK mad.231) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK mad.236/1).

Katılma alacağı, Yasa’dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.

Artık Değer Nasıl Hesaplanır?

Artık değere katılma alacağı miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınır (TMK mad.227/1, 228/1, 232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.

Bir Malın Eşlerden Hangisini Ait Olduğu Belirlenemiyorsa Ne Yapılır?

Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK mad.222).

Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.

Boşanma Açıldığı Tarihte Mevcut Olmayan (Elden Çıkarılmış) Mallar İçin Ne Yapılabilir?

Aşağıya alınan mahkeme kararında da belirtildiği üzere, boşanma davasının açılmasından kısa bir süre önce elden çıkarılmış olan malvarlığı mevcut olarak kabul edilir ve bu şekilde hesaplama yapılarak eşin katılma alacağı belirlenir.

Kötü niyetli olarak elden çıkarılan gayrimenkullerle ilgili olarak Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin almış olduğu bir karar ise emsal niteliği taşıyor. Bu kararın önemli gördüğüm kısmını yararlı olacağı düşüncesiyle aşağıya alıyorum.

Davacı … vekili, dava dilekçesinde sayılan ve davalı eş adına edinilen dört adet araç ve bir adet taşınmaz nedeniyle 10.000,00 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.

Dosyaya göre eşler, 05.01.1994 tarihinde evlenmiş, 15.06.2012 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 25.04.2013 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK mad.225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 Sayılı TMK’nin yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 Sayılı TKM mad.170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 Sayılı Yasa mad.10, TMK mad.202/1). Tasfiyeye konu …… plakalı araç, 17.06.2006, …. plakalı araç da 14.05.2009 tarihinde eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmişlerdir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK mad.179).

Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; Mahkemece araçların ve taşınmazın evlilik birliği devam ettiği süre içinde satıldığı, boşanma dava tarihinde tasfiye edilecek herhangi bir mal varlığı olmadığı, edinilmiş mal bulunduğu ve bu mallara katkısı olduğunu ispatlayamadığı gerekçesi davanın reddine karar verilmişse de; ….. ve ….. plakalı araçlar yününden davanın reddine karar verilmesi dosya kapsamı itibari ile hatalı olmuştur.

Öncelikle, katılma alacağı, Yasa’dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.

TMK’nin 222. maddesine göre edinilmiş mal olmadığını ispat da iddia edene düşmektedir. Ayrıca, artık değere katılma alacağı miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan mallar tasfiyeye girer (TMK mad. 235/1).

O halde dosya kapsamında bulunan trafik kayıtlarına göre, ….. plakalı aracın boşanma dava tarihinde halen davalı adına kayıtlı olduğuna, ….. plakalı aracın da boşanma dava tarihinden kısa bir süre önce 17.04.2012 tarihinde satıldığına, satış parasının bu kısa süre içinde harcandığı da dosya kapsamı ile ispat edilemediğine göre, araçların boşanma dava tarihinde mevcut olduğu kabul edilerek, ….. ve …. plakalı araçlar yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine, HUMK’un 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 23.01.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2016/20532 Karar Numarası: 2019/771 Karar Tarihi: 23.01.2019