Boşanmada Çocuğun Velayeti

Av.Yasin GİRGİN

Av.Yasin GİRGİN

1999 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olan Av.Yasin GİRGİN yaklaşık 1 yıl hakimlik döneminin dışında 2000 yılından bu yana boşanma, velayet, nafaka ve mal paylaşımı gibi aile hukuku alanında avukatlık yapmaktadır. 120 köşe yazısı Hürriyet Gazetesi'nde de yayınlanan Yasin GİRGİN'in "Boşanma Davaları El Kitabı" ve "Evlilik Birliğinin Sona Ermesi" isimli iki kitabı da bulunmaktadır.
Av.Yasin GİRGİN

Av.Yasin GİRGİN (Tüm Yazıları Okuyun)

Velayet hakkı, kural olarak küçüklerin, istisnai hallerde kısıtlıların bakım ve korunmalarının sağlanması için onların şahısları ve malları üzerinde ana babanın sahip oldukları görev, yetki ve hakların bütünü şeklinde tanımlanmaktadır.

Velayet hakkı sadece ana babaya aittir, başkasına bırakılamaz.

Velayet, soybağı ilişkisinden kaynaklandığı için sadece çocuklar üzerinde söz konusu olur. TMK 335.’e göre, kural olarak, ergin olmayan çocuklar, istisnai olarak da ergin çocuklar velayete tabi olur.

Velayet hakkının kullanılması konusunda ana baba, birlikte ve uyumlu olarak hareket edeceklerdir. Anlaşamamaları halinde ise, çocuğun korunmasına ilişkin hükümler çerçevesinde sorun çözüme kavuşturulur.

TMK 338’e göre, velayet sahibi ana babanın başkasıyla evli olması halinde, eşler, ergin olmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi göstermekle yükümlü tutulmuşlardır. Bu yükümlülüğün ihlali, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi sayılabileceği gibi, velayet hakkına sahip ana babanın ihlali önlemedeki başarısızlığı velayetin kaldırılması sebebi de sayılabilir.

Velayet hakkı, çocuğun ergin olması, velayet hakkına sahip kişinin ölmesi, velayet hakkının kaldırılması , boşanma halinde velayet hakkının bırakılmaması durumlarında sona erer.

Çocuğun ergin olmasına karşın kısıtlanması halinde de hâkim, kural olarak ana babanın çocuk üzerindeki velayet hakkının devamına yahut gerekli görürse vesayet altına konulmasına ve kendisine vasi atanmasına karar verebilir.

Velayet hakkı, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır. Başkasına devri mümkün olmadığı gibi velayet hakkından feragat edilmesi de mümkün değildir. Yine, velayet hakkı yasal sebepler olmadıkça ana ve babadan alınamaz.

Velayet hakkı, ana baba açısından sadece hak ve yetkileri değil ayrıca görevleri de içerdiği dikkate alınırsa, velayet hakkının esasen çocuğun yararına hizmet eden ana baba tarafından kendi çıkarlarına kullanılmayacak bir kurum olduğu sonucu çıkmaktadır.

Velayet Hakkının Aidiyeti

1 Çocuğun Ana Babası Evli İse Velayet Hakkı

Çocuğun ana babası, çocuğun doğumu anında evli ise çocuk üzerinde doğumla birlikte ana babanın velayet hakkı kendiliğinden kurulur.

TMK 336/1’e göre, evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırlar. TMK 336/2’ye göre, evliliğin devam etmesine karşın, ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hali gerçekleşmemişse velayet hakkı mahkemece eşlerden birine bırakılır.

2 Eşlerden Birinin Ölümü Halinde Velayet Hakkı

Çocuğun doğumu anında eşler evli ise, bu eşlerden birinin ölümü halinde velayet TMK 336/3’e göre sağ kalan eşe ait olur.

Çocuğun doğumu anında eşler evli değilse, velayet hakkı kendisinde olan tarafın ölümü halinde, sağ kalan taraf, velayeti alabilmek için mahkemeye başvurması gerekir. Bu durumda, çocuğun vesayeti için açılmış dava varsa bu dava sağ kalan eşe ihbar olunur.

3 Boşanma Halinde Velayet Hakkı (Velayetin Bırakılması)

Evliliğin boşanma ile sona ermesi halinde ise boşanma kararı ile velayetin kendisine bırakıldığı tarafa ait olur.

20 Kasım 1989 tarihli Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 1. maddesine göre “Bu sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır”.

Sözleşme ile on sekiz yasından küçük her insan çocuk olarak kabul edilmiştir. Buna karşın, çocukluğun başlangıcı taraf devletlerin iç hukuk düzenlenmelerinde farklı yaklaşımların söz konusu olması nedeniyle belirlenmemiştir. Sözleşme ile cenin de çocuğun hukuksal konumundan yararlanmaktadır.

Sözleşme ile çocuklara en azından on yaşından onsekiz yaşına kadar korunması gerekliliği kabul edilmiştir. Yine taraf devletlerin çocuğu onsekiz yaşından önce de ergin sayabilmesi imkânı tanınmıştır, bu halde dahi, taraf devlet onsekiz yaşından küçük ergine karşı, çocuğa ilişkin yükümlülüklerinden kurtulamaz.

Çocuk hukukunun en temel ilkesi çocuğun yüksek yararı ilkesidir. Çocuk Hakları Sözleşmesi m.3’de öngörülen ilkeye göre, “Kamusal ya da özel sosyal yardım kurulusları, mahkemeler, idari makamlar ve yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yüksek yararı temel düsüncedir.

Çocuğun yüksek yararını belirlerken göz önüne alınacak husus, çocuk için iyi herhangi bir çözümü degil, en iyi olanı bulmaktır. Çocuk için en iyi olan, toplumdan topluma, o anki koşullara, her çocuğun kendi özel durumuna göre değisebilir. Çocuğun yüksek yararını tespit edecek kişi ya da kişiler, tüm bu faktörleri değerlendirmelidirler.

Çocuğun yüksek yararının tespiti, sadece tespit anındaki koşulların değil gelecekteki durumun da değerlendirmede göz önüne alınmasını, yani çocuğun kısa, orta ve de uzun dönemdeki yararının gözetilmesini gerektirir. Örneğin hâkim, çocuğun velayetinin ana babadan hangisine verilecegine ilişkin bir karar verirken, çocuğun yararını sadece çocuğun karar anındaki yaşı ile değerlendirmemeli, karar anından üç sene, beş sene sonra da çocuk için iyi olacak çözümü düşünmelidir.

Hatta hâkim kararını verirken, çocuğun günün birinde yetişkin bir insan olarak geriye dönüp baktığında nasıl bir karar verilmiş olmasını dileyebileceğini de düşünmelidir.

Hâkimin boşanma kararında resen düzenleyeceği konu boşanmadan sonra çocukların durumu ve ana ve baba ile ilişkileridir. TMK md.182: “Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.

Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.

Hâkim, istem halinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. “

TMK md.183 : ” Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması halinde hâkim, re’sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.”

Çocukla ilgili tedbirler çocuğun rüşdüne kadar devam eder. Bundan sonra durumunu çocuk kendisi tayin eder. Bu yaştan sonraki talepler genel nafaka hükümlerine tabidir.

TMK’nun 182/2.maddesine göre; velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.

Aynı kanunun 183.maddesine göre de; Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması halinde hâkim, re’sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.

Çocuğun velayeti kime bırakılırsa velayet hakkı yalnız ona ait olur, diğeri velayet hakkını kaybeder. Hâkim çocuğun tevdiine karar verirken bu kararı çocuğun menfaatini gözeterek verecektir. Örneğin çok küçük çocuk geçimsizlikte kusurlu anaya bırakılabilir. Yargıtay 10 yaşındaki çocuğun idrak çağında olduğunu ve bu nedenle kendisine sorulmadan karar verilmesini bozma nedeni saymıştır. Velayet konusuna ana ve babanın anlaşması hâkimi bağlamaz, ancak hâkim kararını verirken tarafların anlaşmalarını da dikkate alır. Çocuğun menfaatine uygun görürse kararında bu çözümü kabul eder.

4 Boşanan Eşlerin Birbirleriyle Yeniden Evlenmesi Halinde Velayet Hakkı

Boşanan eşlerin yeniden evlenmesi halinde velayet hakkı kendiliğinden ana ve babaya ait olur; ancak boşanma halinde velayet ana ve babadan birine bırakılmayıp çocuğa vasi tayin edilmişse vesayet kararı kaldırılmadıkça ana ve baba velayet hakkına sahip olamaz.

5 Velayet Hakkı Sahibinin Başkasıyla Yeniden Evlenmesi Halinde Velayet Hakkı

Türk Medeni Kanunu’nun 349. maddesi, kural olarak, velayet hakkına sahip ana veya babanın yeniden evlenmesini velayetin kaldırılması sebebi olarak kabul edilmemiştir. Ancak, çocuğun menfaati gerektirdiğinde TMK 183 uyarınca velayet sahibi değiştirilebileceği gibi, durum ve koşullara göre velayet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilir.

6 Çocuğun Ana Babası Evli Değilse Velayet Hakkı

Çocuğun ana babası, çocuğun doğumu anında evli değilse, velayet hakkı TMK 337/1’e göre, doğum ile birlikte kendiliğinden anaya aittir.

TMK 337/2’ye göre, doğum anında ananın küçük, kısıtlı veya ölmüş olması ya da ananın velayet hakkının doğumdan önce kaldırılmış olması halinde hâkim çocuğun menfaatine göre çocuğa vasi atayabileceği gibi velayeti babaya da bırakabilir.

Babaya velayet hakkının bırakılabilmesi için çocuk ile babası arasında tanıma veya babalık davası ile soybağının kurulmuş olması gerekir.

Velayet Kendisine Bırakılmayan Ana-Babanın Çocukla Kişisel İlişkisi

Boşanma kararı ile hâkim re’sen velayetin kendisine bırakılmadığı tarafla çocuğun kişisel ilişki kurabilmesini düzenler. Bu düzenlemeyi yaparken hâkim, aynı şehirde oturulup oturulmadığını göz önünde bulundurur.

Velayetin Değiştirilmesi

Medeni Kanun’un 183. maddesine göre, “ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması halinde hâkim, re’sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.” Kanun, yeni ortaya çıkacak durumları sayıca sınırlamamıştır, benzer olgu ve olaylar da bu kanun kapsamına girer.

Yeni olguların ortaya çıkması halinde hâkim, kendiliğinden (re’sen) ya da taraflardan birinin talebi halinde önceden alınmış olan önlemleri yeniden gözden geçirecek ve gerekirse, örneğin velayet hakkını o taraftan alıp diğer tarafa verecek, iştirak nafakasının miktarını azaltacak veya artıracak, kişisel ilişkileri yeniden düzenleyecektir.

Velayet kendisine verilmiş olan ananın çocuğuna kötü örnek oluşturacak ve ahlaken uygun görülmeyecek biçimde yaşamakta olduğunun anlaşılması, velayetin ondan alınarak babaya verilmesi için yeterli bir sebep olarak görülmektedir.

Örneğin annenin bir çok hırsızlık olayına karışmış ve bazılarında suçlu bulunmuş olması gibi.

Buna karşılık velayet kendisine bırakılmış olan ananın salt başka biriyle evlenmiş olması velayetin ondan alınmasını gerektirmez.

Çocuğun kendisine bırakıldığı tarafın ölmesi halinde, velayet kendiliğinden diğer tarafa geçmez, bu durumda hâkim, uygun görmesi halinde velayet hakkını diğer tarafa verebilir, uygun görmez ise çocuğa bir vasi tayin eder. Yine velayetin her iki taraftan kaldırılması halinde de çocuğa vasi atanır.

Velayetin Kaldırılması (TMK 348)

Ana ve babanın velayet hakkının amacına uygun kullanılmaması halinde, çocuğun korunması için kanunun öngördüğü önlemlerin yeterli olmaması durumunda ana ve babanın velayet hakkının kaldırılmasını öngörmüştür.

Velayetin değiştirilmesi davasında velayet sahibi eş değiştirilmekte iken, velayetin kaldırılması davasında velayet verilebilecek eş yoktur. Velayetin kaldırılması davası evlilik devam ederken dahi açılabilir.

Öğretide mahkemenin velayet hakkının kaldırılması kararı verebilmesi için talepte bulunulmasının gerekli olmadığı, hakimin herhangi bir ilgilinin talebi bulunmasa bile velayetin kaldırılmasını gerektiren bir sebebin bulunduğunu öğrenirse re’sen hareket ederek velayetin kaldırılmasına karar verebileceği ileri sürülmekteyse de Yargıtay aynı görüşte değildir.
Velayetin Kaldırılması davasında Aile Mahkemesi yetkilidir.

Velayetin Kaldırılmasının Şartları

Medeni Kanun’un 348. maddesine göre, ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi, ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması ve benzeri durumlarda hâkim velayetin kaldırılmasına karar verebilir.

Maddede yer alan benzeri sebepler ibaresinden anlaşıldığı üzere, sebepler sayılanlardan ibaret değildir. Belirtilen sebeplerin dışında, evlilik birliğinin temelinden sarsılması veya ana babanın kısıtlanması da velayet görevinin gereği gibi yerine getirilmemesi sonucunu doğurabileceği için velayet görevinin kaldırılması sebebi olarak değerlendirilebilir.

Velayetin kaldırılması sebeplerine örnek olarak babanın çocuklara şiddet uygulaması, annenin ise çocuğun cinsel ve ruhsal bütünlüğünü korumaya ilişkin yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması vb.

Velayetin kaldırılması koşullarının bulunmaması durumunda ise hâkim velayetin değiştirilmesine karar verebilir.

Velayetin Kaldırılmasının Sonuçları

Velayetin kaldırılması davası genellikle çocuğun yakınları tarafından, velayet verilmeyen eşin ölümünden sonra, velayet kendisinde olan eşin yukarıdaki durumlara benzer şekilde velayet görevini yeteri ve gereği gibi yerine getirmemesi nedeniyle açılmaktadır. Velayetin kaldırılması davasında husumet, velayet hakkı bulunan ana ve babaya yöneltilmelidir.

Velayetin kaldırılması sebepleri gerçekleştiği takdirde, velayet hakkı, mahkeme kararıyla velayetin kaldırılması sebebini gerçekleştiren ana veya babadan ya da her ikisinden de kaldırılabilir.

TMK 348/3’e göre, velayetin kaldırılması kararı, kural olarak, ana ve babanın mevcut ve doğacak bütün çocuklarını kapsar, ancak kararda aksinin belirtilmesi mümkündür.

Velayetin kaldırılması halinde çocuğa vasi atanır, çocuğun velayeti örneğin babaannesine bırakılmaz, velayetin kaldırılması ile velinin velayetten kaynaklanan hak ve yükümlülükleri sona erer; buna karşın ana ve babanın velayete bağlı olmayan çoukların bakım ve eğitim giderlerini karşılama ve nafaka yükümlülükleri TMK 350/1-3 uyarınca devam eder.

Ana ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu giderler Devletçe karşılanır. Velayetin kaldırılması kararı ile, çocuğun malları ergin ise kendisine, ergin değilse vasiye veya kayyıma devredilecektir.

Velayetin kaldırılmasını gerektiren sebep ortadan kalkmışsa hâkim, re’sen ya da ana veya babanın istemi üzerine velayeti geri verir. (TMK 351/2)

Velayete ilişkin örnek yargıtay kararları

1 Velayet Hakkının Münhasıran Ana Babaya Ait Olduğu ve Evlat Edinme Hali Hariç Başka Bİr 3. Kişiye Bırakılamayacağı

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2011/12018 K. 2011/22739 T. 19.12.2011
“Davacı M.T. tarafından davalı A.T’ye karşı açılan velayet davasında, 20.2.2000 tarihinde doğan küçük U.T.’nin velayetinin davalı babadan alınarak davacı babaanneye verilmesinin talep edildiği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği, hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır.
Türk Medeni Kanununun 335 vd. maddelerinde düzenlenen velayete ilişkin hükümler gereğince, velayetin anne ve/veya baba dışındaki kimselere verilmesinin mümkün olmadığı, gerekli görülen hallerde aynı Kanunun 404 ve devamı maddelerince vasi tayin edilebileceği öngörülmüştür.
Bu itibarla, mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.”

2 Yasal Bir Gerekçeye Dayanılmadıkça Velayet Hakkının Ana ve Babadan Alınamayacağı

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2010/8617 K. 2010/11819 T. 15.6.2010
“ Davalı anne eşi Ahmet’in 14.3.2007 tarihinde ölümü üzerine çocukları 1994 doğumlu Nazlıcan 1998 doğumlu Hümeyra ve 2001 doğumlu Zeynep’le birlikte davacı kayınpederi ile yaşamaya başlamıştır. Davalı anne kayınbiraderinin baskıları sonucu evi terk ederek emniyete sığınmış, emniyet tarafından Karşıyaka Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğüne teslim edilmiştir. Nitekim kayınbirader Mehmet hakkında davalı anneyi tacizden dolayı Karşıyaka 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2008/519 esas sayılı davası ile dava açılmıştır. Benzer şekilde davalı anne 19.11.2008 tarihinde çocukların kendisine teslimi için İzmir 13. Aile Mahkemesi’nin 2008/62 değişik iş dosyası ile dava açmıştır. Açıklanan bu sebeplerle annenin çocuklara ilgi göstermediği veya yükümlülüklerini ağır biçimde savsakladığı söylenemez. Asıl olan velayettir. Yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz. ( T.M.K. madde 335/1 ) Türk Medeni Kanunu’nun 348. madde koşulları oluşmamıştır. Davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.”

3 Evlilik Birliği Devam Ettiği Sürece Velayet Hakkını Ana Babanın Birlikte Kullanacağı

YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ E. 2011/1089 K. 2011/2144 T. 10.3.2011
“TMK. 335. maddesi uyarınca çocuk anne ve babasının velayeti altındadır. Bu yetki ve sorumluluk anne ve baba tarafından birlikte kullanılır. Yasal düzenleme bu şekilde bulunmasına rağmen kazaya sebebiyet veren davalı sürücü çocuk K.’in annesi davalı A. K. hakkındaki davanın yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi isabetli görülmemiştir.”

4 Velayet Hakkı Kendisine Bırakılan Tarafın Ölmesi Halinde Çocuğun Vesayeti İçin açılan Davanın Sağ Kalan Tarafa İhbar Edilmesi Gerektiği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2009/2502 K. 2009/13043 T. 2.7.2009
“ Boşanma kararı sonucunda, velayet kendisine verilen anne 02.09.2008 tarihinde ölmüştür. Aslolan ergin olmayan küçüğün velayet altında bulunmasıdır. Babanın davanın kendisine ihbar edilmesi halinde velayetin kendine verilmesi konusunda Aile Mahkemesinde dava açmak hakkı bulunmaktadır. Bu nedenle davaya katılmakta hukuki yararı vardır. Davanın babaya ihbarı ile velayetin kendisine verilmesi konusunda dava açması halinde, sonucu beklenilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.”

5 Hâkimin Velayet Hakkında Karar Verirken Çocuğun Menfaatlerini Göz Önüne Alarak Hüküm Kuracağı

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2009/20536 K. 2010/21410 T. 20.12.2010
“Ana yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olacağı yönünde ciddi ve inandırıcı deliller bulunmadığı ve hemen meydana gelecek tehlikelerin varlığı da ispat edilmediği halde ana bakım, şefkatine muhtaç 01.09.2000 doğumlu Nazlı ile 04.05.2002 doğumlu Tolga’nın Türk Medeni Kanunu’nun 182. ve 336/2. maddeleri uyarınca babanın velayetine bırakılması usul ve kanuna aykırıdır.”

6 Velayet Konusunda Karar Vermeden Önce İdrak Yeteneği Olan Çocuğa Sorulması Gerektiği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2009/19391 K. 2010/21455 T. 20.12.2010
“Müşterek çocuk 11.05.1999 doğumlu Esengül idrak çağındadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12.maddesi, Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3 ve 6.maddesi gereğince küçüğün velayet yönünden görüş ve düşüncesi alınmadan yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru değildir.”

7 Boşanan Eşlerin Birbiriyle Yeniden Evlenmesi Durumunda Velayetin Kendiliğinden Ana ve Babaya Ait Olacağı

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2011/11536 K. 2011/11972 T. 11.7.2011
“Çocuk ile baba arasında soybağı ana ile evlilik, tanıma veya hakim hükmüyle kurulur. Soybağı ayrıca evlat edinme yoluyla da kurulur. ( T.M.K. madde 282/2-3 ) Evlilik dışında doğan çocuk ana ve babasının birbiriyle evlenmesi halinde kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tabi olur. ( T.M.K. madde 292 ) Ergin olmayan çocuk ana ve babasının velayeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz. ( T.M.K. madde 335/1 )

Evlat edinme işlemleri tamamlanmadan küçük Ela’nın anne ve babası, evlenmiş, çocuk ile baba arasında soybağı ilişkisi kurulmuştur. Velayet sahibi ana ve babaya husumet yöneltilip, gösterdikleri takdirde delilleri toplanıp sonucu uyarınca karar verilmesi gerekir. Açıklanan husus üzerinde durulmadan eksik hasımla yargılama yapılıp yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.”

8 Çocuğun Kısıtlanmasını Gerektiren Durumların Varlığı Halinde Velayetin Ana Veya Babasından Birine Bırakılması Veya Vasi Atanması Yönünde Karara Varılması Gerektiği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2010/15104 K. 2011/4651 T. 16.3.2011
“ Davacı R. Y. A. tarafından hasımsız olarak açılan davada, F. A.’den evlilik dışı olma çocuğu 1988 doğumlu D. Y.’ın özürlü olması nedeniyle vasi olarak atanmasına karar verilmesini istediği, mahkemece davanın reddine karar verildiği, hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 335. maddesinde yer alan, “Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altındadır.

Yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz. Hakim vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın velayeti altında kalırlar” hükmü gereğince ergin olan çocukların kısıtlanması halinde ana ve babanın velayetinin devam etmesi asıldır.

Dosyada bulunan nüfus kayıt örneğine göre kısıtlanması talep edilen D. Y. 10/11/1988 doğumlu olup dava tarihinde ergindir. Mahkemece, zihinsel özürlü olduğu sağlık kurulu raporu ile belgelenen ergin D. Y.’ın kısıtlanarak annesinin velayetine bırakılması ya da vasi atanmasına karar verilmesi gerekirken, küçük olduğu ve velayet altında bulunduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.”

9 Velayet Kendisine Bırakılmayan Ana-Babanın Çocukla Kişisel İlişki Kurması Konusunda Hüküm Kurarken Aynı Şehirde İkamet Edilip Edilmediğinin Dikkate Alınması Gerektiği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2009/1211 K. 2010/2855 T. 17.2.2010
“Taraflar farklı şehirlerde oturmakta olup, davalı baba ile düzenlenen kişisel ilişki müşterek çocuğun yaşı gözetildiğinde yetersiz kalmaktadır.

Baba ile müşterek çocuk arasında babalık duygularını tatmin edecek ve yatılı kalacak şekilde ayın belirli haftalarında, yarıyıl ve yaz tatillerinde daha uygun süreli kişisel ilişki tesisi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.”

10 Yeni Olguların Varlığı Halinde Hakimin Resen veya Talep Üzerine Velayet Hakkının Değiştirilmesine Karar Verebileceği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2007/14840 K. 2007/15361 T. 8.11.2007
“ Tarafların boşanmalarına yönelik kararda ortak çocuk 1996 doğumlu Safiye Yılmaz’ın velayetinin davalı anneye verilerek hükmün 14.01.2002 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
Ortak çocuğun 07.12.2004 tarihinden itibaren davalı tarafından davacıya teslim edilerek bakımının davacı tarafından gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

Ortak çocuğun babası yanında yaşamak istediğini beyan ettiği görülmektedir.
Anne ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi ; ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır bir biçimde savsaklamaları halinde hakim velayet hakkını kaldırabilir. ( T.M.K. md.348 )

Toplanan delillerle ortaya çıkan durum, yukarıda açıklanan şekilde velayetin kaldırılması şartlarının varlığı için yeterli olmamakla birlikte, velayetin değiştirilmesini ( T.M.K.183,349,351. maddeler ) gerektirecek nitelikte bulunduğundan velayetin değiştirilmesine şeklinde karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

11 Velayet Hakkı Kendisine Bırakılan Tarafın Çocuğa Kötü Örnek Oluşturacak ve Ahlaken Uygun Görülmeyecek Biçimde Yaşaması Halinde Velayetin Kendisinden Alınacağı

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2008/5965 K. 2008/9325 T. 25.6.2008
“ Davalı ile eşi boşanmışlar, ortak çocuk 14.01.1999 doğumlu Yiğit’in velayeti boşanma kararı ile annesine verilmiş, bu karar 04.04.2005 tarihinde kesinleşmiştir. Toplanan delillerden, boşanma ve velayete ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra davalı annenin, fiilen davacı ( dede ) yanında bulunan çocuğunu teslim almak için müteaddit defalar girişimlerde bulunduğu, ancak her defasında davacının engellemesi ile karşılaştığı anlaşılmaktadır. Davalı annenin velayet görevini ifa edemeyeceğine ve çocuğuna karşı ilgisiz olduğuna ilişkin ciddi bir olgu ve delil getirilememiştir.

Ana yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olacağı yönünde ciddi ve inandırıcı deliller bulunmadığı ve hemen meydana gelecek tehlikelerin varlığı da ispat edilmediği halde, davanın reddi gerekirken velayetin anneden kaldırılmasına karar verilmesi doğru görülmemiştir.”

12 Velayet Hakkı Kendisine Bırakılan Taraf Hakkında Birçok Ceza Davasının Olması ve Bunlardan Bazılarında Suçlu Bulunması Durumunda Velayetin Kendisinden Alınacağı

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2009/18266 K. 2010/21610 T. 21.12.2010
“Dosyaya sunulan ceza mahkemesi kararlarından davacı Sibel’in birçok hırsızlık olaylarına karıştığı ve bunların bazılarında da suçlu bulunduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında ortak çocuklar 1999 doğumlu Ganime Sedef ile 2002 doğumlu Büşra’nın velayetlerinin davacıya verilmesi, çocukların sağlıklı gelişmelerini olumsuz etkileyebileceğinden, bu yön nazara alınarak velayetlerin davalı babaya verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde anneye verilmesi doğru olmamıştır.”

13 Mahkemenin Velayetin Kaldırılması Hakkında Karar Karar Verebilmesi İçin Talep Edilmiş Olması Gerektiği Resen Hareket Edemeyeceği

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2010/2-356 K. 2010/389 T. 14.7.2010
“Dava, baba tarafından açılan tedbir dosyasındaki bilgilere dayanarak aile mahkemesince resen esasa kayıt yapılıp görülen velayetin kaldırılması isteğine ilişkindir.

Yerel Mahkemece, annenin velayet görevini kullanmasının şu aşamada sakıncalı olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile anne üzerindeki velayetin kaldırılmasına ve belirlenen ruhsal durumu nedeniyle bu aşamada şahsi ilişki tesisine yer olmadığına, çocuğun babası Hikmet D.’nin velayeti altında bırakılmasına dair verilen karar, özel Dairece yukarıda yazılı gerekçe ile bozulmuş, yerel mahkeme çocuğun korunmasına ilişkin önlemlerin alınabilmesi için mahkemece kendiliğinden de harekete geçilebileceği gerekçesi ile önceki kararında direnmiştir.

Velayetin kaldırılması Tük Medeni Kanunun 346.maddesinde düzenlenen koruma önlemlerinden biri olmayıp ayrıca dava konusu yapılması gerekir.

Velayetin kaldırılmasına karar verilebilmesi için ya usulüne uygun harcı yatırılarak ya da kamu tarafından ihbar üzerine açılan bir dava olmalıdır.

Her ne kadar somut olayda tedbir yoluyla koruma istenmiş ise de süresi içerisinde dava açılmadığından bu kararın bir hükmü kalmamıştır. Kaldı ki verilen tedbir kararı velayetin kaldırılması ile ilgili olmayıp çocukla annenin şahsi ilişkisinin engellenmesine yöneliktir.

Elde velayetin kaldırılması için ne usulüne uygun açılmış bir dava ne de kamu tarafından yapılan bir talep vardır.

Velayetin kaldırılması, çocukla şahsi ilişkinin engellenmesinden daha ağır ve ileriye yönelik sonuçları olan, yasada özel koşullara bağlanmış bir dava türüdür. Dava açılmaksızın, tedbir cümlesinden olmak üzere karara bağlanması olanaklı değildir.

Velayet konusunun kamu düzenine ilişkin olduğu hususunda bir kuşku bulunmamaktadır.

Ne var ki bu durum hakimin olaya resen el koyabileceği anlamında değil usulüne uygun olarak açılmış davalardaki usuli işlemlerin yapılması anlamında kabul edilmelidir.

O halde, ortada usulüne uygun olarak açılmış velayetin kaldırılması davası bulunmadığından, annenin velayet hakkının tamamen ortadan kaldırılması sonucunu doğuracak şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.

Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”

14 Velayetin Kaldırılması Davasında Görevli Mahkemenin Aile Mahkemesi Olduğu

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2010/14815 K. 2011/309 T. 18.1.2011
“Olayları anlatmak taraflara, hukuki niteleme ise hakime aittir ( H.U.M.K. madde 76 ve 4.6.1958 gün 15/6 Sayılı YİBK gerekçesinden ).

Davacının velayet altındaki küçüğe vasi atanmasına yönelik isteminin velayetin kaldırılması talebini de içerdiği kabul edilmelidir.
Velayetin kaldırılması davası ( T.M.K. m. 348 ) aile mahkemesinin görevi kapsamındadır. Boğazlıyan ilçesinde aile mahkemesi kurulmadığı için velayetin kaldırılmasına ilişkin istemin aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerekir.

Sulh hukuk mahkemesi tarafından yapılacak iş, istemin velayetin kaldırılmasına ilişkin bölümü hakkındaki davanın ayrılarak, ayrılan bölüm hakkında görevsizlik kararı verilmesi; ayrılan velayetin kaldırılmasına ilişkin davaya görevli mahkemede aile mahkemesi sıfatıyla bakılması; vesayete ilişkin davada ise; velayetin kaldırılması davasının sonucunun bekletici sorun yapılarak gerçekleşecek sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir.
Davacı yetki itirazında bulunmuştur. Açıklanan sebeplerle velayetin kaldırılması talebi hakkında yetkisizlik kararının ancak görevli mahkeme tarafından verilebileceği ( H.U.M.K. madde 191 ) gözetilmeden, istemin velayetin kaldırılmasına ilişkin bölümüne yönelik olarak da yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.”

15 Velayet Hakkı Kendisine Bırakılan Tarafın Çocuğun Cinsel Ve Ruhsal Bütünlüğünü Korumaya Yönelik Yükümlülüklerini Ağır Biçimde Savsaklamasının Velayetin Kaldırılmasına Neden Olacağı

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2010/7251 K. 2010/20509 T. 7.12.2010
“ Toplanan delillerden; davalılardan babanın çocuğa şiddet uyguladığı, annenin ise çocuğun cinsel ve ruhsal bütünlüğünü korumaya ilişkin yükümlülüklerini ağır biçimde savsakladığı, alınan koruma önlemlerinin de yetersiz kalacağı ( TMK.md.348/ilk ) anlaşılmaktadır. O halde davanın kabulü ile ana ve babanın her ikisinden de velayetin kaldırılmasına ( TMK.md.348/2 ); çocuk için davacı kurum tarafından vesayet davası açılmamışsa, çocuğa bir vasi atanması ( TMK.md.348/3 ) için durumun Sulh Mahkemesine ihbarı kararı verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddi doğru bulunmamıştır.”

16 Velayetin Kaldırılması Koşullarının Oluşmaması Durumunda Velayetin Kaldırılması Yerine Velayetin Değiştirilmesine Karar Verileceği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2007/16695 K. 2007/17160 T. 10.12.2007
“ Anne ve babanın, deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi; ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklamaları halinde hakim velayet hakkını kaldırabilir. ( TMK.md.348 ) Toplanan deliller yukarıda açıklanan şekilde bir durumun varlığına yeterli olmayıp, velayetin değiştirilmesine yol açar. ( TMK.md.183,349,351/1 )

Öyle ise kanun hükmünün uygulanmasında hata yapılması bozmayı gerektirir. Ancak bu yanlışlığın giderilmesi yeniden duruşma yapılmasını gerektirmez. O halde kararın düzeltilerek onanması Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesine uygun düşer.”

17 Velayetin Kaldırılması Davasında Husumetin Velayet Hakkı Bulunan Ana Ve Babaya Yöneltilmesi Gerektiği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2007/16901 K. 2007/17658 T. 17.12.2007
“Velayet kamu düzenine ilişkin olup bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.

Koruma altına alınması talep edilen küçük Ajda 8.9.1994 doğumlu olup, boşanma kararı ile velayeti annesine verilmiş bu karar 6.7.2000 tarihinde kesinleşmiştir. Annenin 2000 yılından bu yana Almanya’da olduğu o tarihten beri Türkiye’ye gelmediği küçük Ajda’nın ise Türkiye’de kaldığı anlaşılmaktadır. Çocuk manen terkedilmiş durumdadır.

Davacı kurumun talebi velayetin kaldırılmasını da kapsamaktadır. Anne’nin vekilinin ve babanın yargılama sırasında duruşmaya katılmış olmaları onlara “taraf” sıfatını kazandırmaz. O halde davada husumetin velayet hakkına haiz olan anneye ve çocuğun babasına yöneltilmesi gösterdikleri takdirde delilerinin toplanması ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek

Türk Medeni Kanununun 346, 347 ve 348.nci maddeleri de gözetilmek suretiyle ulaşılacak sonuç uyarınca karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.”

18 Çocuğun Velayeti Kaldırılması Halinde Velayetin Ana veya Baba Dışında Bir başka 3. Kişiye Bırakılamayacağı Vasi Atanması Gerektiği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2007/18418 K. 2008/1676 T. 18.2.2008
“Kabule göre de; “ velayetin kaldırılması halinde çocuğa vasi atanır. ( TMK. 348/son md. ) Velayetin anneden kaldırılmasıyla davacı babaannenin velayetine verilmesi doğru değildir. Çocuğa vasi atanması için Sulh Hukuk Mahkemesine ihbarda bulunması gerekir.”

19 Velayetin Kaldırılmasını Gerektiren Sebebin Ortadan Kalkması Halinde Resen veya Talep Üzerine Velayetin Tekrar Verileceği

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2008/2-557 K. 2008/546 T. 17.9.2008
“ Dava, velayetin değiştirilmesi istemine ilişkindir.
Davacı Döne vekili, 10.10.2006 harç tarihli dava dilekçesinde; Küçükçekmece Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 07.11.2002 tarihinde kesinleşen kararıyla tarafların boşandıklarını ve müşterek çocuklar; 05.02.1997 doğumlu İbrahim ile 15.02.1998 doğumlu Ufuk’un velayetinin davalı babaya verildiğini, davalı babanın yeniden evlendiğini, işi olmadığını, alkol bağımlısı olduğunu, çocukları sık sık dövdüğünü, çocuklara iyi bakılmadığını, çocuklara davacının kendisi ve kardeşleri tarafından çok iyi bakılacağını ileri sürerek, çocukların velayetinin davalıdan alınarak davacı anneye verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Bayram, 26.12.2006 tarihli duruşmadaki ve aşamalardaki beyanlarında; işi olduğunu, çocuklara iyi baktığını, ikinci evliliği yaptıktan sonra huzura kavuştuğunu, bu nedenle sadece arkadaş toplantılarında ara sıra alkol aldığını, davacının daha önce çocukları istemediğini, davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.

Yerel mahkemece görevli uzmanlar psikolog Aslıhan ve Sosyal Hizmet Uzmanı Haluk tarafından düzenlenen müşterek rapora ve davacı tanık beyanlarına itibar edilerek; çocukların çevre ile uyum problemi olduğu, öğrenim hayatlarında başarısız oldukları, arkadaşları ile kavga ettikleri, davalının çocuklar ile yeteri kadar ilgilenmediği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Özel Daire’ce, yukarıda belirtilen gerekçe ile karar bozulmuş, mahkemece ilk hükümde direnilmiştir.

Davacı, davalının işi olmadığını, alkol bağımlısı olduğunu, çocukları sık sık dövdüğünü iddia etmiş ise de, bu iddialarının hiçbirisini ispat edememiştir. Aksine, davalının işi olduğu, davacı ile boşandıktan sonra içkiyi bıraktığı anlaşılmıştır. Çocuklarını bir defa dövdüğü bile ispat edilemediği gibi, davacı annenin küçük Ufuk’u duvara çarptığı ve küçük İbrahim’e hamile iken zehir içtiği konusunda iddialar ileri sürülmüştür.

Bu hususta delillerin de mevcut olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Ayrıca, velayetin değiştirilmesini isteyen davacı kadının müstakil bir evi yoktur.

Evli ve iki çocuklu olan erkek kardeşi ile birlikte iki oda, bir salonda yaşamaktadır. Dava dilekçesinde kendisine kardeşinin yardım ettiğini ve ayrıca küçük çocuklara kardeşi ile birlikte bakacaklarını, çocuklarla kardeşinin karısının ilgileneceğini beyan etmiştir.

Yine mahkemece hükme esas alınan uzman bilirkişi raporunda, sadece baba yönünden eleştiri getirilmesi, aynı şartları taşıyan davacı kadın yönünden hiçbir eleştiri yapılmaması nedeniyle, anılan rapora itibar edilmemiştir.

Taraflar anlaşmalı boşanmışlardır. O tarihte çocuklar çok küçük olup, anne şefkatine daha fazla muhtaç oldukları halde, davacı kadın çocukların velayetini almamış, davalı babaya bırakmıştır. Baba, çocuklara karşı hem babalık görevini, hem de annenin vereceği şefkati vermeye çalışmış, bunda da muvaffak olmuş ve çocukları sırasıyla 10 ve 11 yaşlarına getirmiştir. Davacı babanın ikinci eşi de, bu hususta davacıya yardımcı olmuştur. Davacı anne ise, uzunca bir süre çocukları görmeye bile gitmemiş, ihtiyaçları ile hiç ilgilenmemiştir.

Çocuklar büyüdükten sonra, yasanın aradığı hiçbir neden yokken velayetin babadan alınmasına karar verilmesinin büyük bir haksızlık olacağı açıktır. Kaldı ki, davacı kadının imkanları davalı babadan daha fazla değildir ve çocuklara babadan daha fazla vereceği bir şey de yoktur.

Direnme kararındaki açıklamaların aksine, dosya kapsamı gözetildiğinde, bozma ilamında yazılan gerekçelerde Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bir yön bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, bozma kapsamı dosya içeriğine uygundur.

Somut olayda, TMK 183, 348 ve 349. maddelerindeki şartlar oluşmamıştır. O halde, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”

Bilgi paylaştıkça artar...Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInEmail this to someonePrint this page
 
error: Content is protected !!