Etiket arşivi: boşanma avukatı arıyorum

Kooperatif Üyeliği Yoluyla Edinilen Taşınmazın Boşanmada Paylaşılması

MAL REJİMİ TASFİYESİNDEN KAYNAKLI KATILMA ALACAĞI İSTEMİ ( Kooperatif Üyeliği Yoluyla Edinilen Taşınmaz – 01.01.2002 Tarihinden Davalı Adına Tescil Edildiği Yıla Kadar Yapılan Ödemeler Edinilmiş Mallara Katılma Döneminde Yapıldığı/Davalı Kişisel Malı İle Ödendiğini İleri Sürmediği – Tasfiyeye Tabi Edinilmiş Mal Olduğu Kabulü Gerektiği )
KATILMA PAYI ALACAĞI ( Konut Kredisi İle Alınan Taşınmaz – Mahkemece Kredinin Alındığı Tarihten Mal Rejiminin Sona Erdiği Tarihe Kadar Yapılan Ödemeler İle Bu Tarihten Sonraki Bakiye Ödemeler Belirleneceği/Evlilik Birliği İçerisinde Yapılan ve Edinilmiş Mal Niteliğinde Olan Taksitlerin Toplam Taksitlere Oranlanması Suretiyle Davacının Katılma Alacağı Saptanacağı )
KOOPERATİF ÜYELİĞİ YOLUYLA EDİNİLEN TAŞINMAZ ( Katılma Payı Alacağı – Mal Ayrılığı Rejimi Döneminde Yapılan Ödemeler İle Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi Döneminde Yapılan Ödemelerin Toplam Ödemeye Oranı Belirlenerek Sonuca Gidileceği )
KONUT KREDİSİ İLE ALINAN TAŞINMAZ ( Katılma Payı Alacağı – Evlilik Birliği İçerisinde Yapılan ve Edinilmiş Mal Niteliğinde Olan Taksitlerin Toplam Taksitlere Oranlanması Suretiyle Davacının Katılma Alacağının Saptanması Gerektiği )
4721/m.202
ÖZET : Dava; mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı isteğine ilişkindir. Taşınmaz kooperatif üyeliği yoluyla edinildiğine göre, 01.01.2002 tarihinden itibaren davalı adına tescil edildiği yıla kadar yapılan ödemeler, yasal edinilmiş mallara katılma döneminde yapıldığından ve davalının kişisel malı ile ödendiği ileri sürülmediğinden tasfiyeye tabi edinilmiş mal olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece kooperatif üyeliğine ilişkin üyelik kayıtları, ödemelere ilişkin kayıt ve belgeler getirtilerek, ödemelerin kim tarafından yapıldığı, mal ayrılığı rejimi döneminde yapılan ödemeler ile edinilmiş mallara katılma rejimi döneminde yapılan ödemelerin toplam ödemeye oranının belirlenmesi, bu taşınmaz üzerindeki davacının katılma alacağının usulüne uygun olarak tespit edilmesi gerekir.

Bundan ayrı; taşınmazın alındığı sırada konut kredisi kullanıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, davalı yanca kullanılan konut kredilerine ilişkin kredi sözleşmeleri, ödeme planları getirtilmek suretiyle kredinin alındığı tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar yapılan ödemeler ile bu tarihten sonraki bakiye ödemelerin belirlenmesi, evlilik birliği içerisinde yapılan ve edinilmiş mal niteliğinde olan taksitlerin toplam taksitlere oranlanması suretiyle davacının katılma alacağının saptanması gerekir.

DAVA : U. T. ile İ. B. aralarındaki katılma alacağı davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddin dair İstanbul Anadolu 4. Aile Mahkemesi’nden verilen 23.10.2014 gün ve 1231/850 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili, duruşmasız incelenmesi davalı vekili taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 16.06.2015 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden gelmedi. Karşı taraftan davalı vekili geldi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, tarafların 2003 yılında evlendiklerini, evlilik birliği içerisinde sahip olunan 2 adet taşınmaz ile 1 adet aracın alınmasına kişisel gelirleri ve ziynet eşyalarını vermek suretiyle katkıda bulunduğunu açıklayarak, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere, 50.000 TL’nın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiş, harcını yatırmak suretiyle talep miktarına 120.000 TL ilave etmiştir.

Davalı vekili, davanın yersiz açıldığını, taşınmazlar ve aracın vekil edenin kişisel malı olduğunu, davacının katkısı bulunmadığını açıklayarak, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, 3994 ada 2 parsele ilişkin davanın reddine, 28 nolu bağımsız bölüm ve araç üzerinden belirlenen 155.571 TL katılma alacağının karar tarihinden geçerli yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalı vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.

Taraflar, 29.08.2003 tarihinde evlenmişler, 28.01.2011 tarihinde açılan boşanma davasına ilişkin hükmün 02.11.2011 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Eşler arasında başka mal rejimi seçilmediğinden 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM’nun 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği ölüm tarihine kadar ( TMK.nun 225/2. m ) yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir ( TMK.nun 202.m ). Dava konusu 29 nolu bölüm, 12.07.1998 tarihli kooperatif üyeliğine dayalı olarak 16.05.2008 tarihinde ferdileştirme yoluyla davalı adına tescil edilmiş, 14.05.2010 tarihinde dava dışı kişiye devredilmiş, 28 nolu bağımsız bölüm, 24.05.2005 tarihinde konut kredisi kullanılmak suretiyle satış nedeniyle davalı adına tescil edilmiş, araç ise 25.08.2009 tarihinde davalı adına tescil edilmiştir.

Dava; mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan TMK’nun 202 vd. maddeleri uyarınca katılma alacağı isteğine ilişkindir.

1- )Dosya kapsamına dava evrakı ile yargılama tutanakları içeriğine, mahkemece deliller değerlendirilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre aşağı bentte yazılı nedenler dışındaki davacı ve davalı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2- )Davacı ve davalı vekilinin 28 ve 29 nolu bağımsız bölümlere ilişkin temyiz itirazlarına gelince mahkemece bu taşınmazlar yönünden yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiş ise de verilen karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.

Dava konusu 3994 ada 2 parsel 29 nolu bölüm, ferdileştirme yoluyla davalı adına tescil edilmiştir. Bu taşınmaz, SS. Ç… Yapı Kooperatifi aracılığı ile 12.07.1998 tarihinde üyelik yoluyla edinilmiş olup, 2008 yılında davalı adına tescil edilmiştir. Mahkemece, 29 nolu bölümün davalının kişisel malı olduğu görüşünden hareketle davanın reddine karar verilmiştir. Taşınmaz kooperatif üyeliği yoluyla edinildiğine göre, 01.01.2002 tarihinden itibaren davalı adına tescil edildiği, 2008 yılına kadar yapılan ödemeler, yasal edinilmiş mallara katılma döneminde yapıldığından ve davalının kişisel malı ile ödendiği ileri sürülmediğinden tasfiyeye tabi edinilmiş mal olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece kooperatif üyeliğine ilişkin üyelik kayıtları, ödemelere ilişkin kayıt ve belgeler getirtilerek, ödemelerin kim tarafından yapıldığı, mal ayrılığı rejimi döneminde yapılan ödemeler ile edinilmiş mallara katılma rejimi döneminde yapılan ödemelerin toplam ödemeye oranının belirlenmesi, bu taşınmaz üzerindeki davacının katılma alacağının usulüne uygun olarak tespit edilmesi gerekirken eksik araştırmayla davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır.

Bundan ayrı; dava konusu 3961 ada 22 parsel 28 nolu bölümün, 13.05.2005 tarihinde kullanılan 126.000 TL konut kredisiyle alındığı, ilk kredinin 22.08.2010 tarihinde kapatıldığı, bu kez Yapı Kredi Bankası’ndan 102.000 TL konut kredisi kullanıldığı, taşınmaz üzerinde Koçbank lehine 180.000 TL bedelli ipotek konulduğu ve taşınmazın alındığı sırada konut kredisi kullanıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, davalı yanca kullanılan konut kredilerine ilişkin kredi sözleşmeleri, ödeme planları getirtilmek suretiyle kredinin alındığı tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar yapılan ödemeler ile bu tarihten sonraki bakiye ödemelerin belirlenmesi, evlilik birliği içerisinde yapılan ve edinilmiş mal niteliğinde olan taksitlerin toplam taksitlere oranlanması suretiyle davacının katılma alacağının saptanması gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Davacı vekili ile davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün ( 2. ) bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda ( 1. ) bentte yazılı nedenlerle reddine, bozma nedenlerine göre taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, taraflarca HUMK’nun 388/4. ( HMK m.297/ç ) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 25,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine ve 2.656,80 TL peşin harcın da istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 16.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2015/2838 K. 2015/13321 T. 16.6.2015

BOŞANMA VE İŞTİRAK NAFAKASINA DAİR İLAMLARIN KESİNLEŞMEDEN TAKİBE KONULAMAMASI

BOŞANMA VE İŞTİRAK NAFAKASINA DAİR İLAMLARIN KESİNLEŞMEDEN TAKİBE KONULAMAMASI ( Boşanma ve İştirak Nafakasına Dair İlamın Kesinleşmeden Takibe Konulamayacağı – Maddi Manevi Tazminat İştirak Nafakası Yargılama Gideri ve Vekalet Ücretinin Tahsili İçin Başlatılan İlamlı İcra Takibinin Tümden İptaline Karar Verileceği )
• İLAMLARIN İCRASI ( Aile ve Şahsın Hukuku İle İlgili Hükümlerin Kesinleşmedikçe Takibe Konu Edilemezyeceği – İştirak Nafakasının da Aynı Kurala Tabi Olduğu/İlamın Esasının Kesinleşmesi Zorunlu Olan Hallerde Fer’ilerinin de Kesinleşmeden Takibe Konulamayacağı )
• TAKİBİN İPTALİ TALEBİ ( Boşanma ve İştirak Nafakasına Dair İlamın Kesinleşmeden Takibe Konulamayacağı – Maddi Manevi Tazminat İştirak Nafakası Yargılama Gideri ve Vekalet Ücretinin Tahsili İçin Başlatılan İlamlı İcra Takibinin Tümden İptaline Karar Verileceği )
AİLE VE ŞAHSIN HUKUKU İLE İLGİLİ HÜKÜMLERİN KESİNLEŞMEDİKÇE TAKİBE KONULAMAMASI ( İştirak Nafakası da Aynı Kurala Tabi Olup İcra Takibine Konu Edilebilmesi İçin Boşanma Hükmünün Kesinleşmesi Gerektiği – Boşanma ve İştirak Nafakasına Dair İlamın Kesinleşmeden Takibe Konulamayacağı Gerekçesiyle Takibin Tümden İptaline Karar Verileceği )
• TEMYİZİN İCRAYA ETKİSİ ( Aile ve Şahsın Hukuku İle İlgili Hükümlerin Kesinleşmedikçe Takibe Konu Edilemezyeceği – İştirak Nafakasının da Aynı Kurala Tabi Olduğu/İlamın Esasının Kesinleşmesi Zorunlu Olan Hallerde Fer’ilerinin de Kesinleşmeden Takibe Konulamayacağı )
6100/m. 367/2
ÖZET : İlamın boşanmaya ilişkin kısmı kesinleşmeden maddi manevi tazminat, iştirak nafakası, yargılama gideri ve vekalet ücretinin tahsili için ilamlı icra takibi başlatılmıştır. Borçlu İcra Mahkemesi’ne başvurusunda ilamın kesinleşmeden icra edilemeyeceğinden bahisle takibin iptalini talep etmiştir.

Aile ve şahsın hukuku ile ilgili hükümler kesinleşmedikçe takibe konu edilemez. Ayrıca, boşanma kararının “eklentisi” olan iştirak nafakası da aynı kurala tabi olup, icra takibine konu edilebilmesi için boşanma hükmünün kesinleşmesi gerekir. İlamın esasının kesinleşmesi zorunlu olan hallerde fer’ilerinin de kesinleşmeden takibe konulabilmesi mümkün değildir. Ayrıca çocuk için hükmedilen iştirak nafakası, boşanmaya ilişkin hükmün kesinleşmesi tarihinden itibaren istenilebilir hale gelecektir.

Boşanma ve iştirak nafakasına dair ilamı kesinleşmeden takibe konulamayacağı gerekçesiyle takibin tümden iptaline karar verilmesi gerekir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki temyiz eden tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire’ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Borçlu baba aleyhine boşanma davası sonucu boşanma kararı ile birlikte velayatleri anneye bırakılan müşterek çocuklar için iştirak nafakasına, maddi ve manevi tazminata hükmedilmiştir. İlamın boşanmaya ilişkin kısmı kesinleşmeden maddi manevi tazminat, iştirak nafakası, yargılama gideri ve vekalet ücretinin tahsili için ilamlı icra takibi başlatılmıştır. Borçlu İcra Mahkemesi’ne başvurusunda ilamın kesinleşmeden icra edilemeyeceğinden bahisle takibin iptalini talep etmiştir. Mahkemece boşanma ilamı kesinleşmeden takibe konulamayacağı gerekçesiyle maddi- manevi tazminat, işlemiş faizi, yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden takibin iptaline, nafakaya dair ilamın ise kesinleşmeden takibe konulabileceği gerekçesiyle bu yöndeki talebin reddine karar verilmiş, hüküm borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

HMK’nun geçici 3.maddesinin yollamasıyla uygulanması gereken HUMK’nun 443/4 ( HMK’nun 367/2. ) maddesi gereğince aile ve şahsın hukuku ile ilgili hükümler kesinleşmedikçe takibe konu edilemez. Ayrıca, boşanma kararının “eklentisi” olan iştirak nafakası da aynı kurala tabi olup, icra takibine konu edilebilmesi için boşanma hükmünün kesinleşmesi gerekir. İlamın esasının kesinleşmesi zorunlu olan hallerde fer’ilerinin de kesinleşmeden takibe konulabilmesi mümkün değildir. ( HGK 07.11.1990 tarih 1990/12-446 Esas 564 Karar ). Ayrıca çocuk için hükmedilen iştirak nafakası, boşanmaya ilişkin hükmün kesinleşmesi tarihinden itibaren istenilebilir hale gelecektir.

Bu durumda Mahkemece, boşanma ve iştirak nafakasına dair ilamı kesinleşmeden takibe konulamayacağı gerekçesiyle takibin tümden iptaline karar verilmesi gerekirken, iştirak nafakası yönünden yazılı şekilde talebin reddine karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. ( HMK m.297/ç ) ve İİK’nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 20.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2015/16421 K. 2015/18638 T. 20.10.2015

EVLİLİK BİRLİĞİ İÇERİSİNDE DAVALI ADINA ALINAN TAŞINMAZIN TAPU KAYDININ İPTALİ

EVLİLİK BİRLİĞİ İÇERİSİNDE DAVALI ADINA ALINAN TAŞINMAZIN TAPU KAYDININ İPTALİ ( Katılma Alacağına İlişkin Olarak Bir İstekte Bulunulmadığı – Davacının Mal Rejiminin Tasfiyesi Sonucunda Oluşan Hakkı Kişisel Hak Niteliğindeki Bir Alacak Hakkı Olup Mülkiyetin İstenemeyeceği/Davacı Tarafından Katılma Alacağına İlişkin Bir Talepte de Bulunulmadığına Göre Davanın Reddedileceği )
EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİNİN GEÇERLİ OLDUĞU DÖNEME YÖNELİK AÇILAN TAPU İPTALİ VE TESCİL TALEBİ ( Davacının Mal Rejiminin Tasfiyesi Sonucunda Oluşan Hakkı Kişisel Hak Niteliğindeki Bir Alacak Hakkı Olup Mülkiyetin İstenemeyeceği – Davacı Tarafından Katılma Alacağına İlişkin Bir Talepte de Bulunulmadığına Göre Davanın Reddedilmesi Gerektiği )
MAL REJİMİNİN SONA ERMESİ ( Mal Rejimi Boşanma Davasının Açıldığı Tarih İtibarıyla Sona Erdiği – Tasfiyeye Konu Taşınmazın Eşler Arasında Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Geçerli Olduğu Tarihte Satın Alındığı/Mal Rejiminin Tasfiyesinde Eşlerin Bağlı Bulunduğu Rejime İlişkin Hükümlerin Uygulanacağı )
KATKI PAYI/DEĞER ARTIŞ PAYI VE ARTIK DEĞERE KATILMA ALACAĞI HAKKI ( Mal Rejimi Sona Erdiğinde Eşlerin ya da Mirasçılarının Tasfiye Davası Sonucunda Katkı Payı Değer Artış Payı ve Artık Değere Katılma Alacak Hakları Doğacağı – Kural Olarak Eşlerden Birine Ait Mal Varlığında Diğer Tarafın Mülkiyet veya Başka Ayni Hak Talebi Söz Konusu Olamayacağı )
4721/m. 179, 202, 225, 226, 227, 231, 236
YİBGK, E. 1953/8, K. 1953/7, T. 7.10.1953

ÖZET : Davacı, evlilik birliği içinde davalı adına alınan taşınmazın tapu kaydının iptali ile kendi adına tescil edilmesini talep ve dava etmiştir.

İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu döneme yönelik olarak açılan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacı tarafça dava dilekçesinde taşınmazın kaydının iptali talep edilmiş, katılma alacağına ilişkin olarak bir istekte bulunulmamıştır.

Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir. Tasfiyeye konu taşınmaz, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu tarihte satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır.

Mal rejimi sona erdiğinde eşlerin ya da mirasçılarının tasfiye davası sonucunda katkı payı, değer artış payı ve artık değere katılma alacak hakları doğar. Kural olarak, eşlerden birine ait mal varlığında, diğer tarafın mülkiyet veya başka ayni hak talebi söz konusu olamaz. Mal rejiminin tasfiyesi isteğinde bulunan eşe ya da mirasçılarına tanınan hak ayni olmayıp, şahsi alacak hakkıdır. Borcun ayın olarak ödenmesi borçlu eşe tanınmış bir haktır. Tasfiye alacaklısı ayrık durumlar hariç ayni hak isteğinde bulunamaz, ancak borçlu eş isterse, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin dava sonuçlanıncaya kadar borcunu ayın olarak ödemeyi kabul edebilir.

Davacının mal rejiminin tasfiyesi sonucunda oluşan hakkı kişisel hak niteliğindeki bir alacak hakkı olup, ayın ( mülkiyet ) istenemeyeceğinden; davacı tarafından katılma alacağına ilişkin bir talepte de bulunulmadığına göre, davanın bu gerekçeyle reddi gerekir.

DAVA : Y. K. ile F. K. aralarındaki katılma alacağı, tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Ankara 11. Aile Mahkemesi’nden verilen 07.04.2015 gün ve 822/560 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, evlilik birliği içinde davalı adına alınan taşınmazın tapu kaydının iptali ile kendi adına tescil edilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının taşınmazı sadece kendi geliri ile almadığını, davacının şirketinden satın alındığını, gerçekte şirkete para ödenmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, dava konusu taşınmazın davacı tarafından davalıya bağışlandığı, davalının kişisel malı niteliğinde olduğu ve davacının ancak alacak talebinde bulunabileceği, taşınmazın aynına yönelik talebin dinlenmeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir ( 6100 sayılı HMK m. 33 ). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, Türk Medeni Kanun’un 202. vd maddeleri gereğince edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu döneme yönelik olarak açılan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacı tarafça dava dilekçesinde taşınmazın kaydının iptali talep edilmiş, katılma alacağına ilişkin olarak bir istekte bulunulmamıştır.

Somut olaya gelince; eşler, 19.12.2003 tarihinde evlenmiş, 27.06.2012 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir ( TMK m. 225 /son ). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı ( 743 sayılı TKM m. 170 ), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir ( 4722 sayılı yasanın m. 10, TMK m. 202/1 ). Tasfiyeye konu taşınmaz, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 31.10.2006 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır ( TMK m. 179 ).

Mal rejimi sona erdiğinde eşlerin ya da mirasçılarının tasfiye davası sonucunda katkı payı, değer artış payı ve artık değere katılma alacak hakları doğar. Kural olarak, eşlerden birine ait mal varlığında, diğer tarafın mülkiyet veya başka ayni hak talebi söz konusu olamaz. Mal rejiminin tasfiyesi isteğinde bulunan eşe ya da mirasçılarına tanınan hak ayni olmayıp, şahsi alacak hakkıdır ( 07.10.1953 gün 8/7 YİBK, 4721 sayılı TMK’nun m. 227/1, 231, 236/1 ). TMK’nun m. 239/1. fıkrasında; “katılma alacağı ve değer artış payı ayın veya para olarak ödenebilir…” denilmektedir. 226/3. madde de ise “Eşler karşılıklı borçları ile ilgili düzenleme yapabilirler” hükmüne yer verilmiştir. Anılan kanuni düzenlemelerden de anlaşılacağı gibi, borcun ayın olarak ödenmesi borçlu eşe tanınmış bir haktır. Başka bir anlatımla, tasfiye alacaklısı ayrık durumlar hariç ayni hak isteğinde bulunamaz, ancak borçlu eş isterse, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin dava sonuçlanıncaya kadar borcunu ayın olarak ödemeyi kabul edebilir.

Açıklanan bu kuralın istisnaları 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 226/2. maddesinde ( alacaklı eşin tasfiyeye konu paylı malda üstün yararını kanıtlaması ) ve 240. maddesinde ( aile konutu veya eşyanın söz konusu olması ) tahdidi olarak belirtilmiştir. Temyize konu davadaki somut olayda açıklanan istisnai durumlar mevcut değildir.

Mahkemece, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş ise de; 07.10.1953 tarih ve 1953/8, 1953/7 sayılı YİBK Hukuk Bölümü Kararı uyarınca; davacının mal rejiminin tasfiyesi sonucunda oluşan hakkı kişisel hak niteliğindeki bir alacak hakkı olup, ayın ( mülkiyet ) istenemeyeceğinden; davacı vekili tarafından katılma alacağına ilişkin bir talepte de bulunulmadığına göre, davanın bu gerekçeyle reddi gerekirken; yazılı gerekçeyle karar verilmesi doğru değilse de, ret hükmü sonuç itibariyle doğru olduğundan, yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. ( HMK m.297/ç ) ve HUMK’nun 440/1 maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunabileceğine ve 27,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubuna, 09.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2015/11537 K.  2015/20072 T. 9.11.2015

EVLİLİK ÖNCESİ ALINAN DAİRENİN ÖDEMELERİNE EVLİLİK İÇİNDE DE DEVAM EDİLMESİ

EVLİLİK ÖNCESİ ALINAN DAİRENİN ÖDEMELERİNE EVLİLİK İÇİNDE DE DEVAM EDİLMESİ ( Davalının Daireyi Davacının Hak İsteyebileceği Endişesiyle Üçüncü Kişilere Devrettiği/Dairenin Bedelinin Yarısının Dava Tarihinden Geçerli Yasal Faizi İle Davalıdan Tahsili – Davaya Aile Mahkemesi Sıfatıyla Bakılması Gerektiği )
• GÖREV ( Evlilik Öncesi Alınan Dairenin Ödemelerine Evlilik İçinde de Devam Edilmesi/Davalının Daireyi Davacının Hak İsteyebileceği Endişesiyle Üçüncü Kişilere Devrettiği – Dairenin Bedelinin Yarısının Davalından Tahsili/Davaya Aile Mahkemesi Sıfatıyla Bakılacağı )
EVLİLİK İÇİNDE ÖDEMELERİ DEVAM EDEN DAİRENİN BEDELİNİN YARISININ DAVALIDAN TAHSİLİ İSTEMİ ( Davalının Daireyi Davacının Hak İsteyebileceği Endişesiyle Üçüncü Kişilere Devrettiği/Dairenin Bedelinin Yarısının Dava Tarihinden Geçerli Yasal Faizi İle Davalıdan Tahsili – Davaya Aile Mahkemesi Sıfatıyla Bakılması Gerektiği )
4787/m.4
ÖZET : Davacı, evlilik öncesi davalının üyesi olduğu ancak ödemeleri evlilik içinde de devam eden kooperatiften edindiği. ada.. parseldeki .. numaralı daireyi davacının hak isteyebileceği endişesiyle üçüncü kişilere devrettiğini, bu dairede kendisinin de hakkı bulunduğunu açıklayarak tespit dosyası ile tespit ettirdiği dairenin bedelinin yarısının dava tarihinden geçerli yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Görev, kamu düzenine ilişkin olmakla yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözönünde bulundurulur. Mahkemece, niteliği dikkate alınarak davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken, yazılı şekilde Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatı ile yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

DAVA : G. S. ile M. K. aralarındaki tazminat davasının kısmen kabulüne dair Keşan 2. Hukuk Mahkemesi’nden verilen 25.12.2012 gün ve .. sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davacı tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 10.11.2015 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü taraflardan kimse gelmediğinden incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildi. Temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı G., evlilik öncesi davalının üyesi olduğu ancak ödemeleri evlilik içinde de devam eden kooperatiften edindiği. ada.. parseldeki .. numaralı daireyi davacının hak isteyebileceği endişesiyle üçüncü kişilere devrettiğini, bu dairede kendisinin de hakkı bulunduğunu açıklayarak tespit dosyası ile tespit ettirdiği dairenin bedelinin yarısı olan 35.318 TL’nin dava tarihinden geçerli yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı M. mirasçıları vekili, davalının evlilik öncesi üyesi olduğu Kooperatife yapılan ödemelerin hemen hemen evlilik tarihine kadar tamamlandığını, davacının hakkı olmadığını, davalının ihtiyacı sebebiyle devir yaptığını açıklayarak reddi savunmuştur.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 5.603,85 TL’nin dava tarihinden geçerli yasal faizi ile davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin isteğin reddine karar verilmesi üzerine hüküm, davacı G. tarafından temyiz edilmiştir.

Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir ( 6100 sayılı HMK’nun 33 m ). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, katkı payı ve katılma alacağı isteğine ilişkindir.

4787 sayılı Aile Mahkemeleri’nin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 5133 sayılı Kanunla değişik 4. maddesi; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ikinci kitabından üçüncü kısım hariç olmak üzere aile hukukundan ( TMK’nun 118-395 m ) kaynaklanan bütün davaların Aile Mahkemesi’nde bakılacağını hükme bağlamıştır. Aile Mahkemesi kurulmayan yerlerde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde davanın Aile Mahkemesi sıfatı ile görülüp karara bağlanması gerekir ( H.G.K 16.11.2005 tarih ve 2/673-617 sayılı kararı ). Görev, kamu düzenine ilişkin olmakla yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözönünde bulundurulur. Bu açıklamalar karşısında mahkemece, niteliği dikkate alınarak davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken, yazılı şekilde Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatı ile yargılamaya devam edilerek hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenle davacı G.’nün temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre işin esasına yönelen temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’nun 388/4. ( HMK m.297/ç ) ve HUMK’nun 440/1 maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 27,70 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 10.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2015/15539 K. 2015/20137 T. 10.11.2015

Artık Değere Katılma Alacağı Davası

ARTIK DEĞERE KATILMA ALACAĞI DAVASI ( Tasfiyeye Konu Taşınmaz Mevcut ve Edinilmiş Mal Kabul Edilerek Devir Tarihindeki Sürüm Değeri Olarak Belirlenen Bedel Üzerinden Davacı Lehine Katılma Alacağına Hükmedilmesi Gerektiği )
MAL REJİMİNİN TASFİYESİ ( Taşınmazın Boşanma Dava Tarihinden Kısa Bir Süre Önce Üçüncü Kişiye Satılarak Devir Edilmişse de Tasfiyede Dikkate Alınması Gerektiği – Tasfiyeye Konu Taşınmaz Mevcut ve Edinilmiş Mal Kabul Edilmesi Gerektiği )
BOŞANMADAN KISA SÜRE ÖNCE TASFİYEYE KONU TAŞINMAZIN DEVRİ ( Tasfiyede Dikkate Alınması Gerektiği – Tasfiyeye Konu Taşınmaz Mevcut ve Edinilmiş Mal Kabul Edilerek Devir Tarihindeki Sürüm Değeri Olarak Belirlenen Bedel Üzerinden Davacı Lehine Katılma Alacağına Hükmedilmesi Gerektiği )
EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİ ( Boşanma Dava Tarihinden Kısa Bir Süre Önce Üçüncü Kişiye Satılarak Devir Edilen Tasfiyeye Konu Taşınmazın Mevcut ve Edinilmiş Mal Kabul Edilmesi Gerektiği – Artık Değere Katılma Alacağı Davası )
4721/m.229,235/2
ÖZET : Dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir. Tasfiyeye konu taşınmazın boşanma dava tarihinden kısa bir süre önce 3. kişiye satılarak devir edilmişse de, TMK’nun 229. maddesi gereğince tasfiyede dikkate alınması gerekir. Bu durumda mahkemece tasfiyeye konu taşınmaz mevcut ve edinilmiş mal kabul edilerek TMK’nun 235/2.maddesi uyarınca devir tarihindeki sürüm değeri olarak belirlenen bedel üzerinden davacı lehine katılma alacağına hükmedilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle ve hukuki dayanağı olmayan hesaplama yöntemi ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

DAVA : D. T. ( L. ) ve F. T. aralarındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasının kısmen kabulüne ve kısme reddine dair Bakırköy 2. Aile Mahkemesi’nden verilen 31.10.2013 gün ve 1024/834 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı D. vekili, boşanma davasına karşı dava olarak açılan ve tefrik edilen davada, evlilik birliği içerisinde edinilen 2438 parsel 11 nolu bağımsız bölüm nedeniyle 85.000-TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı F. vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 20.000-TL’nin davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir ( 6100 sayılı HMK.nın 33. m ). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.

Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden ( TMK 229.m ) ve denkleştirmeden ( TMK 230.m ) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının ( TMK 219.m ) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin ( TMK 231.m ) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır ( TMK 236/1.m ). Katılma alacağı Yasa’dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.

Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm ( rayiç ) değerleri esas alınır ( TMK 227/1, 228/1, 232 ve 235/1. m ). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.

Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir ( TMK 222. m ).

Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde, artık diğere katılma alacak miktarı hesaplanırken “eklenecek değerler” göz önünde bulundurulur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 229. maddesine göre; eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar ile mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler mal rejiminin sona erdiği anda mevcutmuş gibi tasfiyeye dahil edilir. Mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Bu durumda, üçüncü kişi aleyhine sonradan aynı kanunun 241. maddesine göre alacak davası açıldığında 229. maddedeki kazandırma veya devir koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği yeniden araştırma konusu yapılmayacaktır.

Bu tür uyuşmazlıklarda; öncelikle, davalı eş tarafından 229. madde sayılan amaç ve doğrultuda kazandırma veya devrin yapılıp yapılmadığı araştırılıp belirlenmelidir. Mahkemece, karşılıksız kazandırma veya devrin yapıldığının anlaşılması durumunda, söz konusu mal mevcut kabul edilerek yapılan hesaplamada davacı tarafın katılma alacak hakkının olup olmadığı, varsa miktarı saptanarak davalı eşten tahsili yönünde hüküm kurulmalıdır. Tasfiyede devredilen malvarlığının devir tarihindeki değeri esas alınır ( TMK’nun 235/2. m ).

Somut olaya gelince; eşler, 17.06.2007 tarihinde evlenmiş, 21.11.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir ( TMK 225 /son ). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir ( 4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m ). Tasfiyeye konu 11 nolu bağımsız bölüm, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 03.07.2008 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiş, daha sonra 14.11.2011 tarihinde 3.kişiye satılarak devredilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır ( TMK 179.m ).

1- ) Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, TMK’nun 222 /son maddesine göre bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edildiğine, davalı tarafın kişisel mal savunması dosya kapsamına göre kanıtlanamadığına, tasfiyeye konu taşınmaz edinilmiş mal niteliğinde bulunduğuna göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine,

2- ) Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca tasfiyeye konu taşınmazın boşanma dava tarihinden kısa bir süre önce 14.11.2011 tarihinde 3. kişiye satılarak devir edilmişse de, TMK’nun 229. maddesi gereğince tasfiyede dikkate alınması gerekir. Bu durumda mahkemece tasfiyeye konu taşınmaz mevcut ve edinilmiş mal kabul edilerek TMK’nun 235/2.maddesi uyarınca devir tarihindeki sürüm ( rayiç ) değeri olarak belirlenen bedel üzerinden davacı lehine katılma alacağına hükmedilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle ve hukuki dayanağı olmayan hesaplama yöntemi ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda ( 1. ) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine, davacı vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarının yukarıda ( 2. ) nolu bentte gösterilen nedenlerle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,taraflarca HUMK’nun 388/4. ( HMK m.297/ç ) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 341,50 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine ve 365,80 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 11.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2015/18313 K. 2015/20162 T. 11.11.2015

Kişisel Mal İddiasının Kanıtlanamaması Halinde Prosedür

KATILMA ALACAĞI DAVASI ( Dava Konusu Parseldeki Davalı Eş Adına Kayıtlı Payın Edinilmiş Mal Niteliğinde Olduğu Kabul Edilerek Davacı Eşin Artık Değere Katılma Alacağının Usulüne Uygun Bir Biçimde Hesaplanması İçin Gerekli İşlemlerin Yürütülmesi ve Gerçekleşecek Sonuca Göre Bir Karar Verilmesi Gerektiği )
MAL REJİMİNİN TASFİYESİ ( Eşlerin Bağlı Bulunduğu Rejime İlişkin Hükümlerin Uygulanacağı – Taşınmaz Eşler Arasında Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Geçerli Olduğu Tarihlerde Satın Alınarak Davalı Eş Adına Tescil Edildiği Gözetilerek Sonuca Gidilmesi Gerektiği )
EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİ ( Kişisel Mal İddiası Kanıtlanamaması Sebebiyle Taşınmazdaki Davalı Eş Adına Kayıtlı Payın Edinilmiş Mal Niteliğinde Olduğu Kabul Edilerek Davacı Eşin Artık Değere Katılma Alacağının Usulüne Uygun Bir Biçimde Hesaplanması İçin Gerekli İşlemlerin Yürütülmesi Gerektiği )
KİŞİSEL MAL ( Toplanan Tüm Delillerin İçeriğine Özellikle Davalının Dilekçesindeki Parseli Kendi Birikimi İle Edindiği Yönündeki Açık Beyanı Karşısında Taşınmazın Kişisel Malı İle Edindiği Yönündeki Davalı Savunmasının Kanıtlanamadığı )
4721/m.179,229,230,231
ÖZET : Dava, katılma alacağı istemine ilişkindir. Taşınmaz eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu tarihlerde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. Davalı eş dava konusu taşınmazın adına kayıtlı paylarını, miras bırakanlarından kalan malların satılması sonucu gelen parayı kullanarak iktisap ettiğini, diğer deyişle kişisel malı ile satın aldığını, bu nedenle tasfiyeye tabi tutulamayacağını ileri sürmüştür. Ne var ki, toplanan tüm delillerin içeriğine, özellikle davalının dilekçesindeki parseli kendi birikimi ile edindiği yönündeki açık beyanı karşısında; taşınmazın kişisel malı ile edindiği yönündeki davalı savunması kanıtlanamamıştır. O halde, dava konusu parseldeki davalı eş adına kayıtlı payın “edinilmiş mal” niteliğinde olduğu kabul edilerek; davacı eşin artık değere katılma alacağının usulüne uygun bir biçimde hesaplanması için gerekli işlemlerin yürütülmesi ve gerçekleşecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; mahkemece, talebin reddine karar verilmiş olması isabetsizdir.

DAVA : T. Y. ile Ş. K. aralarındaki katılma alacağı davasının reddine dair Adana 6. Aile Mahkemesi’nden verilen 15.01.2013 gün ve 1033/52 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili evlilik birliği içerisinde edinilen taşınmazlarda vekil edeninin yarı oranında hakkı bulunduğunu açıklayarak … Köyü’nde bulunan iki adet tarlanın her biri için ayrı ayrı 12.500 TL, .. Köyü’ndeki tarla için de 3000 TL nin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, daha sonra davacı vekili tarafından sunulan 02.01.2013 tarihli dilekçe ile ve değişik tarihlerdeki yargılama oturumlarında alınan imzalı beyanlarında talebinin sadece Suluca köyündeki 463 parsel sayılı taşınmaza yönelik bulunduğunu, diğer taşınmazlar yönünden herhangi bir talebinin bulunmadığını bildirmiştir.

Davalı vekili, dava konusu taşınmazları, vekil edenine babasından, dedesinden kalan miras yoluyla kalan malların satışı ile gelen para ile edinmiş olduğunu, kişisel malları niteliğinde bulunduğunu bu nedenle tasfiyeye tabi tutulamayacağını cevap dilekçesinde bildirmiş, daha sonraki 18.06.2012 tarihli imzalı dilekçesinde ise, 463 parsel sayılı taşınmazı kendi birikimi ile edindiğini açıklamış, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın, dava konusu 463 parsel sayılı taşınmaz yönünden davacının katkısının kanıtlanamadığı, davalıya mirasen kalan malı olduğu gerekçesiyle, diğer taşınmazlar yönünden ise davacının alacak talebinden vazgeçtiği sebebiyle reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz dilekçesinin kapsamına göre temyiz isteği dava konusu 463 parsel sayılı taşınmaza yöneliktir.

Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir ( 6100 sayılı HMK.nın 33. m ). iddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.

Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacağı hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden ( TMK 229.m ) ve denkleştirmeden ( TMK 230.m ) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının ( TMK 219.m ) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin ( TMK 231.m ) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır ( TMK 236/1.m ). Katılma alacağı Yasa’dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.

Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm ( rayiç ) değerleri, diğer deyişle tasfiyeye yönelik açılan davanın karar tarihine en yakın sürüm değeri esas alınır ( TMK 227/1, 228/1, 232 ve 235/1. m ). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.

Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir ( TMK 222. m ).

Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.

Somut olaya gelince; eşler, 25.12.1993 tarihinde evlenmiş, 29.6.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir ( TMK 225 /son ). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı ( 743 sayılı TKM 170.m ), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir ( 4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m ). Tasfiyeye konu 463 parsel 3.kişiler adına paylı olarak kayıtlı iken davalı eş 87/1177 oranındaki payı 13.02.2007 tarihinde, 87/1177 oranındaki payı ise 20.03.2007 tarihinde tapudan satın ve devralmıştır. Şu durumda taşınmaz eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu tarihlerde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır ( TMK 179.m ).

Mahkemece, dava konusu 463 parsel sayılı taşınmaz yönünden yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ise de; varılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Davalı eş dava konusu 463 parsel sayılı taşınmazın adına kayıtlı paylarını, miras bırakanlarından kalan malların satılması sonucu gelen parayı kullanarak iktisap ettiğini, diğer deyişle kişisel malı ile satın aldığını, bu nedenle tasfiyeye tabi tutulamayacağını ileri sürmüştür. Ne var ki, toplanan tüm delillerin içeriğine, özellikle davalının 18.06.2012 tarihli dilekçesindeki 463 parseli kendi birikimi ile edindiği yönündeki açık beyanı karşısında; taşınmazın kişisel malı ile edindiği yönündeki davalı savunması kanıtlanamamıştır. O halde, dava konusu 463 parseldeki davalı eş adına kayıtlı toplam 174/1177 oranındaki payın “edinilmiş mal” niteliğinde olduğu kabul edilerek; davacı eşin artık değere katılma alacağının yukarıda açıklanan esaslar çerçevesinde usulüne uygun bir biçimde hesaplanması için gerekli işlemlerin yürütülmesi ve gerçekleşecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; mahkemece, yazılı gerekçe ile 463 parsel yönünden de talebin reddine karar verilmiş olması isabetsiz olmuş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan sebeple, yerinde olduğundan kabulüyle hükmün dava konusu 463 parsel yönünden 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. ( HMK m.297/ç ) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 19.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2015/18964 K. 2015/20712 T. 19.11.2015

Eşine Fiziksel Şiddet Uygulayan Kadının Boşanmada Kusur Oranı

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2015/24417 K. 2015/24838 T. 23.12.2015
• BOŞANMA DAVASINDA TARAFLARIN KUSUR ORANI ( Erkek Ağır Kusurlu Kabul Edilmişse De Kadının Da Eşine Fiziksel Şiddet Uyguladığı ve Hakkında Açılan Ceza Davasında Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına Karar Verildiği – Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasında Ve Boşanmaya Sebep Olan Hadiselerde Tarafların Eşit Kusurlu Olduklarının Kabulü İle Tazminat İsteminin Reddine Karar Verileceği )
• DAVACI KADININ EŞİNE FİZİKSEL ŞİDDET UYGULAMASI ( Kadın Hakkında Açılan Ceza Davasında Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına Karar Verildiği/Tarafların Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasında Ve Boşanmaya Sebep Olan Hadiselerde Eşit Kusurlu Olduklarından Bahisle Tazminat İsteminin Reddedilmesi Gerektiği )
• MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ ( Eşit Kusurlu Eş Yararına Tazminata Hükmedilemeyeceği – Erkeğin Kusurunun Yanında Kadının Da Eşine Fiziksel Şiddet Uyguladığının Sabit Olduğu/Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasında Ve Boşanmaya Sebep Olan Hadiselerde Tarafların Eşit Kusurlu Oldukları/Kadın Lehine Maddi Ve Manevi Tazminata Hükmedilmesinin İsabetsizliği )
• EŞİT KUSUR ( Kadının Eşine Fiziksel Şiddet De Uyguladığı ve Açılan Ceza Davasında Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına Karar Verildiği/Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasında Ve Boşanmaya Sebep Olan Hadiselerde Tarafların Eşit Kusurlu Oldukları – Eşit Kusurlu Eş Yararına Tazminata Hükmedilmemesi Gerektiği )
4721/m. 174
ÖZET : Mahkemece; davacı-davalı erkeğin ağır kusurlu olduğu kabul edilmiş, buna bağlı olarak davalı-davacı kadın yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmişse de mahkemece kabul edilen kusurların yanında davalı-davacı kadının eşine fiziksel şiddet de uyguladığı, açılan ceza davasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Tarafların gerçekleşen kusurlu davranışları dikkate alındığında, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında ve boşanmaya sebep olan hadiselerde tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Eşit kusurlu eş yararına tazminata hükmedilemez.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı erkek tarafından, kusur belirlemesi, nafakalar, velayet, kadın lehine hükmedilen tazminatlar ve reddedilen tazminat istekleri yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 19.10.2015 günü temyiz eden davalı-davacı K. B. vekili ve karşı taraf davalı-davacı N. B. vekili geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-davalı erkeğin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2- )Mahkemece; davacı-davalı erkeğin ağır kusurlu olduğu kabul edilmiş, buna bağlı olarak davalı-davacı kadın yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmiştir. Oysa; yapılan yargılama ve toplanan delillerden; tarafların mahkemece kabul edilen kusurlarının yanında davalı-davacı kadının eşine fiziksel şiddet de uyguladığı, açılan ceza davasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Tarafların gerçekleşen kusurlu davranışları dikkate alındığında, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında ve boşanmaya sebep olan hadiselerde tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Eşit kusurlu eş yararına tazminata hükmedilemez. Hal böyle iken mahkemece davacı-davalı erkeğin ağır kusurlu kabul edilmesi ve bunun sonucu olarak, davalı-davacı kadın lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, duruşma için takdir olunan 1.100.00 TL vekalet ücretinin N.’den alınıp K.’e verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Aldatan Eş Tazminat

Aldatan eşten tazminat istenebilir mi?

Boşanma davalarının bir kaç sonucu vardır. Bunlardan en tabii olanı evlilik birliğinin sona ermesidir.

Evlilik birliği, eşlerin kusuru olmadan da bitebilir, bunu eşler çoğu zaman örneğin “aramızdaki sevgi, saygı bitti”, “eşimi kardeşim gibi görüyorum” şeklinde tarif etmektedirler.

Bunun yanında evlilik birliği eşlerden birinin yahut her ikisinin kusurlu davranışları ile de bitebilir.

Örneğin, bir eşin diğerine hakaret etmesi, tehdit etmesi, fiziksel, ekonomik, sosyal şiddet uygulaması halleri eşin kusurlu davranışları olarak sayılmaktadır.

“Boşanma davasının açılmasına neden olan olaylarda bir eşin kusurunun diğer eşin kusurundan daha fazla olması halinde maddi ve manevi tazminat ödenmesine de karar verilir.”

Tazminatın miktarı, eşlerin kaç yıldır evli olduklarına, çocuk sayılarına, ekonomik ve sosyal durumlarına göre belirlenmektedir.

15400-2

Aldatma nedeniyle eşin birlikte olduğu kişiden de tazminat istenebilir mi?

Eşin aldatması, cinsel ve/veya duygusal bir birliktelik yaşaması anlamına gelmektedir. Bu aldatma nedeniyle evlilik sarsılır ve eşin birlikte olduğu kişi “yuva yıkan” olarak görülür.

Bu nedenle, aldatma nedeniyle açılan boşanma davalarında, en büyük istek, eşin birlikte olduğu kişiye karşı da bir şeylerin yapılmasıdır.

Bunun için tazminat davası açılıp açılmayacağı önemli ve aldatılmış eşin içini ferahlatmaya yönelik bir davadır.

Yargıtay da bu ve buna benzer gerekçelerle, önceki yıllarda eşin birlikte olduğu kişiye karşı da dava açılabileceğini kabul etmekteydi. Ancak, Yargıtay 2015 yılında görüş değiştirmiştir ve bu yeni görüşüne göre, eşin birlikte olduğu kişiye karşı açılacak tazminat davalarının reddine karar verilmektedir.

Aldatan kadın tazminat alabilir mi?

Aldatan eşin kadın ya da erkek olması, boşanma davaları yönünden önem taşımaz. Çünkü kadın ve erkek arasındaki eşitlik, 2002 yılında Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişiklikle kabul edilmiştir.

Bu nedenle, aldatan eşin cinsiyetine bakılmaz.

Aldatma, özel bir boşanma sebebidir ve Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinde “zina sebebiyle boşanma” olarak özel bir maddeye bağlanmıştır.

Öyle ki, bu madde, kanunda ilk sayılan boşanma sebebidir. Diğer sebepler bu maddeden sonra sayılmıştır. Örneğin terk, 164. maddede, şiddetli geçimsizlik (evlilik birliğinin temelinden sarsılması) 166. maddede sayılmıştır. Eşlerin fiili olarak ayrı yaşamaları ise en sonda yer alan kanun maddesidir.

Bu sebeplerle, kanun koyucu, aldatma fiilinin Türk aile yapısı bakımından özel bir yeri olduğunu ve boşanma davasının açılmasında en ağır fiil olduğunu düşünmüştür. Eşe pek fena muamele dahi, aldatmadan sonra düzenlenmiştir.

Bu sebeple, aldatan kadın ya da aldatan kocanın eşinden tazminat alması söz konusu olmaz. Ancak, buna rağmen, aldattığı sabit kadın lehine kazandığım bir tazminat kararı Yargıtayca da onanmıştır. (Bu kararın gerekçesinin bir kısmı, hukuki açıdan diğer davalara da emsal değeri taşımaktadır.) Her dosyanın hukuki durumu birbirinden farklıdır, bu nedenle aldatan kadın tazminat kazanamaz denemeyeceği gibi tazminat kazanabilir de denemez.

Eşi Küçümsemek Boşanma Sebebidir

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2012/6805 K. 2013/8276 T. 26.3.2013

• BOŞANMA DAVASI ( Boşanmaya Sebep Olan Olaylarda Davacı Kadının Daha Ağır Kusurlu Olmadığı/Her Hangi Bir Geliri ve Malvarlığının Bulunmadığı/Boşanma Yüzünden Yoksulluğa Düşeceği – Davacı Kadın Yararına Geçimi İçin Uygun Miktarda Yoksulluk Nafakası Takdiri Gerektiği )
• YOKSULLUK NAFAKASI ( Boşanma Davası – Boşanmaya Sebep Olan Olaylarda Davacı Kadının Daha Ağır Kusurlu Olmadığı/Her Hangi Bir Geliri ve Malvarlığı Bulunmayıp Boşanma Yüzünden Yoksulluğa Düşeceğinden Davacı Kadın Yararına Geçimi İçin Uygun Miktarda Yoksulluk Nafakası Takdiri Gerektiği )
• KUSUR ( Boşanmaya Sebep Olan Olaylarda Davacı Kadının Daha Ağır Kusurlu Olmadığı/Her Hangi Bir Geliri ve Malvarlığının Bulunmadığı/Boşanma Yüzünden Yoksulluğa Düşeceği – Davacı Kadın Yararına Geçimi İçin Uygun Miktarda Yoksulluk Nafakası Takdiri Gerektiği )
4721/m.175
ÖZET : Dava, boşanma istemine ilişkindir. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. Toplanan delillerle, boşanmaya sebep olan olaylarda davacı kadının daha ağır kusurlu olmadığı, her hangi bir geliri ve malvarlığının bulunmadığı, boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği gerçekleşmiştir. O halde, davacı kadın yararına geçimi için uygun miktarda yoksulluk nafakası takdiri gerekirken isteğin reddi doğru görülmemiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı kadın tarafından; kusur tespiti, manevi tazminat ve iştirak nafakasının miktarı, davalı koca tarafından ise; kusur tespiti, boşanma davasının ferileri yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 26.3.2013 günü duruşmalı temyiz eden davacı Ç. K. ile vekili ve karşı taraf temyiz eden davalı N. K. vekili geldiler. Lüzum üzeri davalı vekilinden soruldu: Biz hükmün boşanmaya dair bölümünü temyiz etmedik, temyiz isteğimiz kusur belirlemesi ve boşanmanın feri ileri ne yöneliktir. Dilekçemizi bu şekilde açıklıyoruz dedi. Beyanı okundu imzası alındı. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : 1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle boşanmaya sebep olan olaylarda taraflar eşit kusurlu kabul edilmiş ise de, yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, davacı kadının eşine hakaret ettiği ve küçümsediği, buna karşılık davalı kocanın da eşine fiziksel ve ekonomik şiddet uyguladığı, birlik görevlerini yerine getirmediği, gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya neden olan olaylarda davalı kocanın daha ağır kusurlu olduğunun kabulü gerektiğinin anlaşılmasına göre, davalı kocanın tüm, davacı kadının ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2- )Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. ( T.M.K.m.175 ) Toplanan delillerle, boşanmaya sebep olan olaylarda davacı kadının daha ağır kusurlu olmadığı, her hangi bir geliri ve malvarlığının bulunmadığı, boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği gerçekleşmiştir. O halde, davacı kadın yararına geçimi için uygun miktarda yoksulluk nafakası takdiri gerekirken isteğin reddi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda 2. bentte gösterilen sebeple yoksulluk nafakası yönünden BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan bölümlerinin ise yukarda 1. bentte açıklanan sebeple ONANMASINA, duruşma için taktir olunan 990 TL. vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, aşağıda yazılı temyiz ilam harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 103.50 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatıran davacıya iadesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle, 26.03.2013 tarihinde karar verildi.

Eşe Tükürmek Boşanma Sebebidir

T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 1996/2-752 K. 1996/863 T. 4.12.1996

• BOŞANMA ( Kadının evi terki alışkanlık haline getirmesi )
• KADININ EVİ TERKİ ALIŞKANLIK HALİNE GETİRMESİ
743/m.134
ÖZET: Kadının evi terk etmeyi alışkanlık haline getimıesi, her sefe-rinde aracılarla eve dönmesi, son def’a evi terkinde kendisini da- vete giden kayınvalidesinin yüzüne ve tükürmesi, evlilik birliğinin temelindcn sarsıldığının kabulüne yeterlidir.

DAVA : Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonundaki; Ankara Asliye 16. Hukuk Mahkemesince da-vanın reddine dair verilen 4.12.1995 gün ve 1995 ( 211- 963 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 2. Hukuk Dalreslnln 25.3.1996 gün ve 1996/2376-3040 sa-yılı llâmı;

( … Davalının sık sık evi terk etmeği alışkanlık haline getirdiği, her seferinde aracılarla eve döndüğü evi terk etmesinin haklı bir nedene dayanmadığı, son defa evi terk etmiş olması nedeniyle kendisini eve getirmeye giden kayın validesinin yüzüne tükürüp, seni de kocamı da »istemiyorum dediği evliliği yürütemiyeceğini açıkladığı anlaşılmaktadır. Davalı tutum ve davranışlarıyla oluşturduğu birikimi davacı koca yönünden evlilik birliğini temelinden sarsmıştır. Ayrıca davalının son olarak açığa vurduğu davranışı dahi evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının kabulüne yeterlidir. Açıklanan deliller karşısında boşanmaya karar verilmemesi doğru bulunmamıştır… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle ye-niden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.