Etiket arşivi: ankara boşanma avukatı

Boşanma Davaları Ne Kadar Sürer

Boşanma Davaları Ne Kadar Sürer?

a) Anlaşmalı Boşanma Davalarında Süre

Anlaşmalı boşanma davaları, eşlerin birlikte başvurdukları yahut bir eşin açtığı davadaki taleplerin diğer eş tarafından da kabul edildiği davalardır. Boşanma Davaları Ne Kadar Sürer yazısına devam et

Boşanma Davası

Mr.Yasin GİRGİN on TV
Avukat Yasin Girgin

Boşanma davası, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’muzun 161 ve 166. maddeleri arasında düzenlenen sebeplere dayalı olarak evlilik birliğinin sona erdirilmesi için açılan dava çeşitlerinden biridir. Evlilik, evliliğin iptali ile de sona erdirilebilir.

Boşanma davası zina, hayata kast, onur kırıcı muamele, terk, evlilik birliğinin temelinden sarsılması ( şiddetli geçimsizlik) nedenlerine dayalı olarak açılabilir.

Bununla birlikte en az bir yıl sürmüş evliliklerde eşler anlaşarak dava açabilirler.

Boşanma davası, aile mahkemelerinde, aile mahkemelerinin kurulmadığı yerlerde asliye hukuk mahkemelerinde açılır.

Dava evlilik birliğinin sona erme nedenlerinde kusuru ağır olmayan eş tarafından açılabilir. Kusuru daha ağır olan eşin bu davayı açmış olması halinde, az kusurlu eş bu davaya itiraz edebilir. Bu halde dava reddedilir.

Boşanma davasında davacının avukat tutması zorunlu değildir. Yani muhakkak bir avukat eliyle açılması gerekmemektedir.

Türk Hukukunda tarafların avukat tutma zorunluluğu bulunmamaktadır.

Bununla birlikte tarafların hak kaybına uğramamaları, işlerinin daha doğru ve daha hızlı takip edilmesi için avukat tutmalarında yarar bulunmaktadır.

Bunun dışında diğer kişiler tarafından açılamaz. Akıl hastası, ayırtım gücü olmayan vb. kişiler bu davayı kendilerine mahkeme tarafından atanacak vasileri eliyle de açabilirler.

Davada genel olarak boşanma ya da ayrılık ile birlikte nafaka, maddi ve manevi tazminat da istenmektedir.

Bununla birlikte müşterek ve ergin olmayan çocukların bulunması halinde bunların velayeti ve bunların geçimi, eğitimi ve diğer giderleri için iştirak nafakası da talep edilmektedir.

Boşanma davası, istatistiki olarak ülkemizde en çok açılan davalardan biridir. Genel olarak boşanma davası, anlaşmalı boşanma sebebiyle açılmaktadır. Açılan davaların büyük bir kısmını anlaşmalı boşanma davaları oluşturmaktadır.

Eşlerin, evlilik birliğini sona erdirmek istemelerinin nedeni ne olursa olsun, evlilik süresinin bir yılı doldurmuş olması halinde davanın anlaşmalı olarak bitirilmesi mümkündür.

Boşanma davalarında tarafların müşterek çocukları varsa bunların hangi ebeveynde kalacağı, bakımlarının nasıl sağlanacağı, nafaka miktarları, davadaki sebeplere göre eşlerin ne kadar tazminat alabileceği, maddi ve manevi tazminat miktarlarına da karar verilmelidir. Ancak boşanma davası ile birlikte eşlerin mal varlığını paylaşmaları konusunda bir karar verilmez.

Eşlerin mal varlığını paylaşmaları konusundaki problemin çözümü için ayrıca bir dava açmaları gerekir.

Aldatma Nedeniyle Boşanma Davası Nasıl Açılır?

TMK md.161 : “Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur”

Kanun zinadan ne anlaşılması gerektiğini belirtmemektedir. Genel olarak zina, evli bir erkeğin karısından başka bir kadınla veya evli bir kadının kocasından başka bir erkekle isteyerek cinsel ilişkide bulunması olarak tanımlanmaktadır.

Zina kusura dayalı bir boşanma sebebi olduğu gibi, aynı zamanda mutlak boşanma sebebidir. Bu nedenle hakim ortak hayatın diğer eş için çekilmez hale gelmiş olup olmadığını araştırmaksızın boşanma kararı verebilir.

1. Bir Fiilin Zina Sayılmasının Şartları 

a. Evlilik İlişkisinin Bulunması 

Eşlerden birinin zinasından söz edebilmek için, aralarında bir evlilik ilişkisinin bulunması şarttır. Bu ilişkinin geçerli veya butlanla sakatlanmış bir evlilikten doğmuş olmasının hiçbir önemi yoktur. Karı veya kocanın evlilikten önce yahut evliliğin ortadan kalkmasından sonra ayrı cinsten bir kişiyle cinsel ilişkide bulunmuş olması zina sayılmaz.

Bununla birlikte, evlilik birliği devam ettiği sürece ayrılık, gaiplik, boşanma davası açmış olma gibi durumlarda dahi eşlerin birbirine karşı olan sadakat yükümü devam ettiği için eşlerin başka kişilerle cinsel ilişkide bulunması zina fiilini oluşturur.

b. Başkasıyla Cinsel İlişkide Bulunma  

Zina sebebiyle boşanma davası açılabilmesi için, eşlerden birinin başka bir kimseyle cinsel ilişkide bulunmuş yani cinsel fiilin gerçekleşmiş olması şarttır. Bu cümleden olarak, öğretide cinsel ilişki girişiminde bulunmak, örneğin flört, mektuplaşma, cinsel ilişki gerçekleşmeksizin yakın bedeni temaslar, sevişme, öpme ve sarılma biçimindeki davranışlar zina sayılamamaktadır.  Ancak Yargıtay aksi görüştedir. Yine bir eşin aynı cinsten bir kimse ile cinsel ilişkide bulunması da zina kavramı içinde değerlendirilmemektedir. Ancak öğretide bu davranışların da örneğin haysiyetsiz yaşam sürme gibi boşanma sebebi teşkil edebileceği belirtilmektedir.

Kadın veya kocanın böyle tek bir cinsel ilişkisi dahi zina teşkil eder. Bununla birlikte zina Türk Ceza Kanunu bakımından suç olmaktan çıkarılmıştır.

c. Zina Edenin Kusurlu Olması

Bir eşin kusuru olmadan böyle bir ilişkide bulunması, örneğin kadının kaçırılarak zorla tecavüze uğraması ve bunun gibi irade dışı durumların zina sayılmayacağı düşünülmektedir.

 2. Aldatmanın İspatı  

Zina fiili iki kişi arasında büyük bir gizlilikle oluşmaktadır. Bu sebeple ispat edilen çeşitli olayla ve olgular bir zinanın bulunduğu konusunda hakime kanaat verdiği takdirde hakim zina suçüstü tespit edilmiş olmasa bile boşanmaya karar verir. Nitekim Yargıtay, başka bir erkeğin uzun süre eve alınmasını  zinanın varlığı hakkında karine saymış ve boşanma kararı vermiştir. Bunun yanında telefonla görüşme, mesaj gönderme ve bu kişinin arabasına binmeyi zinaya delalet eden davranış olarak görmemiştir.

Bunun yanında davalının zina yaptığını ikrar(kabul) etmesi, hakimi bağlamaz. Yani açılan bir davada, diğer delillerle hakim davalının zina yaptığına ikna olmazsa bu sebeple boşanmaya karar vermeyebilir.

Bununla birlikte davalının zina ettiğini kabul etmesi ile açılan boşanma davasını kabul etmesi birbirinden farklı durumlardır. Davalı zina ettiğini kabul etmeksizin açılan boşanma davasını kabul edebilir. Davalının boşanma davasını kabul etmesi halinde anlaşmalı boşanma davası hükümleri uygulanacaktır. Yine açılan davada zina yanında evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması sebebine de dayanılmış olması halinde, zinanın ispatlanamadığı durumlarda genel boşanma sebebi olan evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olup olmadığı incelenerek bu sebebe göre boşanma kararı da verilebilir.

Davacının da zina yapmış olması davalının zina fiiline dayanılarak boşanma kararı verilmesine engel olmaz. Zina sabit olursa hakim boşanmaya karar verir, ayrıca zinanın evlilik birliğini sarsıp sarsmadığı, müşterek hayatı çekilmez kılıp kılmadığı araştırılmayacaktır.

 3. Dava Hakkının Düşmesi 

 a. Hak düşürücü sürenin dolması  

Medeni Kanun 161/2’ye göre “davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.”

Buna göre iki tane süre bulunmaktadır. Birinci süre eşin, eşinin zina yaptığını öğrendiği tarihten itibaren altı aydır. Bu sürenin geçmesi halinde dava hakkı düşer. İkinci süre ise zina fiilinden itibaren beş yıldır. Zinadan itibaren beş yıllık sürenin dolması halinde yine dava hakkı düşer.

Zina devam etmişse, her zina fiilinden itibaren yeni bir dava hakkı vardır. Yani ilk fiilden itibaren beş yıl dolmuş olsa bile en sonuncusundan itibaren süre dolmamışsa boşanma davası açma hakkı vardır.

Sürenin dolması nedeniyle zinaya dayalı boşanma davası açma hakkı düşmüş olsa bile, bu zina geçimsizliğe sebep olmuşsa, bu nedenle boşanma davası açılabilir.

b. Af  

Medeni Kanun 161/3’e göre “affeden tarafın dava hakkı yoktur”. Dava hakkı olan eş, zina yapmış olan eşini affederse dava hakkı ortadan kalkmış olur. Af, zinanın işlenmesinden sonra, diğer eşin, bu kabahati bağışladığını açıklamasıdır. Bu nedenle henüz fiil işlenmeden bu fiile razı olma ya da muvafakat etme, af kapsamına girmez. Bununla birlikte muvafakat, eşi zinaya teşvik etme şeklinde olmuşsa bu davranışa rağmen boşanma davası açılması hakkın kötüye kullanılması teşkil edebilir ve bu nedenle açılmış dava reddedilebilir. Yargıtay, eşlerin birbirinin zinasına razı olmalarını ahlaka aykırı bulmakta ve bunu af mahiyetinde görmemektedir.

Af iradesinin açıklanması açık olabileceği gibi zımnî de olabilir. Ancak zımnî iradeden bahsedebilmek için eşin davranışlarından af iradesi tereddütsüz anlaşılmalıdır. Af, mutlaka affeden eşin serbest iradesinin ürünü olmalı, yani aldatma yahut korkutma yoluyla elde edilmemiş olmalıdır. Bununla birlikte zinayı öğrenmesine karşın eşi ile müşterek hayata devam etmek mutlaka af anlamına gelmez.

Gelin Kızınızı Götürün Demek Boşanma Sebebi

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2015/740 K. 2015/17272 T. 5.10.2015

• EŞLERİN KUSURU ( Boşanma İstemi – Davacı Kadın Eşini Sevmediğini Evlendiğine ve Başka Taliplerini Reddettiğine Pişman Olduğunu Söylediği/Davalı Erkeğin İse Kadının Ailesini Arayıp “Gelin Kızınızı Götürün” Dediği Kadının Baba Evine Geldiğinde Vücudunda Darp İzleri Bulunduğu – Boşanmaya Neden Olan Olaylarda Davalı Erkeğin Daha Ağır Kusurlu Olduğu )

• ZİYNET EŞYALARININ BEDELİ OLARAK TAZMİNAT İSTEMİ ( Boşanmanın Eki Niteliğinde Olmadığından Ayrıca Nispi Harca Tabi Olduğu – Peşin Alınması Gerekli Nispi Harcı Tamamlaması İçin Davacıya Önel Verilmesi Nispi Harç Tamamlandığı Takdirde Hasıl Olacak Sonuca Göre Karar Verilmesi Gerektiği )

• BOŞANMA İSTEMİ ( Erkeğin Ağır Kusurlu Olması – Kadın Eşini Sevmediğini Evlendiğine ve Başka Taliplerini Reddettiğine Pişman Olduğunu Söylediği/Davalı Erkeğin İse Eşinin Ailesiyle Görüşmemesi Yönünden Baskı Yaptığı Kıyafetlerini Kestiği Manevi Bağımsızlığı Olan Konut Teminine Yanaşmadığı – Erkeğin Daha Ağır Kusurlu Olduğu Gözetileceği )

• HARÇ EKSİKLİĞİ TAMAMLANMADAN YARGILAMAYA DEVAM EDİLEMEYECEĞİ ( Ziynet Eşyalarının Bedeli Olarak Tazminat İstemi Boşanmanın Eki Niteliğinde Olmadığından Ayrıca Nispi Harca Tabi Olduğu – Mahkemece Peşin Alınması Gerekli Nispi Harcı Tamamlaması İçin Davacıya Önel Verilerek Sonuca Gidileceği )

• MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ ( Boşanmadan Kaynaklı – Davacı Kadın Eşini Sevmediğini Evlendiğine ve Başka Taliplerini Reddettiğine Pişman Olduğunu Söylediği/Davalı Erkek İse Kadının Ailesini Arayıp “Gelin Kızınızı Götürün” Dediği – Kadın Baba Evine Geldiğinde Vücudunda Darp İzleri Olduğu/Davacı Kadın Yararına Uygun Miktarda Manevi Tazminata Hükmedileceği )

4721/m.166/2,174/1-2

492/m.30,32

ÖZET : Dava, boşanma istemi ile maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Davacı kadının birlik görevlerini yerine getirmediği, eşini sevmediğini, evlendiğine ve başka taliplerini reddettiğine pişman olduğunu söylediği, davalı erkeğin ise eşinin ailesiyle görüşmemesi yönünden baskı yaptığı, kıyafetlerini kestiği, manevi bağımsızlığı olan konut teminine yanaşmadığı, kadının ailesini arayıp, “gelin kızınızı götürün” dediği, kadın baba evine geldiğinde vücudunda darp izleri bulunduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu kusur durumuna göre; boşanmaya neden olan olaylarda davacı kadının az, davalı erkeğin ise daha ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları dikkate alınarak davacı kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.

Davacı kadın boşanma ve fer’leri yanında, ziynet eşyalarının bedeli olarak da maddi tazminat isteğinde bulunmuştur. Bu istek, boşanmanın eki niteliğinde olmadığından ayrıca nispi harca tabidir. Peşin alınması gerekli nispi harcı tamamlaması için davacıya önel verilmesi, nispi harç tamamlandığı takdirde hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, harç eksikliği tamamlanmadan yargılamaya devamla işin esası hakkında kesin hüküm oluşturacak şekilde ret hükmü kurulması doğru görülmemiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı-karşı davacı kadın tarafından davacı-karşı davalı erkeğin boşanma davasının kabulü, kusur belirlemesi, manevi tazminat ile ziynet alacağı talebinin reddi yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 5.10.2015 günü temyiz eden davalı-karşı davacı B. D. ile vekili ve karşı taraf davacı-karşı davalı S. D. vekili geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1- ) Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, her iki taraf geçimsizliğe neden olan olaylarda eşit kusurlu kabul edilerek boşanmaya karar verilmiş ise de, toplanan delillerden davalı-karşı davacı kadının birlik görevlerini yerine getirmediği, eşini sevmediğini, evlendiğine ve başka taliplerini reddettiğine pişman olduğunu söylediği, davacı-karşı davalı erkeğin ise eşinin ailesiyle görüşmemesi yönünden baskı yaptığı, kıyafetlerini kestiği, manevi bağımsızlığı olan konut teminine yanaşmadığı, kadının ailesini arayıp, “gelin kızınızı götürün” dediği, kadın baba evine geldiğinde vücudunda darp izleri bulunduğu anlaşılmaktadır.Gerçekleşen bu kusur durumuna göre; boşanmaya neden olan olaylarda davalı-karşı davacı kadının az, davacı-karşı davalı erkeğin ise daha ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir.Davacı-karşı davalı erkeğin boşanma davası yönünden Türk Medeni Kanununun 166/2 maddesi koşulları oluşmuştur.Davacı-karşı davalı erkeğin davasında boşanma kararı sonucu itibariyle isabetli olmakla birlikte, gerekçesi yerinde olmamıştır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438 /son maddesi uyarınca hüküm sonucu itibariyle doğru olup da, gerekçesi buna uygun değil ise, hükmün gerekçesinin değiştirilip onanmasına karar verilebileceğinden, erkeğin davasında, boşanma hükmünün kusur belirlemesine ilişkin gerekçesinin değiştirilerek onanmasına karar vermek gerekmiş; davalı-karşı davacı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersiz bulunmuştur.

2- ) 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 174/2. maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davalı-karşı davacı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları ( TMK md. 4, TBK md. 50, 51, 52, 58 ) dikkate alınarak davalı-karşı davacı kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir.

3- ) Davalı-karşı davacı kadın boşanma ve fer’leri yanında, ziynet eşyalarının bedeli olarak da 30.000 TL maddi tazminat isteğinde bulunmuştur. Bu istek, boşanmanın eki ( TMK m. 174/1 ) niteliğinde olmadığından ayrıca nispi harca tabidir.Karşı davada başvurma harcı yatırılmıştır. Dava açılması sırasında yatırılan başvurma harcı dava dilekçesinde yer alan tüm talepleri kapsar. Peşin alınması gerekli nispi harcı tamamlaması için davalı-karşı davacıya önel verilmesi ( Harçlar Kanunu md.30-32 ), nispi harç tamamlandığı takdirde hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, harç eksikliği tamamlanmadan yargılamaya devamla işin esası hakkında kesin hüküm oluşturacak şekilde ret hükmü kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple erkeğin davasında boşanma hükmünün gerekçesinin değiştirilmek suretiyle ONANMASINA, duruşma için takdir olunan 1100.00 TL. vekalet ücretinin Suat’tan alınıp Birgül’e verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bankadan Çekilen Krediyle Alınan Araç Nasıl Paylaşılır?

  1. Boşanma davalarının özelliklerinden kısaca bahseder misiniz? Boşanma davası açmak için avukat tutmak zorunlu mudur?

Evlilik birliği, her zaman Uzun Göl gibi sakin, durgun, huzur veren bir görünüm sergilemez. Gün gelir Fırtına Deresi gibi coşar öne alıp her şeyi devirip yıkarak acılar yaşatır. Bu acıları sonlandırmanın bir yolu da boşanmaktır.

Budur yöresinde bir söz vardır: Derler ki “tarla satanla, karı boşayanın göğsünün kütültüsü geçmez”miş.  Boşanma bir sürecin başlangıcı değil sonudur.

Bu anlamda boşanma davaları, evlilik birliğinin devam etmesinde, tarafların, müşterek çocukların ve toplumun menfaatinin kalmadığının tespiti için açılan davadır şeklinde tanımlıyorum.

Özellikle anlaşmalı boşanma davaları, açması, takip edilmesi, sonuca bağlanması açısından oldukça basit davalardandır. Okuma- yazma bilen her evli kişi, anlaşmalı boşanma davasını açıp takip edebilir. Zaten Türk hukukunda boşanma davası açmak için avukat tutma zorunluluğu yoktur. Tabi, bir hakka sahip olmakla bunu kullanabilmek arasında fark vardır. Anlaşmalı boşanma davası dilekçesi her ne kadar bir arzuhalciye 10 liraya yazdırılabilse yahut internetten ücretsizce bulunulabilse de, bu dilekçenin ekinde bir de “boşanma protokolü” sunulması gerekmektedir. İşte bu protokolün doğru olarak, hak kaybına yol açmayacak, ileride başka türlü problemler çıkarmayacak şekilde hazırlanması için mutlaka işinin ehli bir meslektaşıma başvurulmasında yarar görüyorum. Yoksa, sadece anlaşmalı boşanma davasının değil, hemen her türlü davayı kendi kendinize açabilirsiniz. Buna bir engel yoktur.

  1. Boşanma davası açmak için hangi mahkemeye müracaat etmek gerekir?

Boşanma davası Aile Mahkemeleri varsa Aile Mahkemelerinde, eğer bu mahkemeler bulunmuyorsa Asliye Hukuk Mahkemesinde açılır.

  1. Eşlerin en son oturduğu yerde mi dava açmak gerekiyor?

Kanunumuzun 168. maddesine göre, eşlerin davadan önceki son 6 aydır oturdukları yerde, dava açanın oturduğu yerde ya da davalının oturduğu yerde açılabilir. Yani yer yönünden üç tane alternatif bulunuyor.

  1. Boşanma davasını kimin açtığının bir önemi var mıdır? Mahkeme masraflarını kim öder?

 

Ben bazen internette davayı kimin açtığı önemli değildir şeklinde cevaplara yorumlara rastlıyorum. Hayır, boşanma davasını ilk önce kimin açtığı çok önemli. Örneğin kadın Çorum’da öğretmen, kocası Adana’da çalışıyor. Koca ilk önce dava açarsa dava Adana’da görülür. Kadın ilk önce açarsa dava Çorum’da görülür.

İkincisi, kusurların eşit olması halinde de davalı mahkeme masraflarını öder. Bu nedenle davayı ilk önce açmak önemlidir. Ancak, davayı daha ağır kusuru olan taraf açmışsa, örneğin adam kadını dövüyor, hakaret ediyor bir de gitmiş, boşanma davası açmış. Bu davada kadın ben boşanmayacağım, davaya itiraz ediyorum derse adamın açtığı dava reddedilir. Yani mahkeme masraflarını, boşanmaya neden olan olaylarda daha ağır ya da eşit kusuru olan davalı öder diyebiliriz.

 

  1. Genel olarak boşanma sebepleri nelerdir? İnsanlar hangi sebeplerle boşanma davası açıyorlar?

Boşanma davasıyla ilgili olarak söyleyebileceğim tek neden şu: Boşanma davası açanın diğerinden umudunu kesmiş olması. Eğer diğerinden umudunu kesmemişse, aldatılsa da, dövülse de, hakaret de görse boşanma davası açılmaz. Gerçek boşanma nedeni budur. Kanunda yazan hangi maddeye dayanılarak boşanma davası açılıyor diye soruyorsanız, %90 oranında şiddetli geçimsizlik maddesine dayanılarak boşanma davası açılıyor.

  1. Aile konutu nedir? Aile konutu olması için dairenin tapusunun eşlerden biri adına kayıtlı olması şart mıdır?

Aile konutu, ailenin sürekli olarak hayatını sürdürdüğü iskana elverişli yerdir. Bir yerin aile konutu olması için mutlaka eşlerden birine ait olması gerekmez, kira ile sağlanan konutlar, eşin annesine, babasına, kardeşine ait olup da bila bedel oturulan konutlar da aile konutu sayılır.

  1. Kaç çeşit nafaka vardır? Sadece kadın mı nafaka alabilir?

Kanunumuzda üç çeşit nafaka vardır. Bunlar, yardım, iştirak ve yoksulluk nafakasıdır. İştirak ve yoksulluk nafakası tedbiren de bağlanabilir. Bu halde adına tedbir nafakası denilir.

 

  1. Nafaka miktarı nasıl belirlenir?

Nafaka miktarı, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına göre hakim tarafından takdir edilir. Örneğin, çocuk özel okulda mı okuyor, devlet okulunda mı; nafaka talep eden çalışıyor mu, maaşı ne kadar, kira geliri var mı, eğitimi ne, nerede oturuyor gibi kriterleri göz önüne alarak karar verilir.

  1. Taraflardan biri mahkemenin hükmettiği nafakayı ödemiyorsa ne yapılabilir?

Mahkeme tarafından hükmedilen nafakayı ödememenin 3 aya kadar hapis cezası var. Ödenmediği takdirde icra ceza hakimliğine başvurulur. Ödenirse borçlu tahliye edilir.

  1. Taraflardan biri maddi ve manevi tazminat isteyebilir mi? Tazminat miktarı nasıl belirlenir?

Boşanma nedeniyle maddi bir zarara uğrayan taraf, eğer boşanmaya neden olan olaylarda kusursuz yahut daha az kusurlu ise maddi tazminat talep edebilir. Tazminat miktarı karşı tarafın malvarlığıyla orantılı olarak bulunur.

Maddi tazminat konusunda çok karıştırılan bir de başka konu var. Örneğin ben evlenmek için şu kadar masraf yaptım, diyor ve boşanma davasında o masraflarını maddi tazminat olarak istiyor. Ya da “ben evlenmeden önce çalışıyordum, eşim beni çalıştırmadı” diyor ve maddi kaybı nedeniyle boşanma davasında maddi tazminat istiyor. Biraz önce söylediğim maddi tazminat ile bunlar arasında sadece isim benzerliği var. Bu davalar genel hükümlere göre açılır. Boşanma davası ile açılan maddi tazminat davası Medeni Kanunun 174. maddesinin 1. fıkrasına göre açılmaktadır.

Manevi tazminat ise, boşanmaya neden olan olaylarda karşı tarafın fiillerinin ağırlığına bakılır. Örneğin, eşini aldatmış mı, ona şiddet uygulamış mı, herkesin önünde hakaret etmiş mi? Bu olayların ağırlığına göre diğer taraftan manevi tazminat istenir.

Hem maddi hem de manevi tazminat, tarafların malvarlıklarına göre hakim tarafından takdir edilmektedir. Tabi burada hakimin keyfiliği söz konusu olmaz. Hakim, tazminatı belirlerken o miktarı nasıl belirlediğini de objektif olarak incelenebilecek şekilde anlatmalıdır.

  1. Ankara’dan Fatma hanım soruyor: eşimle son iki yıldır ayrı yaşıyoruz. Boşanma davası açabilir miyim?

Eşler 2 yıl değil, 22 yıl boyunca ayrı yaşasa da sırf bu nedenle boşanma davası açamazlar. Ayrı yaşayan eşler, açacakları boşanma davasında evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ispat etmek zorundadırlar. Bunu ispat ederlerse boşanabilirler.

  1.  10 yaşımda çocuğum var, boşanma davası açmak istiyorum ama oğlumun velayetini alamamaktan korkuyorum. Mahkeme çocukları anneye verir diyorlar doğru mudur? Velayet verirken mahkeme neye göre karar verir?

Velayet konusunda çocuğun yaşı çok önemli. Çocukları birkaç yaş grubunda değerlendirmek ve buna göre incelemek gerekiyor. 0-3 yaş, 3-6 yaş, 6-13 yaş ve 13-17 yaş grupları.

0-3 yaş grubundaki bir çocuğun velayeti mutlaka anaya verilmelidir. Annenin durumunun hiçbir önemi yoktur. Bu yaşta bir çocuk annenin yaşantısını idrak edebilecek çağda değildir.

3-6 yaş arasında, çocuğun benliği gelişir. Bu yaşlarda ana yoksunluğu derin izler bırakabilir. Bu nedenle, bu yaşlardaki çocuğun velayetinin anaya verilmesi tercih olunmalıdır. Ancak çocuğun beden, fikir ve ahlak güvenliği için ciddi ve inandırıcı kanıt varsa bu yaş grubundaki çocukların velayetinin babaya bırakılmasında sakınca yoktur.

6-13 yaş grubundaki çocuğun ananın bakım ve şefkatine muhtaçlığı azalır. Bu nedenle babaya bırakılabilir.

13-17 yaş grubundaki çocuklar için baba, ergenlik çağından sonra çocuğun yaşantısına model teşkil eder. Çocuğun otoriteye karşı mücadelesinde önemli rol oynar. Bu yaş grubundaki çocuklar, fiili olarak babanın yanında kalıyorsa velayeti ona verilmelidir.

Bunlarla birlikte Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. maddesine göre idrak çağındaki çocuğun görüşü alınmadan velayet düzenlenemez. “Mahkeme çocuğu anaya verir diyorlar” dedi seyircimiz. Bu kesinlikle yanlıştır.

  1. Ayrıldığım eşim, mahkemenin izni olmasına rağmen çocuğumu göstermiyor. Ne yapabilirim?

Çocukla kişisel ilişkinin nasıl ve ne şekilde kurulacağı boşanma kararı ile belirlenir. Eğer, velayet kendisine bırakılan eş bu karara uymuyorsa, icra dairesine başvurmanız gerekiyor. İcra dairesinden memur ile birlikte, gerekirse kolluk kuvvetlerinden de yardım alarak çocuk alınır ve mahkeme kararı yerine getirilir. Tabi- bunu özellikle velayet kendisine bırakılmayan babalar dinlesin- çocuğu mahkeme kararına rağmen göstermeyen taraf aleyhine, diğer şartlar da varsa velayetin kaldırılması davası açılabilir.

  1. Mahkeme üç yıl önce çok cüzi bir nafaka vermişti? Bunu nasıl artırabilirim?

Mahkemece verilen nafaka miktarının yükseltilmesi için gene dava açmanız gerekiyor.

 

  1. Eşim de ben de çalışıyoruz, ancak eşim evin masraflarına hiç katılmıyor, kazandığı tüm parayı kendine saklıyor, ne yapabilirim?

Herkesin malumu, Medeni Kanunumuz 1 Ocak 2002 tarihinde değişti. Bu yeni kanunumuz ile kadın-erkek eşitliği kabul edildi. Önceki 743 sayılı Medeni Kanunumuzun 152. maddesine göre evin reisi kocaydı ve koca, eşinin ve çocukların geçimini sağlamakla yükümlüydü. Yeni 4721 sayılı Kanunumuz ile bu hüküm kaldırıldı. 185. maddesinde eşlerin birbirine yardımcı olmak zorundadır. Eğer, seyircimizin sorusunda olduğu gibi, evin geçimine katkıda bulunmuyorsa 196. maddeye göre boşanma davası açmaya gerek olmaksızın tedbir aldırabilir.

 

  1. Ayrıldığım eşimin yeniden evleneceğini duydum. Çocuğumun bir başkasıyla aynı evde oturacak olması düşüncesi beni rahatsız ediyor. Ne yapabilirim?

Velayet sahibi ana ya da babanın yeniden evlenmesi velayetin kendisinden alınmasını gerektirmez. Ancak, çocuğun menfaati bunu gerektiriyorsa çocuğun velayeti değiştirilebilir, hatta çocuğa bir vasi dahi atanabilir.

  1. Babamla annem dört yıl önce ayrıldı. Ben 18 yaşını doldurunca mahkemenin bana bağladığı nafaka kesildi. Şimdi üniversitede okuyorum, masraflarımı annem tek başına karşılayamıyor, ne yapabilirim?

Az evvel nafaka türlerini sayarken yardım nafakasından bahsetmiştim. 18 yaşını doldurmuş çocuğun boşanma kararı ile kendisine verilen iştirak nafakası sona erer ancak üniversitede okuyorsa yardım nafakası için ana-babasına dava açabilir.

  1. Mahkeme aldatan eşe çocuğun velayetini verebilir mi? Sadakatsiz davranış velayeti almaya engel midir?

Biraz önce velayetle ilgili sorulan soruda bahsetmiştim. Burada çocuğun kaç yaşında olduğuna bakılır. Eğer çocuk 3 yaşından küçükse velayet anaya bırakılır. Ananın sadakatsiz davranışlarından ziyade, yaşayış biçimi daha büyük yaşlarda velayet bırakılırken göz önüne alınır.

 

  1. Aldatılan eş, eşinin gönül ilişkisi içinde olduğu kişiye dava açıp tazminat isteyebilir mi?

Son zamanlarda bana çok fazla sorulan hususlardan biri de bu. Bunun sebebi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun mart ayında verdiği bir karardan kaynaklanıyor. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, aldatılan eşin, eşinin gönül ilişkisi içinde olduğu kişiden tazminat isteyebileceğine karar verdi ama bu kararında Yargıtay, boşanma davasında manevi tazminata hükmedilip edilmediğini incelemedi. Eğer boşanma davasında manevi tazminata hükmedilmişse, ikinci bir tazminat istenemez. Bu bir kuzudan iki post çıkarmak gibi olur. Boşanma davası açılmamışsa ya da manevi tazminat istenmemişse tazminat istenebilir.

  1. Eşim boşanma davası açacağımı öğrenince, kendi adına olan malları kardeşine devretti, ne yapabilirim? Eşlerden birinin mal kaçırmasını engellemek için ne yapılabilir?

Yaygın olarak bilinenin aksine malların üzerine tedbiri ancak boşanma davası açtıktan sonra koydurabilirsiniz. Boşanma davası açmadan önce eşin adına kayıtlı,aile konutu dışındaki, bir malını satmasını önleyemezsiniz. Ama boşanma davası açıldıktan sonra, bu mallar üzerine tedbir konulmasını isteyebileceğiniz gibi, kaçırılan mallar için 229. maddeye göre hem eşinize hem de kardeşine dava açabilirsiniz. Boşanma davası açmadan önce sadece aile konutu vasfındaki gayrimenkulün 3. bir kişiye devrini tedbiren engelleyebilirsiniz.

  1. Kocanın adına olan malların yarısı boşanınca kadına ait oluyor, deniliyor. Doğru mu?

Bu konuda 1 Ocak 2002 tarihi çok önemli. Bu tarihte yeni medeni kanun kabul edildi. Kabaca bu tarihten sonra iktisap edilmiş olması halinde, kocanın adına olan malların değerinin yarısı kadına ait olduğu gibi, kadına ait olan malların değerinin yarısı da kocaya ait olur diyebiliriz.

 

  1. Peki, 1 Ocak 2002 yılı önemli dediniz. 1 Ocak 2002’den önceki dönemde edinilen mallar üzerinde kadının hiçbir hakkı yok mu?

Hayır, var. Ancak bu katkıların ispat edilmesi gerekiyor. Bir de 1 Ocak 2002’den sonra, malın edinilmesine eşin hiçbir katkısı olmasa bile değerinin yarısına hak kazanıyor, bu tarihten önceki dönemde alınmış mallara yaptığınız katkıyı, nasıl ve ne şekilde olduğunu ispat etmeniz gerekiyor.

  1. Bir soru var: Eşimle evlenmeden önce kooperatife girmiştim. Evlendikten sonra taksitlerini ödemeye devam ettim, tapusunu 1 Ocak 2002’den sonra aldım. Bunun yarısı eşime mi ait?

Basitçe anlatmaya çalışayım. 1 Ocak 2002’ye kadar ki dönemde yaptığınız ödemeler kişisel malınız. 1 Ocak 2002’den sonra yaptığınız ödemelerin yarısı sizin yarısı eşinizin. Tapuyu 2002’den sonra almanızın yahut kooperatife giriş tarihinizin önemi yok.

  1. Bir soru var: Mal varlığının paylaşılmasını boşanma davasıyla birlikte mi isteyeceğiz şeklinde. Mal paylaşımı davası, boşanma davası ile birlikte mi açılır?

Uygulamada gördüğüm kadarıyla çok fazla dava bu şekilde açılıyor. Ancak bu yanlıştır. Mahkemeler, boşanma kararı vermeden önce davanın mal paylaşımı kısmını ayırır ve yeni bir esas numarası verir. Çünkü boşanma kararı olmadan mal paylaşımı olmaz. Böyle bir davayı açtınız diyelim, boşanma davanız reddedilirse, yahut zina veya hayata kast nedeniyle boşanmaya karar verilirse mal paylaşımı davasını da otomatikman kaybedersiniz, yaptığınız masraflar boşa gider. Ayrıca gereksiz yere boşanma davanızın uzamasına neden olursunuz.

 

  1. Başka bir soru: Babam rahmetli olunca bana iki tane arsa kalmıştı. Müteahhitle anlaştım, kat karşılığı verdim. Şimdi bu dairelerin yarısı eşime mi ait oluyor? şeklinde.

Babadan kalan miras malları kişisel mallardır. Bu arsalar nedeniyle kat karşılığı aldığınız daireler de kişisel malınızdır. Ama bu daireler bittikten sonra kiraya verirseniz, bunların kira gelirleri edinilmiş maldır.

 

  1. Bir izleyicimiz soruyor : Boşanma davası açtım, eşim davalara gelmiyor, davaya bir etkisi olur mu? Gelmezse boşanamaz mıyım?

Karşı tarafın davaya gelip gelmemesi değil, sizin iddialarınızı kanıtlamanız önemli. İddialarınızı kanıtlarsanız karşı taraf gelmese de boşanırsınız.

 

  1. Başka bir izleyicimiz: Boşanma davaları ne kadar sürüyor, tanık göstermek şart mıdır?

Boşanma davaları genel olarak 3-4 celse sürmektedir. Bu da yaklaşık 8-10 ay etmektedir. Avukatın, hakimin duruşmaya gelmemesi, delillerin toplanamaması gibi nedenlerle bu süre uzamaktadır. Yargıtay aşaması da şu an için ortalama 8,5 ay kadar sürmektedir.

  1. Boşanmış kadının çocuğa kendi soyadını verebileceği doğru mu?

Evet doğru. 2525 sayılı Soyadı kanunumuzun 4. maddesine göre, boşanma halinde velayet anaya bırakılsa bile çocuk babanın soyadını taşımak zorundaydı. Bu madde, Anayasa Mahkemesi tarafından Aralık ayında iptal edildi. Artık, boşanmada velayet kendisine bırakılmış ana çocuğun soyadını seçebilecek.

Anlaşmalı Boşanma Şartları Nelerdir?

Anlaşmalı boşanma şartları, evliliğin anlaşmalı olarak sona erdirilebilmesi için açılacak anlaşmalı boşanma davasının hakim tarafından kabul edilebilme şartlarıdır.
Bu şartların birinin dahi olmaması halinde eşler anlaşmalı olarak boşanamaz, çekişmeli boşanma davası açmaları gerekir. Anlaşmalı Boşanma Şartları Nelerdir? yazısına devam et

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi Nedir?

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi

1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren yeni Medeni Kanunu’muzla birlikte önceki Medeni Kanun döneminde kabul edilmiş olan yasal mal rejimi mal ayrılığı iken, edinilmiş mallara katılma olarak değiştirilmiştir.

Yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıllık dönem içerisinde eşlerin birlikte notere giderek, evliliklerinin en başından itibaren edinilmiş mallara katılabilme imkanı da tanınmıştır.

Mal ayrılığı rejimi hakkında meslek çevreleri ve kamuoyunda söylenegelen eleştiriler gözönüne alınarak İsviçre Medeni Kanunu’ndaki kanun hükmü aynen çeviri yoluyla alınarak Türk Hukuk Sistemine katılmıştır.

Mal ayrılığı rejiminden farklı olarak, edinilmiş mallara katılma rejiminde, edinilmiş mal her eşin, bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleri olarak yasada tanımlanmıştır.  Eşin çalışmasının karşılığı olan edimler; sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumu ve kuruluşlarının veya personele yardım amacıyla kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler; çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar; kişisel malların gelirleri; edinilmiş malların yerine geçen değerler bu mal rejiminde eşlerin ortak malları sayılır. Bir avukat olarak örnek vermem gerekirse örneğin eşlerden birinin babasından miras kalan malı ev yönünden kişisel maldır. Ancak bu ev kiraya veriliyorsa, buradan elde edilen kira gelirleri edinilmiş maldır, yani her iki eşin ortak mülkiyetindedir.

Eski kanunda yasal mal rejimi olan mal ayrılığı rejimi terkedilmiş, yerine çağdaş bir mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi tercih edilmiştir.

Edinilmiş mal ise Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesinde her eşin bu mal rejimi süresinde karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleri olarak tanımlanmıştır.

Edinilmiş Mallar Nasıl Paylaşılır?

Edinilmiş mallara katılma rejiminde mal paylaşımı için öncelikli olarak hangi tür malların edinilmiş mal kabul edileceğini belirlemek gerekir.

Aile Mahkemeleri de tasfiye davalarında öncelikli olarak malların niteliğini belirlemekte, yargılamayı da malların bu belirlenen durumuna göre yapmaktadır.

Edinilmiş Mallar Nelerdir?

Edinilmiş malların neler olduğu Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesinde sıralanmıştır.

Maddeye göre bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır :

  • Çalışmasının karşılığı olan edinimler,
  • Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,
  • Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,
  • Kişisel malların gelirleri
  • Edinilmiş malların yerine geçen değerler.

Çalışmanın Karşılığı Olan Edinimler Nelerdir?

Evlilik birliği içerisinde eşlerin çalışmalarının karşılığı olan kazançları edinilmiş mal kabul edilmiştir.

Bir çalışanın maaşı, bir işçinin yevmiyesi, bir tüccarın geliri gibi gelirler çalışma karşılığı edinim olarak kabul edilmiştir.

Ülkemizde çalışma karşılığı olan edinimler genellikle bir mesleki faaliyetin sürdürülmesi sonucu kazanılan değerlerdir, eşin maaşı, ücreti, kârı, kazancı, bahşişi, aylığı, haftalığı, transfer ücreti gibi kazanımlar Türk Medeni Kanunu’na göre edinilmiş mal kabul edilmektedir.

Eşlerden birisi evlilik birliği süresince meslek dışı kazançlar da sağlayabilir. Örneğin eş, bilgi yarışmalarından, resim, şiir, şarkı yarışmalarından ödül kazanabilir. Bu şekilde kazanılan ödüller de edinilmiş mal olarak kabul edilmektedir.

Sosyal Güvenlik veya Sosyal Yardım Kurumlarının Ödemeleri

Edinilmiş mal kapsamında sayılan diğer gelir grubu ise sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık veya benzerlerinin yaptığı ödemeleridir.

İlgili kurum ve kuruluşlardan yapılan ödemeler de bir kazanımdır ve bir çoğu temelde çalışma karşılığında kişilere aktarılan değerlerdir. Bu kazançların da edinilmiş mal sayılması ve tasfiyeye tabi tutulması gerekecektir.

Örnek olarak eşlerin emekli maaşları, emeklilik ikramiyesi, işsizlik paraları, dul ve yetim aylıkları, yaşlılık aylıkları, maluliyet aylıkları, kıdem tazminatları, ihbar tazminatları vb. kazanımlar evlilik birliği içerisinde edinilmiş mal kabul edilmektedir.

Çalışma Gücünün Kaybı Nedeniyle Ödenenen Tazminatlar

Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesinde sayılan edinilmiş mallar kapsamına çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar da yer almaktadır.

Bu mallar da Medeni Kanun gereği edinilmiş mal sayılacak ve tasfiyeye tabi tutulacaktır. Nitekim ülkemizde sıklıkla meydana gelen trafik kazaları ve iş kazaları neticesinde çalışma gücü kayıpları yaşanmakta ve çalışma gücü kaybı yaşayan eşe tazminat ödenmektedir. Eşlere evlilik birliği içerisinde ödenen bu tazminatlar da kanun gereği edinilmiş mal sayılacaktır.

Kişisel Malların Gelirleri

Türk Medeni Kanunu’nda edinilmiş mallara katılma rejiminin mülkiyet başlıklı maddede de belirtildiği üzere edinilmiş mal ve kişisel mal ayrımı yaptığı açıktır.

Kişisel mallar edinilmiş mallara katılma rejiminde tasfiyeye tabi olmamasına rağmen kişisel mallardan elde edilen gelirler kazanç olarak değerlendirilmiş ve edinilmiş mal olarak kabul edilmiştir.

Örneğin eşin babasından kalan dairelerden aldığı topladığı kiralar, edinilmiş mal olarak kabul edilmekte ve tasfiyeye konu olmaktadır.

Edinilmiş Malların Yerine Geçen Değerler

Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesinde edinilmiş mallar sıralanmış ve son fıkrada edinilmiş malların yerine geçen değerler şeklinde bir düzenleme yapılmıştır.

Böyle bir düzenleme evlilik birliği içerisinde edinilmiş malın ikame edilmesiyle elde edilecek değerlerin de edinilmiş mal kabul edileceğini göstermektedir. Evlilik birliği içerisinde bir taşınmaza sahip eşin bu taşınmazı evlilik birliği içerisinde satıp yeni bir taşınmaz alması halinde yeni alınan taşınmaz da edinilmiş mal kabul edilecek ve tasfiyeye tabi olacaktır.

Eşin Kıdem Tazminatı Edinilmiş Mal Kabul Edilir Mi ?

Bir eşin almış olduğu kıdem tazminatı, emekli ikramiyesi, yaşlılık aylığı ölüm aylığı gibi ödemeler Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesi gereği edinilmiş mal kabul edilir ve tasfiyeye tabidir.

Eşin Kira Geliri Edinilmiş Mal Kabul Edilir Mi ?

Türk Medeni Kanunu’nun 1.1.2002 tarihinde kabulünden sonra malın edinilmiş veya kişisel olup olmaması farketmeksizin bu mallardan elde edilen gelirler edinilmiş mal kabul edilecektir. Yani bir dükkanın kirası, bir evin kirası gibi gelirler edinilmiş mal kabul edilir.

Eş Adına Tapuda Kayıtlı Ev-Arsa-İşyeri Edinilmiş Mal mıdır?

Türk Medeni Kanunu gereği 1.1.2002 sonrası satın alınan ev, arsa, işyeri, dükkan, araba, devre mülk gibi gayrimenkuller  ve araçlar edinilmiş maldır.

Şirket Hissesi Edinilmiş Mal mıdır ?

Bedeli edinilmiş mallarla karşılanmış şirket hisseleri edinilmiş maldır.

Evlilik Birliğinde Edinilen Mallar Üzerinde Eşlerin Hakları

EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİ 

4721 sayılı Medeni Kanun’da kural mal rejimi 743 sayılı Medeni Kanun’dan farklı olarak kural mal rejimini edinilmiş mallara katılma rejimi olarak kabul edilmiştir. Kural mal rejimine ilişkin düzenleme Medeni Kanun’un 218-241 maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Edinilmiş mallara katılma rejiminde tasfiyesinin sağlanabilmesi için mal gruplarının bilinmesi gerekir. Kural mal rejiminde kişisel mallar ve edinilmiş mallar olmak üzere iki mal grubu vardır. Rejim süresince yasal sınırlar içerisinde her eş hem kişisel mallar hem de edinilmiş mallar üzerinde yönetme ve tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.

Eşler bu iki mal grubu dışında kural olarak mal grubu oluşturamaz. Fakat mal rejimi sözleşmesi ile kişisel mal rejimi statüsü oluşturulabilir.

Eşlerin malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. Yasa koyucu burada eşlerin malları için bir karine oluşturmuştur. Eşlerden hangisine ait olduğu belirlenmeyen mallar eşlerin paylı mülkiyetinde kabul edilir.

Mal rejimi sona erdiğinde mevcut olan edinilmiş mallar tasfiye anındaki değerleriyle hesaplanır.

Edinilmiş Mallar Nelerdir?

Hangi malların edinilmiş mal olduğu Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesinde düzenlenmiştir. Edinilmiş mal her eşin kural mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Türk Medeni Kanunu 219. Madde ise edinilmiş malları örnekleyici bir şekilde saymıştır:

MADDE 219.- Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir.

Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır:

1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler,

2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,

3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,

4. Kişisel mallarının gelirleri,

5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler.”

 

İlk olarak eşlerin çalışması karşılığı olan edimler edinilmiş maldır. Bu edinimler mesleki faaliyet kapsamında olabileceği gibi meslek dışı faaliyet şeklinde de gerçekleşebilir.

Çalışma karşılığı edinimlerin mesleki faaliyet içerisinde gerçekleşenlere maaş, ücret, kar, kar payı, ikramiye, prim, telif ücreti gibi edinimler örnek gösterilebilir. Meslek dışında gerçekleşen edinimlere bilgi ve ödül yarışmaları örnek gösterilebilir.

Sosyal güvenlik veya yardım ödemeleri diğer bir edinilmiş mal türüdür. Yapılan bu ödemelerin kamu kurumu tarafından yapılması ile özel kamu kurumları tarafından yapılması halinde ödemeler arasında farklılıklar bulunmaktadır.

Yapılan ödemelerin kamu kurum ve kuruluşlarından yapılmış olması durumunda ödemeye esas olan primlerin kaynağı önemli değilken özel kurum ve kuruluşlarından yapılması durumunda kaynağına göre ayrım yapılması gerekmektedir. Yani primlerin edinilmiş mal grubundan mı yoksa kişisel mal grubundan ödendiğine göre ayrım yapılacaktır.

 Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan ödemelerde ödeme zamanına göre ayrım yapılmaktadır. Buna göre malın hangi mal türüne dahil olacağı belirlenirken rejim öncesinde, süresince ve sonrasında yapılan ödemelere göre bir ayrım yapmak gerekmektedir.

Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan ödeme türlerine emekli maaşı, emekli ikramiyesi, işsizlik parası örnek gösterilebilir.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Kişisel Mallar

Kişisel mallar Türk Medeni Kanunu’nun 220. ve 221. Maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeler şu şekildedir:

“MADDE 220.- Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:

1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,

2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,

3. Manevî tazminat alacakları,

4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.”

“MADDE 221.- Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler.

Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını da kararlaştırabilirler.” 

Kanun koyucu kişisel mallarda kanun gereği ve sözleşme gereği olmak üzere ikili bir ayrıma gitmiştir.

Kanun gereği kişisel mallar sınırlayıcı bir şekilde sayılmıştır.

Kişisel kullanıma yarayan eşyanın edinilmiş mal ile alınması durumunda tasfiyede  artık değer hesaplamasında bu durum dikkate alınacaktır.

Karşılıksız kazanmayla gelen malvarlığı değerlerine şans oyunları, bağışlama örnek olarak gösterilebilir.

Manevi tazminat alacağının kişisel mal olarak sayılmasında tazminatın kaynağı ve yükümlüsü önemli değildir.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Mallar Üzerinde Eşlerin Hakları 

Kural mal rejiminde mallar üzerinde eşlerin hakları Türk Medeni Kanunu’nun 223. Maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:

“MADDE 223.- Her eş, yasal sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.

Aksine anlaşma olmadıkça, eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz.”

Bu kural emredici niteliktedir. Bu düzenlemeye bazı sınırlamalar getirilmiştir. Özellikle aile konutu ile ilgili sınırlamalara değinmek gereklidir. Türk Medeni Kanunu’nun 194. Maddesi gereği eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerinde hakları sınırlayamaz.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi Nasıl Sona Erer? 

Kural mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi evlilik devam ederken ya da evlilik sonlandığında sona erebilir. Evliliğin devamı esnasında kural mal rejimi; yeni bir mal rejimi sözleşmesiyle, olağanüstü rejime dönüşüm ile ya da ayrılık kararıyla sona erebilir. Olağanüstü dönüşüm “dönüştürme davası” olarak adlandırılan dava ile hakim kararıyla olabileceği gibi kendiliğinden dönüşüm şeklinde de olabilir.

 Katılma rejimi evlilik sona erdiğinde eşlerden birinin ölümü, boşanma ve evlenmenin iptali sebeplerinden biri ile sona erer. Kural mal rejiminin boşanma ile sona ermesi durumunda tasfiyeye esas alınan tarih boşanma davasının açıldığı tarihtir.

Boşanma Dilekçesi

Boşanma dilekçesi her kişi ve her durum için özel olarak hazırlanmalıdır. Burada örnek olması için basitçe hazırlanmış bir dilekçeyi sunuyoruz, dilekçeler kesinlikle bir uzman yardımıyla hazırlanmalıdır. Dilekçelerde kullanılacak her bir cümlenin önemi vardır, bazen bir cümleyle davayı kazanabilir, bazen de kaybedebilirsiniz.

İstanbul Nöbetçi Aile Mahkemesi’ne, 

Davacı/TC Kimlik No :
Adresi
Vekili :Av. Yasin GİRGİN
Cinnah Caddesi Alaçam Sokak 30/4 Çankaya ANKARA

Davalı/TC Kimlik No :
Adresi :

D.Konusu : Boşanma, maddi ve manevi tazminat taleplerimizdir.

AÇIKLAMALAR:

A. Taraflar Hakkında

Taraflar 2009 yılında evlenmiş olup bu evliliklerinden çocukları bulunmamaktadır.

Davacı Y., 1981 doğumlu olup … mezunudur.

Davalı E. 1980 doğumludur. Sakarya Üni. ….mezunu olup şu an müzisyen olarak çalışmaktadır. Davalı S.S., O. A. gibi ünlü isimlerin orkestrasında çalışmakta, bunun dışında da dışarıdan iş alabilmektedir. Davalı sıklıkla yurtiçi ve yurtdışı turnelere gitmektedir. Davalının aylık geliri 8.000,00 TL’dir.

1.Davalının davacıyı başka kadınlarla aldatması

Boşanma dilekçesi: Davalı evlilik birliği devam ederken başka kadınlarla birlikte olmuş, davacı bu birlikteliklerden davalının sosyal medya hesaplarındaki yazışmalarından, telefonundaki mesajlardan ve ortak arkadaşları vasıtasıyla haberdar olmuştur. Davacının birlikte olduğu kadınlardan biri de davacının yakın arkadaşıdır. Davalının telefon kayıtları incelendiğinde ve tanık anlatımları ile bu hususlar ortaya çıkacaktır.

Davacının davalıya başka kadınlarla ilişkisinin olduğunu anlayıp davacıya sorduğunda 2 yıldır devam eden bir ilişkisinin olduğunu , il dışı işlere dava dışı kadınla beraber gittiklerini, davacıyı sevmediğini ve boşanmak istediğini söylemiştir. Bu ilişkinin duygusal boyutta da kalmamış, davacı arkadaşlarına dava dışı kadınla olan cinsel birlikteliğinden de bahsetmiştir.

Davacı arkadaş ortamlarında rahatlıkla dava dışı kadını kız arkadaşım diye tanıtmış, bulunduğu ortamlarda davacıdan boşanacağını da söylerek davacıyı ortak arkadaşları önünde küçük düşürmüştür.

Davacıyı, birlikte olduğu dava dışı kadının arabasına bindirmiş ve davacı arabayı sorduğunda arabayı kiraladığını söylemiştir. Eşini ve eşinin ailesini dahi bu arabaya bindiren, aracı kullanması için davacıya da veren davalı adeta onlarla dalga geçmiş, gururlarını kırmıştır.

2.Davalının davacıya karşı duygusal şiddeti

‘Boşanma dilekçesi: ‘Başkasından çocuğum olsa bakar mısın?” şeklinde sorular sormaya başlamış, davacı da davalının dava dışı kadınların birinden bebek beklediği şüphesine kapılmıştır.

Sonrasında davalının içine kapanması üzerine davacı ”senin neyin var’‘ diye sormuş, davalı da bu konuda konuşmak istemediğini söylemiştir. Bu olaydan 2 hafta sonra davalı davacıyla konuşmak istediğini söylemiş ve bu konuşmada ”Seni sevmiyorum, seninle aynı havayı solumak istemiyorum, beni mutsuz ediyorsun, sen adi kadının tekisin, bu laflara rağmen evden gitmezsen en adi şerefsiz o… çocuğusun” diyerek türlü hakaretlerde bulunmuştur.

3. Davalının davacıya ve evlilik birliğine karşı ilgisizliği

Boşanma dilekçesi: Davacı evliliğin ilk 2 yılında çocukları olmasını çok istemesine rağmen davalı çocuk istemediğini, hayatını yaşamak istediğini söylemiştir.

Taraflar evlendikten sonra da davalı eşine karşı ilgisiz davranmaya başlamış, davacıyı sürekli eleştirmiştir. ”seni hiç beğenmedim, şu haline bak, çok çirkinsin” gibi sözler sarfederek davacıyı aşağılamıştır.

4. Davalının öfke kontrolsüzlüğü

Davalı askerden döndükten sonra hem evde hem işinde herkese karşı tutumu değişmiş, insanlara agresif davranmaya, sesini yükseltmeye, etrafındakileri kırmaya başlamıştır. Trafikte seyir halindeyken yaşlı birine çarpmış, sonrasında da ”dikkatli geçsin, ona ceza verdim” şeklinde akıl almaz bir açıklama yapmıştır.

Davacının hali herkesin dikkatini çekmiş ve çevresindeki insanların ısrarı sonrasında psikolojik destek almaya başlamıştır.

B. Maddi ve Manevi Tazminat Talebimiz

Boşanma dilekçesi Yukarıda belirtilen nedenlerle, daha ağır kusurlu davalının davacıya 50.000,00 TL maddi 50.000,00 TL manevi tazminat ödemesine karar verilmesini talep ederiz.

Delillerimiz : Tanıklar, fotoğraflar, cep telefonu kayıtları, nüfus kayıtları, maaş bordrosu, kredi kartı dökümleri, icra dosyaları, ceza şikayetleri, SGK ve Vergi Dairesi kayıtları ile her türlü kanuni delil

Hukuki Sebep : TMK 161/166 ve ilgili yasa

Cevap Süresi : 2 hafta

Talep Sonucu :Yukarıda açıklanan ve re’sen araştırılacak nedenlerle;

1. Davanın kabulü ile tarafların zina sebebiyle(TMK 161) ve / veya şiddetli geçimsizlik (TMK 166) nedenlerinden dolayı BOŞANMALARINA,
2. Davalının TMK 174 uyarınca 50.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminat ödemeye mahkum edilmesine,
3. Yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini saygılarımızla vekaleten talep ederiz. Boşanma dilekçesi

Boşanma Dilekçesi Örneği

Boşanma Dilekçesi Örneği

Boşanma dilekçesi örneği için internet üzerinde örnekler sunan bir çok açık kaynak bulunmaktadır. Ancak, burada önemli bir uyarı yapmak gerekir ki, her bir olay, herkesin hayatı kendisine özgüdür. Bu nedenle, herkese uyacak ortalama bir boşanma dilekçesi örneği yazma imkanı bulunmamaktadır.

Bununla birlikte tüm dilekçelerde olması gereken bazı ortak noktalar, zorunlu unsurlar bulunmaktadır. İnternet üzerinde sunulan bu boşanma dilekçesi örneğini incelediğimde, bunlardan yüzde doksanının bu zorunlu unsurları dahi içermediklerini, bu zorunlu unsurları dahi barındırmadıklarını tespit etmiş bulunmaktayım. Boşanma Dilekçesi Örneği yazısına devam et