Etiket arşivi: boşanma sebepleri

Kadına “boş ol” demek boşanma sebebi olabilir mi?

Boşanma Avukatı AnkaraHerkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Kimse, dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Bununla birlikte Yargıtay uygulamasında dinsel boşamada bulunmak ( kocanın karısına üç defa “boş ol” demesi) sosyal şiddete yönelik davranışlardan sayılmakta ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılacak davada boşanma sebeplerinden olarak sayılmaktadır.

Burada boşanma davası açma hakkı dinsel boşanmada bulunan tarafa değil, diğer tarafa aittir. Dinsel boşama halinde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizliğin mevcut ve sabit olduğu, bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmediği ve boşanma kararının verilmesi gerekliliği Yargıtay tarafından kabul edilmektedir.

Muska, büyü, fal işleriyle uğraşmak boşanma davası açma hakkı verir mi?

Boşanma Avukatı AnkaraBoşanma davalarının çok büyük bir kısmı eski kanunda şiddetli geçimsizlik olarak tarif edilen, yeni Medeni Kanun’da evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi ile açılmaktadır. Bir sebebin boşanma sebebi olarak sayılması için ortak hayatının sürdürülmesini çekilmez hale getirmiş olması kıstası aranmaktadır. Yargıtay bir kararında, büyü, muska, fal işleri ile uğraşan davacının annesine şiddet uygulayan, eve almayan, kovan davacı eşine şiddet uygulayıp hakaret eden davalı kadını da kusurlu bulup taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunduğuna karar vermiş ve bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın kanunen mümkün görülmediğini tespit ederek boşanmaya hükmedilmesini istemiştir.

Ayrı Evde Yaşamak Boşanma Sebebi Olabilir mi?

Uzun Süredir Ayrı Evde Yaşamak Boşanma Sebebi Olabilir mi?

 

Anlaşmalı Boşanma DavasıKimi durumlarda eşler aynı evde yaşamayabilir, örneğin tayin, atama işleri nedeniyle yahut eğitim için eşlerin birbirinden ayrı evlerde yaşaması söz konusu olabilir. Bunlarla birlikte eşlerin aynı şehirlerde yaşamasına karşın ayrı ev tuttukları ve bu şekilde yaşamlarını sürdürdükleri görülmektedir. Eşlerin evlendikten sonra aralarında başgösteren anlaşmazlıklar neticesinde evlerini ayırmaları ve tekrar biraraya gelmemeleri halinde ne olur? Bu eşler, ne kadar süre ayrı yaşarlarsa boşanma hakkını elde edebilirler? Bu ve buna benzer sorular, tarafıma çokça sorulmaktadır. Evi ayırdıktan sonra hemen boşanma davası açmayıp, 2, 4 hatta 15 yıl sonra boşanma davasını açmaya karar veren kişilerin bulunması şaşırtıcı gelse de esasında toplumda oldukça yaygındır. Ayrı eş yaşayan eşin, nikahsız beraberlikleri ve bu beraberliklerinden çocukları da bulunabilmektedir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’muzun 171. madde hükmüne göre hakim, boşanma davası için başvurmuş tarafların boşanmasına değil ayrı yaşamalarına da karar verebilir. Hakim, ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için hükmedebilir. Hakim tarafından takdir edilen bu ayrılık, sürenin bitimi ile kendiliğinden sona erer. Bunun gibi, reddedilen boşanma davasından sonra üç yıllık sürenin geçmesine rağmen bu süre içinde eşlerin yeniden bir araya gelememeleri, ortak hayatın yeniden kurulamaması halinde, eşlerden her biri Medeni Kanun’un 166/4 maddesine göre boşanma davası açabilir.

Boşanma hukukumuzda “eşlerin ayrı yaşaması” bu hallerde sonuç doğurmaktadır, bu durumun dışında ayrı yaşama tek başına boşanma sebebi değildir. Boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin eşlerin ortak hayatı sürdürmeleri beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Ortak hayatın eşler için çekilmez derecede temelinden sarsıldığı genel olarak tanık beyanları ile tespit olunmaktadır.

Boşanma Sebepleri – Manevi Tazminat

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 1993/510
K. 1993/2020
T. 2.3.1993
• MANEVİ TAZMİNAT DAVASI ( Boşanmaya Neden Olayların Kabahatsiz Eşin Kişisel Menfaatlerini Ağır Surette Haleldar Etmesi Nedeniyle )
• BOŞANMAYA NEDEN OLAN OLAYLAR ( Kabahatsiz Eşin Kişisel Menfaatlerini Ağır Surette Haleldar Etmesi Durumunda Hakimin Manevi Tazminata Hükmedebilmesi )
• ZAMANAŞIMI ( Boşanma Kararının Kesinleşmesinden İtibaren Bir Yıl İçinde Tazminat Davasının Açılmasının Gerekmesi )
818/m.60,61,125
743/m.5,125,143

ÖZET : Boşanmaya neden olan olaylar kabahatsiz eşin kişisel manfaatlerini ağır surette haleldar etmiş ise, hakim manevi tazminata hükmedebilir. Hükmün yargıtay incelemesi sonunda bozma kapsamı dışında kalan bölümleri bağımsız olarak infaz kabiliyeti taşıdığından ve yeniden incelenmesi, değiştirilmesi mümkün olmadığından kesinleşir. Böylece zamanaşımı, bu tarihten itibaren işlemeye başlar. Boşanma nedenine dayanan maddi veya tazminat istemleri borçlar kanununun 60. Maddesinde gösterilen bir yıllık zaman aşımına tabidir.

DAVA : H.Ş. ile M.Ş. arasındaki tazminat davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün temyizen müraüfaa icrası suretiyle tetkiki davalı, temyizen tetkikide davacı tarafından istenilmekle, duruşma için tayin olunan bugün duruşmalı temyiz eden tebligata rağmen gelmedi. Diğer temyiz eden vekili Av. E.A. geldi. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : “Boşanmaya sebebiyet vermiş olan hadiseler kabahatsiz karı veya kocanın şahsi menfaatlerini ağır bir surette haleldar etmiş ise, hakim manevi tazminat namıyla muayyen bir meblağ dahi hükmedebilir.” ( M.K.143/2 )

1- Kabahatsiz eşin, isteyebileceği manevi tazminata ilişkin davanın zaman aşımını tayin tesbit için her şeyden önce evlilik ilişkisi ile söz konusu tazminatın niteliğini ortaya koymak gerekir.

Evlenme bir akit isede bu akit tesirini ve sonucunu ani oluşturur. evlenme ile evlilik ilişkisi kurulmuş olur. İşte evlilik ilişkisi içinde bulunan eşlerin birbirlerine karşı hak ve mükellefiyetleri akti ilişkiden bağımsız olup çok yerde kanunda düzenlenmiştir. Bu sebepledirki eşlerin kanunla düzenlenen hak ve mükellefiyetleri ihlal akte risyetsizlik müeyyideleri ile değil, özel düzenlemelerle hükme bağlanmıştır. Böylece evlilik içinde eşlerin biri birine karşı davranışlarını Medeni Kanunun 5. maddesi göndermesi yolu ile Borçlar Kanunun 61. ve müteakip maddeleri bu arada aynı kanunun 125. maddesi çerçevesinde mütelaa etmek mümkün değildir.

Medeni Kanunun 143/2. maddesinde mümeyyidelendirilen olay, boşanmaya sebebiyet verme olayı değildir. Manevi tazminatı gerektiren boşanmaya sebebiyet veren olmayın aynı zamanda kabahatsiz eşin şahsi menfaatlerinin ağır bir suretle haleldar edilmesidir. Şu halde burada bir haksız fiilden söz edildiğini kabul etmek yanlış olmayacaktır. Dairemizin 7.9.1990 tarihli ve 3059/8653 sayılı kararında ifade edildiği üzere kanun vazı bu hükümde mevsuf bir haksız fiil müeyyidesini ortaya koymuştur. Öte yandan 22.1.1988 tarihli 5/1 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı gerekçesinde açıklandığı gibi, davanın zaman aşımı süresine tabi olduğu kuşkusuzdur. Bütün bu açıklamalar çerçevesinde boşanmaya sebep olan olaylar sebebiyle şahsi menfaatleri ağır ihlale uğrayan eşin açacağı davanın Borçlar Kanunun 60. maddesinde belirtilen bir yıllık zaman aşımına tabi olduğu, sürenin boşanma hükmün kesinleştiği tarihten işlemeye başlayacağını kabul etmek gerektiğine üyelerden N.T.’un muhalefetiyle ve oyçokluğuyla karar verildikten sonra somut olayın incelenmesine geçildi.

2- Taraflar, kocanın açtığı dava sonunda boşanmışlardır. 20.6.1989 tarihli kararda tarafların Medeni Kanuna 3444 sayılı kanuna eklenen geçici 1. madde uyarınca boşanmaları, 40.000.000 TL. maddi tazminatın davanın davacısı kocadan alınıp, davalısına verilmesi hükme bağlanmıştır. Kararın temyizi üzerine maddi tazminata ilişkin bölümünün bozulduğu, boşanmaya yönelik temyiz itirazlarının red edildiği, karar düzeltme isteminin 12.11.1990 gününde red edildiği daha sonra maddi tazminat isteminin red edildiği, karar düzeltme isteminin 12.11.1990 gününde red edildiği daha sonra maddi tazminat isteminin red edildiği taraflara en son 13.3.1991 gününde tebliğ edildiği bu davanın 17.1.1992 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.

Davada boşanma hükmünün kesinleştiği tarihin belirlenmesi önem kazanmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.3.1992 günlü 121/197 sayılı kararında açıklandığı üzere, hükmün Yargıtay incelemesi sonunda bozma kapsamıdışında kalan bölümleri bağımsız olarak infaz kabiliyeti taşıdığından ve yeniden incelenmesi, değiştirilmesi mümkün olmadığından kesinleşir. Böylece boşanma hükmü 12.11.1990 tarihinde kesinleşmiştir. 17.1.1992 tarihinde açılan bu davada zaman aşımı tahakkuk ettiğinden davanın reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Davalının temyiz itirazının kabulü ile hükmün açıklanan sebeple BOZULMASINA, diğer yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına 2.3.1993 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞIOY YAZISI

Karar iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması, red ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sbep ile hükmün sonucunu ve kanun yollarını açıklar ( HUMK.388/3/4 ). Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangibir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. ( HUMK. 388/son ). Mahkeme, talep olmasa bile yargılama masraflarına ve bu meyanda vekalet ücretine resen hükmetmekle mükelleftir ( HUMK.426. maddesi ve 29.5.1957 gün ve 4-16 sayılı Yargıtay İçtihadı birleştirme kararı ). Hüküm davacı esasından halleden, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdiren, yazılıp hakim ve tutanak katibi tarafından imzalanan kararlardır ( HUMK.389-390 ). Değişik bir anlatımla, delillerin tahlili ile dava ve savunmaya hakim tarafından verilen cevaplarla; taraflara yüklenen borç ve tanınan haklarla; dava masrafı ve vekalet ücreti gösteren; yazılı ve imzalı bir bütünü ifade etmektedir.

Nihai kararlara ( hükümlere ) karşı temyiz yoluna gitme imkanının bulunması halinde temyiz incelenmesinin ne surette yapılacağı HUMK.nun 427 ve müteakip maddeleri ile 2797 sayılı Yargıtay Kanununda gösterilmiştir. Yargıtay, Kanunun uygulanmasında yanlışlık bulunması halinde HÜKMÜ BOZAR ( HUMK.428 ). Bozmayı gerektiren yanılgı yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyecek nitelikte ise Yargıtay HÜKMÜ değiştirilerek ve düzelterek onayabilir ( HUMK.nun 438/7 ). Kanuna aykırılık yoksa hüküm onanır ( HUMK. 442/A ). Çok tabiiki yargıtay kararları da HUMK. 388. ve müteakip maddelerinde açıklandığı biçimde hiçbir tereddüt yaratmayacak nitelikte olmalıdır. Şu halde bir hükmün tamamının veya bir kısmının zimnen onandığı veya zımmen kesinleştiği yönünde bir kabul açıklık ve netlik prensibi ile bağdışmaz.

Nitekim HUMK.nun 388 ve müteakip maddelerine benzer hükümleri muhtevi olan CMUK.268/4. maddesini uygulayan Yargıtay Ceza Genel Kurulu yerine getirilme yeteneğini yitirmiştir. Hükmün bu unsurları ile yeniden kurulması gerekir”; 24.1.1983 günlü ve 486-6 sayılı kararında” verilen hükmün kesinleşmesi için özel dairece serahattan onama tabirinin kullanılması yasa gereğidir”. Yargıtay 5. Ceza Dairesi “bozma önceki hükmü ortadan kaldırmış bulunmasına göre.. gerekçe gösterilmek suretiyle yeniden hüküm kurulmalı “denmek suretiyle yeniden hüküm kurulmalı “denmek suretiyle hükmün bir bütün oluşturduğu bozma ile tümü itibariyle hüküm olma niteliğini kaybettiği açık bir şekilde kabul edilmiştir.

Yüksek Yargıtay 4.2.1959 gün ve 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında: Bir kararın bozulması ve mahkemenin bozma kararına uyması halinde bozulan kararın bozma sebeplerinin şumulu dışında kalmış cihetlerinin kesinleşmiş sayılması davaların uzamasının önlemeli maksadıyla kabul edilmiş çok önemli bir usul hükmüdür… o konunun bozma sebebi sayılmamış ve başka sebeplere dayanan bozma kararına mahkemenin uymuş olması, tarafların birinin yararına usuli müktesap hak meydana getirir”.9.5.1960 günlü ve 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında da; “Usule ait müktesap hakkın diğer bir şekli de bazı konuların Yargıtay Dairesinin bozma kararının şumulü dışında kalarak kesinleşmesi ile meydana gelir”demek suretiyle açık bir şekilde hükmün bir bütün olduğuna Yargıtay kararının şumulü dışında kalan bölümlerin kesin hüküm değilde usuli kazanılmış hak olacağına işaret edilmiştir. Bu görüş Yüksek Yargıtay 11. Hukuk Ticaret ) Dairesinin 28.2.1958 günl 542-558 sayılı kararındada benimsenmiştir. Yukarıda açıklanan İçtihadı birleştirme kararının bağlayıcılığı sebebiyle kararda temyiz edilmeyen bölümlerle, Yargıtay bozması kapsamında olmayan bölümlerin kesin hüküm olamıyacağına bilimsel görüşlerde de yer verilmiştir. ( Prof. Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü 1984/cilt 4 sh. 3424-3431 ve devamı Prof. İ.P. Medeni Usul Hukuku dersleri 1975, Sh. 763 ve devamı; Prof. S.Ü. Medeni Yargılama hukuku 1977 Sh.87 ve devamı ),

Bu izahdan çıkan netice itibariyle hüküm bir bütün oluşturur. Hükme bağlanan taraflara yüklenen borçlar ile tanınan hakların bir bölümünün temyiz edilmemesi veya temyiz edilipte ancak bir bölümünün bozma sebebi yapılması halinde temyiz edilmeyen veya bozma kapsamı dışında kalan kısımlar ( konular ) lehine olan taraf için usuli kazanılmış hak oluşturur. Dava tümü ile derdesttir. Temyiz konusu olmayan veya bozma kapsamı dışında kalan kısımlar ( konular ) hakkındaki hüküm bölümünün kesin hüküm teşkil ettiği yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Taraflar arasındaki boşanma davasında oluşturulan 20.6.1989 tarihli boşanma ve maddi tazminat ödenmesine ilişkin hükmün boşanma yönüne ilişkin temyiz itirazı red edilmiş, hükmün bu bölümü onanmamıştır. Hüküm maddi tazminat yönünden bozulmuştur. Boşanma davacı bakımından kazanılmış hak olmuş, fakat davanın tamamına ilişkin olarak 28.3.1991 tarihinde kesinleşmiştir. 17.1.1992 tarihinde açılan bu davada Borçlar Kanunun 60. maddesinde gösterilen zamanaşımı dolmamıştır. İşin diğer yönlerinin incelenmesi gerekir. Aksi yönde oluşan çoğunluk düşüncesine katılmıyoruz.

KARŞIOY YAZISI

Evlilik iki ayrı cinsiyetin kendi aralarında kurdukları yasalarcada tanınıp korunan ve toplumun temelini oluşturan geçerli makbul bir beraberlik olup, ahlaki, sosyal ve hukuki bir kurumdur. Bu kurumun alelade bir borçlar hukuku sözleşmesi olarak nitelemek mümkün değildir. Yasa evlenme ve boşanma ile doğan hakları ve yükümlülükleri ayrı ayrı olmak üzere özenle düzenlemiş, bu ilişkiye zaman zaman hakimin müdahale ederek aksayan yönlerini düzeltmesini öngörmüştür. Olayımızı ilgilendiren ödence olayıda boşanmanın eki ( fer’i ) olarak yasaca özel olarak düzenlenmiştir. Bu özel düzenleme genel düzenlemeyi içeren Borçlar Kanunu 49. Medeni Kanun m.24 maddeleriyle düzenleme ile aynı koşullara tabi tutulamaz. Burada gözden uzak tutulmaması gereken kamu ödencenin istenebilmesi için, boşanma ile kusursuz eşin uğradığı maddi ve manevi zarar arasında sıkı sıkıya bağımlı bir nedensenliğin ( illiyet ) bulunmasıdır. Sözü edilen nedensenlik Borçlar Kanunu 41. madde ile belirlenen nedensenlikle aynı değildir. Öyle olsaydı yasa koyucu ayrıca bu konuda özel hüküm düzenleme gereğini duymazdı. O halde özel düzenlemede ( M:K.m. 143 ) amaçlanan nedensenlik aile hukukunun özelliklerine uygun olan ve haksız eylem dışında düşünülmesi gereken bir bağdır. ( Velidedeoğlu, H.V.T.M.H.2.cilt Aile Hukuku 5. baskı 1965 İst. Sh. 257, 258 V.d. ) manevi ödence için kusursuz eşin kişisel yararlarının ağır biçimde zedelenmiş olması önemli olup, kusurlu eşin kusurunun özel ağırlığı önem taşımamaktadır. Boşanmaya neden olan olayda kusurlu olması yeterlidir. Boşanma olayı akıl hastalığına veya kusura dayanmayan şiddetli geçimsizliklerde kusursuzluk esas olduğundan ödence istenmesi mümkün olmaz. Ancak Borçlar Kanunu 54. maddesi gereği hakkaniyet gerektiriyorsa hakim temyiz gücünden yoksun olan bir kimseyi sebebiyet verdiği zararın tümünden veya bir bölümünden sorumlu tutulabilir. Görüldüğü gibi Borçlar Kanunundan kaynaklanan sorumluluk ile Medeni Kanunun aile hukukuna ilişkin düzenlenmesinden kaynaklanan sorumluluk arasında açık farklılıklar bulunmaktadır. Hakkında özel hüküm bulunan konularda genel hükümler uygulanmaz. Diğer yönden hakkında başkaca özel hüküm bulunmayan hallerde bir dava on senelik zaman aşımına tabidir.

( M.K.m.5; B.K.m.125 ) Yasal bir düzenleme olan boşanma olayı ile ilintili olan ödence isteğinin haksız fiil olarak değerlendirilmesi ve haksız fiiller için düzenlenen zaman ve faili öğrenme ile başlayan Borçlar Kanunu 60. maddesiyle öngörülen 1 yıllık zaman aşımına tabi tutulması şeklindeki bir düşünceye katılmıyorum. Zira boşanmadan önce zararda bellidir, failde bellidir. Sayın çoğunluğun benimsediği görüş zaman aşımını buna rağmen boşanmanın kesinleşmesinden itibaren başlatılmasının karı-koca sırasındaki cebri icra yasağı ve tamamen Borçlar Kanunu hükümlerinden kaynaklanan zaman aşımının işlememesi ile izaha çalışmanında kabul edilebilir yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. Bu düşüncelerle manevi ödence yönünden sonucu itibariyle doğru olan yerel mahkeme kararının onanması gerekir.

yarx

Boşanma Davası – Terk

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2008/20209
K. 2009/1002
T. 29.1.2009
• TERK NEDENİYLE BOŞANMA ( Daha Önce Açılan Boşanma Davasının Reddinin Kesinleşmesinden İtibaren Dört Ay Geçmedikçe Terk Nedeniyle İhtar Çekilmesinin Sonuç Doğurmadığı )
• İHTAR ( Daha Önce Açılan Boşanma Davasının Reddinin Kesinleşmesinden İtibaren Dört Ay Geçmedikçe Terk Nedeniyle İhtar Çekilmesinin Sonuç Doğurmadığı )
• BOŞANMA ( Aleyhine Dava Açılan Eş Ayrı Yaşamak Hakkını Kazandığı – Davanın Reddinin Kesinleşmesinden İtibaren Dört Ay Geçmedikçe Terk Nedeniyle İhtar Çekilmesinin Sonuç Doğurmadığı )
• İHTAR ( Daha Önce Açılan Boşanma Davasının Reddinin Kesinleşmesinden İtibaren Dört Ay Geçmedikçe Terk Nedeniyle İhtar Çekilmesinin Sonuç Doğurmadığı )
4721/m.164
ÖZET : Aleyhine boşanma davası açılan eş, ayrı yaşamak hakkını kazanır. Daha önce açılan boşanma davasının reddinin kesinleşmesinden itibaren dört ay geçmedikçe terk nedeniyle ihtar çekilmesi sonuç doğurmaz.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : İhtarın hukuki sonuç doğurabilmesi için, ihtar isteğinden önceki dört ay içinde kadının, haklı bir sebep olmaksızın birlik dışında yaşadığının gerçekleşmesi gerekir ( TMK 164 ).

Aleyhine boşanma davası açılan eş, ayrı yaşamak hakkını kazanır. Davacının, eşi aleyhine daha önce evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanarak açtığı boşanma davası reddedilmiş, karar 16.03.2006 tarihinde kesinleşmiştir. Bu tarihten itibaren dört ay geçmedikçe ihtar isteğinde bulunulamaz. Dört ay geçmeden ihtar istendiğinden, ihtar kararı sonuç doğurmaz. O halde, davanın reddi gerekirken boşanmaya karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün; açıklanan nedenle ( BOZULMASINA ), bozma nedenine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29.01.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

Boşanma Davası – Sadakat Yükümü

T.C.YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2007/13429 K. 2008/12877 T. 9.10.2008

ÖZET : Davacı-davalı kocanın bir başka kadınla ilişkisinin olduğu bu suretle sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı anlaşılmaktadır. Boşanma sebebi ispatlanmıştır. Kadının açtığı birleşen ayrılık davası, boşanmaya ilişkin olmadığına göre, ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunsa bile isteğin yalnız ayrılığa ilişkin olması durumunda boşanma sebebi ispatlandığında, ayrılık kararı verilir. Boşanma sebebi gerçekleşmiş olmasına rağmen, ayrılığa ilişkin isteğin kabulü yerine, reddedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm davalı-davacı kadın tarafından birleşen ayrılık davası yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacı koca; evlik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanarak boşanma davası, davalı-davacı kadın da ayrılık ( TMK. 170/2. ) davası açmış; davalar birleştirilerek görülmüştür.

Toplanan delillerden, davacı-davalı kocanın bir başka kadınla ilişkisinin olduğu bu suretle sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı anlaşılmaktadır. Boşanma sebebi ispatlanmıştır. Birleşen dava, boşanmaya ilişkin olmadığına göre, ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunsa bile isteğin yalnız ayrılığa ilişkin olması durumunda boşanma sebebi ispatlandığında, ayrılık kararı verilir. ( TMK. 170/3 ) Boşanma sebebi gerçekleşmiş olmasına rağmen, ayrılığa ilişkin isteğin kabulü yerine, yasal olmayan gerekçe ile reddedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalı-davacının nafakanın süresine ilişkin temyiz itirazının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,temyiz peşin harcının istek halinde iadesine işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Boşanma davası – boşanma sebepleri

DAVA : Taraflar arasındaki davanın birleştirilerek yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalı-davacı kadının tüm, davacı-davalı kocanın aşağıdaki bent kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazları yersizdir.

2- Davacı-davalı kocanın davalı-davacı kadını evden uzaklaştırmasına, evin anahtarını değiştirmesine karşılık davalı-davacı kadının aile sırlarını açıkladığı gibi boşanma ve birleşen nafaka davasından sonra bir başkası ile yaşamaya başladığı anlaşılmakla boşanmaya sebep olan olaylarda davalı-davacı kadının ağır kusurlu bulunduğu gerçekleşmekle;

a- Türk Medeni Kanununun 174/1. maddesi mevcut veya beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz yada daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceğini, 186. maddesi, evi birlikte seçeceklerini, birliğin giderlerine güçleri oranlarında emek ve mal varlıkları ile katılacaklarını öngörmüştür. Toplanan delillerden boşanmaya sebep olan olaylarda maddi tazminat isteyen eşin diğerinden daha ziyade kusurlu olmadığı anlaşılmaktadır. Boşanma sonucu bu eş, en azından diğerinin maddi desteğini yitirmiştir. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurları ve hakkaniyet ilkesi ( MK.Md. 4 BK.md.42 ve 44 ) dikkate alınarak davacı-davalı koca yararına uygun miktarda maddi tazminat verilmelidir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir.

b- Türk Medeni Kanununun 174/2 maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davacı-davalı kocanın ağır yada eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları ( TMK. 4, BK. 42, 43, 44, 49 ) dikkate alınarak davacı-davalı koca yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir.

c- Davalı-davacı kadının başkası ile yaşamaya başladığı güne kadar geçerli olacak şekilde tedbir nafakası verilmesi ve bu tarihten sonra davalı-davacı kadına tedbir nafakası verilmemesi gerekirken bu yönün gözetilmemesi doğru bulunmamıştır.

d- Davalı-davacı kadının davadan sonra başkası ile yaşamaya başladığı gerçekleştiğine göre davalı-davacı kadının yoksulluk nafakası isteminin reddine karar verilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün 2/a-b-c-d bentlerinde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, tarafların yargılama gideri ve vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, aşağıda yazılı harcın Hanım’a yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna, temyiz peşin harcının yatıran Mehmet’e geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.12.2006 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY :

Dava dosyasında davalı-davacı kadının boşanma ve birleşen nafaka davasından `sonra` bir başkası ile yaşamaya başladığı konusunda değerli çoğunluk ile aramızda `görüş birliği` vardır.

Çekişme nedir?;

1- DAVADAN SONRA GERÇEKLEŞEN OLAYLAR KUSUR BELİRLEMESİNDE DİKKATE ALINABİLİR Mİ?

Dairemin yerleşik uygulamasına göre;

– Her boşanma davası açıldığı gün ki şartlarına tabidir,

– Davadan `sonraki` olaylar boşanma hükmüne esas alınamaz.

( Emsal kararlarımız: Ömer Uğur GENÇCAN, Boşanma Hukuku, Yetkin Yayınevi, Ankara 2006, Kısaltma: GENÇCAN-Boşanma-2, s. 345-346 )

Sadakatsizlik bu konuda acaba bir istisna oluşturur mu? Dairemin yerleşik uygulamasında bu konuda bir istisna yoktur:

`…Her dava açıldığı gün ki şartlarına tabidir. Davadan sonraki hadiseler boşanmaya esas alınamaz. Davalının sadakatsizliğini gösterir, otel kayıtları ve fotoğraflar ‘davadan sonraki’ döneme ilişkindir. Bu davaya esas alınamaz.` Y.2HD, 28.06.2004, 7534-8492, GENÇCAN-Boşanma-2, s. 345, dip not: 1278 )

Dosyada toplanan delillere göre taraflar `eşit` kusurludur. Değerli çoğunluğun davalı-davacı kadını `ağır kusurlu` bulması görüşüne bu sebeplerle katılmıyorum.

O halde davacı-davalı kocaya maddi ve manevi tazminat verilemez. Yerel mahkemenin tarafları eşit kusurlu kabul ederek davacı-davalı kocaya maddi ve manevi tazminat vermemesi bu sebeplerle isabetlidir.

2- KABUL ŞEKLİ BAKIMINDAN

Değerli çoğunluk tarafından bir `zarar oluştuğu` da kanıtlanamamışken ` … koca yararına uygun miktarda maddi tazminat verilmelidir` görüşü sergilenmiştir.

Bilindiği üzere kadının `tam kusurlu oluşu` bile maddi tazminat ödemeye `zorunlu` olduğunun da bir göstergesi/ölçüsü değildir. Bu sebeple kadının kusuruna yönelik düşüncelerin karşı oyumuzu `etkileyen` bir tarafı doğrusu yoktur/olamaz.

Değerli çoğunluğun düşüncesine maddi tazminatın maddi koşullarından olan `zarar` koşulunun. ( Ömer Uğur GENÇCAN, Boşanma Hukuku, Yetkin Yayınevi, Ankara 2006, Kısaltma: GENÇCAN-Boşanma-2, k 4. I, B, 4, a, aa, ccc ) gerçekleştiği dava dosyası içerisinde kanıtlanmadığından koca yararına maddi tazminat ( TMK. m. 174 f. I ) verilemeyeceği gerekçesi ile de katılmıyorum.

Maddi tazminatın `maddi koşullarını` ( Ömer Uğur GENÇCAN, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu, Bilimsel Açıklama-İçtihatlar-İlgili Mevzuat, : I. Cilt ( TMK. m. 1-351 ), Ankara 2004, Kısaltma: GENÇCAN-TMK, s. 943-944 );

– Maddi tazminat isteyenin kusursuz veya daha az kusurlu olması,

– Maddi tazminat istenenin kusurlu olması,

– Zarar,

– Nedensellik bağı,

– Hukuka aykırılık olarak sıralayabiliriz.

TMK. m. 174 f.I hükmüne göre mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanma davasında koşulları varsa `hem kadın hem de koca yararına` maddi tazminat ( TMK. m. 174 f. I ) verilebileceği kuşkusuzdur.

Bu çerçevede/kapsamda dava dosyası incelenecek olursa;

A- MEVCUT MENFAATLER YÖNÜNDEN İRDELEME

Öncelikle belirtmeliyim ki `mevcut menfaatlerin` boşanma yüzünden zedelenmesi dava dosyasında kanıtlanmış değildir.

Bilindiği üzere TMK. m.185-186 hükümleri evliliğin genel hükümleri arasında yer alır. ( GENÇCAN-TMK, s.1068-1082, Ömer Uğur GENÇCAN, `4721 Sayılı Türk Medeni Kanununa Göre Evliliğin Genel Hükümleri`, Yargıtay Dergisi, Cilt:29, Ocak-Nisan 2003, Sayı:1-2, Sayfa:43-49. )

TMK. m.185-186 hükümlerine ilişkin `yoksunluk` tek başına `mevcut menfaatleri` boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir kuralının uygulanmasına bir gerekçe oluşturabilir mi?

TMK. m.185-186 hükümlerine göre `zarar mutlaka vardır/oluşur` anlayışı açılan `her boşanma davasında` sadece davanın kabul edilmesi olgusunu istekte bulunan tarafa ( kadın yada koca ) `otomatik olarak` maddi tazminat ( TMK. m. 174 f. I ) verilmesini gerektirir düşüncesini zorunlu kılar ki Kanun Koyucunun madde metninde yer alan `mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen` sözcüklerine bu takdirde gerek bile kalmaz.

Bu anlayışa göre;

– Zaten menfaatler TMK. m.185-186 hükümlerine göre `zorunlu olarak` zedelenmiştir,

– Zaten kanıtlamaya gerek de yoktur,

– Zaten kanıtlanacak bir olgu da yoktur.

Oysa boşanma davasında maddi tazminat ( TMK. m. 174 f. I ) verilebilmesi için maddi tazminat isteyen eşin mutlaka `maddi bir zararı` ( Bilge ÖZTAN, Aile Hukuku, Ankara-2004, s. 482 ) mevcut olmalı ve bu maddi zarar dava dosyasında `kanıtlanmış` olmalıdır.

Başka bir anlatımla ortada kanıtlanacak/kanıtlanması gereken bir `zarar` olgusu vardır.

Dava dosyasına göre maddi tazminat istenilen davalı kadın;

– Ev hanımı,

– Herhangi bir malvarlığı ve geliri bulunmayan,

– Üstelik ailesinin yardımı ile geçinen bir kişidir.

Görüldüğü üzere maddi tazminat istenilen kadın maddi anlamda `katkısı istenilecek` bir kişi olmayıp aksine başkalarının yardımına muhtaç bir kişidir.

Kadının `varlığı` ile `yokluğu` karşılaştırıldığında maddi tazminat isteyen kocanın sanılanın aksine değil zararı, boşanma sebebiyle elde ettiği bir menfaat ( = Kadının yeme, içme, giyinme, sağlık vs. giderlerinden kurtulma ) söz konusudur ( BGE 114 II 118ff ).

Kocanın boşanma sonucunda kendi hayat standardını kendi kazancı ile sağlayabileceği de ( ÖZTAN, s. 484 ) dosyada ki delillerle belli/açık olduğundan kendisi için maddi tazminat istemine gerek de yoktur.

B- BEKLENEN MENFAATLER YÖNÜNDEN İRDELEME

`Beklenen menfaatler` yönünden ise kocanın statüsü sadece bir beklentiden ( Hoffnung ) ibaret olup `somutlaşmış` bir menfaat bulunmamaktadır. ( Lüchinger/Geiser, Art. 151, n.2, s. 768, Öztan, s. 485 )

Gerek A gerekse B bendinde açıkladığımız gerekçelerle maddi tazminat ( TMK. m. 174 f. I ) isteyen kocanın bu isteminin `reddedilmesi` konusunda yerel mahkeme hakimi ile aramızda `görüş birliği` vardır.

Bu sebeplerle değerli çoğunluğun `farklı görüşüne` katılmıyorum. (T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2006/20936  K. 2006/18363 T. 25.12.2006)

Boşanma Nedenleri

BOŞANMA NEDENLERİ ve MEDENİ KANUNDAKİ AYRIMLAR

yasingirgin netBoşanma nedenleri 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiştir. Boşanma nedenleri, kanuna göre iki şekilde incelenebilir. Buna göre boşanma nedenleri konularına göre özel boşanma nedenleri ve etkilerine göre mutlak boşanma nedenleri ve nisbî boşanma nedenleri olarak ayrımlanmaktadır.

Boşanma nedenleri, her ülkenin kültürüne göre değişiklikler göstermektedir, evrensel geçerliliği olan ilkeler değildir. Farklı kültürlerin farklı boşanma nedenleri bulunmaktadır. Bununla birlikte zina (eşin diğerine sadakatsizliği) ve hayata kast, boşanma nedenleri arasında evrensel niteliğe sahiptir.

Eşler arasında gerçekleşen bazı olaylar, sadece o olgunun kanıtlanması ile boşanma kararı verilmesi için yeterli sayılmakta, bazı olgular ise kanıtlanmasına karşın boşanma kararı verilmesine yeterli olmamaktadır.

Özel boşanma nedenleri, 4721 sayılı Medeni Kanun’da beş maddede düzenlenmiştir. Bunlar:  Boşanma Nedenleri yazısına devam et