Etiket arşivi: boşanma avukatı arıyorum

Anlaşmalı Boşanma mı Çekişmeli Boşanma mı?

Boşanmaya karar verildikten sonra, üzerinde düşünülmesi gereken diğer bir konu da boşanmanın nasıl gerçekleştirileceğidir.

Bazı durumlarda eşlerden sadece biri boşanmaya yanaşırken, diğeri boşanmayı istemeyebilir. Bunun nedenleri eşini sevmesi olabileceği gibi ortak çocuklar, mali bağımlılıklar ya da boşanma nedeniyle uğrayacağını düşündüğü maddi kayıplar, çevresel baskılar vb. de olabilir.

Bu nedenlerle, anlaşmalı boşanma ya da çekişmeli boşanmanın farklılıklarının bilinmesi gerekir: Anlaşmalı Boşanma mı Çekişmeli Boşanma mı? yazısına devam et

Anlaşmalı Boşanma Ne Kadar Sürer?

Anlaşmalı boşanma davaları, eşlerin birlikte başvurdukları yahut bir eşin açtığı davadaki taleplerin diğer eş tarafından da kabul edildiği davalardır.

Anlaşmalı boşanma davaları bu nedenle uygulamada diğer boşanma davalarından farklı usule tabi tutulmaktadır.

Anlaşmalı Boşanma Ne Kadar Sürer? yazısına devam et

Aldatma Nedeniyle Boşanma Davası Nasıl Açılır?

TMK md.161 : “Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur”

Kanun zinadan ne anlaşılması gerektiğini belirtmemektedir. Genel olarak zina, evli bir erkeğin karısından başka bir kadınla veya evli bir kadının kocasından başka bir erkekle isteyerek cinsel ilişkide bulunması olarak tanımlanmaktadır.

Zina kusura dayalı bir boşanma sebebi olduğu gibi, aynı zamanda mutlak boşanma sebebidir. Bu nedenle hakim ortak hayatın diğer eş için çekilmez hale gelmiş olup olmadığını araştırmaksızın boşanma kararı verebilir.

1. Bir Fiilin Zina Sayılmasının Şartları 

a. Evlilik İlişkisinin Bulunması 

Eşlerden birinin zinasından söz edebilmek için, aralarında bir evlilik ilişkisinin bulunması şarttır. Bu ilişkinin geçerli veya butlanla sakatlanmış bir evlilikten doğmuş olmasının hiçbir önemi yoktur. Karı veya kocanın evlilikten önce yahut evliliğin ortadan kalkmasından sonra ayrı cinsten bir kişiyle cinsel ilişkide bulunmuş olması zina sayılmaz.

Bununla birlikte, evlilik birliği devam ettiği sürece ayrılık, gaiplik, boşanma davası açmış olma gibi durumlarda dahi eşlerin birbirine karşı olan sadakat yükümü devam ettiği için eşlerin başka kişilerle cinsel ilişkide bulunması zina fiilini oluşturur.

b. Başkasıyla Cinsel İlişkide Bulunma  

Zina sebebiyle boşanma davası açılabilmesi için, eşlerden birinin başka bir kimseyle cinsel ilişkide bulunmuş yani cinsel fiilin gerçekleşmiş olması şarttır. Bu cümleden olarak, öğretide cinsel ilişki girişiminde bulunmak, örneğin flört, mektuplaşma, cinsel ilişki gerçekleşmeksizin yakın bedeni temaslar, sevişme, öpme ve sarılma biçimindeki davranışlar zina sayılamamaktadır.  Ancak Yargıtay aksi görüştedir. Yine bir eşin aynı cinsten bir kimse ile cinsel ilişkide bulunması da zina kavramı içinde değerlendirilmemektedir. Ancak öğretide bu davranışların da örneğin haysiyetsiz yaşam sürme gibi boşanma sebebi teşkil edebileceği belirtilmektedir.

Kadın veya kocanın böyle tek bir cinsel ilişkisi dahi zina teşkil eder. Bununla birlikte zina Türk Ceza Kanunu bakımından suç olmaktan çıkarılmıştır.

c. Zina Edenin Kusurlu Olması

Bir eşin kusuru olmadan böyle bir ilişkide bulunması, örneğin kadının kaçırılarak zorla tecavüze uğraması ve bunun gibi irade dışı durumların zina sayılmayacağı düşünülmektedir.

 2. Aldatmanın İspatı  

Zina fiili iki kişi arasında büyük bir gizlilikle oluşmaktadır. Bu sebeple ispat edilen çeşitli olayla ve olgular bir zinanın bulunduğu konusunda hakime kanaat verdiği takdirde hakim zina suçüstü tespit edilmiş olmasa bile boşanmaya karar verir. Nitekim Yargıtay, başka bir erkeğin uzun süre eve alınmasını  zinanın varlığı hakkında karine saymış ve boşanma kararı vermiştir. Bunun yanında telefonla görüşme, mesaj gönderme ve bu kişinin arabasına binmeyi zinaya delalet eden davranış olarak görmemiştir.

Bunun yanında davalının zina yaptığını ikrar(kabul) etmesi, hakimi bağlamaz. Yani açılan bir davada, diğer delillerle hakim davalının zina yaptığına ikna olmazsa bu sebeple boşanmaya karar vermeyebilir.

Bununla birlikte davalının zina ettiğini kabul etmesi ile açılan boşanma davasını kabul etmesi birbirinden farklı durumlardır. Davalı zina ettiğini kabul etmeksizin açılan boşanma davasını kabul edebilir. Davalının boşanma davasını kabul etmesi halinde anlaşmalı boşanma davası hükümleri uygulanacaktır. Yine açılan davada zina yanında evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması sebebine de dayanılmış olması halinde, zinanın ispatlanamadığı durumlarda genel boşanma sebebi olan evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olup olmadığı incelenerek bu sebebe göre boşanma kararı da verilebilir.

Davacının da zina yapmış olması davalının zina fiiline dayanılarak boşanma kararı verilmesine engel olmaz. Zina sabit olursa hakim boşanmaya karar verir, ayrıca zinanın evlilik birliğini sarsıp sarsmadığı, müşterek hayatı çekilmez kılıp kılmadığı araştırılmayacaktır.

 3. Dava Hakkının Düşmesi 

 a. Hak düşürücü sürenin dolması  

Medeni Kanun 161/2’ye göre “davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.”

Buna göre iki tane süre bulunmaktadır. Birinci süre eşin, eşinin zina yaptığını öğrendiği tarihten itibaren altı aydır. Bu sürenin geçmesi halinde dava hakkı düşer. İkinci süre ise zina fiilinden itibaren beş yıldır. Zinadan itibaren beş yıllık sürenin dolması halinde yine dava hakkı düşer.

Zina devam etmişse, her zina fiilinden itibaren yeni bir dava hakkı vardır. Yani ilk fiilden itibaren beş yıl dolmuş olsa bile en sonuncusundan itibaren süre dolmamışsa boşanma davası açma hakkı vardır.

Sürenin dolması nedeniyle zinaya dayalı boşanma davası açma hakkı düşmüş olsa bile, bu zina geçimsizliğe sebep olmuşsa, bu nedenle boşanma davası açılabilir.

b. Af  

Medeni Kanun 161/3’e göre “affeden tarafın dava hakkı yoktur”. Dava hakkı olan eş, zina yapmış olan eşini affederse dava hakkı ortadan kalkmış olur. Af, zinanın işlenmesinden sonra, diğer eşin, bu kabahati bağışladığını açıklamasıdır. Bu nedenle henüz fiil işlenmeden bu fiile razı olma ya da muvafakat etme, af kapsamına girmez. Bununla birlikte muvafakat, eşi zinaya teşvik etme şeklinde olmuşsa bu davranışa rağmen boşanma davası açılması hakkın kötüye kullanılması teşkil edebilir ve bu nedenle açılmış dava reddedilebilir. Yargıtay, eşlerin birbirinin zinasına razı olmalarını ahlaka aykırı bulmakta ve bunu af mahiyetinde görmemektedir.

Af iradesinin açıklanması açık olabileceği gibi zımnî de olabilir. Ancak zımnî iradeden bahsedebilmek için eşin davranışlarından af iradesi tereddütsüz anlaşılmalıdır. Af, mutlaka affeden eşin serbest iradesinin ürünü olmalı, yani aldatma yahut korkutma yoluyla elde edilmemiş olmalıdır. Bununla birlikte zinayı öğrenmesine karşın eşi ile müşterek hayata devam etmek mutlaka af anlamına gelmez.

Ziynet Eşyaları Alacağı Davası Nasıl Açılır, Nasıl İspatlanır?

ZİYNET EŞYALARI DAVASINDA BİLİNMESİ GEREKEN HER ŞEY

Ziynet eşyaları davasında ödenmesi gereken harç miktarı nasıl belirlenir?

Ziynet eşyaları boşanma davasının eki niteliğinde değildir. Bu sebeple ziynet eşyaları peşin ve nisbî harca tabidir. Ziynet eşyalarının iadesi için açılacak davada harç miktarı, ziynetlerin değeri üzerinden (2016 yılı için binde 68,31) belirlenir.

Ziynet eşyası davası, boşanmalarda en çok karşılaşılan davalardandır
Ziynet eşyası davası, boşanmalarda en çok karşılaşılan davalardandır

Ziynet eşyalarının iadesi için dava hangi mahkemede açılır?

Ziynet eşyaları Medeni Kanunun ikinci kitabında düzenlenmiştir. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’ un 4. maddesi gereği aile mahkemelerinin görev alanına girmektedir.

Yetkili mahkeme ise genel yetkili mahkeme olan davalının yerleşim yeri mahkemesidir.

Ziynet alacağı davası açmak için mal rejiminin sona ermesine gerek yoktur. Her zaman ziynet eşyaları için dava açmak mümkündür.

Uygulamada boşanma davası ile birlikte açılabildiği gibi, ayrı bir dava olarak da açıldığı görülmektedir.

Ziynetlerin hukuki niteliği nedir?

Ziynet eşyaları kişisel maldır. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 05.02.2009 tarihli 2007/16899 Esas 2009/1539 Karar sayılı kararında ziynet talebinin TMK 220/1 kapsamında kişisel mal niteliğinde olduğunu bu sebeple Türk Medeni Kanunu’ nun 225/2. madde hükmünün uygulama olanağının bulunmadığı yönündedir.

Türk Medeni Kanunu’ nun 220. Maddesi şu şekildedir;

 “Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:

1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,

2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,

3. Manevî tazminat alacakları,

4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.”

Ziynet eşyası alacağı nasıl ispat edilir?

Belli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden eş, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.( TMK m. 222/1)

Bu sebeple ziynet eşyasının kendisinin olduğunu ve karşı tarafta kaldığını iddia eden eş bunu ispat etmelidir.

Ancak davada, iddialar karşılaştırıldığında kimin ispat yükü altında bulunduğunun tespiti her zaman kolay olmamaktadır.

Nitekim Yargıtay ziynet alacağı davasında ispat yükü için bir içtihat geliştirmiştir:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 24.05.2004 tarihli 2004/5985 Esas 2004/6650 Karar sayılı kararında hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit (ziynet eşyaları) eşyanın kadın üzerinde taşınması ya da evde saklanmış, muhafaza edilmiş bulunması yönündedir.

Ziynet eşyalarının erkeğin zilyetliğine terk edilmiş olmasını hayatın olağan akışına ters bulmuştur. Söz konusu eşyaların rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen götürebilen eşyalar olması sebebiyle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürüp gizlemesinin her zaman mümkün olduğu görüşündedir. Bu sebeple kadın,  evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu evde kaldığını ispat yükü altındadır.

Evlenme sırasında kadına takılan altınlarda erkeğin hakkı var mı?

Evlenme sırasında kadına armağan edilen ziynet eşyaları kim tarafından takılırsa takılsın kadınına bağışlanmış sayılır. İade olunmaz.

Evlenme sırasında erkeğe takılan altınlarda kadının hakkı var mı?

Düğün esnasında erkeğe takılan takılar için ise gerekirse o yöredeki örf ve adet araştırılmalıdır.

Düğün esnasında hediye olarak erkeğe takılan ziynet eşyalarının o yöredeki örf adet gereği erkeğe verilmiş olduğu kabul edilip bu ziynetler daha sonra erkek tarafından kadına bağışlanmışsa bu eşyalar kadına aittir.

Evlilikte biriktirilen altınlar kime aittir?

Evlilik birliğinin devamı süresince eşlerden biri tarafından diğerine alınan ziynet eşyası bağışlanmış sayılır.

Ziynet alacağı davasında davacı ziynet eşyalarının rızası dışında elinden alındığı iddia edilen eş tarafından açılabilir. Davalı ise diğer eş olabileceği gibi 3. kişi de olabilir.

Fakat üçüncü kişiye dava açabilmek kural olarak 3. Kişinin karı koca ile birlikte oturuyor olması, dava konusu ziynet eşyaları hakkında muaraza çıkarması ya da sorumlu olduğuna ilişkin bir delil bulunması gerekmektedir.

Erkek, hediye ettiklerini kadından geri alabilir mi?

Erkek, bağışlamış olduğu ziynet eşyalarına yönelik olarak Borçlar Kanunu 295 ve devamı maddeleri kapsamındaki koşulların bulunması halinde kadına bağışlamadan rücu davası açabilecektir.

Borçlar Kanunu madde 295 şu şekildedir:

Bağışlayan, aşağıdaki durumlardan biri gerçekleşmişse, elden bağışlamayı veya yerine getirdiği bağışlama sözünü geri alabilir ve bağışlananın istem tarihindeki zenginleşmesi ölçüsünde, bağışlama konusunun geri verilmesini isteyebilir:

1. Bağışlanan, bağışlayana veya yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse.

2. Bağışlanan, bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranmışsa.

3. Bağışlanan, yüklemeli bağışlamada haklı bir sebep olmaksızın yüklemeyi yerine getirmemişse.”

Koca tarafından açılacak bu davada genel ispat kuralları uygulanacaktır. Hak düşürücü süre olan 1 sene burada boşanmanın kesinleşmesi tarihinden itibaren başlamaktadır.

Yargıtay kadının müşterek konutu haksız olarak terk etmesi, başka bir erkek ile kaçarak meşru olmayan bir ilişki kurması durumlarında bağışlamadan rücu davasında rücu sebeplerinin oluştuğunu kabul etmektedir.

Kadının ziynet eşyalarının, düğün masrafları, kocanın işleri ya da evin müşterek ihtiyaçları vb. durumlar için harcanması durumunda kocanın ziynet eşyalarının geri verilmemek üzere alındığını yani kadının bu ziynetleri bağışladığını kanıtlaması gerekmektedir. Aksi takdirde bu ziynetleri kadına iade ile mükelleftir.

Mahkeme, ziynet eşyalarına ilişkin karar verirken tarafların oturdukları bölgedeki örf ve adeti araştırmalıdır. Nitekim Yargıtay ziynet alacağı davasında örf adet araştırılmadan eksik tahkikatla yapılan yargılamada düğün sırasında erkeğe takılan takının erkeğe ait olduğuna karar verilmesini doğru bulmamıştır. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 26.10.1995 10121/11061)

Ziynetler hangi delillerle ispatlanabilir?

Ziynet alacağı davasında kanıtlama araçları genel olarak şu şekildedir; yemin, ikrar, tanık delili, bilirkişi raporu, teknik kayıtlar( video kayıtları, VCD,DVD,Fotoğraf) çeyiz senedi…

Davada zamanaşımı süresi var mı?

Ziynet eşyalarına ilişkin davada, ziynet eşyalarının varlığının tespit edilmesi durumunda bu husus mülkiyet hakkına ilişkin olup, zamanaşımına tabi değildir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 06.03.2003 tarihli 11533/2380 sayılı kararında ziynet eşyalarının misli eşya olduğunu ve misli eşyanın da aynı cins ve nitelikteki başka emsali ile yerine konulabilmesinin olanaklı oluşu sebebiyle artık zamanaşımı süresinden söz edilemeyeceği belirtmiştir.

Fakat ziynet alacağı davasında dava konusu eşyaların var olduğu tespit edilemezse istem tazminata ilişkin olduğundan Borçlar Kanunu kapsamında 10 yıllık zamanaşımına tabi olacaktır. Bu zamanaşımı süresi hesaplanırken Borçlar Kanunu’ nun 153. Maddesi göz önünde bulundurulmalıdır. Bilindiği üzere evlilik süresince eşlerin birbirinden olan alacakları için zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz, başladıysa durur.

Davada faiz istenir mi?

Ziynet alacağı davasında faize dava tarihinden itibaren hükmedilmelidir. Islah yapılması durumunda ıslah tarihinden itibaren faiz uygulanmalıdır.

Faiz istemi mahkeme faize hükmedemez. Faiz talebi olması halinde ise yasal faiz uygulanmalıdır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 297/2 gereği hükmün sonuç kısmında taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık ve şüpheye yer vermeyecek şekilde gösterilmesi gerekir. Bu nedenle hüküm kısmında dava konusu ziynet eşyalarının cinsi, niteliği, miktarı ve değerini duraksamaya yer vermeyecek şekilde mahkeme tarafından tespit ettirilmelidir. Mahkeme hüküm kısmında herhangi bir belgeye atıf yaparak karar veremez.