Boşanma Davası Açılmadan Önce Elden Çıkarılan Malvarlığından Pay İstenebilir mi?

Av.Yasin GİRGİN
Takip edin

Av.Yasin GİRGİN

1999 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olan Av.Yasin GİRGİN yaklaşık 1 yıl hakimlik döneminin dışında 2000 yılından bu yana boşanma, velayet, nafaka ve mal paylaşımı gibi aile hukuku alanında avukatlık yapmaktadır. 120 köşe yazısı Hürriyet Gazetesi'nde de yayınlanan Yasin GİRGİN'in "Boşanma Davaları El Kitabı" ve "Evlilik Birliğinin Sona Ermesi" isimli iki kitabı da bulunmaktadır.

TEL: 0533 483 9313
Av.Yasin GİRGİN
Takip edin

Boşanma davaları söz konusu olduğunda mal varlığının paylaşımı son derece önemli bir hale geliyor.

Adına kayıtlı malvarlığı olan taraf genellikle bunları boşanma davasının açılmasından önce elinden çıkarmaya çalışarak diğer tarafın haklarını almasına engel olmaya çalışıyor; öte yandan mal varlığını elinden çıkarmasını da haklı olarak görmek de gerekiyor: Çünkü boşanma ve mal varlığının paylaşılması (mal rejiminin tasfiyesi) için dava açılması ile birlikte mahkemeler sorgusuz sualsiz ve teminat dahi gösterilmesini beklemeksizin ihtiyati tedbir koyarak gayrimenkulün, araçların elden çıkarılmasının, 3. kişilere devredilmesinin önüne geçiyor ki bu ise bir çok durumda oldukça sakıncalı sonuçlara da yol açabiliyor.

Müşterek konutun kredili olarak edinildiği durumlarda boşanma davası süresince evden uzaklaştırılan ve bu nedenle yeni ev kurmak, yeni eve taşınmak zorunda kalan (genellikle erkek) taraf bir de yararlanamadığı evin kredi borcunu ödemek zorunda kalıyor. Evi satıp kredi borcunu ödemesi ise konulan tedbirler nedeniyle mümkün olmayabiliyor.

Boşanmada Eşin Katılma Alacağı Hakkının Kanuni Dayanağı

Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacağı hakkı vardır:

Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK mad.229) ve denkleştirmeden (TMK mad.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, edinilmiş mallarının (TMK mad.219) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK mad.231) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK mad.236/1).

Katılma alacağı, Yasa’dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.

Artık Değer Nasıl Hesaplanır?

Artık değere katılma alacağı miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınır (TMK mad.227/1, 228/1, 232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.

Bir Malın Eşlerden Hangisini Ait Olduğu Belirlenemiyorsa Ne Yapılır?

Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK mad.222).

Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.

Boşanma Açıldığı Tarihte Mevcut Olmayan (Elden Çıkarılmış) Mallar İçin Ne Yapılabilir?

Aşağıya alınan mahkeme kararında da belirtildiği üzere, boşanma davasının açılmasından kısa bir süre önce elden çıkarılmış olan malvarlığı mevcut olarak kabul edilir ve bu şekilde hesaplama yapılarak eşin katılma alacağı belirlenir.

Kötü niyetli olarak elden çıkarılan gayrimenkullerle ilgili olarak Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin almış olduğu bir karar ise emsal niteliği taşıyor. Bu kararın önemli gördüğüm kısmını yararlı olacağı düşüncesiyle aşağıya alıyorum.

Davacı … vekili, dava dilekçesinde sayılan ve davalı eş adına edinilen dört adet araç ve bir adet taşınmaz nedeniyle 10.000,00 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.

Dosyaya göre eşler, 05.01.1994 tarihinde evlenmiş, 15.06.2012 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 25.04.2013 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK mad.225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 Sayılı TMK’nin yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 Sayılı TKM mad.170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 Sayılı Yasa mad.10, TMK mad.202/1). Tasfiyeye konu …… plakalı araç, 17.06.2006, …. plakalı araç da 14.05.2009 tarihinde eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmişlerdir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK mad.179).

Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; Mahkemece araçların ve taşınmazın evlilik birliği devam ettiği süre içinde satıldığı, boşanma dava tarihinde tasfiye edilecek herhangi bir mal varlığı olmadığı, edinilmiş mal bulunduğu ve bu mallara katkısı olduğunu ispatlayamadığı gerekçesi davanın reddine karar verilmişse de; ….. ve ….. plakalı araçlar yününden davanın reddine karar verilmesi dosya kapsamı itibari ile hatalı olmuştur.

Öncelikle, katılma alacağı, Yasa’dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.

TMK’nin 222. maddesine göre edinilmiş mal olmadığını ispat da iddia edene düşmektedir. Ayrıca, artık değere katılma alacağı miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan mallar tasfiyeye girer (TMK mad. 235/1).

O halde dosya kapsamında bulunan trafik kayıtlarına göre, ….. plakalı aracın boşanma dava tarihinde halen davalı adına kayıtlı olduğuna, ….. plakalı aracın da boşanma dava tarihinden kısa bir süre önce 17.04.2012 tarihinde satıldığına, satış parasının bu kısa süre içinde harcandığı da dosya kapsamı ile ispat edilemediğine göre, araçların boşanma dava tarihinde mevcut olduğu kabul edilerek, ….. ve …. plakalı araçlar yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine, HUMK’un 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 23.01.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2016/20532 Karar Numarası: 2019/771 Karar Tarihi: 23.01.2019

Eşten mal kaçırma

Av.Yasin GİRGİN
Takip edin

Av.Yasin GİRGİN

1999 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olan Av.Yasin GİRGİN yaklaşık 1 yıl hakimlik döneminin dışında 2000 yılından bu yana boşanma, velayet, nafaka ve mal paylaşımı gibi aile hukuku alanında avukatlık yapmaktadır. 120 köşe yazısı Hürriyet Gazetesi'nde de yayınlanan Yasin GİRGİN'in "Boşanma Davaları El Kitabı" ve "Evlilik Birliğinin Sona Ermesi" isimli iki kitabı da bulunmaktadır.

TEL: 0533 483 9313
Av.Yasin GİRGİN
Takip edin

Boşanma davalarında en çok karşılaşılan problemlerden bir tanesi de boşanma davası öncesinde ve boşanma davası açıldıktan sonra bir eşin diğer eşten mal kaçırması halinde ne yapılması gerektiği sorunudur. Hem vatandaşlardan hem de avukat meslektaşlarımdan yoğun olarak aldığım bu sorunun cevabı çoğu kişiyi üzüyor.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, 2002 yılının Ocak ayında yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kural olarak eşlerin evlilik birliği içinde edindikleri mal varlıkları üzerinde yarı yarıya hak sahibi olmalarını kabul ediyor. Bu kural mal rejimine edinilmiş mallara katılma mal rejimi adı veriliyor.

Edinilmiş mallara katılma rejiminde öncelikle bilinmesi gereken, bu mal rejiminin aynî bir hak tanıdığı durumların genel olarak boşanma davalarında karşımıza çıkmaması. Yani boşanma davası söz konusu olduğunda edinilmiş mallara katılma rejimi ile talep edilebilecek olanın, edinilen malların değerinin yarısı olduğunun bilinmesi gerekiyor. İkinci olarak bilinmesi gereken husus ise, bu mal rejiminde mal varlığının tasfiye edilebilmesi için öncelikle – doğal olarak- mal rejiminin sona ermiş olmasının gerekmesi. Mal rejiminin sona ermesi ise evlilik birliğinin iptal, boşanma ya da ölüm gibi bir nedenle sona ermesi ya da farklı bir mal rejiminin seçilmesi anlamına gelmekte.

Boşanma davasının açılması ile birlikte hakim, eşlerin barınmasına ve iaşesine ilişkin kararları re’sen almak zorunda. Ancak, uygulamada bu kural çok fazla işletilmiyor. Boşanma davası açılan eşin malvarlığı üzerine tedbir koyulmak isteniyorsa bunun için mutlaka mal varlığının tasfiyesi davası da açılmalı. Boşanma davasında istenecek maddi ve manevi tazminatlar yahut nafaka için eşin malvarlığı üzerine tedbir konulması yanlıştır.

Yine mal kaçırma ihtimalinin olduğu durumlarda, eş, mahkemeye başvurarak diğer eşin malları üzerindeki tasarruf hakkını kısıtlayabilme hakkına da sahiptir.

“Davacı R. vekili, evlilik içinde alınan iki parça taşınmazın davalı C. L. tarafından mal kaçırma amacı ile muvazaalı şekilde diğer davalı O. A.’a satıldığını açıklayarak yapılan satış sebebiyle TBK’nun 19.maddesi ve TMK’nun 169. maddesine göre davalılardan O. adına olan Nusratiye Mahallesi 2040 ada 5 parseldeki 26 ve 32 numaralı meskenlerin muvazaa sebebiyle tapu kayıtlarının iptali ile tapunun eski hale iadesine karar verilmesini istemiştir.

Temyize konu dava, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19.maddesi uyarınca açılmış şahsi hakka dayalı muvazaa sebebiyle tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. Tarafların 19.4.2012 tarihinde evlendikleri ve halen evli oldukları anlaşılmaktadır. Davalı eş ile diğer davalı arasında gerçekleştirildiği iddia olunan muvazaalı işlem davacı yönünden haksız eylem niteliğinde bulunduğuna göre davacının, şahsi hakkına dayanarak evlilik birliği içinde edinilen taşınmazların davalı eş C. tarafından dava dışı O.’a devredilmesine dair işlemin muvazaa sebebiyle iptali ile eski hale getirilerek, taşınmazların davalı eş C. adına tekrar tescil edilmesi talebinde hukuki yararının bulunduğu gözetilerek davaya devam edilmesi, taraf delillerinin toplanması, toplanacak tüm deliller TBK’nun 19.maddesinde yazılı muvazaa talebi doğrultusunda birlikte değerlendirilerek sonucuna göre işin esası ile ilgili olumlu olumsuz bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde hukuki yarar yokluğundan davanın reddedilmesi doğru olmamıştır.”  YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2014/5067 K. 2014/9904 T. 20.5.2014

“Davacı vekili, davacı ile davalılardan A. Ö.’ün İzmir 4. Aile Mahkemesi’nin 06/06/2005 tarih ve 2003/207 Esas, 2005/674 Karar sayılı kararı ile boşanmalarına karar verildiğini, davacı tarafından davalı Alaiddin aleyhine katkı payı alacağına ilişkin açılan davada İzmir 12. Aile Mahkemesi’nin 2008/542 Esas, 2009/991 Karar sayılı kararı ile 30.960,00 TL’nin tahsiline karar verildiğini, boşanma kararından bir hafta sonra 13/06/2005 tarihinde davalı Alaiddin’in üzerine kayıtlı 188 ada 1 nolu parselde kayıtlı L Blok 3. kat 7 nolu bağımsız bölümü çok düşük bir bedelle, hiç bir işi olmayan yeğeni diğer davalı Tijen Komodoroğlu’na satış göstrerek tapudan devrettiğini, yapılan satış işleminin mal kaçırma amacıyla muvazaalı yapıldığını belirterek dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile davalı A. Ö. adına tapuya kayıt ve tescilini istemiştir.

Dava, Borçlar Yasasının 18. maddesinde düzenlenmiş bulunan danışık ( muvazaa ) iddiasına dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Kural olarak üçüncü kişiler, danışıklı işlem ( muvazaalı muamele ) nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Çünkü; danışıklı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesi, onlara karşı işlenmiş haksız eylem niteliğindedir. Ancak, üçüncü kişilerin danışıklı işlem ile haklarının zarara uğratıldığının benimsenebilmesi için, onların, danışıklı işlemde bulunandan alacakları bulunmalı ve danışıklı işlem o alacağın ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış olmalıdır.

Diğer yandan; zarara uğradıklarını ileri süren üçüncü kişilerin, danışıklı işlemde bulunduğu iddia edilen kişi hakkında tazminat davası açmış olmaları, bu davanın kabulü için tek başına yeterli olmadığından danışıklı işlemde bulunanın, üçüncü kişilere borçlu bulunduğunun gerçekleşmesi ve borcunu ödememek için danışıklı hukuki işlem yapmış olması gerekir.

Somut olayda; davacı, davalılardan Alaiddin’in katkı payı alacağına ilişkin hükmedilecek tazminatı ödememek amacıyla dava konusu edilen taşınmazı danışıklı olarak diğer davalıya devredildiği iddiası ile eldeki bu davayı açmıştır. Yargılama sonunda satışın danışıklı olduğunun kanıtlanması durumunda davacı, satışa konu edilen maldan alacağının tahsili için yararlanabilecektir. Ancak, davacının bu hakkı ayni değil şahsi bir sonuç doğuracağından tapunun iptaline değil, İ.İ.K.’nun 283/1. maddesi gereğince, iptal ve tescile gerek olmaksızın davacıya taşınmazın haciz ve satışını isteyebilme hakkı tanınmasına karar verilecektir. Bu davada güdülen amaç da budur. Davacı ile davalı Alaiddin’in İzmir 4. Aile Mahkemesi’nin 06/06/2005 tarih ve 2005/207 Esas, 2005/674 Karar, sayılı kararı ile boşanmalarına karar verildiği, kararın 07/07/2005 tarihinde kesinleştiği, yine davacı tarafından davalı Alaiddin aleyhine katkı payı alacağına ilişkin davada İzmir 12. Aile Mahkemesi’nin 2008/542 Esas, 2009/991 Karar sayılı kararı ile 30.960,00 TL katkı payı alacağının tahsiline karar verildiği ve kararın 28/01/2011 tarihinde kesinleştiği, davalı Alaiddin’in üzerine kayıtlı 188 ada 1 nolu parselde kayıtlı L Blok 3. kat 7 nolu bağımsız bölümü boşanma davasının karara bağlanmasından bir hafta sonra çok düşük bir bedelle, hiç bir işi olmayan yeğeni diğer davalı T. K.’na satış göstererek tapudan devrettiği, yapılan satış işleminin katkı payı alacağından kurtulmaya yönelik olarak muvazaalı yapıldığı anlaşılmaktadır.

Şu durumda, satışın muvazaalı olduğu kanıtlanmıştır. O halde, davanın İİK 283/1 maddesi gözetilerek tapu iptaline gerek olmaksızın davacının alacağını alabilmesini sağlamak için dava konusu taşınmazın haciz ve satışını isteyebilmesi yönünde hüküm kurulması suretiyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeden yerinde görülmeyen yazılı gerekçeyle istemin reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.” YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ E. 2013/3286 K. 2014/737 T. 22.1.2014

 Son Güncelleme: 8.11.2016