Anlaşmalı Boşanma Davası Şartları

Eşlerin Boşanma Konusunda Anlaşmasıyla Açılan Boşanma Davası (Anlaşmalı Boşanma) (TMK 166/3)

TMK 166/3 : “Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır.

Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya hükmolunur. Bu halde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.”

3444 sayılı Kanun ile Medeni Kanunumuzda yapılan değişiklikten önce, eşlerin boşanma konusunda anlaşmaları kanun önünden bir boşanma sebebi sayılmıyordu. Bu nedenle eşler boşanma talebiyle mahkemeye, çoğu zaman doğru olmayan bir boşanma sebebiyle başvuruyorlardı. Bu sebeple kanunumuz değiştirilerek eşlerin anlaşması ile boşanma davası açabilmeleri mümkün kılınmış ancak bu yolun bazı sakıncalarını önlemek için bazı şartlar konulmuştur.

Anlaşmalı Boşanmanın Şartları

Eşlerin boşanma konusunda anlaşmaları, çeşitli şekillerde değerlendirilebilir. 3444 sayılı kanunla yapılan düzenlemeden sonra, eşlerin boşanma konusunda anlaşmış olmalarının evlilik birliğinin temelinden sarsıldığına ve bu durumun müşterek hayatın devamını beklenemez hale getirdiğine dair bir faraziye olarak kabul edilmiştir.

Anlaşma ile başvuru sonucunda boşanma kendiliğinden sağlanamamakta, boşanma kararı verilebilmesi için bir dayanak sebep teşkil etmektedir. Bu nedenle bu sebebe dayanarak boşanmaya karar verilebilmesi için bazı şartların gerçekleşmesi gerekmektedir:

Bu şartlar, kısa süreli (birkaç günlük, birkaç aylık) evlenmeleri önlemeye; tarafların birbirini iyice tanıma fırsatı dahi bulmadan boşanmaya kalkışmalarına imkan vermemeye; geçici kızgınlıklarda verilecek boşanma kararlarını düşünmeye tarafları sevketmeye; baskı altında veya hileli vaatlerle boşanmaya razı olma tehlikesini önlemeye; boşanma nedeni ile özellikle çocukların uğrayacağı zararları asgari düzeye indirmeye yönelik olarak konulmuştur.

1 Evliliğin En Az Bir Yıl Sürmüş Olması

Tarafların birbirini tanımadan, evleneyim yürümezse boşanırım şeklinde düşünmelerini, çok kısa süreli evlenme yapmayı engellemeyi amaçlayan bir şarttır. Bu şart gerçekleşmemişse diğer şartların incelenmesine gerek olmaksızın boşanma davası reddedilir.

2 Eşlerin Birlikte Başvurması

Boşanmak için mahkemeye eşler birlikte başvurmalı veya bir eş diğerinin açtığı boşanma davasını kabul etmelidir.

Bir eşin, diğerinin açtığı davayı kabul etmesi sadece Medeni Kanunun 166. maddesine göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına göre açılmış olan davalarda söz konusu olabilir.

3 Hâkimin Tarafları Bizzat Dinlemesi

Boşanma kararı verebilmek için hâkim tarafları bizzat dinlemek zorundadır.
Bu şart, hâkimin, tarafların boşanma talebinin serbest irade ile verilip verilmediğini kontrol etmesi amacıyla getirilmiştir. Davada taraflar avukatla temsil edilse dahi hâkim tarafları çağırmak ve onları dinlemek zorundadır.
Tarafların dinlenilmesinin umuma açık celselerde yapılması zorunlu değildir. Hâkim tarafları ayrı ayrı veya bir arada celse dışında da dinleyebilir. Eşlerin dinlenildiği tutanakla tespit edilmelidir.

4 Hâkimin Takdir Hakkı

Hâkim tarafları dinledikten sonra boşanma konusunda taraf iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmelidir.
Hâkim, boşanma konusunda anlaşan tarafların bir baskı ,zorlama altında olmadan serbestçe karar verdiklerine kanaat getirmelidir.

5 Boşanmanın Mali Sonuçları Hakkında Anlaşılması

Taraflar sadece boşanmak konusunda değil, boşanmanın mali sonuçları ile çocukların boşanmadan sonraki durumlarının ne olacağı konusunda anlaşmış ve hâkim onlar tarafından yapılan düzenlemeyi uygun bulmuş olmalıdır. Taraflar isterlerse, anlaşmalı boşanma davası için hazırladıkları protokol ile mal rejiminin tasfiyesini de kararlaştırabilirler.

Taraflar, protokol ile boşanmanın mali sonuçları olan maddi taminat, manevi tazminat ve yoksulluk nafakasına ilişkin düzenleme yaparlar.

Taraflar bu sebeplere ilişkin olarak yaptıkları anlaşmayı yazılı veya sözlü olarak hâkime bildirirler. Hâkim tarafların yaptığı düzenlemeyi uygun bulmazsa tarafların ve müşterek çocukların menfaatlerini dikkate alarak taraflarca öngörülen düzenlemede gerekli saydığı değişiklikleri yapabilir. Bu değişiklikler taraflarca da kabul edilirse anlaşma tamamlanmış olur.

Hâkim tarafından da uygun bulunan bir anlaşmaya varılamazsa boşanma talebi reddedilir. Bu sayede müşterek çocukların uğrayacağı zararlar en aza indirilmeye çalışılmıştır.

Hâkimin boşanma talebini reddetmesi, tarafların anlaşarak yeniden başvurmalarına veya tek başlarına başka sebeplerle boşanma davası açmalarına engel olmaz.

Anlaşmalı boşanma davalarında tarafların boşanma protokolü ile kabul ettikleri nafaka yükümlülükleri boşanmadan sonra da açılacak bir dava ile değiştirilebilir. Ancak bunun için tarafların mali durumlarının kendilerinden beklenemeyecek düzeyde değişmiş olması gerekmektedir.

Anlaşmalı Boşanma Davasıyla İlgili Örnek Yargıtay Kararları

1 Evliliğin En Az Bir Yıl Sürmüş Olması

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2009/16482 K. 2010/18312 T. 3.11.2010
“Davacı Seda Demirtaş’ın 09.04.2007 tarihinde davalı Osman Demirtaş aleyhine açtığı boşanma davasının, tarafların boşanma konusunda anlaştıklarına dair beyanları doğrultusunda kabul edildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi ile “Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır” hükmü getirilmiştir.
Dosyadaki nüfus kaydından tarafların 14.06.2006 tarihinde evlendikleri ve davanın açıldığı tarihte henüz bir yıllık sürenin dolmadığı anlaşılmıştır.
Mahkemece, tarafların gösterdikleri delillerin toplanarak, Medeni Kanunu’nun 166/1-2. maddesindeki şartların oluşup oluşmadığı araştırılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesinde öngörülen bir yıllık süre şartı gerçekleşmeden tarafların kabulüne dayanarak boşanmaya karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

2 Tarafların Davayı Kabulünün Sadece Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Nedeni İle Açılan Boşanma Davalarında Söz Konusu olabileceği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2008/8710 K. 2009/10983 T. 8.6.2009
“Davacı koca terk hukuki sebebine dayanarak boşanma davası açmış, mahkemece ilk celse davalının davayı kabul beyanına dayanılarak Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi gereğince tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi, ancak aynı yasanın 166. maddesine dayanılarak açılmış davalarda gerçekleşebilir.

Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesine dayalı açılmış bir dava olmadığı ve usulüne uygun ıslah da bulunmadığı halde, Türk Medeni Kanunu’nun 184/3, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 95/2. maddelerince davalının davayı kabulünün hukuki sonuç doğurmayacağı gözetilmeden boşanmaya karar verilmesi doğru değildir.

Mahkemece taraflara delilleri için süre verilip, bildirdiklerinde toplanarak davanın Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesi çerçevesinde değerlendirilerek sonucu uyarınca karar vermek gerekirken, yazılı şekilde Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi uyarınca hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır.”

3 Hakim Tarafında Da Uygun Bulunan Bir Anlaşmaya Varılamazsa Boşanma Talebinin Reddedileceği

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2009/21191 K. 2010/479 T. 13.1.2010
“Evlilik en az bir yıl sürmüşse, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için hakimin, bizzat tarafları dinleyerek iradelerin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçlan, çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Bu halde tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı ( TMK. md. 184/3 )hükmü uygulanmaz ( TMK. md. 166/3 ).

Taraflar tek bir konuda anlaşamamış olsalar dahi, Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi uyarınca delil toplanmadan karar verilemez. Bu gibi hallerde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde delilleri toplanıp Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin 1, 2 ve 4. fıkralarına göre değerlendirme yapılmalıdır. Bu yön ve Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi şartlarının da oluşmadığı da dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

4 Boşanma Protokolünde Kararlaştırılan Nafakanın Ancak Ekonomik Şartlarda, Tarafların Kendilerinden Beklenemeyecek Derecede Olağanüstü Değişikliklerinin Olması Durumunda Değiştirilebileceği

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2006/5781 K. 2006/9638 T. 11.7.2006
“Davacı vekili dilekçesinde, 500 TL olan yoksulluk nafakasının 200 TTL’ye indirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ise, karşılık davası ile aylık nafaka tutarının 650 TL’ye çıkartılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, asıl davanın kısmen kabulü ile, aylık nafakanın 200 TL’ye indirilmesine, karşılık davanın ise reddine karar verilmiştir. Taraflar dava tarihinden yaklaşık 8 ay kadar önce 1.5.2003 tarihinde anlaşmalı olarak boşanmışlar; bu dava sırasında imzalanan protokolde davalı taraf, davacıya 500 YTL yoksulluk nafakası ödemeyi kabul etmiştir.

Şimdi ise bu dava ile ödeme güçlüğü içinde bulunduğunu ileri sürerek nafakanın indirilmesini talep etmektedir. Davaya konu edilen nafaka, taraflar arasındaki boşanma davası sırasında mahkemece kabul edilen protokol ile belirlendiğine göre taraflar bu protokol esaslarına uymakla yükümlüdürler. Bu protokolün değiştirilebilmesi için, ekonomik şartlarda, tarafların kendilerinden beklenemeyecek derecede olağanüstü değişikliklerinin olması gerekmektedir. Somut olayda, tarafların durumlarında yukarıda açıklanan değişiklikler bulunmayıp, protokolün yapılmasının üzerinden çok kısa bir süre geçmiş olması da düşünüldüğünde, davacının, nafakanın indirilmesi talebinde bulunması, iyiniyet kuralları ile bağdaşmamaktadır. O halde mahkemece, yukarıdaki ilke ve esaslar gözetilerek, asıl davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanlış gerekçeler ile asıl davanın kısmen kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.”

Bilgi paylaştıkça artar...Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on Facebook
Facebook
Share on LinkedIn
Linkedin
Email this to someone
email
Print this page
Print