Etiket arşivi: eşten habersiz ev satmak

Eşten Habersiz Mal Satmak

Eşten habersiz mal satmak, eşten habersiz ev satmak önlenebilir mi?

eşten habersiz mal satmak4721 sayılı Yeni Türk Medeni Kanunu’nun 193. maddesi ile kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her birinin, diğer eş ve üçüncü kişilerle her türlü hukuki işlemi yapabileceği hükme bağlanmıştır. Bu hüküm, eşler arasındaki eşitlik prensibinin bir sonucu olarak kabul edilmiştir, önceki Medeni Kanunumuz eşler arasında eşitlik olduğunu kabul etmiyor, kocanın evin reisi olduğunu belirtiyor, hak ve sorumlulukları bu prensibe göre belirliyordu. 2002 yılında yapılan düzenleme ile bir eş herhangi bir yetkili makamın onayını almadan ve diğer eşin rızası olmadan kural olarak her türlü hukuki işlemi diğer eşle ve üçüncü kişilerle yapabilir, bu konularda hakim kararına gerek yoktur, yani  eşlerin gerek birbirleri ile gerekse üçüncü kişilerle olan hukuki işlemlerinde “sözleşme özgürlüğü ilkesi” kabul edilmiştir.

Sözleşme özgürlüğü ilkesi genel kural olmakla birlikte, Türk Medeni Kanunu, çeşitli maddeleriyle bu ilkeye istisnalar getirmiştir. Bu istisnalardan bir tanesi “tasarruf yetkisinin sınırlandırılması” kenar başlığını taşıyan 199. maddedir. Bu maddeye göre,

Ailenin ekonomik varlığının korunması

* veya evlilik birliğinden  doğan mali bir yükümlülüğünün yerine getirilmesi,

sebepleriyle eşlerden birinin başvurusu halinde hakim, belirlenecek malvarlığı değerleriyle ilgili tasarrufların ancak o eşin rızasıyla yapılabileceğine karar verebilir. Örneğin açıklanamayan sebeplerle eşin malvarlığında azalma, evlilik birliği devam ederken eşlerden birinin üçüncü kişiyle ilişki kurması ve malvarlığını o tarafa devretmeye başlaması, gayrimenkulün, yazlık konutun satılığa çıkarılması vb. durumlarda ailenin ekonomik varlığının korunması gereken durumlardan söz edilebilir.

Eşler arasında uyuşmazlıkların, anlaşmazlıkların çıktığı dönemlerde eşler diğer eşe zarar vermek, nafaka veya tazminat yükümlülüğünü yerine getirmemek amacıyla muvazaalı işlem yapılması sıkça karşılaşılan durumlardır. Eşten kaçırma amacı ile yapılan bu devir ve temlikler de kanun tarafından düşünülmüş ve zarar görecek eşin bu durumlara karşı tedbir alabilmesi sağlanmıştır. Genel nitelikli 199. maddenin dışında, aile konutu vasfı taşıyan taşınmazlar için özel olarak 194. madde getirilmiş ve ailenin devamı için önem taşıyan bu konutun korunması sağlanmaya çalışılmıştır.

Medeni Kanun’un 199. maddesine göre, tasarruf yetkisi eşlerin her türlü mal varlığı değeri üzerinde sınırlandırılabilir. Maddenin uygulama
alanı oldukça geniş tutulmuştur, bu nedenle alınacak önlemler de üzerinde tasarruf
yetkisi sınırlanan malvarlığı değerinin türüne göre değişebilir. Üçüncü kişilerin hak sahibi eşe maaş, alacak vb. ödemede bulunmalarına yasak getirilmesi, taşınırların veya kıymetli evrakların mahkemeye veya bir bankaya saklanmak üzere tevdi edilmesi, eşin borç altına girmesinin
yasaklanması , şirket hisseleri üzerine,motorlu aracın sicil kaydına, gayrimenkulün tapu kaydına şerh konulması şeklinde kısıtlamalar getirilmesi mümkündür.

Eşten mal kaçırma

Boşanma davalarında en çok karşılaşılan problemlerden bir tanesi de boşanma davası öncesinde ve boşanma davası açıldıktan sonra bir eşin diğer eşten mal kaçırması halinde ne yapılması gerektiği sorunudur. Hem vatandaşlardan hem de avukat meslektaşlarımdan yoğun olarak aldığım bu sorunun cevabı çoğu kişiyi üzüyor.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, 2002 yılının Ocak ayında yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kural olarak eşlerin evlilik birliği içinde edindikleri mal varlıkları üzerinde yarı yarıya hak sahibi olmalarını kabul ediyor. Bu kural mal rejimine edinilmiş mallara katılma mal rejimi adı veriliyor.

Edinilmiş mallara katılma rejiminde öncelikle bilinmesi gereken, bu mal rejiminin aynî bir hak tanıdığı durumların genel olarak boşanma davalarında karşımıza çıkmaması. Yani boşanma davası söz konusu olduğunda edinilmiş mallara katılma rejimi ile talep edilebilecek olanın, edinilen malların değerinin yarısı olduğunun bilinmesi gerekiyor. İkinci olarak bilinmesi gereken husus ise, bu mal rejiminde mal varlığının tasfiye edilebilmesi için öncelikle – doğal olarak- mal rejiminin sona ermiş olmasının gerekmesi. Mal rejiminin sona ermesi ise evlilik birliğinin iptal, boşanma ya da ölüm gibi bir nedenle sona ermesi ya da farklı bir mal rejiminin seçilmesi anlamına gelmekte.

Boşanma davasının açılması ile birlikte hakim, eşlerin barınmasına ve iaşesine ilişkin kararları re’sen almak zorunda. Ancak, uygulamada bu kural çok fazla işletilmiyor. Boşanma davası açılan eşin malvarlığı üzerine tedbir koyulmak isteniyorsa bunun için mutlaka mal varlığının tasfiyesi davası da açılmalı. Boşanma davasında istenecek maddi ve manevi tazminatlar yahut nafaka için eşin malvarlığı üzerine tedbir konulması yanlıştır.

Yine mal kaçırma ihtimalinin olduğu durumlarda, eş, mahkemeye başvurarak diğer eşin malları üzerindeki tasarruf hakkını kısıtlayabilme hakkına da sahiptir.

“Davacı R. vekili, evlilik içinde alınan iki parça taşınmazın davalı C. L. tarafından mal kaçırma amacı ile muvazaalı şekilde diğer davalı O. A.’a satıldığını açıklayarak yapılan satış sebebiyle TBK’nun 19.maddesi ve TMK’nun 169. maddesine göre davalılardan O. adına olan Nusratiye Mahallesi 2040 ada 5 parseldeki 26 ve 32 numaralı meskenlerin muvazaa sebebiyle tapu kayıtlarının iptali ile tapunun eski hale iadesine karar verilmesini istemiştir.

Temyize konu dava, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19.maddesi uyarınca açılmış şahsi hakka dayalı muvazaa sebebiyle tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. Tarafların 19.4.2012 tarihinde evlendikleri ve halen evli oldukları anlaşılmaktadır. Davalı eş ile diğer davalı arasında gerçekleştirildiği iddia olunan muvazaalı işlem davacı yönünden haksız eylem niteliğinde bulunduğuna göre davacının, şahsi hakkına dayanarak evlilik birliği içinde edinilen taşınmazların davalı eş C. tarafından dava dışı O.’a devredilmesine dair işlemin muvazaa sebebiyle iptali ile eski hale getirilerek, taşınmazların davalı eş C. adına tekrar tescil edilmesi talebinde hukuki yararının bulunduğu gözetilerek davaya devam edilmesi, taraf delillerinin toplanması, toplanacak tüm deliller TBK’nun 19.maddesinde yazılı muvazaa talebi doğrultusunda birlikte değerlendirilerek sonucuna göre işin esası ile ilgili olumlu olumsuz bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde hukuki yarar yokluğundan davanın reddedilmesi doğru olmamıştır.”  YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2014/5067 K. 2014/9904 T. 20.5.2014

“Davacı vekili, davacı ile davalılardan A. Ö.’ün İzmir 4. Aile Mahkemesi’nin 06/06/2005 tarih ve 2003/207 Esas, 2005/674 Karar sayılı kararı ile boşanmalarına karar verildiğini, davacı tarafından davalı Alaiddin aleyhine katkı payı alacağına ilişkin açılan davada İzmir 12. Aile Mahkemesi’nin 2008/542 Esas, 2009/991 Karar sayılı kararı ile 30.960,00 TL’nin tahsiline karar verildiğini, boşanma kararından bir hafta sonra 13/06/2005 tarihinde davalı Alaiddin’in üzerine kayıtlı 188 ada 1 nolu parselde kayıtlı L Blok 3. kat 7 nolu bağımsız bölümü çok düşük bir bedelle, hiç bir işi olmayan yeğeni diğer davalı Tijen Komodoroğlu’na satış göstrerek tapudan devrettiğini, yapılan satış işleminin mal kaçırma amacıyla muvazaalı yapıldığını belirterek dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile davalı A. Ö. adına tapuya kayıt ve tescilini istemiştir.

Dava, Borçlar Yasasının 18. maddesinde düzenlenmiş bulunan danışık ( muvazaa ) iddiasına dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Kural olarak üçüncü kişiler, danışıklı işlem ( muvazaalı muamele ) nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Çünkü; danışıklı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesi, onlara karşı işlenmiş haksız eylem niteliğindedir. Ancak, üçüncü kişilerin danışıklı işlem ile haklarının zarara uğratıldığının benimsenebilmesi için, onların, danışıklı işlemde bulunandan alacakları bulunmalı ve danışıklı işlem o alacağın ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış olmalıdır.

Diğer yandan; zarara uğradıklarını ileri süren üçüncü kişilerin, danışıklı işlemde bulunduğu iddia edilen kişi hakkında tazminat davası açmış olmaları, bu davanın kabulü için tek başına yeterli olmadığından danışıklı işlemde bulunanın, üçüncü kişilere borçlu bulunduğunun gerçekleşmesi ve borcunu ödememek için danışıklı hukuki işlem yapmış olması gerekir.

Somut olayda; davacı, davalılardan Alaiddin’in katkı payı alacağına ilişkin hükmedilecek tazminatı ödememek amacıyla dava konusu edilen taşınmazı danışıklı olarak diğer davalıya devredildiği iddiası ile eldeki bu davayı açmıştır. Yargılama sonunda satışın danışıklı olduğunun kanıtlanması durumunda davacı, satışa konu edilen maldan alacağının tahsili için yararlanabilecektir. Ancak, davacının bu hakkı ayni değil şahsi bir sonuç doğuracağından tapunun iptaline değil, İ.İ.K.’nun 283/1. maddesi gereğince, iptal ve tescile gerek olmaksızın davacıya taşınmazın haciz ve satışını isteyebilme hakkı tanınmasına karar verilecektir. Bu davada güdülen amaç da budur. Davacı ile davalı Alaiddin’in İzmir 4. Aile Mahkemesi’nin 06/06/2005 tarih ve 2005/207 Esas, 2005/674 Karar, sayılı kararı ile boşanmalarına karar verildiği, kararın 07/07/2005 tarihinde kesinleştiği, yine davacı tarafından davalı Alaiddin aleyhine katkı payı alacağına ilişkin davada İzmir 12. Aile Mahkemesi’nin 2008/542 Esas, 2009/991 Karar sayılı kararı ile 30.960,00 TL katkı payı alacağının tahsiline karar verildiği ve kararın 28/01/2011 tarihinde kesinleştiği, davalı Alaiddin’in üzerine kayıtlı 188 ada 1 nolu parselde kayıtlı L Blok 3. kat 7 nolu bağımsız bölümü boşanma davasının karara bağlanmasından bir hafta sonra çok düşük bir bedelle, hiç bir işi olmayan yeğeni diğer davalı T. K.’na satış göstererek tapudan devrettiği, yapılan satış işleminin katkı payı alacağından kurtulmaya yönelik olarak muvazaalı yapıldığı anlaşılmaktadır.

Şu durumda, satışın muvazaalı olduğu kanıtlanmıştır. O halde, davanın İİK 283/1 maddesi gözetilerek tapu iptaline gerek olmaksızın davacının alacağını alabilmesini sağlamak için dava konusu taşınmazın haciz ve satışını isteyebilmesi yönünde hüküm kurulması suretiyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeden yerinde görülmeyen yazılı gerekçeyle istemin reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.” YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ E. 2013/3286 K. 2014/737 T. 22.1.2014

 Son Güncelleme: 8.11.2016