Etiket arşivi: kaza

RÜCUAN TAZMİNAT

T.C. YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2007/13704 K. 2008/12452 T. 13.10.2008

DAVA : Davacı,fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 1.560.36 YTL’nin yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi  tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davacı kurumun sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Dava, 17.02.2004 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu vefat eden Bağ-Kur sigortalısının hak sahibi kızına, davacı Kurumca yapılan yardımların; davalı Nizam’dan kusurlu sürücü olarak, Bahattin’den, araç maliki olarak, sigorta şirketinden ise kazaya karışan aracı sigortalayan şirket sıfatıyla rücuan tahsili istemine ilişkindir.

1479 sayılı Kanunun 63. maddesinin 3396 sayılı Kanunla değiştirilen 2. fıkrasında yer alan “… araç maliklerine…” ibaresinin Anayasa Mahkemesinin 27.03.2000 tarihi ve 2000/343 esas 2002/41 karar sayılı kararıyla iptal edilmesi karşısında; araç malikinin anılan madde kapsamında kurumun rücu alacağından sorumluluğu ancak anılan Yasanın öngördüğü “diğer sorumlular” kavramı kapsamında, 2918 sayılı Kanunun 3. maddesi hükmünde ifadesini bulan tanım çerçevesinde işleten sıfatını haiz bulunması, bir başka anlatımla; trafik sicilinde adına kayıtlı bulunan araç üzerindeki fiili hakimiyet ile aracı, tehlikesi kendisine ait olmak üzere kendi nam ve hesabına işleten olması halinde mümkündür.

Dosya içeriğinde, kusurlu sürücü Nizam’ın kullandığı aracın kaza tarihi itibariyle davalı Bahattin adına kayıtlı bulunduğuna ilişkin olarak Emniyet Müdürlüğünün cevabi yazısı, kaza tesbit tutanağı ve araç ruhsat fotokopisi mevcutsa da, adı geçen davalının kaza tarihi itibariyle işleten sıfatını taşıyıp taşımadığı hususu aracın ne suretle sürücü Nizam’ın idaresinde bulunduğu, kullanımın hukuki niteliği ve süresi, aracın kullanılmasından doğan ekonomik ve manevi yararın kimin üzerinde gerçekleştiği, aracın gider ve rizikoları ile donanımbakım ve işletme giderlerinin vergilerinin hangi tarafça üstlenildiği konuları üzerinde etraflıca durulmak suretiyle araştırılıp irdelenmelidir.

Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin eksik araştırma, inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz görülmüştür.

3-Kabule göre de; Sigorta Şirketi yönünden faiz başlangıcı ( Temerrüt ) tarihinin hiçbir duraksamaya sebebiyet vermeyecek açıklıkta belirlenmesi gerekir.İlgililerce gerekli belgeler de ibraz edilerek 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98,99 ve 108. maddeleri ile 03.05.1997 gün ve 22978 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Karayolları Trafik Garanti Fonu Yönetmeliğinin 12,13 ve 14. maddelerinde yazılı şekilde sigorta şirketine başvurulduğu halde gerekli ödeme yapılmamışsa sekiz iş günlük sürenin sonunda sigorta şirketinin temerrüde düştüğünün kabulü gerekir. Gerekli belgeler ibraz edilmeksizin başvuruda bulunulmuş ya da hiç müracaat edilmemişse sigorta şirketinin temerrüdünden bahsedilemez. Bu durumda faiz başlangıcının; sigorta şirketi aleyhine icra takibine girişilmişse takip tarihi, dava açılmışsa dava tarihi olarak kabul ve tespiti gerekir. Hal böyle olunca, davadan önce temerrüde düşürülmemiş olan davalı sigorta şirketinin dava tarihi olan 29.03.2005 tarihinden itibaren faizden sorumlu olduğu gözetilmeksizin 13.04.2005 tarihinden itibaren faizden sorumlu tutulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 13.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

TRAFİK KAZASI SONUCU GEÇİCİ İŞGÖREMEZLİK

T.C. YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2007/19431 K. 2009/907 T. 3.2.2009

DAVA : Davacı, trafik kazası sonucu geçici işgöremezlik durumuna giren sigortalıya yapılan harcama ve ödemeler nedeniyle uğranılan Kurum zararının ödetilmesi için açılan icra takibine itirazın iptali, takibin devamı ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Hatice Kamışlık tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : Dava hukuki nitelikçe, 13.04.2002 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu yaralanan sigortalıya davalı Kurumca hastalık sigortası kolundan yapılan yardımların; 506 sayılı Kanunun 39.maddesi kapsamında sigorta şirketi bakımından poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere davalıdan tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece, 506 sayılı Kanunun 26.maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar ( Tavan ) miktarı ile sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi’nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 sayılı karan ile 26.maddedeki “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün Anayasaya aykırılık nedeniyle iptaline karar verilmiş olması nedeniyle kurumun rücu alacağının temelinin artık halefıyete değil basit rücu hakkına dayandığı, sigorta şirketlerine dava açma hakkı da ortadan kalktığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 91.maddesine göre, işletenler motorlu taşıtların kullanılmasından doğan, üçüncü kişilere verdikleri zararları karşılamak üzere zorunlu mali mesuliyet sigortası yaptırmak zorundadırlar. Bu sigorta türünde sigorta şirketi birinci, aracı sigorta ettiren ikinci, bu iki kişinin dışında olup da zarar gören kişi ise üçüncü kişi konumundadır. Madde de sigorta ettirenin “işleten” sıfatına sahip kimseler olabileceği hükme bağlanmıştır. Sigorta şirketi, araç sahibinin, gerek müstahdeminin kusurundan ve gerekse bizzat kendi kusurundan doğacak mali mesuliyetini temin etmektedir. Bu yönden sigorta şirketleri işletenin yada şoförlerinin, kusurları ile neden oldukları olaydan dolayı doğan mali sorumluluklarının belirli limit dahilinde kefili durumundadır. Bu nedenle de zarar gören kişi, kendisine zarar veren aracı sigorta eden sigortacıya, zararını tahsil etmek için başvurabilmektedir. Sigorta şirketlerinin sorumluluğu akti sorumluluk olup, poliçe limiti ile sınırlıdır. Dava, zarar verene karşı açılabiliyorsa, onun hukuki ve mali sorumluluğunu teminat kapsamında yükümlenen Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortacısına davanın açılamayacağının kabulü Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ile oluşturulan yapıya aykırıdır. Bu sigorta ile asıl güvence altına alınan menfaat, sigorta ettirenin menfaatidir. Sigorta ettiren, zararı karşıladıktan sonra kendi sigortacısından limitler dahilinde ödemesini talep edebilecektir.

506 sayılı Kanun’un 39.maddesinde; “kasdi veya suç sayılan hareketi ile sigortalının hastalanmasına sebep olan kimseye, bu kanun gereğince hastalık sigortasından yapılan her türlü giderler tazmin ettirilir.” hükmü öngörülmüş olup, maddesinin uygulanması için öngörülen “kusur” koşulunun, sigorta şirketi için de ayrıca, aranmasına gerek olmadığı gibi, anılan madde de, kusurlu kişilerden söz edilmesinin, bunlardan başkasına, özellikle sigortacılarına, rücu edilemez anlamında yorumlanamayacağı da ortadadır. Kurumun rücu hakkı ise, SSK’nın hangi maddesinden kaynaklanırsa kaynaklansın halefıyete değil Kanundan kaynaklanan bağımsız rücu hakkı ilkesine dayanır. Buna göre üçüncü kişiye verilen zarardan bu kişiye karşı birinci derecede sorumlu olan sigorta şirketinin, yardımın Kurum tarafından yapılmasından yararlanarak sorumluluktan kurtulması, sigorta hukuk ilkeleri ile bağdaşmaz, aksine sigorta şirketlerinin kuruluş amacı böyle bir sorumluluğu zorunlu kılar.

Hal böyle olunca; davalı sigorta şirketi, sigorta olayına karışan ve sürücüsü 8/8 oranında kusurlu bulunan aracın sigortacısı sıfatıyla; zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçesinde, tedavi ve sakatlık giderleri yönünden öngörülen 11.000,00 YTL’lik limit dahilinde bulunan davaya konu geçici iş göremezlik ve tedavi giderlerinden Kuruma karşı sorumlu bulunduğu gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 03.02.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

TRAFİK KAZASI NEDENİYLE MALULİYET

T.C. YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2008/12346 K. 2010/7512 T. 27.5.2010

DAVA : Dava, trafik kazası sonucu maluliyet durumuna giren sigortalıya bağlanan aylığın ve diğer giderlerin 1479 sayılı Kanun’un 63. maddesi gereğince rücuen tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği üzere davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, taraflar avukatlarınca ayrı ayrı temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : 1- 30.03.2000 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu sigortalıya maluliyet aylığı bağlandığı, ilk davada anılan aylığın ilk peşin sermaye değerinin istenildiği, birleşen davada ise, kaza sonucu bacağa takılan protezin zaman içinde kullanılamaz hale gelip değiştirilmesi üzerine, Kurumun ödediği yeni protez bedelini talep ettiği anlaşılmaktadır.

Davanın yasal dayanağını oluşturan, 1479 sayılı Kanun’un 63. maddesinde yer alan, “Üçüncü bir kimsenin suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasını gerektiren bir halin doğmasında, Kurum, sigortalı veya hak sahiplerine gerekli bütün yardımları yapar. Ancak, Kurum, yapılan bu yardımların ilk peşin değeri için üçüncü kişilere, istihdam edenlere ve diğer sorumlulara rücu eder…” düzenlemesi karşısında, mahkemece davalının, sigortalıya bağlanan maluliyet aylığının ilk peşin sermaye değerinin davalının kusuruna isabet eden miktarından sorumlu bulunduğunun kabulünde bir isabetsizlik yoktur.

Ancak, anılan maddenin ilk halinde Kurumca sigortalıya yapılan yardımların üçüncü kişilere rücu edebileceği düzenlenmiş iken, 14.03.1985 tarihli 3165 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik sonrası Kurumun sigortalıya yapılan ve yapılacak yardımların tutarı için üçüncü kişilere istihdam edenlere, araç sahiplerine ( bu ibare Anayasa Mahkemesi’nin 27.03.2002 gün, 343-41 sayılı kararı ile iptal edilmiştir ) ve sorumlulara rücu edeceği belirlenmiş, 20.06.1987 tarihli 3396 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle yapılan değişiklik sonucu ise yardımların ilk peşin değeri için rücu edileceği öngörülmüştür. 3396 sayılı Kanun gerekçesinde bu durum, “Üçüncü bir kimsenin suç teşkil eden fiili sonucunda Kurum sigortalının hak sahiplerine kanunda belirtilen yardımları yapmaktadır. Kurum yapılan bu yardımları, kusurlu üçüncü kişilere ve sorumlulara rücu davası açmak suretiyle geri almaktadır. Ancak 11. maddeyle getirilen yeni düzenleme ile Kurum, yapılan yardımların yalnız ilk peşin değerleri için rücu davası açabileceğinden, bundan sonra ek rücu davaları açamayacaktır…” şeklinde ifade edilmiştir. Böylece 3165 sayılı Kanun’un hemen sonrasında ve 3396 sayılı Kanun ile yasa koyucunun, rücu davalarını herhangi bir ayırım yapılmaksızın tüm yardımların ilk peşin sermaye değeri ile sınırlı biçimde açılmasını amaçladığı anlaşılmaktadır.

Buna göre, yukarıda belirtilen düzenlemede, “…yardımların ilk peşin değeri…”nin rücu edilebileceğinin belirtilmiş olması, bağlanan aylıkların ilk peşin sermaye değerinin rücu edilebilmesi, ikinci protez bedelinin karşılanmasının rücu edilebilecek birinci protezin ilk ve tek peşin değerini aşmak anlamına geleceği, takılan ikinci protezin birinci protezle aynı amaca yönelik olup, süren bir tedavinin parçası olarak değerlendirilemeyeceği, kazaya bağlı olarak gelişen bir durum nedeniyle yeni bir protez kullanımı gereksinimi dışında, eskimeye bağlı değiştirmelerin anılan madde kapsamında sorumluluk doğurmayacağı, bunların sosyal sigorta ilkeleri doğrultusunda Kurumca karşılanmasının gerekeceği, aksi düşüncenin sorumluluğun belirsiz koşullara bağlı olarak sürmesine yol açacağı anlaşılmakla, birleşen davaya konu ikinci protez bedelinin tahsilinin mümkün olmadığının gözetilmemesi;

2-Rücu davalarında faiz başlangıcının gelirler için onay, diğer giderler için sarf ve ödeme tarihi olduğu gözetilmeyerek, onay tarihindeki belirsizlik giderilmeden hüküm tesisi;

3-Kabule göre, davanın kabulüne karar verilmesine rağmen ıslah talebinin dikkate alınmamış olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir.

O halde taraflar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ( BOZULMASINA ), temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 27.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.